31 Mayıs 2017 Çarşamba

Nihat Hatipoğlu

Takmışlar, TV programlarında para alan hocaların aldığı paralara..!

Sanatçılar ve diğer yapımcılar/sunucular alınca sorun yok. Hocalar alınca adamların kaşıntısı tutuyor.

Rakamlar havada uçuşuyor ve hepsi de iddia..!

Hocalar da insan ve yaşamak için paraya ihtiyaçları var. Biz evlerimizde uyurken onlar ''ilim'' öğrenmek için emek ve zaman verdiler. O yerlere bir günde gelmediler. Yine şu ramazan günü evlerimizde, sıcacık yataklarımızdan sahura kalktığımızda, onları ekran başında hazır buluyoruz.

Bunca işi, karşı tarafın da verme imkânı varken, hocalar ne için bedava  yapacak ?

Kanallar olur olmaz her şeye ve dizilere milyonlar akıtırken, hocalar ne diye ucuza ya da ücret almadan yapsınlar ki...Nasılsa akıyor bari aldıklarından çevrelerindeki ihtiyaç sahiplerini de faydalandırırlar. Fatih Çıtlak 150 bin alıyormuş, bak bozuldum, aza razı olmuş, sonuçta senede 1 ay...Ve o da ehl-i sünnet çizgisinde bir hoca.

Aldıkları para helal miymiş..!

İşgüzarlığın ucu açık.

Her ramazan birilerinin dini hassasiyeti depreşiyor (!) ve nedense bu sadece Nihat Hatipoğlu hoca için gündeme geliyor.

Allah bilir, bu fesatlıkla uğraşanların dinle, dindarlıkla ilgileri bile yoktur. Ama akılları hocaların aldığı paralarda, verdiği nasihat ve sohbetlerde değil !

Sultan Ahmet meydanındaki kalabalıkların, hocaya olan muhabbetini kesmenin yolunu arıyorlar...Ama beyhude bir çaba..!

Bir kere, hoca, ehl-i sünnet çizgisinde. Bu nokta çok önemli. Genel çizgisi, fetvaları nakle dayanıyor. Uydurmuyor !

''Nefret ettirmeden, sevdirerek'' bu çizgide kalma gayretinde.

Şimdi hoca bu dedikoducuları kaale alsa, program yapmayıp, evinde oturması lazım. Sonra, sonrası belli, yerine kimbilir hangi ölçüsüz biri gelip Yaşar Nuri gibi milleti zehirleyecek..!

Hiç mi hatası yok ?

İş yapan elbette hata yapacak, sürçecek. Bendenizin de bazı net olmayan cevaplarını eleştirdiğim oluyor. Ama orada cevabı sadece muhatabına vermiyor ki, ağzını açmış kendisini yutmak için hazır bekleyen, fırsat kollayan,pusudaki canavarlara da veriyor.

Temel duruş,çizgi ve niyet önemli dostlar. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen, ehl-i sünnet ve cemaat çizgisindeki muteber hocalarımızdan Allah razı olsun,ömürlerine/ilimlerine bereket.

Yeri gelmişken, Nihat Hatipoğlu hocanın şimdiye kadar hiç bir eserini okumadığımı fark ettim. İnşallah ilk fırsatta aşağıdaki listeden seçip okumaya başlamalıyım.

İnsanlığın Geleceği ve İslam, 1988

İslami Davetin İlkeleri, 1988

Fitneler, 1997

Ashaptan Bir Demet, 1997

Bazı Hadislerin Günümüze Yansıması, 1997

Ayetlere Farklı Bir Bakış, 1997

Asr-ı Saadette Müşrik ve Münafık Liderler, 1999

Kur'an-ı Kerim'in Anlaşılmasında Hadislerin Rolü, 1999

Ebu Zür'a er-Razi ve Hadis İlmindeki Yeri, 2000

Hz. Peygamberle İslam'ı Doğru Anlamak, 2006

Saadet Asrından Damlalar, 2008

Sevgi Dininden Yansımalar, 2009

Dört Halife, 2010

Gökteki Yıldızlar, 2010

O'nu Nasıl Sevdiler, 2010

Nihat Hatipoğlu'nun Kaleminden Günlük Dualar, 2010

Barış Elçisinden Rahmet Dokunuşları, 2010

Allah'ı Bildiğimi Sanırdım, 2011

Rahmete Firar Etmek, 2011

Büyüklerin Duaları, 2011

Kur'an ve Sünnet Işığında Felaketler ve Deprem, 2011

Hz. Peygamber ile Kur’an’ı Doğru Anlamak, 2015


30 Mayıs 2017 Salı

Derinlik hasreti..!

Televizyonlarda ramazan programları...

Bir-iki hoca dışında dinlenecek yok !

Onlarda da derinlik bana yansımıyor...

Aradığım başka bir şey...

İslam'ın tasavvufi boyutu/buudu..

Hz.Mevlana'ca (ks)...

Hz.Geylani'nin (ks) keramet dolu menkibeleri...

Hz.Hüdayi'nin (ks) şeyhinin abdest suyunu bir anda göğsünde ısıtması gibi, sıcak iklimleri arıyor gönlüm...

Elbette hocalar, bildiğimiz şeyleri anlatacaklar; tekrar tekrar...

Ama, başka pencerelerden, başka ufuklara açılarak. Görmediğimizi görüp, göstererek...

Aşk yok..!

Derinlik kayıp..!

Nükteler uçmuş..!

Ölçü iflasta..!

En iyisi kitap okuma imkanı yokken, radyolar arasında gezinmek. Hem görsellik etkisi yok, hem de anlatılanlar daha güzel konular.

Ramazan bir bakıma arayış. Arayışta olan insanın, bu arama işine daha bir yoğunlaşması...

Şairin dediği gibi :

''Seni aramam için beni uzağa attın.
Alemi benim, beni kendin için yarattın..'' (Necip Fazıl Kısakürek)

Şah damarımızdan daha yakın olanı aramak...Nasıl bir bilmece, nasıl bir dünya serüvenidir bu, yaratılan ile Yaratan arasında..?

Soru bu iken, biz ne hevadan, ne nefsi davalardan, ne de dünyalıklardan ''bir an'' vazgeçemedik...

Sonra, derinlik derdi, vay hocaların sohbetleri sarmıyor serzenişi...

Zaman ahir zaman olunca insan malzemesi de bu kadar oluyor.

''Keşke ömrümün son ramazanında, bir dağ başında, bir kulübecikte oruç nasip olsaydı, insanlardan uzak olarak, belki bahsettiğim derinliğin izlerine rastlardım...'' dediğim anda, marifet halk içinde Hak ile birlikte itirazına tosladım ve sustum...





29 Mayıs 2017 Pazartesi

ne de ben...


  ..ne sen bıraktığım gibisin,
ne de ben o eski ben...



28 Mayıs 2017 Pazar

Hz.Mevlana'ca oruç...



459. Oruç yüzünden bizim canımız dirilik elde edecektir.

• Ramazan geldi; aşk ve iman padişahının sancağı erişti. Artık maddî yiyeceklerden elini çek! Çünkü, göklerden manevî rızık geldi ve can sofrası kuruldu.

• Can, bedenin hantallığından kurtuldu; tabiatımızın isteklerinin eli bağlandı! Aşk ve iman ordusu geldi, sapıklık ve imansızlık ordusunu kırdı geçirdi.

• Bir bakıma oruç, bizim kurtuluşumuzun kurbanı sayılır; bizim canımız, onun yüzünden dirilik elde edecektir.

Mademki gönül evine misafir olarak can geldi, onun uğruna bedenimizi tamamıyla kurban edelim.

• Sabır, hoş bir buluttur; ondan, hikmet, manevî lütuflar yağar! Bu sebeptendir ki, Kur'an-ı Kerim de bu sabır ayında nazil olmuştur.

• Bizi kötü işler, günahlar işlemeye teşvik eden kirli nefsimiz, arınmaya, temizlenmeye muhtaçtı, Ramazan gelince, günah zindanının kapısı kırıldı; can, nefsin esaretinden kurtuldu, miraca çıktı, sevgiliye kavuştu.

• Bu mübarek ayda gönül de boş durmadı; ümitsizlik perdesini yırttı, göklere uçtu. Can, zaten bu kirli dünyaya mensup değildi, meleklerdendi; onlara ulaştı.

• Ramazan günlerinde sarkıtılan merhamet ipine sanl da, şu beden kuyusundaki hapisten kendini kurtar! Yüsuf aleyhisselam kuyunun ağzına geldi, seni çağırıyor; çabuk ol, vakit geçirme!

• İsa aleyhisselam isteklerden, beden eşeğinin arzularından kurtulunca, duası kabul edildi! Sen de nefsanî isteklerden temizlen, elini yıka! Çünkü, gökyüzünden manevî yemeklerle dolu sofra geldi.

• Haydi, elini ağzını yıka; ne yemek ye, ne iç, ne de söyle! Hakikate erdikleri, Hakk'ı bulduklan için susup duran ermişlere gelen mana sözlerini, mana lokmalarını ancak Şems-i Tebrîzî'nin himmeti ile bulabilirsin.

(Divan-ı Kebir; Hz.Mevlana; c. II. 892)

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Hoş geldin Sevgilinin,aşkın kokusu,hoş geldin...


Hoş geldin Sevgilinin,aşkın kokusu,hoş geldin...

Aylardır yolunu gözleyen; gözlerine sen yoksun diye sürme çekenlerin vardı.

Gidişinde ağlayan,yokluğunda yürek dağlayanların hasretine sabahlardı.

*
Sevgiliye oruçlu kulunun ağız kokusu,cennet kokusundan üstün gelirken, oruç kapısından gönül rızasıyla girmeyip,aşka bulanmadan bayrama eriş niye..?

Bir senedir yediklerimiz,ruhumuzu  ağırlaştırdı da, havalanamaz,uçamaz olduk,aşk bahçesine,mana iklimine...

Hoş geldin Sevgilinin,aşkın kokusu,hoş geldin...

Hoş geldin,sırlarca hediyeler getiren,hoş geldin göz aydınlığımız.



26 Mayıs 2017 Cuma

Adım atmak sana kalıyor !

Seni yarattım, akıl ve irade ile donattım ki, yaratılmışlar üzerinden Zatımı tefekkür ile, iman eden kullarım arasına giresin.

Sana göz verdim,görmen için. Benimle göresin,Benden göresin, Beni göresin diye...Görme nurunun hakkı için şükredesin de, gözlerini abdest cennetiyle sürmeleyesin...

Sana kulak verdim, duyasın, Benden duyasın, Beni duyasın; rızama uyan şeylere kulak veresin diye...

Sana lisan verdim, Benden söyleyesin, Benim rızam için söyleyesin, Benim rızam için cevap veresin, Beni söyleyesin diye...

Sana bir kalp verdim, ''bir kalp'' onu bana adayasın, aşkımı arayasın, aşkımla doldurasın diye...

Ve bunları anlaman, derununa inebilmen için, açlık nimetini de içinde barındıran Ramazan ayını hediye ettim...

İşte bu gece o kapı sana açılıyor, adım atmaksa sana kalıyor.






25 Mayıs 2017 Perşembe

Tam da şu an..!

''Hep tepetaklak düşer yarım
Bu mudur hayatım
Yok bir parçası ruhumun yarım
Tam buldum derken kaybolan hevesler yarım...'' (Göksel)  diyor şarkının bir yerinde, ''tam da şu an'' ben dinlerken.

Bu kadını dinlemeyi, Teoman gibi seviyor içimdeki o şey...

Şarkı bitiyor, sonra tekrar başa sarıyorum : 

''Hep bir şey eksik her şey yarım
Bu mudur hayatım
Dolmuyor mu şu kalbim yarım
Dilimde dolanmış hevesler yarım...''

Galiba babalar günüymüş, gelen mailden anladığım...

Baba olmak zor, babalık da, annelik gibi öğrenilecek bir şey, ama zamanında, geç olmadan..!!

''..her zaman sustum sana,
inleyen dizelere hece hece düşenlerse
çırpınan ruhumdaki tırnak izlerim..! '' diye iç geçirdim, tam da şu an...

Tam da şu an, neler oluyor, şu dönen yuvarlak üzerinde..!
Doğumlar,ölümler. Düğünler, hastahane acillerinde canı yananlar...

Çıkmak lazım bu havadan oğlum. İki gün kaldı manevi atmosfere... Camilerden hatim sesleri yükselirken, arınma mevsimi gönül kapımızı çalmak üzereyken; sıyrıl Göksel'in hüzün veren şarkılarından, ''tam da şu an...''




Acilen trafik seferberliği başlatılmalı.


İlkokulda bizlere ''bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi '' hikayesini okutmuşlardı, hatta şarkısı bile vardı. 

Arabamı durduk yere satmadım ! Parası başka bir ihtiyaç için de gerekli değildi, hamdolsun. 
Bu ülkede araç kullanılamayacağını gördüğüm ve bu kural tanımaz,centilmenlik nedir unutmuş; kaba kovboylar sürüsünün içinde (istisnalar kaideyi değiştiremiyor) kendimi güvende hissedemediğim ve araç kullanma keyfinin yerini, gerginlik duygusunun (stres) aldığına inandığım için...

Şu fotoğrafa bakın !  Birisi ayağını gazdan çekseydi şu rezil, trajikomik estantene olmayacaktı. Kısacası bu ülkede başta trafik olmak üzere kimse kurallara uyup,hakkına razı olmayı düşünmediği sürece daha çok canları yollarda kaybedip, maddi zararları ülke hanesine yazarız.

Karanlıktan şikayet ettim, bir mum kabilindense : İlkokullardan itibaren (aslında aileden) trafik dersleri konulmalı ve içinde muaşeret adabı,insana saygı,insan değeri gibi konular ciddi olarak işlenirken; öğrencilerin bu dersi müzik,resim gibi hafife almaları da baştan önlenmelidir. Öğrenci bilmeli ki, okulda aldığı not, ileride ehliyet sınavında artı ya da eksi puan olacaktır.

Bu konuda yapılması gerekli ne varsa yapılmalıdır,yazı uzun olmasın diye özet geçiyorum.

Şehirlerde büyük tabelalara,otobüs ve dolmuşlara trafik ile ilgili afişler, TV.lerde bütün kanallarda kamu spotu olarak trafik, dizi aralarına kadar tabiri caizse beyin yıkama ameliyesi. Şoförler, yaya geçitlerinde,bir yaya adımını atarken durup yol veresiye, bayramlarda kazalar sıfır olasıya dek topyekûn ülkede trafik seferberliği ilan edilmelidir. Yani sevgi seferberliği...Zira kalbi sevgiyle, merhametle dolu olan biri; başka bir kalbin hakkına girmeden de araç kullanılacağını bilir.






24 Mayıs 2017 Çarşamba

kelepir 63

''Söz Ola'' kısmını  telefondan girdiğinizde göremiyorsunuz.  Bunun için ''web sürümünü görüntüle'' kısmına tıklarsanız, orijinal blogu görmeniz mümkün olacaktır. 








22 Mayıs 2017 Pazartesi

uzaklar..!


uzaklara, uzak oldukları için mi hasret çeker, özleriz..?
ya bu uzaklara sarılma hissi de ne ?
ya uzaklara gönderilmiş,bir kaç saf damlacık,
selam kabilinden..!

teselliyi yüreğinde kavurmuş kahve kokulu geceler,
sessizce uzakların türküsünü söyler...

uzaklar mı ısıtacak, soğumuş yürekleri..?

bazen de uzaklar, 
bir cana kurulmuş en büyük tuzaklar..!






kelepir 61








19 Mayıs 2017 Cuma

Kum tanesi..!

Güller içinde bir gülüm..! 
Ne zaman bahçıvan başka güllere nazar eylese,
Dökülür yaprağım, kızarır rengim kan ağlarım..!

Ey Bahçıvan ..!

Nazarına başka gül değmesin eğ başını ne olur, 
Kimseler seni görmesin..!''        (Divanı- Kebir- Hz.Mevlana kuddise sirruh )


Dünyanın tamamı çöl. Sayılması imkansız kumlar, sarı sarı; üst üste..! Bir insan basarak geçse, ya da devesiyle...alttaki kumların, kum taneciklerinin ne önemi olur..? O adamı geçerken görebilenler,''üsttekiler'' ve göremeyenler ''alttakiler'' O ''adamın'' bir an nazar eyledikleri ve tefekkür sebebi...

Dünyanın tamamı çöl olsa ve sayılması imkânsız kum tanecikleri...Kâinatta galaksiler, hem de milyonlarca...Kum tanesi gibiler...Sayılarını ancak sahibi bilir. Galaksiler ve kum tanecikleri...!

Ah o muhatap alınıştaki esrar..! ''İnsan benim sırrım, ben insanın...''

Güller içinde bir gül bile değilken hem de...Bahçevanın nazarına talip oluş...Sübhanallah...

''Ömrüm geçti, aşk bana uğramadı, uğrasaydı, halim de, vasfımda değişirdi.''diye iç çekti adam...

Neredesin simyacı, vakit azalıyor!?

Bu yıl değilse,şimdi değilse, ne vakit...?

Parmaklarım gönlümdekileri yansıtamadı yine...

Anlayan  beri gelsin, anlayan O'ndan kelam eylesin; eylesin de, gönlüm şifa bulsun.

En iyisi bu ramazan inşallah Hz.Mevlana kuddise sirruh okumalı...

Gel artık..!









18 Mayıs 2017 Perşembe

..bırak,seninle şahlansınlar...


''Balat sahilinde seyyar arabası ile tatlı sattığı için belediyemiz zabıtalarınca dövülen Suriye gazisi Ali Kıtmir'i anımsadım.

Belediye merkezli dönen dolapların hesabı bitmiş olmalı ki rızkının peşinde olan çaresiz insana tahammülsüzlüğe sıra gelmiş.''

*
''Şunu da bir iyi belle: Benim için çok mühim olan, sana âşık olmak veya âşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı cânım ?

Mektubunu hemen bekliyorum. Gözlerinden öperim. 
(Gözlerini öpemeyeceğim birine yazmak, mektup atmaktan tiksinirim. Bunu da böylece kabul edeceksin.)

Ahmed Arif ''

*

''Sizin saçmalık diye hor gördüğünüz yazılarınıza aşina nice insan var,bilin istedim.''

*

''İzlemeye devam,usanmadan.''

*

''Renklerinden hiç pişmanlık duymayan, siyah beyaz bir kadınım ben. 
Eski şarkıları, masalları, ve yağmuru çok seven..
Didem Madak ''

*

Sizden gelenleri okumayı seviyorum. Yazılarımı ne kadar dikkatli takip ettiğinizi ve geçmiş konulara atıf yapan maillerinize özel olarak geri dönmesem de her mektubu çok önemsediğimin bilinmesini isterim.
Gönül dolusu teşekkürlerimle...




17 Mayıs 2017 Çarşamba

İki karede iki kelam...


Bir gezimde ilginç gelmişti, hemen çekmiştim. Deriz ya, görünen değil, gördüğün önemlidir diye. Çünkü gördüklerimizle hükmeder, kararlar alır,fikir sahibi oluruz. Gördüğümüz, görünen olmasa bile...

Bunu konu edinecek değilim.

Yayladan mı, doğal mı, bu da konum değil.

Bunca paketi üst üste yığıp, isteyen olduğu zaman ustaca çıkarmanın yanı sıra, dar sokaklardan geçerken, o paketleri (postu) deldirmeden akşamı edebilme başarısını,maharetini düşündüm durdum.

Kaç paket satacaksın da, kaç kuruş kâr edeceksin de, evinin, çoluk-çocuğunun rızkını kazanıp ev-aile geçindireceksin ?

Bir yanda rekor kıran sıfır araç satışları, diğer yanda üç kuruş için binbir çile ve emekle yaşam savaşı.

Allah yardımcısı olsun,o ve onun gibi dar gelirli insanların.



gonca...


..goncasın hayallerimin koynunda,
hiç solmayacak olan...








14 Mayıs 2017 Pazar

kelime kim..?


kimsesiz..!
kim sessiz..?
kimse..!
kime ne..!
kimlikse..!
kimlik ne..?
kim bilir..?



13 Mayıs 2017 Cumartesi

bir çırpıda...


..bahar kayıp gitti avuçlarımdan,
bir çırpıda..!
artık hazanın bahçesinde 
çark etmede zaman...





12 Mayıs 2017 Cuma

nasip...


..gafletim, dünya telaşına yenildi de,
nisan yağmurlarında ıslanmak nasip olmadı bu sene..!





11 Mayıs 2017 Perşembe

Şundan-bundan.

Politika hiç bir zaman çekmedi beni...
Her liderde eleştirecek şeyler buldum. Sonuna kadar,dibine kadar savunamadım hiç birini. (Doğrusu da bu değil mi, çünkü hatasız kul olmaz ve iş yapanın da hatalar yapması çok doğal. Yeter ki, bu hatalar vahim şeyler olmasın ve uyarıldığında kişi/lider tamir etsin.)
Farz-ı muhal,politikaya atılmış olsam, bir kaç ayda istifa ederdim. Kaypak ve kaygan zemin.


*

 Çocukken, rahmetli babam sebebi ile Fenerli idim. Çabaladım,lakin futbola ilgim de, zamanla ''derby'' dedikleri maçlardan, milli maçlara evrilerek söndü gitti.


*

Yazmaya hevesim vardı ve ihtiyacım. 17-25 yaşlarımda bir gazete ve bir kaç dergide yayınlandılar. Kitap yazdım,vebalinden çekinip yayınlama konusu üzerinde duramadım. Sosyal medyada bazı yerlerde hesaplarım oldu, zaman içinde sildim. Kala kala bu blog kaldı, kahrımı çeken. Belki kelepirlerim bitince, eskisi gibi burada da saçmalıklarımla sizleri meşgul etmem...


*

Şiiri sevdim, şiir okumayı. Ama şiir yazma konusunda da malumunuz işte...Ruhumun saçmalıkları, bakkal defteri karalamaları olarak,burada kendimi oyalamak adına ''bir yudum teselli'' oldu hepsi bu. Kitap çıkarmalısın diyen dostlara da tebessüm ettim, ne hoş bir latife der gibi...
Uzun zamandır da şiire benzer şeyler yazmadığımın farkındayım. Demek o eski hüzün uğramıyor bu aralar. Yarım saattir fon açtım, bu yazıdan başka iki ayrı karalama daha yaptım, taslakların içine attım. Belki yayınlarım sonra...


*

Sokaklar korkunç, şefkatsiz, merhametini kaybetmiş. Çıkmak cesaret işi, hele de araç kullanmak..!
Evimi iyi ki seviyorum, yoksa ne yapardım...


10 Mayıs 2017 Çarşamba

kelepir 57

Bu gece çok çok önemli kader gecesi. Önemsemek lazım. Bunu da dua ile göstermek lazım.

Çok değerli bir dostun, çok güzel bir mesajında dediği gibi diyorum :

''Berat'ınız hayırlı ve makbul olsun.  Af edilmenin bayramına erişebilmek niyazı ile...''