23 Kasım 2017 Perşembe

ben her gece...


çok zaman,
sahte gülüşlerle bastırıp,
tamamlamaya çalışırız,
içimizdeki
eksik kalanlarımızı...

işte yine akşam oldu!
kocaman bir evde!
küçücüğüm, 
minnacığım yine..!

ben, her gece, 
küçülürüm! 
ev büyür, 
ben küçülürüm!
odalar büyür,
ben küçülürüm!
ve yatağım büyür,
parmak çocuk gibi olur, 
kaybolurum içimde..!

kendi üzerimi,
kendim örterim. 
isterim ki, 
bir el örtsün sırtımı.
örterken, 
kokulu kokulu, 
içine çekerek öpsün ensemden. 
''canım'' desin, 
''kıymetlim açık kalmış üstün!'' 
''bir tanem'' desin...

ben her gece, 
küçülürüm!
yetim çocuklar gibi,
sokak kedileri gibi, 
üşürüm...




22 Kasım 2017 Çarşamba

Merhaba Ey !

Filler ve Karıncaları var edenin adıyla başlıyorum;  haddi kıt, hesabı bakkal defterinde kayıp, cür'eti Cudi dağında kar tanesi yanımla... 

Merhaba ey! 
Adımı yadına mıh eden, meyalimin salıncağında mütemadi bir ırgalanışla hiç büyümeyen, alfabesinin külli harfleriyle yeknesak beni yazıp, beni okuyan katib'ül esrar, hatib'ül edvar ey!

Filler ve Karıncaları var edenin adıyla başlıyorum.. diye başlayan bu ilk name ile, nicedir buzulların kaynamasını bekleyen yanımla seslenmeyi arzu ettim... 

Dünya idi fil, ben idim karınca... Dört ayağı üzerinde, ağır mı ağır, kahır mı kahır cüssesiyle, daimen bana göz dağı vereni ve beni halk edenin virdiyle huzuruna gelmek, sadrının rahlesinde biraz soluklanmak istedim...

Yakın ve uzak iki dudak arası mesafe... Isırgan ekip biçenlere yakın bile tuzak! Gözleriyle konuşup, gönlü ile duyanlara yollar angarya. Zira yürünesi yollar kılcallarımızda engel...

Kim bilir belki de asırlardır bekliyordun benden gelme ihtimali hayli zayıf şu nameyi.
Bilirsin, safiyane, samimane arzu edilen, niyaz makamına arz edilen nice hayaller, hakikat kevserinden suya kanar da cûş eder.

Mürekkep bir tokmaktır; hergâh gönlün üzerindedir eli.. Gönül duyar bu sedayı ve uzanır açar divit kapısını. Divit öyle bir nazar eder ki kağıda, dili tutulur ak sayfaların. Islanır satırlar, mendil satar ilham ve sırdaş olur mısralara nihan sevdalar...

Ne sen beni sevmekten acze düşeceksin, ne de ben sarfınazar edebileceğim bu efsunkâr sevdanı...Kıl payı kurtulacağım atomu parçalamaktan daha müşkül kalbinden. Ki, zaten kurtulmalıyım; ağzı açık bir gayya kuyusuna düşmeden...

Filler ve karıncaları var edenin adıyla gidiyorum; hiç gelmediğim kalbinden...

[iktibas]


21 Kasım 2017 Salı

Rüveyda'ya mektuplar (21)

Rüveyda,

Şimdilerde bir iç yangınısınız..! 
Her geçen gün çoğalan, yakışı artan bir yangın...Tam şuramda, göğsümün üzerinde, kalbimin merkezinde... Hani tuzu abartılmış bir içecek gibi, tüm denizlerin suyunu içip de yanan biri gibi..Çöllerde dudakları susuzluktan çatlamış,dilinde bir damla kalmamış bir bedevi gibi...Yanıyor içim, soğuk sular söndüresi değil..!

Sevgili Rüveyda demek yetmiyor, ''sevgilim'' diyemedikten sonra..!
''Sevgilim'' demek de kesmiyor, sevgili gibi birlikte zamanı yaşayamadıktan,paylaşamadıktan sonra... 
Siz demek nasıl bir uçurum, uzaklıksa, ''sen'' deyip size sahip olma duygusunu yaşatmaktan acizlikse, bu kör olası erişilmezlik de öylesine zehirli bir çiçek. Ne koklamaktan vazgeçebiliyorum, ne de zehirlenmekten..!

Evet zehirlediniz, kanıma girdiniz benim. Ne düzenli uyku uyuyabiliyorum, ne de günlerimi farkındalıklar içinde yaşayabiliyorum. Size sabitlenmiş, size zaman ayarlı, size yazılmış bir hayat benimkisi...Oysa belki de ömrümün Rüveyda'sı hiç bir zaman karanlıkta kalan gönlüme, dolun ay gibi zuhur etmedi... 


Tebessüm ettiğinizde, kar parçası dişlerinizden, en masumundan, en dişisine, bir kadına ait notaları terennüm etmeyecek. Sizin besteniz, kalbimi hep böyle mi besleyecek,kavuşma ateşiyle..?

İri gözlerinize düşen bir Yusuf'da ben olaydım, çıkayım diye bir lâhza dua etmezdim Rabbime... O gözlerden bakmak,o gözlerin baktığı şeyleri görmek yeter de artardı şu yaralı,adı hasret kalbime. Orada müebbet istiyorum, kirpikleriniz gardiyanım olsun...

Rüveyda,

Adınızı söylerken ağlıyorum. Akıttığım gözyaşlarım, güzel bir pınar oluyor, kâğıttan kayık yapıyor ve onunla sizin mehtabınıza kürek çekiyorum, çekmeye de hacet kalmıyor, bırakıyorum kendimi, ruhumu, akıyoruz sizin ülkenize...

Rüveyda,
Rüveyda,
Ah Rüveyda..!

Sadece adınızı yazarken bile ne çok şey söylüyor bu adam...Her harf, bir romanın kapısına açılan iksir gibi...

Şair ne güzel, ne veciz kısacık ifade etmiş meramımı : 

''Muhacirdi bahar, Ensar'dı rüzgar... 
Öğrendim bunu papatyanın kalbinde... ''

Yangınımı başka nasıl anlatabilirim ki size? Zaten anlatılmaz, yaşanır ve ben yaşıyorsam, size ''hâl'' olarak geçmiyorsa, mesafeleri delmiyorsa, imkânsızlıkları yenmiyorsa, ben ağlarken,sizi de ağlatmıyorsa, edebiyat yapıyorum demektir. 

Adamın biri, büyüklerden birisine gidip, ''ben seni çok seviyorum'' der. O yüce gönüllü kişi, gözlerinden riya ve çıkar akan kişiye döner ve : ''Nasıl olur'' der, dediğin gibi olsa, bizim dahi seni sevmemiz gerekirdi...''

Sevgi,için mesafe nedir, kelam nedir, kalem nedir..?
Kalem, kâl'den sırlar döken zavallı bir elçi...Mürekkebini sadrımızdan alan her kalem, süslü kelimelere uğramasa da, betimleme fukarası da olsa, canlıdır, ruhu vardır ve Rüveyda'sını arayan, bulamasa da, Rüveyda gönüllülere ulaşan hayattır.

Ah Rüveyda!
Ne olaydı, hazanım kışa dönmeden bahar goncası suretinizi de görmek nasip olaydı, göç vakti gelip çatmadan...Göçmen kuşların ardına takılmadan !

Gözlerim, 
Benim vefakâr, cefakâr gözlerim...!
Sizi sürekli cilalıyor,parlatıyorum, nedir bu şekvanız benden...?
Selamların en güzeli O'na olsun, hüzün Peygamberinin nurundan yaratıldığınızı unuttunuz mu yoksa ? 

O'nun ağladığı, ağlatıldığı şu fanilikler geçitinde, ağlamayan göz, g'öz müdür? 
Gözün işi yalnızca görmek midir ? 
Pınarları kurumuş göz, aşkı yitirmiş, sevdadan mahrum, hasret sancısının içinde kıvranmamış, bir kutlu hicrete adanmamışsa, kör olsun...!

Sizden başkasına kör bir Murat





20 Kasım 2017 Pazartesi

vakti geçince



vakti geçince günaydın demelerin,
çaydanlıkta soğur ümitlerin...
geçer çayın demi gibi,
geçer iç çekişlerin.
sus olur seslenişler...

vakti geçince sevmelerin,
dem'i geçer sevişmelerin,
ateşi düşer gecelerin...
ayaz vurur, yorgun gönlüne,
üşür ümitler...

vakti geçince bir aşk arayışının,
hazan büker belini umutların,
anılarla, ahları harmanlar, 
şarkılarla avunur,
tek başına şiir kavurursun.





18 Kasım 2017 Cumartesi

Sizden gelenler (Suret-ül Sanal!)

''Selâm Hayırlı Cumalar. 
Sizi az evvel tesadüfen keşfettim ve ölüme dair yazınız hoşuma gitti. Açıkçası babasını yeni kaybetmiş bir yetim olarak,rüyada bile olsa acısı büyüktür; birini kaybetmenizi anlıyorum. 

Yazılarınız aradığınız kişiye olan mektuplar hımmm. Sanırım sizde kendimi buldum... 

Ete kemiğe bürünmüş sevdalar bir müddet sonra sihrini kaybeder diye kafamda kurduğum platonik bir zati şahaneye aşk yaşıyorum. Yalnızlık zor ama güzel:) 

Sevgimi paçavra edip ele ayağa düşürecek biri olacağına, kafamda kurduğum kişiyi yaşarım yeridir. Hem zaten annem kızım sen şu devrin insanı değilsin diyor. ( Lale devrinden kalmayım anlaşılan) neyse ben çok konuştum sanırım. Ha bu mesaj okunur mu cevap gelir mi bilmem, ama uzay boşluğuna bile gitse ben içimden geçenleri yazıyorum :)
 Allah yar ve yardımcımız olsun.''

***

''Yokluğum yarıyacak sana!
Ruhunda kelebekler,
Gözlerinde yıldızlar kamp kuracak...
Sen bile şaşıracaksın buna!
Biri vardı dersin sonra,
Beni benden aldı, 
Adını bile unuttum şimdi! 
Yaşı genç kalbi ihtiyardı!
Kokusu bile yoktu!
Teni bile soğuktu!
Kalbi derin bir mağara!
Isıtmaya çalıştım nafile..!''

***

''İçimin düğümlerini apaçık önüne serdim bu yüzden mi çözemiyorsun beni?
Ben sesinden gayri tüm seslere rikkatsizim. Şarkıların takipçisi değilim neredeyse dinlemiyorum bile. Meselâ sesinle perçinlediğim ruhuma hiçbir şarkı ve  hiçbir şarkıcı uğramasın da dokunmasın da mümkünse.
Sadece ve sadece seni dinlemek istiyorum.''

***

''Ne vakit varlığının zuhûrunu istesem senden; mutlak yokluğun ile uğraştırırsın.
Bilinemez ulaşılamaz soyut bir yerde duruşuna, istidadın pusatını kuşanmış varlığına karşı pusatsız hâlim, emân!
Öteden beri beni her türlü yoksun bırakışının bir sebebi olmalıdır ;
sefil ruhumda sükûn doğuran!
Akıl yürütmelere , kelime oyunlarına hükmettiğin; cismani tüm cevherini yıllar var ki  varlığımdan sakladığın bu evrende  bu tutumun  bir ahlak problemidir.
Aslını bildiğin ahmaklığım duyular  âleminin mükâşefesinde böyle harikalar 
(harika bir iletişim) meydana getirir.
Sonraki yanılmalardan kaçmam yetmez.
Ben baştan yanılmışım.
Öncesiz ve sonrasız  bıraktığınım. 
Nefesim sana baktığım aynanın yüzünü bulandırmıştır ve nefsim bu iletişimle  güzelliğimi bozmuştur.
Ama şunu iyi şerh et ki ;
Varlığımın görünür tüm hâlini esirgemedim senden, haram terkiblerini ruhuma zerk ederken... Sen ise en elde edilemez halinle Suret-ül Sanal 'sın!'' 

***

 Bir insan isterse, size sesiyle sarılabilir… 
 İlhan Berk

***





17 Kasım 2017 Cuma

Rüveyda'ya mektuplar (20)

Sevgili Rüveyda, 

Derler ki, Kays, yani Mecnun, zamanlar sonra izbe yerlerde, insanlardan uzak, kendi dünyasında istiğrak halindeyken; Leyla kendisine ulaşır ve ''ben geldim,kavuşma zamanı'' dediği zaman, Mecnun'un sevineceğini umar. 

Öyle ya, dillere destan bir aşkı vardır, kendisi için çöllere, dağlara düşmüş, iş güç yapamaz hale gelmiştir...Hatta yokluğunda,Leyla'ların köpekleri geçse, saygıyla ayağa kalkar, hüzün ve hasretle köpeğe ikramda bulunurmuş. Halini anlamayıp, gülenlere, o da tebessümle cevap verirmiş. Hangi tebessüm hak acaba..? 


Yine derler ki, bir gün, Yusuf, aşkından hasta olan Züleyha'yı ziyarete gittiğinde, Züleyha'nın  kendisine kaçamak  nazar eden gözlerinde, o eski ışıltıyı göremez. ''Sevinmediniz sanırım!?'' der. Evlenme teklif edeceği demlerde...

Züleyha da Mecnun'a benzer cevap verir : Ben, hiç ölmeyen, ebedi sonsuz; hiç vefasızlık edip unutmayan, bırakmayana aşık oldum. Sen bir sözüme, bir bakışıma benden uzaklaşabilecek bir fanisin. 

İlahi pınardan gelen aşkın muhatabı olamazsın. Teşekkür ederim, sen sebeb-i aşkımsın. Hakiki aşka giden yolda, nişanımsın, yol gösteren klavuz. 

Elbette sebeplere teşekkür etmeyen, müsebbibe şükür etmiş olamaz. 

Hatta Mecnun, daha ileri giderek, ''Lütfen şimdi git ! Ben çürümeyene aşık oldum...Git !'' der. Dağlardaki huzurunun, tılsımının, sarhoşluk ve cezbe halinin bozulmasını istemez...

Sevgili Rüveyda,
Sizi hiç görmemiş, her daim ruh tuvaline resmetme çabasındaki  bendeniz de, bir gün onlara benzer bir iklimi yakalayabilir miyim bilemem ama, siz benden önce ölürseniz, halim nice olur diye düşündüm bu sabah... 

Rüyamda annem ölmüştü, sonbahar yapraklarının arasında, kendi başıma seslerle ağlayarak, yıkılacak gibi yürüyor, evime gelmek istemiyordum. Çünkü artık bu evde annem yoktu. Nasıl 2. kattan, onun kapısının önünden, 3. kata çıkacaktım..? Ağlamamın sesinden uyandım..! 
Annem yok, siz yoksunuz...Nasıl bir yokluktur ki bu, sonsuzluğa açılan kapı olmuştur...
Ah yıldızlar, ah ay...Oradan bakınca nasıl görünüyoruz ? Minnacık bir ışığımız var mı size ilişen ?

Sevdiklerimle aramda bazen kıyas yaparım. Yaşı benden fazla olanlar için,onlar mı önce ölsün, ben mi diye...Egoistçe olanı, benim önce ölmeyi istememdir, onların acılarını görmeden şu dünyadan sıvışmak adına...Merhametli olanı, önce onları yolcu etmektir, acılarını göze alarak,acımı yaşamalarını dilemeyerek...Bunu özelde en çok annem için düşünmüşümdür...''Siz gençsiniz dayanırsınız yavrum, der...''

Bir de insanlar yaşadıkları halde, birileri ölür, birilerini öldürürüz içimizde...Bu mu daha acı, bilinen ölüm mü ? Bu daha acı bence... 
Kişi aslında ruhen, bedenen hayatta ama sizin için ölmüş. Belli belirsiz sebeplerden onu öldürmek zorunda  kalmışsınız..! Aslında ondan gidememişsiniz, ama gitmiş gözüküyorsunuz, bu da ayrı versiyon. Fiziken küs, ruhen hasretini çekiyorsunuz, çekilmez bir kırgınlıkla...
Ölmezden önce öldürdüklerimizin acısı, hazindir. İmkan varken, konuşamaz, sarılamayız. Uzaydan bakınca ne kadar aptalca gelir bana bu tür insana dair şeyler...

Sevgili Rüveyda,
Sakın siz bende ölmeyin. Siz bende, ruhumdasınız, siz bensiniz. Sakın kelime kurşunu sıkmayın, cümle hançeri saplamayın. Vurduğunuz,yaraladığınız siz olursunuz. 

Sizi göremediğim, sesinizi duyamadığım, dokunamadığım sürece hep bir Leyla kimyasında Rüveyda'sınız... Bu mektubumda sanki derin şeylere işaret ettim, ya da o derinler ikliminin sınırlarına yaklaştım. Umarım anlatabiliyorumdur...!

Sevgili Rüveyda, 
Bir de bilinen anlamda ölüm ismi verilen, değişim ile, ''öteye geçiş'' var. Anne karnında bebek gelirken, kesesinden uzay kapsülü gibi sıyrılıyor. Dünya karnından da beden kapsülünden,kesesinden kelebek gibi sıyrılarak, yine daha önce ancak belki biraz rüyalarımızda gördüğümüz yeni bir hayata geçiş yapıyoruz. 
Ardımızdan sevenlerimiz ağlarken, biz belki ve inşallah ferah bir huzurla tebessüm ediyoruz, korkularımızdan, yüklerimizden arınmış olarak...
Dizi filmlerde de oluyor ya, oyuncu ölüyor diye üzülüyoruz, sonra bir bakıyoruz, başka dizide bambaşka bir rolde !

''Hani, çok güçlü bir akıntıya karşı yüzmeye çalışırken birden vazgeçip kendini akıntıya bırakırsın ya, öyle bir şeydi işte."

Akıntıya bıraktığını bilemeden, kulaç attığını zannetmek midir yaşam ?

Birbiriyle bağlantılı ama düzenine, kurgusuna özenilmeyen cümleler, paragraflar diziyorum farkındayım ve edite edecek de değilim.Ölümün sonbaharın en sarı rengine dolanmış, ayrılık şarkısı sebep belki de buna...

Öldüğüm zaman, onca günahkârlığımı unutup, Allah'ın merhameti ile serbest bırakılmış ruhlardan olacağıma inanıyorum. Sevdiklerimizi, sesimizi duyuramasak da, istediğimiz zaman görebilme mükafatı. 
Hayalet (Ghost)  filmi geldi aklıma Demi Moore idi kadın oyuncu. Filmde yaşananlar bu dediklerime benzer bir şey işte...Çok ağlamıştım o filmi izlerken, Yeşil Yol filmi gibi..

İçimizden geçen nice filmler, şiirler, şarkılar vardır. İz bırakan. Ve nice insanlar içinde, ince insanlar...Ve biz bazen bilmeden, nice hikâyelerin içinde, bize biçilen,sunulan başrolden habersiz, kendi dünyamızın figüranı olmayı seçmişizdir...

Mektubumu bu kez kısa tutamadım, sizi sıkmak endişesini her defasında duyuyorum. Biraz ''lezzetleri yok eden'' ölümün rengine büründü ama, ölüm de hayat kadar gerçek olduğuna göre...Biri sıcak, biri soğuk görünümlü...Ama belki de tam tersidir..Yani insanına göre..!

Sevgili Rüveyda, 
Sizin için şiir yazmayı seviyorum, size mektup yazmayı seviyorum,çünkü sizi seviyorum.
Sizin de beni sevdiğinizi biliyorum, işte o an ölüm ölüyor. Ve ben, beni düşündüğünüz zamanların hiç birinde gafil değilim, hissediyorum...

"Size bakmayı seviyorum." 
Kadın şaşkınlıkla seyretti onu.
"Bana bakmayı mı?"
"Evet.Bakmayı seviyorum."
"Bunun için mi..Bütün istediğin bu mu, bana bakmak mı?
"Evet.Size bakmayı seviyorum."  

Bakışlarınıza hasret Murat




                                                                  Benim ki seninle...

Not 1 : Züleyha'nın kocası ölünce, Mısır kralı, Züleyha'yı Hz. Yusuf (as)  ile evlendirir.
Not 2: Siyah tırnak içindeki söz/şiirler iktibastır, arada hatırlatmalıyım. İsimlerini yanlarına yazmıyorum, yazının insicamı bozulmasın diye...

15 Kasım 2017 Çarşamba

beni güzel hatırlama..!


beni güzel hatırlama!
beni güzel hatırlama!
bunlar son kelimeler!
bizim gibi darmadağınık,
salaş bir şekilde saçılmış, 
hiç birinden güzel bir anı çıkamamış.

bir masalın içindeydik, 
biliyorduk bitecektik!
bir vardık,
işte, birden yokuz..!

beni güzel hatırlama!
kirletecek, kırıp dökeceğim, 
sana,bana ait ne varsa!
bize demiyorum! 
''biz'' hiç bir zaman uğramadı,
bu masalın semtine..!
ben öyle sandım,
ben adanarak aldandım 
ve yanarak kandım...
hep birazdık, bir azdık, 
bir bir birden azaldık...
böylece kalakaldık...

beni güzel hatırlama!
beni güzel hatırlama!
tebessümlerle anma!
gözlerin dolmasın!
için de özlemesin!
aklın kalmasın! 
gittim senden..! 
ve bir hayli zaman oldu...
beni güzel hatırlama!

beni güzel hatırlama!
artık başka kollardayım zaten!
beni güzel hatırlama! 
ne halim varsa görüyorum!
keşkelerden duvarlar örüyorum..!
beddua diline leke olur!
ben sensiz belamı çekiyorum!
bu da benim intihar ediş biçimim!
gökkuşağı yerine, griyi seçiyorum, 
işte bir güzel ölüyorum..!
beni güzel hatırlama!
beni güzel hatırlama!


video burada :  https://www.youtube.com/watch?v=8jFm0MLwI2M&feature=youtu.be


14 Kasım 2017 Salı

İki soru ve yine sıra sizde

''Bir insan, sevildiğini bile bile, karşısındaki insana kırıcı ya da huysuz davranabilir mi? Davranabilirse, bu normal midir..?''

Davranabilir, şartlarla kısıtlı sebepleri olabilir;bundan dolayı kötüyü oynayabilir, soğutmak,o kişinin iyiliği için...

Bunu o kişiye sormalısınız diyeceğim ama,doğru cevabı vermeyebilir size...

***

Hayır Facebook ve Tumblr hesabım kesinlikle bulunmamaktadır.Bahsettiğiniz isim benzerliğidir, bendenizi az tanıyanlar zaten olup olmadığımı hissedeceklerdir. Face beni sevmedi, kimlik göndermeme rağmen hesabımı geri vermedi, (laf aramızda çekemiyorlar ))

Bir ara Tumblr'da bulunmuştum, farklı bir havası var, yazma krizlerim aşırı dozda nüksederse alternatif olarak Tumblr ya da Google Plus düşünebilirim.

***

''Meyl-i visâlimize nispeti olmayan tebessümünün bendeki  karşılığı sırf yokluktur.''

***

''Üşüyorum bu mevsim ayazında...
Çok sık ceket değiştiriyor ruhum
Illet bir hastalık ki sorma
Bağlanıyor elim kolum
Bağlanıyor dilim damağım...
Kaç yıl sende kaldım 
Kaç yıl sürecek bu sürgünüm
Hazanlar eskittim, milatlar atladim
Ne hazanı, bu benim kordugumum
Lafla çözülmez, gözle görülmez...'' 

***

''Titriyor Size Yazarken Ellerim,
Koşmuşçasına Çarpıyor Kalbim...
Heyecan mı Bunun Adı? 
Yoksa İncitilme Korkusu mu? 
Bilemedim...

Ben Sizinle Yaşıyorum Aşk'ı...
Ellerim Titriyor Adınızı Yazarken, 
Dilime Dolanıyor Adınızın Geçtiği Her Cümle...
Siz Varsınız Mısralarımda,
Dizelerimin Coşkusunda,
Sevda Yüklü Kalemimde Siz Varsınız, 
Bir de Ben Özlemlerce...
Sizi Düşündüğüm Zaman Melodiler Doluyor Kulaklarıma,
Ruhuma Hissediyorum Sizi...
Siz ki En Sıcağımsınız,
En Özlediğim,
En Sevdiğim,
Yazdığım İlk Şiirim,
Yüreğimden Dilime Düşürdüğüm İlk Aşksınız...

Sahi, Nasıl Başlar Aşk?
Nasıl Yaşanır? 
Birlikte Aşkı Yaşamadıktan,
En Güzel Duyguları Beraber Tatmadıktan,
Gecelere Heyecan Katmadıktan Sonra,
Sadece Kalpte Kalan Sevgi Neye Yarar?
Korkmayın Aşk'tan, 
Acıtsa da Canınızı, 
Burksa da İçinizi,
Ürkmeyin Sevmekten,
Bıkmadan,
Usanmadan,
Utanmadan Sevin....

Bakın,
Yokluğunuz Sardı Yine İçimi, 
Yine Size Özlemlerce Özlem Duydum,
Hasretlerce Hasret Geçirdim İçten İçe...
Evet; Sizi Seviyorum...
Gözlerimi Resminize Hapsedip,
Geceleri Uykularımı Terkedecek Kadar,
Uğrunuza Ömrümü Adayacak Kadar...
Evet; Seviyorum Sizi, 
Derin Duygularla, 
Aşk İle Seviyorum...
Ben Sizinle Varım, 
Sizinle Mutluyum...
Uzakta Olsanız da,
En İçimsiniz,
İçimdesiniz,
İçimin En Solunda,
En Dokunulmaz Köşesinde...
Bakın,
Yüreğim Kıpır Kıpır...
Sizden Yüreğimin Sesine Ses Verecek,
İçimdeki Sevgiye Demir Atacak Bir Merhaba Bekliyorum...
Sizinle Suskunluğumu Bozmak,
Duygularımın Yükünü Ruhumdan Atmak,
Tutkuyu Sizinle Aşkın Renginde Yaşamak ,
Gözlerinizin İçine Bakıp, 
Ruhunuza Dokunmak İstiyorum,
Ve Ben Ruhum Çılgınlığa Koştuğu Şu Anda;
Sizi,
Kalbinizi Aşka Davet Ediyorum...
Hadi Tanışalım Sizinle,
Yüreğim Yangınlardayken,
Aşkınızı Yaşamak Bu Kadar Güzelken,
Duygularımı Öldüremem,
Bir Korkak Gibi Arkamı Dönüp Gidemem...
Yüreğim Tutulmuşken Yüreğinize Delice,
Onu Gecelere Teselli Edemem...
Hadi Biraz Cesaret...!
Bekleniyorsunuz...
Size Kocaman Bir Buse Yolluyorum,
Öpüldünüz...''


13 Kasım 2017 Pazartesi

Rüveyda'ya mektuplar (19)

Sevgili Rüveyda,

Bilmiyorum bu mektuplara ''sayfalar üzerinde'' daha ne kadar  devam ederim. 

Koca ömründe, mektupları, ruh tuvalinde resmettiği bir kadına, yine aynı ruhun tavan arasında yazmış olan bendeniz için, bu şekilde ayan beyan ortada olmak, sanki kısıtlayıcı oluyor. Ve sanki mahremim, tecavüze uğramış gibi...

Kararsızlığım bu günlerde had safhada...

Zaman benim aleyhime işliyor Rüveyda,
ama bilmiyorum siz bunun farkında mısınız..?


Gerçeğinizi, yani sizi görmek hususunda da kendimi çok kararlı bulmuyorum. Sanki gördüğüm zaman, tılsım gidecek, belki benim, belki sizin ''bir hareketimiz'' bizi çizecek...

Sizi böyle uzaktan hayal ederek yaşıyorum. Öyle güzelsiniz ki. Sizin güzelliğinizle bir adam en kaba taş olsa, değişir.Sizi incitmemek için deli divane olur. Size bakarak sizi okuyarak konuşsa, şiir olur,tablo olur. 

Salt fiziksel güzellikten bahsetmediğimi biliyorsunuz. O fiziksel güzellik, manevi güzellikler olmadıktan sonra benim gibiler için çok fazla anlam ifade etmez. Ki bendenize göre topyekûn çirkin insan yoktur, bahs-i diğer... 

Sizi uyurken hayal ediyorum. Evet evet, sizi uyurken seyretme isteği ile kıvranıyorum şimdi...Ne kadar karşı konulmaz bir sancı bu...

Nasıl bu kadar güzel olabilirsiniz, kaşlarınızın altında bülbüller yuva yapmış. Şehla bakışlarınızın sarhoşluğundan ayılmak istemem. Kor dudaklarınızın ateşi merhem olur yaralarıma; onlardan ab-ı hayatı yudumlamadan ölmemeliyim. Ama buna hiç ümidim yok, biliyor musunuz ? 

Benim ''güzel'' anlayışımın en önemli özelliği,şu cümlede saklı : 
Siz gönül yormaz, gönül doyurursunuz ancak...

Yorgun bir adam, 
üstelik yarı yolu da yarılamış, 
ya yormadan sevmeli, 
ya da sessizce çekip gitmeli...

Allah, iyilerle karşılaştırsın genel duasına, gönül yormayanlar tefsirini de parantez içinde eklemişimdir.

Şair ne güzel tercüman olmuş duygularıma :

''öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum''

Masum beyaz bir kâğıt üzerine, ne kadar yazılabilir, ne kadar ifade edilebilinirseniz o kadar işte...

Mutluluk hallerinin zirvesine çıkmak diye bir şey zaten yok bu dünyada...Zira mutluluk anlarla sınırlı bir haz. Bize huzur lazım, huzur verecek insanlar ve ilkin siz Rüveyda...

Yüzünü gördüğüm zaman, içime sevinç ekecek biri...Birlikte her türlü saçmalamaktan çekinmeyeceğim biri...Birlikte sevişmenin, birlikte sohbet etmenin aynı derece eşit olduğu bir kadın...Dudak izlerinden geçer bütün oluşlar...Sohbet için de, öpüşmek için de...

İzinizi süren Murat









11 Kasım 2017 Cumartesi

Ne güzel yazıyorsunuz siz !


''Bilinçaltımızın bilincimizi ele geçirme mücadelesinde; gözlerimizde gönüllerimizde arzu  bulutları isyankar gezerken ve dolunay tüm cilvesiyle bulutların arasına girmişken...
Anlamsız bir telaşla koşarak geldim kapınıza.

Siz bayım; 
Yıllardır tüten kaç ocağın ateşiyle uğraşıyorsunuz ?
O ateş ki, tuzla buz kimyası...

Hemen kaçırma bakışlarını..!
Zaten bin pişman gözler sırlarıyla her daim sıkı arkadaş. Bambaşka biri bedenimdeki tüm ağırlığın sahibi. İmkansız diyerek karşı durduğumuz; kendimizi ana kucağıdaki gibi doygun ve huzurlu hissettiren zihnimize  tatlı bir uyuşukluk veren mucizelerin ruhunda yaralar açan biz değil miyiz ?

Ateşi soğuk tüten bacalarda,
Kül rengi bir isle kaplanmış mahrem odalarda kavruk işte hayatın özü !

Tenlerine kahırdan dokuma kara keçeler giyenlere bahar yağmuru sonrası tazelenen gül yaprakları biçare !

Bilinçaltımızın bilincimizi ele geçirme mücadelesinde; kâh mistik bir titreyişe  kâh çocuksu bir gülümseyişe sığınmak da en güzel hazlardan...''

***

''Çakıllı bir yolda, 
Yalın ayak, gözü ıslak bir çocuğum.
Dondurma bile alacak, 
Harçlık koymadılar elime. 
Gözüm başka dondurmalara
Değmedi de...
O yüzdendir ki;
Kendi mutluluğumla yetinir, 
Hüznümle avunurum...

Kemerimin tokası gibi,
Sakladığım aşklar hariç;
Gözüm hep onlarda... 
İçim hep boş kalacak!
Yarım kalmış küçük aşkların, 
Yeri dolar mı sandın?

Yaşlansam da elim değmese 
O güzel heveslere
Kurumuş bir kadın olsam...
Gözümde kalanlar
İçime dert,  içimde kalanlar 
Gözüme perde olsun gayrı 

Sarıp sarmalamadığım
Kokusunda uyumadığım,
Gözyaşlarını silemediğim,
Aşkın biçaresiyim
Ben iflah olmaz bir avare
Gözü doymaz bir çerçi
Yorulmak bilmez bir seyyahım...''

***

''Tutuşamayan bir mum oldum;
Köz gibi ama değil...''

***

''Ben dememiş olayım 
Sen de duymamış..!
Ne demek aşka mesafe çok 
Ne demek el ele değemezse zor..!

Katmer katmer acı büründüm oysa
Hiç biri sana dokunmadı mı?

Züleyha'nın modern dilde karşılığıyım
Aslı olmuşum, Leyla olmuşum 
Kimin çölünde gezen
Mecnun'la Keremi buluşturmuşum...

Şirin olsam neyse!
Ferhat'a sözüm geçer diye avunurum...

Yokluğuna sitem etmeyeli çok oldu
Kim bilir belkide alışmışım...''

***

''Sevmenin nasıl olduğunu öğreniyordum işte 
Hem uzaktan uzağa 
Hem de yakından yakına...

Kokusunu getirse bir esinti
Bilirdim o deniz meltemi 
Muştu gelmiş gibi, 
Hediyesini verirdim... 
Canımdan, 
Can-ı gönülden. 

Bir de gözlerim dolmasa
Kokusuna hasret 
Sesine mecnun 
Nasıl yaşardım ki..!

Baş ucumdaki su gibi,
Elimin altındaki nan gibi,
Öpüp koklar baş ucumda,
Severim artık onu...''

***

''Sevgili Dost,
Mektubun gelmedi.
Bu sana yazmamı engellemiyor. 
Asıl mektup gelmediğinde yazılmalı. 
Çünkü yazmamak da bir mektuptur, yazılandan daha güçlü satırlar içeren.

A. Ali Ural''





10 Kasım 2017 Cuma

keşfedilmemiş güzellikler...





İktibaslar eşliğinde kısa kısa...

Şüphesiz, insan hayatında cinselliğin çok büyük ve belirleyici rolü vardır. Her zaman söylediğim şeyi burada tekrarlamayı faydalı buluyorum : Cinsellik her şey değildir, ama çok şeydir. Uyumlu bir cinsel yaşam, uyumlu bir evlilik/birlikteliktir. Karşılıklı cinsel kenetleniş, doyum, evlilikteki bağı, dahası sadakati güçlendirir.

Fiziki ve ruhi travmalar yaşamakta olan insanlar, -evli olsun olmasın-cinsel yaşama soğuk, hatta öyle uzaktırlar ki, o tür sahnelere, dizi/filmlerde denk gelseler bile, sıradan bir şeyi görmüş gibi, libidoları harekete geçmez. Yaşanmış ya da halen yaşanmakta olan travmalar, bir çok lezzeti nötüre ettiği gibi, cinselliği de yok eder. Bu ciddiye alınması gereken depresyon kaynaklı rahatsızlıktır..!

İslam, yalnız olsun, evli olsun; kişilerin içlerindeki cinsel dürtü had safhaya varmadıkça,keyfe keder kendilerini tatmin etmelerini sağlıklı bulmaz. Bununla birlikte, hayatında cinsel dürtüleri (yaşlansa dahi) tamamen kaybetmiş kişiler için,problemli bir durum söz konusudur. Bunun en belirgin sebeplerinden biri belirttiğim gibi ruhsal,fiziksel travmalardır.

Bu girişten sonra, aşağıya yorumsuz, bazı iktibasları ekliyorum :

''Freud gibi bazı bilim adamlarına göre cinsellikten uzak bir yaşam mümkün değil. Freud'a göre, cinsel dürtüleri (libido) kontrol etmek ve bunun yarattığı gerilimi giderecek cinsel eylemleri gerçekleştirebilmek, insanın temel dürtüsü ve yaşam enerjisidir. Tatmin edilmeyen cinsel dürtüler ise kendini farklı yönlerden ifade eder. Bu durum, evlilik ve çift ilişkilerinde birçok sorunun ana sebebi olabilir.''

*

''Stres, bireysel ve kişiler arası sorunlar, beden algısı ile ilgili kaygılar, anksiyete ve depresyon çiftlerin cinsel isteğini olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca, kişilerin birbiriyle yarış etmesi, olumsuz anılar, cinsel travmalar, ölümler ya da doğumlar, yer değiştirme vb. durumlarda isteksizliğe neden olabilmektedir. Bunların dışında, vajinismus ve erken boşalma, hem kadının hem de erkeğin cinsel isteğini olumsuz yönde etkileyen psikolojik faktörler arasında yer almaktadır. ''

*

''İlişkinin fazlası bedene zarar verir, azı da ruha zarar verir, insanın psikolojisini bozar. [Dinimiz İslam]''

*

''Nebraska Üniversitesinde 'İnsan Gelişimi ve Aile Bölümü' yöneticisi Nick Stinnett, güçlü ailelerle bir araştırma yaptı(1979). Bulduğu üç önemli ortak özellik şunlardı:

Dine bağlılık: Sürekli ve düzenli Kiliseye gidiyorlardı.
Övgü ve takdir: Aile üyeleri karşılıklı ruhsal okşamalar içindeydiler
Birlikte zaman: İş, eğlence, yemek gibi çok alanda beraberdiler.''

*

''Cinsel uyarılma fizyolojisi kadın ve erkeklerde farklıdır. Erkekler görsel ve işitsel uyaranlardan uyarılırken kadınlar ise düşünsel, sözel ve duygusal uyaranlardan uyarılır. Erkeğin kafasında birçok sorun varken görsel ve dokunsal uyarılar erkekte cinsel uyarıyı tetikler. Ama kadının kafasında sorunlar ve birçok düşünce varsa duygusal ve sözel uyarıcılar yanında dokunsal uyaranlar olsa bile cinsel isteksizlik ve uyarılma bozukluğu olabilir.''

*

''Kadınlarda muhtemel cinsel isteksizlik sebepleri:

Cinsellik hakkında yanlış inançlar
Evde ya da işte sorunlar
Eş veya partnerle yaşanan duygusal ya da cinsel ilişkideki problemler
İlişki sırasında canının acıyacağı korkusu
Aşırı stres, depresyon, anksiyete gibi ruhsal sıkıntılar
Geçmişte yaşanan taciz, tecavüz ve cinsel istismarlar
Evlilik sorunları (Özellikle eşe karşı gizli öfke, kırgınlık, dargınlıklar, aldatılma)
Fiziksel hastalıklar
Kullanılan bazı ilaçlar
Doğum sonrası ilk aylar
Fiziksel olarak kendini çekici bulmama, bedeninden memnuniyetsizlik''