28 Eylül 2014 Pazar

Kuraldır..!



Kural olmuş, değer verdiklerinin gözünde değersizleşirsin...

Kuraldır; kendinle dalga geçecek kadar komplekslerini traşlamışsan ve bunu her an yapabiliyorsan; karşındakiler de aynını sana yaparlar.

Kuraldır; hep sen hal-hatır soruyorsan, bir kere de sana sormazlar. 

Kural olmuştur: Birilerine arada bir ikram ve cömertlik yapıyorsan; bu, artık vazifen olur, sürekli beklenir.İhmal ettiğinde en kötü sen olursun. 

Kuraldır, alçak gönüllü davrandıklarının gözünde ‘’alçak’’ olursun... 

Ve kuraldır; gönül kaçana demişler atalarımız, naz ve kibir yap, kıymetin artsın..!


25 Eylül 2014 Perşembe

Martılar


İnsan sanki''cedel'' için var şu dünyada. Yani, tartışmak,kavga ve savaş; dahası kan dökmek için.
Sokaklar artık hiç tekin değil.
Fitne her yerde..!
Evimizdeki ekranlarda, elimizdeki akıllı (!) aletlerde.
Onlara bakmaktan gökyüzüne bakmayı,toprağa basmayı unutalı çok zaman oldu.
Her şey asliyetinden uzaklaşıyor.
Kuşlar bile...
Benim şehrimde martıların ne işi var..? 
Onlar bile karaya vurdu, dibe vuran insanlığımız gibi.Ne de olsa onlara denizde balık bırakmayan biziz.
Sefil hayatımızın çöplüklerine mecbur bıraktık onları.
Onlar da artık insan denen bu meçhulü apartman damlarından dikizleyerek tanımaya başladılar.
Ölüm hiç bu kadar ucuz olmuş mudur insanlık tarihinde ?
Eski insanların, hani şu kılıçlı dönemlerindeki ölüm sebeplerinin en azından bir anlamı vardı, sebebi...
İsterse bir sultanın iki dudağı arasından çıksın !
Ya şimdi ?
Basitliğin, bayağılığın,sefilliğin derekesine düştü insanlığımız.
Üzülmekteyim...

20 Eylül 2014 Cumartesi

Tanımayana kadar her kadın için şiir yazılabilir

- artık ( kadın üzerine ) şiir yazmıyorsun  ?
- kadınların şiire layık olmadıklarını anladım..!

* * *

Tanımayana kadar her kadın için şiir yazılabilir, Seni tanımıyorsam, senin için hala şiir yazabilirim demektir.

Tanıdıktan sonra, şiir biter; bunu ben değil sen yaparsın !

Tanımak nasıl olur dersen; aynı çatı ve aynı yorgan altında belli bir zamanı birlikte geçirmektir derim.





12 Eylül 2014 Cuma

Mavi Defterim

Sizlerle zaman zaman eski şiir/karalama ve notlarımı paylaştığım ''Mavi Defterim''
Bazen de önemli bulduğum bir şeyi kesip yapıştırmışım. İşte, okuyabilirseniz, üzerinde şu mübarek cum'a günü ne kadar düşünsek yeridir diyeceğim bir not:
Cennetten Cenab-ı Hakk'ın (cc) Cemalini gören saadet ehli, o anlatılmaz safa ile kendilerinden geçerek adeta sarhoş bir huzur içinde, o güzellik karşısında zamanlar boyu donup kalsalar gerektir. 

Bir kağıda bir yere Sevgili Efendimiz'e salavat-ı şerif yazarsanız, (mesela 120.000 Salavat Gücünde Salavat-ı Fâtih  gibi) siz öldükten sonra o kağıt/defter yok olana kadar hasenat defteriniz açık kalacaktır.
Aşağıdaki salavatı şerifeyi ezber biliyorum ama kağıda yazmak ayrı bir marifetmiş.İnşallah doğru yazabildim.

Allahümme salli ve sellim  ve barik ala seyyidina Muhammedenil fatihi lima uğlika vel hatimi lima sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel müstakıymi, sallallhü aleyhi ve alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil azıym.

Manası: 
Allahım! Kapalılıkları açan, geçmişe son veren, hakka hakikatla destek olan, mahlukatı senin doğru yoluna ileten Efendimiz Muhammed’e O’nun âline ve ashabına O’nun yüce kadr-ü kıymetince salat eyle selam eyle ve O’nu mübarek kıl.
Fazileti ve sırları:
Yüz yirmi bin salavat-ı şerife gücünde olduğu mana aleminde Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından bildirilmiştir.
Eski zamanda Kutbül Aktab Ahmed Ticani hazretleri yakaza halinde bu salavatın faziletini Hazreti Resulüllah’a sorar. 
Cevaben:
“Bir kimse salavat-ı fatihi bir defa okursa zamanın başından salavat getirenin okuduğu zamana kadar ins ü cinin ve meleklerin getirdiği salavata denk sevap kazanır. Günahları da bağışlanır.” buyurmuşlardır.
Hikmeti:
1. Bu salavat-ı şerife okuyanı cehennem ateşinden korur.
2. Kırk gün okuyanın tevbesi kabul edilir günahları bağışlanır.
3. Cuma gecesi bin defa okuyan Efendimiz (s.a.v.) ile uyanık halde görüşür.

8 Eylül 2014 Pazartesi

yola çıkarken...


baharlara denk şen, 
şefkate aç, sevgiye muhtaç
içimde baharlar açmış,
biraz da saf bir kalbim vardı benim,
yola çıkarken...

naif, kırılgan,
hemen tepki veren bir sokak çocuğu gibi,
kısa pantolonum bile vardı,
bazen sümüklerim bile akardı,
ama sen görmedin, 
göremedin,
yola çıkarken...

kelimeleri olmalı kadınımın derdim,
kelimelerin vardı da,
meğer bıçak gibi keskinmiş;
şiir sandımdı,
bilemedim.
yola çıkarken...

dudaklarımdaki sahte tebessüme aldanma,
görebiliyorsan,
gözlerimin derunundaki hüznü gör,
kırılmış bir kalbin aynası onlar...
nerede o çocuk gülüşlerim,
muzip bakışlarım, coşkularım..?
hepsi yerli yerindeydi,
yola çıkarken...

şairlerin ruhu incedir,
sözleri derincedir,
bazı duruşları bilmecedir,
biliyorsun sanmıştım,
yola çıkarken...

bak sesimin rengi bile kaçtı,
elimde sigara,
gönlüme dökülüyor hüzünler !
bilmem kaçıncı.
beni sen anlarsın sanmıştım,
aldanmışım,
yola çıkarken...






7 Eylül 2014 Pazar

Ütü yaparken


Çoktandır kendimi, saçlarımı kestirmek için zorluyordum.Hiç sevmediğim dış işlerinden biri ayakkabı boyatmaktır ki, hiç boyatmam.Çok kibirli bir duruş gibi gelir bana.Ayağını atarsın, boyacı boyar,cilalar,fırçalar.Sen öyle tepeden seyredersin.Tamam onun mesleği ve olması gereken (herhalde) bu, ama ben gariban görünüşlü ufak çocuk (o da yardım amacı) olmadıkça hayatta boyatmam ayak kaplarımı. 

Diğeri de berbere (kuaför) gitmek. Hele öyle berberler varki, işleri bitince masaj yapıyorlar. Yahu ben gıdıklanırım,belli etmemeye çalışarak huylu olduğumu kan ter içinde çıkarım ve o zavallı berbere bir daha gitmem..Diyemem de masaja gerek yok, kırılır diye. Burun içi kıllarımı ne diye elin adamı alsın, kulaklar keza.Evde yaparım hepsini. Hatta bugün berbere bile uzunca bir aradan sonra
gittim.Makine aldım kendim  hallediyorum. Hatta arkama ayna koyup kulak arkası ve ense gibi en zor kısımlarıu bile...

Şu an hem Sertab çalıyor, müzik eşliğinde yazmak nasılmış, tecrübe ediyorum. Napiim çok sardı son albümü.Koparılan Çiçekler gibi slow olanları üstüste sıraladım ve evet ütümü böyle yaptım. 
Yaparken de kadın olmanın zorluklarını düşündüm.

Güzel dinimizde kadının evde iş yapma mecburiyeti yok.Örfen yaparsa, sevabına yani, oh ne ala.Yoksa herifçi zorla neden bu iyi olmamış diye kafa tutamaz. Aslında senede bir hafta ilan edilmeli.Evci haftası gibi bir isim.Bir hafta evin ''erkeği'' kadının yaptığı bütün işleri, yemeğe kadar yapacak.Bir de işe gidecek.Yorgun gelip yemek hazırlayacak, kaldıracak,yıkayacak.Çay faslıyla yayılmış karısına servis yapacak. Süper bir empati olur.İyi yemek ya da ütü yapmadı diye karısını öldüresiye döven molozlar anlar o zaman anyayı konyayı. Eşler birbirini ancak israf konusunda ikaz etmeli, hizmet kalitesi için değil! Tüm yorgunluğun üzerine kadın bir de gece hizmetini de kusursuz vermek zorunda. Ne diyeyim zor zenaat kadın olmak.

(*) Üç yıl önceki blogcu yazımdır. Çok şükür evlendiğimden beri ütü işini de sevgili hatunum yapıyor. Şu sıra genelde eski defterlerde kalanları blogumda saklıyorum.

4 Eylül 2014 Perşembe

''Batı Tefekkürü Ve İslam Tasavvufu''

Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in : ''Batı Tefekkürü Ve İslam Tasavvufu'' adlı (8.Baskı, 1998 )  şaheserinin bir sayfasına şöyle yazmışım : 

''İlim, özbenliğinde tatbik ettiklerindir.
Bilgi, beyin kütüphanende biriktirdiklerindir.'' 

Aferin dedim kendiceğizime...Malum bendenizin ''bilmek ve anlamak'' mevzuunda çiziktirdiğim şeylerden.Bir de inandığın şeylerin samimi savuncusu olacaksın. Samimi yani ihlaslı olanın anlattığı da tesir eder.İsterse Hak davada olmasın..!

Çoğunluk, insanlar her şeyi bilirler, ama anladıklarımız pek azdır ve hayatımıza yansıtabildiklerimizdir.

Evet, evet bu Üstadın bu ''baş eserim'' dediği kitabı yıllar sonra yeniden, yeni bir bakış ve ruhla okumam lazım. Ben okurum sen dinlersin.Biri dinleyince de araya bol bol parantez/açıklama açarım haberin olsun.

Bereketli cum'alar...




bugün eksildik




1 Eylül 2014 Pazartesi

aynı/ayrı..!


Çok şey söyledim iki dizede sana dost, çok şey..!
Çok şey söyledim, sen anlarsın halimden,
Havada nedamet, keman piyano ile düet eylerken.
Çok şey söyledim dost, 
Aynı göğe bakarsan ne dediğimi anlarsın..!