24 Ekim 2013 Perşembe

göreceksin..!



Çocuk hesapsız çıkarsız güler,
Senin yüreğindeki çocuğa ne oldu ?
Bir kez denesen, çocuklar gibi olmayı,
İnan, değişecek dünyan...

Bu gidiş gidiş değil be dost !
Bak yine yıl sonu rüzgarları esmeye başladı batıdan..!
Yeni yıla kimler çıkar bilinmez !
Azrail'in adeti değil haberli gelmek!
Hadi bu gece aç içini kendine,
Yüzünü ekşitmeden, sorgula kendini,
Yapıp ettiklerini,
Aynada gördüklerinden korkma..!
Kapat hatalarla dolu sayfaları,
Açmamacasına...

Daha kaç saatlik mevsimin kaldı geride?
Bir kez ve hemen şimdi başlasan, yenilenmeye,
Göreceksin kazanan sen olacaksın.

23 Ekim 2013 Çarşamba

ilkbahar, yaz; sonbahar kış



''Bir yılda dört mevsim var:
ilkbahar, yaz;
sonbahar kış'' diyerek baharı yaşamıştık okul sıralarında...

Bir çırpıda geçiyor gençlik,
Bir çırpıda bitiyor işte dünya hayatı.
Tatlı bir anı oldu bu sevimli sözler,
Şimdi kendi sonbaharımıza.

İyi ki, ölüm yalnızca ''öte'ye geçişin bir adı yalnızca...
İyi ki, sonsuzluk için boyut değiştirme olgusu...
Gözden perdelerin kalkmasının başlangıcı...
Ya iman etmezlerin sanısı gibi,
Ölüm yokluk olsaydı (haşa)
O zaman bizatihi ölümlü oluş ne kadar acı olurdu.

Ey verdiği nimetleri, sayılamayacak olan Allah..!
Ölümü de aczimize ve cennet sabahına ulaşmak için bize nimet kıl.
Amin.

16 Ekim 2013 Çarşamba

Huzurlu bayramlar...


Yola çıkmadan bir kaç cümle düşeyim ''bakkal defteri karalamalarım''a...

Bu yıl geçen yıllara oranla, büyük baş hayvan yok sattı, çok önceden tükendi..

Yani bu yıl, insanımız daha çok kurban keserek Allah'ın emri bir ibadete rağbette zirve yaptı, çok şükür...

Birileri de eskisi gibi medyada hayvan sevgisi hümanistliğine soyunma fırsatı bulamadılar...

Burada Kurban ibadetinin hikmetlerinden falan bahsetmeye gerek görmüyorum.

Müslüman için, Allah'ın kendisine verdiği akıl nimeti ile Allah'ı sorgulama küstahlığı ve daha Kur'ani ifade ile ''kafirlik'' yapmak mümkün olmadığına göre; zaten sorun (!) da yoktur...

''Hem babam hacı, hem de bir dinin hayvan kesmeyi ibadet saymasını anlayamaıyorum'' gerzekliği ve maalesef mürtedliği adı Hasan olan birinden çıkıyorsa, o artık zındık olmuştur.Adı Hans olan birinden çıkarsa o da, İslam düşmanlığını barındırdığı içini dışa vurarak, cehennemde daha katmerli azaba davetiye çıkarıyor demektir.

Müslüman için bir ibadeti yapmanın temel sebebi, Allah'a imanı ve o ibadetin Allah'ın emri ve Allah'ın rızasının o ibadetler manzumesinde saklı olmasındandır.

Gerisi teferruat, bilgiye bilgi ekleme; öğrenme merakını gidermektir.

Allah her şeye kadirdir  ve her şeyi ezelden ebede kadar ''tam'' olarak bilendir.

Biz şeksiz şüphesiz buna iman ettiğimiz için adımız elhamdülillah Müslüman...

Yok fakirler hiç değilse yılda bir et görür, amenna... Toplumsal kaynaşma, unuttuğumuz akrabaları ziyaret ( tabi sahillere kaçmadıysanız.) Ve elbette dargınlıkların mutlaka barışması, mutlaka...Mazeretsiz, fakatsız, amasız...Mutlaka ! Üç günden sonra dargın kalış haram, çok kırgınsan, gönül kırgınlığını içinde tut, ama barış, tokalaş, konuş, selamlaş...

Yola çıkmam lazım...

Ah..!

Aslında uzun ince bir yoldayız zaten, şu satırları yazarken uzaktaki camiden sela sesi yayılıyor, ''uyuyan şehrin'' üstüne...

Çok uyuma, ömür sermayeni uykuya, gereksiz telaşlara yem etme diyor...bak bayramın ikinci günü yine aldım içinizden birini diyor.  Ben Allah'ım ve hep diri olanım. Hiç bir şey ilmim dışında değil ve hiç kimse bu dünyada unutmadan, ölüm vakıası ile hesaba, huzuruma alınıyor diyor...

Huzurlu bayramlar...




13 Ekim 2013 Pazar

Nağmeler tercümanım olsun...


Ben susayım, nağmeler tercümanım olsun,
Ben, susuyorum, 
Bildim bileli susuyorum işte sana...

Kavruldum..!
Yandı kalbimin en ücra, en tenha makamı ''adına...''
Öyle susamıştım ki, sana sevgilerimi sunmaya,

Durakta bir kış günü otobüs bekleyen
Ve aslında nereye gideceği bile belirsiz yolcu gibi,
İçimde biraz umut, ve ona inat cebelleşen umutsuzlukla,
Koca şehirde kalakalmıştım, yapayalnız...
Şurada sinmiş, tir tir üşüyen kediden ne farkım var ?
O da evsiz barksız, ben de..!
O üşürken, ben, sana yanıyorum. 
Açmayı bekleyen gonca gibi hazırım,
Anlıyor musun..?
İç sızımdın,
Hasretler biriktiren fukaran bendim bu dünyada..!
Serserin...
Ben susuyorum işte bu gece de,
Nağmeler haykırsın, sana olan bekleyişimi,
Kan rengi sevdamı..!

Hava soğuk mu soğuk,
Yalnızlık kokusunda sis perdesi yayılmış şehre.
Şen kahkahalar geliyor,
Geçtiğim pencere önlerinden,
Canım yanıyor,
Anlıyor musun..?

Kaç mevsim bekledim gelirsin diye,
İçimde biriktirdiğim sevdam ile
Gelmediysen eğer, bu ayıp sana yeter !



Hayat ve ölüm içi içe...


Aldığımız her nefes bir hayat...
Ve aldığımız her nefes aynı zamanda bir ölüm !
Hayatla ölüm o kadar iç içe ki; her an doğanların ve ölenlerin olduğu şu dünya sahnesinde, artık ne doğum mucizesine, ne de ölüme; hak ettikleri ilgi ve ihtiramı göstermekten bile aciziz !
Sürekli bir koşturmaca...
Nereye...?
Ne için ?

Yaşadığımıza şükrediyoruz, çoğumuz...
Bir bedeli var, biliyor kimimiz !
Ve bilmiyor, anlamıyor çoğumuz !
Zaman hızla bizi öğütüyor değirmeninde..!
Her an hücrelerimiz ölüyor ve yenileniyor...
Milyarlarca kez...
Ama her an değişiyor ve yaşlanıyoruz.
Her an dönüşüyoruz biz faniler...
Toprağa, aslımıza dönüşüyor, ruhumuzu taşıyan ceset !
Bir yanımız, huylarımız, karakter ve asaletimiz bu yüzden göklerden ve göklere bakıyor.
Diğer yanımızsa, topraktan, toprağa bakıyor ve çamur gibi kötülüklerimiz bundan...
Yani her şey aslına rüc'u ediyor, dönüyor.
Kimin madeni altından ise, layık olduğu cennetlerden biri onu bekliyor...
Kimin maden de tenekedense, neylesin cehennem !
Cevherimizi altın ya da teneke yapma kabiliyeti  verilmeseydi ezelde, kendisi dışındaki her şeyi hatta Yaratıcıyı bile suçlandırırdı insan! 
Yine de suçlayanlar, soru, hesap soran bedbahtlar öylesine çok ki...

Aldığımız her nefes bir hayat...
Ve aldığımız her nefes aynı zamanda bir ölüm !

''He'' sesi ile, ''Hay'' hep diri bir Allah diyerek nefes aldığının bilincinde, daimi huzurda oluşla huzura erenler ile, Hay'dan geldik Hu'ya gidiyoruz sözünü, Hay-Huy şeklinde anlayanların; aslında Hay'dan geldik, Hu'ya gidiyoruz'u, hep diri,sonusuz olan Allah'tan geldik, yine O'na (Hu O demektir) gidiyoruz diyenlerin hayatı ve bu hayat içindeki paradokslar, med-cezirler.

Şairin  dediği gibi : 

''Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...'' (N.Fazıl)

Geçen gün uzun bir aradan sonra Beyoğlu, İstiklal caddesi, meşhur parkı vesaire gezerken aklıma gelmişti bu ''Canım İstanbul'' adlı şiiri...

Her günümüz, bir önceki gibi, benzer ya da geçen günü aratacak şekilde.
Oysa ''İki günü eşit olan aldanmıştır.'' 
Politika, trafik, hava raporları, paranın notları...derken ömrüm nereye..?

Gaflet gözümüzde perde,
Gaflet yolumuza pranga...
Bir aldanışla geçiyorsun ömrüm!
Geceler aşıklara ayrı bir dünya,
Tarifsiz lezzet, sonsuzluk kevserinden damıtılan,
Biz gibilere de zaman yiyen hortum !
Ah nefsim, bir an kadar havlamasan..!


4 Ekim 2013 Cuma

Allah ve Peygamberi ne derse o...

''Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.''(Ahzab suresi:36) 

Yukarıdaki ayet, güzel Peygamberimizin (sav) azatlı kölesini evlatlık edinmesi ve ''evlat edinmeyi'' Allah'ın, Peygamber şahsında kesin olarak kaldırdığı olaylar esnasında nazil olan ayetlerdendir.

Yani kendi sulbünden olmayan biri ile aynı evde evlat edinerek, öz evlat gibi kendimize mirasçı kılmak dinimiz İslam'da kesin olarak yasaklanmıştır. 

Yetimlere yardım mı, dışarıdan dilediğince yap, bu çok sevap...

İslam hukukunda, özel olarak, bir konuda inen ayetler, yani ayetin, hükmün, hususi olması; genel hükümler için de geçerli olmasına engel değildir. Öyle olsa, geniş İslam hukuku/ fıkhı doğmaz, Müslümanlar günlük meselelerinde, problemlerinde çaresiz kalırlardı.

Esasen İslam'ın 4 ana delili, kaynağı Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas'da bu açıdan hak mezheplerin varlığı ile, bizlere geniş bir uygulama ve İslam'ı yaşama alanı oluşturmuştur.
Peygamber diliyle bu mezheplerimiz arası ihtilaf, yani farklı bakış, algılayış ve uygulama, ''Müslümanlar için rahmettir'' buyrulmuştur.

Konumuz ne evlatlık müessesesinin, dinimizde olmayışı, ne de mezhepler...
Ahzab suresinin yukarıda verdiğim 36 numaralı ayeti.
Hani çok duyuyoruz ya, benim hayatım, benim tercihim, benim param...nasıl istersem öyle yaşar, öyle harcarım...
Yaşayamazsın,
Harcayamazsın,
Yiyemezsin....diyor bizi yoktan yaratıp bu hayatı ve imtihanı yaratan Allah..!

Her hangi bir olayda, onu İslam'a danışacak, uygun olup olmadığını kontrol edecek, ona göre yapacaksın diyor ayet.

Allah ve Peygamberinin bir konuda, hükmü, bildirisi, emri varsa; artık senin başka yollara, nefsinin/egonun tercihlerine yönelmen söz konusu bile değil diyor ayette Allah...

Allah ve Peygamberi ne diyorsa o...

Buna rağmen, ''bu benim hayatım, kime ne diyenler'' için ayetin sonunda büyük bir tehdit ve niteleme var...(Elbette istemeden, elimizde olmadan günahlarımız olacak, bu başka, İslam'ın hükümlerini bile bile-Allah korusun- reddediş bambaşka.) Sapkınların yerinin, cehennem olduğunu belirtmeye gerek var  mı bilemem.

Devlet kursan bu ayete göre, yani İslam'a göre kuracaksın.
Evlensen bu ayete, yani İslam'a göre evleneceksin.
Ticarette böyle.
Okulda böyle,
Pazarda böyle,
Sosyal hayatın her aşamasında böyle...
Zira Allah her yerde var ve bu mülk, bu can O'nun...
Allah ve Peygamberi ne buyursa o...














  



1 Ekim 2013 Salı

aldırma..!



Söndürdüğüm mumun geride bıraktığı o koku gibi,
Hasretler hüzünlerle dans eder,
Zaman zaman, 
Bu serseri yüreğimde...

Keşkeler, boşvermişliklerin sarmalında, içime çöreklenince,

Umut, ufuktan bana el sallayan bir uçurtma misalidir,
Kıvrak melodilerin, her defasında hüzzama bürünmüşlüğünde...

Gölgeler gezinir duvarlarımda,

Yabancılık çekişim belki de bundandır;
Bu, adına dünya denilen aleme.

Belki de baştan başa çelişkiyim ben kendime

Ve bir baş ağrısı çevreme...
Olurum işte ara-sıra böyle !
Depresyonum azdı der, sarılır, saklanırım yorganımın içine..!
Yetim bir çocuk slüeti vardır artık duvarlarda,
Ölüme bir iç çekiş,
Hayata dudak büküşle yarışır böyle zamanlarda...

Hüzün olmasa, şiir yazılamazki...

Mutlu adamdan şair olmaz, unutma..!
Şiir yazayım diye bir miktar hüzün aldım, çalan fondan...
Hepsi bu,
Aldırma..!



Bunlar da ilginizi çekebilir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...