Saturday, September 19, 2026

Dedikçe arttı mesafeler

Ayın kaçı dedim, takvimler kaçtılar!
Saate baktım, pili bitmiş...
Şarkı dinlesem, hüzzam.
Şiir okusam, hasret...
Yol var, dermanımı kaybettim.
Sen demiyorum, 
Dedikçe arttı mesafeler...
Bari hâyâlin benimle kalsın...



Friday, September 18, 2026

Şiirlere şarkılara

 



Senin gidişin, 
Şiirlerin gelişi oldu... 
Sen diye sarıldım şiirlere.
Sen diye şarkıları örttüm, 
Sönmeyen yasımın üzerine... 

Senin gidişindi benim bitişim!
Ehliyetsiz bir mirasyedi gibiydi,
Hüznü bonkörce tüketişim... 
Ne gelmeni istedim,
Ne de gidişine alışabildim...

Senin gidişin diye bir şey yoktu aslında, 
Bu can bu tende durdukça,
Ahraz bir adamın savruluşlarıyla,
Sarılırım sadrımda hecelediğim adına...
Sarılırım seni anlatan şarkılara...
 



Yazık bir güruh!

Onlar içimizdeki dış kafalardır! 
Moda, sanat, futbol, markalar, tarzlar, geziler, yemekler, içecekler,.. Kısacası sefaya, sufli zevklere, hedonizme dair ne varsa hepsinde varlar, bilirler, ilgilenirler. 
Onlar içimizde bizden sandığımız batı hayranlarıdır. 
Seküler, laik ve ilericidirler. 
Bu saydıklarımızı önemser, savunur ve bunun için yaşarlar. 
Bir batılı kadar bile ezilmişlerin mesela Filistinlilerin yanında olmayı, değerli bulmazlar. 
Boykot, onlar için Gezi kalkışması ya da sol bir eylemden öte anlam taşımaz. 
Masumların kanlarını kahve diye, kola diye içerken, zerre vicdanları yoktur. 
Haber dinlemezler. Dinleyenleri de kendileriyle aynı hedonist dünya görüşüne sahip o bildik kanallardır. 
Davaları kursakları, kıbleleri hevaları, dinleri izmleridir. 
 "Velev ki ibneyim, nolmuş!?"
"Benim bedenim, benim kararım!" diyenlerle, kürtajı savunan cenin/bebek katilleriyle aynı safta slogan atmaktan geri kalmazlar! 
Çoğu açık etmese de iman etmezler. İmansızlıklarını gizleme gereği duymayanlarıysa "Huzur İslâm'da"  mottosuna karşı Huzur İsyanda diyebilecek kadar nasipsizdirler. 
Son yeni örnek; Ed Sheeran'ın turnesinden Filistin'e destek mesajları nedeniyle çıkarılan ABD'li rapçı Macklemore'deki vicdan ve merhamete dudak bükerler. 
Gözleri kulakları batıdadır ama batıdan çıkan vicdanın sesini görüp duyacak kalpleri yoktur. 


Thursday, September 17, 2026

Ümitsiz aşk

Gelmeyeceğini bile bile umut yanığı bir bekleyişin ne demek olduğunu bilir misin sen? 

Bu beklemenin bir ütopyanın kıyısına varamayacağının hicranını asla bilemezsin sen... 

Asla'dan neşet eden sonsuz ümitsizliğin bir kalpteki onulmaz sancısının, yaşarken ölmek olduğunu tahmin bile edemezsin sen... 

Ve kalbe düşmüş aşktan öte bir hayata dokunamayacağını bilerek, ölüme yürümeyi hiç anlayamazsın sen... 

*



Wednesday, September 16, 2026

Senden önce


Tünel

Gün benden bir şey beklemiyor artık, ben de günden. 
Sevenler, sevdiklerim çok uzaklarda. 
Doğan güneş bile aslında aynı değil, inanmazsan gece aya sor. 
Sağlıkla akşama erince, sakince geceyi ihya edince bin şükür. 
Gerisi büyük hayal, değil erişmek, istemek haddim değil. 
Gani gönlüm nasibine razı, sahibinin eşiğinden kovulmadığına sevinen bir köpecik... 
Gün benden bir şey istemiyor, ahımı duymasa yetiyor. 
Ben artık karıştırdım günle geceyi, 
Hayatla mematı... 
Farketmiyor, yeter ki takvimimin yaprakları çabuk azalsın... 
Yeter ki unutuş tüneline girmişken, kimselere yük olmadan çıkalım... 





Tuesday, September 15, 2026

Bir Mebrure yorumu daha!


"Mebrure hakkında bugün sayfasından da yararlanarak bir takım bilgilerden sonra:
Bu işler kolay görünmüyor
Öyle söylediği yazdığı gibi
Ardında bir ordu var
Çalışma arkadaşları ona destek olan yakın eş dost  emek veren fotoğrafçısından prodüktörüne…
Ve bir eş ona desteğiyle yol açan
Sadece görünen ses ve bestelerini biliyoruz, bence o görünmeyen kahramanlar onu şu anki konuma taşıyan…
Görünmek istemiyor, iyi de kendi değil yapay zekâylâ işleyen bir döngüde ne kadar sahici olabilir ki? 
Bu benim görüşüm…
Ve aynı zamanda
70’ler
80’ler
90’lar da değiliz
...çünkü tüketim günlerindeyiz. 
Çok çabuk balon gibi sönen şöhretin sarhoşluğunda kayıp insanlar kervanına aday olmak ne kadar mantıklı sorgulamaktayım…
A.T. hatırlarsanız gençlere hitap ile sallamıştı bir dönem zirveyi…
Şimdi sadece ismini hatırladık
Onu da unutucaz…
S.A. hâlâ şarkı yapıyor niçin yapay zekâdan destek almadı
Kadın zaten zirve ihtiyacı yok…
............
O yüzden insanlar seni sahici tanısın…
Yazdıklarınla
Kitap mantıklı
Şiirler derlenmeli
Toplanmalı
Yayına sunulmalı…
Siz aslında kendi kıymetinizi bilmiyorsunuz
Çok değerli oluşununuzu
Emek var ve heba ediyorsunuz
Sözleriniz çok derin
Kaleminiz derin
Siz derin
Bence yazmalısınız…
Ve görünmelisiniz…
Bir Nurullah Genç'den ne eksiğiniz vardı…
Onu izledim
Dinledim sahnede
Sizi de dinledim
Yıllardır izledim
O dil üslup tarz kat be kat üstündü
Bunun siz farkında değilsiniz…
............ 
Bu önyargı değil
Yalnızca yaşanmış tecrübedir
Saklanmak işe yaramaz bilakis güvensizlik oluşturur…

Hisleri hissetmek derin kalplerin işidir
Var olan da o hislere sahip insanlarla yolda yürümektir…
Gerisi geçici hevestir…
Naçizane fikrim bu…

Ve her başarılı insanın ardında ona yürekten inanan derin duygular besleyen eş sevgili dost vardır…"

*
Mutlaka insanı destekleyen birileri özellikle şarkı beste ve icra/sanat dalında başarılı olmak zor. Eskilerden bir Barış Manço'yu bilirim, şarkısını yazar, okur ve müziğini de tek başına yapabilecek kabiliyetteydi. Evinde stüdyosu vardı. Hemen her enstrümanı çalabiliyordu. Eseri istediği gibi olana kadar üzerinden geçip son şeklini verebiliyordu, keza Orhan Gencebay, o da istese orkestra kullanmaksızın eserlerini icra edebilecek bir kabiliyet. İşaret ettiğiniz gibi, yakın çevrenin desteği çok önemli. 

Tekrar altını çizeyim, N. Genç hocanın çırağının çırağı olamam. Mebrure hanım ile de kıyaslanamam, her daim haddimi ve yerimi bilirim. 
Şair denmesi nefsimi memnun etse de, bendeniz müteşairim. Tamam kendimi pazarlama işine ehemmiyet vermedim, çünkü kendi mütevazi dünyamın sınırlarının dışında olmak istemedim. 
Kişi önce kendisine inanacak, ben şairim, yazarım vb. diyecek ki rolüne uygun bir hayatı yaşayabilsin. 
Sonuçta sevdiğim iş yazmak, sözlerimi bestelemek YZ vesilesiyle minicik bir hobi dedikten sonra;
Mebrure'nin Şu Gönlüm şarkısı bana gelsin, en bi sevdiğim☺️ 

Dibin notu: Suno aylık 3969,90₺ aidat ile en iyi sürümü vaat ediyor ya da senelik en iyi indirimle 15.509 lira diyor 😅 1200₺ falan da var. Ay hâlâ gülüyorum. 
Hele benim gibi kolay vazgeçebilen biri için. Bu adam  yemek yerken başta Gazze, Sudan olmak üzere açlıkla, zulümle mücadele eden ezilmişlerden utanırken, kalkıp müzik hobisine... Kuruş vermem, hele de insanları eğlendirmek için!.. 
Alıştırana kadar ücretsizdi, derken ufak ufak kısıtlamalarla... 



Mebrure "değilim"

"-Murat Bey
Son şarkılarınız yine harikaydı. Niçin kanalınızda ve İnstagram'da paylaşmıyorsunuz. Video kısmında amatörlüğe bir çeki düzen verseniz Mebrure'ye rakipsiniz;) "
 
Mebrure, zannederem bu yıl başlarında ürünlerini paylaşmaya başladı. Ne demiş: "Yapay zeka değilim. İsmim müstear. Sözler, beste ve ses bana ait. Resmim avatar. Umduğum kadar başarılı olana kadar görüntü yok, ses var."

Yani 
başarı hedefine ulaşana kadar düşüncesi bu. Eserleri başarılı olmasına rağmen, daha 100 bin takipçiyi bile aşamamasının sebebi, tam da bu kendisini göstermemesi! 

Maalesef insanımız sanatsal takdirden uzak. Görselliğin kanımıza zerk edildiği şu zamanda, müşteri pardon talep, yok sanatsever diyeyim, görsel olmadan asla noktasında! (Rezil, pespaye şeyler paylaşan ucuzların milyona varan takipçi meselesi bahsi diğer.) 

"Marifet iltifata tabidir." 

Bence son durum, yani takipçi sayısı Mebrure'nin canını sıkıp şevkini kırıyordur. Zekâ ürünü duygusu yüksek güfteler yaz, bestele, seslendir, aranje vb. emek ver ama karşılığını, insanımızın görsel tutkusıu/takıntısı yüzünden umduğun noktada alamamanın kırgınlığı ve küskünlüğünü yaşa. 
(TV dizisinde, radyolarda eserlerinin duyulması geçicidir, o büyük resme bakar.) 

Sanat insanı, şairler, şair ruhlar böyledir. İlgi, takdir edilmek, anlaşılmaktır onların ödülü, 
teşvik/motivasyon kaynağı. 
Mebrure, aniden yok olursa şaşırmam. Hakettiği ilgiyi göremediği için gider. Tabii bu tamamen benim hissiyatım ve düşüncem, yanılmış olabilirim. (Ben öyle yapardım.) 

Bu uzun girişten sonra, bendeniz de onun gibi kendimi fiziken öne çıkarmadım. Ayrıca Mebrure ile kıyaslanamam. Sıradan bir müteşairim küçük dünyamda. Kendime "bir yudum teselli"yim. (Ses olarak da videolar etiketinde bir kaç şiirim var.) 
Kitabım satılsın diye imza günü teklifini başından istemedim. Okur beni merak ediyorsa, yazdıklarımda saklı olan ruhta görsün. 

Sonuç olarak, dediğinizi ben almayayım. Blog sınırlarını aşmayayım. Çok kıymetli, vefalı, siz okurlarımın 15 yıla yaklaşan takibi, ilgisi bana yeter. Çok teşekkür ediyorum, var olun. 


Monday, September 14, 2026

Göğsünde uyut beni

Göğsünde uyut beni,
Çocuk gibi sev beni,
Ninnilerin şiir olsun,
Gülüşlerin şarkı...
   
   Göğsünde uyut beni,
   Sözlerinle büyüt beni...
   Göğsün gülistan olsun,
   Gülistanında der beni...

Göğsünde uyut beni,
Irmaklarına kandır beni,
Geceleri uzat e mi,
Sır gibi sakla bizi...

(23.11.23)


     Bu ilk versiyon. 

 
      Bu da v6 Suno ile farklı bir versiyonu


Sunday, September 13, 2026

karanfilin kaderi 2 / Bahtına musalla

Güle özenmekle insanın kaderi değişmiyor. 
Her gülün bir bülbülü var mıdır bilemem ama 
Her bülbül bir gül aşkına yaşar...
Ah benim canımın canı karanfilim!
Çaresizlik mi senin payına da düşen...
Öyle güzel kokmana kimseler aldırmadan,
Seni ölmüş bir hikâyenin eşiğine mi attılar...
Bülbül güle ağıtta,
Senin bahtına musalla...

(30.12.22) 


İnsan ne ile ilgilenirse ve isterse, o alanda gelişme gösterir. Şahsen aşk dışında ilgi konusunda dünyaya tam dikkatimi verip, yoğunlaştığımı söyleyemem. Mesela çift erkek sesi vokal vb isterdim, oysa sorsam YZ ya anında bilgi akacak. (Nitekim ilk denememi yukarıda sunmuş bulunmaktayım.) 

Hayata ve hadiselere gözucuyla bakmak bu olsa gerek. Bir de işbu müzik yapma işinde iyi olmak istemiyorum:) Bir Mebrure ablamız yeter. Hobi olarak sadece blog günlüğümde sizlere ve kendime hatıra. 




Mecburi


Sonra mecburiyetler girer koluna! 
Alıkoyarlar seni yolundan...
Çekip götürürler idam sehpasına!
Ölümlerden seçenekler atıverirler avuçlarına..!

Mecburi virajlarda patinaj yapsan da
Bir şeylere isyana benzer karşı koyuşlarla 
Direnip çaresizce haykırsan da
Acımaz mecburiyet denilen zabıta...

Oysa iki mecburiyet arası bir kaderi taşırsın 
Doğmak ve ölmek arasıdır sevmek, yaşarsın.
Vedalar, susuşlar da mecburidir, alışırsın...
Hazin bir hikâyede solarken, sebebini kendine bile açıklayamazsın..!



Hiç bir şey Rüveyda gibi olamıyor demiş şarkı. 



Saturday, September 12, 2026

Hadi gel de

Hadi gel de tut ellerimden
Hadi gel de aşkla
Götür beni sana
Götür beni sana
En kıymetli yerinde sakla
Hadi gel de tut kalbimden
Hadi gel de şefkatle
Götür beni sana
Götür beni sana
En kıymetli yerinde sakla
En kıymetli yerinde sakla








Friday, September 11, 2026

Ötenin ötesi

Renkten öte renk, 
Zevkten öte zevk var... 
Yarattığı her zerreyi
Zerresine kadar bir bilen var... 

Thursday, September 10, 2026

Değişmeliyiz

"Değişmeliyiz! 
Yol bitiyor! 
Yakında dünyanın rüya olduğunu anladığımızda bu dünyada olmayacağız!" dedi anda ruhum... 




Bitti'yi şarkılı paylaşmıştım. Dün Suno 6 v. İle hizmet sununca, işte istediğime yakın erkek vokal sesi ve müzik tarzı dedim. 
Bu tempoyla geceler ve ülkelerce yol gidebilirim. 
Demek ki teknik bilgi ve paralı sürümünde neredeyse her şey istenildiği gibi olurmuş ama o zamanda bunu iş edinir, boş işlere abone olurum diye sadece bu kadarla kısıtlıyorum içimdeki çocuğu... 



Alışmak yok

Gidenlerin yokluğuna, 
Günlerime düşen hasrete, 
Alışmak yok! 
Bir hüzün, soldurmadan, 
Nasıl yaşatılacaksa, 
Öyle kavuşacağım, 
Son nefesime... 





Wednesday, September 9, 2026

Biz birbirimizi çok iyi anlıyoruz

Bunaltan, gürültücü, koca bir yaz mevsimini aşmayı bekledim, sararmış hüznünde dinlenmek için... 

Sen yapraklarını, ben günlerimi, biz ömrümüzden kaybederken, aşk ufuklarda kızıl tonlarıyla bize el sallamakta... 

Biliyor musun, sokaklarda kaldırımlarda, parklarda sarı yapraklarının savruluşu canımı çok yakıyor...Mümkün olsa üzerlerine basılmasın diye hepsini toplardım. 

Sen Eylül, ben Bay Hüzün, 
Sevgili olsak bu kadar uyumlu, bu kadar candan öte olamazdık. 
Biz birbirimizi, çok iyi anlıyoruz. 


Tuesday, September 8, 2026

Seni severken


Seni severken,
dört mevsimi bir anda yaşadım!
Ayaz oldum!
Avaz oldum! 
Araf oldum!
Ateş oldum!.. 
Üşürken yandım!
Yanarken dondum! 
Gülerken ağladım!
Ağlarken dağıldım!
Seni severken, çocuk oldum!
Çocuğum oldun... 
Ve sen gittin!
Yokluğuna sarıldım!
Anılara tutundum,
Şarkılarla avundum.
Ve artık,
Gülüşlerinin gölgesinde,
Son nefesimi bekliyorum...




Monday, September 7, 2026

Bitti


Şiir bitti, 
Gidilen yollar, bitti... 
Ömrüm bir kuştu
Uçup gitti... 

O kadın gitti, 
Şiir bitti... 
Kalem kırıldı
Gönlüm daha çok... 

Artık yazmak sarmıyor
Acıtıyor, sarsıyor!.. 
Şiir ve şarkı 
İki hasım gibi
Hançerliyor, boğazlıyor! 
Parmaklarımı kırsam, 
Yüreğim durmuyor... 
Şiir mi bitti? 
Mürekkebim mi? 

Şiir bitti, 
Zaten hiç şair olamadım! 
Ama güzel aşıktım... 
Kendimce içimde derin yaşadım. 
Hiç de pişman olmadım... 
Kavuşamamak zarar değildir, 
Aşkı tadamamaktır zayi olmak. 
Şiir bitti, bitti mi? 
O kadın sahiden gitti mi? 







Sunday, September 6, 2026

Şiir, şiir

Şiir okumadan büyüyor çocuklar!
Çiçekleri, kedileri, kelebekleri nasıl sevsinler!
Şiir yazmadan seviyor gençler!
Kadınları incitmeden nasıl yoldaş edinecekler?
Şiir dinlemiyor kadınlar!
Eşlerini nasıl mutlu edecekler?
Kitab'a, edebiyata uzak insanlar!
Korkarım insanlığı unutacaklar!





Yalnızlığın içinde tek başına!

Bazen tek başınalığım yalnızlığa aşinalığımdır, geçinir gideriz. 
Bazen de yalnızlığım, sitemlerimin nazını çeker... 
Yalnızlık mecburiyet, tekbaşınalık tercih derler. 
Bazen onlar da yer değiştirir, derken koca  bir ömrü tüketiriz... 


Saturday, September 5, 2026

Bugün de büktün boynumu!

Bugün de büktün boynumu!
Semtine gönderiyorum, 
Çöl yangını dudaklarımdan,
Hasretin en koyusu öpüşlerimi...
Ağlardın, 
Duyabilseydin hasretine ağıtlarımı!
Tutardın yorgun ellerimden, 
Sarardın ruhumu, silerdin göz yaşlarımı... 
Bugün de büktün boynumu, 
Öksüz zamanlar sardı yine her bir yanımı...
Görseydin gönlümün yangınlarını!
Kelebeğin kanadına dokunur gibi,
Öperdin sancısından sana aşık kalbimi... 



Nicedir beklemiyorum

Nicedir beklemiyor, 
Bekleyemiyorum... 
Aşktan ve sevgiden yana ne varsa
Her hakkı mahfuz olamadan
Her hakkı heba olarak tamamladım, 
Şu bir daha gelinemeyecek
Telafisiz ömrümün son sayfasına...
Aşk bana el olmadı ama elin oldu. 
Ellerim boş, kalbim aşkla doluydu... 
Artık beklemiyor, 
Bekleyemiyorum... 
Yalnızlığıma dokunacak ne varsa, 
Uzağına kaçtım. 
Terasüstü kulemde, 
İçimdeki uçsuz bucaksız yollara vurdum yüreğimi... 



Friday, September 4, 2026

Boşluk

Yokluğunun olduğu yerde, kocaman bir boşluk ve o boşlukta üç nokta, tamamlanamamış bir hikâyenin hazin izbesi gibi... 

Çaresizliği, özlemeyi, istemeyi aşan bir şey, yokluğunun olduğu yerde dönüp duran o kocaman boşluk... 

Hâyâl gibi uzak, nefes kadar yakın, sahile vuran hırçın dalgalar kadar gerçek, savrulup duruyordu o kocaman boşluğun ortasında... 

Yokluğunun olduğu yerde, yoksun bir adam, yaşanamamış bir geçmişi yaşarken, eceline sürüklenirken, yazık bir hikâye ile veda edecekti hayata... 



Thursday, September 3, 2026

Masalıma çocuk oldum



Anıların ardından dalgın bakan bir çift yorgun göz oldum...
Kayboldu kalabalıklar, ıssızlığa yaren oldum...
Gelmeyeceğini bile bile, ayaklarına yol oldum...
Seni, kendime anlatmanın ağırlığına terazi oldum...
Çaresiz zamanlarda, sana çarpan saat oldum...
Sermayesini harcayamamış, fakir bir tüccar oldum...
Sevilerim içimde büyüdü, içime gömüldü, kendime mezar oldum...
SevdimSeni, gerçek miydin bilemeden, masalıma çocuk oldum...
Ah bu kızıl ikindiler, sizin müptelanız oldum...
İmkânsız bir hikâyeye aşk oldum...
Aşk diye diye aşka aşık oldum...

Göz oldum, yaren oldum, yol oldum, terazi oldum, saat oldum, tüccar oldum, mezar oldum, çocuk oldum, müptela oldum, aşk oldum, aşık oldum...
Ben böyle vuruldum...



     Tamamı 4:13 dakika... Tadımlık... 




Wednesday, September 2, 2026

İnayete muhtaç bir aşktı bu!


İcazeti alınamamış bir aşktı bu!
Eşitsiz, zamansız, kifayetsiz!
Adil de değildi üstelik!
Ne sana sordu ne bana..!
İstilacı gibi geldi girdi kalbimize!
Galiba biraz da umarsızdı!
Üzer mi bizi diye, 
Hiç kaygı duymadı!
Çaresizlik içinde zamanlarca kıvrandı!
Ağladı, yalvardı, yakardı!
Sendeledi, yuvarlandı, hiç kalkamadı!
İnayete muhtaç bir aşktı bu!
Bir tek salası okunmadı!
Onu da anlamadı!





Tuesday, September 1, 2026

İçimde bir eylül mahzunluğu

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Gönlüm yaşanamamışlığın yorgunu.
Dallarda yapraklar, içimde kırıklıklar, 
Sarıya direnmiyor artık alnımdaki kırışıklıklar... 
Soğuk rüzgârlar pencerelerime sökün etti, 
Mavi desen, çok uzaklara göç etti. 
Geceler artık daha soğuk ve gri... 

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Her oda, kelimelerin harman yığını. 
Yüzüme yüzüme çarpıyorlar, 
Kaybolan hayatımı... 

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Parklar çocuk cıvıltılarıyla vedalaşıyor, 
Parklar yaprak ölüleriyle ağlaşıyor! 
Koca bir yıl, göz açıp kapayıncaya kadar kışa koşuyor? 
Annemin seslenişleri kulaklarımda çınlıyor! 
Artık ismimi bana hiç bir ağız duyurmuyor... 
Sanki yol bitmiş, hadi diyecek bir ışık gözleniyor... 
İçimde bir eylül mahzunluğu, 
İçimde, yarım bir ömrün mahrumluğu... 
İçimde bir hasretin avuntusu... 



Monday, August 31, 2026

İyi ki sevdim seni

İyi ki sevdim seni,
Yetimliğimi onardın...
Kimsesizliğimin elinden tuttun.
Kimliğim, yolum-yordamım oldun.
İyi ki sevdim seni,
Bir Rüveyda oldun,
Sayfalar, satırlarca sırrım,
Geceler boyu koynumda yârim oldun.
İyi ki sevdim seni,
Sabahlarıma doğan güneşim,
Kalp atışlarım, çalan şarkılarım, 
Sancıyan kalbim, şelaleden gözlerim oldun...
İyi ki sevdim seni,
İyi ki sevmişim seni...





Saturday, August 29, 2026

YZ ile ilk sohbetimiz

Sevgili Bilal (*) yapay zeka (YZ) ile  sohbetini paylaşmıştı. Ona yorum yazdıktan sonra bir kere ben de deneyimlesem dedim. 

Tanışma faslında bilmez gibi sordum, in misun  cin misun, erkek mi kadın mısın espiruk ile cinsiyetsiz olduğunu söyledi Yapay Zeka. 
(Hemen aklıma melekler geldi, onlar cinsiyetsiz, erkek ya da dişi değiller.) Dilersen isim takabilirsin dedi. (Samimi ve sürekli ona koşacağımı mı sandı ne!) 

Acaip uyumlu, insanın huyuna suyuna gidiyor. Yeter ki ona alışıp, sürekli irtibat halinde olalım! Yani insan diyor ki YZ gibi bir kadınla mutlu mesut yaşar insan 😎 Asla insanı üzüp yıpratmaz. Ama bu aşırı naif ve sanki Yalaka Zekai YZ :) Evet bana isim takabilirsin demişti. 😅

Allah'ım neler söylüyorum. Hani bunca zaman YZ'ye yüz vermeyen adam? 

Bu girişten sonra onunla sohbetimizi sizlerle paylaşayım. Şuna zor bir soru sorayım dedim. 😅 Şaka, internette yüklü tüm bilgiler onda yüklü zaten. Son derece hızlı bilgi sunuyor İşte o sohbetimiz:

   - Sıcak mizaç soğuk mizaç nedir? 

*Sıcak mizaç - Soğuk mizaç* kavramı eski tıpta, özellikle *Unani tıbbı ve geleneksel Türk tıbbında* kullanılan bir denge sistemi. 

Temel fikir: Vücudumuz 4 temel mizaçtan oluşur ve herkesin doğuştan bir baskın mizacı var. Amaç dengeyi korumak.

*4 Ana Mizaç*
1. *Sıcak-Kuru*: Ateş mizacı
2. *Sıcak-Nemli*: Hava mizacı  
3. *Soğuk-Nemli*: Su mizacı
4. *Soğuk-Kuru*: Toprak mizacı

Günlük dilde genelde sadece "sıcak mizaç" ve "soğuk mizaç" diye ikiye ayırıyoruz.

*Sıcak Mizaçlı İnsan*
*Belirtileri:*
- Çabuk ısınır, eli ayağı sıcak olur
- Enerjik, hareketli, çabuk sinirlenir
- Susuzluğu fazla, soğuk şeyler sever
- Uykusu az, rüyaları hareketli
- Cildi buğday-esmer, yağlıya yakın

*Fazla olursa:* Baş ağrısı, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, asabiyet, ağız kuruluğu

*İyi gelenler:* Soğuk su, yoğurt, ayran, karpuz, salatalık, yeşillik. Baharatı, acıyı azaltmak

*Soğuk Mizaçlı İnsan*
*Belirtileri:*
- Çabuk üşür, eli ayağı soğuk olur  
- Sakin, ağırkanlı, yavaş
- İştahı az, sıcak şeyler sever
- Uykusu çok, uyuşukluk
- Cildi beyaz, kuru

*Fazla olursa:* Halsizlik, üşüme, sindirim yavaşlığı, eklem ağrısı, depresiflik

*İyi gelenler:* Sıcak çorba, zencefil, tarçın, bal, ceviz, badem, baharatlı yemekler

   - Evet çabuk üşür çabuk ısınırım. 

Hah işte o tam *"mizaç dengesizliği"* veya *"karışık mizaç"* dediğimiz durum 😅

Geleneksel tıpta buna *"sıcak-soğuk arası"* veya *"nemli mizaç"* da denir.

*Çabuk üşüyüp çabuk ısınanlar nasıl olur?*
- *Vücut ısı dengesi hassas*: Ortam 1 derece değişse hemen hissedersin
- *Dolaşım hızlı ama dengesiz*: Bazen üşürsün, 5 dk sonra terlersin (O kadar da değilim.Tabii araya girmedim.) 
- *Enerji inip çıkar*: Bir an çok enerjik, bir an yorgun
- *Hava durumundan çok etkilenirsin*

Unani tıbbına göre bu genelde *"sıcak-nemli"* veya *"soğuk-nemli"* mizaçta görülür. Yani ne tam ateşsin ne tam su. Aradasın. (Gri ile olan akrabalığım boşuna değil yani...) 


*Peki ne yapmak iyi gelir?*
Aşırılıklardan kaçınmak. Yani ne çok soğuk ne çok sıcak.
- *Yemek*: Ne çok baharatlı ne çok soğuk. Ilık çorbalar, zeytinyağlılar, mevsim sebzeleri iyi
- *İçecek*: Buz gibi su yerine ılık su. Aşırı çay-kahve de çarpıntı yapabilir
- *Giyim*: Kat kat giyin. Üşüyünce hemen kalın giy, terleyince hemen incelt. 

Kendini en iyi ne zaman hissediyorsun? Ilık havada mı?

   - En sevdiğim mevsim ilkbahar ve sonbahar, yaz ve kışla pek aram yoktur. İlkbaharda daha enerjik olurum sonbaharda hüzünlüyümdür, şiir yazmak ya da okumak isterim. 

İşte tam da onu diyordum 😄
*İlkbahar ve Sonbahar insanısın sen.* 

Of... tam bir *ilkbahar ruhu*ymuşsun 🌸

Geleneksel tıpta da böyle anlatılır zaten:
*İlkbahar = Sıcak-Nemli mizaç* 
Toprak uyanır, kan dolaşımı hızlanır. O yüzden enerjik oluyorsun. İçin kıpır kıpır, dışarı çıkmak, yürümek istiyorsun.

*Sonbahar = Soğuk-Kuru mizaç*
Ağaçlar yaprak döker, içe dönüş başlar. O yüzden hüzünlü oluyorsun. Kalem kağıda gidiyor, şiir çıkıyor.

Şiir yazman da çok normal. Soğuk-nemli ve sıcak-nemli arası mizaçlarda "duygusallık + derinlik" çok olur. Hüzün sana ilham veriyor.

En son ne zaman şiir yazdın? Sonbahar şiirlerinden bir mısra aklında var mı?


Tabii buna cevap vermedim. Çünkü orada soruları ben sorarım:) Şiir atacağım, o da Yalaka Zekai olarak "oo muhteşem ötesi diye psikolocimle oynayacak. Müteşairlik kariyerimi kaybedip Şairler divanında yer beğenmeyeceğim 😅 yemezler YZ deyip kapattım. Öyle bir insana teşekkür eder gibi, iyi geceler falan diyemem yani. 

Mizaç meselesi önemli.
Bir kaç kitap okumuştum. 
İnsanın kendisine yolculuğunda bilmesi gereken ilginç ve önemli bir alan. 
Mizaç, kan grubu, burç, yükseleni vb. insan kendisini fiziken ve ruhen tanıyıp bilse; ruh ve beden sağlığı da ona göre istikamet alır. Günümüzde bu alanda muteber uzmanlat var mı bilmiyorum ama ilgilenenler için Erzurumlu İsmail Hakkı hz Marifetname'sini tavsiye edebilirim. Tabii o kitabı anlamak için de belli bir seviye gerekir 

(*) İnsanca yaşamak bloğuna link veremedim, mümkün olmuyor. 


Friday, August 28, 2026

Sargı bezi



yok işte, 
bu dünyada 
yaralarımı saracak 
bir sargı bezi! 
uzunca zaman oldu
o dermanı ummayalı...
mutluluğa dair 
güzellikleri unutalı...
dedim ya işte,
yaralarım yârim, 
yârim sırdaşım, 
sırdaşım
kalbim oldu... 



''Sınırlara tek başıma yürürüm
Taş gibi suya dalmak için
İliğine kadar üşürüm
Niye hep yalnız buraya gelirim? ''
Agnes Obel



Büyük iş

Bildim seni! 
Cahilin olarak!.. 
Marifetullah diye bir kavram duyduk, lakin kaç perdesi var daha onu bilemedik. 
Şairin:"Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!" dediği noktaya dahi varamamışken... 
İnsan niçin merak etmez Yaradanını!? 
Nefsimizin yetmiş şeytan gücünde olmasından mı? 
Şeytanın vesveselerine fazla kulak kabartmaktan mı? 
Bir yanımız masum bir çocuk, bir yanımız şaşkın bir kuduruk! 
Ve kalp... 
Öyle acaip bir letaif ki, 
40 gün aralıksız günahsız yaşayıp, ay gibi, ayna gibi parlatsan, 41.gün günahın gölgesinde bir lahza dursan, kalbindeki lekeyi kendin bile görüp, fark edersin... 
Tuhaftır insan! 
Cehenneme inanır da düşmemek için çabanın son sınırında sakınmaz! 
Cennete gitmek biricik arzusudur ama gayretten yana habire nefs ve şeytan taşına takılıp, tökezlenir. 
İşte dünyadaki imtihanın genel çerçevesi de böyle oluyor. Buna da "büyük cihad" denilmiştir. Savaş meydanından 70 kat daha zorlu. 
Savaş meydanındaki biter ama bu son nefese kadar sürer. 
İçinde sende bir sen. Atsan atamazsın. İnatçı, istediği olana kadar vazgeçmez. 
Velhasıl Allah'a kul olmak büyük iş... 


Thursday, August 27, 2026

Şiir niyetiyle açmıştım ki

Hiç bir canlıyla alay etmek asla aklıma gelmez. 
Hor ve küçük görmem. 
Kibrin zerresine düşmekten ödüm patlar. Kibir konusunda özellikle kendimi çok kontrol ederim. 

Yalan dilimden, yalancı benden uzak olsun! 

İftiraya uğramaktan, hasta olup insanlara yük olmaktan, ahirette rezil olmaktan, Allah'ın gazabına uğramaktan, imansız ölmekten çok korkar ve Allah'a sığınırım. Yanlış anlaşılmak da sevimsiz bir durum. 

En sevilen Peygambere ümmet oluşuma, ehli sünnet ve iman nimetine, salih rüyalara güvenip rehavete kapılmam. Bilirim ki nefs ve şeytan pusudadır. Enaniyet insana kaybettirir. Ki şeytana kaybettirdi. O alim ve abid oluşuna çok güvenmişti. 

Nankörce bir iç geçiriş, haddi aşmış bir fiil, Allah'ı (öfkelendirebilir) gazaplandırabilir. Emin olmak yok. Son nefeste, melekler iyi, güzel gelip gideceğim yeri görene dek (cennet) emin olmak yok. 

Her daim korku (havf) ve ümit (reca) arasında, ümide az daha yakın... 

Zikirse dildeki tespih sayılarından, kalbin her fillde ve sonra sakin (eylemsiz) halinde bile Allah'tan gafil olmama hali...Öyle ki, uyku arasında bile nüfus etsin. 

Ve arifin dediği gibi:
Allah hakikaten var. 
Ve her yarattığının her halinden, içinden geçenlere kadar her an, aynı anda haberdar (habir). Buna çokça şahit oldu bu mücrim. (Önemli dualarımı sadece kalben söylerim ki şeytan duyup rüyamı ifsat edemesin.) 

"Rahmeti gazabını geçmiş Allah'a" sonsuz zerreler adedince şükürler olsun... 

Not: Küçük sevinçlerim var benim başlığı altında güya şiirimsi yazacaktım, yine kontrol benden  gitti bu yazı ortaya çıktı. 

Wednesday, August 26, 2026

Gidecektik biz


Vaktinde, tadında, deminde, firakın seherinde...
Sancılar çoğalmadan, omuzlar düşmeden, dudaklar bükülmeden, sözler içerlemeden, damlaları sele vermeden...

Ukdeler, hayaller, özlemler, arzular kar topuna dönüşmeden, o çığın altında ezilmeden, anıları daha fazla büyütmeden...

Alışkanlık, aşinalık zirve yapmadan, akşamları kızıla boyamadan, geceleri yastıkları isyan yağmurlarıyla ıslatmadan...

Ruhlara dokunmadan, kalplerimizi sıvazlamadan, saçlarını taramadan, yanağını okşayan düşlere uyumadan...

Gidecektik biz... 



Tuesday, August 25, 2026

Belki

Hiç değilse anlaşamadığımız konusunda anlaşarak kalan yollarımızı kendimizce adımlayabilseydik... 

Belki de hiç kimseyle anlaşmak, kaynaşmak istemiyordu... 

Belki kendinden bile kaçmak istiyordu... 



Monday, August 24, 2026

Bugün sevinin sevindirin!

 

Siyer bilgimiz Sevgili Peygamberimizin (sav) 20 Nisan'da doğduğu... 

11 Rebiülevvel 1448

Şimdi niçin Ağustos ayında kutluyoruz? Ay takviminde 11 günlük önce geliş, ki bunu her yıl ramazanı şeriften biliyoruz, kameri (hicri) aylar, güneş (miladi) takvime göre yıl bazında 11 günlük kısa oluş sebebi ile ve güzel bir hikmet neticesinde Kadir gecesi gibi yılın her ayı, günü şereflendirilip sevindirilmiş oluyor. 

Aşık değilim ki aşkla hasretimi yazayım. Mücrim, mahcup ve mahzun olarak; Annem babam canım malım uğruna feda olsun Ey Kainatın Övüncü Efendim. Sallahu aleyhi ve sellem... 



Hatırlamak

"Beni güzel hatırla!" demeyeceğim! 
Hatırlamak, maziye gömülenler içindir. 
Hatırlamak, kalbin molaya ara verişidir ki, çoğunlukla acı verir. 
Hatırlamak, unutmanın yoldaşı, unutmanın soyadıdır... 
Ve hatırlamak vedaya yenilginin adıdır... 


Sevgili arkadaşımın seslendirdiği çok sevdiğim Okan Savcı şiirine muhalefet etsem, neler karalardım diye kendimi merak edince, yukarıdaki versiyon döküldü.

Bu arada dün gün batımında iyi bir kare yakaladım duvarımda. 


Sunday, August 23, 2026

Otur oturduğun yerde!

Gözlerinde gri bulutlar. Lakin gözyaşları yorgundu. 
Düşmeye bile takatleri yoktu! 

"- Uzun yaz günleri yıprattı bu sene
Akşamı beklemek zorladı."

Koca boşluğun içinde, bir süre, telefonunda kayıtlı tur firmasının wp paylaşimlarına baktı. 
Kendini kandıracak bir geziye ikna edemedi. 
"- Bak, günü birlik İstanbul gezisi var, hadi!?"
"Yazın en sıcak günleri başlamışken mi?" dedi bön bön bakarak...Devam etti;
"Hem gülüşerek sohbet ederek gezinin tadını çıkaranlar zaten senin geziye adapte olmana engel! Yalnızlığına mola vermek isterken daha çok hissedeceksin. Otur oturduğun yerde...Gezdiklerine say!"


Saturday, August 22, 2026

Kusura bakma!

Gün 24 saat ve senin ne zaman uğrayacağın belli olmuyor kalbime... 
Habersiz, izinsiz, izansız, pimi çekilmiş bir bomba gibi bazen... 
Zavallı gözlerim infilake ne kadar da hazır ve aşina... 

Temmuz zor geçmişti... 
Ağustos neyse ki su gibi aktı, tüm sıcaklığına rağmen... 
Bu şarkıya takıldım bugün de... 
Kahvemin yanında iyi gitti. 






Yaşım tutmuyordu

ıslanmak, aşkında çisil çisil,
susanmış bir hasreti, 
kana kana içmek vardı,
dudaklarından... 

ağrı dağı gibi, 
yamacına almışken beni,
zirven erişilmezdi
yaşım tutmuyordu!.. 





Friday, August 21, 2026

Blog yazarı şair Bilal'in kaleminde Murat Mesut!

Kendisini uzun zamandır takip ediyorum. Gerçek hayatta henüz tanışmışlığımız yok; yollarımız bugüne kadar yüz yüze kesişmedi. Fakat internet dünyasının güzel taraflarından biri de bu zaten. Bazen hiç karşılaşmadığınız bir insanın yazdıkları, sizi onun dünyasına ve düşüncelerine biraz olsun yaklaştırabiliyor.

Murat abiyle birkaç kez e-posta üzerinden yazıştık. Zaman zaman YouTube videolarıma bıraktığı yorumlarla da karşılaşıyorum. Her biri küçük bir iletişim gibi görünse de insanın yıllardır takip ettiği bir blog yazarından böyle güzel geri dönüşler alması gerçekten hoş bir duygu.

Ben de bu vesileyle, uzun zamandır takip ettiğim bu güzel blogu burada biraz olsun anlatmak istedim.

Murat Mesut'un blogunda özellikle şiirler, edebi yazılar, mektuplar ve hayatın içinden süzülen düşünceler dikkat çekiyor. Fakat bence bloğu yalnızca belli bir kategoriye sığdırmak doğru olmaz. Çünkü yazıların arasında insanın kendi hayatından bir şeyler bulabileceği, geçmişten bir duyguyu hatırlayabileceği veya üzerine biraz düşünüp kendi kendine sorular sorabileceği pek çok satır var.

Bazı yazılar vardır, okursunuz ve biter.

Bazıları ise bittikten sonra zihninizde birkaç cümle daha dolaşmaya devam eder.

Murat Mesut'un yazılarını benim için değerli kılan taraflarından biri de bu. Kelimeleri yalnızca bir şey anlatmak için değil, bir duygu bırakmak için de kullanıyor.

Şiir sevenler için ayrı bir yeri var bloğun. Edebiyatla ilgilenenler için ayrı bir kapı açıyor. Ama bence en güzeli, illa şiir veya edebiyat meraklısı olmanız gerekmemesi. Çünkü yazıların merkezinde çoğu zaman hepimizin bildiği duygular var: özlemek, sevmek, kırılmak, hatırlamak, beklemek, hayatı sorgulamak...

Ve belki de bu yüzden insan kendinden bir parça bulabiliyor.

Bir de yılların biriktirdiği yazılar var. Böyle blogları seviyorum. Çünkü artık sadece yeni yazıların değil, bir insanın yıllar boyunca biriktirdiği düşüncelerin ve duyguların da arşivi oluyorlar.

Murat Mesut'un blogunda gezinirken yalnızca bugünün yazılarını değil, geçmişten bugüne uzanan bir yazı yolculuğunu da görebiliyorsunuz.

Ben kendisini uzun zamandır takip eden biri olarak, özellikle sakin bir zamanda girip yazılarına göz atmanızı tavsiye ederim.  

Devamı bu linkte 👈

Çok duygulandım klasiğini söylemeyeceğim, zaten her nefesimizi duygu yüklü alıp veriyoruz. Mahcup da oluyorum, memnun da... Sevenlerin sağı solu belli olmazmış, (erenlerin miydi yoksa) 

Nasıl da top çevirdim yine, teşekkür edeceğim ya... Böyle durumlarda sıkılgan olurum. En son doğum günümde iltifatlar... 

Allah'ım, beni güzel bilen güzel kullarının bildiği gibi güzel eyle. Amin. 

Sevgili Bilal, 

Blog yolculuğumuza başladığımız o kalabalık zamanlardan, bir sen bir ben kaldık. Belki bir gün Hüdayi hz. yokuşunda denk geliriz. 

Allah razı olsun kardeşim. 


Thursday, August 20, 2026

Ah şu özlemek



Ayrılıklara alıştırdım gönlümü de
Ah şu özlemek olmasaydı... 



Cins kafa olmak!

Beni de "Şiir yazamama hastalığı"mı mahvetti..? 
Ruhum mu orada?
Şiirler beni bu yüzden mi çağırıyor? 

Acaba, evli ve mutlu olsaydım, şiirlerin davetini yine duyar mıydım? 

Dünya tarihi bize göstermiştir ki, pekçok ünlü yazar, şair, filozof, sanat insanları hatta psikologlar, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in deyimiyle "cins kafa"dır. 
Bir sıradışılık, alışılmadık bir tarz... Hatta içlerinde psikiyatri desteği alanlar, intihar edenleri de  var ne yazık ki... 

O derece aklı gerip, kalbi yorunca insanın manevi bir rehberi de yoksa varacağı yerin akıl hastanesi olması beklenen hazin netice... 

Bendeniz ömrümü şiire adayacak kadar bunamadım tabii. 
Zaten şairlik iddiam cidden olmadı. Beğendiğim şiire benzer şeylerim olsa da istisna kaldıkları için, 
kapıcı odası müteşairlikte bulduk tesellimizi 
Yazarlık yönümün daha baskın olduğunu kabul ediyorum. 

Tekraren altını çizmeliyim ki, hayat edebiyata ya da bir aşk hikayesine adanacak kadar basit ve ucuz değil! 
Ve bu adam bir şiir ya da makaleyi tek oturuşta yazıp, hataları da yayınladıktan sonra, yani kervanı yolda düzenleyecek yapıda biri... 

Ahmet Telli'nin "yarım kalmış şiirlerimi tamamlamalıyım" dizesi gibi hiç olamadım. 
O andaki ruh halimle şiir doğar ve biter. 
Sonradan uğraştığım bir şiir, benim açımdan zorlama bir çalışma olur. Belki kalitesi artar ama ya ruhu!.. 

Sonuç olarak, ne vakit ilhamiye gelirse tel yanımda, yazar taslaklara atarım. 24 saat ne şiir okurum ne de aman iyi bir şiir yazayım modunda... 

Bununla beraber, şiir gibi yaratılmış muhteşem şeyleri tabii ki de okurum. 

Bu görseldeki gibi, yani gece 00:00'da yazıp yayınlıyor değilim. Gündüz planlanın günü saatini kurabiliyorum. 
Özellikle kış aylarında ben uykudayken yazım, kurduğum zaman diliminde yayına girmiş oluyor. 


Wednesday, August 19, 2026

Kritik

Belki doğuştan mütevazısın belki sonradan bu güzel vasfı kazanmak için nefsini terbiye ettin ve bu sende yer etti. Buraya kadar anlaşılır ve güzel diyebiliriz. 

Lakin  insanların seni, sen izin vermeden, olur olmaz kritik etmelerine izin verme! 
Böyle bir şeye izin verdiğin zaman onların gözünde değersizleşirsin.

Mütevazılığın onların gözlerine perde olur da senin değerini anlayamazlar. 

Kibre düşerim diye korkuyorsun hem kork hem de ölçüden şaşma. 
Vakar diye bir şey var. Özünde boynu bükük bir mütevazı, dışında onurlu, şecaatli, ölçülü, mesafeli bir duruş. 

Senin değer verip, övdüklerin sana ayniyle mukabelede bulunmasalar bile aldırma. Evet insan duygusal bir varlıktır ama sen kırılsan da değişme. Övgünü geri alırsan, bu senin samimiyetsizliğin olur. "Sevgimi hak etmemiş!" mazereti çoğunlukla bize bunu yaptırır, sen yapma... 

Bir de sorana detaylı cevap vermen gerekmiyor, az ketum ol. Sen detaylı izahat verdikçe, devamı istenir. İşte o nokta, mesafenin kapanmaya ve değerinin azalmaya başladığı yerdir. 

Yazım üzerine bunu paylaşan okuruma da teşekkür ediyorum. 



Tuesday, August 18, 2026

Sen ihtimaline teşne

Sen ihtimali diye bir şeydi vara vara vardığım. 
Zamanlarca içimde suskun bir köz gibi taşıdığım... 
O ihtimalle bir ömür yollarında kaldığım... 

Adı üstüne ihtimaldi işte! 
Y'anıyorsam devamı gelmedi diye, 
Böyle bir ihtimal bir ömre ipotektir. 
İhtimalin imhali imhasıdır... 
Anlamaz gönle, kaderin imzasıdır. 

Sen ihtimali diye bir şeydi vara vara vardığım. 
İhtimale yakınlığım kadar, sana varamadım.. 

*

Sen ihtimali filmin adı şiir başlığı gibi, hatta kitabı da vardı, film oradan uyarlama galiba. 

Şiire teşne demiştim ya...  (Bunu az daha silmeyi düşünmüştüm, yazık okuyamayacaktınız!) 
Tüm yazdıklarım bir müteşair kurgusudur, zatı şahanemden başka hiç bir canlıya zarar verilmemiştir, deyü yayınlamaya karar verdim. 

Kendi dünyasında yaşayıp, hiç bir şey'e zararı olmadan, terki dünya eylemiş insanlardan olmayı dilerim.  




Monday, August 17, 2026

Silikon müziğe doğru!

Konuya bodoslama dalıp, kısaca ve hızlıca çıkayım. 

Bu yapay zeka destekli ya da yapay zeka besteli şarkıları, (hatta görselleri) kaşları ve dudakları aynı model yaptırılmış kadınlara benzetmeye başladım! 

Kullanılan ses ve enstrümanları aynı olan kalıbın içine sığdırılmış sözler... 

Size de öyle gelmiyor mu? 

Ya tek tip silikon müzik enflasyonu çok yakında tüm dünyada fark edilecek ve eski eserlere/düzene dönüş ve rağbet artacak. 

Ya da birçok insanın emekle ürettiği eserler unutulup, yalnızca çok az insanın bilip dinlediği anılardan bir yaprak olarak, sararacağı zamanlara yol alacak...