28 Eylül 2016 Çarşamba

eylül, gece, korku...


..ne çok eylül geçti ömrümden,
bu da geçmek üzere...
saçlarını toplayıp giden güneş gibi,
gece çok karanlık,
ay da mızıktı kaçtı bulutların ardına,
ne kadar karanlık,
korkuyor muyum ne..?

23 Eylül 2016 Cuma

güzel kaybedişlerim var benim...


güzel kaybedişlerim var benim
dilimdeki vedanın aksine
daha bir sarıldığım
daha bir yandığım,
kimselere anlatmadığım...

güzel kaybediyorum ben
her güzelde daha bir güzel...

güzel kaybedişlerim var benim,
onlar ''unuttu vefasız'' diyorlar,
vefa bana meftun bilmiyorlar.
güzel kaybedişlerim var benim...

güzel kaybediyorum ben
her güzelde daha bir güzel...

güzel kaybedişlerimin en güzeli sensin...
fiyakalı bir vedaya bile sığmayan,
izlerinde oturup zamanlarca ağladığım,
anılarını süslü çerçevelerle duvarlarda ağırladığım,
kaybedişlerin aşinası yüreğimin ince sızısı...

dedim ya, hep güzel kaybettim,
kadrime eremeyenleri..!
oysa aşılmaz dağlarım da yoktu,
şifrem basit,yolum engin,ruhum ufuklara yelken

güzel kaybedişlerim var benim,
güzel sevişlerime denk...


22 Eylül 2016 Perşembe

Mesnevi'de geçen halayık (şehvet-tevbe) bahsi

Öncelikle şunu bilmelisin:
Bu din Peygamberi devre dışı çıkararak asla anlaşılıp ve yaşanamadığı gibi, zaten Peygamberin mübarek hadislerini,sünneti (yani Peygamberin yolu,yaşamı,tasvibini) önemsemeyen Müslüman kalamaz.

''La ilahe illallah'' sözü tek başına zikredilse bile, içinde Muhammedür Rasulüllah'ı da barındırır.
Kur'anda Peygambere itaati emreden, selam O'na (sav) olsun, kendi hevasından dini ahkam beyan etmediğine,ilahi kontrol ve vahiy çeşitleri ile desteklendiğini beyan eden dair onlarca ayet vardır.

*

Bu kısa girişten sonra, ''Bekarın dini yarımdır.''anlamını ihtiva eden ayet ve hadisler (burada tek tek sıralamaksızın) bize dinimizi yaşamaya engel şeylerin başında şehevi duyguların baskısı olduğunu açıklar.Şehvetin de biricik enerjisi çok yemek ve uyumak tabi.

Şehveti teskin edilmemiş bir insanın,ruhu da huzursuzdur. ''İnsan evlenerek dininin yarısını tamamlar '' der bize bir hadis.''Diğer yarısının da Allah'tan korkarak,saygı duyarak (haşyet) adil ve takva bir yaşamı'' tavsiye eder.

Hz.Mevlana'mızın,(kütüphanemde olan mübarek Mesnevi-i şerifi 5. cilt;sh:178. MEB yay. çev.Veled İzbudak,gözden geçiren : Abdülbaki Gölpınarlı. ALLAH yerine TANRI şeklinde çeviri yapılması ilk eleştirdiğim şeydi.) yine çok ibretli bir kıssası ve o kıssaya muazzam tefsiri vardır.

Maalesef bazı çevrelerde Mesnevi'de haşa erotik sahneler ve benzeri çirkin karalamalara yer verilir diye çirkin propaganda vardır da, nedense kıssa ile birlikte açılan o muazzam tefsire yer verilmez.

Nasıl verilsin ki; zaten Hz.Pir (ks) tam da bundan söz etmiyor mu, şehvet galip gelince,insanın akıl tutulması ile; eşeği bile Yusuf gibi göreceğinden bahsetmiyor mu..? Bu tür kıssaları okuyan hastalıklı insanların besili şehvetleri kabardığı için, kıssanın asıl gösterdiği pırıl pırıl hakikate kör kalıyoruz. Aşağıya kıssayı özet alıyorum,çünkü tamamını yazının en sonuna fotoğrafını çekerek sunacağım inşallah. Orada tefsirli halini okuyunuz,ki huyumdur çizerek üstünde düşünerek okurum,özellikle Mesnevi,bir cümlede gözlerimi kapatır,manasının derinliğine dalmaya bakarım.


*

Bir zahidin kıskanç bir karısı, bir de huri gibi güzel bir halayığı vardı. Kadın, kıskançlığından kocasını gözetir, halayıkla hiç yalnız bırakmazdı. Kadın, bir zaman onların ikisini de gözetti, yalnız kalmalarına fırsat vermedi.

Nihayet  zaman geldi koruyucu akıl, şaşırdı gitti. Kadın, hamama gitmişti. Birden aklına geldi hamam tasını evde unutmuştu. Kuş gibi hemencecik koş. Evden o gümüş hamam tasını getir dedi.
Halayık bu sözü duyunca efendisiyle buluşabileceğini düşünüp adeta canlandı. Efendi şimdi evde yalnızdır deyip sevine, sevine hemen eve koştu. Halayık (hizmetçi) altı yıldır efendisini yalnız bulmayı gözlüyordu, bu sevdadaydı. Adeta uçarak eve geldi. Efendiyi evde yalnız buldu.

Şehvet, iki aşığı da öyle bürümüştü, ikisinin de gözleri öyle kararmıştı ki ihtiyatı akıllarına bile getirmediler. Evin kapısını kapamadılar.

İkisi de neşeyle kucaklaştılar, birleştiler. Adeta o anda iki can bir oldu. Bu sırada hamamda kadının aklına geldi nasıl oldu da dedi, ben bu kızı eve yolladım? Adeta kendi elimle ateşi pamuğun içine attım. Koçu koyuna saldım.

Başındaki kili hemen yıkadı, cansız bir halde halayığın ardına düştü. Hem koşuyor, hem çarşafını giyiyordu. O halayık can sevgisiyle koşmuştu, bu korkusundan koşuyordu. Aşk nerede, korku nerede? Aralarında ne fark var?

Hasılı o kadın eve varıp kapıyı açtı. Kapının sesi kulaklarına gelince, halayıkcağız perişan bir halde sıçradı, adam da namaza durdu.

Kadın halayıkcağızı perişan, şaşkın ve somurtkan, kocasını da namaz da görünce bu halden şüphelendi. Derhal kocasının eteğini kaldırdı. Bir de ne görsün?  Aletinden arta kalan meni damlamada, baldırı dizi pislik içinde.

Başına vurdu da dedi ki: A adi herif, namaz kılan adamın hayaları böyle mi olur? Şu alet, bu çeşit pislik içinde bulunan but ve kasık, Tanrıyı anmaya layık mıdır?

*

Dediğim gibi,kıssayı aşağıda lütfen Hz.Pir'in derin ve muazzam tefsiri ile okuyup tefekkür ediniz. O zaman şehvet gözünüzü kör etmez,edemez! Aksine şehvet suyu yerine gözyaşının nurlu suyu akar kalbinize...

Bekarın dini yarımdır, hadisinden bahsetmiştim. Gerçekten bekar olanlarımız var, bir de evli bekarlarımız var!

O nasıl oluyor diyenlere: Evliler ama hiç bir paylaşım yok! Hayatı birlikte paylaşmıyorlar,cinsel hayat da buna dahil elbette.Kim cinsellik de dahil eşini fiziken ve ruhen doyurmuyorsa vebaldedir, vebaldedir, vebaldedir! Günahkardır,günahkardır,günahkardır.Zalimdir,zalimdir,zalimdir!

Sen sevişmeyi salt bedenin bir işlevi mi sanıyorsun ey gafil ! Ruhu katmadıktan sonra,onu eşekler de yapıyor,köpekler de a akılsız! (Mesnevi okuyunca uslubum da değişiyor.)

Sen evliliği sadece evin ihtiyaçları,aşı-tuzu mu sanırsın?  Bu zaten binanın demiri. Bir bina demirle mi tamamlanıyor,hani çimentosu,kumu,tuğlası,sıvası,boyası...?

Hele erkekler,cinsi münasebetten sonra iki tarafta orgazm olmuşsa, (ki bunu başaran erkek de azdır) adam başarılı olmanın onur ve gururuyla yıkanmaya gidiyor ya da arkasını dönüp uyuyor!

-Uyuma ! Senin doyumun tamam da, kadının henüz değil !

-Nasıl değil, o da orgazm oldu.

Evladım olan fiziki orgazm, aferin sana. Ama karşılıklı rahatladıktan sonra, kadın erkekten farklı olarak sarılmanı,koynunda güzel sözlerle (sevişmeye ilk başladığın gibi!) öpüp koklamanı bekler, o zaman kadın tam mutmain olur,tatmin tamamlanır.

Bu parantezden sonra; eşlerini aç evli oldukları halde aç bırakanlara yazıklar olsun!

Şehvet ateşi sönmemiş insan, nura ulaşamaz!

Namazları kıssada anlatıldığı gibi, necasetlidir. Namaz kılan bedendir de, ruh şehvetin hapsinden çıkıp, göklere havalanamamıştır.

İyi anla !

Senin bedeninden meni akmıyorsa da, ruhun sırılsıklam meniye(şehvete) bulanmış!

Senin bedeninden meni akmıyorsa da, şehvet suyu damlıyor haberin yok!

Kim eşini aç bırakıyorsa, zalimdir.

Doyuramıyorsan yol ver! Zulm ile vebal ile yaşama!

İşte dostlar, Hz. Pir (ks) bizim gerçeğimizi o kadar güzel tefsir etmiş ki, tefsirine de ehil biri tarafından tefsir gerekir. Böyle bendeniz gibi çalakalem değil...!

Dindar olmak isteyen,dinini yaşamak isteyen önce şehvetlerden kurtulmak zorunda ki, kalbi nurlansın. Şehvet, kalbinin semasında kara bulutlardır, güneşi göremezsin!
İçin daralır, havan yani ruhun hep kapalıdır. Buhran ve bunalım içinde kalırsın. Ne Allah demende bir lezzet vardır, ne de örtün sana tesettür olur! Bunu iyi anla, örtünmek kolaydır, tesettürse istenendir!

Bekar evliler(!) ya eşinize iyilikle yol verin,vebalinizi atın, ya  da evliliğin hakkını verin.

Bekar bekarlar,evlenemiyorsanız; bol oruç, bol kitap okuma ve sohbetlerle şehvetinizi törpüleyin. Az yemek yeyin ve az uyuyun.

Konu uzun ve derin.Anlamak ve yaşamak nasip olur inşallah. Sayfaların üzerine tıklarsanız büyür ve rahat okursunuz.






 








19 Eylül 2016 Pazartesi

Karadeniz turundan son kareler

Araya başka şeyler girince turun son kısmını yayınlamak bugüne nasip oldu. Huzurlu sağlıklı haftalar dileklerimle:

Grup ile Batum'a girmedim, kalabalık 3-4 saat gümrük beklemesini çekemezdim o sıcakta. Bendeniz de otele dönüp duş ve yemek sonrası Rize'ye kuşbakışı Dağbaşı mevkiine taksici rehberliğinde çıktım. Burada çaysemaverle veriliyormuş, tek içemem dediğimden, sonra anladım kendi içtiklerinden vermişler. Ayrılırken onca ısrarıma para almayan,ikramımız diyen kızlara mahçup teşekkür etmekle yetinerek, dönüşü vasıtasız, çay bahçelerini teleferikleri vs.inceleyerek indim. Neredeyse balataları yakacaktım. Dik mi dik inişten sonra düz yolda tempo ne kadar kolay geldi.
Aşağıdaki karelere yorum yapmayacağım.Cennet gibi bir yurdumuz var sözünü bana tekrar yaşattı Karadeniz illeri,yaylaları.Allah,vatanımızı her türlü tehlikelerden korusun dualarımla...









16 Eylül 2016 Cuma

Bir Tarık Akan yazısı..!


Damat Ferit olarak çocukluğumuzda kalan Tarık Akan, daha sonra Yılmaz Güney'in kucağından, Aziz Nesin ateistinin vakfına giden YOL'culuğunda an geldi: dhpk-c tarafindan şehit edilen, savcı
Selim Kiraz'ın katilleri için "Ben onlar için,terörist lafını kullanmam!" An geldi örtülülerin çoğalmasını fotoğraf eşliğinde ''aydınlıktan karanlığa'' diye Müslümanları aşağılayıcı,inançlara saygısızca ifade etmekten de çekinmedi.

97 yaşında öleceğine inanmıştı,günde 4 paket sigara içen Akan 66 yaşında öldü.

''Işıklar içinde yatsın!''
Yaşar Nuri için o da öyle öyle demişti, yarın onu gömerken de aynısını derler !

Nur içinde yatsın bile diyemiyorlar. Çünkü En-Nûr 'un Allah'ın bir ismi olduğunu ve nurun İslam'a ait olduğunun farkındalar.

Osmanlı düşmanlığıyla da bilinen Akan'ın son dönemde işi gücü  İslami değerlere ve AK Partiye hakaret etmek olmuştu. Politik sahada kalsa ve Ak Partiyi eleştirse,onun görüşü der geçerdik ama o bununla kalmadı;HDP gibi terör örgütü uzantısı bir partiyi de açıkça destekleyerek güya birlik adına :'' Hdp ye yapılan saldırıları kınıyorum birlik içinde yaşamak çok da zor olmamalı.'' diyebildi.

Türk sineması emek Ödülleri konuşmasından bir kesit; ne kadar san'atsal siz karar verin :
“Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere ve faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık ikimiz de yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve onlar için, onlarla, onlar adına kesinlikle çalışmayalım.”

“Şeriatçı medya için hiç bir projede görev almayalım.”

Nasıl yani? Meselâ “şeriatçı medya”nın çekeceği bir “Çanakkale Savaşı draması”nda da mı? Ya da bir “Kurtuluş Savaşı destanında da mı? Ya da işsizliğin, alkolizmin, fuhuşun ya da uyuşturucunun un ufak ettiği bir aileyi anlatan yararlı mesajlarla dolu bir dizide de mi? Ya da -İsmail Güneş''in “Sözün Bittiği Yer”inde olduğu gibi- din eksenli bir konuya sahip bulunmayan sosyal içerikli bir sinema filminde de mi?

Yılmaz Erdoğan'ın : Film Arası Dergisi'ne verdiği röportajdaki,‘günde beş kez ezan okunur ama filmlerde ezana yer verilmez’ sözü çok zoruna gitmiş ve Erdoğan'ın bu tutumunu da garip bir şekilde eleştirmişti.

VARDİYA Bizde Platformu’nun 83’üncü sessiz çığlık eyleminde  ezan okununca susulup beklenmesine de tepki göstermişti.

Akan bilindiği gibi ateist ünlüler kategorisinde yer almaktadır.

O öldü diye sevinç naraları ile cehennem cehennem diyenler gibi bakamam hadiseye. Keşke iman ehli olsaydı derim,inanıp ötede cennete gidenlerden olsaydı derim.Ölüm büyük iş, bu sebeple Alemlerin Efendisi (sav) KİTAP EHLİ  bir yahudi cenazesi mübarek huzurlarından geçerken ayağa kalkmışlardı.

– “Ey Allah’ın Rasulü! Bu bir Yahudi kadınının cenazesidir” dedik.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.):
– “Şüphesiz ölüm korkunç bir şeydir. Cenazeyi gördüğünüzde hemen ayağa kalkınız” buyurmuştur. (Müslim, Cenaiz, 78,Hadis no:1593)

Efendimizin ayağa kalktığı şey esasında ölümün bizatihi kendisiydi.

Bu hadisi şeriflerin zahirine bakarak buradan hüküm çıkarmaya kalkan bidatçiler peygamberimizin yahudinin cenazesine bile saygı gösterdiğini iddia ederek Müslümanların kafasını karıştırmaktalar.

Bu durum, parçayı görüp de bütünü parça ile anlatmaya kalkan adamın durumu gibidir. Konu, ancak diğer hadisi şerifleri gördüğümüzde açıklığa kavuşmaktadır.

Buharî’nin rivayetinde, cenazeyi görmek ayağa kalkmak için bir sebep olarak gösterilirken Ebû Dâvûd, Nesaî, Müslim ve İbn Mace’nin rivaye­tinde “ölümün korkunçluğu ve ibret alınacak bir hadise oluşu” ayağa kalk­manın sebebi olarak gösterilmiştir.

Ahmed b. Hanbel’in Abdullah b. As’dan rivayet ettiği bir hadis-i şerif de şu mealdedir:
– “Evet kâfir cenazesine de ayağa kalkınız. Çünkü siz (as­lında) o kâfir cenazesine kalkmıyorsunuz. Ancak ruhları kabzeden yüce Al­lah’a ta’zim ederek ayağa kalkıyorsunuz.”

 Dinimiz bize ''Ölülerinizi hayırla yad ediniz.'' buyuruyor. ''Ölüleri'' değil!

Işığı (!) Nûr'a tercih edenleri değil !

Bizim ölülerimiz,İslam'a ve İslami değerlere hakareti içinden bile geçirmeyen,saygılı,muhabbetle bağlı Müslümanlardır.

Sizin ölüleriniz, ağızlarını her açtıklarında, ''Allah'ın nurunu söndürmek''için necaset saçanlardır!

Bizim ölülerimiz İslam şeriatinin Allah'ın Kur'anı  ve Peygamberinin (sav) sünneti ile sabit,icma ve kıyas ile açıklanmış ''Bugün sizin dininizi tamamladım ve yaşam/inanç olarak ancak İslam nizamından razı oldum''ayetine tereddütsüz iman ederler.

Sizin ölülerinizse her fırsatta şeriatin Allah'ın yasaları olduğunu bile bile : ''Kahrolsun şeriat!'' derler.

Bizim ölülerimiz tek örnek önder ve lider olarak Hz.Peygamberi (sav) rehber edinirler; sizin ölüleriniz ya Kemalisttir,ya komünist ya da ateisttir..!

Uhud'da Hz.Ömer'in Ebu Süfyan'a seslenişi gibi : “Eşit değiliz, çünkü sizin ölüleriniz cehennemde, bizimkiler ise cennette”

Kur'ana iman edenler bilirler ki, bizzat orada Allah Teala, Tebbet suresinde, Ebu Lehep kafirine lanet etmektedir. Bu ayetin nüzul sebebi hususi ise de, hükmü umumidir kıyamete kadar. Yani Ebu Cehil,Ebu Lehep kafalı yeryüzünde ne kadar İslam düşmanı ateist kafir ölüsü varsa hepsi için de geçerlidir.

Ömrü boyunca, Allah'ın dini ve dindarlarla uğraşıp,rencide,hakaret,küfür ettikten sonra ölmüş insanlar için Allah'dan rahmet dilemek,en azıdan Allah'a haşa hakerettir..!

Zira bu kişilerin beyanları ortadadır,tevbe ettikleri ve İslam'a döndükleri de ortada olmadıkça,onlar ne bizim ölülerimizdir, ne de rahmet temennisine hakkımız vardır.

Bugün İslam'a savaş açıp hakaret edenlerin Tebbet suresindeki Ebu Lehep'ten ne farkı var ?
Ebu Lehebin'de işi gücü İslam ve Müslümanlarla uğraşmak,savaşmak değil miydi..? Aynı eylemi yapanlardan birisinin adı Leheb,diğeri Akan ya da Nesin...

 Öyleyse ölünün arkasından hayırla konuşmak safsatasını alın da öyle çelenk koyun ölünüze..!








15 Eylül 2016 Perşembe

Sizlerden gelenler.

Es Selâm Dost..
Uzun zaman olmuştu okkalı köşe yazısı okumayalı şahsen anlatım ve  ifade edişin yerinde dozunda kıvamında.
' El Hâfız ' Esmâ ül Hüsnâ   en cok kullandığım..
Diğer ismi şerifleri ara ara  örneklemeler eşliğinde okumayı arzu ederim
Allah razı olsun   her harf her satır  kefaret olur inşallah.

*

Sevgili Murat Bey;
Ne zaman sıkılıp bunalsam solugu senin tükkan da alıyorum
Adı üzere ' bir yudum  teselli '/bir yudum  nefes diyorum bendeniz  tıkla rastgelsin  dedikce tevafuk ya ihtıyacım olan kelimeler düşüyor ekrana.. İnsan kendine yakın ruhuna ayna samimiyetini hissettiği satırları okumayı seviyor
Yazma konusunda bakkal defteri karalamaların daim olsun Veresiye okuyalım bizlerde.

*

Değişik,farklı,basit kelimeler ama derin.
İki haftadır hatmediyorum blogunuzu.
Saygılar

*

Uçacaktır belki yine..
Kendi gökyüzüne..
Olsun..
Sev..
Sadece sev yüreğinle..
Ve bırak gitmek istediğinde..
Sevmediğinden değil gidişi..
Kırılma..
Gözden kaybolana kadar bak ona..
Uçuşuna..
Sevincine..
Sevmek..
Hür bırakmaktır belki de..
Kapatmamak ona gökyüzünü..
Bir gün..
Ummadığın bir anda..
Konacaktır belki yine..
Kapatma pencereni..
Gelmese..
Ya da..
Gelemese de hiç bir zaman..
Sevdi seni seni..
Çok sevdi..
Serçe yüreğim..
Hep sevecek seni..

Hasan Yıldırım

*

Keşke her gün yazsanız içinde şiir dışında günlük siyaset de olsa .
Saygılarımla.


10 Eylül 2016 Cumartesi

Arefe Günü'nün Fazilet ve Önemi


Kurban bayramından bir gün önceki güne arefe denir ve arefe Ramazan bayramı için geçerli değildir. Yani arefe tektir ve kurban bayramına hastır.Bugün hiç bir şey yapamasa da insan,günahlardan kaçınarak bu güne hürmet etse, yine kişiye faydası olur. Ve gönlü dualı olmaya çalışmalıdır. Çünkü duaların kabul edileceği bir gündür.

Aşağıya önemli bulduğum iktibaslardan derlemeyi alırken, hepinizin mübarek Kurban bayramınızı en samimi dilek ve duygularımla tebrik eder, sevdiklerinizle bayram tadında bereketli, sağlıklı bir ömür dilerim.

Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek-kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam...) demeden önce, bir kere, vacib olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. La ilahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir.
Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebi)

Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmak sevaptır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

''Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.'' (R. Nasıhin)


Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.
(Müslim)

Arefe günü, kalbinde zerre miktar iman olanlar dahi bağışlanır.

Resulullah (asm) Efendimiz’den şöyle dinlediğini anlatmıştır:

“Cenab-ı Hakk arefe günü kullarına bakar; onlardan kalbinde zerre kadar iman bulunan kimseyi dahi bırakmadan bağışlar.”

İbn-i Ömer’e (ra) şöyle sordum:
“Bütün Müslümanları mı, yoksa yalnız Arafat’ta bulunan kimseleri mi?”
Şöyle dedi:
“Bütün Müslümanları…” (Gunyetü’t Talibin/Abdül Kadir Geylani)

Allah hiçbir günde arefe günündeki kadar çok kişiyi cehennemden azat etmez.

Allah-ü Teâlâ onlara şöyle buyurur:
“Ey meleklerim, kullarıma bir bakın. Nasıl da ta bana uzak illerden toz toprak içinde, saçları başları dağınık bir halde geldiler. Bu halleri ile onlar, rahmetimi ummakta; azabımdan dahi korkmaktadırlar.
Ziyaret edilene düşer ki: Ziyaretçisine ikram eyleye. Misafir edene düşer ki: Misafirlerine ikram eyleye. Şahit olunuz onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.”
Melekler derler ki:
“Onların arasında biri var ki, yalancılıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle…”
Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur:
“Onları da bağışladım…”
“Allah hiç bir günde, Arefe günündeki kadar bir kulu ateşten çok azad etmez. Allah (cc) mahlûkata rahmetiyle yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder  (Müslim)

Arefe günü faziletçe Cuma gününe denktir.

“Resulullah (asm) buyurdular ki;
Günlerin en efdali Arefe günüdür. (Faziletçe) cumaya muvafakat eder. O, Cuma günü dışında yapılan yetmiş Haccdan efdaldir. Duaların en efdali de Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en efdal söz de: “Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu. (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O’nun ortağı da yoktur.) sözüdür.” (Kütüb-i Sitte)

8 Eylül 2016 Perşembe

Hafızlık üstüne

Çok önemli altı çizilecek bir makale buldum. Okudukça  yer yer sizler için kalın çizgilerle özet hale getirmeye çalıştım. Bu yazıyı şahsında hafızlık ünvanına ve elbette nimetine erişmiş hafızlara ithaf etmem elbette durduk yere değil.
Demek ki ihtiyaç hasıl oldu. Şahsen hayatım boyunca en çok imrendiğim ve hayıflandığım şey ilmiyle amil,takva ve çok güzel içli kıraat eden hafız olmaktı...

Öyle olan hafızlar zaten sohbet etmenize ihtiyaç olmaksızın,halleri ve içli okuyuşlarıyla,mazbut ahlaklı vakur halleriyle yıldız gibi parlıyorlar. Aşağıdaki yazıda derine inilmese de, önemli noktalara dikkat çekilmiş. 

Derinden bir remz olarak şunu eklemek hadsizlik olmaz inşallah : Hafız ismi Allah'ın El Hafız ism-i şerifidir. Anlamına bakalım : Koruyup gözeten, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, kullarının yaptığı işleri bütün tafsilatıyla bilen; kullarının niyetlerini ve gönüllerinden geçenleri bilen, Kendisine gâip ve gizli olan hiç bir şey bulunmayan, hadisatı eksiksiz kaydedip hesaba çekmek üzere muhafaza eden, has kullarını helâk ve şer yerlerinden muhafaza eden, kudretiyle, her şeyi dengede tutan demektir. 

Anlamı üzerinde de dur, tekrar tekrar tek tek oku..! 

Titrer insan..! 

Sen de Kur'an ayetlerinin gaibine esrarına girebilirsin bir büyük kapıdan,çünkü sen hafızsın.Seherlerde namazlarda uzun uzun kıraat etmelisin. Gece teheccüd ile ayetleri gönül yaşları ile ıslatmalısın,ıslatmalısın ki,yeni yeni yeşil bahçelere açılsın ruhun...

El Hafız olan Allah, hafız kulunun kalbinde, yapıp ettiklerinde tasarrufta ! 

Şimdi işbu hafızlık nimetine uygun hayat sürmeyeni, o hafızlık nuru kör eder !

Nûr, zulümata evrilir !

Ceza olarak !

Allah bundan korusun. Amin.

Değil mi ki, Allah (cc) sana bu büyük nimeti, zenginliği bahşetti. Söz gelimi Türkiye'de 80 milyon içinde 121.270 kişiden biri eyledi...

Değil mi ki, seni hafızlık nimeti ile cennete koymakla kalmıyor 10 kişiye de şefaat edebilme mükafatı veriyor...

O zaman nefsinin bahanelerine sığınmadan, kendini ve sana verilen büyük nimeti görerek,şükrünü takva bir hayat ile eda etmelisin. 

Prof. Dr. Altıntaş, gülün diğer hususiyetleri hakkında da şunları söyledi: "Gül kokusu hafızayı ve belleği kuvvetlendiriyor. Eski zamanlarda hafızlar mutlaka gül koklarlarmış. Kolay hıfz etmek, ezberleyebilmek için Kur'an-ı Kerim'lerin arasına hep güller koyarlarmış ki daha kolay ezberleyebilsinler.  

Gül kokla,güle bak; bunlara zıt olanlardan da kaç ki dikenlik çöl olmayasın !

Uzattım mı, işte o iktibas:


Hafızlık Allah-u Teala'nın Bir Lütfu ve İkramıdır.


Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Çollak, hafızlığın Allah(celle celalüh)`ın bir ikramı ve lütfu olduğunu söyledi ve hafızlara çeşitli tavsiyelerde bulundu. Doç. Dr. Çollak, Kur`an ile meşguliyeti en yoğun bir seviyede sürdürüp, ömrünü böyle ulvi bir hizmete vakfeden bir hafızın, ehlü`l-Kur`an (ehl-i Kur`an) olarak vasıflandırıldığını belirterek, `Onun hayatı hep Kur`an`dır; hem okur hem de okutur. Geniş ilmi müktesebatı yanında; sözü ve özü, yaşadığı her hal ve davranışı, Kur`an ahlakı ile bezenmiştir. Kur`an`ın vakarı ile etrafındaki insanların derin sevgi ve hürmetini kazanmış, örnek Kur`an şahsiyetidir` dedi.


Gazetemize konuşan Doç. Dr. Fatih Çollak, hafızlara ve hafızlığa hazırlanan kişilere önemli uyarılarda bulundu: Her hafız kardeşim şunu iyi bilmelidir ki; hafızlık nimeti kendisine Allah(celle celalüh) tarafından verilmiş, ona ikram edilmiştir. İnsan ne kadar çalışıp gayret ederse etsin, hangi usül ve metodlarla çalışırsa çalışsın, Allah(celle celalüh)`ın yardım ve lütfu olmadan, altı yüz safyalık bir metnin ezberlenmesi pek kolay değildir.

Kendi kelamına yönelen, onu ezberlemek isteyen kişiye Allah(celle celalüh) kolaylık gösterir; onun zihnini açar ve ona muhabbet ve sebat ihsan eder.

Bunun ötesinde hafızlık kolay bir iş değildir; herkesin başaracağı bir çalışma değildir. Allah(celle celalüh), hafızlığını dilediği kimseye, onu isteme iradesini ve azmini verir ve onu muvaffak kılar. Hafız kardeşlerim bu noktayı asla unutmamalıdır.

KADRİNİ BİLMEYENDEN, HAFIZLIĞI GERİ ALIR !

Allah(celle celalüh), verdiği bu nimetin kadrini bilmeyenlerden onu geri almasını da bilir. Bu hususta Hazreti Peygamber`in bir hadisini hatırlatmak isterim. Buyurdular ki: ''Kim Kur`an`dan bir ayet ezberler ve daha sonra onu unutursa `unuttum` demesin, `bana unutturuldu` desin.` Bu hadiste özellikle hafız kardeşlerimizin alacağı nice ibretler vardır. Allah(celle celalüh) Resulü`nün bu tesbit ve uyarılarının satır aralarında şu noktalara işaret vardır ki, bizim daha önce ifade etmeye çalıştığımız tesbitleri teyid etmektedir.


`Ben seni, Bana en yakın kullarımdan kılıp, hafızlık nimetini ihsan ettim. Binlerce ayeti hafızana yerleştirdim ve seni yürüyen Kur`an yaptım. Seni kelamımın koruyucusu yaparak, seçkin kullarımın arasına kattım; sana özel bir misyon yükledim. Fakat sen hafızandaki ayetleri tekrar edip okumadığın için, bir süre sonra unuttun; bu nimeti önemsemeyip kıymet bilmedin. Ben de senin hafızandan o ayetleri silip attım. Dolayısıyla senin `unuttum` demek gibi bir hakkın, bir lüksün yok. Sen ezberlemedin ki unutasın. Onları sana ezber etmeyi müyesser kılan Allah(celle celalüh), hafızandan aldı ve unutturdu. Kıymet bilmedin; Allah(celle celalüh) da elinden aldı. Sen ancak `unutturuldu` diyebilirsin.`

Çünkü `unuttum` ifadesinde bir hafiflik vardır. `İstersem okur, istersem terk eder ve unuturum` gibi hadiseyi kendine mal etmek hafifliği ve ciddiyetsizliği vardır. Ezberleten Allah(celle celalüh) olduğu gibi, unutturan da O`dur. Hafız kardeşlerimizin bu mühim nokta üzerinde düşünmeleri gerekir. Dünyanın en büyük nimetinden mahrum olmak ne kötü bir durum ve talihsizliktir.

HER GÜN TEKRAR YAPIP GÜÇLENDİRMELİ

Hafız kardeşlerimiz her gün hafızlık tekrarı yapmak suretiyle, ezberlerini kuvvetlendirmeleri gerekir.

Günlük belirli miktarlarda okuyarak yahut dinleterek veyahut namazlarda kıraat ederek, bunu yapmaları gerekir. Gerçek hafız, istenilen yerden hiç tereddüt etmeden okuyabilen, bir iki kez göz geçirdikten sonra her yerden aşr-ı şerif okuyabilen, kendisine sorulan ayetlerin yerini bilip, hemen ardından hiç teklemeden okuyabilen kişidir. Gerçek hafızın hıfzı çok kuvvetli olmalıdır.

KURU KURUYA `HAFIZIM` DEMEKLE OLMAZ!

6 Eylül 2016 Salı

..belki daha iyi görünür hayat şimdi..!


Bayram yaklaşıyor.

Hep dışımda bir bayram oldu ömrümce...

Ben de kadınların yaptığı gibi, biraz ev temizliği yaptım. Radyoda çalan şarkıların peşine takılınca, ne pencere sildiğini, ne de yerleri paspasladığını fark etmiyorsun.

Bir kaç insan kaybettiğimi anımsatan şarkılar...

Can vermeye can attığın,ama sadece canına kasteden insanlar..!

Pencereler pırıl pırıl oldu, belki daha iyi görünür hayat şimdi !

Kandıran,aldatan,yalan söyleyen,olduğundan farklı görünen, beni sevdiğine inandığım insanlar...

Peşlerinden ağıtlar yakmaktan vazgeçemediğim, özleyerek küstüğüm insanlar.

Pencereler pırıl pırıl oldu, belki daha iyi görünür hayat şimdi !

Varlığımda misafir olanları da elimden geldiğince en iyi bir ''niyet ve emekle'' ağırlamakta azimli ve istekliydim. En azından bu vicdani tesellim var,tutunabileceğim...

Radyodaki şarkıların peşine takılıyorum. Göksel söylüyor. Bu kadının hüzünlü ses rengine ve kadınsı haline bayılıyorum. Sonbahar tadında bir şarkıcı.

''Bugün adım adım gezdim seni...içimde hiç eskimeyen bir resim gibi, çok özledim seni...''derken, mola verip sigara içesim geldi. Ama hayır sigaradan da lezzet almıyorum günlerdir. İş olsun diye mutfağı kirletiyorum!

Belki de hiç şarkı dinlememeliyim,yaralarımı fena kanatıyor melodiler.

Pencereler pırıl pırıl oldu, belki daha iyi görünür hayat şimdi !

Annemle dün salça yaptık, daha önce yapmadığım için pratik buluşlarımla mutlu oldu: ''ne kolay çabucak bitti, Allah razı olsun oğlum'' diyordu ben kavanozların kapaklarını kapatırken.

Aslında eylül ile birlikte Rafet El Roman şarkılarına sararım.Belki eskiden öyle yaptığımdandır.

Belki de bir şeyleri özleyip aradığımdandır.

Pencereler pırıl pırıl oldu, belki daha iyi görünür hayat şimdi !

İşler bittiğine göre,bir kahveyi hak ettim demektir.

Pencereler pırıl pırıl oldu, belki daha iyi görünür hayat şimdi !

[Mavi Defterim]


5 Eylül 2016 Pazartesi

sen,hep uzaklardan güzel sevdin!


sen, hep uzaklardan güzel sevdin!
tuhaf bir sevme biçimin vardı
uzaklaşınca güzel severdin,
aşkın olurdum,
aşık olurdun,
bir tanen olurdum,
canındaki can,
damarlarındaki kan olurdum...
yakınımda uzaklaşır,
uzaklara tutsak olurdun !
en güzel kelamı uzaklarda bulurdun.

sen, hep uzaklardan güzel sevdin!
hep uzakken özledin.
romantik bir sevgili,
müşfik bir kadın.

sen uzaklardan güzel sevdin!
uzak uzak baktın,yanı başımdayken,
ne kadir bildin, 
ne de kıymet,
bir nefes kadarken.

sen, hep uzaklardan güzel sevdin!
şimdi pişmansın,
özlüyorum, döneyim diyorsun,
uzaklarda yanıyorsun.
ama gittin işte,
anlamıyorsun!

sen, hep uzaklardan güzel sevdin!
uzaklarda güzel sevdin!
uzaklar sana, 
yalnızlık bana yakıştı...
sen, canım,
uzaklardan güzel seviyorsun...
uzaklarda güzelsin..!

[Mavi Defterim]

Şiirin sesli videosu burada

2 Eylül 2016 Cuma

Zilhicce Ayının İlk On Gününün Önem ve Fazileti

Bugün güneşin batması ile birlikte Zilhicce ayına gireceğiz inşallah.
Farkındalık başka bir şey, idrak,anlamak..
İnşallah ömrümün bu basamağında zilhicceyi idrak ve ihya bendenize ve hepimize nasip olur.
Allah'ım cum'a ve zilhicce hürmetine bunu bizlere nasip eyle.
Aşağıya özet bir iktibas alıyorum, okunası :

Cenab-ı Hak Zilhicce ayının ON GÜNÜ üzerine yemin etmiş, Peygamberimiz (sav) ise; "Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah (cc) nezdinde daha makbuldür" buyurmuştur.

Zilhicce; Ayların on ikincisi ve savaşmanın haram kılındığı haram ayların (Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb) ikincisidir. İçinde Kurban bayramının da bulunduğu Zilhicce ayı, mübarek ayların en mühimleri arasında yer almaktadır.

Peygamber (sav); "Zilhicce'nin ilk on gününde yapılan ibadetler diğer aylarda yapılan iyi amellerden, Allah (cc)nezdinde daha makbuldür" buyurmuştur.

Zilhicce'nin sekizinci gününe "terviye günü" dokuzuncusuna "Arefe günü"; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) "nahr günü", ondan sonraki üç güne de "teşrik günleri" denilmiştir. "Arefe günü" burada, Kurban bayramından bir önceki gün anlamında değil, Arafat'ta vakfe gününü simgeleyen şer'î bir isimdir.

Zilhicce'nin ilk yarısındaki günler, Allah katında değerli günler arasındadır. Fecr Sûresi’nde, “On geceye yemin olsun ki...” (Fecr, 89/2) diye üzerine yemin edilen Zilhicce ayının ilk on günü müminler için müjdeler taşıyan mübarek bir zamandır.

 Efendimiz (sav) : “Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetler Allah (cc) katında diğer aylarda yapılan iyi amellerden daha makbuldür” buyurdu.

Ashabı Kiram;“Ya Resulallah! Allah yolunda yapılan cihat da mı Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadetten, Allah (cc) katında daha makbul değildir?” dediler.

Efendimiz (sav):“Evet, o da daha makbul değildir. Ancak canını ve malını tehlikeye atarak cihada çıkıp sonra geri dönmeyenin (şehit olanın) cihadı ondan daha sevgilidir.” buyurdu. (Buhari, Tirmizi)

Zilhicce’nin ilk on gecesini ihya etmek, kadir gecesini ihya etmeye denktir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) şöyle buyurdu : ''Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan ibadet Allah katında diğer günlerde yapılan ibadetten daha güzeldir. Çünkü bunun her bir gününde tutulan oruç bir sene oruç tutmaya ve her bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesi'ni ihya etmeye denktir.'' (Tirmizi, İbn-i Mace)

 Efendimiz :"Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun." buyurdu. (Ebu’d Derda)

“Enes b. Malik (ra) şöyle rivayet etti:
“Zilhicce’nin ilk on günü hakkında, onun her günü fazilet yönünden bin gün gibidir. Arefe günü ise on bin gün gibidir, denildi.” (Beyhaki)

Evzai (ra) şöyle dedi;
Bana; “Zilhicce’nin ilk on gününden birinde yapılan amel, Allah (cc) yolunda gündüzü oruç tutulan ve gecesi nöbet beklenen bir cihada eşittir. Ancak bir kişinin cennetlik olduğu müjdelenmesi hariç” buyurduğu nakledildi. (Beyhaki)

Zilhicce ayındaki, terviye, arefe ve Kurban Bayramı gecelerini ihya edene cennet vacip olur

  (Gunyet’üt Talibin-Abdülkadir Geylani)