31 Ocak 2015 Cumartesi

Ezan (3)


Ezanı,yani Allah tarafından olan ilahi daveti konuşuyorduk.

Bir yakınım anlatıyor: ''İstanbul'da arkadaşımız  vardı, Doretti isimli İngilizce öğretmeni ve Hristiyan. Bu kadın ne zaman ezan okunsa, derhal sohbeti işi bırakır, pencereyi açar ezanı dinlerdi. Yine yolda yürürken okunsa, hemen bir kenara çekilir,bitene kadar tabiri caizse hazır ola geçerdi.''

Yoruma gerek var mı ? 

Doretti ezana olan bu hürmeti sebebiyle inşallah Müslümanlıkla da şereflenmiştir diye dua ederek kaldığımız yerden devam edelim.  


"Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah"


Yine şahitlik ederim ki Muhammed - Sallallahu Aleyhi Ve Sellem- Allah'ın elçisidir.Kur'anı Kerim'in beyanatıyla O son elçi, benim tek örneğim, biricik önderim, Peygamberim, gözümün aydınlığı,Allah'dan sonra en çok sevdiğim, Sevgilim, yoluna can verilecek, izinin tozuna yüz sürülecek olan...

''Ahmed-ü Mahmud Muhammed Mustafa derler sana, (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem)
Efdal-i mevcud Habib-i Kibriya derler sana...''
(Alvar İmamı Mehmet Lütfi) .

Bu sayılan pak isimlerinden başkaca,bilinen ve bilmediğimiz pek çok isim,sıfat,tabir,nişanları da vardır.
O (sav) anılınca şu ayet meali nasıl akla gelmez:

''Andolsun size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.(Tevbe suresi:128)

Bir kişiyi dahi kazanmak için,nasıl çırpındığını,cennete gitsin diye kendisini ne çok üzdüğünü,insanlara,hayvan ve bitkilere,hatta bize göre cansız gibi duran taşlara,dağlara,şehirlere...kısaca dünyamıza nasıl şefkatli,merhametli olduğunu siyer okuyanlar göreceklerdir.
O (sav) Alemlere Rahmet...Rahmetenlil alemiyn...O, (sav) aşk havzının gül kokulu bülbülü...Nezaket timsali,insanları kırmayan,güzel ahlakı tamamlamak için dünyamızı şereflendiren...

O, (sav) Anam babam canım sana feda olsun Ya Resulallah derken,gözlerimizin derununda gizli bir hasret. ''Fedake ebi ve ümmi Ya Rasulallah...''

Bu yüzden ezan-ı şerifte adı geçince : Karret bike Ya Rasulallah.(Gözüm seninle aydın oldu/olsun.)
Gözümün nuru canım Efendim diyerek iki el baş ya da şahedet parmaklarını, O'nun (sav) mübarek ellerini ziyaret ediyor gibi öper,öperiz...

Hz.Bilal (ra) aşkla gözyaşı dökmeyi,Onsuz kalışın ıstırabı ile Medine'yi ve ezan okumayı bırakıp,Şam'a kadar teselli aramaya çıkacak bir muhabbetimiz yoksa da,biz ahir zaman günahkar ümmetleri olarak; cismen görme bahtiyarlığına erişememiş olmanın, fakat ruhen görmüşcesine bir imanla ''kardeşlerinden'' olabilirsek,bahtiyarlar zümresinin bir ferdi olarak mesrur olacağız.

Hz.Bilal,müezzinlerin ilki ve efendisi.Ve aynı zamanda Peygamberimizin (sav) hazinedarı...Zahirde hazineden sorumlu ama gerçek hazineye,sırlara aşka ermiş bir kutlu kişi.Başta Ebu Cehil olmak üzere İslam'ın ilk yıllarında, sırf Allah ahad, ''bir'' dediği için müthiş işkenceler çekmiş köle ile...Daha sonra Alemlerin Fahrine,Sevgili Peygamberimize (sav) azad kabul etmez bir köle olarak derinden aşkla bağlı.

Efendimizin (sav) ahireti şereflendirmesinin ardından,Medine Ona dar gelmiş ve Şam'a göç etmişti.O Peygamberin (sav) baş aşıklarından, aşkla şakıyan bülbülü artık ezan da okumuyordu.Gül'süz bülbül susmuştu.

Birgün rüyasında Sevgilisi (sav) Ona: ''Bu ne vefasızlık ki, ziyaretime gelmiyorsun?''diye sitem edince,Medine'ye gelerek Efendimizin makber-i şerifinde katıla katıla ağlar.Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin (ra) Efendilerimizin ısrarı ile mescidin damına çıkıp ezan okuduğunda Medine'de hayat durur. 

Deprem etkisi yapar.İnsanlar seslerle ağlaşarak kendilerini sokaklara atarlar.Sanki Hz.Peygamber (sav) kısacık da olsa kabr-i şerifinden kalkarak aralarına teşrif etmiştir. Hatıraları ayyuka çıkar.Aşk rüzgarları eser Medine'de...Gözyaşlarından bir sızı,ırmak...

Ezan yalnız namaza,kulluğa değil, aşka çağıran bir davettir.Allah kulunu sevdiği için,huzuruna istiyor.''Kulun Allah'a en yakın anı secde halidir.''

Ezan ilahi vuslata davet eden,yakınlığın,aşkın sedası...

Şehrinin bırak valisi, polisinden davetiye alsan,tıpış tıpış gidiyorsun da...



30 Ocak 2015 Cuma

Ezan (2)

Önceki yazımızda Ezan-ı Muhammedi (sav) bende ne ifade ediyor diye,satırlar üzerinde kendimce düşüncelerimi görmek istemiş ve bunu da siz dostlarla paylaşmıştım.

Bazen okunan ezanlar çok kısa geliyor bana,doymuyorum. Hele merkezi sisteme tamamen karşıyım. Her cami kendisi okumalı.Ezan okumanın kötüsü olamaz, ezanın bizatihi kendisi güzeldir. Adam makam bilmese,sesi güzel olmasa bile. Her minareden ayrı bir müezzin okuyacak.Fark şu ki, mesela sabah ezanı vakti,oldukça geniş. Birbirine yakın camilerde biri biterken,diğeri başlayacak, ya da Üsküdar'da olduğu gibi camiler paşlaşacak,ezanı karşılıklı okuyacaklar,bir biri, bir diğeri...Bazı yerlerde de,bir minarenin sesi çok kısık olabilir, diğeri normal açık.Böylelikle karışmamış olur.Hoş karışsa bana da o da ayrı hoş...Kuş cıvıltısı gibi ruhuma...Güzel kokuyu,güzel kokuya karıştırmak gibi...

Ezan nasıl doğdu konusuna giriş dahi yapamadan Allah-u Ekber'in anlamını yakalamaya çabalamıştım.

Kısaca, namaz vaktini duyurmak için sahabe hazeratı bazı teklifler getirmişlerse de, Efendimiz (sav) başka din/inanç mensuplarına benzerlik teşkil ettiği için uygulatmamıştı. Derken bir sahabi rüyasında kendisine hem ezanın hem de kametin talim ettirildiğini Efendimize (sav) söyleyince, Efendimiz (sav) rüyayı hakla tasdiklediği sırada Hz.Ömer (ra) Efendimiz'de yeminle aynı rüyayı gördüğünü ama arkadaşının önce gelip anlatmasının nasip olduğunu söylediğinde, Peygamberimiz (sav) :''Elhamdulillah, sağlam oldu'' buyurarak,makamlı talimin ilk eğitimini de verirler.

Hele ezan bahsinde Hz.Bilal (ra) Efendimiz ve Peygamberimizden (sav) sonraki hali nasıl anılmaz.İnşallah nasip olursa ilerde anarız.Şimdi ezanın ikinci kelimesine bakmaya çalışalım:

"Eşhedü en lâ ilâhe İllAllah" (2 kere)


Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Bu konuda benzer yazılar yazmıştım.Kısaca: Yaratan,yaşatan,doğa ve sosyal hayatın kanunlarını tespit eden yegâne gücün,ortak kabul etmez sahibi Allah'dır.

Hakimiyet kayıtsız şartsız Allah'ındır.

O'nun dışındaki ilahlar, kendilerini-haşa- Allah'ın yerine koyan her şey,şahıs,zümre,otorite,tağut için LA diyerek reddedişle,şahitliğe başlar; ancak Allah ve O'nun otoritesi/kanunları vardır.Biz yalnız O'na boyun eğer ve itaat ederiz.

Vitir namazındaki Kunut duasında : ''...ve lâ nekfüruk ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.''
''Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakır,onlardan hem kalben hem de fiilen uzaklaşır,onları desteklemez,peşlerine düşmez,başımıza geçirmeyiz'' Anlamında yakardığımızın bilinci ile müezzinle birlikte ezanı tekrarlarız. (İslam dünya işlerine,siyasete karışmamalı diyenlere ithaf olunur.Namazın içinde söylüyoruz hem de..!) 

Allah düzeni dışındaki rasyonel aklın ürünü tüm rejimleri,izmleri,ideolojileri,felsefeleri kesin olarak reddererek,kanun koyucu olarak Allah'ı ve Allah'ın yetkilendirdiği Peygamberi tanır ve iman ederiz.

''Bu benim hayatım,dilediğimce yaşarım!'' cümlesinin İslamilikten uzak şeytani bir düşünce olduğu bilinci ile ezanı dinlerken,aklına şu ayet gelir:

''Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman; ne mü'min erkekler için ne de mü'min kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olamaz. 
Kim de Allah'a ve Rasulüne isyan ederse; şüphesiz ki apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.''           (Ahzap suresi:36)

Hakikatin şahitleri olarak seçilen Müslüman, kendisine yapılan bu ilahi seslenişe nasıl kayıtsız kalabilir.Namaz ile Allah, kulunu günahlardan korumayı murad ettiği için günün 5 ayrı vaktine dağıtarak,zamanını (hayatını) namaz eksenli ve planlı hale getirmiş oluyor.

Dünya yuvarlak ve güneşe göre ikâme edilmesi istenilen namaz ile, uzaydan bakılınca öyle bir sahne oluşuyor ki; her dakika namaz kılınan bir gezegen.İl,il,ülke,ülke,kıta,kıta her an secdede, rükuda,kıyamda Allah'ı anan, Allah'a secde eden iman ehli. Ne muhteşem bir manzara...
Bu halkadan olmaktan seni alıkoyan şey ne ? Hakkıyla namazı ikâme eden kişi, bu seçilmişler halkasındaki cennete serilen seccadesindeki yerini almış demektir.






29 Ocak 2015 Perşembe

Ezan (1)



Müslüman olarak kendi kendime düşündüm.


Dinlemekten sonsuz huzur ve anlatılmaz lezzet duyduğum (ve iyi bir Müslüman olmayı başaramama rağmen) dünyadaki en güzel ses, seda olan ezan; benim için ne ifade ediyor diye.

Sıradan bir Müslüman olarak, yapacağım yorumlarda her zamanki gibi doğruya isabet edersem, İslam'a, hatalarsa yalnızca şahsıma aittir.  


"Allâh-ü Ekber" (4 kez tekrarlanarak,günlük gündelik hayata,gafletimize bir ültimatom gibi iniveriyor.)


Allah, kâmil manada en büyük olandır.Bu bakımdan tek büyüktür. Diğer yarattığı büyük bilinen,

mesela büyük alim, büyük komutan,büyük insan...vs.gibi kavramlarla kıyas bile kabul etmeyecek kadar sonsuz büyüktür.Büyüklüğüne, kudretine sınır yoktur.Büyüklüğünde, eşi, benzeri, ortağı, yardımcısı da yoktur.

O (cc) öyle bir büyüktür ki, biz küçük kullarını Peygamberler göndererek,hizmetimize musahhar kıldığı şu kainat sahnesinde muhatap alacak kadar, vahiy ile kendisine halife/vekil yapacak kadar,keremli,merhametli,cömert bir büyüktür.


O öyle bir büyüktür ki, kainata sığmadığı,zamandan,mekandan münezzeh olduğu halde,iman eden kulunun kalbine sığacak kadar büyük, şah damarından daha yakın bir saltanatın sahibi olarak,dağların kalem,denizlerin mürekkep olması halinde bile Ekber oluşu sırrına erilemeden, kulluğun aczi ile huzurunda secdelerce abdiyet şalına bürünülerek Allah-u Ekber nidası ile gözyaşı dökülendir.


Yine O, öyle büyüktür ki, bunca kendisine isyan eden,nankör yarattıklarına bile dönüş için zaman tanıyan, hemen cezalarını vermeyen Rahmandır.Şu kısacık dünya hayatında kullukta sabredenlere sonsuz cennetlerini bahşedecek kadar da Rahim'dir.


Bildiğimiz doksandokuz ism-i şerifinin kapsadığı anlamların tüm derinliği ve sırlarının işaret ettiği Allah'ın şanına yakışan büyüklüğünü;yaratılmışlara has nitelik ve nicelikler paradigmasından arınmış olarak, sınırlı kapasitede ve hayal gücündeki aklımız,hafsalamızla sorgulamaksızın ve anlamlandırmaksızın, keyfiyet ve kemmiyet üstü, O'nun bildiği ve razı olduğu şekilde büyüktür.


İlminin ve bahşettiği nimetlerinin sonsuzluğu, taklit edilegelen san'atının ruh kamaştıran güzelliği ile de yalnız ve tek O en büyüktür.


Azametinin karşısında, her ''şey'' şey hükmünden başka bir şey olmayarak, ölümdür,sınırlıdır,acizdir ve O'na muhtaçtır.


İşte böyle En Büyük Allah'ın varlığını haber vererek başlar,ilahi davet.Bendeniz gibi cahil birinin anladıklarından satırlara dökülen özet ile O Allah ve En Büyük, ötesi,gayrısı yok.


(devam ederiz inşallah )



28 Ocak 2015 Çarşamba

bir ileri bir geri

Savruluyoruz !
Yoruluyoruz !
Kendimizce bir savaşımız var !
Ne kazandığımız belli, ne de kaybettiğimiz..!



27 Ocak 2015 Salı

Bu kısa video müthiş güzel.


Bir şeye çok üzülen birisini teselli etmek için, başvurduğum yöntemlerden biri olarak; gözünü kapat, bulunduğun mekandan,şehirden,ülkeden,kıt'adan yüksel, yüksel...Uzaydan dünyaya bak derdim. Ne görüyorsun, sen bu dünyada, bu kainatta ne kadarsın ve derdinin cürmü ne?

Yıllar sonra Senai Demirci bunu çok kısa ama güzel yorumlamış yukarıdaki video ile.(Keşke arada dondurup ya da yavaş çekim tekrar ile sözü uzatsaymış.)

Hani bazen deriz ya, şu dünyada bir nokta bile değilim diye.

Bu videoyu izleyince, bırakın dünyayı; dünyanın içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinin bile bir nokta olmadığını kavramanın haşmeti,azameti karşısında; aczin doruklarını yaşayarak, Sübhanallah, Allah'ım Sen ne büyük bir kudretin sahibisin diyerek tüm varlığımızla,tüm varlık adına secdeye kapanıyoruz.

25 Ocak 2015 Pazar

Yağmur (Kıskandığım Şiirlerden)

Prof.Dr.Nurullah Genç'e ait Yağmur, Naât-ı şerif..

Doğru saydıysam 170 dize...

Aşka çıkan 170 basmak...

Bir şiir  (Naât) bu kadar mı güzel, bu kadar mı derin yazılır.Malum şairin ''Yağmur'' diye hitap ettiği, Alemlerin Övüncü (sav) Efendimiz...

Sizler için seçtiğim dizeleri şairin hoş görüsüne sığınarak (belki bütünlüğü,orijinalitesi zedelenecek) aşağıya alıyorum. 

Dursun Ali Erzincanlı'da yine kendisine has o güzel üslubu ile seslendirmiş. Şiir çok uzun olduğu için,sesli dinlemede dikkat kaybolması yaşanıyor. En iyisi siz, sizler için seçtiğim kısımları atlamadan,duya duya,sindire sindire bir güzel okuyup, gününüzü bereketlendirip, güzelleştirin :



Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım  
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım 
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım 
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım 
O mücella çehreni izleseydim ebedi 
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım  
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin 
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü 
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım 
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü 
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü 
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara 
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü 
Badiye yaylasında koklasaydım izini 
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar 
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini 
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar 
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya 
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya 
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım 
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri 
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir 
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım 
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini 
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim 
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır 
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur 
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır 
Sesini duymayanlar girdabında boğulur 
Saatlerin ardında hep kendimi aradim 
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım 
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım 
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde 
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay 
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde 
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray 
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin 
Mekanın fırçasında solmayan resim senin 
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım 
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme 
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım 
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler 
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın 
Nazarın ok misali karanlıkları deler 
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım 
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar 
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım 
Anneler çocuklara hep seni içirecek 
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin 
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin 
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın 
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım 
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü. 


24 Ocak 2015 Cumartesi

bana öyle bir şey söyle ki


Bana öyle bir şey söyle ki, 
Ruhum kanatlanıversin şu fani bedenimden...
Sevinçler kuşanayım,bir bahar sabahı.
Bana öyle bir şey söyle ki, 
Öyle bir şey;
Her şeye bedel bir şey...
Gözümde ne dünya kalsın,ne de ukdesi.
Korkular,endişeler,
O baş edilemez merak,
Karne notumu bekleyişim son bulsun. 
Huzurla kapansın,
Ömrümün kepenkleri...
Huzuruna açılsın ruhumun kanatları...
Bana öyle bir şey söyle ki, 
Söyleyen SEN olduğun için,
Söylenen de bu mücrim,
O an sevinçten düşüp öleyim...




23 Ocak 2015 Cuma

Duama amin isterim.

Merhamet ve şefkat timsali Sevgili Peygamberimiz-aleyhissalatü vesselam- buyurdu: 

''Ben uzun okumak arzusuyla namaza başlarım. Ancak kulağıma bir çocuk ağlaması gelince,annesini huzursuz etmemek için,uzun (sure) okumaktan vazgeçerim.'' 

Sadaka Rasulullah.  

Şu inceliğe,şu nezakete,şu şefkate bakınız.

O zamanlar namaz Peygamber mescidinde,en arka safta çocuklar ve kadınların da iştiraki ile cemaatle kılınıyordu.Yukarıda geçtiği gibi, çocuk ağlaması gelince,annesine sıkıntı olmasın diye...

Biz öyle bir dine aitiz işte. Canının istediği saatte sokağında gürültü yapamazsın,değil bir komşunu bir kediyi bile rahatsız edemezsin.Değil sözle, Müslümanın Müslümana korkutucu,asabi bakışı bile haram kılınmışken, ne hallere düştük. Müslümanlar (!) Müslümanları öldürüyor,kanını içiyor..!

Bu korkunç sapmadan,anarşiden sen bizleri kurtar ve koru Allah'ım. 

Ümmeti Muhammedi (sav) islah eyle. 

Aklımızı,imanımızı,sağlığımızı daim eyle.

 Acizlik derecesine varıp,başkalarına muhtaç olacak ihtiyarlığa varmadan da; hayırlı bir zamanda,hayırlı bir yerde,hayırla,imanla ruhumuzu kabzeyle.

Ölümümüzü güzel eyle.

Amin.





22 Ocak 2015 Perşembe

Dedim ya biz masal çağı çocuklarıydık.


Babaannem anlatırdı,biz dinlerdik soğuk kış gecelerinde.Hayal dünyamızda, o, çocuk ruhumuzla canlandırdığımız masalları...

Televizyon diye bir zaman hırsızı henüz girmemişti evlerimize.

Akşamları bir varmış diye başlayan, o yumuşacık naif sesin geldiği radyo masalları da bir ayrı güzeldi.Uyuma zamanımızın geldiğini anlardık.

Biz masal çağının çocuklarıydık, modern çağdan da; Kürt'den de,Türk'den de habersizdik. Irkları gökkuşağı renkleri gibi bilirdik.Hepsi lazım,üstünü var mı yok mu aklımız ermezdi zaten.

Yazlık sinemalar, yaza açan çiçekler gibi hayattaydılarve her akşamüstü etrafı afişlerle kaplı bir arabadan akşamın filmi anons edilirdi.Sinemanın tahta sandalyeleri için bazılarımız, gelirken yanlarında minder getirmeyi ihmal etmezlerdi.O zamanlar çekirdek çıtlatarak film izlenirdi ve yatsı ezanı okununca filme ara verilince,hiç kimse laiklik elden gidiyor diye zırıldamazdı!

Zaten laikliğin de ne menem bir şey olduğunu yıllar sonra;masal dünyamızdan,şu sefil dünyaya sürgüne geldiğimizde fark edecektik.

Dedim ya biz masal çağı çocuklarıydık.

Evimizin bahçesinde evcilik oynardık.O zamanlar evlerin bahçeleri ve top oynamak için de boş arsalar,bostanlar çokça idi.Şehirler nefes alabilir,insanlar teknolojiye adapta canlı türüne dönüşmemişlerdi.
Tommiks,Teksas,Zagor,Mister No alırdım,okuduktan sonra;sergi açar az kârla satar;kârımla gazoz ve ''püsküüt'' alır,ana para ile yeniden okumadığım kitapları alırdım.

Cep fotoromanlar vardı.Paola Pitti, Franco Gasparri'lerin öpüşme kareleri bile daha masumcaydı yani Kadirizm kokmazdı!

O zamanlar,bir kızın eline dokunmak,gece hayallerimizi süsleyen en uçuk idealdi. Hele ''seni seviyorum'' demek,diyebilmek,ömre bedeldi. Hatıra defterleri elden ele dolaşır, en afilli kelimelerle, bana da bu kalbin gibi temiz sayfada...diye klasiğe düşmemek  için başka cümleler aranırdı. Minicik elleriyle şiirleri şarkı sözleri yazan, lüle lüle saçlarıyla, tunik giyen kızlar vardı.

Dedim ya biz masal çağı çocuklarıydık.Dünyayı masalların penceresinden gördüğümüzden midir nedir, kötü insanın var olabileceğine hiç ihtimal vermez,onların ancak filmlerde rol gereği,iyi amcalar tarafından canlandırıldığına inanırdık.

O zamanlar çok kar yağardı,ama kimseler bunun felâket olduğunu düşünmez;bu kış biraz sert geçecek mübarek türünden konuşmalara,odunun çekisinin kaç para olduğu mevzuu eklenirdi.

Kestane kokulu evlerde,komşularla birlikte candan,samimi sohbetler edilirken,biz kendi dünyamızda isim-şehir oynardık.

Dedim ya biz masal çağı çocuklarıydık.Toprak,çamur değmiş giysilerimizle,çiçek,böcek arasındaki bir dünyanın kirlenmemiş kahramanlarıydık.Ve bu dünyanın biz büyüdükçe kirlendiğinin farkına varmamız çabuk olmayacaktı...

İp atlamasını bilir,ama insan atlatmasına asla pirim vermezdik.Sözün senet olduğu, dürüst insanların yaşadığı bir masalın, bizzat içinde bizler de yaşardık.

Sınıflarımız kitap ve tebeşir kokusunun,sevgiye bandırıldığı;resimli okuma parçalarında,platonik okul aşklarımızı düşünürken,anlaşılacak diye içten içe utanan çocuklardık.

Sobalarımızda kızarmış ekmeğe,kırmızı biber,kekik dökerek,evimizin kedisinin de hakkını unutmaksızın, ezan zamanı naftalin kokulu seccadesini sererek namaz kılan babaanne ve dedelerimizi izlemenin o tarif edilmez atmosferini çocuk hafızalarımıza nakşederek Allah var mesajı ile ilahi neş'eden de nasiptar bir nesildik.

Komşularımız,en yakın akrabamız gibiydi ve birinin derdi,herkesin derdi olurdu.Bisikletlerimizle uzunca turlar yapardık.''Havalı'' diye kızdırdığımız arkadaşımız bu turlarda bisikletine babasının yurt dışından getirdiği pilli teybini bantlar,yabancı disko ya da klasik Türk musiki çalar,ama moda ''aranjmanlara'' (pop) hiç yer vermezdi.

Dedim ya biz masal çağı çocuklarıydık.

Yine çocuk olup,masallara inanmak istiyorum.






21 Ocak 2015 Çarşamba

''hadi gel'' video

Daha önce de belirttiğim gibi,cep telefonuma bir kerede okuduğum ''Hadi Gel'' isimli şiirim. 

19 Ocak 2015 Pazartesi

Bir başka açıdan aşk...

Aşk tek başına koskoca bir ''hiç''tir desem, fazla iddialı bir söz mü söylemiş olurum acaba?

İki karşı cinsi bir araya getirmek için çakan bir şimşektir.Çekim/cazibe kuvveti,kuvvetli ilgi,beğeni...

Başka..?

Ay tutulması gibi bir durum. Bizdeki karşılığı ''akıl tutulması...''

Bu yüzden, aşığın gözü kördür derler.Gönül gözü...Gönül kimi severse güzel odur...

Ve aşkın çocukları vardır.Üç tane...

Onları doğuramazsa,aşk kısırsa; puff..!

Yandı bitti,kül oldu. Ve bu küllerinden yeniden de doğması mümkün değil...

Sadece azap..!

Aşk iki karşı cinsi birbirine çekip, bağlayıp,birleştirebilir. Bunu kolay yapar. Sonra sevgi-saygı-sadakat isimli üç çocuğu doğurup,büyütemezse,bu üç temel üzerinde ilişkiyi oturtamazsa,tek başına koskoca bir ''hiç'' oluverir. 

Bu üç çocuk,ancak tarafların asgari müştereklerin de üzerinde ''anlaşabiliyor'' olmalarıyla yaşamını bir çatı altında geleceğe,güvenle taşıyabilir.Üç çocuğun meyvesi, gıdası anlaşabilmektir.Kişi anlaştığı birini sever de,sayar da.

İnsanlar arasında aşk budur.Şairin dediği gibi ''kavuşunca tılsımını yitirir.''Yitirmemesinin yegâne yolu üç çocuk doğurmasından geçer,sağlıklı üç çocuk...Sevgi,saygı,sadakat...Anlaşma sorunu yaşamayan çiftler,aşkın bu üç mevyesini asla çürütmezler...Sağlıklı,samimi,dürüst sevgi-saygı-sadakat, anlaşmazlıkların üstesinden gelmekte başarılı olabilir. Yeter ki, samimi,katkısız,çıkarsız olsun. 
(2012'de A=(3S) başlıklı bir yazımda ilk kez bu konuda bir şeyler yazmıştım.Bu yazım o yazının az farklı açılımı oluyor.)



İnsanlar arası aşk budur dedim. Yani insanlar arası aşk, aşkın mecazıdır.Gerçeğin bir gölgesi,taklidi olabilir ancak.

Gerçek aşka giden yol da yine üç merhale/basamaklıdır.Tasavvufta söz gelimi Mevlana-Şems gibi, Allah adamına, gönlü ilahi nurla kaplı bir Hak dostuna aşık olmak.Günümüz idrakiyle bunu anlamak zordur,nitekim Hz.Mevlana (ks) zamanında da anlamadı nadanlar ve onların ilahi şevkini kıran şeytanlar oldu,bazıları...

Neyse,eğer kişi gerçek bir Pir'e aşık olma nimetine ererse;sevgisi,hürmeti,sadakati nispetinde Peygamber (sav) aşkına doğru yükselişini sürdürürmüş.(Sürdürür diyemem,yaşamam gerekir.Benimkisi ancak biraz kitabi bilgi,biraz da zan.Dediğim gibi yanlışlar şahsıma aittir.)Ne diyorduk, Peygamber aşkı...Bu noktada kişi şüpheli her şeyden kaçarken,neredeyse helal olanları bile terk eder, nerede kaldı haramlar.

Takva buudunda,tefekkür kazanında,zikir dairesinde;zahiren halkla,batinen sürekli her an Hakk ile...
Bunda da şeytan ve nefs ayağını kaydırmayı başaramazsa,ilahi aşka, Allah aşkına eriş başlar. Bunun nihayeti yok, öyle diyor kitaplar.

Yani azizim, bir Yunus Emre,bir Hüdayi,Bir Mevlana,Bir Geylani,bir Veysel Karani hazretleri kolay olunmuyor.Olmadan erilmiyor.Dünyadan gönül nispetiyle vazgeçmedikçe,takvaya erişmedikçe Hak dostu olunmuyor.
''Bir gececik uyuma ne olur,''diyor Hz.Mevlanamız...Sen bunu yalnızca bildiğimiz gece kalkıp, namaz ve zikir,yani teheccüt sanma...Dünya ''bir gecedir'' Hakkı bulamayanlara,yani karanlıktır...Uyuma da,ezan çiçekleri gibi açılsın sana hakikat perdeleri diyor.Kısacık dünya gecesinde sen agâh olanlardan ol,olamıyorsan da,''Kişi sevdiği ile birliktedir'' sırrınca, ''Onları sev ki, Allah'da seni sevgisine kabul etsin..''

Ah nefsim biliyorsun da, bu biliş,anlayışa geçmedikten sonra halin nicedir.

Hani Hz.Mevlana ve müridleri sokakta yürürlerken, neş'eyle oynaşan köpekleri gören bazı talebeleri,''ne güzel geçiniyorlar''demişler. O Aşkın Çocuğu Mevlana da : ''Hele ortalarına bir kemik at da gör sen geçimi..'' buyurur. 
Ah nefsim bu biliş,hakiki biliş değil, edebiyat yapıyorsun,şimdi evlendin,seviyor seviliyorsun da,halinde değişme var,yoksa bir kemiklik işin var vesselam..!

18 Ocak 2015 Pazar

Bir sorum var !

Bugün biraz hasbihal edelim.

Hem sizlerden gelenlere cevap vermiş olurum, hem de şundan bundan laflarız.
Ama önce benim bir sorum var: Google Plus'ta malum, kendimce sebeplerden dolayı paylaşıma veda etmiştim. 

Uzun zaman sonra dün profilime baktım. Ziyaretçi sayısına şaşırmadım desem yalan olur.
Bizim memlekette kör ölünce badem gözlü olur ya, ünlü kişilerimiz yaşarlarken, güzel güzel anılıp,onore edilmezler de, ne zaman toprağın altına def/n edilirler o zaman kadr-ü kıymetlerine zam gelir. 

Vaktiyle blog yazılarımı google'ye taşıyıp,paylaşan vefalı dostlarım da kapamışlar hesaplarını. Sanal,manal diyoruz ama çok iyi kalite dostlar tanıdım, keder veren hayatların da sırdaşı oldum. Hatta Güzin hala gibiydim :) 

 ''O okyanus yüreğinin içine onlarca sevgi sığdırabildiğini biliyorum...''Evet ben sevgi adamıyım,şiir gibi bir yüreğimin olduğu doğru da,kaleme dökmek ayrı hüner.Şiirlerim (şiir denirse)
vasatı bile bulamadı.
Bendenizden aşıranlar çok oluyor, ama en azından ben başkalarının emeklerinin altına asla imzamı atmadım.
Gerçek şairler ve makale yazanları da bu ''ünsüzler kervanında'' tanımaktan her zaman mutluluk duydum.

Vefa güzel şey,herkesi tek tek saygı ve sevgiyle anıyor,sonsuz teşekkürlerimle,selamlarımı gönderiyorum.

Efenim bendeniz, hiç paylaşım yapmadığım halde hem takipçim hem de profil ziyaretçim anormal artmış.Şu an itibariyle dönüp de, paylaşım yapsam,30'u bulmaz birleyen...:)
Ne diyeyim, ilginç bir milletiz vesselam.

Gelelim soruma, profilde şöyle bir şey yazıyor google tarafından :''Profiliniz için birkaç URL'nin ön onayını aldık, bunlardan bazıları: google.com/+MuratMesut''

''URL'yi al''diye de bir buton var. Bu şart ve mecbur mu, aldığım taktirde blogumu etkiler mi ? Yoksa yalnızca adres mi değişir...Bilenler lütfen muratmesut34@gmail.com ' a yazarlarsa memnun olurum.
Her zaman siz bu adresten soru soracak değilsiniz ya, bu defa sıra ben de...:) İlk defa bir yazımda gülücük simgesi kullanmış oluyorum te böle :)

Evet Twitter hesabımı da kapamış bulunuyorum. Zaten başından beri sevememiştim.Bir kaç yazar çizeri takip ederim diye açmıştım.Çok politik bir yer. Ben politikayı, ilgisiz kalmamakla birlikte sevmiyorum. Blogum dışında bir yerde olmak,ön plana çıkmak bana göre değil. Zaten bunu hak edecek bir özelliğe de sahip değilim.

''Kendimden kendime,kendimce...'' işte.''Bir Yudum Teselli''anlayacağınız. Ölümlü dünyada,yazma ihtiyacını,bir kaç güzel insanın iltifat etmesi ile sürdüren,''şöyle garip bencileyin...''

''15 te 15 yaptınız maşallah,her güne bir makale ya da şiir, tebrikler,devamını dileriz''
Zamanım olsa, sanırım her güne bir şeyler çiziktiririm gibi geliyor bana da.Çiziktirmek derken, orta okul yıllarında karikatür de çizerdim.Sonra ondan tümüyle vazgeçtim.

Yazmak, resim ve radyo programcılığı çok zevkli mesleklerden bence...Kendi çapımda üçünü de tattım,denedim en azından.

Fotoğrafçılık da ayrı güzel.Bu arada ''Hadi gel'' şiirimi sesli okuma talepleri var. Eskiden güzel bir ses kayıt sistemim vardı,radyo yıllarımda. Şimdi işin kolayını buldum.Telefonun kayıt sistemine pc'den fon açarak kaydediveriyorum şiiri. Bir kere de oldu oldu,ikinciye aynı duygu ile okumam zor,artık eksiği,hatasıyla kabul oluna.Nasipse yakında sesli olarak paylaşırım.

Son olarak,şiirlerimde kadın fotoğrafı kullanmam eleştiriliyor,yalnızca kadın yüzü paylaşıyorum. Gören de cıbıl hatunlar paylaşıyorum sanır :) Yalnızca yüz.O kadar olsun,kadın güzel şey,çok güzel...;) Ya hayatınızı berbat eder, ya da şu an benim yaşadığım gibi (çok şükür) ihya eder.Ortası yok yani.Neyse çenem açıldı :)

Güzel bir pazar günü diliyorum.




17 Ocak 2015 Cumartesi

16 Ocak 2015 Cuma

Gözyaşı incidir.


Kaplumbağanın gözyaşlarıyla beslenen kelebekler varmış...

Şaşırdın mı ?

Ya aşkın gözyaşlarıyla ruhları beslenenlerden birini
tanısaydın halin nice olurdu..?

Malum, nisan yağmuru yılanın ağzına düşerse zehir;

Midyenin ağzına düşerse inci olur...

Sen hangisisin?

Nankörlerdensen, elbette bir yılan..!

Sureta insan gözükmene aldanma..!

Bunca zaman, içindeki yılanı öldürmek yerine, beslemişsin,anlasana!

Kaderine razı değilsin, halinden şikayet edersin içinin koridorlarında avaz avaz..!

Hayata küssün, oysa bu o hayatı yaratana küsmektir, bunu bile görmezsin.

Seni almalı, göçmen Suriye'li çadırında bir hafta yaşatmalı ki, yaşamı,biraz anlayıp,şükrü öğrenesin bir nebze...

Sonsuzluğa inanan insan,bu dünya istediği gibi olmadı diye ha bire yakınır mı ?

Yakınmak yalnızca seslenişle, söylenmekle de olmaz, ya o bakışların ?

Git aynaya bak;bir aynalar, bir de ayna gibi dostlar yalan söylemezler.

Midye  gibi sen de yüreğini aç ki,düşen nisan yağmurları kalbinde inciye dönüşsün.O yağmur nereden gelir?

Göklerden.

Peki göklere nereden gelir?

Neden yağmura Rahmet demişler,düşündün mü?

Her kuş cinsi ile uçar,sözü ne güzel sözdür.Yağmur aynı yağmur ama alıcısında eczası değişiyor.

Zehir ya da panzehir.Dert ve deva gibi...

Midye gibi aç gönlündeki ellerini dualar kıblesine ki,o yağmur şifan olsun.

Kalbin değer bulsun,ona ücret olarak cenneti versinler.

Senin de gözyaşlarına,kelebekler misali melekler konsun.

Dualarını aminlerle muştulasınlar.

Vekilim Allah'tır de ve akıl,iman nimetlerini hediye bil ve geri almaması için Rabbe her daim niyazda ol.

İşim,aşım,eşim deme...boş ver.Onlar az-çok,eksik-fazla nasılsa şu kısacık dünya hayatının bitecek ayazaları...

Bugün cum'a, Allahümme salli ala seyyidina Muhammed, desin bol bol dilin;başka söze ne hacet.



Cumhuriyet gazetesi ve onu destekleyen Tarık Akan gibi Beyaz Türklere ithaf olunur :


Gazetecilere açıklama yapan Papaz Francis, Charlie Hebdo katliamıyla ilgili konuştu. ''Düşünceyi ifade etmenin bazı sınırları vardır. Özellikle bir insanın inancına hakaret edilmesi ya da alay edilmesi durumunda” diyen katoliklerin dini lideri, düşünceyi ifade özgürlüğünü temel bir insan hakkı olduğunu ancak herkesin düşüncesini ifade ederken kamu yararını gözetmesi gerektiğini söyledi.

Daily News’da yer alan habere göre Francis, duruma ilişkin ziyaretlerinde kendisine eşlik eden Alberto Gasparri üzerinden bir örnek verdi ve “Eğer iyi arkadaşım Dr. Gasparri anneme küfrederse bir yumruk yemeyi bekleyebilir. Bu çok normaldir. Kimseyi provoke edemezsiniz. Kimsenin inançlarına hakaret edemezsiniz. Kimsenin inançlarını dalga konusu yapamazsınız.”

14 Ocak 2015 Çarşamba

hadi gel


Hadi gel !
Tanıdık şarkıların hüznünü silelim içimizden bugün.
Pırıl pırıl güneşe eşlik etsin ruhumuz.
Gözlerinden akmasın ırmaklar bugün,
Elim onları silmek için değil,
Yanağına dokunarak haz alsın hayattan bugün.
Hadi gel !
Yüzünde tebessüm tebessüm açan güllerle,
Sevda iklimine kanatlanalım bugün.
Aylardan ocakmış ne gam.
Karlar bize kelebek,
Karlar bize konfeti.
Biz baharlara kaçalım,
Baharlar gönlümüzde açsın bugün.
İklim hiç soğumasın,
Ay yüzün hiç solmasın.
Hadi gel !
Yeni bir şarkının başrolünde,
Biz çalalım,biz söyleyelim.
Raks etsin içimizin özlemleri bugün.
Hadi gel!
Geç kalmışlığımıza bir kurşun sıkalım bugün.
Andan,asırlar doğsun bugün...
Hadi gel...


13 Ocak 2015 Salı

Yazık sana,vah sana..!


Elinden düşmüyor..!

Her fırsatta o pilli elektronik oyuncakla meşgulsün...


Gözünü çevir,bir kere de gökyüzüne bak, yıldızlar sana ne diyor?


Ya gecemizi pırıl pırıl aydınlatan, dünyamızı terk etmeyen vefalı dost ay..?


En son ne zaman içine çeke çeke selüloz tadında bir kitap okudun ?


Allah bilir, senin kar kokusundan da haberin yoktur.Yağan lapa lapa karları pencerenden elinde bir kahve ile hayran izlemedin ki, bilesin..!


Bu durumda, sana toprağın yağan yağmurla nasıl misler gibi koktuğundan bahsetmeme de gerek yok.

Sen deniz kenarına bile, denizi içine çekmek için değil, fotoğraflarını nette paylaşmak için gidersin.

Yazık sana, vah sana..!


Elinden düşmeyen modern oyuncağınla, çocuklardan ne farkın var..?


Çocuksun sen çocuk, onlar gibi bilgisayar oyunları bile oynadığını duyuyorum hala..!


Ya sana özel, göklerden indirilmiş Kitap ile aran nasıl ? Aldılar onu senin elinden, verdiler laptobu...Baktılar o büyük her yere taşıyamazsın, seni her an meşgul edemezler, daha küçüğünü akıllı(!) diye tutuşturdular eline...!


Evet o çok akıllı, senin aklını başından alacak ve seni batılla kandıracak kadar!


Yazık sana, vah sana...!


Onun yüzünden yemeğini bile adam gibi, bir rahat yiyemez oldun...


Sahi bugün nerede ne yediğini, ne pişirdiğini paylaşmayı da benim yüzümden sakın unutma!

Zararlı olduğunu bile bile, ya baş ucunda, ya da aynı odada onunla uyuyorsun, ne çok sevdin, ne çok bağlandın o el kadar oyuncağa..!Aman şarjını unutma..!

Ona verdiğin, harcadığın zaman; sana verilen ömür sermayesi ve  sen bunu bile hiçe saydın, yalancı emzik gibi, yalancı cennetin oldu..!


Ha arada bırakıyorum mu diyorsun.


Biliyorum, biliyorum, çok sevdiğin dizi zamanı, reklamlara kadar..!


Yani sen diyorsun ki, ölene kadar ben değişmeden, bağımlısı olarak,gözümün nurunu 7/24 bu oyuncağa dökeceğim...


Yazık sana, vah sana..!


Sen ölümlü olduğunu da unutmuşsun, vaktini nerede ve nasıl geçirğinden sorulacağını da...!


12 Ocak 2015 Pazartesi

Güncel bir soruya kısa cevabımdır.

Her insanın canın dokunulmaz ve mukaddes olduğu; can taşıyan hayvan ve bitkilere kadar nasıl aziz bildiğim, takip edenlerin malumudur.Bu girişten sonra sorunuza kısaca cevap vermeye çalışacağım: 

Nasıl ki antisemitizm Avrupada nefret suçu kapsamına alındı,nasıl ki Ermeniler katledilmedi diyene hapis cezası çıkardılar, aynen bunun gibi KUTSALA HAKARET de nefret suçu kapsamına alınmadıkça,bu tür olaylara her zaman gebedir iki yüzlü Avrupa..!

İki yüzlü dedim zira, Paris'te ölenler için dünya ayağa kalktı, liderler yürüyüşe koşuştu.Ama aynı zalim ve adaletsiz dünya, Filistin'de, Suriye,Afganistan,Irak,Doğu Türkistan,Mısır,Arakan'da öldürülen, evlerinden,yurtlarından haksız ve acımasızca sürülenler için kıllarını kımıldatmadılar.
Yetmezmiş gibi,Türkiye'mizi de batırmaya,karıştırmaya çalışıyorlar.

Onlar kendi dejenere olmuş ve ateizme kaymış kafa yapılarıyla her insanı, Peygamberleri de canlarının istediği gibi saygısızca,tahkir ederek,alaya alarak,sıradanlaştırarak; kutsal, din gibi
kavramları hiçe sayarak karalamayı hiciv/sanat zannetmekten vazgeçmedikçe, bu konuları inadına kaşımayı ve bunu fikir özgürlüğü yaftası ile sürdükdükçe; iki medeniyet insanları arasında asla barış olmayacaktır.

Dinimizde başka dinlerin kutsalına hakaret yasaklanmıştır. Yine, Kur'an-ı Kerim :''Fitne çıkarmak adam öldürmekten daha şiddetlidir.'' der.Bu ayet ve tefsiri başlı başına kitaplık çapta bir konudur.
Hani evlilik içi şiddeti konu edindiğimizde eski klasik anlayışın tersine bir şeyi dillendiririz:
Sözle,mimiklerle bile aşağılayan bakış dahi, şiddetin çeşitlerindendir ve bazen çok daha tahrik edici ve el ile dövmenin üzerindedir diye.
Sık sık haberlerde görürüz, bir söz yüzünden cinayetlerin işlendiğini.Hakimler de bazen ''ağır tahrik'' unsurunu dikkate alarak,cezalarda indirime giderler.

İş bu ayetin beyanı olan ''fitne'' ise, yeryüzünde kargaşalık/bozgunculuk, anarşi çıkarma adına adam öldürmekten daha şiddetlidir.Bu da fikirle yapılmaktadır.Bazı ideolojiler, sapkın mezhepler de burada örnek olarak aklımıza gelmelidir.Geçmiş yüzyıllarda Avrupa'da yaşanan mezhep savaşları yüzünden ölenler, bu fitneye dahildir. Bazı fikirler,hicivler,tenkitler,eleştiriler; dozunda ve iyi niyetten arınmışlar ise ve başkalarının kutsalını rencide edip, onların inançlarını aşağılayarak, o inanç sahiplerinde yaralar açıyorsa, bu fitne elbette adam öldürmeye eş bile değil, adam öldürmekten daha şedit ve şiddetlidir.Sonsuz hürriyet yoktur,bu sakat anlayış sebebiyle işte insanlar öldüler.

Bir insanın kutsal sayıp, uğruna hayatını düzenlediği değerler manzumesini aşağılayarak katletmek,kalem özgürlüğü olamaz.Olsa olsa,ilkel bir ateist bakış açısıdır.
İman edenlerin gözünden bu meseleye bakıp, empatisini geliştiren insanlar; asla başkalarının kutsalına şiir,karikatür ya da başka bir şeyle hakaret etmek şöyle dursun, o sahadan geçmezler bile.

İslam'ın 14 asır önce İnsan Hakları bağlamında, günümüz dünyasından ne kadar önde ve medeni olduğunu;''başkalarının kutsalına sövmeme'' yasağında/ayetinde bile bulmak mümkündür.Bir insanın fikrine inancına saygı duymazsınız, zaten saygı duysanız onun inancına eşlik edersiniz.Ama o inanç sahibi kişiye,topluma, onun inanma duygusuna, saygınızdan, insan olmanın onuru adına hakaretin,fitnenin hiç bir çeşidine yol açan eylemler içinde yer almazsınız.Bu, aynı zamanda sizin kendinize saygınızdır.Onurlu yaşamak ve insanlar arası,insanca diyalog böyle başlar.

Bu sebeple her zaman söylediğim şeyi tekrarlamak isterim: Hindistan'da yaşayan bir Müslüman,Kurban bayramında bir Hindu önünde, onların kutsal saydığı ineği keserek fitneye sebep olmayacaktır.

Yazımı baştaki paragrafı tekrar dikkatlere sunarak noktalayayım:

Nasıl ki antisemitizm Avrupada nefret suçu kapsamına alındı,nasıl ki Ermeniler katledilmedi diyene hapis cezası çıkardılar, aynen bunun gibi KUTSALA HAKARET de nefret suçu kapsamına alınmadıkça,bu tür olaylara her zaman gebedir iki yüzlü Avrupa...

Eyleme dönüşme fırsatı bulamadığı zamanlarda da, fertlerin,toplumların gönlünde derin yara ve nefret tohumları yeşerecektir.
_____________

Bu yazımdan 3 gün sonra Haşmet Babaoğlu'nun makalesini buraya eklemeliyim:
http://www.sabah.com.tr/yazarlar/babaoglu/2015/01/15/biliyorum-siz-voltaire-seversiniz

11 Ocak 2015 Pazar

Kar


Yağmasa, ne kar ne yağmuru yağdıramazsın...

Yağdığında da, yağanı durduramazsın..!

Yağmasa neden yağmuyor diye sızlanır,''su'' diye inim inim inlersin.Yağdığında da,utanmadan beyaz felaket (!) dersin. Böyle aciz ve böyle de karışık bir şeyiz işte.

Sözlüğe bakıyoruz, felaket nedir diye: ''Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum, yıkım, bela.'' diye karşılığını buluyoruz.

Neyse bir belediye, gölümüz % 50 oranına yükseldi çok şükür dedi de, hepten azgın, nankörler arasında yaşamadığımıza biz de şükrettik.

Kalkınmış ülkelerde kar olayı tabi ki bizdeki gibi değil.

Günlerdir direk lambalarından ışık sokaklarımızı aydınlatmıyor.Kar tepeciklerinden ve gölcüklerinden yürümek de, araç kullanmakta imkansız. Ama yine de bunlar, ya da karışan trafik için kâbus,felaket,bela demek insanlık adına utanç verici.

Milletçe bardağın dolu tarafını görme erdemini yitireli ne çok oldu.

Hayata pozitif, birbirimize sevgi ve merhametle bakmayalı...

Huzurlu pazarlar dostlarım.



10 Ocak 2015 Cumartesi

hep sen



her çağırdığımda,
sen gelsen.
sen söylesen, 
sana söylesem
sen dinlesen, 
ben dinlesem.
şu yalan dünyanın,
gürültüsünden uzak,
biz, 
birlikte dinlensek,
dilim,
yalnızca,
sana söylese,
her çağırdığımda 
ve 
çağırmadığımda,
sen çağlasan,
aksan damarlarımda...
hep sen gelsen
ömrüme...
hece hece
hep sen.



9 Ocak 2015 Cuma

bir kerecik Seni görseydi şu gözlerim...


Baharların kokuları hiç eksilmezdi,
Tomurcuk tomurcuk tebessümleriyle,
Konfeti misali ruhumuza düşerlerdi.
Sarhoşu olurduk aşkın...
Böyle, bir anda,
Ömrümüzden gelip geçemezlerdi...
Güneş daha şefkatli,
Ay daha parlak olurdu,
Dünya böylesine üzüp eskitemezdi,
''Yaşadım'' derdim şu varlık aleminde,
Yine,yeni,yeniden,yenilenerek,
Gölgesi olmayan hayalinin peşine düşerek,
 Bir kerecik Seni görseydi şu gözlerim...





8 Ocak 2015 Perşembe

Sorular



Sokakta,çarşıda ve özellikle direksiyon başında kendisini kavga etmeye, her hangi bir olaya şiddetle cevap vermeye kodlamış insanlar arasında yaşıyor olmak, ne derece huzur verici..?

Misler gibi, lapa lapa kar yağmakta, ama sokaklarda belediyecilikten eser yok. İnsanlar penguenler misali düşüp kaymamak için, buz krater ve gölleri arasında mücadele vererek işbaşı yapıyorlarsa, sizin işinizi hangi olumlu ruh haliyle çözüme kavuşturacaklar? (Zaten geç vakte kadar da dizi izleyip uykusuzluk var!)

Birbirini sevmeyen,en ufak bir şeyde cana kıyabilecek kadar değişmemize sebep olan şey nedir?

Son yıllarda araba ve ev sahibi olanlar, maddi anlamda seviyesi yükselen bir toplum, neden insanlık seviyesi bakımından sürekli düşüş ve suç patlaması yaşıyor?

Hükumetin ve hükumetlerin bu konunun üzerine acilen gitmeleri gerekmektedir.Yolsuzluklar için komisyon kuranlar,asıl bu konuda da bir komisyon kurmalıdırlar.Yolsuzluklar için nasılsa bir şey çıkmaz, ama bu konu bir bakanlığın ilgileneceği kadar acildir.

Görmüyor musunuz, toplum cinnet halinde ve S.O.S. veriyor..!

6 Ocak 2015 Salı

Namaz uykudan hayırlıdır.


''İkâme'' edilmiş bir namaz, bir ömürdür.

Beşinci mevsimidir hayatımızın.

Bu yüzden namaz günde 5 vakte taksim edilmiştir.

Namaz kılmak için dünyaya indirildik.Hayat, iman ve namazdır.
Ama namaz gibi namaz.

''Veyl''görmemiş, ''veyl''e müstehak olmamış namaz, çok büyük bir zikirdir.

Uyku mu? 

Sandığın gibi değil.Güneşin batımıyla,gece yatıp göz kapaklarına yorgunluğun,acziyetin düşmesi...uyku mu? Asıl uyku bu değil, bu ''dinlence'' yalnızca.

Asıl uyku,gönül gözünün hakikate kapalı oluşudur.

Uyku ''küçük ölümdür.'' Allah dilerse onu sabah bedene geri iade eder.Bir ömür uyuduğumuz için,Pirler bize ''canlı cenazeler''der ve meslekleri bizi ''uyandırmaktır...''

''İnsanlar uykudadır,ölünce uyanacaklar'' mealli hadis,tam da bu hakikat sırrın işaret etmektedir. Ölmeden uyanan saadet ehline bizler evliya diyoruz. Anlayana..!

Sabah namazlarında diğer ezanlardan farklı olarak, ''Namaz uykudan hayırlıdır'' denilir. Esselatu hayrun minen nevm...İki kez...Duyalım diye,anlayalım diye...

Sen bunu sadece yatağında uyuyan ile sınırlı sanma..!

Şimdi yazının başına dönelim. İkâme edilmiş namaz eşittir bir ömür eder/se, edebilirse.Yani Allah'ı razı eden,taharetinde,vaktinde,tadilinde,huşuunda ve namaz aralarında haramlardan korunmuş incitilmemiş bir namaz...

Böyle bir musalli, namaz ehli olmak; şu kısacık fani dünya hayatını, gafilller gibi, gaflette,Allah'ın gayrinde geçirmekten, bir ömür namaza (Allah'a ve davetine) uyur kalmaktan nasıl hayırlı olmaz ve bizler bunu nasıl idrak edip,gereği gibi yaşayamıyoruz...

Bu sabah lapa lapa yağan karlara karışan sabah ezanında buna benzer anlamlar düştü,hakikate susamış yüreğime.

5 Ocak 2015 Pazartesi

Dindarlaşmak !


-Dindarlaşıyor musun?
-Hıı..!
-Yani kendini dine mi verdin..? 
- Kendini dine vermek ne demek?
-Anlamazlıktan gelme, yani kendini dine mi adadın?
-Bunu nereden çıkardın ?
-Eskisi gibi değilsin,dinle daha çok ilgili gibisin...
-Belki değişim,dönüşüm zamandır dostum..!Ne de olsa yaş aldı başını dört nala gidiyor.Dindarlaşmak üzerine zamanım olsa çok konuşurduk.
Bak sana aklımda kalan iki hadis meali nakletmeden, Mesnevi'den bir kıssa anlatayım önce:
Adam berbere gitmişti, berbere : ''Saçlarımda çok beyaz var, yalnızca beyazları kes'' demiş..
Buna pek sinirlenen berber, bir kaç saniye içinde adamın tüm saçlarını makine ile kesiverdi ve :
''Benim zamanım yok, hepsini önüne verdim,buyur şimdi sen ayıkla siyahlardan beyazları...''

Bende de artık bu beyazlardan var.Ve bence ömür bitmeden,hayatımızdan siyahları ayıklamanın-geç de olsa-bir zamanı olmalı değil mi?
İşte o iki hadis meali, şimdi sen ayıkla dinden, dinden olmayan hayatı! :

''(Cennete mi cehenneme mi gideceğini merak eden baksın ) kırk yaşını geçtiği halde hayırlı işleri, (sevapları), kötü işlerinden, (günahlarından) fazla olmayan, Cehenneme hazırlansın!'' 

''Kırk yaşına girdiği halde, günahlarına tevbe etmeyenin yüzünü şeytan sıvazlayıp, "Bu artık iflah olmaz" der.'' 

4 Ocak 2015 Pazar

Soru : Dincilik kavramından ne anlıyoruz?


Önceki yazımıza atfen sorulan soruya kısaca cevap verirsek.

Dincilikten ne anlamalıyız..?

Malum, dindar, mutedil Müslüman,dinci,aşırı dinci,kökten dinci (fundamantalist) gibi bir çok kelime ve kavramlar türetildi, realite'yi ifade etmek adına.
Bazıları son derece art niyetli,yönlendirmeye matuf ve kasıtlı/planlı türetilirken, (burada iğneyi kendimize batırıp objektif olmalıyız) bazıları da gerçeğin ifadesi olarak dillerde kullanıma geçti.

Bu din bize ''vasat ümmet'' olmayı öğütledi.Yani orta yolda yaşamayı ve ''aşırı gitmemeyi...''

Bunun da biricik yolu her zaman üstüne basa basa ifade etmeye çalıştığım ''Ehl-i sünnet ve'l cemaat'' Müslümanlığında çerçevelenmiştir. Sünnet Yolu...

İtikatta Maturidi ve Eşari; uygulamada (amelde) Hanefi,Şafi,Maliki,Hanbeli mezheplerinin dürbününden 1400 sene öncesinin Peygamber (sav) mübarek arkadaşlarının (özellikle 4 halife) dini anlama ve yaşama gayretlerine, sağlam nakiller zinciri ile uymak.
Bu orta yoldur. Bunda kendi kafana göre ben cihad emiri, halife oldum, düşün peşime, kafamıza uymayanları kesip,bombalayacağız, gibi eylemlerle muazzez barış ve sevgi dinini (yerine ve gerektiği zaman, şartları ve hukukuna göre cihad da var) lekelemek,istismar etmek yoktur.

İnsanları korkutmak, nefret ettirmek Peygamber (sav) diliyle kesin olarak yasaklanmışken, ürküten ve antipatik bir İslam fotoğrafı vermeye hiç bir ferdin,topluluğun hakkı yoktur ve olamaz.(İnsan sayısı kadar din anlayışı var ve dinci kelimesi bile,anlam yükleme adına kişiden kişiye değişiklik arz etmektedir.)

Ne yazık ki, son çeyrek yüzyılda İslam=kan dökmek gibi bir algıya sebep olundu. İslamcı denilen grupları bizzat bazı güç odaklarının (Amerika;İsrail gibi) kurup,kurdurup kullandığı gibi detaylara girmeyeceğim.

Fert bazında da, kadının erkeğin adeta esiri,kölesi gibi olduğu,erkeğin kadına,çocuklarına istediği gibi davranabileceği çirkin anlayışı İslam dünyasında nasıl bu kadar yaygınlaşmıştır,anlamakta güçlük çekiyorum.Ama bunda yöresel törelerin,yobazların kendi dar,ufuksuz anlayışlarının etkili olduğunu biliyorum.

İran,S.Arabistan,Afganistan,Afrika, şimdilerde Suriye ve Irak'ta Yüce dinimiz İslam'a çeşitli isimler altında kara çalmaya ve İslam düşmanlarına şahane kozlar veren mezhep ve akımlar da benim nazarımda aşırılığı ifade eder ve şahsımdan asla onay alamazlar.

Aşırı dinci diye isimlendirilenlere bir örnek de şu olsun : İnsanlara,canlılara merhametsiz,şefkatsiz,vicdansız,hikmetsiz ve nihayet aşksız olan dindarlık (!) nazarımda yalnızca dünyaya bir fazlalık, rahatsızlık unsurudur.Allah bizi bu ham softa ve kaba yobazlardan korusun.Din ve şeriat düşmanı yobazlardan da...