26 Kasım 2012 Pazartesi

Sır



Çok değerli bir arkadaşımın armağanı..Okumaya yeni başladım.69.sayfa itibariyle diyebilirim ki, şimdiye kadar okuduğum kişisel gelişim kitapları içinde en etkilisiydi..

Hayallerimi de kaybettim dediğimden olsa gerek, okudukça bana bu kitabın ''özenle, düşünülerek'' seçilmiş olduğunu fark ederek tebessüm ettim.Kendisine buradan bir kez daha çok teşekkür ediyorum.

Gerçekten ''dipte'' ve yaşam sevincini, umutlarını kaybetmiş herkese, çevreme tavsiye etmeye başladım.Çok şükür bir iş girişiminde hiç başarısız olmadım ama, işlerinde iflas etmiş kişilere de tavsiyemdir.İçinde bildiğimiz gerçek yaşamdan örneklere de yer verilmesi kitabı daha da etkili kılmış.

Zaman zaman kitaptan bir paragraf seçip, İslâmi karşılığı ile yoğurup sizlerle paylaşmak isterim.

Kitabın arka kapağı ve ardından yazarın önsözü ile sizleri başbaşa bırakıyorum:

''Kitabın birinci ve ikinci bölümlerini okuyun. Eğer hala umutlarınıza kavuşmayıp yaşamdan zevk almak için yepyeni bir güç ve istek kazanmadığınızı düşünüyorsanız, bu kitabı bir köşeye fırlatın gitsin. Çünkü bundan sonra da işinize yaramayacaktır.''
Ali İsmet Koçak (Alarko Carrier Satış Yöneticisi)

''Hayatınızda çaresizliği, güven eksikliğini ve korkuyu birçok kez hissettiniz. Bu hisler şimdiye kadar sizinle birlikte yaşadı. Yolculuğumuz bunların üstesinden gelmenin yolculuğudur. 

Daha iyi bir yaşama sahip olma arzunuzu sezebiliyorum. Akan gözyaşlarını, hayal kırıklıklarını hissedebiliyorum. Bu özel yolculuğu birlikte yapma şansını bana sunduğunuz için minnettarım. 

Hayatınızın bazı alanlarından hoşnut değilsiniz. Farklı olmasını istediğiniz bir şeyler var. Bu isteğiniz bizi burada buluşturdu. Şu anda yaşadığınız hayattan daha fazlasını elde edebileceğinizi hissediyorsunuz. Büyük başarılar elde etmiş, iyi yerlerde olan insanlara bakıyorsunuz; sizden farkları olmadığını, hatta çoğundan daha yetenekli olduğunuzu görüyorsunuz. 

Daha büyük başarılar arzuluyorsunuz. Ama öte yandan kendinizi bir çıkmazın içinde hissediyorsunuz. Geçmişiniz hayal kırıklıklarıyla dolu. "Kaderim belki de bu." diye düşündüğünüz zamanlar var. Anlamsızca uzun saatler televizyon seyrediyorsunuz. Sanki bir şeylerden kaçıyorsunuz. Kendinize saygınız azaldı. Nüfus cüzdanınız aksini iddia etse de yaşlandığınızı hissediyorsunuz. Hiçbir şey yapmaya enerjiniz yok. Kendinizi eve zor atıyorsunuz. Kendinize kızgınsınız, hayata kızgınsınız. Bir ışık görseniz, peşinden gideceksiniz. Tutunacak bir dal bulsanız, bırakmayacaksınız. Bir çıkış noktası ya da bir başlangıç noktası arıyorsunuz. 

Sizinle paylaşacaklarımın hayatınızı değiştirme potansiyeli var. Bu yüzden zihninizi ve kalbinizi açmanızı istiyorum. Kalbinizi de açmanızı istiyorum, çünkü bazı mesajlar kalpten kalbe gidecek. 

Bu kitabın her bölümünde hayatınızı her açıdan zenginleştirecek "SIR" dan bahsettim. Öncelikle bu "SIR" ın çekim yasası olmadığını belirteyim. Çekim yasası birçok etkenden sadece biri. Bu kitapta sözü edilen "SIR" hayatınızda arzuladığınız değişikliği oluşturmak için gereken bütün etkenleri bir araya getirmenizi sağlayacak. 

"SIR", siz onun için hazırsanız işleyecektir. Siz onun için hazırsanız, o da sizin için hazırdır. 

2001 ekonomik krizinde bankadaki işine son verilen arkadaşım "SIR" için hazırdır.Ne mi oldu? Onun ve daha birçok kişinin hikâyesini de bu kitapta bulacaksınız. 

Sözünü ettiğim "SIR" bu kitapta en az yüz kez tekrar ediliyor. "SIR" ı somut olarak adlandırmadım. Çünkü ona hazır olanların ve onu araştırıp peşinde olanların kendileri fark etmeleri gücünü arttırıyor. "SIR" ın bir büyüsü, bir sihri var. "SIR" ı sizin keşfetmeniz gerekiyor. 

Eğer onu kullanmak için gerçekten hazırsanız, "SIR" ı her bölümde en az bir kez fark edeceksiniz.

Cesaretinizi kaybettiğiniz zamanlar olmuşsa, varınızı yoğunuzu ortaya koymanızı gerektiren zorluklar yaşadıysanız, deneyip başarısız olduysanız, amansız hastalıklarla, sağlık sorunlarıyla boğuşuyorsanız, çölde kaybetmiş ve belki de aramaktan vazgeçmek üzere olduğunuz umutlarınıza "SIR" sayesinde tekrar kavuşacaksınız. 

Atatürk "SIR" ı kurtuluş savaşında yoğun bir şekilde kullandı. Onu her bir Türk askerine ve insanına aşıladı. 

İçinizde "SIR" a şüpheyle yaklaşanlarınız olabilir. Sizi suçlamıyorum. Dört yıl öncesine kadar belki de bazılarınızın hissettiklerini ve yaşadıklarını hissedip yaşıyordum. Hep bir çıkış noktası arıyordum. Hep soruyordum, hep arıyordum. "SIR" için hazırdım. Ama elim kolum bağlıydı. O kadar düşünmeme rağmen yapılacak bir şey ya da atılacak bir adım göremiyordum. Borç içerisindeydim ve gözyaşları içerisinde uyuduğum çok geceler vardı. Ta ki "SIR" la karşılaşıncaya kadar. Aradan dört yıl geçti ve hayatım bugün çok farklı bir noktada. 

Üniversiteyi bitirdiğim andan itibaren hep bu sırrı merak ederdim. Belli başarıları elde etmiş olanların, atılım yapanların, bu yolculuklarına hangi kırılma noktasıyla başladıklarını hep merak ettim durdum. Başarı hep başkasına ait, şans hep başkasına güler diye düşünmeye başlamıştım. Büyük şirketlerde nasıl iş bulunuyordu, bu insanlar, yöneticilik kademelerine nasıl yükseliyorlardı, hep merak ederdim neydi o sihirli değnek diye. 

Üniversite diplomamı aldıktan iki günden sonra Hindistan semalarındaydım. "SIR"ı Avustralya da bulmak üzere yola çıkmıştım. İngiltere de de aradım, ama orada da herhangi bir ipucu bulamamıştım. Türkiye de izini sürdüm; şirketlerde çalıştım, kendi işimi kurdum. Aradığım buralarda da değildi.

Üniversite günlerinde gördüğüm düşler artık birer kâbusa dönüşmüştü. Hayat bu muydu? Yıllarca dört gözle beklediğim serüven bu muydu? 

Yaşım ilerledikçe yaşadıklarıma ve hayatta bulunduğum yere isyan ediyordum. Kaderim bu olmamalıydı. Kendimi bir kurban olarak görmüyordum, ama olanlara bir türlü de anlam veremiyordum. Hayat bu kadar zor olmamalıydı. O sınırsız okyanusun içinden kendime bir kova su almam bu kadar zor olmamalıydı.

"Hayatım boyunca aradığım o "SIR" şimdi bu kitabın içerisinde. 

"SIR" ın eğitiminizle ya da bugün hayatta bulunduğunuz yerle hiçbir ilgisi yok. Önemli olan onun için hazır olmanız.

Aradığınız cevabı bu kitabı bitirmeden bulacaksınız. Belki onu ilk bölümde, belki de son sayfasında, ama mutlaka bulacaksınız. 

Kitabı okurken unutmamanızı istediğim, bu kitapta bahsedilenler hayal mahsulü değil, gerçeklerden yola çıkarak yazıldı. 

Merak etmeyin onun için hazırsanız, "SIR" göründüğünde adeta sayfanın içinden size sıçrayacak. Onu fark edeceksiniz. 

Bu kitabı birileri sizi kovalıyor gibi hızlı okumayın. Bu, sıradan bir okuma kitabı değil, yaşamınızı tamamen değiştirecek bir rehber kitap. Kitabı başucunuzdan ayırmayın. Sık sık tekrar edin ve anlatılanları uygulamaya çalışın. 

Kitabı okurken zaman zaman durun ve okuduğunuz şeyler üzerinde düşünün. Kendinize her öneriyi nasıl ve ne zaman uygulayabileceğinizi sorun. Bu tür bir okuma, arkadan atlı kovalıyormuş gibi okumaktan çok daha yararlı olacaktır. 

Kitabın birinci ve ikinci bölümlerini okuyun. Eğer hala umutlarınıza kavuşmayıp yaşamdan zevk almak için yepyeni bir güç ve istek kazanmadığınızı düşünüyorsanız, bu kitabı bir köşeye fırlatın gitsin. Çünkü bundan sonra da işinize yaramayacaktır. 

İyi kitaplar konusunda önemli olan kaç tanesine ulaşabildiğiniz değil, kaç tanesinin size ulaşabildiğidir. Umarım benim yazarken aldığım keyfi, yaşadığım hazzı ve duygu yoğunluğunu okurken siz de hissedersiniz. 

Sizi bilmem, ama ben bu yolculuk için sabırsızlanıyorum. Ucu bucağı ve sınırları olmayan maceramıza beraberce başlayalım mı? ''

Cengiz Erşahin 

24 Kasım 2012 Cumartesi

A=(3S)


Blogcu'da bir yıl önce sildiğimi sandığım eski yazılarımı bir arkadaşım tevafuken görünce bana haber verdi.Haliyle hem şaşırdım hem de çok sevindim.Tarzımdan tanımış bendenizi..Benim için anılar adına bu günün sürprizi oldu..Arkadaşıma çok teşekkür ediyorum.Yazıya hiç dokunmadan aynen alıyorum:

 A=(3S)

''Blogcuda 20'li yaşlarını yaşayanlar çoğunlukta, bekar olanlar da..En azından benim gözlemim böyle..30-40 ile 40-50 yaş grubu başa baş gibi çok az bir yüzdeyi temsil ediyorlar.Tahsil, okumuşluk oranı da hiç fena değil, hatta yüksek.. 



Yazılarınsa aşk üzerine olanları ile dini ağırlıklı olanları da başa baş gibi..Arada politik/ideololik yazılara, hikaye tarzı güzel paylaşımlar ve günceler ekleniyor.Bir-iki dinazor da hariçten uzmanı olmadığı alanda uzmanmış gibi ahkâm kesip gazel okuyor ve ısırmaya can atıyor! Ama o tiplere kimse bulaşmıyor ve ciddiye almıyor zaten!Haziran 2011 'den bu yana bendeki izlenim bu şekilde.. 

Bu genel girişten sonra, evleneceklere, evlenmek isteyenlere küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Elbette ilk gören gözdür, ama o aldatır çoğu kez! Görmek, bir yazımda da değindiğim gibi, ruhun ruhu görmesidir.Deli-kanlı evresinde kalp gözü perdeli olduğu için, baş gözü, yakışıklı/güzel olanı arar.

Aramasın mı? Elbette moda tabiri ile ilk elektirik önemli. İnsana heyecan vermeli karşı cins. Ama, fekat,lakin, bu çok aldatıcı ve geçici bir tılsımdır. ''Aşıktık,yıllarca flört ettik...vs. şimdi 6 yıl olmadan mahkemedeyiz..'' çok duyduğumuz haberlerden ve boşanmalarda dünya genelinde korkunç artış var.

Şu an uzaktan kulağıma yeni bir düğünün tam-tam sesleri (müzik) geliyor ve içimden inşallah bir yastıkta,ölene dek, deyişime bir tarafım pek inanmıyor..

Çünkü artık kimse ''bir yastıkta'' yatmıyor..Annemin hala uzun iki kişilik yastığı var..Şimdi karı-koca yastık-yastık yattıklarından mıdır, iki yastıkla da uzun gitmiyor evlilik..Bir süre sonra herkes yastığını kapıp gidiyor..Bu işin tespit noktası değil, tabi ki keramet yastıkta değil, araya reklam aldım. 

Aşk sanılan, akıl tutulması döneminde gençler, her şeyi çok iyi bildikleri için (!); yakın çevrenin tecrübesini hiç umursamadıklarından, esasen o çevrede ''bunlar nasılsa evlenecekler'' diyerek gereken uyarıları yapamıyorlar, sonra kötü oluruz düşüncesiyle..Cazibe kanunlarının işlediği yerde, akıl dış kapının dış mandalıdır! 

Uzun yazı okumayı sevmediğim için (ihtiyarlık) uzun da yazmıyorum sıkılmayın diye..Ne diyorsun Murat, sadede gel :  A=(3S) formülü öneriyorum.Nedir bu fizik dersinde miyiz..? 

Buradaki A: anlaşmak, anlaşabilmektir..En önemlisi de budur.Hiç kimse kimseyi % 100 zaten bir ömür tanıyamaz, ama %80 tanımak için de aynı çatı ve aynı yorgan altında olunması gerekiyor.

Yani evlenmedikçe bu oranda tanımak muhal..Bu evreye gelene kadar, yapılması gereken; yolculuk,tartışmalar, alış-veriş, randevu,hastalık vb.gibi testlerdir.Her şeye rağmen ''anlaşabiliyor'' ve kavgasız/tartışmasız zamanlar geçiriyorsanız çatı (A) tamamdır. (3S) dediğim ise 1-Sevgi 2-Saygı 3-Sadakat. 
Seven merhametli olur, merhameti olmayana insan demem ben..Saygı duyanın vicdanı da olur.Vicdanı olan da yalan söylemez, dürüst kalır.Sadık olan, kalben bile eşine hiç bir konuda ihanet etmez.Sadece bilinen, başkasıyla olan ihanet değil, malını, çocukları,onurunu,ömrünü, herşeyini korur, sadık olur..  Yazımı kısa tutmabilmek için kendimi çok zorlayarak ancak bu kadar özetleyebildim.. Siz, siz olun, dış görünüşe, geçici cazibe ve güzelliğe çok önem vermeyin.Ruh asaleti ve dürüstlük her şeyin başıdır, vesselam.''


23 Kasım 2012 Cuma

7 büyük günah



''Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.'' (Nesai) 

Bu hadiste bildirilen yedi büyük  günah : 

1- Allah’a şirk, ortak koşmak. 

2- Büyücülük 

3- Katillik 

4- Harpten kaçmak 

5- Yetim malı yemek 

6- Faizcilik 

7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim.Taberani) 

Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi   geçiyor. 

Bazen en çok yaptığımız ve aslında inceler incesi bir büyük günah da kalp kırmak.Oysa ''Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.'' buyurmuştur Sevgili Peygmaberimiz Sallahü Aleyhi Vesellem. (R.Nasıhin)

İlk madde üzerinde kısa bir açıklama yapmak istiyorum, zira bu en önemlisi.

Allah'a şirk, ortak koşmak nedir?

Bundan kurtulmanın tek yolu samimi inanarak kelime-i şehadeti/tevhidi söylemektir ki, geçmiş silinsin. Bunun dışında sayılan her günahın tevbesi için ümit kapıları sonuna kadar açıktır.

La ilahe illallah demenin kısa tarifi de, ''La''nın yabancı dildeki nicht, keine, not gibi, kelimeyi olumsuz yapma işlevi vardır.

La, arapça da, ''yok, değil'' anlamlarına gelmektedir.Yani ilah, ortak, yardımcı, eşi, kanun koyucu yoktur, kimden başka, ''illallah'' Allah'tan başka..La'da bir reddediş vardır ve bir insan İslam'a girerken, önce putları, izmleri, ideolojileri, Peygamber dışındaki klavuzları reddederek, ilk ve tek örnek, önder, yol gösterici, hayat rehberi insanın Peygamber olarak Allah'tan getirdiklerine iman ve itibar ederek hayatının merkezine alarak girmiş olur.

Zaten sıkıntı da burada, pek çok Müslüman getirdiği ve inandığı şehadetin anlamından habersiz olunca da, bu iman, problemli bir iman olup, Allah katındaki geçerliliği düşündürücü olmaktadır. Mülhid diye bir kavram var İslam literatüründe.. ''Mülhid kendisini Müslüman'' sanır ikazı üzerinde ne kadar düşünsek ve bu doğrultuda kelime-i şehadeti tazelesek azdır.Çünkü o namaz da kılar, hacca da gitmiştir ama Müslüman değilidir.! 

Başka bir hadiste bildirilen, ''sabah evinden Müslüman çıkar, gece kâfir yatar'' ikazı budur.

Nasıl oluyor da adam namazlı niyazlı Müslümanken kâfir olarak yatağına giriyor..? 

Bir iki örnek vereyim: Ya TV'de  sözleri dine aykırı bir şarkıya eşlik ediyor, bir komedyenin şirk içeren, dinle alay eden güldürüsüne birlikte gülüyor; ya da diyelim eşine kızıyor ve haşa ''şunu yaparsam kâfir olayım'' diyor ve bu kelimeyi dediği anda zaten dinden çıkmış oluyor çünkü bunun ve boşama kelimesinin şakası yok..
Güya adam karısına şaka yapıyor, ''boşadım lan karı seni'' diye..Sonra gülüş cümbüş yatıyorlar ve belkide birlikte oluyorlar ve belki o geceden kadın hamile kalıp çocuk doğuruyor..! 

Son bir örnek, adam namazını kılıyor, tartışma programı izliyor.Orada biri: ''Ne yani bu zamanda senin 1400 yıl önce inmiş din kurallarına, şeriata/dogmalara mı itibar edeceğiz, biz laikiz arkadaş'' diyor.Namazlı Müslüman da bu sözü onaylayarak yatağına dinden çıkmış olarak ''huzurla'' yatıyor, akşam reddettiği şeriatin namazına kalmak için.. 

Ya zor bu işler arkadaşlar..! 

Yıllardır bizi düdüklü tencerede pişirip beynimizi yıkamış ve ait olduğumuz İslam Medeniyeti kodlarımızla oynamışlar.

F. Nafiz Çamlıbel-B. Kemal Çağlar'ın,10.yıl marşı'nda geçtiği gibi:'' On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan;'' Yeniden inşa faaliyeti..Yaratmışlar!!
Alfabesi değişmiş, bin yıllık medeniyet bağları kesilerek tarih çöplüğüne atılmış bir neslin La ilahe illallah'a manasını bilerek bilinçle iman etmesi sanıldığı gibi kolay değildir.Çatışma tam da bu noktada başlıyor zaten.Uyananlar ile uyanmamışların serüveni, yıllardır bu ülkede olan..Uyananlar, uykudakilere, şefkatle, sevgiyle, kınamadan, kızmadan ve sabırla gerçekleri şimdi benim bu yazımda yaptığım gibi yapmalıdırlar.
Çevremde sık sık gördüğüm için, günâhkâr bir arkadaşınız olarak en azından doğru ve geçerli iman konusunda sizleri uyarıp hep birlikte cennete gitmemizi istiyorum.

Yoksa şiir karalamak, romantik bir iktibasa yer vermek, işin kolay kısmı..
Ki bu tip uyarıcı yazılarımı, birlemeye, google artıya, diğer paylaşım noktalarına taşımaya korkanları gördükçe daha da yazasım geliyor.

Öyle özelden; mailler yazarak, çok önemli, hiç bilmediğim konulara yer veriyorsun, teşekkür ederim demekle olmuyor.Asıl bu tür yazılarımı yaygınlaştır, bloguna al ki, yanlışta olan biri daha uyansın, cennete gitsin..İstemez misin. ? 

Cuma'nın bereketi üzerimize olsun.







22 Kasım 2012 Perşembe

Şarkılar söyler her şeyi..



"Bazen bir kahve yudumlayıp, bir şarkı açarsın, susarsın ve o şarkı senin söylemek istediğin her şeyi söyler."
Winged Creatures

21 Kasım 2012 Çarşamba

Artık lütfen bu konuda bana yazı yazdırma ve uyan!

Konuya hızlı giriş yapayım.Elbette, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerin mezhep taassubuna dayanan rejimlerini tasvip etmiyor ve onlardan ürküyorum da.Onlar gerçekte Allah'ın emrine/rızasına uygun değil, belli zümrelerin çıkarlarına göre kurulmuş sözde İslam devletleridir. 

Bugün sokaklarda açık kadına burun kıvıran ve hatta dediğin gibi dil ya da davranışla taciz eden sevimsiz, hikmetsiz yozlarla  da işim olmaz.. Kınayan sevgisiz bir insan hakiki Müslüman olamamış demektir. 

Şu anlaşılmıyor: Sevgili Peygamberimiz'e (sav) Mekke döneminde, puta tapanlar tekliflerini şöyle yaptılar: İstediğin kadınsa, en güzellerini seç, para ve servetse verelim.Makamsa, sen zaten en güvenilir olanımız ''el-Eminsin'' yeter ki bizim devleti yönetiş şekil ve yaşayışımıza karışma..Yani o zaman ismi olmayan laikliği teklif ettiler..Kadınları dilediğimiz gibi alıp satalım, fuhuş yapalım, içkilerimizi keyfimizce içelim, faizsiz bir ekonomi olmaz, tefecilik yapalım.Kumar ve falcılık zaten eğlencemiz. Heykel dediğin putlarımızı görmezden gel.Yasaları biz aklımızla, törelerimizle dilediğimizce hevamıza dayanarak yapmaya devam edelim.

Biz, hakimiyet kayıtsız şartsız bizim aklımızın olsun diyoruz.Sen çıktın kanun koyma yetkisini bizden alıp Allah'ta ve kendinde olduğunu ortaya attın.Kıl namazını dünya işlerine karışma..!

Bu teklifler üzerine Sevgili Peygamberimiz (sav) o meşhur, kıyamete kadar unutulmayacak sözlerini buyurdular: ''Bir elime ayı, bir elime güneşi verseler vallahi ben bu davamdan vazgeçmem.Ya Allah, bu dini hâkim  kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm.'' 

Dikkat edilirse Efendimiz (sav):  ''hakim kılar'' buyuruyor..Laik düzenlerle teokratik denilen düzenlerin temel ayrışma ve çatışma noktası, tam da burası..Zira Peygamberimizin getirdiği İslam dininin olmazsa olmazlarından ve inanılması mecburi olan iman esaslarından birisi de, dinin devlet gücüyle halkı yöneterek adaleti sağlamasıdır..
İslam inancında kanun koyucu Allah ve Peygamberidir.Bunun kısa tarifi ''Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır'' şeklinde özetlenmiştir. Dini olmayan sistemlerde bu kanun koyma yetkisi Allah ve Peygamberinden alınarak parlamentolar eliyle insan aklına indirgenmiştir.Bunun doğru olduğunu savunmaksa iman açısından sorgulanması gereken tehlikeli bir noktadır.

Daha da basitleştirirsem, kişi burada haşa diyor ki : 

Allah'ım sen namaza karış, oruca, hacca karış, zekat de, kelime-i şehadet de getirelim ama devletimize, tercih ettiğimiz yaşamımıza karışma..! 

Genel evler açalım vergi alalım, sen ''zinaya yaklaşmayın'' deme! 

İçkili meyhanelerimiz olsun, kumarı Milli piyango diyerek devlet eliyle oynatalım, görme! 

Ekonomimiz faize dayalı olsun, sen ''Faiz alanlar Allah ve Peygamberine harp açmışlar, onlar kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkarlar'' deme! 

Devlet işlerimize karışıp ''Kimler Allah'ın indirdikleri ile hükmetmezlerse  kâfirlerin ta kendileridir'' (Maide suresi : 44 ) deme! 

Başta büyük alim Ebu's-Suud Efendi olmak üzere bilginler, ayette geçen hükmetmemeyi inkar manasında almakta ve "Allah'ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkar eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar" demektedir. Yani biri kalkıp, kardeşim bu zamanda çöl kanunları ile mi devlet idare edeceğiz diye İslam nizamını küçümser, basite alırsa, ona cehennem yolculuğu gözükmektedir, tövbe etmezse..!

Biz dini sosyal hayatımıza sembolik ritüeller şeklinde bir kültür olarak katalım, yılda iki kez de hediye ettiğin bayramı yapalım, olsun bitsin..!

Uzun yazmak istemiyorum.
Ben de bugün Allah'ın emrettiği gibi bir nizamı uygulayacak kabiliyette Müslümanlar olduğunu pek sanmıyorum ama, sanmamak ayrı şey, İslam'ı olduğu gibi kabul edip, başım gözüm üstüne diyerek imanı kurtararak ölmek ayrı şey. 

Bu noktada bir şeyin de altını çizmeli: Bu satırları yazan da günahkâr ve dini yaşamada eksikli biri.Bundan dolayı da üzgün.Ama çok şükür ki, itikadi, inanç, yani iman noktasında Allah'ın bahtiyar kullarından..En azından İslam'ın ne olup olmadığını, laik eğitimden geçmesine rağmen çok iyi bilen biriyim. Bu, sahih, yani Allah katında geçerli iman için ebedi saadet için çok büyük bir önem taşır. Böyle inan da, sonra nefsine uyup günahların olsa da, günahlarımızı Allah dilerse cezalandırır, dilerse affeder.Ama yanlış ve eksikli inancı kabul etmeyecek haberin olsun!

Son olarak, Peygamber (sav) senin algındaki gibi, sosyal hayata karışmayan, alanı farklı haşa diyanet işleri kurumun başı  ve sınırlı biri değil.

Tam tersine Peygamber; bir devlet, bir rejim, bir sistem kurucusu ve devlet adamı, kurduğu sistemin başkanı, lideri, önderi yöneticisi..

Peygamber dinin kendisi, zira Kur'an O'nun (sav) için ''O kendi heva ve hevesinden söylemez, O (Peygamber) sizin için uyulması ve ardı sıra gidilmesi gereken tek örnek, tek klavuzdur'' buyuruyor. (Necm suresi :3; Ahzab suresi:21)

Hz.İsa (as) getirdiği Müslümanlık ile de karıştırma! Hz.İsa (as) şeriatında dünyaya, devlet işlerine ait hükümler zaten yok gibiydi..Ama son din İslam, senin tuvalete bile hangi ayakla girip çıkacağından, suyu nasıl içeceğine kadar karışmış, kararlaştırmış, ölçülendirmişken hiç devleti başı boş bırakacağını düşünebilir misin..? 
Öyle olsa Peygamberden sonra, devlet idaresinin başına geçen isimlerini duyduğun Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali (ra.e) efendilerimiz olmazlardı, hilafetin halifeleri olarak.

Artık lütfen bu konuda bana yazı yazdırma ve uyan!

__________________________________

 http://www.habervaktim.com/yazar/55922/korkunc_bir_sey_oldu%C2%85.html


http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-385&Bilgi=laiklik-nedir

19 Kasım 2012 Pazartesi

Birine Aşık Olmak mı ?


Ölebilirim bir gün herhangi bir kuytuda sebepsizce
Ya da  iş stresinde sebepli ama haybeye...
Yine de kapamıyor tüm kapılar herkesin yüzüne
Gölgem içeride, göl-gen... içeride...
Kaçamıyoruz istesek de.

Tüm gemiler iskele de beni bekler şimdi

Gitmek yalnızca bir kelime,
Gemiler ise fazlasıyla somut bir eyleme teşvik...
Gidebilirim bir gün herhangi bir iskeleden sessizce
Ya da bir basın toplantısı mikrofonuyla gürültü ama anlaşılmadan...
Bir kartvizitte tıkılı kalabilir adımın anlamı,
Ya da bir rakı sofrasında, birileri yaad ederken geçmişi hatırlanabilir ezanla kulağıma söylenen
Ama hocam bir daha söyle, sen söyle rahlen önünde cübben üstünde
Adım en çok senin mekanında anılsın.

Çok düşündüm hep düşündüm 

Ben ben olmasam kim olurdum diye
Kendimden daha iyi bir seçenek gelmedi aklıma
O zaman tekrar gelebilirim bir hoşgeldin partisiyle 
Ya da hastanın kalbi atıyor nidalarıyla...
Belki de ölmek isterim ölemem.
Gelmek isterim  gelemem...
Gitmek isterim gidemem.
Bir güvercin uçurur, özgürlüğümü sabit kılarım.

Bendeniz arada bir gelen biri... Asayiş Bertaraf








18 Kasım 2012 Pazar

sahi sen, sevdin mi beni..?


ne kadar sevebilirsin beni..
kim kadar, kimden fazla, kimden az...?
fikrinin önüne geçebilir miyim mesela,
ideolojini silebilir misin benim için?
yoksa, aşk dediğin  o neyse işte, 
aşamaz mı çok şeyi..!
takılır kalır mıyım baraj altında..?
ne kadar sevebildin beni..
kimden az, kimden çok ?
ya kendinden..?
ya da şöyle sorayım aşığım diyen sana,
kafandaki şablona uyduğum sürece mi,
sendeki yerim..?
farklı bakıyorsam senden başka,
senin gördüklerine..
kafa konforun benimle darmadağınıkken,
kalbin sever gibiyken,
benimle misin, ittin mi gönlünden,
sensiz caddelerin kaldırım taşlarına beni..?
sahi sen, sevdin mi beni..?
söyle şimdi sendeki ben, ne durumda..?



16 Kasım 2012 Cuma

Ben Böyle Olmamaliydım



Ben, böyle olmamalıydım.. 
İsmini duyunca, boynum düşmeliydi omzuma. 
İçime bir ateş düşmeliydi 
Ayaklarımın feri kesilmeliydi. 
Kendimden geçmeliydim sonra... 
Adını sayıklamalıydım, adımı unuttuğumda. 
Ama bunu kimse duymamalıydı, 
Seni, mahşere kadar saklamalıydım. 

Ben böyle olmamalıydım.. 
Nisan akşamlarını ıslatırken yağmur 
Bahar, şarkılarını söylerken karanlığa, 
Çalan her kapıya `sensin` diye koşmalıydım.
Gece yıldızlarını serpince göre 
Seni görmek için uyumalıydım.
Ayak sesleri gelmeliydi uzaktan 
Ben hep sana yormalıydım. 
Şarkılar kime söylenirse söylensin, 
Sana diye dinlemeliydim. 
Türküler dolmalıydı odama, 
Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım, deyince bir ses 
Selvi boylu yâr sen olmalıydın. 
Kömür gözlüm ateşine düşeli, 
Senin için söylenmiş söz olmalıydı.
Bir mey yokluğuna ağlamalıydı delice, 
Bir keman, incecik çığlık olmalıydı 
Ama bunu kimse bilmemeliydi, 
Seni mahşere kadar saklamalıydım. 

Böyle olmamalıydım, 
Kelimeler Taif'i taşıyınca kulaklarıma 
Daha yüzüme çarpmadan Taif rüzgarı, 
Taşların izi çıkmalıydı yüzümde. 
Uhud anılırken, dişlerime sızı düşmeliydi. 
Haremde bir ikindi vakti 
Kem gözler çevrilince sana 
Ve vefasız eller uzanınca yakana 
İçim daralmalı, nefesim kesilmeliydi. 
Sen ötelere hazırlanırken, 
Öteler senin için süslenirken, 
Son kez baktığın pencerede hayal edip seni, 
Perdenin son kez kapanması gibi, 
Kapanmalıydı gözlerim. 
Sonra içime doğru gerilip, 
Seni bize lutfedenin ismini haykırıp, 
Allah (c.c.) deyip, 
Düşmeliydim yere. 
Ama bunu kimse bilmemeliydi. 
Seni mahşere kadar saklamıydım. 
Ve mahşer günü... 
Uzaktan seni seyretsem. 
Sana yakın olmak için can atsam. 
Beni engelleseler, 
Sen kim yakınlık kim, deseler. 
Ben ağlamaktan konuşamasam. 
Gözlerini çevirsen bana. 
Benim cennetim bana bakan gözlerindir. 
Ve tebessüm etsen. 
Ama bunu kimse görmese, 
Seni ebede kadar saklasam.


Dursun Ali Erzincanlı


14 Kasım 2012 Çarşamba

susmak aşkımın dilidir, diyen sevgili..


"susmak aşkımın dilidir, diyen sevgili
konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var…"

Parça tesirli sancılar düşüyor kalbime…
düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…
ve aşklaştıkça kalp
daha çok parçalanıyor hayat..
yaklaştıkça daha bir özlüyorum.
kabul ediyorum, galibimsin
ve ben her şeyini savaş alanında bırakan,
mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde..
tüm zaferlerimi sende yitirmişim..
kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime,
sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?..

çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere..
ve ben dönemezken kendime
labirentlerinde kaybolmuşken,
sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken,
senden gayrısına yok,yokluğuna râm olmuşken,
susma ömrüm!...

yol kesil cehenneme...

keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım..
ne zaman geçmeye kalksam senden,
ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum..
uzanan elleri tutmuyorum..
yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi,
içini bırakmıyorum..
dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde
Yâr dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar..
Sancılanıyorum sessizliğine

Tam vakti;
susturucu takılmışken yüreğime,
haykıramazken,
her kurşun içimi parçalarken,
infilak ederken isyanlarım sensizliğe,
ve akarken gözümden ırmak ırmak,
susma ömrüm!...

ateş kesil cehenneme...

tüm piyonlarım tükendi.
Elimde bir şah…
nereye koysam kendine mat çekiyor..
Cemreler ihanet ediyor adına,
Aslı hükümsüz..
kendini bile ısıtmıyor..
adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına..
(d)üşüyorum..
muhaciri değilim gayrı bu Arafın..
ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum..
kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına..
baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı…
sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum
uğraşma aşk..!
kaldıramazsın;
kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım..
bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı..
artçı sellere verirken sitemimi,
sana “sus”arken,
ölüme “su”sarken,
müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların
aşk için aşıkları ezip geçmişken,
susma ömrüm!.

şehâdet getir cinnetime...

öznesi sen olan bir ömre verdim adını,
ki ölüm yar olana kadar tek yâr dediğim ol diye..
sana geldim, ölüme yâr etme diye.
Susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin..
Biliyorum aldırmıyorsun
Dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına
Ve aslında aşk’tan korkuyorsun
Zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma

Hani olur da geldiğimde bir gün
kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları,
her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer
ve el elini tutacaksa ellerin,
Elimde değil yanacağım

O vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma,
Sarmayacaksan,
Benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan,
Cennetten kovulmayı göze almayacaksan,
Bir sözüne çölde vaha gibi susarken
öyle umarsız susacaksan…
sen de sus ömrüm!...

Sus!..
Sus ki, ölüm bana yâr,
ben ölüme yâr olayım…
sen toprak kesil cesedime…

Şair : Cemre 





7 Kasım 2012 Çarşamba

bebek..


hiç evleri olmamıştı,
kendi odaları,
renkli elbiseleri..
bolca yemekleri, meyveleri,
ve süslü püslü,
 dokununca, 
yumuşak saçları pırıl pırıl bebekleri..
üç kardeş bir yer döşeğinde,
üç kardeş bir tas çorba da içince,
bir bez bebeğe söylerlerdi,
yaşama dair türkülerini.. 

4 Kasım 2012 Pazar

Nefesim..



Yüreğime katsam seni bir ömür nefesinde olsam
Nefesimde olsa ömrüm ömrüm senin olsa
Bugünüm yarınım umudum  nefesim ol desem
Yarınlara umudum olurmusun vazgeçemediğim
Sevmelere doyamadığım bahar gözlüm

Şayan Varol




Hayal kurmayı bile beceremedim..




İstanbul'da bir evde (otel değil, sevmem pek otelleri) olmak isterdim, akraba arkadaş var, ama çekindiğimden kalmaya gitmem.

Ya hayalimde bile kendime cimriyim, hayır İstanbul'un denize sıfır bir yalısında bir hafta isterdim..Ha şöyle..
''Şu sıra olmasını istediğin şey nedir..'' diye sorulan soruya cevap vermeye çalışıyorum.(Bu arada soru sorulmasından mutlu oluyorum, bildiğim yerden gelirse, bana konu çıkıyor.)

Gece yalı bahçesinde (aç tavuk deme hayal bu canım) orta şekerli türkiş gayfe hüpletmeli, dalgaların o eski Türk filmlerindeki gibi bahçe duvarına vuruşundaki ahenkli notaları eşliğinde, ayın denize düşen ışığında (yakamoz demeyeceğim çok klasik kaçar şimdi) dans etmeli ruhum..

Şu sıralar anneme, sürekli hizmet eden ev kızı rolünde olduğum için (şikâyet değil, yanlış anlamayın, bu, bilene nimettir) bu hayal şifa oldu canıma..Yalının hizmetlisi getirsin kahveyi oturduğum yumuşacık koltuğa (oh ne keyif.) Aman bırakın bir hayali ihracaat yapıyoruz şurada gönlümüzce, kıpraşmayın..

Neden hizmetli getirsin, bir sevgilim olsa o getirse elceğizleriyle kahveyi olmaz mı..?
Hayır omaşş, o zaman kahve ve İstanbul kokusuna, parfüm ve ''ten kokusu'' karışır..
O zaman da aklım karışır, sonra ne gerek aşk meşk falan..
Al başına yok yere iş..(Ne gıcıksın.)
Mumlar eşliğinde dans falan, amanın !
Ben ne anlarım öyle duygusal şeylerden, kadın ruhundan..

Ama bir ev sahibi var, unutma..!
Tamam şöyle olsun, ev sahipleri yakın arkadaş olsun, tatile gitmiş olsunlar.Evi bana bırakmış olsunlar bakış görüş için..

Yok ya bunu da beğenmedim, ben emanete gelemem, kabul etmezdim böyle bir sorumluluğu..

Kimse yok diye müzik çaları bile açamam, bozulur diye..Malum emanet ata binen çabuk iner misali..Bana kardeşim arabasını verir al abi sen kullan diye, bir yere giderken.Kesinlikle almam..Zaten bu memlekette araba kullanmanın keyfi tadı da yok.Maganda trafik iftiharla sunar..Neme lazım benim atım var, (yani bisikletim.)Spor olsun diye ona bile binince beni yok sayan şoför kılıklılara çok bozuluyorum.Araba kullanmanın lezzeti Avrupa'da.Kurallar işliyor, insana saygı duymayanlar, kanuna mecburen saygı duyup uyuyorlar.İlk zaman burada çok zorlandım.Orada yaya geçidine adımını attığın anda, ne kadar hızlı gelirse gelsin araç durur geçmeni bekler..(Yaya da hiç araçtan yana bakmadan atar adımını ki, araç vurursa para alsın diye.Ölebilir oysa şapşal.)
Burada da adeta arabalar insanların üzerine geliyorlar ezmek istermiş gibi ve abartmıyorum kanunen yakalanma korkuları olmasa, bazıları zevk için ezer geçer..Eskiden köylerde yeni çifte ya da tabanca alınca, uzakta eşek üstünde giden canlı hedefe ateş açanlar olurmuş..Bakalım silah ( mavzer) iş görüyor mu diye.Şaka değil yaşayan tanık olan birinden şaşkınlıkla ağzım açık bizzat dinlemiştim. 

Ben ülkemi çok seviyorum ama insanlardan korkuyorum artık..Ana haber bültenleri psikopat tanımına uyan korkunç vak'a-i adiyelerle dolu.(Nedense yurt dışı haberlere hiç yer vermezler.İçe kapanıklıktan halen sıyrılamadığımızın işareti.)

Bu ara neredeyse sabah-akşam ilaç niyetine günde iki yazı yayınlamaya başladım,  bu da hoş değil farkındayım, yakında frene basarım tamam.

Sahi ne oldu benim yalıda kahve sefam..Laf lafı açtı, hayal, püff..!
Cebimize uymadı bu hayal..
Anlaşıldı işbu yalı keyfimiz, bir İstanbul masalı gibi, tatlıya bağlanamadı..Yazı rengi gibi olamadı yani..
Annem hasta ya, belki ruhumun teselli babında ferahlık arayışı saçma bir yazı işte..
Ben yazmadım sen okumadın say..
Ha unutmadan bugün Haşmet Bey yine güzel bir pazar yazısı yazmış, bence git onu oku..


3 Kasım 2012 Cumartesi

boçlusun bana


Bitiyor işte..!
Finale az kaldı belkide,
Oysa ne iç titreyişleriyle bekledim,
Dokunmanın hayaliyle,
Aşk sana..

Gecelere arkadaş,
Duvarlara sırdaş,
Güneşin doğuşuyla baktım gökyüzüne.
Bakar gibi gül yüzüne
Uykusuz gözlerimle..

Kapıyı  açarken her defasında, 
Tokattan beter vurdu,
Yalnızlığın o acımasız rüzgârı,
Ağlamaklı bezgin yüzüme..
Belki bu yüzden, 
Çıkmak istemedim dış dünyaya,
Karışamadım insanlara,
Bir daha dönüp de giremem diye..!
O kapıdan içeriye..

Borçlusun bana aşk, 
Gönlümün ilacı sende kaldı..!
Boçlusun bana aşk,
Gönlüm sevgiliden yana bakir kaldı..!
Borçlusun işte..






dostlardan potpuri..


Beni yargılama !

Yanlışlarım var elbette,
Bir o kadarda doğrularım.
Kendime şaşırıyorum,
Çünkü kabul etmeyip, inatlaşıyorum.
Bazen kimse susturamaz beni,
Bazen de ağzımı bıçak açamaz.
Kendimden emin olduğum kadar,
Yanılırım, elbette insanım.
Çocuklaşırım ve zırıl zırıl ağlarım,
Kahkahalarımla da boğarım.
Sevdiklerime canımı veririm,
Sevmediklerimin vay haline derim..

Hatice ÇAYLI 



Yürekte Bir İmzadır Sevdan

Mutluluktan olsun tüm ağlamalar, 
Vedanın her türlüsü can yakar. 
Ne yaparsan yap, 
Acıtacaktır vedalar. 
Vedasız gidişler de 
Bir o kadar yaralar. 
Yürekte bir imza gibi 
Bir ömür taşınır sevdalar. 
Her nefesinde güne yaydığın 
İçinde bir nefes, 
Dilinde duadır artık. 
Yeniden değdiğinde o nefes o tene, 
En onulmaz yaralar kapanır gider. 
En dayanılmaz sızılar hafifler. 
Kapalı bir zarftadır kalbinin gizemleri, 
Bağışla, açacağım, okuyacağım seni. 
Vedasız bir sevda yazsın bu defa, 
Vedanın her türlüsü bilirsin, can yakar. 
Mutluluktan olsun bu defa tüm ağlamalar.





Bilmiyorsun İşte Bilmiyorsun...!

Başımın Dönmesine, Midemin Bulanmasına Aldırmıyorum Ama Bu Kalp Ağrısı Öldürecek Beni...! 
Yüreğimin Yerinde Kocaman Bir Taş Var Sanki... 
Bu Ağırlığı Taşımak Kolay mı Sanıyorsun?
Bırakıp Gidişlere Değil Beni Sensiz Günlere Mahkum Etmene Sitemim...
Öyle Bir Vurgun Yedi ki Yüreğim, Ben Artık İflah Olmam!
Geçse de Zaman, Sanmam ki Geçsin Bu Yara...
Bu Yarayla da Yaşar Giderim; Ama İlacın Sen Olduğunu Bildikten Sonra Sensiz Olmayı Kabullenemiyorum...
Kaç Gecedir Seni Uyuyorum, Seni Uyanıyorum Kaç Sabahtır, Bilmiyorsun! 
İsmin Hala Dudaklarımda Gizli, Gözlerimde Tütüyorsun, Seni Ağlıyorum Kaç Damladır Bilmiyorsun! 
Hiç Düşündün mü Saçlarım Neden Böyle Dağınık, Neden Gözlerim Bu Kadar Parlak Ve Seni Neden Seviyorum Delicesine? 
Kaç Dalgadır Seni Vuruyor Denizler Yüzüme, Kaç Rüzgardır Saçlarımda Ellerin Bilmiyorsun! 
Kaç Sestir Sen Ağlıyorsun Göğsümde Nağme Nağme Bilmiyorsun!
Bilmiyorsun Kaç Şiirdir Seni Yazıyorum Kalbime, Kaç Gündür Seni Üşüyorum, Sana Yanıyorum Kaç Haftadır Bilmiyorsun! 
Kaç Buluttur Islanıyorum Aşk'ından Bilmiyorsun! 
Yüzüm Sen,  Gözüm Sen, Saçım Sen Oldun, Kaç Aynadır Sen Duruyorsun Karşımda, Kaç Zamandır Yanıyorsun Yüreğimde Bilmiyorsun! 
Kaç Şarkıda Seni Dinleyip Ağlıyorum, Kaç Özlemdir Özlüyorum Kokunu Bilmiyorsun! 
Kaç Ölüdür Ölüyorum Ardından, Kaç Mezardır Gömüyorum Aşk'ını, Olmuyor! 
Bilmiyorsun Sevgili, Bilmiyorsun, Seni Neden Sevdiğimi, Nasıl Sevdiğimi Bilmiyorsun! 
Bilmiyorsun! 
Bilmiyorsun!
Kimi Zaman Gözlerimde Yaşla Sızlatıyorsun Yüreğimi, Kimi Zaman Koşup Geliyorsun Rüyalarımda Gerçekle Hayalin Ortak Olduğu Gecelerde Okşuyorsun Saçlarımı...
Kimi Zaman Yorgan Oluyor Resimlerin Kimi Zaman Düğümleniyorsun Boğazıma... 
Kimi Zaman "İyi ki" Dedirttiriyorsun, Kimi Zaman "Keşke" Oluveriyorsun... 
Kimi Zaman Yaşattığım Hayalde, Kimi Zaman Akmaya Ramak Kalmış Gözyaşımda Oluyorsun...
Ama Hep İçimde Nefes Alıyorsun...!

Ne Zaman Son Bulur Bu Ruh Halim Bilinmez...
Varlığını Sevebildiğim Kadar Yokluğunu Sevebilir miyim Bilmiyorum...
Sen Diye Yüreğimde Biriktirdiğim Senleri Tüketebilsem!
Seni Her Düşündüğümde Yüreğime Saplanan Acıyı Hissetmesem!
Kalemim Sana Susacak, Kalbim Ürkek Bir Serçe Gibi Yaşayamadıklarıma Kanat Çırpacak....
Anlayacağın Her Şey Bendeki Seni Yok Etmemle Alakalı
Belki Bir Gün Sana Kıyabilirim Kimbilir!

Ahhh Aşk-ı Kıyamet Ahhh!
Yine Neden Kendini Kandırıyorsun?
Senin O'na Kıyabileceğini Sanmıyorum!
Hemde Hiç Sanmıyorum!

Her "Unuttum" Dediğimde Kendime Bir Kez Daha Yenik Düşüyorum...
Olmuyor İşte Can'ımın İçi Olmuyor, Sen Geri Dönmesen de Bu Gönül Sensiz Nefes Alamıyor...!
Sensizliğin Pazarında Üç Kuruşa Satsam da Gururumu Sensiz Olmuyor İşte...!!!



                       Bazı arkadaşlarımın blogları kopişlemeye elverişli olmadığından kendilerine yer veremedim.Güzel bir hafta sonu olmasını diliyorum.