27 Kasım 2014 Perşembe

sustuğum ne çok şeysin sen...





''Sustuğum ne çok şeysin sen...''
Boğazımda düğüm düğüm hecesin sen...
Gecelerimde yastığa dökülürken
Hasretlerce kıvrandığımsın sen...











20 Kasım 2014 Perşembe

Dua üzerine bir kaç not

Dua üzerine yerli yabancı pek çok kalem kitaplar yazmıştır. Bazılarını okumuştum.

Bahsettiğim gibi merhum Prof.İbrahim Canan hocanın Kütib-i Sitte Muhtasarı adlı eserini okumamı günlük olarak okumayı sürdüyorum.

Dua bahsine gelince, yakın çevreme nasıl dua ettiklerini sordum.


Ve onlara verdiğim ve naklettiğim bilgilerin özetini sizlerle de paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm. Zira bildiğiklerimizi, başkalarının da bildiği zannı yanıltıcı oluyor ve bize göre basit ya da zaten bilinmesi zaruri gelen bilgiler, başkaları için hiç duyulmamış ve meçhul olabiliyor.İşte kitaptan özet bir kaç not :

* Bir adam dua eder, Aleyhissalatü Vcsselam Efendimiz, adam için ''acele etti'' buyurup o kişiyi çağırarak : '' Biriniz dua ederken, Allah-u Tealaya hamd-ü sena ederek başlasın, sonra Hz.Peygambere  Aleyhissalatü Vcsselam, salat okusun (yani en azından Allahümme salli ala seyyidina Muhammed desin) sonra da dileğini istesin'' buyurdu. (C.6.sh: 533)

* Bir başka nakilde de duanın Allah'a hamd, sonra Peygambere salavat'dan sonra yapılıp,(istenilen şeyler istendikten sonra) yine  Aleyhissalatü Vcsselam Efendimiz'e salat ile bitirilmesi tavsiye edilmektedir.

* Eskiler mektup yazarken, sohbete başlarken besmele,hamdele,salvele şeklinde özetlenen edebe son derece riayet ederlermiş.

* Dua eden kişin elbise, eşya ve yediklerinin mutlaka helal olması gerektiği gibi meselelere girmiyorum.

* Allah'ım şu şeyi bana ''dilersen ver'' demenin de hoş bir tavır olmadığı aynı kitapta kaydedilerek bunun kibir gibi bir kapıyı açacağı, duada ısrarlı olmanın hatta hadisle sabit en küçük bir ihtiyacı bile (ayakkabının bağı...) Allah-u Tealadan istemek gerektiği izah edilmektedir. (Hakkımda hayırlıysa ya da hayırlı eyle denilebilir)

* Dua bitiminde ''amin'' ile noktalamak.

* Günahların çokluğu kişiyi dua etme konusunda ümitsiz etmemelidir. Şeytan bile ilahi rahmetten kovulduğu halde dua ederek kıyamete kadar Allah'dan mühlet istemiş ve duası kabul gördüğüne göre; biz iman eden kusuru çok kulların, ümidi de çok olmalıdır. (sh:540)

* ''Ya zel celali vel ikram'' gibi, Allah'ı güzel isim ve sıfatlarıyla överek dua etmenin önemi.

* Duaya Allah'ın mutlaka icabet verdiği. Ya isteneni dünyada verdiği, ya da kul için hayırlı olmayacağından yerine sevap, ya da günah silinmesi, ya da cennette derece...Ama mutlaka bir cevap verildiğinden şüphe duymamak.

* Allah Teala kendisinden istemeyene gadap eder. (Tirmizi) 

* Dua ibadetin,kulluğun özü aslıdır. Aczi, kulluğu zayıflığı idrak ile el açıp, gönülden itiraftır.

*  Aleyhissalatü Vcsselam Efendimiz buyurdu : ''Kime dua kapısı açılmışsa,ona rahmet kapıları açılmış demektir....Kazayı (kader) sadece dua (ve sadaka) geri çevirebilir...'' (özetle sh: 514)

Süslü kelimeler seçimine gayret etmeden, samimi gözyaşlarıyla yıkanmış dualarda buluşmak dileğiyle, bereketli cum'alar olsun inşallah.



17 Kasım 2014 Pazartesi

Ülkelerin de kaderi vardır.


Yıllar önce kütüphaneme aldığım kitaplar içinde, en değerlilerinden, merhum Prof.İbrahim Canan'ın Kütib-i Sitte Muhtasarını (toplam 18 cilt)  günlük olarak her sabah okumayı sürdürüyorum.

6.cilt sh:496'da epeydir düşüncelerimde yoğurduğum, hatta hakkında biraz araştırma yaptığım halde dişe dokunur bir bilgi bulamadığım konuma ışık tutan, bendenizin fikrini destekleyen  iki paragrafı burada saklamak istiyorum.İktibasa girizgah olarak önce birkaç kelam eylemem isabetli olur.

Ülkelerin de kaderi vardır.Kur'an-ı Kerim, bize ''her şeyin bir kaderle'' olduğu bilgisini vermektedir. Hiç bir şey başıboş ve (şu çok kullanılan ) tesadüf eseri değildir. Kaderdir, tevafuktur. Zira Allah'ın bilgisi dışında yaprak kımıldamaz, buna iman etmişiz. Kaderin içinde kaderler vardır,yani kader bahsi sırlardan bir sır.Örneğin Samanyolu bir büyük  kader dairesidir, ama her yıldızın,gezegenin kendi yörüngeleri yani kaderleri vardır.

Evet ülkelerin de kaderi var, söz gelimi bir ülke işgal edilse, ülke halkı kendisini savunmak için gayrete gelir; aklı,danışmayı kullanarak, gereken her türlü çareye,tedbire başvurarak, Allah'a da dayanırsa, ilahi taktir kurtulmaları için yardımını gönderebilir.

Kurtuluş savaşında da böyle olmadı mı ? Nene hatunlar, Seyyid çavuşlar, imkansızlıkları fedakarlıklarıyla bertaraf ederek; topyekun bir milletin özü,simgesi oldular.Daha isimleri bilinmeyen binlerce kahraman ve işte bir millet.

Bir ülke dini yaşamak için gereklidir, der İslam ve ekler : Allah'ın hükmü uygulansın, diye vatan gereklidir. Amaç, gaye budur.Vatansa elbette devletsiz olmaz, devletse dinsiz olamaz... Hatta şöyle de formüle edebiliriz: Din için,devlet;devlet için de vatan lazım.

İçinde Allah'ın dini uygulanmayan bir yerin (dar), değeri de yoktur, orada yaşamanın anlamı da... Yaşamak zorunda kalınmışsa, yeniden aslına döndürme ümit ve çabası içindir, ya da hicret edilecek bir yer ya da imkan olmayışındandır.
Yoksa Osmanlı kuru cihangirlik, toprak kazanmak için ülkeler fethetmedi.Gittiği yerlerde insanlar (Allah'ın) adalet(iy)le yaşasın diye...Ve aldığı ülkeleri vergi karşılığında her türlü tehlikeye karşı korumak yükümlülüğü vardı.Kendi öz ülkesi gibi. Kimsenin de dinine,ibadetine, ''örtüsüne,şapkasına'' (!) kilisesine karışmadı, aksine alabildiğine din hürriyeti, can,mal,nesil,akıl emniyetinin garantisi, hamisi oldu. Olmak zorundaydı, zira İslam bunu istiyordu.
Bu özet girişten sonra bahsi geçen kitabı aynen aşağıya alıyorum. Akledenler bu makale ve iktibastan çok şey çıkaracaklardır ümidiyle:


''Hz.Ömer (radıyallahu anh) onun azil sebebini beyan etmez ise de, bu yüce halifenin, Halid İbnu Velid'i ordu komutanlığından azlediş sebebi ile alakalı olarak Taberi'de geçen beyanatı bu hususu aydınlatabilir : 'Ben Halid'i ona karşı olan kinimden veya onun herhangi bir ihanetinden dolayı azletmedim. Azledişimin sebebi başkadır. Kazandığı her zafer onun şahsi faziletlerinden bilinmeye başlandı. O, bu başarıların gerçek faili görülüyor, Allah unutuluyordu. Halbuki Allah, Müslümanlara bir zafer müyesser kıldığı zaman ona şükretmek gerekir, nankörlük değil. Ta ki yenilerini versin...Her zaferi Ondan (Allah'tan) bilmek zorundayız, ne Halid'den, ne de bir başkasından. İşte halk arasında çıkacak fitneyi önlemek için Halid'i azlettim.'

Bu rivayetin ışığıyla bakınca, Hz.Ömer'in, İslam ordusunun kazandığı zaferleri,komutanlardan bilerek,onları aşırı şekilde tebcile ve putlaştırmaya götürecek bir ruh halinin halk arasında hakim olmasını istemediği ve bu maksatla tedbirler aldığı anlaşılmaktadır.'' (Kütib-i Sitte Muhtasarını; c:6,sh:496 )




14 Kasım 2014 Cuma

Kendimizle barışık olmak


Zaman azlığından yine acele bir yazı olacak.

Çok popüler, modası geçmeyen deyimlerimizdendir:

Kendinle barışık olmak...

Ne demek kişinin kendisi ve dolayısıyla dünya ile barışık olması (böyle anlaşılıyor) ?

Bu anlayışta olanlar 1- Kendileri 2- Çevreleri, yaşamlarıyla; barışık geçimli insan tipini algımıza sunuyor, işliyorlar.

Bence yukarıdaki maddeler eksik. Ya Yaratıcı ? Allah ile barışıklıklığımız, diyaloglarımız ?

Maneviyatla barışık ve manen zengin olmayan biri, maddeten ne kadar varlığın şu dünyadaki emanetçisi olsa da, fakirdir. 

Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Efendimizin arkadaşları, birbirlerine ''nasılsın'' diye sorduklarında, bizim gibi adet yerini bulsun kabilinden sormazlardı. ''Hal'' hatır sorarken, gözlerinin derinliklerine bakarak, Allah ile ''halin'' nasıl, kulluk yolunda gidişatın iyi mi, kalbine ait maneviyat ne alemde; tarzında sorar; ayrılırken de Asr suresini okurlardı. 

Bendenizin, şahsen, daimi bir şekilde kendimle barışık olduğum görülmemiştir. Belki ömürde kısa ve geçici ''anlar''... Ne zamanki, ölüm meleği bana korkutucu bir surette gelmez, ruhumu alırken cenneti de gösterir, kabirde  Sevgili Peygamberimi hürmetle zikrederim, işte o zaman kendimle barışık, sağımda açılan pencereden gideceğim yeri huzurla seyre dalar,şükre gark olurum.

Günahlara dalmış ve Allah'a isyan eden biri, sonra nasıl kendisi ile barışık olur buna hiç aklım ermez.

Felix Culpa, mesut, mutlu suç...İnsan idrakiyle, kendi vicdanını nereye kadar bastırıp, onun ve günah işleyeceği zaman alnın hizasında kanat çırpan meleğinin ''dur yapma,bu günah'' seslenişini duymayabilir ve kendisinden memnun, barışık olduğu vehmiyle, kendisini aldatarak, bizzat kendisinin katili olabilir.

Bugün ülkemizde, batıdaki hastalıkların,buhranların, psikolojik hastalıkların aynısı varsa ve artmaktaysa, bu, gerek fert planında, gerekse cemiyet planında Allah ile barışık olmayışımızdan ve yanlış reçetelerle, çıkmaz sokaklarda oyalandığımızdandır.

Benim kendimle barışık, kendimden razı ve memnun olmamın yolu, maneviyatımla, dinimle, Allah'ımla barışık, sürekli bir diyalog ve etkileşim içinde olmama bağlıdır. Bu birincil, hayati temel varsa, kişi o zaman ailesiyle, çevresiyle,ülkesiyle,kısaca yaşamla barışık ve huzurlu olabilir.

Bunun dışındaki her oluşum, her görünen tablo, sahtedir, geçicidir, aldatıcıdır ve bu tür insanların iç dünyaları dışlarının aksine haraptır. Gayesiz,amaçsız boşlukta bir yaşam biçimi. 

Vehb bin Münebbih Hazretleri :
''Kulun bir saat kendisini kınayıp azarlaması, yetmiş senelik nafile ibadetten 
onun için daha hayırlıdır.''demiştir. 

Ya bir ömür kendisiyle barışık olmayanlar..?

Hayat iman ve bu iman uğrunda mücadele,mücahede ve cihattır. Nefs dediğimiz egomuz,çevre putları,ideoloji ve izm'ler... Hepsi kendimizle barışık yani kendi özümüzdeki bize şah damarımızdan da yakın olan ALLAH ile barışık olmamıza engel, modernizmin seküler dayatmaları, beyin yıkama vasıtaları,perdelerdir.

Aslen Allah ile barışık,O'nun rızasına giden caddede yürüyor olmak bile bu barışıklığın tamamını sunmamalı insana; yukarıda da dediğimiz gibi kabre varana dek.(Otokonrol)

Kulluk planında, hep daha iyi olabilme savaşımını yapan bir insan, kendisi ile hem barışık hem de (nefsi ile) savaş halinde olacaktır.

Bir veli buyurur:

- Dünyada bir şeyi arayana şaşarım; nedir o diye soranlara:
- Rahatlık (mutluluk) der...

Huzur ve rahata, cennetlerde erişmek duasıyla Cum'amız bereketli olsun inşallah.

11 Kasım 2014 Salı

Allah rahatlık versin...


Gözler; en iyi gözler konuşur.

Hiç bir lisan, hiç bir şair ve edip, gözler kadar mahir olup, meramını anlatamaz.

Dil, gözleri görebilseydi; konuşmaktan utanır; donar kalır,kabiliyetini unuturdu.

Ayrılırken göz göze geldik.

Rahmet gibi, aynı anda gözlerimizde yağmur bulutları.

Süzülmesin diye gayretli bir tebessüm.

Yürekten, öyle tatlı şeyler söyledi ki, kurşun olsam, altın olsam, erirdim. Ama adına insan denen bir canlıydım, eriyemedim, sadece hüzzam makamında hüzün nehirlerinde yıkandım.

İki elimle, gözlerine ve yüzüne bakarak; veda busesi gibi, binler kokulu buse kondurdum o nur çehresine.

Sabaha çıkarsam, sabaha çıkarsa; tekrar tekrar görmek için dua ederek; olur da göremezsem diye yüzünü okşayarak ve tekrar öperek:

- Allah rahatlık versin, iyi geceler annem, diyerek yanından ayrıldı bedenim.



10 Kasım 2014 Pazartesi

Gripin - Vazgeçtim Ben Bugün


Uzun bir aradan sonra windows 7 ye ancak eski 2010 (Windows Live Movie Maker ) sürümü yükleyerek bir video daha yaptım, acizane, naçizane...
Boş insan işi diyeceğim, alınan dostlar olacak; zaman hırsızı, ömür sermayemiz çok ya...
Bir de cennette sıkılmaz mıyız diye aptal sorular sorulur, sanki burada sıkılmaya zaman bulabiliyoruz da; ve sıkılsa da kimse ölmek istemiyor (genelde yani)
Neyse boş zaman hobisi bir video daha işte.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Dünkü şiirimin videosu

Sensizlik bana yaramıyor bir tanem.
  
Yazdığımı  telefonuma  fon eşliğinde okumuştum,  uzun bir aradan sonra video da yapmış oldum.Keyifli dinlemeler, huzurlu hafta sonları.

7 Kasım 2014 Cuma

sensizlik bana yaramıyor bir tanem.


Sensizlik bana yaramıyor bir tanem.
Sen yokken gönlümdeki yorgunluklar çoğalıyor.
Bir sis perdesi,derin bir atalet,
Berduşu oluyorum,dolaşamadığım kaldırımların.
Sensizlik beter bir şey..!
Düzensizlik sarıyor çepeçevre ruhumu.
Pranga üstüne pranga,
Ellerini arıyor üşümekle solan ülkem.
Menfur bir cinayete kurban veriyorum hayatımı!
Duvarlar sanki alay ediyorlar kimliksizliğimle.
Boğuluyorum,arıyorum,ağlıyorum..!
Düzenim senmişsin, bir kere daha anlıyorum.
Sensizlik bana yaramıyor sevgilim...
Kalbim ağrıyor,bebeler gibi erkenden saklanıyorum yatağıma.
Belki gelir de, seversin beni diye rüyalarımda.
Uyuyorum sana,güllerle avuçlarımda.
Sensizlik bana yaramıyor sevdiğim...
Kendim bile kendime hükmedemiyorum sen yokken.
Savruluyorum, neredesin ? 
Sensizlik bana yaramıyor sevdiğim...


3 Kasım 2014 Pazartesi

sevmekten güzel ne var ki ?

Seviyorum sevmeyi,elimde değil,
Ne kadar incinsem de...
Bir ''an'' kadarlık ömürde,
Sevmekten güzel ne var ki..?

Seviyorum; kedileri, kuşları,düşen yaprakları,
Cıvıl cıvıl kuş seslerinde ilkbaharı,
Can yakan deli bakışları.
Batarken güneşle, kızılca akşamları...

Seviyorum, imkansızı sevmenin ıstırabını,
Güzel huyu ile güzelliği artan kadını,
Kar kokusunu, yakan nefesteki sarhoşluğu,
Ve seviyorum doyamadığım İstanbul'umu...









2 Kasım 2014 Pazar

her nefeste nefeslerim azalıyor...

Her nefeste,nefeslerim azalıyor...
Ben azalıyorum,
Ben toprağa akıyorum!
Sağanak yağmurlarda yıkanıyorum!
Sonra, dikili bir mezar taşı oluyorum!
Her nefeste senden uzaklaşıyorum! 
Ve her nefeste ölüme koşuyorum!
Artık, sen, nefesim olamıyorsun!
Yalnızca ardımdan bakıyor, 
Tutamıyorsun...
Her nefeste ölüyorum...
Her nefeste daha çok özlüyorum...