25 Ocak 2015 Pazar

Yağmur

Prof.Dr.Nurullah Genç'e ait Yağmur, Naât-ı şerif..
Doğru saydıysam 170 dize...
Aşka çıkan 170 basmak...

Bir şiir  (Naât) bu kadar mı güzel, bu kadar mı derin yazılır.Malum şairin ''Yağmur'' diye hitap ettiği, Alemlerin Övüncü (sav) Efendimiz...

Sizler için seçtiğim dizeleri şairin hoş görüsüne sığınarak (belki bütünlüğü,orijinalitesi zedelenecek) aşağıya alıyorum. 

Dursun Ali Erzincanlı'da yine kendisine has o güzel üslubu ile seslendirmiş. Şiir çok uzun olduğu için,sesli dinlemede dikkat kaybolması yaşanıyor. En iyisi siz, sizler için seçtiğim kısımları atlamadan,duya duya,sindire sindire bir güzel okuyup, gününüzü bereketlendirip, güzelleştirin :



Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım  
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım 
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım 
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım 
O mücella çehreni izleseydim ebedi 
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım  
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin 
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü 
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım 
Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü 
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü 
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara 
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü 
Badiye yaylasında koklasaydım izini 
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar 
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini 
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar 
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya 
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya 
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım 
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri 
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir 
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım 
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini 
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim 
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır 
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur 
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır 
Sesini duymayanlar girdabında boğulur 
Saatlerin ardında hep kendimi aradim 
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım 
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım 
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde 
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay 
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde 
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray 
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin 
Mekanın fırçasında solmayan resim senin 
Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım 
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme 
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım 
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler 
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın 
Nazarın ok misali karanlıkları deler 
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım 
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar 
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım 
Anneler çocuklara hep seni içirecek 
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin 
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin 
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın 
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım 
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.