30 Eylül 2013 Pazartesi

Merhaba...


Herkes ''Merhaba'' der,
Ama herkes ''Merhaba'' diyemez..!
Ne saçmalıyorsun diyen vardır mutlaka, yalnızca sürekli takip edenler; altında nasıl bir anlam yatıyor diye düşünecektir...
Evet herkes ''Merhaba''  diyor da, sönük; adet yerini bulsun diye, yani genel olarak bu böyle...
Günlük telaşların içinde, koşturmacalar, stresler, hayat mücadelesi kılıfına yüklenen bahaneler...

Bendeniz çok ''Merhaba''  diyen gördüm/duydum ama onun gibi diyeni ilk kez...

Sevgili dostumla telefonda laflıyorduk, arada tanıdıklarına denk gelince ''Merhaba''  diyordu...
Bu ''Merhaba''nın içini nasıl dolduruyordu, nasıl bir ses tonu ile...
İnsanın dikkatini çekmemesi mümkün değildi...
İçi öylesine dolu ki, yaşam sevinci rengine bu kadar mı boyanabilir bir ''Merhaba''..?
Bu kadar mı sabahın ışıklarına ışık katabilir bir ''Merhaba''..?
Bu ''Merhaba''yı duyan, bu ''Merhaba''ya muhatap olan, sabahın en aksi, huysuz, ters insanı dahi olsa, sulanıverir içindeki bahçesi, güneşler açar en kara bulutlu bir havada yüreğinde...
Bir ''Merhaba''ya sığdırılmış, sıkıştırılmış öylesine derin bir arka planı olan ''hayatı'' yakaladım ki; içinde şen-şakrak masum ve ürkek bir çocuktan,aşk için oltasını dünya denizine atan umuda varıncaya kadar; insanlara ''pozitif enerji'' akımını yıldırım hızı ile aktaran ''yaşam sevincini'' de gördüm.
''Merhaba'' bu kadar mı güzel, içten ve samimi söylenir Allah'ım demekten kendimi alamadım...

''Merhaba''nın etkisi ile ''Selamı yayınız'' mealli hadisin farklı bir boyutunu, anlam zenginliğini bir nebze daha yaşadım.

Demek ki bizler, o güzeller güzeli Efendimizin (sav) bizlerden istediği şekilde selamı yaymasını, selamlaşmayı da bilmiyor ve beceremiyoruz !
Bunu hakkıyla idrak edip başarsaydık, o ''merhabanın'', ''selamün aleyküm'ün'' (ki ayettir selamün aleyküm) içinde barındırdığı sihirli iksir ile toplumsal ahenk, barış, hoş görü yayılırdı... 
''Benden sana zarar gelmez, benden yana selamette olursun'' kökü etrafında dua ediştir, iyilik dileğidir ''Merhaba'' 

Şu günlük hayatın içinde modernleştikçe, kaybettiğimiz değerlerden olmaya başladı ''Merhaba'' 
Ona hak ettiği ses tonunu, tonlamayı,güleç bir çehreyi, ruhumuzun derinliklerinden hayat dolu bir samimiyeti katamadığımız sürece, hiç bir selam, hiç bir ''Merhaba''  amacına ulaşamayacaktır.
Toplum olarak birbirimizi sevmemizin aracı olamayacaktır...

Güzel söylüyor bu güzel insan ''Merhaba''yı ve ben her fırsatta kendisine ''Merhaba'' dedirttirerek inşallah bıktırmam...
En iyisi o sabahları işe giderken, telefonda konuşurken, dostlarına ''Merhaba'' deyişinin keyfini sürmek.
''Merhaba''  sabah.
''Merhaba'' hayat...
''Merhaba'' hayat veren küçük çocuk...
''Merhaba'' dünya/m...

17 Eylül 2013 Salı

Sosyal medya şarlatanlıklarından sadece biri !


Bu paylaşım epeydir birileri (!) tarafından sosyal medyada pişirilip, pişirilip servis ediliyor ve o ''birileri'' ismi cismi ve Türk bayraklı (!) bizden gözüken söylemleri ile aslında, bizden olmayanlar çetesinden..!

Bunu bazı eylemlerde de defalarca gördük.Kaşıdıkça kaşıdılar, kışkırttıkça kışkırtıp provoke ettiler/etmeye de devam ediyorlar.

Bu toprakları karıştırmak isteyen, huzurumuza ve birliğimize kastedenler her devirde olacaktır.

Ne demek : '' Yaptığım hiç bir şeyden pişman olmam...Yapmışsam göze almışımdır..!''
Bu bir Müslüman fikri, düşüncesi olabilir mi Allah aşkına ?
''Hiç bir şeyden''
İstisnası yok mu bunun kuzum ?
Başkaldırı, şeytani bir desise...
Bir de göze almış...!
Daha elindeki sigarayı bileğine dayayıp acısına katlanamazken, diş ağrısına dayanamazken...!
''Salak, salak'' derdik çocukken birini kızdırmak için...

İnsan ve kul olarak ne çok hatalarımız, günahlarımız var; bilerek bilmeyerek; isteyerek, istemeyerek...
Peygamberler bile ilahi koruma ile masum oldukları halde, ''zelle'' denilen Allah'a karşı bizlere ders sadedinde kusurları olmuş ve hemen secdeye/tevbeye kapanmışlardır.
Beriki ''Yaptığım hiç bir şeyden pişman olmam...Yapmışsam göze almışımdır..!'' diyebiliyor.
Ne cesaret..!
Cahil cesurdur diye boşa denmemiş.
Sorsan cehennemi bile göze alacak !
Oysa bizler kusurlu ve aciz kullarız.
Nasıl pişman olmayız, ki bu güzel dinimiz bize, ümitsizliğe ve yukarıdaki panodaki düşüncesizliğe düşmeyelim diye :  "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği  kimseler yaratırdı." (Müslim, Tevbe, 9, Tirmizî) müjdeler sunmaktayken.

Yani günah, hata bizler için. Önemli olan hatada ısrar üzere olmamak ve pişmanlıkla vazgeçmek.
Bu satırları yazarken bir kanalda, adam ''adamı dinden imandan çıkarma'' diye tirip yaptığını, dehşetli gözüktüğünü sanıyor ! Oysa İslam'a göre bu tür sözlerin ciddi anlamda mutlak karşılığı var ve adam bu sözle okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkmış oluyor !

Kısacası kelimeler ve kullanımı çok önemli, gelişi güzel, şaka ya da asabiyet malzemesi olarak kullanmamaya özen göstermek, iman meseledir.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Kendine iyi bak !

Allah'a emanet ol, Allah'a ısmarladık yerine, bye bye dedikleri gibi,
''Kendine iyi bak'' diyor herkes...
Oysa bunu demesek de herkes kendisine,menfaatine,çıkarına ve bedenine ''çok iyi'' bakıyor.
Obezite bir biçimde hem de..!
Marka delisi olarak !
En son ürünü en önce alma hastası olarak !
Bu yüzden ben özüne iyi bak demeyi tercih ederim.
''Özüne iyi bak'', işgal altındaki ruhuna iyi bak...
Özüne,çekirdeğine,aslına,asabene,asaletine iyi bak...
Onları ihmal etme, unutma !
İhmal ettiğimiz için ruh zayıf, cılız, fukara ve gıdasız...
Beden doymak bilmez nefsin arsası gibi, şişkin ve kanaatsiz.
Yirmi dört saat durmaksızın, değirmen gibi, yukarıdan gönderdiklerimizi öğütmekten canından bezmiş bir mide ve sair organlar...
Sonra yorgun ve çok doyamamaktan uykulara teslim oluş, salih rüyalar yerine kabus gibi geceler...

Özüne iyi bakmıyorsun artık insan!
Öz'ünü unutalı ne çok oldu.
Öz'ü kadim zamanlardan şu, adına modern zamanlar denilen günümüze gelirken yol'da unuttun.
Hoş sen, yol'u da unuttun, yolcu olduğunu da..!
Yol neydi ? 
Yolcu kimdi ?
Hancı gibi, hiç ölmeyecekmiş, hiç hesaba çekilmeyecekmiş gibi ipe un serdin ?
Misak'ı da unuttun, 
Kal-u Bela neydi sahi..?
Ne çok şey'i unuttun, unutturdular sana ve sen de hazırdın sanki unutmaya !
Ait olduğun koskoca bir dünya, sana küskün; ne görüyor ne duyuyorsun !
Salih rüyalar bile uğramaz oldu, o ihmal ettiğin ruhuna...
Öz'ün ağlıyor, öz'ün perişan, öz'ün mahrum, öz'ün mahkum, öz'ün garip !
Başını bir kez kaldır seni tutsak eden klavyelerden, aklını çelen akıllı telefonlardan, renkli camlardan...
En son ne zaman izledin gökyüzündeki bulutların san'atını, gece yıldızları ve ayı...
Toprağa uzaklığının ve bir çiçeğin başını okşamayışının üstünden kaç zaman geçti ?
Mekanik bir bilgisayar robotu olmazdan önce sen bunları yapardın ve bir çiçeğe konmuş kelebeği sessizce  ve hayranlıkla izlerken  ''vay be'' yerine ''Sübhanallah, sen bunları boş yere yaratmadın Rabbim'' diye hayranlıkla iç huzuru ile nefeslenirdin.

Öz'ünü kaybettirdiler, öz'üne kastettiler oysa.
Tarihi bir arıza oldu ve sen bir anda ceddin ile, asabenle bağlarını, bin yıllık iletişimini, gönül zenginliğini kaybediverdin!
Hafızanı (löshen) silip, sana başka bir hafıza kartı ve kimlik yüklediler, asla öz'üne ait olmayan!
Geldiğin medeniyet aşağılandı yok sayıldı, nankörce !

Bırak artık kendine iyi bakmayı..!
Bakmaya muktedirsen Öz'ün seni bekliyor ! 

8 Eylül 2013 Pazar

çok yeni..!


''Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan,donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.'' Hz.Mevlana (ks)




İşte yeni bir gün ve  bu ismin zaman değirmeninde adı, haftası, ayı, yılı, asrı da var...
Sana öyle bir cümle söyleyeceğim ki, o da yeni, yepyeni olacak..!
Pırıl pırıl, fırından yeni çıkmış ekmek kadar sıcak ve tazecik...
Annesinden doğmuş yeni bebek kokusu gibi masum...
Topraktaki yağmur, yağmurdaki toprak kokusu gibi etkileyici...
Gül goncası gibi, yeni tomurcuklanmış filizler gibi,
Gök yüzündeki lekesiz dolunay gibi parlak,
Güneş gibi göz kamaştırıcı ve sımsıcak,
Sadede geleceğim Sevgilim;
Sana geleceğim, bize geleceğim tamam.
O yepyeni cümlem, harfler ve kavram olarak insanın yaratılışından çok ötelere dayanır.
Hep bildik, alışıldık gelir, sadece dilde söyleyip, gönülde hissedemeyenler için...
Oysa o cümle, gönül ırmaklarının çağlayanlarında neşv-ü nema bulur,
Sonra gönül gülistanının kokusunda şakıyan bülbüllerin sarhoşluğunda coşar..
İçten gelmedikçe bu dudaklardan da, iş olsun diye telaffuz edilerek israf edilmez...
Şu moda olmuş, sakız olmuş, ''aşkım, bebeğim'' gibi içi de boşaltılmamıştır; bilakis, dopdoludur.
Tamam sadede geliyorum Sevgilim,
Şimdi, yeni giren an gibi yeni, benzerini daha önce de söylediğim, ama şimdi ilk kez söyleyeceğim, zarf ve mazruf farkıyla, ona yüklenen anlam canlılığıyla, taptaze bir cümle söylüyorum sana :

Seni Seviyorum...



7 Eylül 2013 Cumartesi

Hastalıklı anlayış..!



Face profilim açıkken, çok sıkı dertleştiğim, şahsıma Güzin hala gibi derdini döküp, fikir alış-verişi yaptığım, dostlarım oldukça çoktu.

Şimdi zaman zaman mailler yoluyla oluyor.

Adam kadına aşık (!) 

Ama onca uzun zaman, yıllar geçmesine rağmen kadın adama duygusal anlamda zerre ilgi duymuyor, heyecan yaşamıyor ve bunu da adama ''biz sadece dostuz'' diye de ifade ediyor.

Hatta kadın: ''hayatımda biri var, sevdiğim, aşık olduğum bir adam'' demesine ve kırmadan  nazikçe uyarmasına rağmen adam arıza, vazgeçmeye niyeti yok..!

Hastalıklı bir saplantı içinde, gurursuz ve onursuzca hala ısrarla kadına sümsük gibi yapışmayı sürdürüyor..!

''Beni istemeyeni ben de istemem, hem sevdiğim kadına hem de hemcinsim olan erkeğe çok ayıp ediyorum. Kader kısmet bu işler...'' diyerek kadına mutluluklar dileyip hayatından çekilmiyor.

Çünkü psiko ve hastalıklı bir  saplantının ''aşk'' olduğuna kendisini inandırdığı için, bu yapıp ettikleri kendisine ''normal'' geliyor !

Bendeniz ile dertleşen kadın diyor ki ; ''Korkuyorum sonunda sevgilim bu hastalıklı bir halde çevremde dolaşmasını günün birinde fark edecek ve kötü şeyler olacak..! ''

Bunu şunun için sizlerle paylaştım: Yok öyle aşk gururu yok eder, aşkım için gururumdan bile vazgeçerim, klasiği.
Bu, ancak, karşılıklı iki sevgi (aşk) ya da evlilik varken, bir sorun çıktığında ilişkiyi kurtarmak adına belli zaman ve ölçü içinde olabilir, olmalıdır. İlişkiyi kurtarmak adına yani...

Oysa bahsettiğimiz olayın bununla da alakası yok...!  Haber bültenlerinde görüyoruz. Şiddetli geçimsizlik ve kadın bir şekilde, aile desteği ile boşanmayı başarıyor, ama sonra bunu hazmedemeyen hastalıklı eski eş, kadını yaşamdan ediyor ! ''Başkasına yar etmem'' mantığı...!

Ne İslam ile ne de insanlıkla (ki İslam= İnsan olmaktır) ilgisi olmayan, çağ dışı, eski töre ve kafanın ahmaklıkları...!

Diyelim kadın, tehdidin yüzünden seninle aynı çatı altında yaşamayı sürdürdü. yahu senden nefret ederek, asla içi seni almayarak, sana posa bedeni kalacak, kalbi ruhu değil..! Bundan ne hayır gelir ey hasta ruh...!

Uzatmayacağım,

Siz, siz olun; size duygusal anlamda cevap vermeyen birine takılı kalmayın. Nasip, kısmet, kader diyerek, vardır bunda da bir hayır tevekkülü içinde, olmazsa dünyanın sonunun gelmediği şuuru ile hayatın devam ettiğini fark ederek, onurlu yaşamınıza kaldığınız yerden devam ediniz.

Son bir şey: Böyle durumdaki kadın ya da erkek, karşı tarafa, yerine göre ''nazlanmadığını'' göstermek adına sert bir tavır ile kararlılığını, reddedişini göstermelidir, vesselam... 


5 Eylül 2013 Perşembe

''Eylül'ü selamladı hüzünler...''



Çok değerli arkadaşım, yine nefis, derin ve çok duru bir yazı kaleme almış...

Benim iki mevsimim vardır, doğumumu ve öteye geçişimi temsil eder.

İlk ve sonbahar...

Yazısında sevdiğim mevsimlerden olan sonbaharı görünce tekrar tekrar okudum, zevk ve hüzünle.

Berrin Gök arkadaşım ''Eylül'ü selamladı hüzünler...'' başlıklı yazısında yeni girdiğimiz sonbaharı çok lezzetli kaleme almış.

''Hazan vurdu gök yüzümü,  sema/m yaşlı,
Toprağım yok, mevsimim deniz şimdi..'' diyerek bitirmiş şiirini...

Tamamı kopyalanmadığı için linki buraya alıyorum. Sayfamda saklamak istedim.
Kalemine bereket arkadaşım diyerek.

http://berringok.blogcu.com/eylul-u-selamladi-huzunler/14591601