19 Ocak 2026 Pazartesi

Gönül hanem Şerife Akarsu Şahan

Ben geldim anne

Anne ben geldim...
Bütün dar kuyularında Yusufların
Melul iç çekişlerinde hüsranların
Sonbaharlarında mevsimlerin
Ağlamaklı, dolu dolu bulutların
Yorularak her köşe başında
Kendime hazin rastlamalarım...
Ben geldim anne.

Sırtımda dünya denilen o dilsiz kambur,
Ruhumda yankılanan kırık bir aynanın sesiyle geldim.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken gençliğim,
Her adımda biraz daha kendinden eksilen,
Kendi gurbetinde yabancılaşan o çocukla geldim.
Gömleğim arkadan yırtık, kalbim bin yerinden;
Züleyha’nın vaatlerinden değil, dünyanın sahteliğinden kaçıp geldim.

Bakışlarımda donmuş bir zemherinin soğukluğu,
Ellerimde tutunamadığım rüzgârların yorgunluğu var.
Ben ki; gökyüzünü bir avuç toprağa değişenlerin arasında,
Maviye olan inancımı senin dualarında sakladım.
Şimdi her köşe başı bir uçurum, her yüz bir maske;
Kendi içimin labirentlerinde kaybolmuşken,
Senin merhametinin o ince sızısına tutunup geldim.

Biriktirdiğim sessizlikleri odanın duvarlarına as,
Yorgunluğumu seccadenin bir kenarına bırak.
Çünkü dışarısı; insanın insanı gurbet kıldığı bir yer.
Çünkü dışarısı; kalbi olanın nefes alamadığı bir mahşer.
Gözlerindeki o kadim şefkati sür yaralarıma,
Karanlık pusuları dağıtan o beyaz tülbendini sar ruhuma.

Yusuf kuyuda ölmedi ama ben her gün öldüm anne,
Kervanlar geçti üstümden, kimse beni satın almadı.
Bir senin sevdan paha biçilemezdi şu çürümüş çarşıda,
Şimdi bütün yollarım sana çıksın, bütün kapılarım sana kapansın.
Eksik kalan yanlarımı tamamla, dağılan parçalarımı topla;
Tükendim, bittim ve nihayet kendime rastladım...
Ben geldim anne.

Şerife Akarsu Şahan


Aşk Nefesi

Sen,
mim’in rahminde gizlenen su,
nun’un karnında uyuyan sır,
elif’in omurgasında doğrulan sabır.

Ey bakışımı içerden yıkan ses,
adın anılınca
zamanın dizleri çözülür.

Dünyayı dinle…
Toprak nefes alsın,
taşlar zikre dursun,
gölge gölgesini tanısın.

Güneşe sus öğret,
yağmura edep,
aklıma aşk.

Kirpiklerini çek kalbimden,
gece titremesin artık.
Bir bakışın
yedi kapı kapatır içimde,
sekizincisi yokluk.

Ruhumu erit,
harf harf in derinime.
Kaf ile nûn arasında
bir âlem düşür önüme.
Oku fırlat,
savaş bitsin:
kanımda ben kalmasın,
canımda adım.

Her yerimden taşıyor aşk;
taşmıyor,
sızıyor.
İnci gibi diziliyor içimde
sessiz harfler.

Susamıyorum,
çünkü içtiğim şey su değil.
Okyanus korkuyor benden,
taşacak diye değil,
kendini unutacak diye.

Hava sen kokuyor;
rüzgâra mı verdin gülüşünü?
Estikçe bahar,
estikçe secde.

Ne yana dönsem
bir bayramın eşiği;
ayakkabılar kapıda,
kalpler içeride.

Gökyüzü iki göz ödünç almış,
bakıyor bana.
Çocuksun,
çünkü kirlenmemişsin.
Masumsun,
çünkü bilerek yakıyorsun.
En çok da aşk…
çünkü öldürmeden diriltiyorsun.

Zamanın kulağına eğildim,
“akma” dedim.
Ziller sustu,
saatler yetim kaldı.
Kuşlar uçtu,
ama varacak yerleri unuttu.

Diller kapandı,
eller kalplere konuştu.

Aşk toprağa inerken
ben doğdum.
Gözümü açtım,
ışık ağır geldi.
Bu yüzden kör oldum.

Aşk bu:
yaşarken yaşanmıyor.
Çok sevdim.
O yüzden
çok ölüyorum.
                                             Harf an’da
Şerife Akarsu Şahan 


GÖNÜLHÂNEM

..../Leylâ’ya çirkin demişler, göz görmeyi bilmezken,
Aynalar yüz çevirmiş, hakikat derindeyken,
Sevdayı süs sanmışlar, can canından geçerken,
Hepsi bakar görünene, aşk sessizce büyürken

..../Züleyhâ’ya dil uzatmışlar, sabrın adını bilmezken,
Yusuf’u kuyuya sormuşlar, gökler şahidiyken,
Karanlığa laf etmişler, nur gizliyken perdeden,
Hepsi hüküm dağıtırken, sır sessizce büyürken

.
..../Yûnus’a deli demişler, söz tartılmış akılla,
Ateşi hor görmüşler, İbrâhim’de yakılla,
Çöle yük demişler hep, Hacer yürür yakînle,
Hepsi ölçer, biri geçer; yol bilinir ayakla.

..../Mecnun’a yazık demişler, çöller şahittir hâle,
Aşkı kördüğüm sanmışlar, çözülür secdeyle,
Âişe’ye sual etmişler, kalp dolu istiğfâr ile,
Hepsi sorar durur, cevap iner sükûnetle.

..../Zamanı suçlamışlar, sabır Eyyûb’un rengi,
Gözyaşını hor görmüşler, Meryem’de sessiz denge,
Taşı sıradan sanmışlar, Musa’da ayet izi,
Hepsi bakar geçer, gönül görür her şeyi.

..../Gülü kınamışlar çok, diken niye var diye,
Karanlığa kızmışlar, seher niye zor diye,
Umudu tartmışlar hep, olur mu olmaz diye,
Hepsi hesap tutar, aşk yürür nasip diye.

..../İnciyi suya sormuşlar, derinliği bilmeden,
Yeşili yorgun sanmışlar, bahar dile gelmeden,
Kuşları kafeste sevmişler, göğe el uzatmadan,
Hepsi tutmak isterken, aşk uçmayı seçmeden

..../Taşı renk sanmışlar, zümrüt suskunluğunda,
Kalbi dar sanmışlar, secde genişliğinde,
Sözü yük saymışlar, duanın dinginliğinde,
Hepsi ses arar durur, hakikat sessizliğinde.

..../Gölgede büyür demişler, nurun inceliğini,
Ağır sanmışlar kalbi, secdenin hafifliğini,
Sükûtu eksik bilmişler, zikrin derinliğini,
Hepsi sözle yol arar, aşk susar bildiğini.

..../Yük demişler emanete, sır taşır omuzlar,
Geceyi son sanmışlar, seher gizler avuçlar,
Canı tek başına saymışlar, cem olur soluklar,
Hepsi varlığa tutunur, aşk yoklukta duraklar.

..../Aslı’ya ateş demişler, yanmadan bilmezken,
Ferhat’ı dağla sınamışlar, sabır taşa sinerken,
Şirin’i bir masal sanmışlar, hakikat içerken,
Hepsi seyirci kalmışken, aşk kaderi delerken.

..../Dağı yol sanmış Ferhat, külüngü dua bilmiş,
Taş dile gelmiş o gün, niyet Hakk’a yürümüş,
Aslı ateşiyle yanmış, Şirin sabırla gülmüş,
Hepsi bir isim olmuş, aşk tek hakikatmiş.

..../Sonra bir nur doğmuş çölde, çağ kapanmış çağ açmış,
Yetim bir kalbin sesiyle insanlık kendin bulmuş,
Söz onda ahlâk olmuş, susuş bile emir olmuş,
Hepsi aşkı ararken, O merhameti öğretmiş.

..../Ve anlar gönül sonunda:
Aşk; O’nun izinde yürümektir,
Edep kuşanıp kalbi incitmemektir.
Salât u selâm düşer yolun her taşına,
İsimler susar, çağlar kapanır,
Hakikat O’nun adıyla mühürlenir.
(sallallâhu aleyhi ve sellem)

Şerife Akarsu Şahan

                             /Kestim sol'umu