31 Ağustos 2017 Perşembe

esir !

pırıl pırıl parlak tüylü,
bir kanarya kondu pencereme,
uzandım, kaçmadı!
hazırmış esir olmaya !
kafesim için can veriyormuş meğer...




o tepeler...


..çocukların güldüğü yüksek tepelere gel
el değmemiş,
kirletilmemiş o yerlerin,
rüzgârlarına kanat açalım...
uçurtmalarımız olsun,
en yükseklerde bulutları öpsün...
çocukların güldüğü tepelerde buluşalım,
dünya kaygısını ardımızda bırakalım.
çocukların güldüğü o tepelere gel
belki kalmış bir gülüş de bize değer
bilirsin, çocuklar sahici güler...





30 Ağustos 2017 Çarşamba

Evrim teorisini reddeden yabancı bilim adamı var mı diye sormuştun ?


Umarım senin için zaman ve emek vererek hazırladığım, (3 saat) 😉 aşağıya aldığım iktibası (siz alıntı diyorsunuz) sen de emeğe saygı adına ''iyice ve derince'' tefekkür ederek, altını çize çize okursun. (Ki daha bu konuda araştırmak isteyen için sayısız makale var nette)

Bendeniz bilim adamı,hoca olmadığım için, şu basit sorumu yönelterek seni ilmi bu makale ile baş başa bırakacağım : Darwin evolüsyon diyor, yani canlıların ''tesadüfen'' birbirlerinden çıktıklarını hiç bir delile dayanmaksızın, bilim süsü verdiği teorisiyle (nazariye) söylüyor. Bizim iman ettiğimiz Allah kitabında ve gönderdiği elçisi sözlerinde; 

''İnsanlar bir kişiden, Hazret-i Âdem’den yaratılmıştır.'' (Nisa 1, Enam 98)

 "And olsun biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmîş balçıktan yarattık." (Hicr, 15/26)

"Ki o, yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır." (Secde, 32/7)

Sizi bir tek nefisten, candan [Âdem aleyhisselamdan], ondan da eşini [Havva validemizi] yaratan Allah’tır.) [Araf 189, Zümer 6]

"And olsun biz insanı (Âdemi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık." (Mü'minun, 23/12)

"Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık." (Tâhâ, 20/55)

"Sizi bir topraktan yaratmış olması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer oldunuz." (Rum, 30/20)

"Sonra onu (Âdem'i) düzeltip tamamladı, içine ruhundan üfürdü; sizin için kulaklar, gözler, gönüller yarattı." (Secde, 32/9)

Hepiniz Âdem aleyhisselamın çocuklarısınız. [Bezzar]

Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamı yarattıktan sonra, “Git şu meleklere selam ver. İşte senin ve neslinin selamlaşması böyle olacaktır” buyurdu.) [Buhari]

(daha pek çok ayet ve hadislerde) buyurmaktadır. 
Darwin gibi yaratılmış biri mi daha iyi bilir, yoksa onu da yaratan ALLAH  mı ?  Hz. Peygamber (sav) mi daha iyi bilir, Darwinciler mi ?  

Bunu Michael Walker kısaca şöyle izah eder : ''Birçok bilim adamının evrim teorisine destek veriyor olmasının tek nedeni vardır; 'Yaratıcının varlığını reddediyor' oluşu.Çünkü bu bilim adamları inançsız ateistlerdir.'' 

Şimdi sen iman eden bir Müslüman isen, az sonra okuyacakların, ilmi tatmin olarak imanını destekler. Ülkemizde bu uyduruk teorinin okullardan anca bu yıl kaldırılışı maalesef çok gecikmiş bir icraattır. Zira teoriye inanlar, yukarıdaki ayet ve hadislere göre imanlarını tehlikeye atmış insanlardır. Teoride ısrar edilmesinin gayesi de budur zaten, dedikten sonra işte son derece güzel makalede sıra :

''- Evrime inanan bu adamlar, inkar ederek cehennemi nasıl göze alıyorlar?
Cevap

Değerli kardeşimiz,
Sorunuza farklı yönlerden cevap vermeye çalışacağız:

Cevap 1:
Aynı sorulara karşılık şu soruları da düşünelim lütfen:

Dünyada evrim teorisini kabul etmeyen binlerce ilim adamı da var... Bunların diğerlerinden tek farkı Allah’a iman etmeleridir. Peki bu adamlarının ilmin yanında, din-iman ilmine sahip olmaları, bunları daha cahil mi yoksa daha bilgili mi yapar? Birinci şıkkı savunmanın hiçbir dayanağı yoktur.
Evrimi kabul etmeyen bu bilim adamları nasıl yanılıyor olabilir? Diğer soruları da bunlara kıyas edebilirsiniz...

Şimdi diğer bir açıdan bakalım; bu koca ilim adamları bir bayan ile bir maymunun kafataslarının yarısını bir araya getirip bir yüz yaptılar ve bunun geçmişinin çok eskiye dayanan tarihî bir maymun kafatası olduğunu söyleyip maymunların insanlara çok benzediklerine bir delil olarak bilim dünyasına yutturmaya çalıştılar. Daha sonra bunun bir sahtekârlık olduğu yine insaflı batılı bilim adamları tarafından ifşa edildi. Bunu yıllar önce biz de okuduk. Peki bu rezilliği yapan bilim adamlarından her şey beklenmez mi?

Bu konu tamamen ideolojik bir malzeme haline getirildi. Materyalist bilim adamları evrim teorisi üzerinden dinlerin kökünü kazımayı amaçlıyorlar ve bu uğurda her yolu mubah görüyorlar. Zaten Allah’tan korkmayanın başka ne korkusu olabilir ki...

“Eğer inançsız oldukları için bu teoriyi savunuyorlar derseniz, o zaman bu adamlar niye inkar ederek cehennemi nasıl göze alıyorlar?” sorsunun cevabı bize göre çok açıktır; adamlar cehennemi göze almıyorlar, çünkü cehennemin varlığına inanmıyorlar ki... Bu sebeple denilebilir ki, Allah’a ve ahirete iman eden bilim adamları ile iman etmeyen bilim adamları arasında dürüstlük bakımından çok fark vardır. İman edenler bile bile yalan uydurdukları takdirde Allah’a karşı isyan etmiş olacaklarını ve -affedilmedikleri takdirde- cehenneme gideceklerini düşünmek durumundadır. Diğerleri ise Allah’a veya ahirete imanları olmadığı için yaptıkları yanlışların bir cezasını düşünmezler...

Evrim teorisi bazıları için bir dinsizlik malzemesi olduğu halde, bazıları için bir tekamül prensibidir. Hangi düşünce olursa olsun, insanların gerçekten mutasyona uğradığını, maymun veya başka bir türden geldiğini bilimsel olarak ispat etmek mümkün değildir. Madem ki, modern fen ve bilim gözle gördüğüne inanır, bu konuda gözle görünür tek bir veri yoktur. Veri gibi gösterilenlerin hepsi de bu konudaki düşünce sahiplerinin varmak istedikleri sonuçlara ulaşmak için varsaydıkları teorileri birer kesin bilgiymiş gibi sunmalarından ibarettir.

Cevap 2:

Öncelikle neyin tartışmasının yapıldığını bilmek gerekir. Daha açık olarak, evrim tartışmasını iyi anlamaya ihtiyaç vardır.
- Evrim nedir?

Evrim kelimesi; başkalaşma, farklılaşma, kademeli olarak gelişme, değişme, ilerleme ve evolüsyon gibi aralarında değişik farklar bulunan pek çok kelime, tâbir ve deyim yerine kullanılmaktadır.
Materyalist evrimciler, bütün canlıların silsile halinde birbirinden tesadüfen meydana geldiğini ileri sürmektedirler.

Bugün için yapılabilen tespitlere göre; bitkilerin, hayvanların ve insanların, yani canlıların tamamının genetik yapısında dört temel molekül yer alır. Bunlar; adenin, guanin, sitosin ve timin’dir. Bu moleküllerin yapılarını da; karbon, hidrojen, oksijen, kükürt, fosfat ve azot atomları teşkil eder.
Canlıların genetik yapı bakımından hangi elementlerden meydana geldiğini ortaya koyma bilimin görevidir. Bunların neye işaret ettiğini yorumlama ise, bilimsel bilginin görevi değildir. Bunu yorumlama; insanın inancına, ideolojisine, felsefî görüşüne ve metafizik düşünce gibi kültür değerlerine bağlıdır.

Kütüphanelerimizi dolduran kitaplar, alfabenin yirmi dokuz harfinden meydana gelmiştir. Bütün kitaplarda harflerin aynı oluşundan hareketle, kitapların birbirinden meydana geldiği düşüncesi bilimsel değildir. Aynı şekilde, kâinattaki bütün varlıkların da 114 elementten meydana gelmiş olmasının, onların hepsinin silsile halinde birbirinden hâsıl olduğu iddiası bilimsel bir yaklaşım olamaz.


Canlıların genetiğindeki elementlerin benzerliğini, onlar ideolojilerinin gereği, bütün varlıkların silsile halinde ve tesadüfen birbirinden meydana geldiğine gerekçe gösteriyorlar. Biz de bilimsel yoldan hiç ayrılmayarak, göğsümüzü gere gere diyoruz ki, canlılarda elementlerin benzerliği, onları yaratanın birliğine ve varlığına en büyük delildir. Biz nasıl ki, yirmi dokuz harfle, istersek “balık”, istersek “at” ya da “insan” yazabiliyoruz. Allah da yüz on dört elementten istediği zaman, istediği varlığı, dilediği şekilde yazıyor.

Şu anda yeryüzünde, insan da dâhil, binlerce ve hatta milyonlarca bitki ve hayvan türü ayrı ayrı ve tek bir hücreden meydana geliyor. Canlıların genetik yapılarında, ufak tefek değişiklikler olsa da, o canlının vasfını ve özekliğini değiştirecek tarz farklılaşma ortaya çıkmıyor. Şayet bir canlının genetik yapısı büyük oranda değişecek veya değiştirilecek olsa, o canlı daha embriyo safhasında ölüyor. Şimdiye kadar, bir canlının genetik yapısının farklılaşarak tamamen farklı bir canlıyı hâsıl ettiğine bilim âlemi şahit olmadı. Velev ki, bir canlıdan bir başka canlı meydana gelmiş bile olsa, onu da Allah yaratmış olacaktır.

Yaratılışı savunanlar, çevredeki bütün varlıkların en ince ayrıntılarına kadar araştırılmasını ve incelenmesini, bu konuda her türlü değişik görüşe yer verilmesini bilimin bir gereği olarak kabul etmektedirler. Evrende hiçbir şey kararında değildir. Atomdan galaksilere kadar her şey, Allah’ın ilim ve iradesi dâhilinde her an değişmekte, başkalaşmakta ve farklılaşmaktadır. Allah da, kâinattaki varlıklar hakkında düşünmemizi, akıl ve fikir yürütmemizi istemekte, bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını bildirmektedir.

Kısaca ifade edersek, atom ve moleküllerin, bir halden bir başka hale geçerek, yani hal değiştirerek canlıların bünyesinde yer almaları, bir takım biyoloji ve fizik kanunları çerçevesinde olmaktadır. Dolayısıyla elementlerin hal değiştirmesi, teori değil, Allah’ın ilim, irade ve kudreti doğrultusunda meydana gelen bir kanunudur.

Aslında kâinatta hiçbir şey sabit değildir. Atomdan galaksilere kadar her şey her an hareket ve faaliyettedir. Atomun etrafındaki elektronlar saniyede elli bin devir yapmaktadır. Atomlardan meydana gelen moleküller de hareket halindedir. Katı moleküllerde hareket yavaş, ama sıvı ve havadaki moleküller daha hızlıdır.

Kâinatta yüz milyar galaksinin varlığı kabul edilmektedir. Bu galaksilerin bazıları ışık hızına yakın bir süratte birbirinden uzaklaşır. Bütün canlı varlıklar da her an değişim içerisindedir. İnsan yaklaşık yüz trilyon hücreden meydana gelmiştir. Her bir hücrede bir saniyede üç bin değişik reaksiyon olmaktadır. Bir saniye sonraki insan, madde cihetiyle bir saniye önceki insan değildir. Bünyesinde pek çok element değişim ve başkalaşıma uğramıştır. Bu ve benzeri bütün değişim ve başkalaşımlar EVRİM olarak ifade ediliyor. Bu manadaki bütün değişim ve başkalaşımlar teori değil bir kanundur.

- Evrimi tartışmalı hale getiren nedir?

Evrimi esas tartışmalı hale getiren onun evolüsyon karşılığı olarak kullanılmasıdır. Yani, bir türden bir başka türün ve dolayısıyla bu yolla, insan da dâhil bütün canlıların, silsile halinde birbirinden tesadüfen ve tabiatın eseri olarak ortaya çıktığı görüşüdür.


- Evrim tartışmasının altında yatan nedir?

Burada, bir yaratıcının kabulü veya reddi vardır. Meselâ elinizde bir gözlük var. Bunun hangi maddelerden yapıldığını, ne iş gördüğünü en ince ayrıntılarına kadar inceliyorsunuz. Böyle bir delilde herkes gözlüğün bir ustanın eseri olduğunda hemfikirdir. Gözlük yerine canlıların gözü dikkate alınınca, o da en ince yapısına kadar inceleniyor, ne işe yaradığı ve nasıl çalıştığı ortaya konulmaya çalışılıyor.

Buraya kadar evrimcilerle yaratılışçılar arasında problem yoktur. Bu gözün ustasının kim olduğuna sıra gelince, tartışma başlıyor. Yaratılışı savunanlar, nasıl ki eldeki gözlük; ilim, irade ve kudret sahibi bir ustanın eseri ise, ondan daha mükemmel olan gözün de ilim, irade ve kudret sahibi bir ustanın eseri olduğunu kabul ve iddia ediyorlar.

Ateist evrimciler ise, gözlüğün ustasını kabul ettikleri halde, gözün tesadüfen ortaya çıktığını ve bir ustasının bulunmadığını belirtiyorlar ve böyle bir iddianın bilimsel bir yaklaşım tarzı olduğunu ileri sürüyorlar. Kısacası, Allah’ı devreden çıkarıyorlar.

Yaratılışçılarla Evrimcilerin Kâinata Bakış Farkı

Materyalist evrimcilerle yaratılışçılar arasındaki tartışmanın en can alıcı noktalarından birisi de, evrimcilerin kâinata sebepler hesabına ve tabiat namına bakmaları ve her şeyi sebeplere vermeleridir.
Yaratılışçılar ise kâinata, Allah adına bakarlar. Kâinata Allah hesabına bakıldığı zaman, o sahadan elde edilen bütün bilgiler marifetullaha, yani Allah’ı bilmeye basamak olmaktadır. İslâmiyet, bilimde ne kadar çok terakki edilse, yani varlıklar hakkında ne kadar geniş bilgi sahibi olunsa, Allah’ın kâinattaki tasarrufunun, hikmet ve hâkimiyetinin daha iyi bilineceğini nazara verir.

- Bilim adamlarının genelde dine karşı oluşlarının sebebi nedir?

On dokuzuncu yüzyılda Fransız İhtilali ile hâkimiyeti ele alan materyalist felsefe, Hristiyan dinine karşı duruş sergilemiş ve bundan sonra her türlü bilimsel gelişmenin karşıtı, ya da düşmanı, dini düşünce gösterilmiştir. Bu tarihten sonra bütün siyasi, sosyolojik ve bilimsel çalışmaların temeli ateizme dayandırılmıştır.

İslâmiyet’i bilmeyenler, Hristiyanlıkla onu aynı kefeye koydular. Hristiyanlığa karşı duruş, İslamiyet’e karşı duruş şeklinde algılandı.

Hâlbuki İslâmiyet’le bilimin çatışması söz konusu değildir. Çünkü İslâm dini, kâinatın tamamını âdeta bir kitap gibi kabul eder. Allah’ın kudret sıfatının eseri olan ve elementlerle yazılmış bir kitap; yani, kâinat kitabı.

İslâmiyet’te, cisimlerdeki ölçülü, plânlı ve bir maksat ve gayeye göre yaratılışın düşünülmesi “TEFEKKÜR”, fikir ve akıl yürütme, yorumlama olarak ifade edilir. Böyle bir saatlik akıl yürütme ve düşünmeyi, İslâmiyet bir sene nafile ibadetten üstün görmektedir.

Kur’an; “Düşünmüyor musunuz?” (Bakara, 2/76), “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Bakara, 2/44) diyerek, akla havale eder. Akıllı düşünmeye teşvik eder. “Bu inceliği, ancak aklı selim sahipleri düşünüp anlar.” der (Âl-i İmran, 3/7). Allah’tan ilmimizin arttırılmasını istememizi öğütler: " 'Rabbim, ilmimi arttır.' de." (Tâhâ, 20/114). Bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığına dikkat çekilir:
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zumer, 39/9).
“Düşünesiniz diye gerçekten size âyetleri açıkladık.” (Hadîd, 57/17).
Bilinmeyen bir şeyin sorulup araştırılarak öğrenilmesi istenmektedir:
“Eğer bilmiyorsanız, bilenlerden sorun.” denmektedir (Nahl, 16/43).
Hadislerde de ilme teşvik vardır:
“İlim talebi için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizî, İlim 2, 2649; İbn Mâce, Mukaddime 17, 227).
“Kim ilim öğrenmeyi talep ederse, bu onun geçmişteki günahlarına kefaret olur.”(Tirmizî, İlim 2, 2650).
“Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen almaya ehaktır.”(Tirmizî, İlim, 19, 2688).
“İlmin azalması, cehaletin artması...” (Buhari, Kitabu’l-İlim, 71-72) dünyanın sonu olarak belirtilmiştir.

İslâmiyet’te âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün tutulmuştur. Böyle bir din, ilme karşı olabilir mi? Zaten bütün ilimler, Allah’ın kâinat kitabının tefsiri ve açıklaması değil midir? Kur’an da O’nun kitabı, kâinat da. Kur’an’a ters düşen, ilim değil, ancak bir takım teori ve hipotezler veya ideolojik yaklaşımlar olabilir.

Kısaca söylemek gerekirse; maddeyi ilahlaştıran pozitivist inanç savunucuları, evrim teorisini, bilimsel platformundan çıkararak kendi ateist ideolojilerine âlet etmişlerdir.

Evrim Teorisi Bilimsel Bir Teori Değildir.

- Bilimsel teorinin özelliği nedir?

Bilimsel teori; bilgi edinme süreci aşamasında ortaya atılan, geçerlilik ve güvenilirliği bilimsel yöntemlerle tespit edilmiş olan, iç tutarlılığı bulunan bilgiler ve açıklamalar bütünü olarak tarif edilir. 

Evrim Teorisi, bilimsel kıstasları taşımayan, yani laboratuarda denenemeyen, çoğunlukla metafiziğe dayalı görüşleri bünyesinde barındıran felsefi bir düşünce tarzıdır. Metafizik ise; sonuçların bilimsel bir biçimde ifade edilememesi ve bilimsel olarak doğrulanamaması anlamında her türlü felsefî düşünce olarak ifade edilir.

Evrime her ne kadar bilimsel bir şekil verilmeye çalışılsa da, metafiziksel varsayımlara yapışıldığı görülmektedir. İstenilse de bu metafizik düşünceden kaçınmak mümkün değildir. Çünkü maddenin ve âlemin varlığı, canlılığın mahiteyi, Yaratıcı’nın kimliği ve vasıfları gibi konuların büyük bir kısmı Evrim Teorisi’nin gündeminde olduğu sürece, metafizik yaklaşımlar kaçınılmazdır.

Evrimcilerin evrim teorisine güçlü bağlılıkları, onları her türlü metafiziksel tahminleri yürütmeye sevk etmiştir. Evrimin belli başlı delilleri ve bunların başarısı, onun bilimsel desteğinden değil, yaratılışa karşı oluşundan kaynaklanmaktadır. Evrimin eldeki en iyi açıklama olduğu sıkça ileri sürülür. Böyle bir iddia ise, bilimsel olmayan bir hükümdür. Evrimin doğruluğunu başta kabul edip, onu destekleyecek deliller aramak, bilimsel olmayan maksatlı bir davranıştır.

Meşhur antropolog Servier de evrimciliğin laik bir din dogması haline geldiğini belirtir ve şöyle der: “Evrimcilik, Batı’nın laik din dogması haline gelmiştir.” (Servier, J. Etnoloji. Tercüme M. Ali Kayabal. İletişim Yayınları, 1992, s. 113, 124)



Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi adlı eserinde, bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu ileri sürmektedir. Kant’a göre, Evrim Teorisi’nin içinde matematiksel argümanların çok az oluşu, onun bilimsel bir teori sayılmasını tartışmalı hale getirmektedir (Mayr, E. The Growth of Biological Thought. The Belknap Press of Harward University Press, Cambridge, 1982, s. 862).
Ünlü felsefeci Bernard Russell de evrimin gerek metot ve gerekse ilgilendiği problemler bakımından bilimsel bilgi olmadığını dile getirerek şunu söyler:

“Evrimcilik, şu ya da bu biçim altında çağımızın ağır basan bir inanç şeklidir. Evrimcilik, gerek metoduyla ve gerekse ele aldığı problemlerle, gerçek bir bilim değildir.” (Russell, B. Dünya Üzerine Bildiğimiz. Terc. Vehbi Hacıkadiroğlu. Alaz Yayınları. İstanbul, 1980, s. 24-25).



Çağımızın seçkin bilim felsefecisi Karl Popper’e göre bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil, yanlışlanmaya elverişliliktir. Ona göre bir bilgi veya sonucun özelliği, yanlışlamaya müsait olmasıdır. Hâlbuki Darwinciliğin öyle bir teste elverdiği söylenemez. Darwinciliği doğrulayan bazı olgusal veriler gösterilebilir. Ama bilimselliğin ölçütü doğrulanmaya değil yanlışlanmaya elverişliliktir. Başka bir ifadeyle, Darwinciler teorilerinin hangi muhtemel gözlem sonuçlarıyla yanlışlanabileceğini ortaya koymuş değillerdir. Dolayısıyla Darwincilik bilimsel bir teori olmaktan çok metafiziksel bir yapıya sahiptir (Popper, K. Unended Quest, Fontana-Collins, 1976, s. 171).

Kısaca ifade etmek gerekirse, bu teori bilim kıstaslarına uymamaktadır. Bilimsel bilgi değil, metafizik yönü ağır basan felsefî bir düşünce tarzıdır.

Bilim adamlarının çoğu evolüsyon manasında evrimi kabul etmemektedir.

Bilim adamlarının çoğu, canlıların kademe kademe birbirinden tesadüfen meydana geldiği şeklindeki evrim görüşünü kabul etmemektedirler. Zaten yaratılışçılarla evrimciler arasındaki tartışma bu tip bir evrim anlayışı sebebiyledir. Kaldı ki, Materyalist felsefecilerin ve ateist biyologların müdafaasını yaptığı böyle bir evrim görüşü bilimsel bir bilgi değil, felsefi ve metafiziğe dayanan bir görüş ve yorumdur. Dolayısıyla ateizme dayalı böyle felsefî bir görüşü bütün bilim adamlarının kabul ettiği yönündeki yaklaşım, tamamen ideolojik bir tutumdur.

- Bir insan özellikle de bilim adamıysa nasıl bile bile Allah’ı inkâr eder?

Okuyucumuz sorusunda böyle diyor. Haklıdır. Bilim adamı, kâinattaki son derece sanatlı, sonsuz bir ilmi ve kudreti gerektiren eserleri görüp, bunların sahibini nasıl inkâr edebilir. Bir harf kâtipsiz, bir iğne ustasız olmazken, şu koca kâinatın sahipsiz olması mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.
Gözlük camına mürekkepli bir kalemle birkaç nokta konduğu zaman, bu noktalar bazen bir dağın görünmesine mani olur. Aynen bunun gibi, işlenilen günahlar sebebiyle insanın manevî kalp gözüne konan noktalar, pek çok hakikatin görünmesine engel olur.

Güneş, nur ve ziyadır. Girdiği yeri aydınlatıp, nurlandırıp, gül ve reyhanların, nergis ve lalelerin teşekküle sebep olurken, aynı güneş, mahiyeti bozulmuş maddeleri kokuşturur ve çürütür. Bunun gibi, mana âlemi günahlar sebebiyle bozulmuş kimselerin kâinattan aldıkları marifet nurları âlemlerinde söner. Her bir varlık Allah’a açılan bir pencere iken, onun âleminde gelişigüzelliğe ve tesadüfe dönüşür. Onların artık hakikate nüfuz etmeleri mümkün değildir. Çünkü Cenab-ı Hak öyleleri için;
“Onların kulakları vardır işitmez, gözleri vardır görmez, akılları vardır fakat idrak etmez."(Araf, 7/179),
"Şeytan onların amellerine kendilerine hoş gösterir.” (Enam, 6/43) buyuruyor...

Bizim böylelerin avukatlığını yapmamıza gerek yok, şeytanlar onu fazlasıyla yapıyor. Biz, Allah’a inanmanın bir iman meselesi olduğunu gözden uzak tutmamalıyız. Allah’a inanmanın yolu, Allah’ı bilme ve anlama yönünde gayret sarf etmekten geçiyor. Ancak bu da yeterli değildir. Cenabı Hakk’da ona iman nurunu ihsan edecek. Siz ihtiyarınızı bu yönde kullanmazsanız, Allah iman nasip etmiyor. Siz cüzi iradenizi bu yönde kullanınca da, o iman nuru, yine Allah’ın lütuf ve merhametine bağlı. Biz başkasına Allah’ın bu ikramı niye yapmadığına değil, bize ihsan ve lütfettiği bu iman nimetine karşı şükrünü eda ve O’na minnettarlığımızı bildirmeye gayret etmeliyiz.

Bilmeliyiz ki, dünya ve ahirette bu iman nimetinden daha büyük ve değerli bir ihsan ve lütuf olamaz. Dolayısıyla böyle bir nimete mazhar olmak, Allah’ın yanında ne kadar kıymetli, değerli ve sevgili olduğumuzu gösteriyor. Her halde bize düşen görev, bu sevgi ve lütufa mazhar olmaya çalışmaktır. Yoksa böyle bir nimetin elimizden alınması için, başta şeytan ve nefis ve kötü arkadaşlar her an çalışıyorlar. Tabir caiz ise, bu nimeti kaybetmemek için ona dört elle değil, belki sekiz elle sarılmalı ve Allah’a, bu nimeti bizden almaması için yalvarmalıyız. Çünkü iman nimeti insanın hem dünyasına ve hem de ahiretini aydınlatıyor. Sahibine dünyada da Cennet hayatı yaşatıyor.

Selam ve dua ile...



29 Ağustos 2017 Salı

Dünya bu kadar zulmü taşıyamaz, taşımasın da..!

 

Biri bana sakın uzak doğu, Budizm öğretilerinden falan bahsetmesin..! Ölen Müslümanlar olunca, tek dişi kalmış vahşet medeniyeti üç maymunu oynuyor ! Maymunun çocukları...!

Müslüman ülke kuklalarına gelince, onlar için söz yetersiz kalır ! Mevla sözün en güzelini onlara nasılsa çok yakında söyleyecek !

Ve sen bu zulümler karşısında suçu Allah'a atan, deist, ateist ! İman etmediğin için sana, Allah'ın bu dünya idaresini, adaleti İslam'ı rehber edinerek insana bıraktığını anlatsam da anlamazsın !










ne güzel yakışırdın...




25 Ağustos 2017 Cuma

kelepir 91








Ömür dediğin...

Hicri,Miladi yılbaşları, Mekke'nin fethi derken; karlar kalkıp bahar cıvıltılarıyla mübarek 3 aylara,kandillere giriş ve ramazan-ı şerif'in ardından peş peşe gelen iki bayram arası okul tatili neticesinde açılan okulları, sarıya boyayan sonbahara, hızla eklenen kış ile biten koskoca sandığımız bir yıl...

Ömür dediğin,bir yıl; yıl dediğin bir ay kadar,ay,hafta,hafta gün kadar kısa bir serüven...
Hayalin içinde fazla hayallere dalmadan...




22 Ağustos 2017 Salı

Bütün suç kahvenin...!



Endirekt olmaya hepimizi alıştırdılar.

Yani dolaylı, dolambaçlı,kavisli, hem de en genişinden!

Gözbebeklerimize,yüzümüze bakmadan konuşuyoruz artık.

Gittiğimiz evlerde şifre soruyoruz,hal hatır formalitesinden hemen sonra.

Telefonlar ellerimizden düşmüyor.

Eskiden bir kesimde telefon vardı, diğer kesim baktı olmadı, merak etti olmadı,sitem etti olmadı,kızdı olmadı.

Sonra hep bir allı Turhallı olalım denildi.

Herkesin delirdiği yerde akıllı olmak, akıl işi değildi ne de olsa..!

Ev ziyaretleri bayramlara indirgendi, o da deniz,sayfiye planı yok ise..!

Ev ziyaretleri yapmaz olduk, sohbet kelimesi lügatlerde yetim çocuk gibi, anı oldu.

Zaten eskisi gibi birbirimizi sevmiyoruz da...

Bütün suç kahvenin...!

Çünkü artık kahve yerine nescafe ikram ediliyor, çeşitleri ve evde makinesi var.

Haliyle Türk kahvesi içilmeyen yerde kırk yıl hatır matır da kalmadı.

Hatırnaz,nazik, nezaketli,ince ruhlu da değiliz. O kelime ve kavramlar da lügatlere havale.

Kaçak güreşiyor, hızlı yaşıyor, arabeskten fes futa evrilerek, evrim teorisini bile şaşırtıyoruz.

Dedim ya, bütün suç kahvenin !

Nede olsa o yalnız olanların içkisi...

Aşk olsun, çay ne güne duruyor demeyin...

Aşk mı dedim üst satırda, ay çok pardon !

Ona yapılan haksızlıklara girersek yazı okunmaz hale gelir..!

Ne demiş şair :









18 Ağustos 2017 Cuma

kelepir 88







Tam da günümüz !

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek." "Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir." (Müslim, Fiten 56)



İbnu Hacer, "herç" kelimesinin kullanıldığı mânaları zikreder. Ahir zaman fitnesi ile ilgili şu hususlar kaydedilir.

1. Katlde şiddet,
2. Katlde çokluk,
3. İhtilat (kargaşa)
4. Ahir zamanda ortaya çıkacak fitne,

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bu kelimeyi, kendisinin ölümünden sonra, İslam cemiyetinde çıkacak ve galip vasfıyla "mü'minlerin birbirlerini çokça öldürmeleri" şeklinde tezahür edecek olan içtimaî bozuklukları haber vermek maksadıyla sıkça kullanmıştır. Bir başka ifadeyle, fitne kelimesi ile, katl dahil her çeşit içtimâî bozukluklar  kastedilirken; herç kelimesiyle de, içtimâî bozuklukların dahilî kırım halini alacak kadar ilerleyen had safhası kastedilmiş oluyor.

Herç kelimesinin bilhassa mü'minin mü'mini öldürmesi şeklindeki kargaşaları ifade etmek maksadıyla kullanılma keyfiyeti, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sözlerinden açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Hz. Peygamber (asv), kıyametten önce ortaya çıkacak içtimâî bozuklukları sayarken, bu bozuklukların bir neticesi olarak "herç"in de artacağını mükerrer olarak ifade eder. Dinleyiciler tarafından umumiyetle müphem bulunan "herç"in ne olduğu sorulunca Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), bazan bizzat sözle: "Herç ölüm demektir, ölüm demektir, ölüm demektir" diye vurgulayarak açıklarken, bazan da eliyle boyun uçurma işareti yaparak, bu kelime ile katletmeyi kasd ettiğini belirtir.

Bir kısım rivayetlerden, ashabtan bazılarının "çokça katl"  olarak  tesbit edilen herçten düşmanla cihad sırasında ölme veya öldürmenin artması şeklinde  yanlış  anladığını, ancak Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu anlayışı tashih ettiğini görmekteyiz. Ebu Musa'dan gelen bir rivayete göre, Hz. Peygamber (asv):



"Kıyametten önce mutlaka herç vardır." buyurması üzerine: "Ey Allah'ın Resûlü herç nedir?"  diye sordum. "Katldir." cevabını verdi. Bunun üzerine orada bulunan Müslümanlardan bazıları: "Ey Allah'ın Resûlü (bunu belirtmeniz de niye?) Biz şimdiden bir yılda şu kadar bu kadar çok müşrik öldürüyoruz!" derler.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) muhatablarının yanlış anladıklarını görerek, şu tavzih ve açıklamada bulunur: "(Benim kastım) müşriklerin öldürülmesi değildir. (O gün gelince) birbirinizi öldüreceksiniz, o kadar ki,  kişi komşusunu, amcaoğlunu ve akrabalarını öldürecek."

Cemaatten bazıları tekrar sorar: "Ey Allah'ın Resulü, o zaman aklımız  başımızda olduğu halde mi bunu yapacağız (yoksa delirmiş mi olacağız?)"

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verir: "Hayır, bu esnada akıl kalmaz. (Aşırı hırs  ve cehalet sebebiyle) o devir insanlarının ekseriyetinin aklı ortadan kalkar. Bu durumda, halk içinde ortaya çıkan akıldan mahrum bir ayak takımı, öncekilerin yerine geçer."

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):

"Davaları aynı olan iki büyük grup arasında büyük bir savaş vukua gelmedikçe kıyamet kopmaz." (Müslim, Fiten 17) diyerek  herçle alâkalı hadislerde ifade edilen dahilî öldürmeleri teyid eder.

"Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belalarla karşılaşınca sabreden kimsedir.  Ne mutlu ona!" (Ebu Davud, Fiten 2),

Fitneye bulaşmamayı ve imkan nispetinde fitneden kaçmayı tavsiye etmektedir. Fitneye bulaşan kimse öldürülse de cehennemlik olacağı hadiste buyurulmuştur. Fitne esnasında kimin haklı kimin haksız olduğu bilinmez. Fitneyi çıkaranların maşası olmama yönüne de dikkat çekilmiştir.

"Yaklaşan bir şerden  yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur." (Ebu Davud, Fiten 1)
buyurarak fitneye bulaşmayanın kurtulacağı haber verilmiştir.

(Prof.Dr. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 13/358-359.)

17 Ağustos 2017 Perşembe

esaret


kaçıncı kez dinleyip,
kurşun misali sıktım bu şarkıyı kalbime...
kaçıncı kez dinleyip,
ahlar ektim mezarıma..!


hıçkırık tellerinde...