22 Aralık 2017 Cuma

Sana en çok ne yakışır !

Sana en yakışanı bulmak için düştüm yollara bu kez, seni ifade edebileceğim bütün kelimeleri gönlümün kütüphanesinden indirip, en kıymetlisini aradım, yorulmadım Hangisinin manası tamamıyla seni ifade etmeye yeter ki…

Sordum umuda sende midir diye,

Umut; “bende bir garip umut yolunu gözlemekteyim” dedi,

Sordum hasrete sende mi diye,

Hasret; “sence ben neden hazanla birlikte anılıyorum sanıyorsun” dedi

Sevdanın kapısına gittim, ey sevda yoksa sende mi gizlidir dedim,

Sevda buğulu bir sesle “bende olsa böyle düştüğüm yüreği yakar mıyım” dedi

Kışa sordum, “o olsa böyle üşür müyüm” dedi,

Baharın gözlerine baktım, “ellerimde çiçeklerle neden bekliyorum zannediyorsun” dedi

Güne sor asım geldi, “oda özlemin büyük olmasa geceye sarılır mıyım böylesine” dedi

Geceyi yakalamaya kalktım, “yıldızlarım semadan neden ayrılıyor fark etmedin mi” dedi

Güle sordum, “ben yıllardır kokusuyla yetinmekteyim” dedi

Bülbülse “sence yanık namelerim kimedir” dedi

Adına yaratılan kâinata sordum boynum bükük,

“O (sav), ebedi vuslattır” dedi

Sana en yakışan zamanı bulmak istedim, olurda koylarında kendimi unutup, senden başkasını aramam diye, seninle var olup, seninle kaybolurum diye zamanın uçsuz bucaksız ummanlarına saldım kendimi…

Düne sordum seni,

“Bende misafirdi” dedi

Bugüne sordum,

“Sen istediğin müddetçe yanımızda kalır” dedi

Yarına sordum,

“Gelir mi, kalır mı bilinmez” dedi

Haftaya sordum,

“Sence neden yedi güne bölündüm zannediyorsun…

Ben umudu, sevgiyi, özlemi, ayrılığı, hasreti, hüznü, vuslatı boşuna mı yüreğime saldım” dedi

Aylara sormadan daha on iki karanfil birden boynunu büküverdi

Yıllar ''üç yüz atmış beş gün onu aramaya yetmiyor” dedi

Asırların kapısına varınca…

“Bizim en şanslımız on dört asır evveldi” dedi

Galiba dün, bugün, yarın belirsiz kalıyor,

Saat, dakika, saniye, salise, an çok yalın kalıyor,

Hafta, ay, yıl, asır bir ihtimalde…

Sana en çok sonsuzluk yakışıyor.

Sana en yakışan çiçeği bulmaya kalktım, suretinin nurundan nurlanmış, sana dair üzerinde bir şeyler kalmışları aradım Tabiatı dolandın durdum bir iz bulurum diye…

Papatya ya sordum,

“Naifliğime ve aydınlığıma aldanma, bende onu bulmak için bitkin düştüm ve bembeyaz kesildim” dedi

Menekşeye sordum,

“Her taşın bağrından neden çıkıyorum sanıyorsun” dedi

Kardelene sordum

“Dostlar baharda bulamayınca bende kışa bakayım” dedi

Akasyaya sordum

“Yükseklerden hala gelir diye yolunu gözlüyorum” dedi

Zambağa sordum

“Issız vadilere kendimi neden saldım” dedi

Çiğdeme, yasemine sordum

“O yeter ki gelsin de biz solalım” dedi

Güle sormadan daha

“Kokusundan nasiplenmek için her mevsimde…

Hazanda, baharda durmaksızın açıyorum” dedi

“Her bir çeşidimle ashabını temsil ediyorum” dedi 

Sana en yakışanı aradım işte acizliğimle, önüme ne çıktıysa sordum hesapsızca, seni bulmalıydım en ihtiyaç duyduğum bu devirde ve yine sordum belli belirsizce…

Sordum ummana sen belki gördün diye

“Beni ben yapan bağrımdaki hasret gözyaşlarımdır” dedi

Sordum dağa belki sana uğramıştır diye

“Sence neden böyle arşa uzanmaktayım” dedi

Çöllere sordum,

“Hasretinden yandım yandım küle döndüm” dedi

Rüzgârların önüne dikildim,

“Bulsaydık böyle bir öteye bir beriye savrulur muyduk” dedi

Yağmura sordum, 
“Ben daha bulutları teselli edemiyorum” dedi

Güneşe sordum,

“İçimi bir şeyler yakıyor” dedi

Önüme çıkan seyyaha sordum

“Yüreğine sor bir bakalım” dedi

Yüreğime sorunca…

“Şimdiye kadar nerdeydin” dedi

“O ne mekândadır, nede zamanda

Buyuruyor ki; KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR…

Yani kişi sevdiğiyledir” dedi…

“Sana en çok ümmetinin başında olmak yakışıyor” 

İlknur DOĞANAY