25 Haziran 2012 Pazartesi

Afedersiniz..!



Bazen,
İyi niyetli oluşuma,
İlgili oluşuma,
Basit duruşuma,
İnsanlara kanışıma
Vefadan vazgeçemeyişime,
İnsan sevgime,
Merhametime,
Ve
Bu internet denen şeye
Afedersiniz..
Tüküresim geliyor..!



23 Haziran 2012 Cumartesi

düşerim gözlerine...


sende yüzmek boğulmak demektir,
yeni bir hayata. 
sende yüzmek susamak demektir,
eşsiz bir kevsere... 
sende yüzmek seni yaşamak demektir,
cennetler misali...

sen bir ''an'' olursun,

geçmesin ister deli gönlüm...
bir dolunay gibi doğarsın içime,
yakamoz olur düşerim denizlerine...
düşerim dizlerine.
ve düşerim gözlerine...




21 Haziran 2012 Perşembe

bir ses ver (video)



Eski yıllardan bana ait olmayan bir şiire ses verdim.
Kayıt güzel olmasa da,
Yeniden okumak yerine,
Burada hatıra saklamak istedim...

19 Haziran 2012 Salı

ah çocuk...


Ah çocuk..
Bazen ne kadar şen-şakrak,
Deli dolu
Ve çılgınsın..
Taşıyorsun, çağlayanlar gibi,
Bendini aşarak ilkbaharlara...
Böyle olmanı seviyorum.

Ah içimin garip çocuğu..

Bazen dudaklarını büküyorsun, yetim gibi,
Ve bunu genelde gün batımı yapmak adetin oldu..!
Ve aynı şarkıyla.
Ve ben seni ne elma şekeri hayallerle,
Ne de umut oyuncaklarıyla kandıramıyorum...

Ah içimin mahzun çocuğu,

Ne olur, ne olur..!
Sakın büyüme...



18 Haziran 2012 Pazartesi

İstanbul'da ezan da başkadır.



Çok kısa olmalı bu yazı..

Özledim..

Üsküdar'da Mihrimah Sultan camii ile Gülnûş Valide Sultan camii arasında karşılıklı paslaşarak okunan ezanları..
Biri okurken diğeri bekliyor, diğeri okurken beriki bekliyor..
Anlatılmaz, yaşanır bir ahenk..
Zamana mühür gibi ezan..
Ahir zamanın koşturmacası içinde, yetmeyen zamanların bereketsizliğine ekilen bir muştu..

Ey İnsan..!

Dur, dinle, düşün ve seni çağıranın huzuruna gel..!
Sen bunun için yaratıldın..!
Ruha şifa..
Ve ille dinlenmeli;
Hûşû ile dinlemeyi beceremiyorsan, hürmet ile dinle..
İnan dindar biri olmasan bile, bu saygın seni cennete götürme vesilesi olabilir...
Aksi de, ne kadar inançlı olursan ol, ezana hürmetin yoksa; ilahi gazap seni yakabilir..!

Allah'ım ezanları, davetini çok seviyorum, bu sevgimi arttır...

Öyle ki, bir ezan zamanı, ezanlar göğe yükselirken,
Ruhuma kanat eyle o ulu daveti..
Bir ezan zamanı, ezan-ı Muhammediyi -saallahü aleyhi vesellem- içime çekerken, çek ruhumu bedenimden..
Haketmesem de, Keremin olur, ikramın olur..
Amin..

16 Haziran 2012 Cumartesi

Bir mi'rac yazısı..


Gül kokusuna hasret yüreklerimiz..
Koku almaz oldu içimiz..
Güller şimdi mahzun..
Biz sefil..
Biz günahkâr, bizler mücrim..
Bugün..
Sen'in (sav) gecen..
Hani Sidre'de kardeşin Cibril,
Buradan öteye bir adım atarsam yanarım dediğinde,
Ben ne ile geçeceğim diye sorduğunda,
''Ben de olmayan bir şeyle Ey Şanlı Peygamber:
- Aşkla..'' 
dediği andan beri, biz aşkı karanlıkta fil bacağına anlam yükleyenler gibi, yükledik şehvet basamaklarımıza..
Bu yüzden bizimkisi ''akıl tutulması'', senin ki Ey Nebi ''aşk'', sana hayran yaşayan mecnunlarının ise ''akıl sarhoşluğu'' idi..
Bu yüzden en büyük melek bile o çizgiyi geçemedi..
Oysa ey gölgesi olmayan Nur (sav) Aşk Sendin, Habibtin..
Sevgililer sevgilisiydin..
Bilinmezlikte, zamansızlıkta, mekânsızlıkta, kelamsızlıkta..
Allah (cc)'a misafir oldun..
Sırlar aleminde, kâinata âlem oldun..
Adına mi'rac denildi ve oradan bizlere, bizi de göklere çıkaracak ''uçan halı'', seccadelerimiz hediye edildi..
Mi'racın kutlu zaten, bize de o kutlu geceden konfetiler düşerse; bizler de nasibimize düşen ile, Sonsuzluk sabahının maverasına açan bahtiyarlar olabileceğiz..
Sonsuz zerreler adedince âli pak ruhunun önünde tâzimle, günâhlâr dilimizin selamlarını kabul buyur, lûtfeyle, kerem eyle..
Aşkın mübarek oldu..

gül kokardı kelamın...



Gülleri çok severdin sen,
Gül gibi koktuğunu düşünürdüm hep...
Gül'e (sav) sevdalıydın sen...
Gül gibi kokardı kelamın...
Gül kardeşliği idi bizimkisi...
Miss gibi hem de akıllım...
Güllerin boynu bükük kaldı...
Güller eskisi gibi kokmuyorlar...





15 Haziran 2012 Cuma

aynı şarkı...



sen ne söylersen söyle..
ben ve kalbim hep aynı şarkıyı söyler olacağız...



14 Haziran 2012 Perşembe

Bir e-posta aldım: '' Kadın olmak.''

Bir e-posta aldım..Yorumsuz sayfamda yer veriyorum :

'' Suçtur kadın olmak.Çünkü herkesin sahip olmak istediği bir bedenin vardır. Korumak zorunda olduğun bir namusun ve sevmeye yasaklı törelerin.

Adam gibi adam derler de, kadın gibi kadın demezler mesela Taş gibi derler. Soğuk olmak zorundadır, hissetmemesi gerekir, iyi gözükmelidir ama öyle çok iddialı da olmaması gerekir. Erkeğin yanında yerini bilmelidir.

Kadın olmak suçtur bu hayatta. Seversin deli derler, sevmezsin kötü derler. Elde ederler basit olursun, elde edemediklerinde konuşmalara meze olursun. Susarsın bir şey bilmiyor derler, susmazsın dili uzun derler.

Erkek olmak doğuştan bir güçtür, kadın olmak eksikliktir, güçsüzlüktür. Eksik etektir kadın Aklı ermez, gözü açılmamalı, sırtından sopa karnından sıpa eksik olmamalıdır. Kadın, şeytana açılan kapıdır çünkü. O kapıyı, kadına açtırtmamalı.

... Oysa erkektir kadını eksik hale getiren, namusunu alıp etek altına iten, inançlarını yok eden. Erkektir bir melekten şeytan yaratmasını bilen.

Kadın olmak eteğini uzun tutmaktır, başkalarının günahlarının bedelini kendisinin ödemesidir.

Kadın yüzeyseldir görünürde ve karmaşıktır erkekten istediği şeylerde Oysa kadın derindir ve derine dalmasını bilen vurgun yeme ihtimalini de göze alabilmelidir.

Cesurdur kadın, erkek gibi tartıp biçmez. Seviyorsa bodoslama atlar, sevdiği için tüm engelleri aşar.
Oysa erkek korkaktır. Ne kadının ilgisini kaybetmek ister ne de ona bir gelecek vaat eder Yedekte tutar. Daha iyisini bulamazsa, elinin altındaki ile idare eder.

Kadın karmaşık gibi gözükür ama istediği üç şey; sevgi, sadakat, dürüstlüktür. ''



1 Haziran 2012 Cuma

Geçmişi anarken...




Arnavut kaldırımlı dar yolların olduğu yıllardı.

İnsanlar daha mert, daha temiz ve daha cömertti, insaniyetten yana..

Televizyon yoktu, tek tük mekanlarda kocaman 2 kanallı sarımtırak, kahverengi radyolar vardı..

Martılar içinde denizde yeterince balık, balıklar için uzun günler vardı..

Filelerle pazarlardan mutlu dönülür, yol boyunca eş dost ile şen sohbetler yapılırdı..

Bir aşık için en büyük olay, sevdiği kızın eline dokunabilmekti..

Yazlık sinemalar, yatsı ezanında beş dakika ara verir; Kartal Tibet ve Filiz Akın'a ağlamış gözler,
ışıkların yanmasıyla hızlıca silinirdi..

Gül sinemasının sahibi Mustafa amcanın ölümü gibi, yazlık sinemalar da birer birer tarih oldular...

Yoğurtçular çıngıraklarla sokak aralarında yoğurt satar, sıvı yağ araba da evlere satışa sunulurdu.

Neşe gazozu, firiko gazoz vazgeçilmezlerdendi.

Şarkılar seni söylerdi ve ben ağlardım...

Şarkılar hala seni söylüyor.