29 Eylül 2012 Cumartesi

damla damla


Hayatta sevdadan yana,
Son bir şansım bile kalmamışken,
Varlığını, ruhunu, nefesini tattıktan sonra,
İmkânsız olduğunu fısıldadı kaderim kulağıma..

Gücüm kalmamıştı artık aşka..

Bahanesi olmalıydı bir şekilde,
Kendimi senden,seni kendimden
Mahrum bırakıp, 
Yokluğa düşüşümün...

Bugün avare dolaştım  sokaklarda,

Kulaklığımda çaresizliğimi anlatan bedbaht şarkılar..!
Sonbahar rüzgârı okşadı bir ara yüzümü,
Sen sandım, irkildim..!
Gözyaşlarımı yüreğime akıttım,
Yetim bir çocuk gibi dudaklarımı bükerek...
Ağladıkça daha bir yalnız,
Daha bir sensiz kaldım,  
Düğüm olmuştum sana,
Düğüm oldu, sensizlik boğazımda,
Çalan şarkıya bile eşlik edemedim..

Sen neler bekledin benden,

Ben işte sonunda bir bahane ile kaçtım senden!
Kaçtım aşktan...
Kaçmıştım çünkü, senden çok  önce yaşamaktan...

Işıltısı kayboldu gözlerimin.
Anladım ki, kalbimin aşka bakan penceresi,
Umutsuzluk tuğlalarıyla örülüp, kapanmış... 
Bu yüzden karanlığıma, kimseleri ortak etmeyişim...

Dalgınım çok, 

Kuru kahveyi cezve yerine fincana,
Aşkımı da sen diye, gönül mahzenime  döktüm..
Damla damla...


28 Eylül 2012 Cuma

Gelen soru : Namaz...


Gelen sorulardan ilkine yer veriyorum..Herkesin baştan sona okumasını özellikle istirham ederim..Soru: ''Yüce dinimizin namazla ile ilgili hükmü nedir, ben namaz kılmayan biriyim ama, geçenlerde namaz kılmayanın cehenneme gideceğini radyoda dinledim..Siz ne dersiniz.''şeklinde..Öncelikle ben din alimi, hoca falan değilim..

Şunu söylemeliyim ki, evet namaz hadis-i şerifte ''Dinin direği'' olarak ifade buyrulmuştur ve çok çok önemli, bizim kimliğimiz; plaka numaramız gibidir..Yani dinen olmazsa olmazlardan..

Buna rağmen, ümitsizlik yok..Allah ile kul arasında olduğundan, ''Neşet Ertaş ve ölüm üzerine'' başlıklı yazımda işaret ettiğim gibi, önce doğru inanç, iman, itikat..

''İzm''lerden ve ''ist''lerden arınmış laik olmayan bir İslam inancın varsa ve dinin bütün emir ve yasaklarına şüphesiz, itirazsız inanmışsan..Yapamadığın kulluğun ile de gönlünde üzüntü varsa; namazı kılmamış olman Allah'ın taktirine kalmıştır..Dilerse affeder, dilerse etmez..Yani ümitsizlik yok..Elbette namaz kılmaya çalışmalıdır..Namaz için seccade, uçan halımızdır..Alır bizi göklere çıkarır...

Her insan doğru bildiğinin alimidir hikmetince ve aslında her Müslümanın bilmesi gereken esaslardan namaz ile ilgili iktibasa yer vererek bu sorunun cevabını vermiş olalım:


"Mücrimlere soracaklar ki, sizi cehenneme koyan şey nedir? "Namaz kılanlardan değil idik" diyecekler." (Müddesir suresi: 43)

"Onlardan sonra Öyle bir nesil geldi ki, Namazı kılmadılar ve şehvetlerine uydular.", "Onlar yakında gayya kuyusuna gireceklerdir." (Meryem suresi, 59)

Namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

''Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.'' (Taberani)

''Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.'' (Taberani)

''Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.'' (İmam Ahmed)

''Allahü Teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım" (Hâkim)

''Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.'' (Gunye)

Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günahtır. Hanbeli’de namazı terk eden küfre düştüğü için, Şafii ve Maliki’de büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

''Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.'' (Beyheki)

''Namaz kılan, kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.'' (Taberani) 

Yukarıdaki hadis-i şerifleri, ehl-i sünnet alimleri şöyle açıklamışlardır:
Dinimizde en büyük günahı işleyen kâfir olmaz. Bunun için namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat namaz, çok önemli bir ibadet olduğu için, namaz kılmayanın imanla ölmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Namaz kılmayanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez. Günahlar da insanı küfre sürükler.Her ne şart altında olursa olsun muhakkak namazı kılmalı!

Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramayacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti isteyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, ''Cenneti isteyip de, Allah’ın yasakladıklarından kaçınmayan, isteğinde yalancıdır'' buyuruluyor. (Beyheki)

Tadil-i erkâna riayet etmek vacibdir. Namazın vaciblerinden biri bilerek terk edilirse, o namazı tekrar kılmak vacib olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkânına riayet etmez, rükû ve secdelerini hakkiyle yerine getirmez. (Vesilet-ün Necat)


27 Eylül 2012 Perşembe

Muhteşem Diziler..!


Dün gece hemen hemen baştan sona denk geldim, izledim nasıl haince hançerlendiğimizi, gülüş cümbüş çay keyfi ile, milletçe..!

Eleştirilerini çok duydum ama, doğrusu okumadım..

Belki de okumamış olmam iyi olmuş..Böylelikle sade ve sadece kendi bakışımı yansıtmış olacağım.

Bildiğim en önemli şey:  46 yıllık hükümdarlığının -dikkat ediniz- yalnızca bir buçuk yılını sarayda geçirdiği, kalan kısmını İlay-ı Kelimetullah, dünya nizamı/adalet için savaş meydanlarında geçiren, tarihin kaydettiği muazzam şahsiyetlerden, değerlerimizden biri, Kanuni Sultan Süleyman..Batılıların dediği gibi Muhteşem Süleyman...Son derece adaletli bir hükümdar olduğu için ''Kanuni'' denilmiş. Kanunlara dine son derce bağlı bir aşık. Ağaçları saran karıncalar için fetva makamına soran derin biri.

Tam dikkat veremeden izlediğim dünkü bölümde sanki Bizans'ı izlediğimi sandım..

Bizans entrikaları, göğsü yarıya kadar açık, sarayın içinde çekinmesizin arz-ı endam eden Padişah yakınları..!

Ve kendisini, hukuksuzca kelle almaya yetkili görenler..Oysa çok iyi biliyoruz ki, İslam hukuku hakimdi ve Padişah bile, keyfe keder, değil kelle almak, bir devlet meselesinde danışma meclisi, şeyhülislam nezareti ve onayında irade beyanı yapabiliyordu..

Her an kılıcın gölgesinde ve entrikalarla dolu iğrenç bir hayat bize lanse edilen, bu dizide..Şehvet ön planda..! Küçücük kız çocuğu, tek başına emirler yağdırıyor, (galiba Padişahın kızlarından biri) yok böyle uyduruk şeyler yahu..

Ne İslâmi bir mesaj, (ki zaten bunu beklemek saflık olur) ne huzur ortamı ve alnı secdelerde insanlar..(Şu gençliğimde romanını okuduğum Huzur Sokağı dizisi gibi..Orada da, mini etekli, kısa şortlu kızlar ön plandaydı, izlemek zaman kaybı onu da..Adamların işi dejenere, diziler yoluyla zihinlerimizde kalan, az ve zayıf güzellikleri de kazımak! )

İç karartıcı ve gazoza ilaç katan tecavüzcü Coşkun tipinde kurgulanmış bir padişah figürü..Ağzının içine giren bıyıkları ile yeni sunulan cariyeye sulanan....

Çok uzun yazmaya gerek yok..Söylemek istediğim şu : Bir dizi çekimi, eğer, milli/dini değerlerimizi ilgilendiriyorsa; parayı veren düdüğü çalamamalı..Bunu denetleyen, takip eden, yaptırım gücü olan bir kurum olmalı.. 

Oynayan dizi değil, oynanan, bizim mazimize hürmetle bağlı genlerimiz...






26 Eylül 2012 Çarşamba

Neşet Ertaş ve ölüm üzerine..

Bazen  uzaydan biri gibi bakıyorum dünyalılara, bazı şeylere anlam vermekte zorlanıyorum..Çok mu cahil kaldım ne..?
Dün de Neşet Ertaş'ı kaybettik..O büyük ozanı ''öteye'' yolcu etme arefesinde yeniden ölüm gerçeği gündemimizde olacağına; yine ölümü öteleyerek, bir kaç gün ustayı anlatarak ölümden, ölümün insanın içini sıkan gerçekliğinden kurtulmuş olacağız (!)

Bir hay-hu içinde hızla başlıyoruz güne ve bir çırpıda akşam oluyor..Haftalar ay, aylar yıl oluyor..Derken işte yıllar da son buluyor..

Yaşlarımıza yaşlar ekleniyor..Hayaller, amaçlar peşinde koşarken; hiç beklenmedik bir şey oluyor..?

Bir anda, aniden, hep okuduğumuz, duyduğumuz, inanıp, iman ettiğimiz ''elçiler'' geliyor..Başlarına ismi Azrail olan büyük melek..

Bir anda alemimiz, boyutumuz değişiyor..

Nasıl olur, daha dün şöyle şöyle konuşmuş, şakalaşmıştık; dediğimiz kişinin öldüğü haberini alıyoruz..

Bir hay-hu (*) içinde onu da çarçabuk toprağa deviriyoruz..Yakınımızsa acısı bir kaç zaman derin, uzaktan birisiyse, ''vah vah''lar ile gündelik yaşama dönmekte zorlanmıyoruz..

Hep söylerim, ateislere: Madem -haşa- Allah yok diyorsun..Ölme o zaman..! Ölüme engel olamıyorsan, ''hayatı da ölümü de yaratan'' gerçeğin sahibine inanmaktan başka çıkışın yok..

''Tamam öyle bir güç var ama...'' diye geçiştirir ve bu en büyük ve senin sonsuzlukta nerede olacağını etkileyecek, belirleyecek biricik meseleyi ciddiyetle enine-boyuna irdeleyip, ''iman edenlerden'' olmayı başaramazsan, o tehdit edile geldiğin cehennem var önünde..Düşünsene, gence yaşlıya bakmadan, yalnızca taktir edilerek sırası geleni, o bir güç dediğin Allah'ın melekleri beden elbisesinden, kozasından uçan kelebek misali çıkarıp götürüyorlar..
O çok sevdiğin beden, cansız kalıyor karşında..Artık konuşmuyor, gülmüyor, hareket etmiyor..Dünyayı versen de bu gidişe engel olamıyorsun işte..

İman da, öyle kuru bir kelime ile olmayacak..İnanılması mecburi/zaruri olanların topyekûn hepsine, inanacak ve bu imana sonu ''izm'' ya da ''ist'' gelen insan (rasyonel) aklının ürünü hiç bir beşeri ideoloji, öğreti (!) katmayacaksın..! Eğer yaşarken son Peygamberi (sav)  haşa salt bir dini öge olarak, yaşamının ritüellerinden sayma gafletine düşer de; O'nu (sav) Kur'ani ifadesiyle (uyulması gereke yegâne ve tek) ''en güzel örnek'' hayatının merkezine almazsan yine bu iman, asla sahih; yani Allah ve Peygamberinin istediği bir inanış olarak seni kurtarmaya yetmeyecektir..

Sekülerizme bulaşmış bir iman, iman değildir..''Efendim dinin yeri ayrı..'' diye ağzından dökülen her geveleme senin aldanışın olacaktır..

Zira Allah ve Peygamberinin yeri, hayatın tam da ayrılmaz merkezidir..Günahkâr olmak suç  ya da hata değildir..Günahta ısrar hata olabilir..Bunu Allah, dilerse affedebilir, bunda ümit çok..Ama iman denen esaslar hata kabul etmez..!

Ömrün geçiyor ve bir kez eline bir ilmihal kitabı alıp baştan sonra ciddiyetle okumadın..Gelsin Elif Şafaklar, gitsin Can Dündar'lar..!

Öleceksin, öleceğiz, öleceğim...
İlkokul kitaplarında bizim zamanımızda ağustos böceği ile karınca hikâyesi vardı, La Fontaine okuma parçası olarak..Beni çok etkilemişti ve hayatım boyunca unutamamıştım. Ağustos böceği yazı saz çalıp şarkı söyleyerek geçirirken, karıncayı da alaya alır; dalgasını geçerdi..Ta ki, kış (ölüm) gelip çatıncaya kadar..Kar yağınca, kış için yuvasına yazdan erzak toplayıp biriktiren karıncanın kapısından eli boş dönmenin hazin dramı gibi olmamalı ölüm bize...

Hani meşhurdur, Hz.Ali (ra) efendimiz, bir ateist ile münazarasında ona özetle :'' Benim dediğim ve iman ettiğim bir Allah var ve ben, bana emredilen dürüst ve temiz bir hayatı yaşıyorum..Ne emrediliyorsa mantıken benim yararıma..Haşa yoksa -ki var- ben ölünce bir şey kaybetmem..Ya varsa -ki var- ey ateist, senin halin ne olacak bunu sen düşün..!

Neşet Ertaş vesilesi ile aklıma ne Bozkırın tezenesi, ne de eserleri geldi..İnşallah göremediğimiz dünyasında sadece ağustos böceği olarak 74 yıl kalmamıştır ''ah yalan dünya''dediği dünyada ve yalan olduğunu bilerek yaşamıştır..

Allah tüm Müslümanlara merhamet etsin, rahmet eylesin..
________________________________________

(*) Hay-hu, bilerek dedim..Halk arasında hay-huy denilse de kelimenin aslı budur..Yani Hay, ebedi diri olan Allah demektir..Hu'da O, demektir..Yani Allah kastedilir Hu, derken..O..
Hay'dan gelip Hu'ya gideriz..Allah'dan gelip, Allah'a gideriz manasında..

24 Eylül 2012 Pazartesi

sana uyuyorum..


''Ben her gece yine, yeni, yeniden sana uyuyorum, 
Bir kez dudaklarımın tenine dokunamadığı dilber..'' 




23 Eylül 2012 Pazar

sesindi...


 Sesindi, 
kurşun misali, 
kalbimde onulmaz derin bir yara açan...




22 Eylül 2012 Cumartesi

eyvallah...


karlı dağlarda donmak üzere uykuya dalan biri gibi,
hazan solurken yalnız ruhum,
sıcak nefesin kulağımdan aktı kalbimin derûnuna..
eyvallah...

sen Leyla ben Mecnun olabilirdik küçüğüm..
geç kaldık bu aşka, 
zamansız ve imkânsız..!
mevsimim geçti, 
ne de çabuk !
vedasız akıp gitmelisin, 
gözyaşlarımın selinde..
eyvallah..!

ardına bile bakmadan, yaşamana bak sen, 
bana takılmadan..
nefesinin yangınından sonra, 
daha çok üşüyorum sevgili..
umuda umutla bakmıyor artık gözlerim..
çürümüş bir hayat donuyor günbegün ufuklarımda, 
renkleri ölgün şimdi gökkuşağının...

aşk beni tanısaydı, ağlardı..
sen beni yaşasaydın bırakamazdın..
dedim ya küçüğüm,
geç kalınmış bir öykünün,
çaresi bulunamayacak hikâyesiyiz artık seninle biz..
eyvallah...





21 Eylül 2012 Cuma

bazen...



Bazen, bir şarkı kalır, bir aşktan arta kalan..
Bazen yalnızca, yalnız kalmış bir hüzündür düşen payına, yaşamdan..
Bazen bir şarkıyı dinlersin  solarcasına, tekrardan..
Bazen  usanırsın, kendinden ve herkes  gibi olamamaktan.. 




19 Eylül 2012 Çarşamba

bir gün daha azaldım..


 hoyrat ve bonkörce koparttım bir sayfa daha takvimden..
   günüm bitti, ben azaldım bir yaprak daha..!
      oysa yarına dair neler biriktirmiştim, savuna savrula..!
          şimdi ne yarın kaldı, ne de ben, bendeki benden..

biz şiir olalım.


Gel!
Bu kez,
Gönlümüzün sesini dinleyerek, 
Biz söyleyelim şarkılarımızı birlikte el ele...
Kaygısız çocuklar gibi.
Şiir de beklesin biraz, 
Gönlümüzün mahzeninde, 
Biz şiir olalım, göz göze...




18 Eylül 2012 Salı

Angelina Jolie'nin dövmesindeki mesaj..!

Yorumsuz olarak yazar Ahmet Takan'a ait yazıdan bir bölümü önemsediğim için paylaşmak istedim.

Zaten yoruma da gerek yok.

Ömrünün yarısı batıda geçmiş birisi olarak, rahatlıkla söyleyebilirim ki, Müslüman olmayanların gözünde -istisnalar dışında- biz Müslümanların yerini gösteren (bizi insan yerine koymayan) ibret yazı/belgeyi mutlaka okuyup okutmalı diye düşündüğümden sayfama aldım.

Geçenlerde arkasında kilise dekoru ile gelen Madonna'yı bizim sanatçılarımız (!) ön sıradan izlemiş ve hayranlıklarını gizleme gereği duymamışlar ve koskoca (!) minik serçemiz onun taklidini daha doğrusu reklamını yaparken, hala batı karşısındaki kompleksimizi atamadığımızın son örneklerinden olmuştu..!

Bizimkilerin hayranı olduğu, büyük aşkla (!) bağlı olduğu kişilerden Jolie ile ilgili  o çarpıcı belge:

''Beyzbol Sopasından Sonra Jolie’nin Dövmesi / Ahmet Takan

Resmi adı, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Özel Temsilcisi olan artiz CIA ajanı Angelina Jolie’nin Türkiye faaliyetlerini Ankara’nın büyük devlet adamları televole dizisi gibi izlediler.

Televizyonlardaki haber görüntülerinde bazı devlet yetkililerimizin Julie’nin geliş gidişlerini cep telefonları ile görüntülediklerini görünce neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Herhalde, akşam eve gidip hatun ve çocuklarına görüntüleri izletip “Bak bugün Julie ile beraberdik. Muhteşem bir gün geçirdik” diye hava atacaklarını düşündüm.

Muhterem basınımız da Türkiye’yi su yoluna çeviren artizin her attığı adıma magazin boyutundan yaklaşmakta büyük maharet gösterdi.

Bu sinsi ajanlık faaliyetini, biz ne kadar sulandırsak da adamlar işlerini gayet ciddi yapıyorlar. Haber kanallarının birinde ve bir gazetede çok küçük olarak yer verilen ayrıntı haber, bence son yılların en net mesajlarından biriydi.

Haberin başlığı: Dövmesinin sırrı.

“Jolie’nin kolundaki Romen rakamlarıyla 13.05.1940 tarihinin yer aldığı dövmenin, İngiliz devlet adamı Winston Churchill’in ‘size kan, gözyaşı ve terden başka hiçbir şey vaat etmiyorum’ sözlerini söylediği tarihi simgelediği belirtildi.” 

Artiz bağyan, dövmeyi kameraların objektifine sokar gibi gösterdi. Bizimkiler de her zamanki gibi lay lay lom yaptı. 
Mesaj çok açık ve netti. 
Türk düşmanı Churchill, 1915 yılında Çanakkale’de Türk’ün tokatını yiyip sularda boğulurken Avam Kamarasında ne söylemişti? “Savaş hukukuna göre zehirli gaz kullanmak yasaktır; biliyorum. Amma zehirli gazı insanlara karşı kullanmak yasaktır. 
Türkler Müslüman’dır. Dolayısıyla da insan sayılmaz hiçbiri! Yani, Türklere karşı rahatça zehirli gaz kullanabiliriz.” 

17 Eylül 2012 Pazartesi

ve sonra..


İnceden inceye yağmur yağsa..
Alıp da günahlarımı peşi sıra...
Toprak gibi koksam sonra, toprak gibi..,
Nefesimin son demleri veda etse, 
Az sonra soğuyacak sıcak tenime..
Son göçmen kuşlar gibi,
Hani istesen de kalamazsın ya..
Bir dakikaya bile izin yoktur ya..!
Az sonra perdede ''son'' yazacaktır..
Yolculuk..!
İnceden inceye yağmur yağsa..
Alıp  günahlarımı da peşi sıra..
Bu kentlere yabancı kaldım hep,
İnsanlara gereği gibi yaklaşamadım..
''Ömrüm'' dedim, başarısız bir öğrenci kimliğiyle,
Ve ayrılıklara alıştım, köşede duran valizime bakarken..
Yollar bana aşina, ben yolları uçurum bildim hasretten yana..
İnceden inceye yağmur yağsa..
Alıp günahlarımı da peşi sıra...
Toprak gibi koksam sonra, toprak gibi..
Nefesimin son demleri veda etse, 
Az sonra soğuyacak sıcak tenime..
Tek bir adresim olmadı benim,
Tek bir savrulmuşluğum..
Her ülkeden bir dert aldım,
Ve her dilde yazılmış güftelere beste oldum..
İçim ''tamam'' diyor sıkıldım artık şu sefil dünyadan..
Anlaşılmak da istemiyorum artık,
Anlamak da..
İnceden inceye yağmur yağsa..
Alıp günahlarımı da peşi sıra...
Toprak gibi koksam, 
Ve sonra toprağa karışsam..!



ıslanmış yangınlar..


ne zaman sana dokunmak istese parmak uçlarım,
yanarım, yanarım, yanarım..!
sonra garip bir melankoli ıslatır yangınlarımı,
ağlarım, ağlarım, ağlarım..!

15 Eylül 2012 Cumartesi

Elçiye zeval oldu..!

Uzun uzadıya yorumlamayı düşünmüyorum..

Malum, yalnızca yapanları aşağıların aşağısına çeken şu hakaret filmi..

Her kap içindekini sızdırır..

İçinde zift olan onu izhar eder..


Ebu Leheb'ler, Fir'avnlar rollerini oynar..


Onlara karşı duruşumuz Kur'an ve Sünnet yani Peygamber (sav) tavrı ile belliyken,

Sen kalk, ülkene ''eman'' ile, anlaşma ile gelen, senin korumana güvenen elçiyi yakarak öldürme çirkinliğine düş..!

İlk önce uğruna ''protesto'' adı altında sokaklara serseri mayın gibi düştüğün; o güzeller güzeli, sevgililer sevgilisi, iki cihan güneşi aleyhissalatü vesselam Peygamberimiz, senin bu yaptığını, güya temsil ettiğin, İslâm'a en büyük zarar ve hakaret sayar ve gereği gibi davranır..!


Sen, cahil ve kısır görüşlü aptal Müslüman..!


Elçiyi öldürmekle, savunduğunu sandığın değerleri hiç bilmeyen bir kör, bir yoz olduğunu aleme ispat ettin..!


Bir İngiliz gazetesindeki iddialara, bu eylemin olacağını Amerika'nın 48 saat önceden bildiği halde elçisini korumaya kasten almadığını ve Libya'ya çöreklenme bahanesi olarak kullanacağı konusuna girmeyeceğim..


Dünyanın bir yerinde, bir nasipsiz İslam'a hakaret ettiğini sanarak, alçaklaşıyor..

Ve sonra dünyanın çeşitli yerlerinde ölçüsüz eylemlerle; Müslümanlar birbirine giriyor..Ölenler, yaralananlar..!

Çirkinlik üstüne çirkinlik..!





12 Eylül 2012 Çarşamba

bestemiz..



                            ve kimselere dinletmediğim bestemiz ısıtıyor,
 ayazda kalan yüreğimi... 





11 Eylül 2012 Salı

ağlatan ayazlarda




Fakirlik var, vefadan yana dediler,
Tutuk, Hakkı söyleyen diller..!
Tarumar olmuş aşk bahçeleri..!
Yine ayazdasın garip gönlüm..

İşte gün akşam, gün gece oldu,
İçimde bir renk, bir renk daha soldu..!
Elim varmıyor takvime, bir sayfa daha yok oldu..
Yine ayazdasın, mahpus gönlüm..

Kalabalıklardan, seslerden uzağım,
Bana, ''ben'' en büyük tuzağım..!
Bir ebediyet yurdunun  sarp yollarındayım !
Yine ayazdasın, gurbet gönlüm..

Sorular cevap bekler, aynalarda,
Uyuttum uykuları, aklım firarda..!
Bir gonca açar mı hiç sonbaharda..?
Yine sorgudasın Murat'ım, ağlatan ayazlarda..!


 





9 Eylül 2012 Pazar

hayal kur..!


hayallerin de kurumuşsa...
unutmuşsan onları sulayıp yeşertmeyi,
sen; yaşayan  ölüler mezarlığının bir ferdisin demektir..!
acilen hayal kur ve peşinden düş yollara..!

  

5 Eylül 2012 Çarşamba

''Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.''


Bob Dylan : ''Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.''diye çok çok güzel, derin düşünen insanların yalnızca tüylerini değil, yüreklerini de harekete geçiren nefis bir cümleye imza atmış..

Farkındalık dediğimiz şey bu..


Güzeller güzeli Son Elçi'nin selam ve sâlâtların en güzelleri O'na olsun :''Allah'ım bana eşyanın hakikatini göster'' niyazları gibi..

Neden böyle dua etmişti..? Eşyanın ve tabi ki kâinatın hakiki yüzünü/buudunu derinliğini görme isteği..Başlı başına ciltlerle kitaplık hacimde bir konu..

Yine ''İnsanlar uykudar, ölünce uyanacaklar'' buyuran da O (sav)


Hz.Mevlana'mızın : ''Bizim işimiz şu kısa dünya hayatında canlı cenazeleri (yani içimizden nasiplilerini MM) irşad etmekten diriltmekten başka bir şey değil.'' mealindeki sözleri gibi..


Bizim yaşadığımız sürece ıskaladığımız  o büyük şey ne acaba..?


Bazılarının gördüğü ama bizim göremediğimiz..?

Bazılarının tattığı ama bize nasip olmayan..?

Allah'a ibadeti yalnızca bilinen ''şartlar''dan ibaret sayanlar; ''en büyük ibadetin tefekkür'' olduğu hadisini de es geçenlerdir..


Şu adına ''ahir/son zaman'' denilen ve ruhumuzun etrafını elektro-manyetik ağların boğduğu, radyasyonla kelepçelendiğimiz, ''bunalım ve hüsran'' çağında farkındalık içinde uyanık kalmak sanıldığı kadar kolay bir yiğitlik değildir..!


Ne yağmuru hissedebiliyoruz, ne de ''adam'' gibi ıslanabiliyoruz aşkın yağmurlarında..


Yağmurlar kükürt ve ozona kokuyor; değmedikçe  -henüz yapısı tam  olarak bozulmamış- toprağa, misler gibi de kokmuyor artık..! Ve yağmurlara nankörlük, idrak kısırlığı bulaştı..!


''Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.''


Bu örneği çoğaltmak mümkün..


''Bazı insanlar besteyi yaşar, diğerleri sadece şarkı dinler..''MM (bu da benden olsun zamana)


Şiir de böyle, san'at da..İslâm'ı yani Allah'ı biliş yolunda nefes almak da..


Bir gülü herkes koklar..Bunu burunlarıyla yaparlar..Oysa gülün yanında olmadığı halde, düşünüş ile o gülün kokusunu ruhları ile çeken, yaşayanlar da vardır..Zaten onlar ''gül alır gül satarlar, gülü gülle tartarlar.''


Çok hızlı yaşıyoruz çağı ve zamanı..


Bir çocuğun elindeki oyuncak gibi zaman..Ve hızla eskiyor ve oyuncak gibi atıyoruz günü ardımıza hoyratça..Oysa yenisi için de hiç bir plânımız yok, kalite ve farkındalık adına..


Hz.Mevlâna canlı cenaze demişti..Ölüyüz, öldü diyorlar ve ölüler ülkesine gönderiyorlar..


Kardelenler ne güzel değil mi, karda açarlarken..



Şu bu değil..

İki takım kitap olacak, Kur'an'dan sonra başının üstünde:


İmam Gazali Hazretlerinin İhyası ve Hz.Mevlanamızın Mesnev-i Şerifi..


Bu üçgen ile bak bakalım farkındalık ile eşyanın teshiri otobanında nasıl yol alınıyor ve ne manzarlara şahit oluyorsun..!


4 Eylül 2012 Salı

adın eylül olmalıydı..

belki de senin adın eylül olmalıydı,
sıcak nefesimi yüzünde hissettiğinde,
dalından düşecek yaprak gibi naifsin,
bana değil, hasrete gidecek gibisin..
senin adın eylül olmalıydı,
eylül sonbahar, sonbaharsa bir ayrılış vakti..!
tam da bizi anlatıyor..!
ruhum hep seninle, kalbim hep seninle olsa da,
hasret yangını bedenler için eylül işte..
sende ilkbaharı tüm curcunası neş'esi ile nasıl yaşadıysam,
görmeden ve dokunamadan..
sonbaharını da, sarının,
yani hüznün  tonları ile yaşıyorum.
son nefesimi veresiye dek..!
sen yüzünü bile görmediğim,
ama görmekten çok özlediğimsin.
eylül de öyle değil midir zaten..
önce ağustos ortasında, yaz akşamları,
ve imsak vakitlerinde kendisini hissettirmez mi..?
bu; ben geliyorum hazırlan demektir..!
ve gelir, en gizli, en gizemli ve en nadir saklına dokunur..
sinsice ve biraz da sadistçe kanatır özlemini..
dedim ya senin adın eylül olmalı sevgilim,
acının içine gizlenmiş bir tatlı lezzet gibisin,
anlatılmaz, yaşanırsın sen..
şiirlerde, şarkılarda...


üstteki grafik için sevgili arkadaşım Hazal'a sonsuz teşekkürler..

2 Eylül 2012 Pazar

diken diken batan sensin yalnızlığım..!



şarkılar ne kadar acımasız diyorum bazen..
can yakan bir azap gibi,
diken diken seni batırır her notası
canımın en canına..
yalnızlığa mahkûmmuşum meğer,
çok geç anladım..
çocukken de, hep içimin yalnızlığı ile oynardım sokakta..
ne zaman ezanlar okunsa,
ne zaman güneş benden kaçıp,
karanlığını savursa gözlerime,
ağlardım bir köşede sessiz avazlarda..
şarkılar acımasız ve zalim derken,
inanman gerekmiyor bana dostum,
notalar sana şenlik bana azapsa,
bunda ne sen, ne de ben suçlu değiliz..!
bazen seviyorum yalnızlığımın masum 
ve günahsız tarafını..
bazen de binler lânet ile kırıyorum aynaları..
işte yine bir gün daha ve güneş çekip gidiyor,
karanlığın en koyusunu saçarak yüreğime..