30 Nisan 2014 Çarşamba

Receb-i şerif 2014 mübarek kılsın...

Görünüşte, birbirinin aynısı gibi...
Günlerden, zamandan bahsediyorum, ama aslında aynı değil.
Ne biyolojik olarak ne de ruhen aynı değiliz, aynı gözüken huylarımız.
Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz temalı felsefe konuları gibi, nehir aynı gözükse de...
Ne güzel demiş büyükler : '' Her gelecek yakındır'' diye..
Efendim daha 10 yıl var..
-Yakındır
Madem gelecek, yakındır. Uzaklık, yakınlık, zaman, görecelidir ama sahibi katında yerleri ve mevkileri bellidir. Hele o sahip sonsuz HAYY, yani ölümsüz hep diri ise...
Zaman döndü ve bir çırpıda Allah'ın sevdiği mevsime yani mübarek üç aylara ve ilki olan Receb-i şerife vardı.

Yoldaki işaretler, tabelalar gibi, ömrümüzdeki mübarek aylar, kandiller ve hepsi de bizi yold'da tutmak, cennete vesile olmak için.

Kimler erişmek nasip olur Ramazan'a, Allah'tan başkası bilemez.
Biz de Örneğimiz, Önderimiz, Sevgili Peygamberimiz (sav) gibi dua edelim ve umalım : 
“Allah'ım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır” 
(Ahmed bin Hanbel, Müsned)

Ve şu bilgi ile iman ehlinin mübarek üç aylarını tebrik eder, Allah-u Teladan, İslam dünyasına silkiniş, birlik ve dirlik; baştaki zalimlerden de kurtuluş niyaz ederiz.

Receb-i Şerîfin birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur buyuruyorlar (Camiu-s sağir)


24 Nisan 2014 Perşembe

acaba..?



Son defa bakar gibi bakmayı öğrendiğimizde,
Son nefes gibi, içimize dünyayı çekmeyi başardığımızda,
Son namaz, son secde gibi,
Son yazı, son kelime gibi,
Onlarca yaşanmış yıllarımızı, bir an'da özetlemiş, hülasa etmiş olabilir miyiz ?

23 Nisan 2014 Çarşamba

Ömrümüzden çalıyoruz...

Kendimizle başbaşa kalmamak için elimizden geleni yapıyoruz.

Ne iç sesimizi,

Ne yağmurun, ne rüzgarın, ne seherlerde zikreden kuşları; ne de ezanlarla gelen ilahi daveti   duymaz olduk...

Evde TV, net, sokakta, otobüste akıllı (!) telefonlar.

Gözümüz sürekli sanal ekranlarda, bir şey arayışında...

Gül kokusunu, kitap kokusunu, samimiyet kokusunu da unuttuk.

Sürekli saçma ve sahte bir meşguliyet ile kendimizi büyük bir aldanışın içine attığımızı da fark etmeksizin, ömrümüzden çalıyoruz..! 


21 Nisan 2014 Pazartesi

Fethi Paşa'dan bir kaç kare...


Daha önce de sanırım Üsküdar, Fethi Paşa'dan bahsetmiştim. Geçen gün yine baharı soludum, pespembe bir şekilde...Ve tabi İstanbul ağlıyordu, kaba kalabalıklardan patlıyor, bunalıyordu...''Sen kaçtın kurtuldun bu kadir kıymet bilmezlerin elinden'' dedi...Ve daha bir sürü şeyler söyledi İstanbul ve Fethi Paşa..İşte oblektifimden bir kaç kare.





19 Nisan 2014 Cumartesi

şu sıralar...


beni soruyorsun dost,
aşkım başımdan aşkın şu sıralar...

18 Nisan 2014 Cuma

Hayata notlarım (4)

İnsanlar, kaygıları ve zaaflarıyla insan...

Kin tutmam, istesem de tutamam, hamurumda yok şükür.

Çok aşırı merhametliyim, bazen bu aleyhime de dönse, şikayetçi değilim.
Çünkü bana göre aşkta da, sevgide de, olmazsa olmazdır ''merhamet.''
Merhameti olmayana ben insan demem.

Ve insan ile fikrini (imani sınırlara girmiyorsa) her daim ayrı tutmuşumdur, hata ayrı, o hatayı yapan
insan ayrı...Kusurlar insandandır, ama insan kusur değildir. Kusur giderildiğinde, ortaya güzel insan çıkar. Bu yüzden kötü insan yoktur, kötü huyları olan insan vardır derim.

İnsan hatası ile insandır ve fikrinin üstünü çizebilir, o fikre saygı duymama hakkımı kullanabilirim ama, kolay kolay insan çizemem...

Bugün fikrini beğenmediğimiz insan, bir süre sonra bizden de daha ilerde hoş bir kişilik olarak karşımıza çıkıp bizi şaşırtabilir.

Canlıları seviyorsam bu hayat denen tek kullanımlık nefes sayılarının sırrına bir nebzecik vakıf olmuşluğumdandır...Çok yakında hiç birimiz bu alemde olmayacağız ne de olsa...

Sevmek derken, haberleri izliyorsunuzdur, korkunç asabi ve şiddet/dehşet bir millet olduk çıktık. Uzmanlarının ve hükümetlerin üstünde aciliyetle durup, neler yapılabilir, bunu düşünmeleri gerekiyor. Bu açıdan bakınca insanımızı sevmek zorlaşıyor, diye düşünüyorum.

Oldum olası kibirli insanları sevemedim (kim severki zaten). Geldikleri konumları bir çırpıda unutup, insanlara tepeden bakan, burun kıvıranlar yok mu..? 
Ne güzel buyurmuş o güzel önderimiz (sav) : ''Kibirli insana kibir, sadakadır.'' diye...
Yani size kibirli davranan biri ile karşılaşırsanız, sizde misliyle mukabele edeceksiniz.O ancak bu dilden anlar.
Sanırım bunu başarmam lazım.



14 Nisan 2014 Pazartesi

Kutlu doğum haftası

Soru özetle şöyle : Dinimizde Peygamberimizin yeri nedir ?

Dinimizde Sevgili Peygamberimiz (sav) tam merkezdedir.Merkezin ta kendisidir. Nasıl olmasın ki, Allah'ın ''Habibim'' sevgilim dediği zat, Allah katında öyle bir mevkide ki, Allah O'na haram kılma, helal etme yetkisi vermiş. Peygamberimiz dindir, din şariidir.Gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin de efendisi, serveridir.O'nu örnek, klavuz bilen kurtulur, Onsuz din olmaz. Nasıl olsun ki, Kur'anın işaret ettiklerini O (sav) açıkladı, yaşamıyla bizlere gösteren canlı tefsiri oldu...
Yaşarken başı boş yaşamak yok Müslüman için. ''Benim hayatım, özgürce, dilediğimce yaşarım'' demek, gizli şirktir.  

Kur'an bize O'nu (sallahu aleyhi vesellem)'i dünya ve ahiretimiz için uyulacak tek örnek ve tek önder kıldı. Bazılarının sandığı gibi dinsel alanda değil ! Ki, bu çok cahilane ve bilmezlikten kaynaklanan bir sözdür. Zira din her alanı kuşatır, Allah tek otorite olarak yaşantımızın her alanını,
bizi başı boş bırakmayarak dininin hükümleri ile düzenlemiştir.  

O (sav) hem bir Peygamber hem de kurduğu din devletinin başkanı, yöneticisiydi.
Bu noktayı, bile bile kasten es geçenler, büyük bir vebalin altına girerler. Bunu reddedenleri ise elim bir son beklemektedir. (Maide : 44)

Ve O (sav) bize dinin hükümran ve hakim olduğu, kendisinin de bizzat uyguladığı devlet/yönetim biçini kendisinden sonra da devam ettirmemizi hem getirdiği Kur'an, hem de sünneti ile emredip istedi.Uygulamada bizzat kendisi gösterdi. Daha sonra makamını temsil eden raşid halifeleri...

Tekrar altını çizelim, İslam'da dinsel alan, dinsel olmayan alan diye bir şaçmalık yoktur. Hayatın her alanı için Allah ve Peygamberinin yani İslam'ın bir hükmü vardır. Helal, haram ve mübah diye de özetleyebiliriz. Nasıl ki 90 dakika futbolda, bir futbolcunun her hali, kaç metre koştuğu, faulu, şutu vs. kayıt altında not ediliyorsa, aynen bunun gibi de bizim kul olarak her anımız, niyetimizle birlikte puanlamaya tabi tutuluyor.

Peygamber Efendimize (s.a.v) itaati emreden ayetlerden bir kaç örnek, tabi tefsirleriyle birlikte okunmasını salık veririm. Elbette Yaşar Nuri, M.İslamoğlu, Karaman, B.Bayraklı, Z.Beyaz... gibi kafasına göre takılan kişiliklerin yazdıklarından değil !

“Kim Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 80)

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının.” (Haşr, 7)

“De ki; “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır. De ki; “Allah’a ve peygambere itaat edin! Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran, 31-32) 

“Biz hiçbir peygamberi Allah’ın izniyle itaat edilmekten başka bir amaçla göndermedik.” (Nisa, 64)

“Hem Allah’a ve Peygamber’e itaat edin! Umulur ki merhamet edilirsiniz.” (Al-i İmran, 132 )

“…Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse (Allah) onu altlarından nehirler akan cennetlere koyar; orada ebedi olarak kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Nisa, 13)

“Onlara; “Allah’ın indirdiğine ve (Muhakeme olmak üzere) peygambere gelin!” denildiği zaman, münafıkların senden (tam) bir çevriliş ile yüz çevirdiğini görürsün.” (Nisa, 61)

“Kim Allah’a ve Rasul’e itaat ederse işte onlar; Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kimselerle beraberdirler. İşte onlar, ne güzel arkadaştırlar.” (Nisa, 69)

“Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin ve (ona muhalefetten) sakının! Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık bilin ki, Rasulümüze düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” (Maide, 92)

“…Eğer gerçek mü’minler iseniz, Allah’a ve Rasulüne itaat edin!” ( Enfal, 1)

“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve siz işitip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin!” (Enfal, 20)

“Ey iman edenler! (peygamber) size hayat verecek şeylere sizi davet ettiği zaman Allah’a ve Rasul’e icabet edin!..” ( Enfal, 24 )

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin!..” (Enfal, 46)

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ise birbirlerinin dost ve yardımcılarıdırlar. İyiliği emreder, kötülükten yasaklarlar, namazı hakkıyla eda ederler, zekatı verirler, Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. İşte onlar Allah’ın kendilerine merhamet edeceği kimselerdir. Şüphesiz ki Allah, Azizdir, Hakimdir.” (Tevbe, 72) 

“Her kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve Allah’tan korkar ve Ondan sakınırsa, işte onlar gerçekten kazanan kimselerdir.” (Nur, 52)

“De ki; Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz, artık Ona düşen, ancak kendisine yüklenen (tebliğ) dir. Size düşen de size yüklenen (itaat)dir. Eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz…” (Nur, 54)

“…Ve kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse o takdirde gerçekten büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab, 71)

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin! Peygambere de itaat edin! Ta ki amellerinizi boşa çıkarmayın!” (Muhammed, 33)  

''Hiç şüphesiz bu ayetlerde sözü edilen itaat sadece Yüce Allah’ın O’na indirdiği Kur’an emirlerine itaat değildir. Çünkü bu durumda Kur’an’ın pek çok yerinde peygambere itaatin, Allah’a itaatle birlikte zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı. Bu sebeble, hadisler de sıradan bir insan sözü değil, Yüce Allah’ın emri ile kendisine itaatle emrolunduğumuz bir zatın sözleridir. Nitekim Kur’an’ın ilk muhatapları olan ashab da bunu böyle anlamış ve peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in bütün emirlerini titizlikle uygulamaya, bilmedikleri her hususu Ondan sorup öğrenmeye çalışmışlardır. Hatta Ubade radıyallahu anh’ın rivayetine göre; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e vahiy geldiği esnada başını eğer, sahabeler de kendilerine vahiy gelmediği halde Efendimize ittiba için başlarını eğerlerdi.''[1]

İbnül Müseyyeb radıyallahu anh, fecrin doğuşundan sonra namaz kılmaya devam eden birini gördü ve onu uyardı. Adam; “Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldım diye Allah bana azab eder mi?” diye aklınca haklı bir gerekçe zikretti. İbnül Müseyyeb; “Hayır, fakat Allah sana Sünnet’e aykırı hareket ettiğin için azab eder.” Dedi.[2]
________________________________
[1] Begavi ŞerhusSünne(13/322) Taberi Tefsiri(4/198) Şa’rani Bedrul Münir(1715) Ramuzül Ehadis(Şemail, 129) Müslim’den naklen.
[2] Darimi(mukaddime, 39) Abdurrezzak(3/52) Beyhaki(2/466) Hatib elFakih(1/147)


13 Nisan 2014 Pazar

uçmak...


şimdi senin göğünde, 
varlığımdan haberdar olmanın neş'esiyle,
uçuyorum, 
uçuyorum,
uçuyorum delice...  

12 Nisan 2014 Cumartesi

Anneme ithafen...


Bulutlar gibi geçti ömrüm, ömrümde bahar,
Her gelen gün, yüzüme takvim misali bir çizik atar...
Uzaklaşıyor artık, yorgun yüzümden aynalar,
Gözlerim, ah feri azalan gözlerim, şimdi toprağa bakar...

_______________________________________

Not : Foto netten alınmadır.

10 Nisan 2014 Perşembe

Yuh..!

Çabuk geçiyor,
Ömürden bahsediyorum...
Bir çırpıda...
Yaşanan ''an'' var, gerisi bir hayal ve biz hayaller zinciri içinde an'da ne varsa, onu yaşıyoruz.
Mazi bir hayal, gelecek hayallerini kurduğumuz bir ''meçhul...''
Hızla toprağa akıyoruz, bir su gibi, sudan da hızlı...
Seller gibi, ölüyoruz her hayat için nefes alışımızda...
Büyük aldanış ve elimize tutuşturdukları çağın oyuncakları, laptoplar, aklımızı gideren akıllı telefonlar (!)
Otobüste,tramvayda,sokakta hatta geçen kadın parkta güya çocuğunu sallıyor salıncakta, ama elinde de telefonu, sürekli yazılanlara cevap yetiştirirken çocuğu düşse belkide görmeyecek!
Dışarıdan bakınca kendimizi görünmez zincirlerin tutsaklığındaki çağdaş mahkumlara/mahluklara benzetiyorum.
Acaip-garaip mahluklar. İnsani yönleri hızla, teknolojik bir plastiğe dönüşmüş...
Yanında biri ölse haberi olmayacak ya da el vermek yerine bilmem kaç megapiksel ile fotoğrafını çekecek !
Oysa akıyoruz hızla toprağa, ne güzel söylemiş şair : ''Toplayın eşyamı işim acele'' (NFK) diye...

Hemen yanıbaşımızda, iki adım ötemizde insanlar vahşice, acımısızca öldürülüyor, biraz daha ötede 500'ü aşkın insan, farklı düşünüyor diye topluca idamlarına kalem kırılmışken, bizler en son ürün akıllı telefon derdinde, yuh bana...!




8 Nisan 2014 Salı

Önyargılar...


Albert Einstein : ''Önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan zordur.'' demiş.

Hele ki, bizim gibi, geçmişinde ''tarihi arıza'' yaşayarak bir çırpıda devrimlerle (!) geçmişi, mazisi, İslam hukuku, İslam ekonomisi, değerleri,yazısı,kıyafeti,yaşam biçimi ve din bağları koparılmış/dönüştürülmüş bir millet söz konusu ise; çok daha zor...

Düşünün bir kere, birilerinin ''izminin/ ideolojisinin'' akıl ve hevasının keyfine ve arzularına, kafa yapısına göre koskoca bir millet sil baştan dizayn ediliyor, yön, istikamet ve şekil veriliyor ve bu eğitim sistemi yoluyla taraflı ve yalan bir tarih aldatmacası ile minicik beyinlerimize nakşediliyor !

Bazen narkozlanmış ya da düdüklü tencerenin içine tıkılmış insan yığınlarına benzetirim bizi.

Hani kurbağayı soğuk su dolu tencereye koyuyorlar ve yavaş yavaş altını ısıtıyorlar ya, o da bu hale alışarak pişiyor !

Ya da, yavru fil örneği gibi, minicik bir kazığa bağlıyorlar ama o büyüdüğü zamanda çok basit bir hareketle bu ipin bağlı olduğu ''kazıktan'' kurtulacağını bilemiyor. Çünkü beyni küçük yaşta yıkanmış ve bir yalana inandırılmış !

Afrika'da taklitçi maymunların gözü önünde dar bir çukura adam elini sokar ve oradan ceviz çıkarma eylemi yapar. Maymun cevizi elinde tutunca delikten elini çıkaramaz ve kolayca yakalanır, oysa cevizi bıraksa, elini tekrar çıkarma imkanı (hürriyeti) mümkün olacaktı.

Kafa konforumuzu kemalist rejim dizayn ettiği günden beri, o düdüklü tencereden, ya da kurbağa gibi uyuşmadan fırlayıp çıkanlarımız çok şükür ki az değil. Uyananların uyuyanları uyandırması ise son derece güç ! Zira çocuk yaşta dönüştürülmüş bir yapının, zihni altyapının, bir anda uyanmasını, anlamasını beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır.

Peygamberler bile, Hakkı tebliğe gittikleri topluluklarla yıllarca uğraşı verdiler. Bazen bir Peygambere ömrü boyunca iki-üç kişi iman etti.

Anlamak zor ve büyük nasip işi, anladığını anlatabilmekse, zorların zoru bir maharetin ötesinde Rabbimizin inayetine kalmış bir müjdelenmedir.

En azından karşıt fikirlerle karşılaştığımızda, inandırıldığımız ideolojik altyapılı fikirlerimizin ne derece doğru olduğunu düşünebilsek; karşımızdakinden şüphe ettiğimiz kadar; kendimizden de şüphe edebilsek, yeniden sorgulayabilsek; bir ''acaba'' nın bize kazandıracağının ''sahih/geçerli/makbul iman'' olduğu hakikatine erebilsek; bu, bizim ebedi saadetimizle direkt ilintili son derece hayati bir konu olduğu kendiliğinden anlaşılır.

En zoru da Müslümana, Müslümanlığı; gerçek İslam'ı anlatmaktır diye düşünüyorum. ''Ey iman edenler, yeniden iman ediniz'' ayeti ne derin hakikatlere kapı aralıyor.Anlayana..!

Ölmezden önce anlayanlardan olabilmemiz duasıyla...




4 Nisan 2014 Cuma

Anlamak...


Anlamak, yani idrak bir nasip işidir...
Allah (cc) mübarek cum'a günü hürmetine anlaşılması gerekenleri anlamayı hepimize nasip eylesin.Amin.Tabi ölmeden önce, ölüm anında nasılsa istisnasız herkes anlayacak !