8 Mayıs 2017 Pazartesi

Suriyeli Kardeşlerimiz !

Gece otobüsle güney illerimizden birinden eve dönüyorum.

İki koltuk önümde, ikili koltukta iki kadın,hizalarındaki tekli koltukta erkek  Suriyeli kardeşlerimiz.

İlerleyen saate rağmen genç adam sürekli konuşuyor, uyuyanlar umrunda değil, arada sesli kahkaha da cabası. Muavinin ikazı işe yaramıyor!

Dayanamadım, Arapça bilmememe rağmen : ''Ahi, ne vakit ahir kelam ? Leyl...'' dedim.
Yani ne zaman susacaksın,gece uyku zamanı demeye çalıştım.

İlk kez Suriye'li muhacirlerle (!) temasım, diyaloğum oluyor. O zamana dek hep evde, ekran başında onlar için üzülmüş, gözyaşı bile dökmüştüm.

Ve onları istemeyenlere kızmıştım. (Ölsünler mi bombalar altında demiştim. Bu konuda yine aynı fikirdeyim ama...)

Bu Suriye'li kardeşim İngilizce olarak çıldırmış gibi bana bağırmaya, beni azarlamaya başladı. .!

Dikkat edin. Ben, kendi ülkemde Türkçe konuşmadım, Arapça ''ahi'' yani ''kardeşim'' diye söze başladım ki, Araplarda ''ahi'' demek candan yakın dostluk ifade eder. O bana kendi diliyle değil, psikolojik üstünlük kurma çaba ve kompleksi ile İngilizce ile konuştuğunu sandı..! (Bir ara içimden Almanca saydırmak da geçmedi değil ! İşte yine bir ''ama'' takıldı yoluma.)

Ya oğlum yaşında bu gencin ya cahilliğine verecektim, ya da kalkıp girişecektim...! Cevap vermeye tenezzül etsem belki o bana girişecekti de, bana yakışmazdı, her gün ekranlarda bol bol gördüğüm bu hoyratlık, medeniyetsizlik örneği haberleri eleştirip,üzülürken...Şaşkınlıkla sustum. Bir diğer şaşkınlığım, diğer koltukta oturan vatandaşlarımızın (!) umarsızlığı/kayıtsızlığı oldu!

O zaman acı acı Sevgili Cumhur Reisimiz geldi aklıma. Bize sormadan bunlara vatandaşlık verilmesinin ne derece doğru olduğunu sorguladım gece boyunca. Bu olay olmadan önce de karşıydım vatandaşlık mevzuuna...Artık iyice emin oldum, doğru düşündüğüme.

Bu muhacir kardeşlerimiz (!) göç veren iller dışında ikamet edilmemeliydiler. Zaten insanlardan obez olan şehirlerimizin sokaklarında kabadayı yürüyen, mağrur, ırkçılık kokan bu ''kardeşlerimize'' asla vatandaşlık verilmemeliydi. Ve zamanı geldiğinde ülkelerine gönderilmeliydiler.

Merhametin de bir sınırı ölçüsü olmalı. Ne demiş eskiler, ölçüsüz merhametten maraz doğar !
  
Savaş mağduru oldukları için,ülkemizde ancak ''misafir'' olmalıydılar. (Geri planda, vatandaşlık verip olası bir savaşta cepheye sürme fikri falan,geçin bunları!)

Elbette yaşadığım örnekle bir genelleme yapıp, onlara karşı bakışımda altını çizdiğim vatandaşlık ve yerleşim konusu dışında bir değişim söz konusu değil. Her milletin iyisi iyi, kötüsü kötüdür.

Bizzat yaşadığım bu olay,yani haklıyken azarlanmış olmak ve nefsimi frenlemiş olarak, o cahile haddini bildirmemiş olmak bana dokunduğu için, ancak konuyu Cumhurbaşkanlığı sitesine girip dilekçe yazarak ve sizlerle paylaşarak kapatmak istedim.

Referandumunda evet oylarının neden düşük çıktığını merak edenler, bu yazımı da not etsinler efendim,çünkü sebeplerden biri de budur.

''Allah, iyilerle karşılaştırsın,''duası ne güzel duadır.