30 Mart 2014 Pazar

bir gün...

Güz'e ne kadar direnirsek direnelim,
Bir gün gidecek elimizden baharlar...


26 Mart 2014 Çarşamba

ayrılığın arefesinde...


Son görüşüm gibi baktım,
Santim santim yüzünün her yerine,
Ve en çok da gözlerine,
Sonsuz bir özlemle,
Gizli bir kederle.,
Susturarak sözlerimi de...

''Ah ayrılık!'' dedim, içimden,

Bir gün mutlaka çalacaksın kapımızı, aniden...
Berzah'a kadar sürecek bir hasret, derinlerden.

Dokunduğum, öptüğüm bu yüz,

Kara toprağa mı karışacak, bir vakt-i güz ?

Ayrılığın arefesinde, 

Hasretin, gözlerimden süzülüyor anne...
Her akşam son veda gibi öperken yüzündeki cennetlerden,
İçime çekiyorum kokunu, bir miras gibi gecelerde...





25 Mart 2014 Salı

göçebe


Ruhumuz göçebe, konar ana rahmine, 
Durmaz uçar, dünya denen bu aleme.
Ruhumuz göçebe, göçlerle yorulacak, yoğrulacak,
Dünyayı sevme aldanmacasına kapılmazsa pişecek, olgunlaşacak !

Buradan da uçacaksın, anne rahmi gibi dar ve karanlık bir kuytuya !
Fark şu ki, orada ya sağa (inşallah), ya da sola (hafazanallah) bir penceren açılacak; ya hasretiyle varmaya can attığın cennetini seyre dalacaksın, kopsa artık kıyamet uçsam bahçeme diyeceksin. 
Ya da Allah bizleri korusun, solunda ve altında belirecek daha varmadan cehennem !

Uçan bir kuşa benzetirim ruhumu,
Bir leylek sanki, her daim göç zamanını kollayan...
Hancı değil, yolcuyuz ve bunu çok kez anlamadan ve ''aniden' uçuveriyoruz.
Beden han, ruh yolcu.
Dünya han, biz yolcu...

Bizde bizim olan bir şey yok, hepsi emanet...
''Vakit geldi, haydi gidiyoruz !'' denilmeden, aşkla, özlemle ''ben hazırım neredesin''  diyebilmekte hüner...

24 Mart 2014 Pazartesi

Sen seçeceksin..!


Bir hikayen var ve bu hikayedeki  kimliğine sen karar vereceksin..!
Hikayenin finalini önemsiyorsan, kimlerle olduğunu, kimlerden yana olduğunu sen seçeceksin !
Sosyal demokratım diye o kadar çok tekrar etti ki, kendime kızdım; neden ''ben de Müslümanım'' demedim diye...
Müslümanlığın şanı, övüncü bize yeter demişti Hz.Ömer (ra) Efendimiz...
Yetmez mi ?
Demos(halk) kratos (egemenliği)
Sosyal demokrat : Solcu demenin, sosyalist ya da komünist alt yapıdan gelmenin kestirme ve çaktırmadan kibarcası..!
Peki ALLAH kendi egemenliğinin halka verilmesine izin veriyor mu diye soran yok !
Yağmura egemen, mevsimlere egemen, namaza egemen ama yönetime değil, sosyal hayata değil !
Sosyal demokratım demek, laik, çağdaş (!) seküler, dünyacı; dini kural tanımaz, dinin egemenliğinden bağımsız, rasyonalist, darwinist, feminist, bazen de ateist olmanın da adı...
Aralarında dine saygı (!) adına dini figürlere yer verenler de yok değil...
Hayat çok kısa, hem de çok çok kısa ama çok büyük de sermayemiz, sonsuzluğa açılan.
''Öte''de rahat etmek yalnız namaz kılmakla, oruç tutmakla olmuyor.
Güzel ahlak da yetmez !
Hem sosyal demokrat, hem Müslüman olunmuyor !
Hem laik hem Müslüman olunamadığı gerçeği gibi !
Dünya hayatında, sosyal yaşamı, hukuku da Allah belirler demez ve bunu önceleyenlerle birlikte olmazsan, sen seçmiş olacaksın cehennemini..!

Göklerin ve yerin mülkü ve hakimiyeti Allah’a aittir. Allah’ın her şeye gücü kudreti yeter.
( Ali İmran : 189 )

23 Mart 2014 Pazar

Şundan bundan...

Hayatımızda ne kadar az ''keşke'' varsa o kadar mutlu mu saymalıyız kendimizi ?
Ömrümün son çeyreği diyorsam, peki bu gaflet ne diye sürmekte ?
Özlediğim insanlar, dostlarım var benim; yüreğimin en kuytusunda sakladığım...
Bugün günlerden pazar ve ben hüznümü de özledim...
Dün gece rüyamda seni gördüm mü bilmiyorum, ama ağladığımdan eminim...
Ne çok hayatlarda var oldum, yaşadığım sürece, ah benim iflah olmaz veballerim, zaten bu yüzden face'deki ''bir yudum teselli'' sayfamı da sildim ya..!
Ömrümün son çeyreğinde, verilen son fırsat gibi, kendime daha bir çeki-düzen veremezsem, vah bana, vahlar bana...
Bir yakınım karı-koca umreden döndüler, çok mutluydular, çok da nurlu...
Özendim, özledim, istedim...
İstemek yetmez, istenilen de olmak lazım...



22 Mart 2014 Cumartesi

Hayata notlarım ( 3 )



* Akıllı kadın, vahye teslim olmuş erkek aklına, kendisini emanet eden kadındır...

* Akıllı erkek, yuvasını; ilişkilerini, ilahi din ölçülerinde yöneten; İslam'ı, vahyi, hayatının hakemi bilen adamdır.

* Ne salt akıl, ne köhne adetler, ne de erkek egosu... problemlerin çözümünde İslam'a danışan çiftler hüsrana uğramazlar.

* İslam ölçü dinidir. Her konuda mutlaka bir ölçüsü vardır. Ölçüleri bilen huzuru da yakalar.

* Ne erkek olarak benim dediğim, nede kadın olarak senin dediğin; Allah ve Peygamberinin dediği... muhtaç olduğumuz biricik hakikat.Dinde birleşsin gönüllerimiz ve ellerimiz...

* Dini istismar etmeden, kullanmadan; samimice yaşama gayretinde olan Anadolu köylüsü gönlünde birini görünce; değil ellerini ayaklarının altını öpesim geliyor.

18 Mart 2014 Salı

Sadece sen

Değişiklik olsun diye, sizlere dün gece sinemada izlediğim  ‘Sadece Sen’,  Güney Kore yapımı bir filmden (O-jik geu-dae-man - Always) uyarlanmış. Yönetmenliğini Hakan Yonat’ın yaptığı filmde, Belçim Bilgin ve İbrahim Çelikkol (Fetih 1453) filminden çok kısa bahsetmek istiyorum.

Öncelikle İbrahim Çelikkol gerçekten yıldızının parlamasını hak eden, kabiliyetli bir jön olarak,
mesleğinde yükselişini sürdürüyor. Her ne kadar Fetih filminde Mübarek Ulubatlı Hasan'ı bir bizanslı tiplemesi gibi canlandırma görevi kendisine verilmiş olsa da, malum Kanuni tiplemesi gibi iç karartan adam yüzleri ile geçmişle bağlarımız bu şekilde (ne kadar kaldıysa) daha da koparılmış; en azından dumura uğratılmış oluyor. Eh bunu da dünyada ancak biz, bize yapabilirdik, yani bu alanda da yeryüzünde tekiz. Kendi değerlerine savaş açanlar olarak !

Filmi iyi niyetli izlemeyi sürdürdüm, keyf almak adına.

Kahramanımız Ali (İbrahim Çelikkol) sevdiği kızın görmeyen gözlerini açtırma masrafı olan parayı, ölümcül bir dövüşle temin etmeye razı olarak, yeniden eski mafyalı zamanlarına  geri döner.

Geçmiş yeşilçam filmlerindeki  Cüneyt Tarçın gibi, önce bir sürü dayak yer ve sonra birden herkesi yener ya, aynen böyle, Ali'nin koma halinde yerde kanlar içinde sürünürken, bir-iki hayal ile silkinip, Cüneyt abisi gibi rakibini alt ediverir !

Sonra o halsiz koma haliyle yolda, mafyanın adamları, araba ile Ali'ye çarparlar ve Ali iki seksen havada dönerek yere çakılır, yetmez, üstüne üstlük defalarca bıçaklanır, öldü diye cesedi sürüklenerek denize atılır.

Bize göre doğal olmayan defalarca öldürülmüşlükle Ali ölür ve sevdiği kız gözleri açılmış olarak, Ali'siz günlerin ıztırabında yaşar gözükmekte ve her sorana evli olduğunu söylemektedir. (Vah ne aşk )

Bir gün kızımız bir hastane ziyaretinde yan yatakta yatan Ali'yi başka bir kimlikte görmesin mi ? Ne tesadüf, ne kader...Koskoca şehirde onlarca hastane ve yüzlerce oda içinde....

İşte izleyici olarak yıkıldığım an...

Onca dayak, araba çarpması, defalarca bıçaklanma, denize atılma...Yeşilçam filmlerinin halen bıraktığım yerde yeşeremediğinin son örneği ve izleyiciyi salak yerine koyma örneklerinden yalnızca birisi...!

Ali'nin yeniden ''canlı'' görülmesiyle film bende bitti, keyfim fena halde kaçtı.Bol acılı film, bol saçmalıklarla dolu filme derhal evriliverdi...

Final zaten belli kız onu tanır ve kavuşurlar.

Zaman ve para israfı, böyle durumlarda daha da göze batıyor.

Bu yüzden prensip olarak sinemaya zaman ayırmak istemiyorum.Nasılsa her vizyon filmi bir süre sonra TV, CD'lerde ve internette paylaşımda.

En iyisi kendi çevirdiğimiz filmimizin ne durumda olduğunu bir an dahi dikkatlerimizden kaçırmadan iyi bir insan olarak, iyi bir final için çabaya devam...




13 Mart 2014 Perşembe

gerçekte var olan



Hepsi birer aldatmaca !?
A parti ya da  B izm hikaye..!
Seçimler, geçimlikler;
Daha iyi bir hayat standartı mı? 
Daha iyi bir İslami nefes alış-verişin farkındalığındaki huzur mu ?
Hz.Adem Peygamberden beri Hak ve batıl savaşımıdır gerçekte yaşanılan...
Ve insanlık korkutuyor !
Bu gözlükle tarafını, safını belirlemezsen,
''Küfür tek bir millettir'' buyuran Peygamber (sav) muştusundan bihaber bakınırsan,
Kabir yaşamında işin zor vesselam !

12 Mart 2014 Çarşamba

İstanbul'a düşer siluetin...



İstanbul'a düşer siluetin her gün batımında,
Ben vazgeçmez yanımla, ararken izini yetim kaldırımlarda,
İstanbul'un seherine benzeyen kokun kalır yadımda.
Seni aramak ve bulmak koskoca şehrin hercai  yıllığında...

İstanbul rüzgarına düşer, yakan nefesin gün doğumunda,
Tutuşmaya hazır yanımla, kül olur karışırım rüzgarına.
Şair Zati çıkar ansızın mazinin o masum sayfalarından,
Ve sen gelirsin rengarenk tonlarınla benim dünyama...








7 Mart 2014 Cuma

bir yağmur yağsa



Bir yağmur yağsa,
Bir yağmur yağsa,
Başlasa Türkistan'dan aşağılara,
Arakan'a kadar yıkamaya,
Ve Filistin'e...

Bir yağmur yağsa,
Bir yağmur yağsa,
Suriye'den Mısıra, Libya'ya kadar
Seller götürse...
Yıkasa tüm kötüleri,
Kötülükleri
Ve kirlerini...

Bir yağmur yağsa,
Bir yağmur yağsa,
Ömrümün yollarını kirleten günahlarımı yıkasa,
Sabaha günahsız çıkarak,
Versem son nefesimi,
Sırlı bir tebessümle...

Ey gözlerim !
Ver gönlümün beklediği yağmurları !




5 Mart 2014 Çarşamba

Maya



Gülen bir maske taşıyoruz hepimiz, içimizdeki yaraları kapamak, saklamak için.Ve ruhumuza taktığımız bir papyon, ya da ışıl ışıl kolyeler yok aslında...

Acılarımıza toslamamak için, onlarla yeniden yüzleşmemek için, gün içinde, günü birlik tesellilere adamışız, aşka adayamadığımız gönüllerimizi.

Belki de hepimiz bir sevdadan yaralı, belki de hepimiz bu yüzden o maskelere ihtiyaç duyuyoruz, çok güçlü görünmek adına.

Zaman geliyor, bir şarkı, bir şiir darmadağın ediyor maskemizi, şakağından vuruyor duvarlarımızı ve oracıkta o an yığılıveriyor ruhumuz.

Acılar maya yapmışsa bir insanın benliğinde, yüreğinin götürdüğü yere de gitse hiç bir şey değişmeyecek, bu yüzden yapılacak ilk iş, bu acıların mayasını yürekten kazımaktır.

Söylemesi kolay, başarması zor da olsa, gönül defterindeki sayfayı çevirmeden, yeni ufuklara yelken açmak, yeni bir aşka kapı araladığını sanmak, beyhude bir çaba olacaktır.

1 Mart 2014 Cumartesi

senden gitmeye geldim...




senden gitmeye geldim,
kelebek ömrü kadar bile değil,
kelebek kanadı kadar kırılgan yüreğimle,
aşkına konukluğum...

beyhude çabamla,
cılız kanatlarımla,
yetersiz ömrümle,
senin kaf dağına erişmek kim,
ben kim...

senden gitmeye geldim,
bir yudum ab-ı hayat-ı,
ruhundan teneffüs edip,
senden gitmeye geldim...

gelişim nasıl apansızsa,
gidişim de vedasız olsun istedim.
senden gitmeye geldim...
severek, ağlaya ağlaya
senden gitmeye geldim...