4 Kasım 2012 Pazar

Nefesim..



Yüreğime katsam seni bir ömür nefesinde olsam
Nefesimde olsa ömrüm ömrüm senin olsa
Bugünüm yarınım umudum  nefesim ol desem
Yarınlara umudum olurmusun vazgeçemediğim
Sevmelere doyamadığım bahar gözlüm

Şayan Varol




Hayal kurmayı bile beceremedim..




İstanbul'da bir evde (otel değil, sevmem pek otelleri) olmak isterdim, akraba arkadaş var, ama çekindiğimden kalmaya gitmem.

Ya hayalimde bile kendime cimriyim, hayır İstanbul'un denize sıfır bir yalısında bir hafta isterdim..Ha şöyle..
''Şu sıra olmasını istediğin şey nedir..'' diye sorulan soruya cevap vermeye çalışıyorum.(Bu arada soru sorulmasından mutlu oluyorum, bildiğim yerden gelirse, bana konu çıkıyor.)

Gece yalı bahçesinde (aç tavuk deme hayal bu canım) orta şekerli türkiş gayfe hüpletmeli, dalgaların o eski Türk filmlerindeki gibi bahçe duvarına vuruşundaki ahenkli notaları eşliğinde, ayın denize düşen ışığında (yakamoz demeyeceğim çok klasik kaçar şimdi) dans etmeli ruhum..

Şu sıralar anneme, sürekli hizmet eden ev kızı rolünde olduğum için (şikâyet değil, yanlış anlamayın, bu, bilene nimettir) bu hayal şifa oldu canıma..Yalının hizmetlisi getirsin kahveyi oturduğum yumuşacık koltuğa (oh ne keyif.) Aman bırakın bir hayali ihracaat yapıyoruz şurada gönlümüzce, kıpraşmayın..

Neden hizmetli getirsin, bir sevgilim olsa o getirse elceğizleriyle kahveyi olmaz mı..?
Hayır omaşş, o zaman kahve ve İstanbul kokusuna, parfüm ve ''ten kokusu'' karışır..
O zaman da aklım karışır, sonra ne gerek aşk meşk falan..
Al başına yok yere iş..(Ne gıcıksın.)
Mumlar eşliğinde dans falan, amanın !
Ben ne anlarım öyle duygusal şeylerden, kadın ruhundan..

Ama bir ev sahibi var, unutma..!
Tamam şöyle olsun, ev sahipleri yakın arkadaş olsun, tatile gitmiş olsunlar.Evi bana bırakmış olsunlar bakış görüş için..

Yok ya bunu da beğenmedim, ben emanete gelemem, kabul etmezdim böyle bir sorumluluğu..

Kimse yok diye müzik çaları bile açamam, bozulur diye..Malum emanet ata binen çabuk iner misali..Bana kardeşim arabasını verir al abi sen kullan diye, bir yere giderken.Kesinlikle almam..Zaten bu memlekette araba kullanmanın keyfi tadı da yok.Maganda trafik iftiharla sunar..Neme lazım benim atım var, (yani bisikletim.)Spor olsun diye ona bile binince beni yok sayan şoför kılıklılara çok bozuluyorum.Araba kullanmanın lezzeti Avrupa'da.Kurallar işliyor, insana saygı duymayanlar, kanuna mecburen saygı duyup uyuyorlar.İlk zaman burada çok zorlandım.Orada yaya geçidine adımını attığın anda, ne kadar hızlı gelirse gelsin araç durur geçmeni bekler..(Yaya da hiç araçtan yana bakmadan atar adımını ki, araç vurursa para alsın diye.Ölebilir oysa şapşal.)
Burada da adeta arabalar insanların üzerine geliyorlar ezmek istermiş gibi ve abartmıyorum kanunen yakalanma korkuları olmasa, bazıları zevk için ezer geçer..Eskiden köylerde yeni çifte ya da tabanca alınca, uzakta eşek üstünde giden canlı hedefe ateş açanlar olurmuş..Bakalım silah ( mavzer) iş görüyor mu diye.Şaka değil yaşayan tanık olan birinden şaşkınlıkla ağzım açık bizzat dinlemiştim. 

Ben ülkemi çok seviyorum ama insanlardan korkuyorum artık..Ana haber bültenleri psikopat tanımına uyan korkunç vak'a-i adiyelerle dolu.(Nedense yurt dışı haberlere hiç yer vermezler.İçe kapanıklıktan halen sıyrılamadığımızın işareti.)

Bu ara neredeyse sabah-akşam ilaç niyetine günde iki yazı yayınlamaya başladım,  bu da hoş değil farkındayım, yakında frene basarım tamam.

Sahi ne oldu benim yalıda kahve sefam..Laf lafı açtı, hayal, püff..!
Cebimize uymadı bu hayal..
Anlaşıldı işbu yalı keyfimiz, bir İstanbul masalı gibi, tatlıya bağlanamadı..Yazı rengi gibi olamadı yani..
Annem hasta ya, belki ruhumun teselli babında ferahlık arayışı saçma bir yazı işte..
Ben yazmadım sen okumadın say..
Ha unutmadan bugün Haşmet Bey yine güzel bir pazar yazısı yazmış, bence git onu oku..