18 Temmuz 2015 Cumartesi

Akide şekerleri


Akide şekerlerinin bizim çocukluğumuzda ayrı bir yeri olmuştur. 

Hayat şekerlerini pek sevmezdim onlar dişe yapışır uğraştırırlardı.

Mis bonbonlar da lüksümüz sayılırdı.

Yine akide şekerlerine dönersek;

Osmanlı döneminde yeniçerilere ulufe dağıtımda verilirmiş.Tatlı yiyelim,tatlı sözleşelim babında. Akidenin bir sözlük anlamı sözleşme demek, malum ve dini literatürden gelir, akit,anlaşma,misak,kalu bela, ruhların topluca Allah'a söz vermeleri,dünya hayatında kulluk yapacaklarına dair.

Bu kısa parantezden sonra,yine şekerlere dönersek diyerek tebessüm ediyorum.

Rengarenk şekerleri hep gökkuşağının maddeye indirgenmiş haline benzetirdim.

Çok kırmızı olanları acımtırak olurdu, baharatımsı, severdim.

Kahverengi köşeli olanlar. Sütlü kahveli...

Limonluları ayrıca sevdiğimdi.Sarı sarı çil çil altın gibi.

Ama favorim fındıklı olanlardı.(Dondurmada da fındıklı olan haselnus yanında çilek güzel olur ama bu dondurmayı yurt dışında tüketmelisiniz.Hele ülkemizde marketlerde satılanların yalnızca adı dondurma,kilo alalım diye.)

Ne diyorduk, fındıklı akide şekerlerinde kalmıştık en son.

Kıtır kıtır dönemine geçmeden,evirip çevirip,bir o yanakta, bir bu yanakta diş şişmesi gibi oynadıktan sonra,filmin en lezzetli kısmına varırdım. Şeker kırılıp fındığa karışınca,Ağrı'nın zirvesine varmış olurdum.(Sanırım gıda üzerine ikinci kez yazıyorum.Mide şehveti diyoruz biz buna.Sandığımız gibi yalnızca cinsellik şehveti yok be çocuğum.Öyle adamlar var ki, yemek işini özel şova,mizansene çevirerek yapmayı zevk edinmişlerdir. BED diye kısaltılmış bir hastalık türü,bir de yeme bozukluğu bulimia nervosa var o da başka..Bu arada ramazanda 3-4 kilo vermişim,demek bir kişilik oruç tutup,iki kişilik iftar sahur yapmamışım,aferin bana.)

Akide şekeri diyorduk, parantezlerle yazı bölündü durdu.

Bir de dizi dizi kavanozlar içindeki görüntülerinin göze verdiği o eşsiz manzara ile şekerci dükkanındaki şeker kokusu,en değme parfümlere taş çıkarırdı. 

Kavanoz demişken, bu şekerlerin kavanozlarında dahi ayrı bir asalet vardır,hele cami kubbesi gibi kapaklarıyla, yeme de yanında yat budur işte.

Gençliğimde bir ara şekercide çalışmıştım.(Yine gencim de o zaman daha taze gençtim.) Akide şekeri bile yapmıştık,sıcak yumuşak halinde makasla keserdik, parmaklar nakavt tabi.Ne kadar ilkel gelmişti bana bu yöntem,belki de hala aynıdır. Hele kış helvası kazanının içine bilmem kaç derece sıcakta ellerinizi sokup, helvayı yoğurmak yok mu, resmen cehennem azabıydı ve tabi bendeniz bu işe ancak üç ay dayanabilmiş ve kirişi kırmıştım. Bu narin kız gibi eller helva kazanında harap olacak eller miydi, kalem tutmak varken.

Akide şekerlerini hep sevdim.

Yok yok uzun süre tüketmedim,çok şükür dişlerim hala orijinal olarak benim.