31 Temmuz 2013 Çarşamba

Ramazan yazıları (23) Şeriat

'' Sen iyi bir şairsin ama ne yazık ki şeritaçılardansın belli.Dinimizde şeriatçılık yoktur. ''

Şeriat bu ülkede Ebubekir Sifil hocanın deyimiyle ''cıss'' kelime :

''Bu milletin dini inançları ile ilgili olarak, söz gelimi, en az İngilizler kadar özgürlükçü, en az İngilizlerin uygulaması kadar kendinden emin bir anayasa yapardım. 2000’li yılların başında İngilizler, Müslümanların kendi aralarındaki işleri kendi şeriat mahkemelerinde çözebilmelerine imkân sağladı. Bunu ne niyetle yaptığı konusunda farklı değerlendirmeler yapılabilir. Burada asıl üzerinde durulması gereken, ortaya çıkan “netice”dir. Bu uygulamalar o kadar başarılı oldu ki,  Gayri Müslimler bile kendi aralarındaki ticari bir takım anlaşmazlıkları o mahkemelere götürmeyi tercih ediyorlar artık. Çok hızlı sonuç alınıyor, çok adil yargılama yapılıyor çünkü. Gayri Müslimler bile buna ilgili göstermeye başladılar. Biz İngilizlerin yaptığını bile yapamıyoruz. Burası Müslüman bir ülke, Müslümanların kendi aralarındaki hukuku kendi inançları doğrultusunda görebileceği gerçeğini dillendirmekten korkuyoruz.

Bu ülkede “şeriat” diye bir kelime var,  bu ülkede bu kelimeyi ağzınıza aldığınızda bile diliniz yanar, “cısss” bir kelime. Çok sıkı-fıkı ilişkilerde olduğumuz İsrail’in de bir şeriatı var, şeriat devleti var. Kimse şeriat deyince Yahudilerin uyguladıklarını anlamıyor. Hep “kötü örnek” olarak ya İran ya Suudi Arabistan aklımıza geliyor.'' demişti bir söyleşisinde.

Allah katında imanımın geçerli olması için, O Allah'ın Kitabında ve Peygamberinin (sav) sünnetinde/uygulamasında var olan her şeyin adı İslam şeriatıdır ve kalbinde sıkıntı duymadan bunu kabul eden insan da Müslümandır.

Elbette bu böyle diye, bana kimse çakma İslam cumhuriyeti (İran) ya da İslam şeriat devleti (S.Arabistan)ı sempatik gösteremez ve onların yanında olmamı isteyemez.

Halkı kandırarak ve hatta baskı aracı olarak dini kullanarak sefa süren emirlikler, petrol gelirlerini har vurup harman savuranlar...Geçiniz...

Şu an yeryüzünde İslam'a göre, İslami bir devlet zaten yok. Bu tür bir devleti de sanırım Allah bilir ancak ahir zamanda geleceği bildirilen Hz.Mehdi (as) kuracaktır. Bize düşense Allah ve Peygamberinin emri gereği din devletinden yana olarak duruşumuzu belirleyerek ''imanımızı kurtarmak'' zira : "Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir" (Maide suresi : 44) diğer ( aynı surede 45 ''zalimlerin''  47 ''fasıkların'' ta kendileridir diye geçer, sebebi için tefsirlere bakınız) Bu,''Hakikat İslam'dır.Müslüman ona tam uyandır.'' şeklinde özetlenmiştir.

İşte Kur'an şeriatinden yalnızca bir örnek. Burada Allah, devlet yoluyla insanları, dininin kuralları ile yönetilmesini, aksini yapıp kendi aklını vahyin önüne geçirenleri, duruma göre maide suresi ayetlerinde görüldüğü gibi vasıflandırmaktadır.

''Dinimizde şeriatçılık yoktur. '' şeriatten ne anladığınızı da bilmek isterdim. Çocukluğumzda kulaklarımızda kalan el kesmek...Evet bu hırsız için Allah'ın hükmü ve dünya biliyor ki caydırıcılığı olan tek ceza hukuku.Kaldı ki şartları ve hangi miktarda hangi maldan, çalanın psikolojik durumuna kadar burada sayamayacağımız sürüyle şartı var. 

Hz.Ömer (ra) Efendimiz zamanında bir işveren iki işçisini, malını çaldılar diye halifeye getirdiğinde, işçilerin ücretinin zamanında ödenmediği ve açlık saikiyle patronlarından çaldıkları anlaşılınca, Hz.Ömer(ra) işverene sert çıkışarak ta'zir cezası verir.Çalanlara da her hangi bir ceza tahakkuk etmez.İslam hukukunda devlet halkı için gerekli yaşam şartlarını sağlamakla mükelleftir. Örneğin fakir evlenemeyecek durumdaki bekarları devlet hazinesinden evlendirir ki, zinaya düşmesinler.

''Şeriat, Arapça kökenli bir sözcük olup; "yol; mezhep; metod; adet; insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" anlamına gelir. İslam dinindeki terimsel anlamı ise "ilahi emir ve yasaklar toplamı", "İslam'ın kutsal kitabı Kur'an'ın ayetleri, İslam'ın son Peygamberi olan Hz.Muhammed (sav)in söz ve fiilleri (sünnet/hadis) ve İslam bilginlerinin görüş birliği içinde bulundukları hususlara dayanan ilahi kanun"dur.

Şeriat 3 ana bölüme ayrılır:

İslam hukuku (fıkıh) alimleri, şeriatı üç ana bölümde incelemiştir: İbadetler, muameleler ve ceza hukuku.

1- İbadetler: İbadet İslam'da, genel olarak Allah'ın hoşnut ve razı olduğu her çeşit eylemi kapsamına alır. Özel anlamda ise, ayet ve hadislerde özel şekil ve şartları belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, hac, zekat ve kurban bu ibadetlere örnek olarak verilebilir.

2- Muameleler: İnsanlar arasında medeni, ticari, ekonomik ve sosyal bütün ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır. İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velayet, vekalet, vesayet, miras, alış-veriş gibi toplum hayatının gereği olan tüm medeni muamelelere ve hatta devletler hukukuna ait hükümler getirmiştir.

3- Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan ve/veya toplumsal düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedeni, mali veya caydırıcı bazı cezai hükümleri kapsar.'' (iktibas)

İşte günümüzde 1 nolu ibadetler maddesi genel olarak kabul görür (!)  diğer iki maddeyi adı Müslüman olanlar bilerek ya da bilmeyerek reddelerler ve malesef iman açısından son derece sıkıntılı bir noktaya düşerler ! Fıkıh kitaplarında geçen kavram : ''Mülhid kendisini Müslüman zanneder'' der ! Buna dikkat !

Yani dinimizde şeriatcilik yoktur cümlesi, bilmemekten kaynaklanan, temelsiz, mesnetsiz bir iddiadır...

Araştırın, hemen dolduruşa gelmeyin...Bu bir iman meselesi, ebediyen cennette olmak ya da Allah korusun cehenneme düşme meselesi.İnsan hiç bu son derece hayati konuyu geçiştirebilir mi ?

Benim gibi günahkar ve dinini güzel yaşamayı becerememiş biri, yukarıdaki üç maddede de İslam'ı/ şeriati kabul ediyor, başım gözüm üstüne senden olan her şey Yarabbi diyor ve böyle bir imanla cenneti ümit ediyor.Zira itikat, amelden yani ibadetten önce gelir. Sağlam ve sahih itikadı olamayanın, ibadetleri de makbul ve geçerli değildir.

Bu şekliyle her Müslüman aynı zamanda Şeriatçidir ve laikliği savunması da düşünülemez vesselam.

Yazı uzun olmasın diye çok özet cevabı bu şekilde vermiş olayım. Mutmain olmadığınız noktada haberim olsun.''iyi şair'' kısmı için de estağfurullah, şairlerin gölgesi bile olamam, teşekkürlerimle...

İşte Kur'andan içinde şeriat kelimesi geçen bir ayet  : Casiye suresi : 18




30 Temmuz 2013 Salı

Ramazan yazıları (22) Fitre üzerine notlar


1-Fitre vermek, orucun kabul edilmesine, ölümün şiddetinden ve kabir azabından kurtulmaya vesile olur.İhtiyacı olan eşyadan ve borçlarından fazla olarak, zekât nisabı kadar malı, parası bulunan Müslümanın fitre vermesi vacib olur. Nisaba malik değilse fitre vermesi vacib olmaz, fakat vermesi iyidir.

2-80 gr altın ya da karşılığı bir yıldır üzerindeyse,(yani nisaba maliksen) isterse borcun olsun zekat ve fitre alamazsın.Çünkü bu durumda dinen zengin sayılıyorsun.(*)

3-Bu miktar üstünde ise zekat vermen farzdır.

4-Bu miktar, yani 80.18 gr.altına tekabül eden para üstünden FİTRE (fıtır sadakası) söz konusu ise bir yıl geçmesi gerekmez.

5-Nisaba malik değilse fitre vermesi vacib olmaz, fakat vermesi iyidir.Herkes kendi durumunu vicdanen iyi bilir.Hadis-i şerifte,''Sadaka-i fıtrı, küçük büyük, zengin fakir herkesin vermesi gerekir'' buyrulmuştur. (Ebu Davud)

6-En az miktarı kişi başı bu yıl 10 TL.dir.Asıl ölçüsü, verdiğin fitre bir fakiri bir gün doyurabilmelidir ki, bu da en azı günde 2 öğündür.
Zengine fitrede üst sınır yoktur.Ne kadar çok verirsen, o kadar çok sevap ve oruçtaki hataları giderir.

7-Ana-babaya, dedeye, büyük anneye, evlada, toruna, hanıma ve kâfire fitre verilmez.

Fakir olmak şartı ile kardeşe, geline, damada, kayınvalideye, kayınpedere, kayınbiradere, üvey çocuğa, üvey babaya, üvey anneye fitre verilir.

Hala, amca, dayı, teyze, kardeş, kardeş çocuğu gibi akrabaya fitre vermek daha çok sevap olur.

8-Oruç farz olmayan çocuklar için de fitre verilmesi gerekir.

9-Geçmiş senelerde  verilmeyen fitreler ve özür sebebi ile oruç tutamayanlar da verir.

10-Zekat ve fitrede verirken kişiye bunun zekat ya da fitre olduğunu söylemeye gerek yoktur.Verenin niyet etmesi yeterlidir.Böylelikle alan kişi de rencide olmamış, incinmemiş olur.

11-Fitre ve zekat vekalet yoluyla da ulaştırılabilir.

12-Fitre bir derneğe verilmez, fakire verilmelidir.Zekat verilecek yerlere fitre de verilir.

13-Fitre veremeyecek kadar fakir her Müslümana fitre ve zekat verilir.İlle namaz kılıp kılmadığını araştırma şartı yok.

14-Bir özürden dolayı Ramazanda oruç tutmayan kimseler, dinen zengin sayılıyorlarsa ve bu oruçlarını kaza edecek bedenî güce de sahip değilseler, tutamadıkları her bir oruç için fitre vermekle yükümlüdürler.

(*) Nisap  yani zengin sayılmanın altınsal değeri 80,18 gr olarak verdim.Bir de 96 gr. şeklinde bilgiler de var.Bu merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocanın hesabıdır.Bazıları bunu esas alıyorlar.Ama ben bu gibi konularda tedbirciyimdir.Ne olur ne olmaz diye alt sınırdan zekat hesabından yanayım. Zengin üçe beşe bakmaz.Verdiklerimiz bizimdir.

Yılda bir kez olduğu için sizler ve kendim için tazelediğim bilgi notları bu kadar.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Ramazan yazıları (21) Market Duası

Ya Rabbi;

Ailemin zoruyla dâhil olduğum tüketim yarışının bir ferdi olmaktan aklımı muhafaza et.

'Herkes sepetini doldururken ben bundan geride kalıyorum' eleminden kalbimi halas eyle.

Şu an önünde durduğum tüketimi artırmak için tasarlanmış Marketten nefsimi himaye eyle. İsrafa teşvik eden bu yere istemeyerek sol ayakla giriyorum sağ ayağımla çıkmamı nasip eyle

Küçük esnafı yok edip her şeyi kendi bünyesine alarak canavarlaşmış olandan ailemi gözet.

Asgari ihtiyaç listemin dışında alışveriş etme isteğimin israf olduğu kanaatine eriştir.

Diğer dolu sepetlerin tesiriyle elindekinin azlığıyla gönlü ezilen mağdurları muhafaza buyur.

Lüzumlu olanı alacağım reyonun etrafındaki dolu rafların ayartmasından gözümü sakındır.

Aileme alışveriş ederken ihtiyaç sahiplerini de unutmayıp onları memnun etmeyi nasip eyle.

Tüketerek mesut olunacağını vehmeden nefsimi, paylaşarak hoşnut olmaktan hissedar eyle. 'Kendini iyi hissetmediğinde alışveriş etmelisin' şeytani yönlendirmesinden zihnimi arındır.

Kurban bayramında eti paylaştıklarıma kasap reyonundan alış veriş etme şerefine erdir.

Türlü türlü çukulataları ve şekerleri görünce bunlarla yetimleri bir an sevindirmeyi nasip eyle. İndirim peşinde gün boyu market market gezmeye meyyal nefsime hasta ziyaretini sevdir.

Hafta sonlarının aileme, alışverişi değil ihtiyaç sahipleriyle paylaşımı hatırlatmasını özendir. Bozukluğumla kasa yanındaki ıvır zıvırı almayı değil yetimlere harçlık vermeyi güzel göster.

Yaşlı ve hasta komşuların alışverişini yapıp poşetlerini evlerine teslim etmeye müyesser kıl.

Semt pazarlarının kurulduğu gün marketlerin yaptıkları indirimlere itibar etmeme mani ol.

Vücuduma ve aileme zarar veren şeyleri alıp doktorlara ve ilaçlara muhtaç kalmaktan koru.

Gerekli olmadığı halde kampanyalara kanıp 'yığıp durma' hastalığından nefsimi halas eyle.

İhtiyacımız olmayan ürünleri sırf yanında hediyesi var diye alma ahmaklığından beri eyle.

Tüketimi arttırmak için çalınan müziğin coşkusuyla çılgınca alışverişten nefsimi uzaklaştır.

Girişteki dolaba elimdekileri bırakıp yeni yükler edinme konforuyla aldatılmaktan koru.

Alışveriş sepeti üzerinde gezdirerek bebeklerimizin pirupak fıtratlarını kirletmemizi engelle.

Marketin, kızlarımın masum evcilik oyunlarına sinsice sızmasından muhafaza buyur.

Çocukları markete götürüp tüketim alışkanlığı edindirme aymazlığından cümlemizi beri eyle. Henüz kazanmadığım parayı harcamama sebep olan kredi kartının şerrinden zatına sığınırım. Eşlerimize ve çocuklarımıza ek kart çıkartıp ipin ucunu kaçırmamızı isteyenlere fırsat verme.

Kredi kartıyla tüketince 'bonus' biriktirmenin kazanç değil kayıp olduğunun izanına ulaştır. Slip çektirme kolaylığına kanıp borcunu ödeyemeyince özgürlüğünden olandan haberdar eyle.

Evlere servisin, taşıyamayacağımız kadar alışveriş ettirme tuzağı olduğunun idrakine erdir.

'Tükettiğin kadar medeni ve çağdaşsın' diyen Neoliberal politikaları yerin dibine geçir.

Ekstrede ayrıntısını gördüğüm halde tövbe etmediğim harcama kalemlerinden affına sığınırım

Kapıma bırakılan market broşürlerinin tesiriyle ihtiyaç listemi şişirmekten nefsimi koru. Reklâmlarda aciz gösterilen erkek ve öne çıkarılan kadınla kurulan tuzağın idrakine erdir.

Küsuratlı etiketlere kanıp sanki çok ucuz alıyorum izlenimine kapılma safdilliğinden koru.

Bizleri, yeni bir ürünü tattırmak adına kurulan reyonda doyma kurnazlığından beri eyle.

Tüketmek istediğimde ayaktayken oturmayı, otururken yatıp bu histen kurtulma dirayetine ulaştır.

Her türlü ateşi söndüren 'abdest' almanın içimizdeki israf ateşini söndürmesini nasip eyle.

Âmin...

Şevket HÜNER 

28 Temmuz 2013 Pazar

Ramazan yazıları (20) Neredesin göz yaşlarım ?


''Ramazan yazıları için sizden çok şey öğreniyorum.Allah sizden razı olsun, okumak çok zevkli.Sizden binlerce kez Allah razı olsun.''

Amin cümlemizden inşallah. O razı olursa, bayram olur bize ölüm...

O razı olursa, cennet olur bize bundan sonraki hayat da, bu yaşadığımız hayat da...

Zaten en zor zamanlarda buyurmaz mıydı O gül yüzlü Peygamber (sav) : '' Hayat ahiret hayatıdır.'' burası geçecek ve her gelecek yakındır...Bize uzak gözüken ölüm gibi, kabir gibi...

Ey aşk, neredesin ?

Yokluğunda bize, senin ismini verdikleri ama sen olmayan, senden başka her şey olan süfli şeyleri aşk diye bellettiler.

Biliyorum bu şehr-i ramazanın bir cebinde sen varsın.

Arayanların gönlüne akarsın, çünkü bulanlar ancak arayanlardır...

''İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.'' buyuran Allah için; aşk, ancak ilahi kaynaklı olana derim dediğimde,

Diğerlerine ay tutulması gibi, akıl tutulmasıdır, geçer boşa inleme dediğimde,

Beni kim anlayacak, anlamazlıklardan kim azad edecek..?

O yarin gurbetinde, düştük düşeli şu adına dünya denilen uçuruma,

Hangi aşk bizi yeniden kanatlandırıp, çekip alacak, el değmemiş, ayak basılmamış mavera iklimine ?

Gün batmaz, gül solmaz, elem değmez cennetlere...

Davud Peygamber okursa Kur'anı o hep merak ettiğimiz davudi sesiyle, nasıl mest olup kendimizden geçeceğiz ?

Ya Kur'anın sahibinden olursa o okuyuş, bu ne sarhoşluk, bu nasıl huş-u curuş olur acep ?

Ya bunca asırdır, görmüşcesine adını, görmüşcesine sıfatını; ''izinin tozuna sürsem yüzünü'' ilahileri ile yana yakıla; düşe kalka; ''tek ayakla seken köpek'' misali Gül Yüzlü Nebiyi (sav) bir cennet sabahında gördüğümüzde, hangi cezbe bize merhem olur ?

''Oruç ne güzel kalkan cehenneme...'' sen bundan sadece o cehennemi mi anlıyorsun ?

Ahir zaman cehenneminde, nasıl bir aycık bile olsa, kalkan olmadı mı, eteğimize arsızca yapışan günahlara?

Dünyevi kaygılarımıza inat, sabah boş buzdolaplarımıza iftara yakın, bereket olarak yağmadı mı ?

Neredesin göz yaşlarım ?

Nerede kaldın, sadık rüyalarım ?

Tut elimden bırakma beni oruç...

Ne olur gitme, kalkansız, korumasız bırakma bizi...

Bize kulluğumuzu hatırlattın yeniden...

Ve aşksızlığımızı...




27 Temmuz 2013 Cumartesi

Ramazan yazıları (19) Ah bir anlayabilsek !

Buraya yazdığım yazılar ve içimin saçmalıkları (siz onlara şiir diye değer veriyorsunuz); bir çok yerde paylaşılıyormuş. Çoğundan sizlerden gelenler sebebiyle haberim oluyor.

Buradan topluca tekrar çok çok teşekkür ediyorum.

Bu girişten sonra konumuza geçebiliriz.

''Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz.” (Buhari, Savm:5; Müslim, Sıyam:2)

İnsana şüphe ve vesvese veren sadece şeytan değildir. İnsanın nefsi emmaresi de her zaman görev başındadır.

Hadiste geçen "Merede", inatçılar, direnenler, saldırganlar demektir. Bu ifadeyle, şeytanların en azgınları, ipe-sapa gelmezleri, gözü dönmüşleri kastedilmektedir. Evet, bu mübarek ayda, "merede-i şeyâtîn" zincire vurulmaktadır.'' (iktibas)

Bu da Allah'ın, bu ay hürmetine bizlere ikramlarından olsa gerek.Böylelikle orucu daha rahat tutmak, kendimizle hesaplaşmada habire şeytanı bahane edip suçlamaktan da uzaklaşarak; kendi karakterimizi, kişilğimizi analiz etme imkanına kavuşmuş oluruz...

Bir gereç için, garantisinden dolayı servise defalarca gittim. Dalga geçer gibi, bugün git yarın gel dediler.İşi savsakladılar.Zira bu memlekette maalesef (istisnalar dışında, onlar da neredeyse bir türlü bana denk gelemediler) insana ''saygı'' yok ! İşini dürüst yapan da...! 

Oruç gibi ciddi bir ibadetle uğraşmasaydım, mutlaka olay çıkartır, servis sahibini bir güzel öperdim (!)

Ama bilincime öyle kazımışım ki, sinirlenmenin, tartışmanın, yalanın, dedikodunun bu sevabı kat kat olan ve ''mükafatını yalnızca Allah'ın bildiği '' oruç ibadetine özenli olmam gerektiğini; işin doğrusu oradaki ahlaksızlığa karşı, sabrıma ben bile ayrılırken şaşırdım.

Keşke dedim bir zaafım var ki, onda da böyle sabırlı olabilsem...

Belki de nefsimizin bize izin verdiği kadar Müslümanlığımız var...!

Bu cümlemin altını çizmeli...

Kim hangi ibadeti yapıp ediyorsa, aslında genel olarak nefsinin/egosunun izni kadar...

Sonra mı ?

O kadar olsun demeler, Allah affetsin diye geçiştirmelerle, kendi iç sesimize de kulak tıkayarak güzel Müslüman olduğumuz kanısı ile, ''mesut suç'' (felix culpa)  derdi bir eserinde rahmetli Necip Fazıl bu tür hallerimize...

Suçlarımızın üzerine mutluluk örtüsü örtüyoruz.

Bu dünyada işimiz iş yani...

Oysa ''er yarın hak divanında belli olur'' der Yunus Emre (ks)

Nefsinden emin olmak, bilgilerine sonsuz güvenen ve ''ben oldum'' edası ile yazmak, konuşmak...

Kendimizi bir çırpıda cennetlerinin en iyisinde, köşklere kurulmuş moda sokabiliyoruz da..!

Oysa, o, saadet asrının Peygamber (sav) lisanıyle ''cennetle müjdelenenleri'' buna rağmen belki
ne olur ne olmaz diye, kaygısız, gözyaşsız ve taatsiz olmadılar...Bize ne oluyor..?  

En büyük tehlike işbu, kendinden emin oluş ve dindar-dinsiz herkes, hepimiz için geçerli...

Ve Allah, bu kibir (ucb) kokan hali asla onaylamıyor !

Ah bir anlayabilsek..!



26 Temmuz 2013 Cuma

Ramazan yazıları (18) Etme..!


- Zaten oruç başıma vurmuş...

Etme..!

- Bak git, sigarasızlık beynime vurmuş gelme üstüme !

Etme..!

- Ya ben çok acıktım,

Etme..!

- Az da değil arkadaş, 17 saat

Etme..!

Allah'ı gücendirme..!

Bu şekilde oruç tutulmaz. Gelen inciterek ağırlanamaz...

Başa kakarak, neredeyse. eskilerin deyimiyle lanetleme iş yapılmaz.

Derin Müslüman içinden bile geçirmez, içinden geçse, bu nefsimin sesi, benden değil Rabbim, diyerek her mevsim ve şartta niyetini, fikrini güzel olumlar ve beynini, bu yönde yönetir.

O Allah emrettiyse, istediyse bu, benim dünyada ve ahirette yararımadır teslimiyeti içinde, orucun içindeki huzur iklimine yelken açar.

Gözüne, diline, kulağına da oruç tutturur. Bu ayda dedi-kodu yapmamaya çalışarak (malum bir mezhepte gıybet orucu bozar) başkalarının arkasından konuşmamayı öğrenir. Bunu disiplin haline getirmeyi başarırsa, ramazan bitince, haşa sanki her şey yeniden mübahmış, serbestmiş gibi davranıp, bu aydaki tüm kazanımlarını hızla tüketmez.

Susmayı öğrenir, sükutun derinliğinde, tefekkür buudunda; ''bana eşyanın hakikatini teşhir eyle'' nidasını arar.

Meselesinin hangi gıdaları tüketirsem oruca rahat dayanırım (!) olmadığını, gıda vesilesi ile vücuda gücü/enerjiyi verene Rezzak'ı görür ve bilir ki, her şey Ondandır.O'nun ilahi taktiri iledir. O ol demekdikçe hiç bir şey olmayacaktır ve sebepler dünyasında-tabiki sebepleri terketmeden- sebeplerin müsebbibi olan Allah'a giden sayısız yollardan birinde iz sürmenin adıdır, bir anlamıyla oruç.

Yalanın oruçla, yalanın Müslümanla yanyana gelemeyeceğini, bunun ne büyük bir günah olduğunu anlamanın bilinci ile, dilini yalana, kötü söze karşı da oruçla bağlar.

Bakışlarına da çeki-düzen verir.Helal, güzel ve temiz olanın dışında bir şeyi görmemesini gözlerine tembih ederken, yaratılmışlara ibret nazarı ile bakarak: ''Sen bunları boş yere yaratmadın.Seni tenzih ederiz Rabbim'' diye içi coşar. Bahçesindeki çiçekleri sularken, kendisini kainat sarayının içinde, emrine sunulan güzellikler karşısında şükürden yana yetersiz bularak; hamdini yeniler.

Bu ayda kulaklarına şarkı-türkü yerine bol bol Kur'an dinletir.Kur'an ayında, Kur'ana yönelir.

Yoksa siz hala eline hiç Kur'an almayanlardan mısınız ?

Etme..!

Yazık bir ömre imza atma..!

Vaktiyle anne-babanızın sizi kursa öğrenmeye göndermemesini mazereti,siz de biliyorsunuz ki, ölünce geçerli olmayacak. 2 haftanızı ayırsanız, bir çok dünyevi şeyi çarçabuk öğrendiğiniz gibi, Rabbin kelamını da, bizler için gönderdiği Kitabı da öğrenmeniz işten bile değildir.
İnsan yeterki istesin, yeterki istesin...

Meal değil, asla değil, tefsir olmalı. İlahi mesajı elin batılısı kadar da merak etmiyor musun?

Bu iki kapak arasında, muhatap alınıp, değer verilen insan için onu yaratan neler buyurmuş, insan için kainat sarayında çok büyük masraflar yapan, sanatkarın Kitabını nasıl hala dikkate almamış olabirsin ?

Emekli olunca mı, hadi canım güldürme beni. Ne ereceğin belli, ne de öğreneceğin.

Samimi olan, an bu an der ve kolları sıvardı.

Hele bu anda ve bu ''mübarek'' ayda değilse ne zaman ?

Günler uzun, sıcak, acıktım, susadım diye tweetler, paylaşımlar atma !

Etme..!

Ondan yakınma, yan, hararetin demlerinde Hüseyni makamlarını tat da, aşkla yanamıyorsan da, çöl esaretiyle kavrulmanın şanını yaşat vücut ülkene...

O zaman belki Hz.Hüseyin (ra) Efendimizin babası, Allah'ın Arslanı Keremli Hz.Ali (ra) gibi :'' En sevdiğim ibadet uzun yaz günlerinde susuzluk çekerek oruç tutmak...'' sırrının gölgesine erişmeye imkan kapıları açılır.

Sana orucu gönderen, senin bu şikayet eder hallerini de görüyor...

Gönüllü saygıyla iman edip salih amel edenlerden olabilmemiz duasıyla, işte göz açıp kapayıncaya dek, zaman denen meçhulde hızla aktık ve şehr-i ramazanın 18. gününe de nefes verdik, nefes almaktayız..

Uzun 17 saati bırak bir kenara, bak 17 gün geçti bile, geçen ömrün gibi...Daha dün 17'sindeydin sen de...

Etme nefsim, kendine merhamet et, kendine acı ve bizi cehenneme sokma..!

Etme..!


25 Temmuz 2013 Perşembe

Ramazan yazıları (17) Bediüzzaman'dan ve sizden gelenler.


Bu defa hep birlikte, Bedîüzzaman Hazretlerinin Ramazan Risalesi'nden bir özetle oruca bakalım : 

1) Ramazanda oruç tutmakla insan Cenâb-ı Hakk’ın terbiye edicilik sıfatını tanır ve bizi Allah’ın büyük bir disiplinle terbiye altına aldığını fark eder. 

2) Ramazandaki oruçla tok açın halini, zengin fakirin halini, üst sınıf alt sınıfın halini anlar. Toplumda her bir sınıf birbirine yardımcı olmaya ve el uzatmaya hazır bir mâneviyât kazanır. Büyüklerin küçüklere, zenginlerin fakirlere, yüksek sınıfların alt sınıflara eğilmesi ve el uzatması neticesinde ise, sosyal hayatta maddî-mânevî düzen ve âhenk sağlanır, toplum barışı temin edilir, toplum fertleri arasındaki uçurumlar ortadan kalkar. 

3) Ramazandaki oruçla insan kendi dünyasında iç huzur ve saadete kavuşur. Günahlardan arınır ve ruh terbiyesine ulaşır. 

4) Ramazandaki oruçla insan, baş düşmanı olan nefsini terbiye eder, ıslâh eder ve iyi ahlâka yönlendirir. 

5) Ramazandaki oruçla Allah’ın nimetlerine umûmî, anlamlı, kapsamlı ve farklı bir üslûpla fiilî bir şekilde şükür yapılmış olur. 

6) Ramazandaki oruçla her zaman faydalanılan günübirlik lezzetler terk edilerek, Kur’ân’ın indirildiği ay olan Ramazanda Kur’ân’ı indiren yüksek irâdeye, Kur’ân’ın indiriliş sürecine ve bizzat Kur’ân’a, mânevî bir bayram hüviyeti ve sevinci içerisinde saygı duyulur. Kur’ân’a mukabele edilir ve Kur’ân baş tacı yapılır. Kalpler Kur’ân’ı anlamaya hazır şekilde motive edilir. 

7) İnsan dünyaya, âhirete dönük ticâret yapmak ve âhiret hesabına azık toplamak için gelmiştir. Ramazandaki oruçla, geliş amacına ve kâbiliyetlerine uygun olarak çok yüksek kârlâr kazanır, çok kazançlı ticâretler yapar, çok gıdâlı azıklar elde eder ve çok verimli ekimler ve hazırlıklar yapar. 


VE SİZLERDEN GELENLER

''Ve artık köşelerde saklanmaktan oradan buradan giderek insanlarla arayı açarak kaçmaktan kurtulmalısın mesela.
Belki de ben hiç bir şey bilmiyorumdur, o kadar büyümedim eğriyle doğruyu sen daha iyi bilirsin 
Ama sen yalnızca kendine eziyet ediyorsun...''

***

''Huysuz bayanlar saçıyla başıyla oynarmış :)
Sende face taktın he, lütfen oynama sayfalarınla...''

***

''Dönmeniz bu kadar mı olanaksız, bugüne kadar size hiç yazmadım hep sessizce takip ediyordum.
Sevenlerinizin sizde hiç mi hatırı yok?
Sonuçta siz de yazmak bir tutku olmuş, bence artık dönmelisiniz bir yudum teselli'mize...'' 

***

Evet belki de huysuz kadınlar gibi benzetmesi doğrudur. Med-cezirleri vardır pek çok insanın ve sebepleri...Erkekler de sakal-bıyıklarıyla oynarlar, psiko zamanlarında, kadınlara benzer. 
Face'ye takmadım aslında, ilk mektuptaki gibi ''kaçış belki de,köşelere..'' hatta çıkmaz sokaklara...
Veda sebebime mantığım her zaman hak veriyor ve verecek de...
Ah şu dost hatırı tutan yanım olmasa...
Evet yazmak-pek beceremesem de- vazgeçemediğim bir hobi...
İçimin saçmalıklarına siz şiir diyerek beni motive ediyorsunuz, bense o saçmalıkları duvarlara haykıramadığım için, burada böyle bir yol tuttum.
İnsanları seviyorum...
Sizleri seviyorum, sevginize layık olamasam da...
Teşekkürler, iyi ki varsınız...


İçimin dışa vuran saçmalıklarına kucak açar sayfalar,
Bir bir dökülür sonra, maziden büyüttüğüm sancılar..!
Şiir olur, şarkı olur; odamın duvarlarına çarpar..!
Kimse bilmez, çisil çisil yas;hasret hasret aşk damlar...

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Ramazan yazıları (16) N.F.Kısakürek'den seçmeler ve muhatabına dip not.

Yüzü aşkın eserinin 50 kadarını okumak nasip oldu.Şairler sultanı Necip Fazıl Kısakürek...

Etkilendiğim ve çok sevdiğim yazarlardan.

Türkiye'de çağdaşlarında büyük emeği olan, mütefekkir güzel insan...Allah rahmet eylesin...

Yaşadığı yıllarda mahkemelerde verdiği cevaplar, olay olurmuş, manşet ve günlerce söz edilirmiş.


Allah razı olsun, nur içinde yatsın.İşte rahmetli üstad'dan bir kaç paragraf :


İslâm'ın merhameti, merhamet olduğunu bile gizleyen hakiki merhamet!..
Bizde gizli merhametin ne demek olduğunu size bir misalle söyleyeyim...

Şimdi anlatacağımı bir Avrupalıya naklettim. “Avrupa’daki bütün merhamet edebiyatının üstünde bir hadise bu” dedi. Merhamet edebiyatı... Hristiyanlıkta çok korkunçtur o edebiyat...Hazret-i Ebubekir o kadar merhametli bir insandır ki, anlatırken ağlamamak mümkün değildir. Bir duası var:

“- Yarabbi diyor; sen kâmil kudret sahibisin. Senin hududun yok... Senden her şey istenir! Ben öldüğüm zaman, yarın ahirette, cesedimi o kadar büyüt ki, cehennemine yalnız ben gireyim ve başka hiçbir kuluna yer kalmasın!..”

İslâmın merhameti budur!
Fakat o, gizli bir merhamettir.
(Batı tefekkürü ve İslam tasavvufu )

***
Şu alenî oruç yemek... Gayet büyük bir cinayettir. Malum... Fakat “bana izah et!” deseniz edemez kaba softa... Cemiyette o kadar korkunç bir şey ki bu, ben bir gün, vapurda giderken birisinin suratlara üflercesine pipo içtiğini gördüm. Hakaret edecektim. Birden bir his geldi içime... Benim oruç tutmadığım günlerde bunu yapanlara bu kadar kızıyor muydum? Nefsime pay çıkarmamak için sustum. Ama öfkemde çok haklıydım. Bir günahı aleni yapmak o günahın işlenmesinde mahzur görmemenin ilanıdır! Ve o günahtan bir milyon kere fazladır!.. Bunun izahı zor mudur? Ve artık günah değildir o, günahtan başka bir şeydir!
(Batı Tefükkürü ve İslam Tasavvufu)

***
Ramazan günü açıkça ve iftihar edercesine sigaralarını tüttüren her vasıf dışı insanlara hitap etmek istiyorum:

-Günahınızı niçin Allahla aranızda bırakmıyor ve sanki onun reklâmını yaparcasına, zedelediğiniz
Allah hakkına kul hakkını da ekliyorsunuz? Eskiden Ermenisi, Rumu, Yahudisi bu kul hakkına tecavüz etmemek için Ramazanlarda müslümanların karşısında oruca aykırı bir harekette bulunmazlardı. Düşünün, sizin derekeniz ne olmalı! (21 Temmuz 1980)


MUHATABINA DİP NOT  :

Hakkım olmayan bir şey yaptım dün gece..!
Bir Yudum Teselli, sayfasını da silmeye karar verdim ve sildim.
14 gün süresi varmış, bu süre içinde geri alınmazsa onca emek gidecekti.Buna rağmen sildim...
Ama koca gün içim içimi de yedi...
Çünkü o sayfayı bana şiirlerime değer vererek, Yasemin hanım hediye etmekle kalmamış, Sıla hanım da tanıtımı için geceler boyu; bu güzel ikili çok emek vermişlerdi.

Ben veda ederken beğeni 1200 civarındayken, hiç bir şey paylaşmama rağmen 1300'ü aşması da ayrıca beni şaşırtmıştı.Normalde tersi beklenir.

Biliyorum vedam ile zaten başta Yasemin ve Sıla olmak üzere, bir çok şiir dostunu üzmüşken, bir de bu, bardağı taşıran son damla oldu.Çok üzgünüm, kendimi böyle de iyi hissetmiyorum.Tam bir bocalama, kararsızlık...
Biliyorum, dostlarım bayramda yeniden dönüşümü ümit ederken, (diyorum işte kötü biriyim ben.)

Peki neden bunu yapmıştım ?
Murat Mesut'u süresiz dondurmam için teselli sayfası ile de bağım kalmamalıydı.
Bu şekilde blogum dışında nette daha az zaman ve vedanın veda olması sağlanmış olacaktı.
Ama tüm gün sevgili Yasemin başta olmak üzere, üzdüğüm dostların yüzleri gözümün önünden bir türlü gitmedi ve teselliyi açtım, öyle hatıra kalsın...

Bu yazımı göreceğini umduğum Yasemin ve Sıla hanımdan özrümün kabulünü diliyorum.Çok kırıldığınızı da biliyorum...
Hesaplarınızı açtığınızda haberim olursa, lütfen yine siz sayfa admini olarak kalın, beni alt yönetici yapın ki, bir daha bu silme eylemine imkanım kalmasın.

23 Temmuz 2013 Salı

Ramazan yazıları (15) Mesneviden ders alsak...

Bu yazımı Hz.Mevlana'nın, Mesnevi-i şerifinden özet olarak ''Bu ne yaman çelişki !'' başlıklı dersine ayırmak istiyorum.Aslında bu şekliyle kime ne kadar ne anlar onu da bilmiyorum.Tefsir edilmemiş Mesnevi, Kur'an mealine benzer, belki fayda yerine (doğru anlayamamaktan kaynaklanan zarar da söz konusu, en iyisi bazı yerleri numaralandırmak ve dip not olarak kısa açıklamayla paylaşmak.)

Lütfen telaşlı zamanınızda okumayınız.Boş mide ve boş zihinle, her kelimenin üstündeki sırlara, işaretlere yoğunlaşarak okumanızı tavsiye derim.

Hayatınızda hiç Mesnevi okumamış ve sürekli bazen o Pir'e ait, bazen adına uydurulan netteki paylaşımdan öte geçememişseniz, elin ecnebisi kadar Hz.Mevlana'nın eserlerine vakıf değilseniz, işte bir kaşık bal çalıyorum ağzınıza.Afiyet olsun.

''Ahmaklar bilgisizliklerinden Mecnun’a dediler ki: Leyla pek o kadar ahım şahım bir şey değil. Şehrimizde ondan daha güzel ay gibi yüz binlerce kız var.

Mecnun dedi ki: Suret testidir, güzellik şerbet, Allah bana onun suretinden şerbet içirmede. Halbuki onun testisinden size sirke verdi de onun için onun sevgisi, sizin kulağınızı tutup çekmede.

Allah, bir testiden hem zehir verir, hem bal. Onu bana veren de ulu Allah'dır, bunu, şuna veren de. Testiyi görüyorsun ama o  şerbet (1)  doğru olmayan göze görünmez. Can zevki, ehlinden başkasına bakmaz, hısmından başkasına nişane vermez. O  şerbet  ehlinden başkasını görmez. Şu zarf hicapları ise onu gizleyen çadırlara benzer.

O deniz bir çadırdır ki, onun içinde kaz yaşar. Fakat kuzgunlar ölürler. Zehir, yılana gıdadır, azıktır. Ondan başkasına ise yılanın zehri, derttir ölümdür. Her minnetin sureti, bana cennettir, ona cehennem.

Şu halde gördüğünüz bütün cisimlerle bütün eşyada hem gıda vardır, hem zehir, fakat siz görmezsiniz. Her cisim, bir kaseye, bir testiye benzer. Onda hem gıda vardır, hem gönül yakıcı bir hassa. Kâse meydandadır içindeki gıda gizli. O kaseden ne yediğini yalnızca yiyen bilir.

Yusuf’un sureti güzel bir kadehti. Babası o kadehten yüzlerce neşe şerbeti içerdi. Fakat kardeşleri, ondan zehirli bir su içtiler de bu öfkeleri, kinleri arttı. Sonra yine Zeliha, şekerler yedi, aşktan bir başka çeşit afyon yuttu. O güzeli Yusuf’tan Yakup’un aldığı gıdadan başka türlü bir gıda aldı.

Çeşit, çeşit şerbetler, fakat tesiri bir. Bu suretle de gayb alemine ait hiçbir şüphem kalmaz ya.  Şerbet gayb alemindendir, testi bu cihandan. Testi meydandadır, içindeki  şerbet gizliden gizli. Namahremlerin gözlerinden pek gizli ama mahremlere meydanda, apaçık.

Allah'ım gözlerim sarhoş bir hale geldi. Yüklerimiz sırtımızı ağırlaştırdı, büktü, sen bizi affet. 

Ey gizli Allah, o alemde de doldun, bu alemde de. Doğu nurunun da üstüne yüceldin, batı nurunun da. Sen, bir sırsın ki sırrımızı açığa vurur, bilirsin. Sen, bir fecirsin, kin nehirlerimizi kaynatır akıtırsın.

Ey zatı gizli, ihsanı duyulur Allah! 

Sen su gibisin, biz değirmen taşına benzeriz. Sen yel gibisin, bir toz gibi. Yeli gizlersin de tozu meydandadır. (2) Sen bir baharsın, biz bağ gibi yemyeşil, hoş bir haldeyiz. O gizlidir ihsanı aşikar.

Sen can gibisin, biz ele, ayağa benzeriz. Elin tutup koy vermesi, can vasıtası iledir. Sen akıl gibisin, biz şu dile benzeriz. Bu dil, şu anlatışı akıldan alır, akıldan beller. Sen sevinç gibisin, biz gülme gibi. Yani sevincin sonucu güler neşeleniriz.

Bizim hareketimiz, her an sana bir tanıklık vermede; ululuk ıssı Allah'a bir tanıktır. Değirmen taşının ıstıraplarla dönüşü de, suyun varlığına tanıktır. Ey benim vehmimden, dedikodumdan dışarı olan Allah, toprak benim de başıma, getirdiğim örneğin de başına.

Kul sabretmez, güzel güzel tasvirlerde bulunur. Her an sana, canım, ayaklarının altına yayılmış bir döşemedir. 

Hani o çoban gibi. O da ''Yarabbi, seni arayan çobana gel. Gel de gömleğindeki bitleri ayıklayayım, kırayım. Çarığını dikeyim eteğini öpeyim'' diyordu ya. (3)

Kimse aşk ve muhabbette ona eş olamazdı, fakat Allah'ı tesbih etmeyi, ona söz söylemeyi bilmiyordu. Onun aşkı, gökyüzüne çadır kurmuştu. Köpeğe benzeyen can, o çobanın çadırı önünde bir köpek kesilmişti. Allah aşkının denizi coşunca onun gönlüne vurdu, senin kulağına değdi. 
.....

Biz bildik ki şu tenden ibaret değiliz. (4) Beden olmaksızın da Allah ile yaşarız. Ne mutlu o kişiye ki kendi zatını tanıdı, ebedi emniyet sahasında bir köşk kurdu.

Çocuk ceviz ve kuru üzüm için ağlar. Halbuki büyük adama göre bu, hiçbir şey değildir. Gönle göre de beden, beden cevizle kuru üzümdür. Çocuk nereden büyüklerin bilgisine sahip olacak?

Kim, perde ardındaysa zaten çocuktur. (5) Er ona derler ki kırılmaz. Bir adam sakalla, hayayla erkek olsaydı keçinin de sakalı var. O da adam olurdu. Halbuki keçi, kötü bir kılavuz olur, kendisine uyanları ancak kasaba çeker götürür. Sakalını tarar, ben ileri gelen biriyim demek ister. Doğru, ileri gelensin ama ölüme ve gama.

Kendine gel de sakaldan vazgeç, kendine bir yol tut, bu benliği bu teşvişi bırak. Bu suretle de aşıklar için gül suyu kesil, gül bahçesine kılavuz ol, öne düş. Gül kokusu nedir? akıl nefesi, ebediyet ülkesinin güzel kılavuzu.

Bayezid zamanında bir kafir vardı. Ona kutlu bir Müslüman dedi ki: Ne olur Müslüman olsan da yüzlerce kurtuluşa erişsen, ululuklar bulsan.

Kafir dedi ki: Eğer Müslümanlık, alemin şeyhi Bayezid’in Müslümanlığı ise, ben ona takat getiremem. O, benim çalışmalarımdan çok üstün. Dine imana inanmıyorum ama onun imanına adamakıllı iman etmişim. İmanım var ki o, herkesten yüce, pek latif, pek nurlu. Ağzım adamakıllı mühürlü, iman edemem ama gizliden gizliye onun imanına müminim. Yok eğer sizin imanınız, imansa ona ne meylim var ne iştahım. İmana yüzlerce meyli olan sizi gördü mü soğur, kesilir.(6)
Çünkü sizin imanınızdan adam, yalnız bir ad görür, manası yoktur. Nasıl olur da çöle kurtuluş yeri denir? Sizin imanınıza bakan kişinin imana olan sevgisi soğur gider.

....

Bir adamın bir karısı vardı. Pek hilebaz, pek kötü huylu ve yol kesici bir kadındı. Adam, eve ne getirse harcar, telef ederdi. Adam da sesini çıkarmazdı. Bir gün adam konuğunu ağırlamak için yüzlerce sıkıntıyla biraz et aldı, eve getirdi.

Kadın onu kebap edip şarapla sildi süpürdü. Adam gelince de düzensiz sözlerle hileye başladı. Adam dedi ki: Konuk geldi, et nerede? Konuğa yemek çıkarmak lazım. Kadın eti şu kedi yedi, hadi git et al yine dedi. Adam Aybek dedi, teraziyi getir, şu kediyi bir tartayım. Terazi geldi, kediyi tarttı, yarım batman geldi. Bunun üzerine a hilebaz kadın dedi, et yarım batmandı, yarım okka kadar da fazlalığı olacak. Kedi de yarım batman geldi. Eğer bu kediyse söyle, et nerede? Yok, bu etse hadi var, bucak bucak kediyi ara.

Bayezid de buysa o ruh nedir? o, o ruhsa şu suret kim? Dostum hayretler içinde hayrete düştüm. Bu ne senin işin,ne benim işim. Her ikisi de odur. Fakat mahsulüm aslı tanedir, o saman çöpü feridir. Allah hikmeti, bu zıtları birbiriyle kaynaştırdı. Ey kasap, şu oyluk eti, gerdanla beraber işte. Ruh bedensiz bir iş yapamaz. Kalıbında ruhsuz soğur donar. Kalıbın meydandadır da canın gizli. Alemin sebepleri de şu ikisinden düzelmiştir.(7)
_______________________________________

(1) Kelimenin aslı şarap diye geçmektedir.Tasavvufta şarap aşkı temsil eder, ancak bazıları yanlış anlar diye şerbet olarak değiştirdim.
(2) İmam-ı Azam hazretlerinin bir ateiste Allah'ı ispat ederken, sütün içinde de bakınca yağı göremezsin ancak sallayıp çalkalaman lazım gelir der. Kainatı sallayamayacağına göre, şu az düşünür kafanı (kafa konforunu ) salla, silkelen de Allah'ı eserlerinde gör der.(Mealen)
(3) Bu Hz.Musa kıssasıdır.O büyük Peygamber böyle aşkla dua eden adamı paylar, Allah hiç bir şeye benzemez, kendin gibi insan mı sanırsın onu dediğinde.Kendisine nida gelir.Kulum itikaden hatadaydı, zira o henüz Peygamber görmediği için bu yanlışında masum ama aşkında sadık ve samimi olarak bize gönülden bağlıydı. Onun bağını neden bu şekilde kestin diye...(Mealen) Buradan da anlıyoruz ki, Peygamberimizin (sav) hadisi gibi : ''Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz! ''
(4) Necip Fazıl merhumun sorduğu gibi : ''Benim elim, benim gözüm peki ben neredeyim ?'' Ruhun varlığına en güzel bir delil.
(5) Pir bizler için öyle der : Bizim işimiz, mesleğimiz dünyada, canlı yürüyen cenazeler içinden nasiplileri uykudan uyandırıp, ufkun ötesini ölmezden önce göstermek, Hz.İnsan eylemek.
(6) İman tek başına yine şereftir, ayrıcalıktır, kurtuluştur ama ahlakımızı, hayatımızı değiştirmiyorsa, samimi ve sadık eylemiyorsa, bu dünyada erdirici olmaz.Adamın biri 30 yıl İslamı araştırdıktan sonra Müslüman olur. Sorarlar neden bu kadar araştırmaya rağmen koskoca 30 yıl.Cevap verir : Örneği geç buldum. İşte çağımızın biricik hastalığı. Hepimizin ağzı güzel laf yapıyor, mangalda kül bırakmıyoruz da, yaşantımızla örnek değiliz.
(7) Bir gidişimde Hz.Şems huzurunda edeble bağdaş kurup, gözlerini kapatarak rabıta yapan İngiliz turistlere denk gelmiştim. Bu paragrafta Hz.Pir, Efendimizin (sav) ''Allah'ım bana eşyanın hakikatini göster.'' duasına atıfta bulunuyor.Kabukta kalmak, derine nüfus etmemek, nasip azlığındandır.Mesnevi gerçekten herkese nasip olamayacak, derinliklerle dolu ve okumayı sürdürdükçe insanda bir ahlak ve manevi iklim hasıl eden muazzam bir eser.Tıpkı İmam-ı Gazali Hz.lerinin İhyası gibi. Tamam tamam çok uzun oldu yine yazı, sustum.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Ramazan yazıları (14) Ramazan Müslümanları mı ?

Bazı insanlar, bazı insanlar için- genelde ramazan ayı dışındaki yaşamlarını bildiklerinden- ''Ramazan Müslümanı'' ifadesini kullanarak, onları küçümserler !

Bu hakkı size kim verdi ?

O bazı insanlar en azından ramazana hürmeten, diğer aylardaki alışkanlıklarına, zaaflarına, günahlarına, zor da olsa mola veriyorlar... 

Bu bir imandır.

Ne güzel.

Adam tanıdım, alkolik; daha sabah kahvaltı ile rakı içerdi.Ama bu mübarek ay geldiğinde öğüre öğüre, boğazı parçalanarak hasta, sıtma gibi titreyerek yatağa hasta düşerdi ama, o ay boyunca içmezdi.

Hürmet...

Gelenin kadrini biliş...

Sen nasıl Ramazan Müslümanı diye yaftalar, burun bükersin ?

Ne hakla, sen cehennem zebanisi misin bre yoz ?

Kim adına, kimi yargılıyor; kendince şu cennetlik, şu cehennemlik diyebiliyorsun ?

Ne cür'et, ne cesaret, ne aymazlık ve ne haddini bilmezlik !

Kadın geçimini fahişelikten kazanıyor. Bir gün çölde susuzluktan ölmek üzere bir köpek görüyor.

Dili kurumuş, dışarı çıkmış ölecek..!

Kuyudan o köpek için su çekiyor ve hayvancağızı suya kandırıp, ölümden kurtarıyor.

Cennetlik oldu, melekler akın etti cenazesine buyurdu,  O merhamet ve şefkat Peygamberi...

Kadın,

Onbir ay, takar takıştırır, süslenir ve eskiden ninelerimizin yatak odasında giymeye utandığı gecelik gibi kıyafetlerle gezer.Bakanın aklı kalır, canı akar...

Ama ayların Sultanı gelince, o da ne ?

O kadından  eser yok, tam kapatmadığı örtüsüyle türbeleri camileri geziyor.Oruç tutuyor, hayırlar yapıyor.

Senin ne haddine Ramazan Müslümanı diyerek onun bu halini yok saymak ?

Senin ne olduğunu biliyoruz diyerek hakir görmek...

Dostlar !

Kimin, hangi iç geçirişle yakarmasından, ya da nankörlüğünden; kimin hangi eyleminden dolayı kazanıp kaybedeceğini ancak kalpleri bilen ALLAH bilir !

Bunu unutmayın olur mu ?

Mütevazı olmak, samimi olmak, küçümsememek, cana şefkatli olmak sadece kazandırır.

21 Temmuz 2013 Pazar

Ramazan yazıları (13) Eleştiriye cevabımdır.


''Sen önüne bak milletten sana ne, ayrıca ne kadar saçma bir cümle "bu erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz" ee oruç bitince ne olcekkkk! .. hem iki kişiyle mi tutuluyor oruç, yardım isteniyor!.. HASBÜNALLAH.....

Kişisel fikirlerini kendilerine göre paylaşan ve bunu doğru görenlerin paylaşımları sevmiyorum... Kaynaklara dayalı olmalı yazılanlar (hele dini paylaşımsa) ..''


Sevgili okurumun eleştirisine cevap vermeye başlarken, altı çizilmesi gereken bir şey de; ''milletten sana ne'' cümlesi. Bekara eş boşamak ne kolay diyerek tebessüm ettim.

İslam'ın bu ümmeti ümmet yapan en önemli özelliğimiz olarak diğer ümmetlerden farklı kılan, kötülüklere kayıtsız kalmadan, imkanlarımız ölçüsünde engelleme görevidir. Din buna emr-i bil ma'ruf, nehy-i ani'l münker der, pek çok ayet/hadis var.Milletten sana derken, sen etkilenme anlamında söylediğinizin farkındayım. Ama dediğiniz gibi olsa, Allah kadına tesettürü farz kılmazdı. Kadına, kadın olmasından dolayı bir çekicilik, erkeğe de, bu çekiciliğin cazibenin çekim alanından etkilenmeme sınavı verilmiş. Hikmetleri de sayılamayacak kadar çok. Hiç bir sınavda, insanın önüne boş kağıt koymuyorlar...

Kadın dünya hayatının ziyneti, süsü.Ölçüler de belli.Dünkü yazıma, yine çok değer verdiğim bir arkadaşım da şu maili atmış : 

''Yazılarına bende eleştiri yapacağım.  
Bloğunda 12. yazın çok güzel olmuş,
Tebessüm ederek okudum.
Hemcinslerime bende kızıyorum valla, çok haklısın aslında
Bayan olduğum halde benim bile gözüm kalıyor...''

Ah bir de erkek olsanız, o zaman daha iyi anlardınız hal-i pürmelalimizi...

Benim gibi bekar erkekler bir yana, evli erkekleri de geçtik. Görüldüğü gibi, kadınlar bile kendi hemcinslerine kayıtsız kalamıyorlar.Ah ah diyorum sadece... 

Hadiste geçtiği gibi :'' Ahir zamanda kadınlar, giyinik çıplak olacaklardır.Cennetin kokusu 500 yıllık mesafeden alındığı halde, vallahi onlar kokusunu dahi alamayacaklardır.'' Büyük ikaz..!

Çarşılar pazarlar erkek gözüyle bakınca çırılçıplak. ''Sen önüne bak'' demek sanıldığı kadar kolay değil. Birine bakmadın, diğerine bakmadın, eh biz de can taşıyoruz. Hele benim gibi bekar erkeklerin bundan etkilenmemesi mümkün mü ?

''Oruç bitince ne olacak'' sorusuna da kısa cevap verip asıl konumuza girelim. Oruç bitince de haramlar/hükümler elbette devam edecek. Ama bir sultan geldi. Onbir ayın sultanı şehr-i ramazan diyoruz.
Sultan, emrine, buyruklarına uyulandır.İstekleri yerine getirilendir.Senenin diğer ayları berbat geçiyor diye, bu ayda öyle geçsin denilemez. Diğer aylarca alkol alıyorum, bu ayda da içerim demek, hem hürmetsizliktir, hem de akılsızlıktır.Ki genel olarak koyu alkoliklerin dışında, içki içenler bu aya hürmeten tutarlar kendilerini.

Aynen bunun gibi de, diğer aylarda zaten seksi geziyorum, bu ayda da gezsem ne olur diyen bir kadın, öncelikle gelen misafiri (oruç ayını) incitmiş olur ve fırsatları tepmiş olur,(önceki yazımda oruca hürmetin kazandırdıklarından söz etmiştik) sonra da, -işte konumuz olan- biz erkeklerin ibadetini güçleştirmiş, zora sokmuş, yer yer sevabımızı yemiş olarak, bizlere ''yardımcı olmamış olur.''

Aslında bu cümlenin anlaşılmayacak bir yanı yok.

Mezkur yazımda ne demişim ve  her zaman arkasındayım :

"Be mübarekler, erkek olmadığınız için anlamanız zor ama empati kurun.Hiç değilse bu ayda, biraz açmasanız bazı yerlerinizi..!
Mini etekler, açık omuzlar, iç çamaşırlarını gösteren kıyafetler.
Böylesi önemli, ciddi ibadet maratonunda, bir aycık özenli olsanız, erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz ?"

İslamda pek çok ibadet vardı ki, ''iki kişiyle mi tutulur oruç demişsiniz'' evet toplumla birlikte ifa edilir/tutulur.

İslam, ferd dini değil, sosyal, toplum/cemaat dinidir ve buna çok önem vermiştir.
Esası da, ''yardımlaşma, dayanışma, cemaat üzerine bina edilmiştir.''

Esasen İslam'ın Medide'de devlet halini alışının temelinde de bu vardır. İslam şeriatine göre devlet, halkını günahlardan koruyan, günahları yasaklayıp engelleyerek, teb'asını zorla cennete sokan ilahi bir sistemdir ve hiç bir rasyonalist ideoloji/sistemle uyuşmaz.

Zira birinde vahiy, otorite Allah, Peygamberi ve Peygamberin vekili halifedir.

Diğerinde akıl/heva esasına dayanan, dini kural tanımaz, seküler, Allah'tan bağımsız bir yapı vardır ve insanlara hoş gelen aslında boş bir cümle vardır : ''Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir'' diyerek, Hakimiyeti Allah ve Peygamberinden gasp etme vardır..!Buna dikkat !

Zaten çatışma, tam da bu noktada çıkmaktadır. Birinde tek uyulan, örnek önder Hz. Peygamber (sav) iken, diğerlerinde onun yerine geçen ve adeta putlaştırılmış çağdaş liderlerdir!

Kur'an buna iki yol der ve Kur'ana baktığınızda, şirk; Allah ve Peygamberinin davet ettiği düzene karşı gelenlere açık bir tehdit ile hemen her surede yer verilir.

Yardımlaşma kelimesinin çeşitli ve geniş açılımı vardır.Mesela bir ayette : '' Ey iman edenler! Eğer siz, Allah'a (O'nun dinine, Peygamberine ve O'nun yolunda olanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder de ayaklarınızı sabit kılıp kaydırmaz.''(Muhammed suresi:9)

Allah'ın haşa yardıma ihtiyacı yoktur, bu mecaz bir ifadedir, uzun tefsirine bakarsınız.Bunu yapmak kişinin kendisine cennet adına yardımıdır. Ama bu ayette görmemiz gereken, iman eden dinde kardeşlerin birbirine dini yaşamada''yardımcı'' olmaları gerektiği hakikatidir.

Bir diğer ayet zaten bahsi geçen cümlemi tam olarak tasdik etmiş olacak:

''...İyilik etmekte, kötülüğü önlemekte birbirinizle yardımlaşın! Günah işlemekte, zulümde, haddi aşmakta yardımlaşmayın!...''(Maide 2 )

Yani benim dini yazılarımda ''kişisel bir fikir'' yok çok şükür.Bakmayın çok ayet ve hadise yer vermediğime,gerektiğinde şekil bir A'da görüldüğü gibi yazılarımı ayet ve hadislerle de destekleyebilirim. Yukarıdaki ayet o kadar açık ki, üzerine ekstra açıklamaya sanırım gerek yok, yazı uzun olmasın.

İslam bu, sosyalleşme dinidir.Hristiyanlar gibi ruhbanlık yasaklanmıştır.Hep birlikte yaşanan capcanlı bir dindir İslam. Bu yüzden insanlara güler yüzlü olmak, güzel söz, selamı yaymak, yolda insanlara eza veren şeyleri kaldırmak çok övülmüş, çok sevap denilmiştir. Bir hadiste ''İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır'' buyrulmuştur.

O sosyal hayatta olan hatunlar da, hiç değilse ramazan da bir aycık, erkekleri çeken yerlerini örterek, orucu sakatlamadan tutmalarına ''yardımcı'' olurlar.Hayırda yardımlaşmak övülmüştür. Bu şuna benzer, çarşıya çıktım, adam döneri takmış ortada; mis gibi kokuyor.Vallahi bu hayasızlığı, ben oruç ayı tanımam deyişi, kadınların açık halinden de beterdir. Açık lokantalar var ama en azından dışarı bir şey taşmamış, perdelerle kapamışlar, hadi hasta yolcular gider yer dersin. Ama bu, açıktan dışarı takmış döneri, yuh yani..!Resmen Müslüman mahallesinde salyangoz satmak. Neyse ki artık Müslümanlar epey evrildiler (!) bizim çocukluk zamanlarımızda duyardık, ramazanda bu tip yerleri uçururlardı...

Sanırım işbu ''yardımlaşma''dan kastım anlaşılmıştır.

Artık yorum yapmadan bir iki misalle yazımı bitirmiş olayım. Yazılarıma ilgi duyan, takip eden, paylaşan herkese gönülden teşekkürler.Her konuda, olumlu-olumsuz tepkilerinize açığım.

Enes (r.a.)den rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Din kardeşin zalim de olsa mazlum da olsa ona yardım et."

Bir adam:

-Ya Resulallah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse ona nasıl yardım edeyim, söyler misin? dedi. Peygamberimiz:

"Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir" buyurdu.  (Buhari, Mezalim 4)
   
''Din kardeşine yardım edenin yardımcısı, Allah-ü Teâladır.''(Müslim)

Resûlullah’ın (SAV) hizmetkârı ve Ehl-i suffe’den olan Ebû Firâs Rebîa İbni Ka’b el-Eslemî radıyallahu anh şöyle dedi:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte gecelerdim. Abdest suyunu ve öteki ihtiyaçlarını ona getirirdim. Buna karşılık bir keresinde bana:
- “Dile (benden ne dilersen)” buyurdu. Ben:
- Cennette seninle beraber olmayı isterim, dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Başka bir şey istemez misin?” buyurdu. Ben:
- Benim dileğim bundan ibarettir, dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
- “Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek, kendin için bana yardımcı ol!” buyurdu.


Müslim, Salât 226. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22; Nesâî, Tatbîk 79








20 Temmuz 2013 Cumartesi

Ramazan yazıları (12) Bir eleştiri aldım..!


''Hayırlı Sabahlar.
Cuma'mız Mübarek Olsun...

Güzelim yazıyı berbat etmişsiniz!...


"Be mübarekler, erkek olmadığınız için anlamanız zor ama empati kurun.Hiç değilse bu ayda, biraz açmasanız bazı yerlerinizi..!

Mini etekler, açık omuzlar, iç çamaşırlarını gösteren kıyafetler.
Böylesi önemli, ciddi ibadet maratonunda, bir aycık özenli olsanız, erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz ?"

Sizin de bildiğiniz düşündüğüm konuyla alakalı Hadis-i Şerifleri tekrar bir inceleyin isterseniz. Hiç hoş olmamış yazının o bölümü (siz bunu arada yapıyorsunuz dini yazılarda, bir anda okurken bütün güzellik bozuluveriyor...kızmayacağınızı tahmin ederek yazıyorum)..


Sen önüne bak milletten sana ne, ayrıca ne kadar saçma bir cümle "bu erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz" ee oruç bitince ne olcekkkk! .. hem iki kişiyle mi tutuluyor oruç, yardım isteniyor!.. HASBÜNALLAH.....


Kişisel fikirlerini kendilerine göre paylaşan ve bunu doğru görenlerin paylaşımları sevmiyorum... Kaynaklara dayalı olmalı yazılanlar (hele dini paylaşımsa) ..


Size bunları yazmam bile hata, (özelden)  sadece belirtmek istedim..


Selametle..


(Ayrıca 11. yazınız şahane, mükemmel, harikulade)''


Mektup sahibine öncelikle çok teşekkür ediyorum,(kızmak ne çok da tebessüm ettim) zaman verip yazılarımı okuduğu ve yukarıdaki eleştiriyi yazıp gönderdiği için.

''Ramazan yazıları (10) Oruçlulara saygılı olmanın karşılığı ve iki temel soru.'' başlıklı yazımın :

''Bu hitabım da kadınlara !

Çoğunuz oruç da tutuyorsunuz, ne güzel. Allah kabul etsin.

Be mübarekler, erkek olmadığınız için anlamanız zor ama empati kurun.

Hiç değilse bu ayda, biraz açmasanız bazı yerlerinizi..!

Mini etekler, açık omuzlar, iç çamaşırlarını gösteren kıyafetler.

Böylesi önemli, ciddi ibadet maratonunda, bir aycık özenli olsanız, erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz ? '' kısmını beğenmemiş ve eleştirmiş.

Çok ince nüanslarla, gamıza, nükteler, hikmetler barındıran bu paragraf aslında başlı başına bir konferans konusu, kitap hacminde...

Tabi ilmi olanlar için, bendeniz gibiler yalnızca işaret edecek kadar kaleme malik biçarler...

Hz.Mevlana : ''İlmin aşığı olun, ezbercisi değil.'' buyurur.

Ehl-i sünnete elbette tam bağılılık ama sizin kaynakları aldığınız o siteye ben de zaman zaman uğrarım, bir eserde ( İbn-i Abidin ) var olduğunu söyledikleri şeyin sayfasını bana bir türlü izah edememişlerdi.Tercüme ederlerken, sağolsunlar kendi fikirlerini de katıştırma huyları var, çizgileri doğrultusunda! Hele Seadeti Ebediye isimli ilmihalleri hakkında Doç.Dr.Ebubekir Sifil çok ilmi bir analiz yaparak, kitabın muteber olmadığını nefis izah etmişti. Yani her ehli sünnetiz diyen de ehli sünnet olamıyor. Kaldı ki, ben herkesin anlayacağı sade ve yalın bir dil tercih ederim.
İstilahları zikretmeden, konuyu destekleyen ayetleri, hadisleri peş peşe sıralamaksın (ki bunu çok rahat yapabilirim ) okuyucuyu sıkmadan yazmaya çalışıyorum.

Yakın çevrem, bendenizi tanıdıklarından, bu böyledir dediğim zaman, kaynağın ne demezler.Çünkü kaynak konusu, çok önceleri, uzun zaman diliminde defalarca test edilmiştir.

Şunu da bilirler ki, asla kafamdan bir konuyu uydurup, bu böyledir diyecek kadar aklımı yemedim.

Tamam dinimi güzel yaşayamıyorum ve bu yüzden üzgünüm.
Kendime dindar da diyemem.
Hatta dindarlar beni kendilerinden saymazlar,(dışlarlar) dindar olmayanlar da romantik dinci, olarak yaftalarlar...(onlar da dışlarlar, ne olacak benim halim?)

Ne yapayım, ''bekarın dini yarımdır'' (hadis meali)
Med-cezirlerim bundan olsa gerek.(Evli insan, ruhen ve fiziken tatmin olduğu için, dinini de istikrarlı güzel yaşama şansına sahip insan demektir.Tabi uyumlu bir birliktelik ve paylaşım varsa!)

Hadis meali diyorsam, google'de gidip hadisin kaynağını aramakla zaman kaybetmek istemediğimdendir.Dileyen alır kontrol eder.Ben hoca değilim.Her Müslümanın bilmesi gerektiği kadar, dinim hakkında malumat sahibiyim hepsi bu ve pis bir günahkar...

Bir zamanlar dini sahada kitap okumuş olmaktan başka bir alt yapım yok.
Hani öyle imam-hatip, ilahiyat falan nasip olmadı bize.

Ama çok şükür şu TV.lerde kimi proflar gibi olmadığıma da şükrediyorum ve onların hangi konuda nasıl attıklarını, halkı aldatıp yanılttıklarını da anlayacak kadar bilgi sahibiyim.

Gelelim eleştirinin cevabına: Aa bana ayrılan sütun dolmuş.( Köşe yazarları böyle derler ya) yarın da inşallah cevabı vermiş olurum.( Biraz reyting, heyecan olsun, diyerek tebessüm ettim.)

19 Temmuz 2013 Cuma

Ramazan yazıları (11) Kadın ve oruç


Bu gece bir yakınımız iftarda bizdeydi.
Haliyle servisi eşi yaptı.
Ben keyif keka, uzun zamandır önüme hazır gelmiyordu.
Özlemişim...
O arada kadın olmanın zorluklarını düşündüm.
Hele çalışan kadınsa.
Gündüz çalış, eve gel bir de iftar için yemek pişir.
Servis ederken, herkes yemeğe devam.
Doğuda çok güzel bir adet var: Pişirilen bütün yemekler masanın ortasına konulur.
Kim, en çok hangi yemeği seviyorsa, kendisi kepçe ile istediği miktarda tabağına doldurur.
Hem mide fesadına uğramaz, hem de haz etmediği bir yemeği hatır için yemek zorunda kalmaz.
Nerede kalmıştık, sonra herkes sofradan kalkar, kadın sofrayı kaldırır.
Yardım edeni de pek olmaz, yetişkin kızı yoksa.
Nedense yardım eden de, aynı cinsten olmak zorunda !
Sonra çay vesaire servisi...
Beyler koltukta kuluçkada.
Peki bu tavır İslami mi ?
Asla..!
Kadın ne yemek pişirmek, ne de erkeğin ailesi ile aynı evde yaşamak zorunda değildir.
Erkek evlendiği zaman eşine ayrı ev açmak zorundadır.
Benim anneme-babama hizmet edeceksin diye bir istemde bulunamaz, dinen bir dayanağı da yoktur.
Kadın, dilerse onlara hizmet ederse, büyük sevabı vardır o ayrı.
Bunun dışında, aile mahremiyeti ve özel statüsü vardır.
Hele sevmek zorla olmaz, ama saymak durumundadır herkes eşinin ailesini ve kesinlikle birbirine kötülemeden...
Bir arkadaş grubunda bunları söylediğimde, ''aman sus eşlerimiz duymasın'' demişti o dostlarım bana..
Tabi ben de bir güzel kelimelerle sevmiştim (!) onları.
Hakikat susmaz, ne kadar gizlerseniz gizleyin bir gün mutlaka gün yüzüne çıkar.

***

Ramazan öyle mübarek tılsımlı bir ay ki; ilgisiz insanları bile bir şekilde etkisi altına alıyor.
İftara dakikalar kala, şehirlerde, caddelerde, sokaklarda tık yok, sessizlik...
Ve ezan...
Ramazan dışında çok insanın okunduğundan bile haberi olmadığı o kutlu ilahi davet...

Yeryüzü hep birlikte Allah'ın ikram sofrasına oturup,bir işareti bekleyip ''buyurunuz kullarım, şimdi sizler için yarattığım nimetlerin helal olanlarından yiyiniz, içiniz, bugün de rızama ulaşma yolunda sınavdan tam not aldınız'' nidasının haşmeti altında kul olmanın bilinci ve neş'esi ile oruçlarımızı açıyoruz.

Mümkün olsa, göklerden bakabilse insan, yeryüzündeki mü'minlerin bu kutlu ikram sofrasına...

Müthiş bir şey.

Sabrı ve iradeyi de öğretir oruç bizlere.

Onu zedelememek için, bazen kendimize, bazen bize sataşana ''ben oruçluyum'' diyerek, muazzam bir ibadetin içinde olduğumuzu hatırlarız.

Oruç, normal zamanlarda dindar yaşantısı olmayanları da etkiler. Onlar da oruç tutmaktan büyük lezzet alırlar.Bu iftar ve nihayetinde gelecek olan bayram sevincini yaşamak için oruç tutarlar, namaz kılmasalar da...

Yeryüzü bir ay boyunca ramazanlaşır. Öyle ki, yurt dışında şahit olmuşumdur; Müslüman olmayanlar hayret ve gıpta ile izlerler oruca rağmen çalışabilen bizleri.

Seviyorum, çok seviyorum bu mübarek ayı.
Hiç değilse bir miktar insanlaşıp, nefsime kölelikten azad oluyorum, vesselam.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Ramazan yazıları (10) Oruçlulara saygılı olmanın karşılığı ve iki temel soru.


 ''Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş...'' buyrulan bir mübarek misafirin işte 3/1'lik ''rahmet''i hediye eden kısmının son gününü bugün inşallah idrak edeceğiz...
Mis gibi serin rüzgarlar ve yağmurlarla girdiğimiz 10.güne ne çabuk geldik.

Ahirette insanlar birbirleri ile iddia edecekler, bazıları bir ya da iki gün kalmıştık dünyada, bazıları hayır bir saat kadar bir şeydi diye.

Hep söylerim.An var. Yalnızca bu an'da yapıp ettiklerimiz, bu an'ın sayfalarına bıraktıklarımız. Bir daha telafisi (tevbe ve pişmanlık dışında) yok..!

Geçen geçti, mazi oldu.Gelecekse meçhul ve her gelecek yakındır.An bu andır.Hayat yaşamakta olduğumuz andır.

''Hayat ahiret hayatıdır.'' Ne muazzam bir hadis yine...Kesin olarak yaklaşan bir şey var: Ölüm.

Ve nefislerimiz buna inanmamıza engel. Bize daha çok vardır derken bile, ben ölmem diyesi var!

TRT 1'de dün iftar saatinde Ahmet Taşgetiren'i dinledim. Güzel şeyler söyledi ve aklımda şu anahtar cümleleri kaldı :

1- İslam bizim neyimiz olur ?
2- İslam'ın kapsama alanı nedir ?

Öyle müthiş, can alıcı, temel iki soru ki; üzerine kitap yazsa yeridir. ''İslam bizim hayatımız, yaşantımızın merkezi ve tek vazgeçilmezimiz.Var oluş gayemiz, bunun için yaratıldık, Allah'a kul olmak için...''
İslam'ın kapsama alanı ile ilgili de mealen şunları söyledi : ''İslam bizim için bir hobi midir? Belli zamanlarda nefsimizin izni kadar uyguladığımız, yapar göründüğümüz bir şey midir? Yoksa gafletten uzak kıldığımız beş vakit namazı, tüm yaşamımıza taşıdığımız gerçekliğimiz midir? Yani, namazı seccade üzerinde, camide bırakmayıp yanımıza alarak yaşadığımız ve hayatın her alanında Allah'ın yegane hüküm/kanun koyucu oluşu bilinci ile İslam'ın kapsama alanı tüm hayatımızdır diyebilirsek, has, samimi Müslümanız.''

Heba edilmemesi ve altı çizilmesi gereken tespitlerdi, sizlerle paylaşmış oldum.Okuyarak geçmeden, üzerinde çok iyi düşünmemiz gerekir.

Yakın çevrem beni bilgili gördüklerini yüzüme söylediklerinde, inanın çok utanırım, ağlamaklı olur içim.Çünkü yine hep söylediğim bir şey vardır: Bilmekle anlamak farkı. Herkes hemen her konuda az-çok bir şeyler bilir.Ama anlamak, idrak etmek, bilinene nüfus etmek apayrı bir ayrıcalık, nasip işidir.Anlayan hayatında samimi kuldur.
Yoksa ne ilahiyat prof.ları var, yoldan çıktıkları yetmiyormuş gibi, çıkarıyorlar da..!

Allah cümlemize anlamak ve istikamet üzere olmayı nasip etsin.Amin.Yoksa ''kitap yüklü merkep'' (ayet meali) olmak, sadece bu dünyada biraz menfaat sağlasa da, ahiret nasibine eriştirmekten uzaktır. Bendeniz de, birilerinin dediği gibi, ramazan yazıları ile, ''manen iyi görünüyormuşum'' ama bu, manen düzeldiğim anlamına gelir mi, Allah biliyor. Ama en azından aşağıda aktaracağım olay gibi, en günahkarımız bile bu mübarek aya hürmet ederek, eski günahlı hallerimize hiç değilse bu ay biraz sabırla mola vermeliyiz.Zira gelen misafir çok çok ağır ve eli kolu hediyelerle dolu, incitmemek lazım.Serkeşliğimizi disipline edip, kendimize çeki-düzen verme fırsatı.Olur ya, bu ayda kazanacağımız güzellikler, kalıcı olur da, inşallah kalan ömrümüze temel olur.

Uzun yazmamaya çabalıyorum.Son bir not ile sizleri gerçek olay ile başbaşa bırakayım.

Bu hitabım da kadınlara !

Çoğunuz oruç da tutuyorsunuz, ne güzel. Allah kabul etsin.

Be mübarekler, erkek olmadığınız için anlamanız zor ama empati kurun.

Hiç değilse bu ayda, biraz açmasanız bazı yerlerinizi..!

Mini etekler, açık omuzlar, iç çamaşırlarını gösteren kıyafetler.

Böylesi önemli, ciddi ibadet maratonunda, bir aycık özenli olsanız, erkek kulların oruçlarına yardımcı olsanız ölür müsünüz ?

''Bir Ramazan günü idi. Müslüman mahallesinde oturmakta olan bir mecusi’nin çocuğu daha Müslümanların ne yaptığını idrak edecek çağa gelmediği için oruçlu Müslümanların arasında ekmek yiyordu. Hemen babası, çocuğun bu halini farketti: ‘Oğlum Müslümanların Arasında yemek yenir mi? Onlar bu günlerde oruç tutarlar, onlarca bu günler muhterem günlerdir.’ diyerek çocuğu azarladı ve eve gönderdi.

Her faninin başına gelen ölüm , bir gün onu da alıp götürdü. Ölümünden sonra o şehrin dinde ileri gelen zevatından bir çoğu , mecusiyi rüyalarında Cennet-i âlâ da gördüler. Halbuki, hayatında ateşe Allah diye ibadet eden bir kimsenin, Cennete girmesi adl-i ilahiye muğayırdı. Mecusiye: ‘Nasıl oldu da bu nimete eriştin! Biz seni imansız bilirdik. Hatta öldüğün zaman, cenaze namazını bile kılmadık.’ dediklerinde O, şu cevabı verdi:

- Evet! Doğru söylüyorsunuz. Ben bir mecusi idim. Fakat bir gün küçük oğlum, Müslüman mahallesinde , onlar oruçlu olduğu halde yemek yiyordu. Ben çocuğun onların gözleri önünde ekmek yemesine müsaade etmedim. Müslümanların hürmet ettiği bir şeye, ben de hürmet ettiğim için Cenab-ı Allah, benim ruhumu Müslüman olarak aldı. Ölüm anında Azrail (a.s.) geldiği zaman, Allah (c.c.) ona emretti. Evvela bana: ‘Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü’ dedirtti, ondan sonra canımı aldı. O sebepten ben, işte bu gördüğünüz nimete kavuştum, dedi.

Yani kimin nereden kazanıp kaybedeceğinin belli olmadığı bir sınavdayız, dikkat !