23 Eylül 2017 Cumartesi

Rüveyda ! Rüveyda! Ah Rüveyda..!

Hayalini sevdiği narin sevgiliye özlem mektupları  Rüveyda 7 .)
Herkesin ona yazmaktan çok yaşamak  istediği  kelimelerle değil bir bakışla anlaşmak  ona dair anlatmak istediklerinin dile gelmesi... 
Duygular ve yüreğinden  gelen esintilerin kalem eşliğinde kağıda sır vermesi. Gayet güzel gidiyor  azizim her defasında final kelimesi de ayrıca güzel bir detay ...

***

Bir tutam delilik, bir tutam velilik, bir tutam hissiyat, bir tutam tecrübe, bir tutam neşve ve avuç avuç şeytan tüyü...
Hülasa-i Murat

*** 

Seninle ruhum okşanıyor.
Rüzgar var burda; aklına eseni bırakıyor, aklına uymayanı uçurup götürüyor...
Deli hoyrat ve sıcak bir rüzgar
Nereden geldiği nereye gittiği belli değil. Sadece esip duruyor.
Tıpkı aklım  gibi....

***

Rüveyda hayalimizde arzu ettiğimiz özellikleri taşıyan soyut hayali karakterin duygu hissiyat eşliğinde somuta çevrilmesi. 
Herkesin yaşadığı veya yaşamayı arzu ettiği bir Rüveyda'sı veya  Murat'ı olmalı ;) 
Rüveyda mektuplarının sonuna bi latife de benden olsun
Sizin Rüveyda ;) 

***

Sen benim adamımsın bunu hiç bir gerçekle takas etmem. Rüya ise bile gördüğüm en güzel rüya sayar seni öyle yaşarım. Aklımı kalıplara sığdımadan seninle aklımın hayalimin gidemeyeceği ötelere giderim. Sonundan korkmadığım tek yol sana yaklastığım yoldur.

***

İç seslerim çığlık çığlığa
dudağının kenarında beliren tebessüme sığındım
tut elimden...
al beni senin rengarenk coğrafyana...
sakla beni satırlarına...

***

Kelamın, kalemim, derdim meramim, bana senden öte dert senden öte şifa yoktur. Sen nasıl bir ruyasin ki uykuda olmak la ayık olmak fark etmiyor. Leylayim ben mecnun olmaya hevesliysen,bicareyim ben çarem olmaya hazirsan....
Boş masallara avuntuyum, soğuk rüzgarlara kuruntuyum,
Sirinim ben ferhat olmaya geldiysen, yolum, solum, gel sen ol.
Bir kez bana gel, 
Sen neyim olmak istersen...

***

Seni yazmak,aşka dalmak
kanat çırpan yüreğimi ellerine bırakmaktır
sıcacık yanlarımla artarak,çoğalarak seviyorum seni...

***

Varlığına eşdeğer olan ömrüm, sensiz  kuru bir  nan olur bilesin...

***
Aşk kokuyorsun...
Yitik çocukluğumdan kalan yegâne düşüm...
Bana hiç tatmadigim elma şekeri korkuyorsun...
Memleketime deniz meltemi gibi estin.
Söyler misin? 
Esip geçtiğin yerde çicekler mi acar?

***
Zamanlı zamansız düş zihnime,
Çünkü en çok yüzün yakışıyor gözlerine…



Sizden gelenler, ''Rüveyda'ya mektuplar'' konusunda, bendenizi teşvik edeceğine; kelimelerinizin gücü karşısında acizliğimi, biçareliğimi, zayıflığımı, fakirliğimi hatırlatsa da; ''kalem eşliğinde kağıda sır vermeye'' ruhumun saçmalıklarını burada saklamaya devam etmek istiyorum. Sesli şiire gelince...içimdeki istemeden yapamıyorum...


22 Eylül 2017 Cuma

Rüveyda'ya mektuplar (7)

Can Rüveyda, Canım Rüveydam,

Nasıl güzel tebessümlerle okudum mektubunuzu. Hava kapalı, renkler içimin grisine benziyordu bu sabah. Ama sizden gelen mektubu, kapımda görünce, zarfı nasıl açacağımı şaşırdım. Heyecandan zarfla birlikte o, gönlümün kadifelerle saklı çekmecesinde saklayacağım mektubunuza, az daha zarar verecek, incitecektim. Öyle güzel kokulara sarmalanmış ki, mektubunuza zerre halel gelse, günlerce kederler beni kemirir, affedemem kendimi.

Bu satırları okurken muzip,muzur gülüşlerinizi görür gibiyim. Hiç de masum değilsiniz böyle zamanlarda, hatta kışkırtmayı seven, o dişi Rüveyda arz-ı endam ediyor. Ne de çok yakışıyor, en çok da size yakışıyor. Siz, kadınlık aleminin yegâne temsilcisi olarak, isteseniz yeryüzü fesada düçar olurdu. 
Yeryüzünü boş verin, ne kadar fitneniz varsa, salın ruhuma,size parsellenmiş yurduma...

''Sana hislerimi bütün coşkunluğu ile anlatmaktan korkuyordum. Ya beni küçümserse diyordum, ya zayıf bulursa, ya sevmezse? Ama sevginin maskeye ihtiyacı yoktu...''

''Odamda günlerdir yalnızım, ziyanı yok dünyada da yıllarca yalnız değil miydim?''

Sonra bir şey oldu, sizi tanıdı kalbim. Korkular,kaygılarla üzerime üzerime gelirken; adını söylemekten çekindiğim o tılsım,galip geldi korkularıma. Bu defa,hisler,başımı döndürdü odamın duvarlarında zikzaklar çizerek.

Şu an yanımda olmanızı, size sarılmayı ne çok diledim
Ve siz hep konuşsanız, ben dinlesem istedim...

Sessiz bir grinin tonunda işte yokluğunuza sitemli bir akşam oldu bile...

''derin sızı çökünce geceyle birlikte yüreğine sen şarkılarını bana söyle,koyun koyuna bizi düşle
ellerin beni arasın, gözlerin göz bebeklerimde takılı kalsın...''

Sürekli güzelleşiyorsunuz Rüveyda, sürekli. Zaman burada beni yokluğunuza mahkum edip, yıpratırken siz nasıl her geçen gün güzelliğin zirvesinden, sultanlara has duruşunuzla, bendenize istihzalı, edalı ve cilveli bakışlar atabiliyorsunuz. Hiç mi acımıyor, merhamet etmiyorsunuz sizinle dopdolu kalbime..?

Bir şarkı çalıyorum. Şeytana uyalım diyor. Ama adamın sesi, bendenizin sesi, ruhu gibi hüzün pınarı Rüveyda. ''Sessizlik sensin geceleri, fincana kahve koydum gel. Bugün şeytana uydum gel....'' diyor.
Yoksa bu gidişimiz o yöne mi..?

''Ay doğdu dağın üstünden.'' diyor şarkı...
Ay doğdu dudağının üstünden anlıyorum nedense. Ah o öpülmeden önce uzun uzun koklanası dudaklarınız. Kıyısında demirlesem o dudaklarınızın, bir ömür boyu, gölgelensem, ölüm bana gelir mi ki..?

Öpüyorum gül yaprağı dudaklarınızdan,desem,hadsizlik etmiş olur muyum bilmeden öpüyorum işte...

Dudaklarınızın kıyısında bir Murat













kelepir 99













21 Eylül 2017 Perşembe

Rüveyda adına mektuplar almaya başladım..!

''Rüveyda serisi devam edecek mi ? Bir yazar birilerinin üzerine gelmesi ile, dip nottan : '..kimseden Rüveyda adına mektup falan gelmiyor. Bu konuda kuşkulu mailler devam ederse bu seriyi bırakacağım !' diyerek pes etmez bildiğini okur.''

Sonunda Rüveyda adına mektuplar almaya başladığımı ilan ediyorum. Fena da olmadı. Zira Murat,.Rüveyda'sının siluetini,ruh tuvaline zaten çiz(e)miyor,çizmiyordu. Soyut (müşahhas) birine atfen mektup yazmanın,güçlüğü izahtan vareste. ( Rüveyda bana, aşk dışında, kadim Türkçe kelimeleri de hatırlatmaya başladı. Kadim,eski Türkçe,Osmanlıca...demişken, meşhur şair bir kadın tanımıştım bir zamanlar, telefonla konuşmak kısmet olmuştu,bir kaç kez. Takip ediyorsa, kendisine buradan selamlar,sevgiler.
İnanın kendimi devr-i Osmanlı'da, başımda fes ile bu zengin Türkçesi ile,pek de kibar konuşan bu derin hanımefendiyle, ''Kâtibimin setresi uzun'' zamanlarda sandalda kürek çektiğimi sanmıştım.
''Eskimeyen '' ama kasıtlı eskitilen,uydurukçaya kurban edilerek, başka bir ruha maya için kullanıma sürülen günümüz Türkçesinin basitliğini bir kez daha yaşamıştım.
Oysa kullanılan lisan, ruh dünyamıza ya letafet,zenginlik,nezafet katar, ya da aksini...Konu (bahis) uzun.

Rüveyda adına gelen ve gelecek mektupları da burada saklayacak,onlardan da ilham alarak,mümkün olduğu kadar, ( ruh iklimim ile alakalı olarak) seriye devam edeceğim inşallah. Yazan, okuyan herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

Gelen mektuplara geliş sırasına göre, aşağıda yer verdim. Hele Kürtçe kelimeler ile bir başka lezzetli olmuş. Ve en sonda iki okurun Rüveyda konusunda, farklı ilginç tartışması...

Bugün hicri 1 Muharrem 1439, yani biz Müslümanların yeni yılı; mübarek olsun,hayırlara vesile olsun,kutlu olsun efendim.



''Ah benim heybetli dağım! 
Ben sana vurgun bir kevok, sen bana küskün bir baz... nasıl diner bu hasret, kalbim ellerine sığmaz...
Zirvende uctuğum yeter, ya beni parçala akıt kanımı, yada bu evsiz kevoku bağrına bas...

Kevok (güvercin)
Baz ( şahin) demek. ''

***

''Beni çok sevmelisin....
Ne kadar da uzaktım sevimli çocuk parklarından, içimde on çocuğu barındıracak kadar çocuktum oysa. Bir liseli edasıyla sevebilir mağrur bir aşık gibi terk edebilirdim ürkek sevgiliyi....
Görkemli aşklara inat hoyrat yaşadım aşksız, belki bundandır bu mecburiyetin, beni sevmek sana ağır gelmemeli oysaki...
Gözlerimde hiç bir şey taşımam; ne kin ne öfke nede sevgi... Düz bakarım hayata katıksız görürüm her şeyi, seni de bundan ötürü sevmedim mi? 
Beni çok sev ki bedenim yaşadığını bilmeli... Sev istiyorum ışte beni, sev, ne olacak ki? ''

***

''Gecenin kasvetli karanlığını yırtarak sevdana büründum.
Usul usul dokundum bebek gözlerine. 
Diplerden daha dipe, derinlerden en derine çektim yalnızlığımı...
Şimdilerde meşakkat edindim seni sevmeyi, senden yana sevilmeyi, seni çocuk gibi sevindirmeyi... 
Ah iki gözüm suretin sol yanıma denk geldi.
Sensin yaralarıma ilaç, dokunuşun saçlarıma  bahardır bilesin....
Bırak da nefesin bütün bedenimin coğrafyasında gezsin. 
Ilık bir meltem gibi. 
Denizden mi dağdan mi gelir serinliğin....
Tutamadın ellerimi, tutaydın el alem sana yandığımı nereden bilsin...
Ah iki gözüm, şimdilerde sen be de dert aynı dert de melhem gibisin
Çok gelmesin çocuk ruhuma bayramın. 
En coşkulu çocuk kahkahalar karıştı kadınsı yaralarıma...
Bana sen yara bandı  değil de yeni bir beden gibisin...''

***
"Ruveyda'yı yazanın ruhunu muhabbetini hissiyatını idrak ederse ne âla...
Yoksa  kendi kendini imha edecektir sırça köşkten ..!'' (Bu bir okurumdan gelmişti,yayınlamıştım. Aşağıda gelen bir başka kıymetli okurumdan.)

- Adına şiirler yazılan pervâneye döndüklerimiz bunun ne kadarını bilir, bildiklerinin ne kadarını hisseder, misal bir kadın bir adamın imkansızlığını bile bile tutuldu, bunu adam belki bilmiyor bile, esasında bilmek karşılık bir duygu ve en önemlisi hak etmek, hissettiklerimizi hak ediyor terazisi ile ölçtüğümüz vakit kaburgamızda sakladığımız hisler yok olmaz mı?

Kendini imha etmek ağır bir vebaldir Rüveyda'na.''






19 Eylül 2017 Salı

Rüveyda'ya mektuplar (6)

Sevgili Rüveyda,

Bugünüm de avare bir serkeşlikle geçti. Annem de olmasa, hepten bir köşede donar kalır, ruhumda saklı Rüveyda'yı resmetmeye adapte olurdum. İyi ki annem var da, gerçekliği olan bir ''kadın''a dokunup, işlerini görerek, hiç değilse ömrümde bir kadını mutlu edebiliyorum. ''Bir kadını...''

Oysa ikinci bir kadını daha mutlu etmeye nasıl da azimli,istekli,arzulu idim.
İstek arzu... basit, yavan kaldı bu kelimeler.

Ben bir Rüveyda'ya ömrümü adamaya, ülkemi parsel parsel sunmaya hazırdım. O Rüveyda, ülkemde gezinecekti. Çıplak ayakları ile,bozkırlarımda, yaylalarımda, ovalarımda, tepelerimde dolaşacaktı.

'Oysa ''ellerinin sıcaklığında hiç bahar göremeyen kar taneleri gibi eriyen benim...''

Kelebekler etrafında dönecek, Rüveyda'ma şarkılarında eşlik edeceklerdi.

Ben, usta bir ressam gibi, onu çizecek, çizecek, yine de doymayacaktım.

Çünkü siz Sevgili Rüveyda,

Doyulamayacak kadar çok olacaktınız.

Doyumsuzum size bunu ilan ediyorum!

Arsızlık da yakıştı sonunda bana...

''Ne tuhaf,
kavuşmaya benziyor bazı sabahlar..''

Sabah gördüğüm kadın, akşam geldiğimde bamb'aşka kadın olacaktı.

Beni sürekli şaşırtacaktınız. Şaşırtmak ne kelime, sarhoş edecektiniz ve hiç bir zaman ayılmak istemeyeceğim bu sarhoşluk, gözlerinizdeki o naif, şefkatli, sevgi dolu bakışlar altında sonsuza dek sürecekti.

''Her şey abartı.
Yalnız özlemek gerçek. Sadece o abartılmaz.'' 

İnsan, sevdiğini özler. Sevmenin gölgesidir özlemek. Özlemek için, uzakta olmanız da gerekmez. Uzakta olanı zaten herkes özler, yakında olanı, canı gibi aziz bilenler özler. Sizin uzaklarda olmanız, nasıl ki, sevmeme mani değil,aksine içimdeki ateşi körükleyen bir nefes ise, yakınımda da olsanız, bu özlemlerimin dinmesi gayri kabil idi.

Sizden her gelen mektup, yenisi gelene dek, defalarca ve her fırsatta okunuyor. Ruhumu dokuyan kelimelerinizle,sizden uzaklarda bir nebze iyi oluyorum. (*)

Ah Rüveyda!

Bize zaman değil, mesafeler engel. Şartlara yenilmiş aşklar da varmış meğer; öğrendim.
Mesafeleri aşsak da, saklandığımız,soluklandığımız kapının ardında, nöbette beklemiyor mu ayrılık..?

''Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene yanımda yürümüştün!''

Biz birlikte yürüyemeden, bir yerde bir şeyler içip, sohbet edemeden, o kapının ardına saklanamadan, hep böyle biçare, hep böyle içimizde yankılanacak hasretlerimiz...

________________________

 (*)  Yahu yemin mi edeyim, kimseden Rüveyda adına mektup falan gelmiyor. Bu konuda kuşkulu mailler devam ederse bu seriyi bırakacağım !

(*) Kalın karakterle tırnak içindeki cümleler, yazarlardan iktibaslardır, yazımın insicamı bozulmasın diye, yanlarına parantez içinde isimlerini eklemedim,dileyen arama motorlarından bulabilir.





16 Eylül 2017 Cumartesi

bir yudum şiir...

''Ruveyda'yı okuyan her kadın kıskanacaktır 
Sevilmek isteyecektir tarafından...''
  
***

''Ruveyda'yı yazanın ruhunu muhabbetini hissiyatını idrak ederse ne âla...
Yoksa  kendi kendini imha edecektir sırça köşkten ..!''

***

"Her kadının içinde bir erkeğin kölesi olma isteği vardır"

***

''İnsanın ruhunda aşk sevgi yoksa ne yapsanız enjekte edemezsiniz  
Bir kelime = 55 anlam  mâna içermiş  hepsi birbirinden güzel özel, kalem ile adeta raks edilmiş.'' 

***

''Kimselerim yok, 
hiç kimselerim yok kırık kemikli saatlerinde içimin.
Ellerim ufalanıyor, korkuyorum altlarında ezilmenden.
Kıyamadığımdan seslenemiyorum, dokunamıyorum boynuna, boynun ki doyumsuzluk, aç bir edepsizlik.
Utanmıyorum.

En güzel bu olmalı.
Kokunun ucu uçurum, uçurum ben.
Karanlık diplerde açıyor tenim, bin ton renk içinde.
Kimseler yok, hiç kimselerim yok kızıl gölgesinde nefesimin.
Eğilirsem yüzün batar ciğerime.
Dudaklarında birikir nehirlere dönüşürüm.
Kanatlı bir göğüs.

Parmaklarımın uçlarından tutunuyorum sana, emiyorum güzelliğini.

Kendimi geçtim, uyanmandan endişeli, düşüyorum usulca boynuna.
Bu işte, kimsesizlik bu.
Var oluşum tek sana.

Öpsem, düşman kesilirim kendime.
Öpmemeliyim, daha değil, şimdi değil.
Uyanma!

Ağzında başlıyor gök.
Kuşlar ne güzel.''

16 eylül/ Su

***

''Gözlerine yakalanmaktan korktukça
ismini tutuşturuyorsun dudaklarıma.
yaprak yaprak düşerken sana 
usul usul işliyorsun kanıma...''

***

'' Özledim seni
sen gibi
aşk gibi.
Sadece sarıl
düşlerime karışsın kokun
gördüğüm rüyayı gerçek sanayım...''

*** 

''..gecenin alacakaranlığında düşlüyorum seni
saçlarıma diyorum, asmaz mısın hayalini? ''

***

'' Bugünlerde her şeyle savaş halindeyim. 
doymuyorum mağlubiyete...''






15 Eylül 2017 Cuma

iyi misin ?

iyi olmak..!
iyi olduğunu zannetmek!
iyi olduğuna inanmak!
iyi olduğundan emin olmak !
buna nasıl ve kim karar veriyor ?
nefsim mi ?
vicdanım mı ?
başkaları mı ?
iyi olmak;
iyilerden olmak,
iyileri sevmek,
iyilere benzemek,
iyilerin izini sürmek...
o iyiler kimler ?
nişanları neler ?
iyi olmak...
iyiyim dediğimizde,
inanıyor muyuz, iyiliğimize?
iyilerden olduğumuza,
iyi yaşadığımıza..?
uzun lafın iyisi :
ölürken belli olacak
iyimiymişiz..


.

14 Eylül 2017 Perşembe

Rüveyda'ya mektuplar (5)

Sevgili Rüveyda,

Hayır, belki yalnızca Rüveyda demek daha doğru.


Çünkü isminizin içinde : Sevgili, sevgilim,aşık olduğum kadın, aşkına adandığım, ömrüm,ruhum,gönlüm,özüm,sözüm,nimetim,kıymetlim,kraliçem,nefesim,nefsim,nefisem,
hasretim,sefam,kadınım,yandığım,aradığım, ağladığım, mektuplara yaslandığım,beklerken yaşlandığım, küçüğüm,sultanım,prensesim,gözümün nuru,gönlümün süruru,canım,cananım,sevdam,ay parçam, nurum, huzurum, kuşum, çocuğum, gururum, onurum,yoksunluğum,avuntum,zaaflarım, atar damarım, kanım,karım,kârım,yarınım,saçmalıklarım,sancılarım,yarim,sol yanım,yangınım,
içimde saklım,kaçamaklarım,aşkım,saklım,tılsımım,kayıp yıllarım,tutsaklığım,fakir mısralarım,ahlamalarım,anmalarım,...hepsi var.

"Madem ki uzun senelerin hasreti içimizde yaramaz bir çocuk gibi tepinmektedir,
gel, birbirimizin olalım ve sen bana aşkın da ebedilik kadar tatlı ve güzel olduğunu anlat..." demiş bir yazar.  


Hayır gelmen şart değil..!
Sen bu ruh iklimini bana yazarak da yaşatabilirsin,yaşatıyorsun da...

Sevmek için ne sevilmek, ne de kavuşmak şart değil. [Keşke sen de bana yazabilseydin. Kafka yine de şanlıymış, Milena'da ona yazardı.]

Bir kadın, bir isimden fazlasıdır,olmalıdır.

Bir kadın çok kadındır aslında. 

Sabah gözlerimi açtığımda, yanımda masum bir kız çocuğu uyur. Seyrederken nefes alışlarımı bile kontrol ederim, uyanmasın diye...Ne güzel uyuyorsunuz Rüveyda...
Pamuk prensesler gibi, ihanetsiz, sadık,sakin, duru, billur bir su...İçip içip kanamadığım bir su...Kanmak da istemediğim...

Kahvaltıda, karşımda, sevdiği adama en iyisini sunmak için çırpınmış,özenli,zevkli güler yüzlü bir kadın vardır. Sevdiği adama önem verdiği her detaydan belli olan.

Akşam eve dönüş saatlerim yaklaşınca, heyecanla makyaj yapan,tuvaletine kadar kendisini hazırlayan, biraz dekolite, bazen gizli sinsi bir kıyafetle, masum bir kışkırtıcılık ve muzurlukla canını bekleyen, heyecanı bitmeyen müşfik bir kadın açar kapıyı. Masumluğun içinde saklı bir kent gibi,müthiş bir dişilik...

''Akşam olmak bilmedi!'' diyerek, eve sabırsız koşan adam ben, kapıda mis gibi parfüm kokusunun teninizde tatlandığı,anlam kazandığı siz Rüveyda...

Eli boş gelmeyen adamı,gönlü,gözleri dopdolu karşılayan Rüveyda...
Hoş sohbetler arasında kondurulmuş pembe buseler,ruha serpilen konfetiler gibi,rayihalarını saçarken, zaman hızla gecenin sınırlarına girmiştir bile...

Gece yatma vakti;hayır,iki canın tek can oluşunun,yine yeni,yeniden tescillenme zamanı.İşte karşımda yine,yeni,yeniden bambaşka bir Rüveyda...

O artık ne sabah uykusundaki masum çocuktur, ne kahvaltıdaki eş, ne de akşam eşini karşılayan enfes kadın. İçindeki yosma dışarıya vurmuş, dili lâl ama hareketleri son derece davetkâr, kışkırtıcı,dilber,geyşa...her şey...En yorgun zamanları canlandıran, dirilten kendine has tınısıyla,çıldırtıcı bir çekim gücüne karşı koymak mümkün değildir...

Ah nefesim...Yine kontrolümü aştın,normal seyrinin üzerinde bir intifada süzülmektesin..Ülke senin,her santimine önce kuşbakışı bakabilirsin. Birazdan dilediğin yere,dilediğince konar, santim santim gezinirsin nasılsa...

Rüveyda, 
Sözleri uzatıp sizi sıkmak istemem, isminize yüklediğim anlamlar,bizi nerelere götürdü. Öyle güzel bir yer ki, gökkuşağının renkleri ile adeta müzik notaları gibi dans ediyoruz.

Sizin Murat






13 Eylül 2017 Çarşamba

kelime türetmece..!


..uyumsuzum,
umutsuzum,
susuzum, 
suskunum,
vurgunum,
huysuzum,
uykusuzum,
solgunum,
mutsuzum,
yorgunum...





deli nehirler gibi...








12 Eylül 2017 Salı

Rüveyda'ya mektuplar (4)

Sevgili Rüveyda,

Adınız ile nefes aldığımı;kalbimi, hissediyorum artık.
Bazen soluk alış-verişlerimle baş edemediğim,onları konrol edemediğim anlarda, kendimi sokaklara atıyorum. Hızlı hızlı yürüyorum, nereye gittiğimi bilmeden...Size gelir gibi, ürkek ama kararlı...

Bahar goncalarının arasında sanıyorum kendimi, oysa mevsim sonbahar; mevsimi ömrümün, son-bahar...

''Sen bana ezan çiçekleri açarken geldin..'' geldin diyor ya şair...''Eylül,bir ömrün ikindi vaktidir.''diyen şair geliyor aklıma, bakmaktan kaçındığım aynaları tasdik edercesine...

Ah Rüveyda, can Rüveyda..!

İsmin nasıl da ege kıyılarında, tek katlı evlerin bahçelerindeki yaseminler gibi kokuyor. Nasıl da sarhoş edici,nasıl da baş döndürücü...

Karşılaşsak, bana güzel bakardınız değil mi Rüveyda..?

Sevgi dolu,sımsıcak,sadık,yalansız,riyasız,sahici...

Sanki hayat enerjinizi gözlerimden, nefesimden alıyormuş gibi...Belki muhtaç gibi...

Biliyor musunuz, halen ruhumdaki tuvalde sizi resmedemedim...Kara kalem gözlerimde, ama bir türlü çizemiyorum. Gördüğüm şimdilik yalnızca ruhunuz. Zaten asıl görüş bu değil mi ? Sesinizi duysam, sizi görmüş olurdum,çünkü ruh sestedir. Ses rengi güzel olanın, ruhu da güzeldir,ruhu güzel olanın, her şeyi...

Evet karşılaşsak, nasıl olurdu acaba...? Düşünürken kollarımdaki titreşime takılı kaldım bir an...Tüylerim diken diken oldu deriz ya, benim ruhum öyle oldu,kollarımdaki, dallarımdaki yalnızca yaprakların titremesi, üşümesi...Rüzgârın yapraklara,piyanistin tuşlara sıradan dokunuşu gibi.

Siz Rüveyda,

Eminim bana çok güzel b'akardınız. Ömrüme ömür katardınız.
Sanki şehla olur, şelaleler gibi akardı bakışlarınız, ruhumun yatağında...

Sokağa çıkıp,insanların pek olmadığı yerlerde yürürken, sesli, avaz avaz şarkılar arasında sakladığım adınızı söyleyesim var. 
Rüveyda, Rüveyda...!
Bir-iki kişi görse de, ya deli der, ya çılgın, belki aşık diyen sezgisi yüksek biri de olabilir...Bana hepsi yakışır. Aşk,hepsi değil mi? Bu gidişle, her durağa uğrayacağım nasılsa...

Esiriniz Murat









10 Eylül 2017 Pazar

Cevap veriyorum (Rüveyda).



''Rüveyda'ya mektuplar'' tahminimden fazla ilginizi çekti. Devamını heyecanla bekliyoruz,devamını yazmalısınız, gibi mailler teşvik edici oldu. Seri olduğu için yanına rakam yazmak zorundayım, kelepir'lerde olduğu gibi.

Her mektup için konu başlığı bulur muydum, bulurdum. ama o zaman ''Rüveyda'ya mektuplar'' yazdıktan sonra yanına konu ismi eklemeliyim, o zaman başlık çok uzun olacak. ''Rüveyda'ya mektuplar''  kısmını hiç çıkaramam, google'de Milena'ya mektuplar aratırken, ''Rüveyda'ya mektuplar'' da çıksın.😊 Benim neyim eksik Kafka'dan (dermişim) yok kimseyle aşk atacak donanıma sahip değilim. Kafka,ters düşmüş böceğe merhamet göstermedi ya, taktım adama, o sebeple bendeniz de ''deneme'' mahiyetinde heves ettim.

Edebiyatta olsun,sinemada...vs.olsun. Bir kere ünlü olun yeter. Sonra en basit, en sıradan cümleniz sosyal medyada. Sabahattin Ali ve Kafka örneğinde olduğu gibi.

''Herkesin bir Rüveyda si vardir icinde.Ama kadin ama erkek.'' elbette haklısınız. Fark şu ki, bazıları için soyut (müşahhas),bazıları için somut (mücerret) olarak hayatımızda yer alırlar. Rüveyda ya da Rüstem :)) herkesin içinde vardır,yoksa da olmalıdır.

Bir diğer mektup, '' Rüveyda'yı görmemişsin, sanırım resmini de göndermemiş size, o yüzden ''ruh tuvalime resmedeceğim'' diyorsunuz, ama mektuplar yazıyor size belli ki..'' demiş.

Hayır kimseden mektup gelmiyor Rüveyda rolü için. Birilerinden mektup geldiği için de başlamadı. Kafka'nın Milenası'nı okurken, bahsettiğim gibi, ''böceğe merhametsizliği'' beni teşvik etti. İlk kez, mütevazılığı terk ederek, ''bu mu sosyal medyadan eksik olmayan Kafka mektupları, diye burun kıvırdım. Kaldı ki, Kafka'nın karşısında somut ve daha önce gördüğü bir kadın var. Ben hala ruh tuvalimde resmetmekle meşgulüm, bu bir dezavantaj.

Sözü uzattım, ama bu açıklamalar gerekliydi.

Kahve saatim gelmiş, huzurlu pazarlar...








9 Eylül 2017 Cumartesi

Rüveyda'ya mektuplar (3)

Bilseniz adınız nasıl da fitne bu aleme..!
Yalnızca kendi canıma sanırdım, meğer adı Rüveyda olmayan ne kadar kadın varsa yeryüzünde,onlar için de fitne imişsiniz, zaman bunu gösterdi.
Onlar sizi böylesine kıskanırken, ben nasıl kıskanmayayım, hem de ilk önce kendi g'özlerimden...


Ah Rüveyda !

Aslında buraya yalnızca adınızı yazsam yeterdi...

Ama bu içimin yangınlarına merhem olmuyor,yetinemiyorum.

Bunlar hep Kafka'nın Milena'sına yazdığı mektuplar yüzünden oldu. Bir de ben deneyeyim dedim,Kafka ile değil, kendimle yarışa girdim. 


Hayaliniz henüz tamamlanamadı ruhumun tuvalinde. Ne zaman tamamlanır, onu da bilmiyorum. Tamamlamak ister miyim, o da ayrı bir mesele...

Ruh tuvalimde saklı tutarım belki de suretinizi, sirettir ruha nakış nakış işleyen.

Siz benim ruhuma işlediniz, nakkaş gibi ve iğnenizin ucundan zerre acı akmıyor, hasretten başka.

Esmer, sarışın...ruhun giydiği, ya da saklandığı elbise, göz için önemlidir, öz için değil. Nice insanlar nezdinde güzel sayılmayan kadınlar vardır, ama o yakışıklı kocaları o kadınlar için pervanedir. Erkekler kadında dış görünüşe önem verir ve bu genelde her erkekte aynı kıstaslar içerir. 

Önemsiz ayrıntı diyen, yalan söylemiş olur. Fizik, göze ve nefse hitap eder. 
Nefs dediğimiz şeyi ne/ler doyurur ve uslandırır...? Uslanır mı o da bahs-i diğer.

Çünkü ''Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil...''  

Bir arkadaşım sormuştu Rüveyda, evlilikte cinsellik nedir,iki cümleyi aşmadan ama diye...

''Her şey değildir, ama çok şey..'' demiştim... İnsanın mayasında bulunan malzemelerden nefs (ego) çıkarcıdır da. Karşı cinsle yoldaşlık etse ve bunu sevgisinden şefkatinden yapsa bile, iş gelir sevişmeye dayanır,kaçınılmaz...

''..öpüyorum gül yaprağı dudaklarından...'' diyen şair o dudakları ne zarif ne usul öpmüştür kim bilir...

An gelir de ruhumun tuvalinde resminiz belirirse, size mektup yazmak daha kolay olacak. 

Zor olan, sizden uzakta,kelimelerde teselli aramak...



Sizin Murat






8 Eylül 2017 Cuma

Final..!






kelepir 95






Bildiğimi bilseydiniz!


Allah’ın Resulü şöyle diyor: “Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz.”

Biz aslında “çile” ve “hüznü” seçmeliydik, ama “keyif”, “rahat”, “haz”zı seçtik. Yani “Mütrefinlerden olduk. “Tekasür”lerle övünüyor, hatta kibirleniyoruz.

Tarih bizim için mefahire dönüştü. Din, ritüel, seremoni ve ikonaların arasına saklanmış gizemli bir dünyanın anahtarını içinde saklayan esoterik bir fanteziye dönüşüyor giderek.

Hani “ağzımızın tadını kaçıran ölümü sıkça anacak”tık! Şeytanın vaad ettiği “yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat”ın peşinde koşuyoruz sanki, ahireti, cenneti-cehennemi unutup. “Her nefis ölümü tadacaktır” oysa ve bu dünyada yaptığımız ve yapmamız gerekirken yapmadığımız her şeyin hesabının sorulacağı bir gün var. Ve bizim gören, duyan, bilen, hüküm sahibi, kadir-i mutlak, din gününün sahibi bir Allah var.

Ölümden ve rızıktan korkuyoruz en çok, değil mi? Korkmayın ya da debelenip durmayın ecelimiz ömrümüzün kefilidir, eceliniz gelmeden ölmezsiniz, eceliniz geldiğinde ise sizi yaşatacak kimse yoktur. Azrail ne erken gelir, ne geç kalır, hep tam zamanında gelir. Rızkınızdan azını ya da çoğunu yemeyeceksiniz.

Uzun ömür duasını ve bol rızık duasını bırakın da ömrünüzün ve rızgınızın “bereketli” olmasını dileyin. Hatırlayalım, “Allah zaman içinde zaman yaratandır.”

Hem zaten başınıza gelecek ne varsa ya sizin yaptıklarınızın karşılığıdır ya da sizin imtihanınızın gereğidir.

Biz “ahir zaman peygamberi”nin ümmetiyiz. Her gün kıyamete bir gün daha yaklaşıyoruz. “Ahir zaman” zor bir dönemdir. Genel olarak gelen zaman geçen zamanı aratacaktır.. Zaten insanlar çok az şükrediyor ve hep sahip olduğu her şeyden şikayet ediyor. Çok sabırsız ve kan dökücü. Öfkesi merhametinden büyük. Nefreti sevgisinden.

Ama yine de Allah bizi zaman zaman, mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan ediyor.

....

Hz. Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya atıldı, köle pazarında satıldı. Saraya girdi, ardından iftiraya uğradı, derken hapse atıldı, 7 yıl zindanda kaldı. Sonra suçsuz olduğu anlaşıldı. Mısır’a sultan oldu. 7 yıl bollukla imtihan oldu ve ardından 7 yıl kıtlık. Kıtlık onu kardeşleri ile buluşturdu. “Bize hayır gibi gelen şeyde Allah şer, şer gibi gelen şeylerde hayır murat etmiş olabilir denmişti” bize değil mi!

Sahi biz ne biliyoruz! Bildiklerimizden ne kadar eminiz. Beynimiz, midemiz, karaciğerimiz nasıl çalışıyor, biliyor muyuz? Peki bilgi olmadan onlar nasıl çalışıyor. Biz kimiz?

Sanırım bazı şeyleri yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Sabrı, merhameti, çileyi, hüznü yeniden öğrenmemiz gerekiyor. Hem bizim, hem çocuklarımızın bunu öğrenmesi ve öğretmesi gerek.

Dünyayı “oyun ve eğlence” yeri olarak gören anlayış bizim anlayışımız değildir. Bizim için “hayat iman ve cihad’dan ibarettir”. Dünya hayatı bir sürgün ve gölgelikten ibarettir. Hal böyle iken oyun ve eğlence için ne büyük tesisler inşa ediyor, ne çok zaman ve para harcıyoruz. Allah bizi oyun ve eğlenceyle vakit geçirelim diye yaratmadı. Gerçek şu ki, “ahiret yurdu Allah’tan korkanlar için daha hayırlıdır.” 

[Abdurrahman Dilipak]

 Üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir yazı kaleme almış..Burada yazarlar topluca yer alır ve genelde makale ismine göre okurum. Makaleyi özet iktibas ettim.

7 Eylül 2017 Perşembe

Rüveyda'ya mektuplar (2)

Ah Rüveyda !
Sana gönlüm diyorum içimin sana giden koridorlarında,
yankısını duyuyor musun ?
Evet ışığın gölgesi yok... 
''Işığın gölgesi yoktu, üşümek kâinat yansıması...''
Ötesini ne bilelim sevmenin, ne de isteyelim.
İnsan sevince,başka ne ister ? Kavuşmak mı ? Ya kavuşmak nedir ? 
İçinde asıl canı(ruhu) saklayan iki bedenin tek ruha taşınması mı ?
Bedenler olmadan olmaz mı bu dediğimiz?
Ötesini ne bilelim sevmenin, ne de isteyelim.
Ötesinde sınıra varır insan...
Ruhtan çıkar, beden ülkesine girersin.
Yangınlar yeridir o ülke...
Ne şehvetlerin sonu var,ne de dinesi...
Oysa sevmek öyle mi Rüveyda..?
Sevmek ruhların tangosudur. 
Kelebekler gibi baharlara açılmaktır, aşk aşk...
Özlemektir ve özlemekten başka bir şey bilememenin aczinde sessizce gözyaşı dökmektir...
Ruhların sevmesi, sevişmesi neden yetmez insana? 
Maddi alemde ruh ve beden nefes aldığımızdan mı?
Öyle güzel mektuplarınız var ki Rüveyda, tekrar tekrar okurken, acizliğimin son raddesinde,size nasıl yazacağımın, ya-za-ma-ya-ca-ğı-mın çocuksu telaşını yaşıyorum.
Siz bana bakmayın, kelimelerinizi asla gemlemeden ve hiç aksatmadan yazın.

Kelimelerinizin muhtacı Murat