31 Aralık 2015 Perşembe

med-cezir


...belki yine giderim.
kendi maverama göç ederim.
bilinmezliklere çok öncelerden aşinayım.
şaşırmak benden uzak.
kaldırımlardaki serseri benim. 
aşka avuç açan fakir de...
dalında ha düştü, düşecek solgun yaprak da...
belki yine giderim,
bu kaçıncı med-cezir...
alış buna...
belki yine severim,
kimbilir...
bu şehir bana göre değil..!


25 Aralık 2015 Cuma

23 Aralık 2015 Çarşamba

bitiyor işte...

...bitiyor be canım,
ömür dediğimiz şey bitiyor işte... 

22 Aralık 2015 Salı

Mevlid Kandili 2015


Allah azze ve celle, zatının nurundan,hiçbir şey yok iken, ilk önce ''Sevgilim'' buyurduğu, Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem Efendimizin nurunu yarattı.

Hiç bir şey yokken...Ne güneş,ne gezegenler, ne galaksiler,ne yıldızlar. Hiçbir şey yok iken altını çizelim.. Sonra O'nun sallallahü aleyhi vesellem nurunu yarattı ve O nurdan kalemi yaratıp emretti yaz. Kalem La ilahe illallah Muhammedün(r) Rasülullah yazdı.Diğerleri sonra yaratıldı. Hiç bir şey yok iken O'nun nuru ve adını Allah celle kendi ism-i şerifinin yanına yazdı sallallahü aleyhi vesellem...

Sonra levlake levlak vema halaktül eflak buyurdu. Seni yaratmayacak olsaydım, seni yaratmayacak olsaydım, bu alemi, eflaki yaratmazdım. Her şey O'nun yüzü suyu hürmetini, O'nun hatırına, O'nun aşkına sallallahü aleyhi vesellem. O olmasaydı biz olmayacaktık, alemler olmayacaktı.

O, sallallahü aleyhi vesellem rebiül evvel ayının pazartesi gününde dünyamızı şereflendirdi. Bu yüzden biz pazartesi günlerini -cum'a gibi- ayrı severiz. O sallallahü aleyhi vesellem neyi sevmişse severiz, neyi sevmemişlerse sevmeyiz. Çünkü biz O'nu sallallahü aleyhi vesellem örnek ve önder biliriz. Kur'an bunu bize böyle bildirdi.

Başkalarını minicik beyinlerimize -inadına- işledikleri için, O'nun kadr-ü kıymetini çok kere idrak de edemedik.Edemediğimiz için de,eridik,azaldık,dağıldık..!

Hz.Musa ve Hz.İsa (as) O'nun sallallahü aleyhi vesellem Allah nezdindeki kıymetini bildikleri için, Peygamber olmalarına rağmen, ümmeti olmak için dua ettiler. Hz. İsa (as)'ın duası kabul edildiği için, henüz mübarek bedenleri yerde değil,gökte,ahir zamanda geleceği günü bekliyor.Sırf O'na ümmet olma payesine kavuşmak için, bu kez gelişinde peygamber sıfatı ile değil, ümmet olma aşkı için...

Bu noktada bizim O'na sallallahü aleyhi vesellem ümmet olarak yaratılışımıza şükrümüzün durumu, Allah'ımıza minnettarlığımızın derecesi,cahil olduğumuz için mevzu bahis edilmese daha iyi..!

Her peygamberin Allah katında derecesi ve has isimleri dışında namları vardır. Musa kelimullah, İsa ruhullah...gibi...Mevla O'na sallallahü aleyhi vesellem ''Habibim'' (Sevgilim) dedi.Habibullah...

Peygamber olarak ilk yaratılan,ama dinin tamamlayıcısı vasfıyla,muştulayan,mührü vuran Rasul (Hatemün nebi) oldu,sallallahü aleyhi vesellem... Toprak altında da ümmeti, diğer ümmetlere göre en az kalacak olan.

O'nu insanlık, yazdı yazdı,yazamadı.
O'nu insanlık, anladı anladı, anlatamadı..

Rebi-ül evvel Arapça bir ay ismidir. Rebi bahar anlamına gelir. Nisan ayında dünyay teşrif etmişlerdir,sallallahü aleyhi vesellem...Şimdi kutlanmasının sebebi, arabi hicri ayların yıl içinde 10 gün öne gelmesi,bunun hikmetleri ayrı konu.İlkbahar demek, biz mevsim adı olarak almışız. Evet O sallallahü aleyhi vesellem bahardır,ilklerin baharı,pembeye çalar cemalinin çiçeklerde tomurcuk hali.
Gözlerinin beyazındaki kırmızılığın güllere ecza olmasındaki sır gibi sallallahü aleyhi vesellem...

Tebessüm ettiklerinde ışıltılar saçan kar beyazı dişlerinin nadiren görünmesi,hüzün peygamberi olarak ümmeti için çırpınışı gibi,rebide bahardaki tomurcukların açmasına denk bir namaz huzuruna denktir.

Gece uyanmışsam,pencereyi açar temiz havayı içime çekerken, gökyüzüne de bakarım. Bu gece ay,ilk kalktığımda yarım gibiydi, şimdi dolunay...Tala al bedrü'deki bize ay doldu veda tepesinden nakaratını anımsadım.

O sallallahü aleyhi vesellem,gecemize ay,gündüzümüze/ömrümüze güneş değil mi. İki cihanın güneşi...

Şu fıkhi nakli de buraya almam lazım :

''Dinimizde gün gece ile başlar gündüz ile devam eder. kandil günlerinde bir evvelki gün idrak edilecek geceyi karşılama babında oruç tutulur lakin idrak edilen gecenin gündüzünde oruç tutulması daha faziletlidir nedeni gündüzü halen idrak edilen gecenin gündüzü olduğu içindir. yalnız mevlüt kandili şu hususiyetle farklıdır mevlüt kandili bilindiği üzere Alemler Sultanı nın (sallallahu aleyhi vessellem) doğum günü olduğu ve o günün bir anlamda biz Müslümanların bayramı olduğu vechi ile bayram ettiğimiz için o gün oruç tutulmaması ikramlar yapılması gerektiği büyüklerimiz tarafından nasihat edilmiştir.''

Çocuklarınıza imkanlarınız nispetinde büyük hediyeler alın. Hatta mahallenizin sokağınızın çocuklarına, yaşlı anne-babanıza,hatta herkese...

O sallallahü aleyhi vesellem doğdu ve Allah beni O'na ümmet bir Müslüman yarattı diye,sevincimden bu hediye sana yavrum deyiniz. Çocuk olayın önemli olduğunu anlasın. İki bayramımız var Ramazan ve Kurban. Bu bayramlar da O'na olsun kurban...Şimdi şükür ile bayramın menbaında bayram yapma vaktidir.

En'am suresi okunabilir.

İki rekat şükür namazı kılınabilir.
''Namaz selam ile ikmal edildikten sonra, iki defa daha tekrar secde edilir. Ve her secde de yedişer defa (Subhane Rabbilyel alâ) denilir.

Secde bittikten sonra, seccadede oturulken 7 defa “Subbuhun Kuddusun Rabbüna Ve rabbül Melâiketü Verruh” okunur.

 Namazdan sonra her zamanki yaptığımız duâdan maada, niyaza şöyle son verilir:”

Allahümme inni es’elüke bi hürmeti habibike ve resulike muhammedin sallallâhü aleyhi
ve sellim ve bi hürmeti nuru velâdetellezi zehere fi misle haza şehri ve adae cemil kâinatı enter
zukani rü’yete cemâli vechikelkerimi ve rü’yete cemali resulike Muhammedin ve enteh şureni
maahu ve mean nebiyyine ve sıddıkine ve şühedai ves salihine ve enter zukani hüsnel hatimeti
vel akibeti.Amin bi rahmetike ya Erhamerrahimin…El Fatiha.”

* 25 Kelime-i Şahadet

* 101 Estağfirullah

(Yüzbirincide El azim el kerim ellezi lailahe illa hüvel hayyel kayyume ve
netubü ileyhi ve nes’elühüttevbete vel mağfirate velhidayete lena innehü hüvettevvabürrahimü
tevbete abdin zalimin linefsihi layemlikü linefsihi mevten vela hayaten vela nüşura..”)

* 1 Fatiha-ı Şerif

* 1 Amenerrasulü

* 7 Elemneşrahleke-i Şerif

* 11 İhlas-ı Şerif

* 1 Muavezeteyn sureleri okunur.

* Rebiül- evvel duası okunur.''

Bol bol salat-ü selam getirilir.

O'nu anlatan eserler okunmuyorsa, camiye gidilir, evde TV kanalları özenle seçilir.

Bu gecenin, bu günün, bu ayın faziletine yaraşır davranmaya çalışılır.

Geçmiş günahlara O'nun ism-i şerifi araya konularak tevbe edilir ve hayata yeni bir milad ile devam etmeye (özellikle namaz kılmayanlar namaza başlayarak) azmedilir.

Bu aya,bu geceye kavuştuğuna çokça sevinmelidir.

Biliyorum yazı bazılarına uzun gelecektir,ama bu özel istisnayı
Kettani hazretlerinin şu önemli sözleri ile noktalarken, Mevlid Kandilinizi tebrik eder,iman kandilimizi ebedileştirmesini niyaz ederim.

Kettânî hz. şöyle diyor:

“Mevlid günü ve gecesi, mübecceldir, mukaddestir, mükerremdir. Şerefi, kıymeti çoktur. Rasûlullah’ın (sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) varlığı, vefatından sonra, ona tâbi olanlar için, kurtuluş vesilesidir. Onun mevlidi için sevinmek, cehennem azabının azalmasına sebep olur. Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fazileti, cuma günü gibidir. Cuma günü, cehennem azabının durdurulduğu, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bunun gibi, mevlid gününde de azap yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka, hediye vermeli, davet olunan (uygun) ziyafetlere gitmelidir.”










18 Aralık 2015 Cuma

Bir eflatun ölüm !



kırgınım,
saçılmış bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım.

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri, kötü günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım
belki sararmış eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder...

Behçet AYSAN

16 Aralık 2015 Çarşamba

Sevmediğim şeylerden bazıları



1- Pislik,düzensizlik,özensizlik.(Örneğin; sokakların,tabiatın çöplerle kirletilmesine,kötü tuvaletlere, bir de sokaklarda gürültü kirliliğine zerre tahammülüm yok.)

2- Yalan,iftira,sözde durmama.(Beni çok üzer.)

3- Politika; asla bir belediye başkanı,bakan makam falan istemezdim. (Oysa yöneticilik vasfımın iyi olduğu söylenir.)

4- Trafik kuralları başta olmak üzere,güzel ve yararlı olan kuralların ihlal edilmesi.(Bu ülkede trafikte müthiş kul hakkına girildiğine inanıyorum.)

5- Doğru konuştuğum konusunda ısrar etmeme rağmen,yemin istenmesi.

6- Vefasızlık,nankörlük;beklemek-bekletilmek.

7- İnsanlarda ve özelde kadında,huysuzluk...(Kaba,kavgacı şehir magandalarını da bu maddeye ilave etmeliyim.)

8- Mukaddes değerlere, her türlü hakaret çeşidi.(Batıl da olsa, kimsenin dinine hakaret edilmemeli ki, dinimiz zaten bunu yasaklıyor.)

9- Menfaat için birisine yaklaşmak,sevmediği halde sever görünmek.

10- Ezan okunurken,müziğin kapatılmaması,konuşulması...

15 Aralık 2015 Salı

Sevdiğim şeylerden bazıları...

Sevdiğim şeylerden aklıma gelenler :

1- Ezan; hele bu Üsküdar'da iki cami arasındaysa...Bir de uzaklardan ayrı ayrı camilerden gelirse,mest edici.

2- Kahve;fincan-tabak nağmeleriyle. Önce mis kokusunu içeceksin,sonra kendisini.

3- Güzel koku; özellikle vanilyalı ve ağır olmayanlar. ( Kar kokusu da bunlara dahil.)

4- Güzel koku demişken; her erkek gibi güzel huylu kadın, kelimeleri de varsa...Önce kelimelerini, sonra...

5- Kelimeler demişken, edebiyata dair olan her şey,şiir ile başlayabiliriz.Sanatın bir çok dalını.

6- Müzik, ruhuma ve an'ıma hitap etsin, tür dil fark etmez.

7- Makale okumak ve yetersiz de olsam yazmaya çabalamak.

8- Çocukları,hayvanları,çiçekleri ve canlıları; merhameti ve merhametli insanları.

9- Layık olmasam da, hafız olmayı ne çok isterdim. Şöyle makamlı makamlı uzun uzun Kur'an'dan okumak ne büyük nimet. Keşkelerimden  birisidir, keşke imam-hatip,ilahiyat okutsalardı beni ve bu arada hafızlığım da olsaydı.

10-Ve annemin dizine kedi gibi başımı koyup,sümsüklenmek...

Dibin Notu : Tabi bir çırpıda aklıma gelenler. Kimbilir, yazı yayınladıktan sonra şunları da yazsaydım diyeceğim kesin.




12 Aralık 2015 Cumartesi

g/özlerim...



Bir şiir,ya da dize yazılınca ille de muhatabı olması gerekmiyor.
Bir resim, bir müzik, bir fon bir şeyler karalamak için yeterli olabiliyor,eh bir de serde hüzün varsa...

11 Aralık 2015 Cuma

Merak ediyorum !

Merak ediyorum !

Hani ahir zaman alametlerinden olan, ''ani ve toplu ölümler'' var ya !

Hepimizin alıştığı, alıştırıldığı ölüm gerçeği.

Gülmenin pahalı,ölümün sudan ucuz olduğu şu zamanda,

Merak ediyorum, size de aynısı oluyor mu ?

Aniden bir trafik kazasında ölenlerin haberlerini gördüğünüz zaman,

''Ben böyle ölmem (inşallah) ölüm bana gelmezden önce malum olur,sevdiklerimle helalleşir de giderim...''gibisinden iç çekişleriniz,umudunuz oluyor mu sizinde ?

Ne yalan, ben kendime ani bir trafik kazasında ölümü yakıştıramıyorum...Yani böyle ölmek istemediğim için...Acaba o, aniden trafik kazasında ölenler de benim gibi mi düşünüyorlardı, başkalarının trafik kazalarında öldükleri haberlerine bakarken ?

Merak ediyorum !

Ben ne zaman,nerede ve nasıl öteye gideceğim ?



7 Aralık 2015 Pazartesi

Gözlerine Yazılmamış Bir Destan



bu şiirde iki göz var
biri senin; biri onun
senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum

biliyorum; saçlarının sarısı
gözlerinin yeşiline karışmış
biliyorum; sana benzemek için
melikeler birbiriyle yarışmış
fosforlu ve derin bakışlarına
çağlar boyu nice destanlar yazılmış
oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
gözlerin değişip kaplasın karanlığı
bütün ufukları sarsın gözlerin
gene de hep bende kalsın gözlerin

l
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
kapama gözlerini; karanlıktan korkarım

ll
ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
mekanımı gülistan eyleyendir gözlerin
isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
gözlerinde başladı tarihin macerası
Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
suların emzirdiği muamma bir çocuğu
yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin

lll
gözlerin göklerinde
her yüzyılın başında
birer akkor olmuş gözlerin
çekip çıkarsam da mısralarımı
ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında

hangi rüzgara verdiysem aşkımı
beni alıp yangınlara götürdü
muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
ateş düştü içime

lV
yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
her köşede zifiri bir silüet bırakan
gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
renkler avare; sitem başıboş kuytularda
mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin

V
nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
içime, soluşundan sonra koyu renklerin
birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
feryadıma gök bile bigane değil şimdi
söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin

Vl
çağlayanlar bile hararetlidir
buğday başağının açlığıdır ufuklar
siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
zalimler mi
neden böyle hıçkırıklı, umutlar

Vll
beni hangi urganla bağladın gözlerine
beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim

Vlll
diyorlar ki ağla
ağla ki dumanı dağılsın yolların
ağlamayı denizlere bıraktım

yalnız gözlerindir hayatta kalan
uğruna adandığım
mahşeri sularla çevirip dört yanından
gönlümde sakladığım
aynalarda arayıp bulamazken günboyu
gölgesinde konakladığım
gözlerindir ufkumda dalgalanan

Rüstem’in kanını döktüm yerlere
İstanbul’u kuşattım gözlerin için
Azrail’e koştum siperlerimden
gözlerine baka baka dirildim
niçin kızıl kıyamettir gözlerin bu gün
niçin heyelan var eteklerinde
İsrafil’den işaret mi almışsın
yanaklarında mahşer kalıntısı
dudaklarında mizan
bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
yıldızlar vuslat için her gece iner sana
rengini, gözlerinde kaybolan bilir

lX
gözlerin uğrak yeridir bestekarların
şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
eşiğinde ölümsüz dilenciler
gözlerin gecenin intiharıdır

sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
geçerken yalnızlık sokağından
hangi demirci indirir parmağına çekici
hangi berber yanağını keser müşterisinin
gözlerine bakmasam, doğar mı güneş

X
gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
gözlerin tükeniş doruklarında
bulunmayanları aramak değil
gözlerine aşina olduğum günden beri
ben artık her gece sesleniyorum
düşe kalka
yorgun argın
derbeder
yapayalnız
duruyorum; yanlış anlaşılıyor
her hücremde bir inkılab
her gönlümde bir mahitab
evim harab; ömrüm harab
ne ay kaldı, ne de mehtab
gök bulanık; ufuk silik
gene de mağrur ve dimdik
yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

Xl
bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
bir kevser ırmağında serinlemek dururken
sellerine karışıp bulanmaya değer mi
aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi

Nurullah GENÇ





6 Aralık 2015 Pazar

Pazar sabahına taze yazı.


Gezegenimizin bu yüzü yeniden güneşle selamlaştığı demlerde,

Hastanelerin acillerine gelen hasta ve yaralılar,

Ölüm döşeğinde yoğun bakımda olanlar,

Çadırlarda buz gibi üşüyerek zar-zor sabahı edenler,

Evlerinin üzerine bomba yağanlar,

Güneşin sıcaklığını bile fark edemeyecek kadar,güne isyankâr başlayanlar,

Haftada bir gün diye öğlene kadar uykunun kollarında zamanı geçirenler

Eşi başka odada, kendisi başka yatakta yatarak, kaderine içten içe sitem ederek mutfağa,çayın altını yakmaya giden,içi yangınlar...

Sevgi ve kahkaha ile yatakta uzun süre cilveleştikten sonra neş'e içinde birlikte kahvaltı hazırlayanlar,

Evlat hasreti ile,doğan güneşte ölümü dileyenler,

Ya da kaybettiği eşine sessiz çığlıklarla göz yaşı dökenler...

Gezegenimizin bu yüzü yeniden güneşle selamlaştığı demlerde,

Belki de büyük savaşa bir gün daha yaklaştığını bilmeyen insanlığın, sondan önceki sakine yakın pazarlarından bir pazar..!

4 Aralık 2015 Cuma

Yargı

Sıkça işlenen cinayetlerden birisidir, Allah adına, Allah'ın kullarını yargılamak,hüküm vermek;cennetlik mi, cehennemlik mi oldukları hususunda dil ya da kalp oynatmak!

Oysa birini kafirlikle itham, büyük cesaret,cür'et işidir ve elde kesin deliller olsa dahi, belki son nefeste tevbe etmiştir,diye hüsnü zan yapmak ve bilmediğimiz aykırı görüşlü birisi öldüğünde de, inşallah imanla gitmiştir diye temenni de bulunmak gerekir. Birisine haklı olarak öfkelenmemiz için onu ille de ''kâfir'' kelimesi ile damgalamamız gerekmez! 

Kafirlikle itham ettiğiniz kişi de bu sıfat yoksa, o küfür kelimesi söyleyene isabet edecektir, yani söyleyen, itham eden kafir olacaktır. Bu konuda hadis-i şerif bizi ciddi uyarır.Allah bizi bundan korusun.

Zaman ahir zaman ve sapla saman birbirine karışmışken, bizim işimiz değil, birilerini cehenneme atmak. Başta Müslümanlar olmak üzere, insanlığın hidayeti için dua yakışır dilimize.

Bu sebeple başta da belirttiğim gibi, kim adına kimi yargılıyorsun ve bu hakkı nereden alıyorsun ?

(Bunu ne bu konuda yap, ne de dışarıda mini etekle geziyor diye,namusa dokunan kınayıcı bakış ve aşağılık kelimelerinle yap!) 

Hoca da olsan, alim de olsan, senin böyle bir hakkın yok. Var diyorsan buyur oku :

"Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret (affetmeyecek) etmeyecek!" diye kesip attı.
Allah Teâla Hazretleri de:
"Falancaya mağfiret etmeyeceğim hususunda yemin eden de kim?
Ben ona mağfiret ettim (affettim), senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."  (Müslim, Birr 137)

Cum'anın bereketi üzerimize olsun inşallah.