Kim ister ki uyansın böyle bir şarkıdan...
6 Mayıs 2026 Çarşamba
5 Mayıs 2026 Salı
Hakikat
Hayatın hakikati sana,
Senin hayalin bana...
Kitap sayfaları arasında
Sen, başka bir dünyasın Rüveyda...
4 Mayıs 2026 Pazartesi
3 Mayıs 2026 Pazar
Ben de Üsküdar'a gidemiyorum üstadım
"Onlarca yıldır gitmiyorum Gümüşlük'e...
İğde ağacı yerinde değilse, yerine gelenleri görmeye katlanamam..."
Haşmet Babaoğlu
Onlarca haftadır gitmiyor, gidemiyorum Üsküdar'a...
Karacahmet'i hizalayıp, Zeynep Kâmil'den, Ümraniye'ye uğrayıp, Kuzguncuk tarafından ruhuma, Üsküdar'a doğru esen bir rüzgâr...
Sanki doğup büyüdüğüm sokaklara, caddelere, meydanlara sarılırken ölecekmişim gibi bir hasret...
Hayır!
Gidememe sebebim ölüm korkusu değil.
Başka bir şey...
Yalnızca kalbimin bilip yaşadığı, dile, lisana gelmez bir şey...
Özlemek, çok özlemeye dönüşünce, o bilinen kural mı devreye giriyor ne!
Bir şey haddini aşınca zıddına dönermiş ya...
Çok özlemek, zıddına özlememek olarak dönmüyor elbette...
O hasretin eksikliği, yarım bırakmışlığı yeni bir doğum oluyor, hüzne...
Tarifsiz...
Nasipten nasibin varsa
Diken ağacında doğar,
Her gül goncası...
Diken kıskançtır,
Çeker kılıçlarını,
Dokunmanı istemez Gül'üne...
Mahir isen der, kokusunu, Dokunmadan da alırsın...
Nasipten nasibin varsa,
Bunu cana nimet bilirsin...
Sabredersen dünya dikenliğine,
Gün gelir gülün havzında açarsın
Gözlerini mis kokular içinde...
2 Mayıs 2026 Cumartesi
Ağladım
Aklıma düştü gözlerin
Boynumu büktüm ağladım
Elveda dediğin yerin
Yanına çöktüm ağladım
Anılar gezdi kanımda
Seni aradım yanımda
Tesbih gibi her anımda
Hasreti çektim ağladım
Her seven boyun eğermiş
Ayrılık ne yaman şeymiş
Gözden yaş dökmek neymiş
Gözümü döktüm ağladım
İçim garip gönlüm darda
Gözlerim karşı duvarda
Ben her akşam aynalarda
Yüzüne baktım ağladım
Oturduk sanki göz göze
Hayalinle ben diz dize
İki çay söyledim bize
Bi tütün yaktım ağladım...
Serdar Tuncer
Duyanlar duymayanlara!..
Facebook hesabımın silme butonuna tıklamışımdır.
Tabii ki önceden veda etmemişimdir.
Arkadaşlarımın üzüntüsünü görmek ve hatta bu sebepten kararımdan vazgeçmek istememişimdir.
Yine güzel insanlar tanıdım,
hepsine selamlarımı,
sevgilerimi gönderiyorum.
Sevda sürgünü
Ben ki;
Seni şiirlerimde,
en güzel mısralarımda,
renk renk, nakış nakış kalbime işledim.
Sen ki; grilerinle yorgun yüreğini
ve kalbimi alıp da gittin...
Dünyamı aydınlatan
güneştin gündüz,
gecelerimi süsleyen
yıldızlar ve ay...
Yaşamanın anlamı
seni sevmekti...
Ne yazık ki sevmen için
bunlar yetmedi...
Duygu Sena
1 Mayıs 2026 Cuma
Gönül bağlamak
Gönül bağlamak...
O kadar derin, inceler incesi bir mevzu ki...
Üzerine kitap yazılır...
Hey!
Bu birine aşık olmak değil!
Daha baştan mevzuyu anlamadık!
Aşık bir karşı cinse tutulur.
Bir üst basamak, mürşidine...(Fena fiş şeyh)
Bir üstü (fena fil rasul) Hz. Peygambere (sav)...
Daha bir üstü Allah azze ve celleye... (Fenafillah)...
Gönlü bağlamak onlardan farklı!
Burada ruh yok, nefs var! Hatta şeytan!..
"Dünyaya gönül bağlama" derken Şahı Abdülkadir-i Geylani hazretleri (ks) Gunyesinde..Futuhul Gayb'ında...
İhyasında ayrı bir bab açıp "Dünyanın zemmini" nefis bir tertiple gözlerimizin önünde canlandırırken İmamı Gazzali hazretleri (ks)...
Dünyaya gönül bağlamanın zararlarından, insanı asıl istikametten, yolculuğun pusulasını şaşırtmasından, ahireti unutturup, umursamaz kılmasından söz ederler...
Dünyaya ve sefasına bağlı gönül, ölümü çirkin görür ve hatırlatan her şeyden kaçar!..
Hatta pekçok ateist/deist sırf ölüm ve sonrası korkusundan ne yazık ve acıdır ki kâfir olmuşlardır!
Dünya kumuna, arzularına başını gömmekle ölümün onları göremeyeceği yalanı ile bir müddet oyalanırlar...
Oysa ölüm hiç bir canlıyı unutmaz! Vakti gelince bu gönlünü bağladığı dünyadan çeker alır!..
Dünyaya gönlün ne kadar çok bağlıysa, ölüm anı o kadar zor yaşanacaktır.
Musibetin başı dünya sevgisidir ki insanı bencil, hasis ve çoğu kez merhametsiz, vicdansız yapar.
Dikkat edin, çok zengin olanların çoğu böyledir! Dini konulardan, ölümü hatırlatan şeylerden köşe bucak kaçar, adeta yok sayarlar ki, ağızlarının tadı, keyifleri kaçmasın!
O yüzden hep demişimdir; çok zengin olmak istemem, o zaman insan ölmek istemez ve ölüm çok zorlu olur diye...
30 Nisan 2026 Perşembe
Sonra sen gittin
sonra sen gittin!..
gidişinle,
dünya renklerini kaybetti...
grinin ortasında kayboldum...
günlerin ismini,
tebessüm etmeyi,
yaşama sevincini,
baharları unuttum...
sen gittin!..
yarım kaldı her şey...
eksik olan,
tamamlanamadı bir daha...
kalan tek umudum,
kapanmasını beklediğim
dünya perdesi oldu...
29 Nisan 2026 Çarşamba
Benim türküm
Bir ağıta benzer benim türküm, bestesi sır, güftesi sır, notaları sır.
Gittikçe yalnızlaştıran şu acımasız dünyaya cephe almış, kimselerin göremediği, görse de umursamadığı saydam, mekansız bir cisim gibi...
Kedilerin kuşların duyabildiği, insan erişimine yasaklı bir hücreye benzer benim türküm...
Gözyaşından nasibin olacak ki belki, biraz duyabilesin...
26 Nisan 2026 Pazar
Yine böyle
Bakma öyle melül melül,
Birkere
"Aşk senin neyineydi"
dememi bekleme...
Olacak o kadar,
Kalacaksın kendine,
Elin boş,
Gönlün dibine kadar dolu...
Olacak o kadar,
Her alış verişte,
Her verip alamayışın sonunda
Bir fatura..!
Olacak o kadar üzül!
Yeter ki göğsünü gere gere
"Değdi" de...
"Bir daha olsa"
"Yine böyle severdim" de...
Yine böyle severdim...
O bir dahaları
Ufuklara dalarken,
Apansız vuran şarkılarda
Anılarda
Tazeledikçe "değdi" de .
"Bir daha olsa"
"Yine böyle severdim" de...
Yine böyle...
25 Nisan 2026 Cumartesi
Elele
Amaç umudun elinden tutup, onunla bir boşluğa atlamış...
Umudun da zaten itiraz edecek hali yokmuş...
24 Nisan 2026 Cuma
Yasak ettim canıma
Senden başkasını,
Düşünmeyi
Düşlemeyi,
Dilemeyi,
Özlemeyi,
Hayallerimde gezdirmeyi,
Gecelerimde dolunay gibi
temaşa etmeyi,
Rüyalarıma buyur etmeyi,
Yanımdaymışsın gibi söyleşmeyi,
Gelmeyişine sitemleri,
Yandıkça, gözlerinde serinlemeyi,
Gaipten adımla seslenmeni,
Seni bu kadar istemeyi,
Bu kadar çok sevmeyi...
23 Nisan 2026 Perşembe
İddiasız
En çok ben sevdim diye bir iddiam olamaz...
Belki de benim onu sevdiğimden daha çok sevmiştir beni..
Belki de benim onu özlediğimden daha çok özlüyordur beni...
Belki de benim onu merak ettiğimden daha çok merak ediyordur beni..
En güzel ben sevdim diye bir iddiam da olamaz...
Kalp kalbe benzese de herkesin herkesten saklı bir derinliği vardır...
*
"Başka şansın yoksa, bir şeyi yapmak için cesaret gerekmez." (Gazap Üzümleri)
22 Nisan 2026 Çarşamba
İyi ki az tebessüm ettik!
"Kitabımızı İngiliz Edebiyatı mezunu yeğenim elimde gördü, biraz okuduktam sonra o da hemen sipariş verdi. Onun ki iki günde geldi ☺ Okuyup anlayanı çok olsun hocam."
Atife Tenruh
- Size ve yeğeninize çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı huzurlu günler...
*
"Kim söylemiş beni
Kim görmüş seni öptüğümü
Kim?
Uçağa atıp
Orada alıyormuşuz soluğu…
Kaldırımlarda güpegündüz
Geziyormuşuz öyle mi?
Onu da sonra anlatırım…
Ya. O Rüveyda’yı kalbine alıp
Ruhumda hicranımı söyletmen"
- Orhan Veli'nin Dedikodu adlı şiirinden bu şekilde bir latife uyarlama ile tebessüm olan gönlünüz elem görmesin.
*
"Ey gitmek ;
Sesin kısık,bunalmış güzelliğin ,
Hangi yüreğe girersen gir, ülken yok senin..."
Şükrü Erbaş
- İyi ki az tebessüm ettik...
Doğru, bu saatten sonra, çoğu gidip, azdan azı kalmışken...
Ve gidenlerin türküsü yakılmış bu gönle başka ülke gerekmez...
Eyvallah
*
Ramazan tatilimdeyken kardeşim Seda Nur anmış.
3 Mayıs'ta düğünü varmış.
Hep huzurlu mutlu olun inşallah...
20 Nisan 2026 Pazartesi
19 Nisan 2026 Pazar
Yoksun dediğime bakma!
"Ne kirli çıkıyım bir bilsen!
Yoksun dediğime bakma;
bir silkelensem,
tomarla ‘sen' çıkar üzerimden."
Olcay Derecik
18 Nisan 2026 Cumartesi
Sağlık ve hayat üzerine bir tavsiye diyelim
İnsanların çoğunluğu ömürleri kısa olursa endişesinde...
Bir kısmı da "ya uzun yaşarsam!?" kaygısında...
Ben ikinci grupta yer almaktayım. .
Geçen yıl bu zamanlar annemle yaşadıklarımızla ne kadar haklı olduğum teyid edilmiş oldu...
Yaşınızın ilerlemesiyle orantılı sağlık geriliyor ve en başında da akıl sağlığı geliyor. Bunama, unutma, anlama, idrak... Bedensel arızalar ikinci planda kalıyor.
Eskiden yaşı 80'i geçtiği halde civa gibi tabir edilen ihtiyar delikanlılar çoktu. Ne demans, alzheimer, vb. psikolojik rahatsızlık belirtileri olurdu ne de bedensel işlev kaybı...
Yaşam kalitesinde azalma, gıdalar, betonlaşmış kentler içinde yalnızlaşan huzursuz insan, moral motivasyon azalmasının etkilerini bağışıklık sisteminin çözülmesi ile eşzamanlı olarak da başkalarına her anlamda muhtaç hale geldi.
Geçenlerde bir araştırmada yalnız yaşayan insanların sayısında büyük ve ürkütücü artıştan söz ediliyordu.
O, mutlak dünya finalini her canlı mutlaka yaşayacağına göre, sağlıksız, yalnız, mutsuz ve başkalarına muhtaç/yük olmaktansa, sağlığı kaybetmeden terki dünya eylemek daha iyi değil mi? (Keşke elimizde olsa)
Geçen yıl yaşadıklarımızdan (aylarca yoğunbakım da dahil olduktan) sonra Kanuni Süleyman'ın o meşhur:"Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" sağlığın en büyük zenginlik ve nimet olduğu üzerine yazdığı dizelerinin önemi ve gerekleri üzerinde dikkatli ve özenli olmak borcundayız.
Ve
İnanın günlük yürüyüş, az ve bilinçli yeme vb şeylerden çok daha önce gelen şey moral...
Morali en başa koymanızı tavsiye ederim. Umudunu, yaşam sevincini kaybetmiş bir beden, hızla direncini kaybedecek, kolay hasta olup, çabucak sağlık sorunları yaşayacaktır...
16 Nisan 2026 Perşembe
Daha çok beklersin!
"Mihriban türküsü gönüllerde eskirse, sen de bende eskimeye yüz tutarsın!"dememi beklersen, benim senin yolunu gözlediğim gibi daha çok beklersin...
15 Nisan 2026 Çarşamba
Seni beklerken
Kaç mevsim geldi geçti,
Zamanın saçlarına aklar düştü!
Bülbül sabrını tüketip,
Uzak diyarlara göçtü,
Seni beklerken...
Burnumda o gül kokusu,
Bir lahza olsun azalmadı,
Her ah edişimde,
Daha da koyulaştı!..
O da olmasa,
Nasıl teskin ederdim,
Şu yaralı mahzun kalbimi,
Seni beklerken...
Bir ikindi hüznü gözlerimde,
Ufuklarda ararken gözlerini,
Hiç azalmadım görüp dururken...
Yoksa çoktan okurdum kendi selamı,
Seni beklerken...
Canıma uzak düşmüş insanlar arasında,
Bir ömür geldi geçti.
Baharı yazı şimdi hep hazan kuşatmış,
Dallarda bir ağıtın nakşı...
Seher kuşları dahi suskun
Ve ecel yollara düşmüş,
Seni beklerken...
Sustuklarını duyarım,
Avaz olur buralarda yankısı...
Kömüre durmuş ağaç misali,
İçten içe yanarım...
Dumanımı, rastlasaydım;
Belki bir Üveys gönüllü fark edebilirdi...
Seni beklerken...
Satıhta yüzerken insan,
Gafletin içinde boğulurken,
Züleyha'nın derdini ne bilsin!
Bilsin de onun gibi ağlasın...
Ahının ateşini gözyaşıyla harlasın...
Bir ömür bir aşk'a yansın...
Sessiz gecelerimde
Bir "Hu" nefesi,
Manasızlıkların üzerini örter...
Asıl ayrılık bir gönlün,
Sensiz kalışı, bilirim...
Andıkça vuslata dirilirim...
Leyla da sensin,
Rüveyda da sen...
Mecnun benim bu gece,
Desturunla meczub da...
Ah, kalemim ketum kalmak ister!..
Herkes nasibince,
Bana sus diye göz eder...
Maveradan esen ılık bir rüzgâr,
Her sabah ruhumun penceresine,
Senin kokunu getirdiği demlerde,
Gözlerim kapalı,
Kalbim sonsuza açık,
Avucumu içime çekerek öperken,
Bir şiirde anlatırken,
Saklanır, saklarım,
Seni beklerken...
Bu yorgun ve hüzün yuvası gözler,
Ümidini hiç kaybetmedi,
Seni beklerken...
14 Nisan 2026 Salı
Bilemeyeceksin
Bitti ve gittik
Sanıyorsun ya...
Oysa vedalar sözlerde...
Kalbe söz geçiyor mu?
Hayalin gerçek gibi yanımda...
Güneşe bir bak,
Biliyor mu kimlere,
Nasıl dokunduğunu,
Kimlerin her seherde,
Yolunu gözlediğini...
Sen de bilemeyeceksin!
Seni son nefesime kadar,
Sessizce sevip,
Gizli gizli seninle konuştuğumu...
Bilemeyeceksin,
Yokluğuna nasıl ağladığımı...
12 Nisan 2026 Pazar
Okumak bir b'aşka güzel
Yazmak gitti, okumak yeniden tahtına oturdu
Okuyorum...
Hakikat kitabının, hikmet sayfalarındaki marifet dolu cümleleri...
Öyle ki bazen bir cümlede hayran ve hayrette zamanlarca kalıyorum.
11 Nisan 2026 Cumartesi
Şairler iyi ki varsınız
Şairin:"Yıkıldı yolunu bekleyen şehir.
Şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir..." dediği yerdeyim.
Şu yalnızlık yakamızı bırakmadı ki, doyasıya sevelim sevilelim...Saralım, sarılalım...
Bir başka şair ise ruh halimizi şöyle derinleştirmiş:
"Kesif bir zifiri ve üzengisiz çıktığım deli koşuda kaybettim dört nalın hakkını.
Yön garip,
yol kayıp,
yoldaş yorgun...
Dağınık bir sızıdır şimdi, mahmuz kesiği mâzi.
Ne şaha kalktı
Ne dizgin koptu
Attan sebep değil bu;
kendinden düşmekle biten koşu..."
Kanarya Banu Dağ
Sahi o nerede!?
Sonra çok sessizleşti her şey...
Renkler de göç edince,
Ne gözlerime
Ne dilime yapacak iş kalmadı...
Kalbim mi?
Sahi o nerede!?
(*) Görseli gönderen sevgili okuruma çok teşekkür ediyorum.
10 Nisan 2026 Cuma
Kendi payıma yani
Sen hiç gelmeyecek,
Gelemeyecektin..
Bilsek de bunu,
Seve seve ümitle
Bir ömür beklerim... (*)
Yeter ki bekleyen gönül
Benim olsun...
Canın sağolsun da sen gel(e)me...
Belki de gelmeyi dalından kopacak,
Kırmızı güle benzettik
Korktuk
Ömrü kısa olur diye...
Yoksa korkum hiç olmadı,
Aşkım bir gün biter diye,
Kendi payıma yani...
(*) Burada dili/mişli geçmiş zaman kullanmak dile uygun anlama zıt olurdu.
8 Nisan 2026 Çarşamba
Dokunmasın kimse
Çok oldu, kitap siparişi vermeyeli. Bugün sevgili arkadaşımın 124 sayfalık kitabı elimde.
Henüz onun bundan haberi yok.
Sanata düşkün bir aslan burcu kadını...
Şiir dışında, yağlı boya, akrilik, karakalem resimler de yapıyormuş. İki şiiri de bestelenmiş.
Atife Tenruh
Mütevazı, güzel bir insan.
Okuru, anlayanı çok olsun...
Kitap elime geçince, önce arka kapağa bakarım. Sonra huyumdur, rastgele nasibime açar sağlı sollu okurum. Şairemizin bir şiiri ile noktalayalım:
*
ÜŞÜMEZDİM
Bu gece, bir güz kondu kalbime,
Oysa baharı karşılyordu düşlerim.
İçimde bir sızı, ne yana dönsem tarifsiz.
Yoksa bir serap mıydı ruhumdaki resmin?
Hangi yangın ısıtır buza dönmüş mutluluğumu?
Bir kuş öldü dalında.
Işıldamadı ateşböcekleri.
Ay selamsız geçti gecemi.
Esmedi rüzgâr, duymadım bir yaprak sesi.
Bir tuhafım bu gece.
Söyle ey sevgili,
Yoksa öylesine miyim kalbinde?
Bilmez misin, kalpler hisseder hissettireni...
Üşümezdim yoksa.
Üşümezdim...
Atife Tenruh
7 Nisan 2026 Salı
Eyvallah!
...............
Vefa desen onda
Sadakat desen onda
Heyecan desen onda
Aşk desen onda
Gülüşler desen onda
Kitap gibi dedikleri
Şiir kadın
Onlarca şiirlere, sözcüklere sığdırdığın kadın..
Bizler bir yudum teselli okurları..
Yaa ne olcağdı desene…
Aşk aşk diye bağıran adama…
Ütopyasında kaybolan bir adamın ne işi olurdu başka kadınlarla…
Tek üzüntün
O kitabının sayfalarında…
Seni bundan sonra kimse teselli edemez ondan gayrısına da o gönül meyledemez…
Başkasına aşktan yanan avazınca bağıran bir kalbe de kimse huzur mutluluk veremez…
Bu dünyada olmadı
Öbür dünyada diyen bir aşkın gölgesinde kimse serinleyemez…
Aşkla kal…"
Vefa desen onda
Sadakat desen onda
Heyecan desen onda
Aşk desen onda
Gülüşler desen onda
Kitap gibi dedikleri
Şiir kadın
Onlarca şiirlere, sözcüklere sığdırdığın kadın..
Bizler bir yudum teselli okurları..
Yaa ne olcağdı desene…
Aşk aşk diye bağıran adama…
Ütopyasında kaybolan bir adamın ne işi olurdu başka kadınlarla…
Tek üzüntün
O kitabının sayfalarında…
Seni bundan sonra kimse teselli edemez ondan gayrısına da o gönül meyledemez…
Başkasına aşktan yanan avazınca bağıran bir kalbe de kimse huzur mutluluk veremez…
Bu dünyada olmadı
Öbür dünyada diyen bir aşkın gölgesinde kimse serinleyemez…
Rüveyda’nın Murat’ısın
***
Aşkın zerresine ismini sürdüm.
İsmin nefesimmiş, yaşadım öldüm.
Geçtim tüm zevklerden, yüzüne güldüm.
Yüzün huzurummuş, evime döndüm.
Döndüm tüm yüzlere gözünü gördüm.
Süeda
***
"Yazmamanız önce kendinize sonra da bize ceza oluyor, bilesiniz...ki yazamadığınıza asla inanmam! "
6 Nisan 2026 Pazartesi
Şimdi ne yapıyorsun acaba!?
Merak etmek...
Merak edip de haber alamamak!
Bunu yaşayan bilir...
Çok zamandır yalnızken sesli olarak:
- Şimdi ne yapıyorsun acaba anne!?
demişliğimin sayısı belli değil!
Yok, çok şükür aklım başımda...
Ve bizden önce yolcu ettiklerimiz, burada birlikte ortak bir hayat yaşadıklarımız, yok olmadıklarına göre (ki haşa öyle olsaydı, hayatın bir anlamı, gayesi olmazdı...) Yalnızca beden elbiselerini ve hatıralarını burada bırakıp, ruhları ile başka bir boyuta geçtiklerine iman ettiğimiz dinimizden bildiğimize ve rüyalarımıza geldiklerine göre; "Şimdi ne yapıyorsun acaba anne," diye merak edişim de çok normal.
Not: İmamı Suyuti (ks) hazretlerinin Kabir alemi adlı eserini okumuş biri olarak tabii ki genel durumlarını, oradaki hayatlarını kitabi bilgi olarak bilmekteyim.
5 Nisan 2026 Pazar
En bilinmesi gerekeni bilince
bilince,
Bilinmezliğin gölgesini aramaya başlıyor insan...
Namsız, nişansız...
Bir de dilime lâl olmayı da öğretebilirsem,
İşte o zaman,
Fildişi kulemde,
Kanat açma vakti...
4 Nisan 2026 Cumartesi
Bir ömür
İçimiz ölmesin yeter ki...
O içimizde ölen biri aslında bir ömür can çekişir, gâh şarkı, gâh şiir gâh gözyaşı olarak tazelenir durur...
Ben ne sevgimi ne de sevdiğimi öldürmem...
2 Nisan 2026 Perşembe
İki şeyden biri
Sürekli yalnız yaşayan insanlarda, genelde şu iki şeyden biri oluyor:
Kendi kendinle konuşmaya alıştığın için, biriyle konuşma durumunda, karşındakinin lafı uzatmadan bitirmesini istiyorsun, bitirmeyip uzattığında, bunalıyorsun!..
Ya da...
Konuşacak ortam ve insanlar bulunca sürekli kapalı, konuşmaya hasret çenen bir düşüyor, bunaltıyorsun!...
31 Mart 2026 Salı
Sadece yandım!
Sırada ama sanki biraz sıradışı!
Kurallara uyan bir surette,
Kuraldışı bir haleti ruhiye!
Başkaları gibi,
Herkes gibi olsaydım ya!
Derinlerim sığlaşsaydı,
Hassaslığım kaygısızlaşsaydı...
Severken mesela;
Çocuklaşıp saflaşmasaydım...
Çok sevmeyi bilmeseydim mesela...
Küsünce gözlerim ardımda kalmasaydı...
Ben de bazen kine bulanıp,
Gönlüm nasır tutsaydı...
Hasar almasaydım,
Küslüklerde ve ölümlerde...
Daha çok kapandım fildişi kuleme,
Henüz terasta senfoni mevsimi açılmadı.
Annem yokken,
Nasıl diyeyim çıkar mıyım bilmiyorum...
Nasıl çıkarım yarına belli mi?
Yanık bir gönülle,
Yanık ve yenilmiş bir gönülle hem de...
Solma mevsimimde,
Dallara bahar gelmiş diyorlar
Tomurcuk tomurcuk...
Başkaları gibi olmadı benim hayatım!
Bir gurbeti yaşar gibi,
Hep eğreti, kapı önünde
Eşikte gidecekmiş gibi,
Isınamadım, alışamadım,
Sadece yandım!
Günahlarıma ve aşka...
30 Mart 2026 Pazartesi
Sessiz çığ
Saat, kendi nabzını dinleyen bir kör kuyudur;
içinde dönen her an, zamandan değil, ayrılıktan yapılır.
Deniz feneri, gecenin alnına çakılmış bir yaradır, çağırır uzakları.
Kimse gelmez, ışığı hep karadır.
Bir çığ iner sessizliğin omzuna.
Dağ bile ürperir de adın ürpermez.
Zakkumlar büyür ıssızlığın kıyısında,
kızılcık şerbeti gibi buruk bir hatırayla dolar gece.
Kağıt kesiği kadar ince bir yerden sızar acı!
Ne kan görünür ne merhem bulunur.
Satır, satırı doğurur, kelime, kelimeyi sürgün eder,
sadrın en kuytusunda bir çehre eskir durur.
Hava, su, toprak… üç kadim tanık,
firakın dilini bilir, zinhar söylemez.
Kavruk özlem, bir yaz yangını gibi
kül dövüşüne tutuşur rüzgârla.
Kor demeti taşır gecenin avuçları,
dokunan yanar, bırakılan sönmez.
Cânân, bir ihtimal kadar uzak,
cân, bir uçurum kadar derindir.
Kan, suskunluğun içinden yürür ağır ağır,
bir çoban gibi toplar dağılmış vakitleri.
Dağ, kürt oğlanın yalnızlığını saklar,
Çerkez kızın bakışı, bir hançer gibi iner zamana.
Bir kervan geçer ufkun en yorgun yerinden,
süt kokulu sabahlar taşır görünmeyen yüklerinde.
Kanat sesleri duyulur;
Anka mı, yoksa dili midir küllerin?
Hudud çizilmez, derin mi derin.
Seher, gecenin kırıldığı ince bir çizgi olur
leyl, o çizginin sonsuzluğa uzayan gölgesi.
Ve aşk!
Adını kimse koyamaz
yanmayı öğrenmiş bir tevbedir.
Kanarya Banu Dağ
29 Mart 2026 Pazar
Sen gittin ya
Sen gittin ya!
Hasretin büyüdükçe
Küçüldü gözümde dünya...
Sen gittin ya!
Ben de vazgeçtim,
Bana iyi gelen ne varsa...
Sen gittin ya!
Beni hâlâ yaşıyor sanıyorlar!
Oysa bir kefenim eksik,
Onlar görmüyorlar!..
28 Mart 2026 Cumartesi
Benim için müzik
Benim için müzik, ağlayan ruhumun yankısıdır.
Bilmiyorum, belki gençliğe uzanırken, dans zevki için dinlediğim dönemden geçmiş olabilirim...
Sonrası hep hüzzamdır, hazandır.
Müzik ruhumun acılarına tercümandır, yankıdır, hüznümün ifadesidir.
Beni eğlendirebilecek müzikle henüz tanışmadım!..
27 Mart 2026 Cuma
CENNETİN EŞİĞİNDE BİR AVUÇ ŞEKER
toplayın / dökülen sıvaların arasından / o kırık oyuncakları
bir yetim rüzgar / evlerin damarlarında / o sızıyla geziyor
beş yaşında / kalbim / oysa cebimde bin yıllık masallar / hani...
bir kedi tırmalıyor / vaktin duvarlarını / süt kokusuyla karışık / barut isi...
biz çocuklar / hani terliklerimizi karıştırırdık ya / karanlık sığınaklarda
hani...
artık / yalın ayak yürüyoruz / gökyüzünün o en kalabalık caddesinde
bir top yuvarlanıyor / duruyor bir umudun tam kalbinde
annemin tülbentine sarılıp / uyumak vardı / o eski sedirde...
ama...
kuşlar uçtu / kafesler parçalandı / şehir bir tabutun içine sığdı...
insan kolileri diziliyor / yan yana / her birinde yarım kalmış bir gülüş...
ben altı yıl yaşadım teyze / altı koca asır gibi ağır / ve yorgun...
kumbara feryatları biriktiriyorum / bayramda şeker yerine hüzün dağıtanlara...
bir kurşun sesi / bölüyor uykuyu / sayıyorum birden bine kadar / acıyı...
hiç mi salkım düşmez / bu toprağa / hiç mi üzüm tanesi değmez dudağımıza?
yıkılmış duvarların gölgesinde / bir child hala / çizgi film izliyor hayalinde...
annesinin saçlarını okşuyor sessizce / "anne" diyor / "kazlar da gelecek mi?"
biz...
cennetin bahçesinde / kuşlara buğday verirken meleklerle...
dünyayı bir battaniyeye sarıp / dışarı çıkaracağız bütün kederleri...
çünkü devler aslında cüceymiş / biz sarılınca kocaman olurmuş gölgemiz...
şekerler ellerimizde erimeden / salıncaklara kuracağız o kayıp şehri...
artık olmayan kapıları çekip arkamızdan / yürüyoruz ışığın bittiği yere...
her birimiz / birer çiçekli kefen / her birimiz toprağa gömülen bir bayram sabahı...
ve Hind...
evin damarlarında dolaşan / o son gün ışığı gibi...
altıdan geriye sayıyor şimdi / hiç yaşanmamış / o üç yüz elli yılı...
söylesene teyze / balıklarımıza akvaryum / bulduğumuz o günler nerede?
bir kutu ev cıvıltısı / biraz telaş / o telaşı bile özledim...
bugün hiçbir şey olmasa da / saçlarım yarın uzayacak sevinirim...
demiştim ya...
sığınaklarda terliklerimiz karışınca / üzülmeyiz nasıl olsa / yalın ayak gömüleceğiz masallara...
biliyorsun teyze / biz hiç küstürmedik cüceleri...
çayırlar bize kalacaktı / şekerler atlara / salıncaklara koyacaktık şehri...
bebekleri uyutacaktık / buydu planımız...
ama...
şimdi / yıkılmış evlere dağıldık...
bir yetim / annesinin saçlarıyla oynuyor / "anne bak kazlar nasıl yürüyor"
farkında değil...
bir top yuvarlanamıyor / cesetlere çarpmaktan...
sular dolmuyor / kırılmış bardaklara...
sandalyelere acı oturmuş / masanın altında / hayat bilgisi kitabından bir sayfa...
kuşlara buğday vermiş melekler / çoktan...
telefon uzaktan çalıyor / sessizliği...
Hind...
son gün parçası gibi...
artık olmayan bir evin kapısını çekiyor...
gölgesi / kocaman bir adama benzer mi acaba sarılsa diğer çocuklara?
teoride...
kumbara paralarımızı biriktiriyoruz / son nefeslerimizi topluyoruz kuruşu kuruşuna...
sırf yaşamak için...
bütün bunlar olurken...
altıdan geriye sayıyor bir kurşun / bir salkım kurşun...
içinde hiç mi üzüm tanesi yok?
en fazla beş tanesini sayabiliyor / kalan 350'sini / hiç yaşamadığı yıllar...
baksana anne / kazlar da bizimle...
bizimle cennete gelecek mi?
gazze 'nin solan şekerleri
ve masumca susan
altı yıllık bir rüya...
Şerife Akarsu Şahan
26 Mart 2026 Perşembe
Sana kavuşmayı ümit etmek
Sana kavuşmayı ümit etmek
Savaş ihtimalinden uzak,
Fakiri kalmamış,
Mutlu insanlar dünyası demekti...
Yalnızca masallarda ve
Bazı filmlerde olan hani...
Sana kavuşmayı ümit etmek,
İrrasyonel bir düzlemde,
Fizik kurallarını yeniden yazmaktan,
Matematikten sıfırı yok etmekten,
Yerçekimi oranını azaltmaktan daha imkansız bir şeydi aslında...
İyi ki düşüncelerinde insan çok özgür de
Dilediğim an benimlesin...
Yoksa nasıl çekilirdi koca bir ömrün kahrı...
25 Mart 2026 Çarşamba
Bir gün sen de
Bir gün sen de benim gibi vazgeçeceksin,
Yenile yenile, kabullenmeyi öğreneceksin...
Çekinecek, kendi içine çekileceksin...
Bir gün sen de aşktan düşeceksin...
Ümitlerin seni terk ettiğini göreceksin,
O eski coşkudan kırıntı kalmamış, kederleneceksin...
Olmayanlara, kayıplara üzüleceksin...
Bir gün sen de razı olmak böyle bir şeymiş diyeceksin.
24 Mart 2026 Salı
Varamadıkça eksilmedim
"Bir yere varamamanın eksilttiği gibi…
Sen de eksildin birer birer çıktığın yokuşlardan..
Oysa ne emekti o yollar…
Ne gözyaşı
Ne alınteri
Ne duygusal anlamlar
Yüklediğin heybene…
Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi…
Baktın ama göremedin…
Yaşadın sandın
Yenildin Murat Mesut…
Oysa sen ne güzeldin şiirlerinle…
Ama sen severken yazıyordun
Öyle değil mi?
Aşk bitti yapı paydos dedin…"
"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "
Aşk tam da buydu...
Garip olan, daha çok daha derin yazacaklarımı burada satırlarda değil de sadrımda yaşıyor olmam...
Yazmaktan ve yaşamaktan yorgunum çünkü...
Ve facemi kasıtlı açmıyor değilim!
Sorunu bildirdim, düzelirse yine devam ederim, düzelmezse dostlarım için üzülürüm. Yoksa kaybetmelere aşinayım, face nedir ki...
Başka hesap aç üstad diyenler çoğalıyor, onu ayrıca düşünürüm. Nasılsa düşüp düşünüp kalkmaya da aşinayız:)
Youtube'de ilk sildiğim videoyu kanal telif melif deyip engelledi! Aynı şiiri arkadaşım farklı video formatıyla ama o engellenin aynısı olarak gönderdi, bu defa kanal short yerine video olarak yayınladı! Kendi prensipleriyle çelişen yapay zeka alt edilmiş oldu, bir usta elin yeni düzenlemesiyle... (Her soruya detaylı cevap vermek zorunda hissetmek de ayrı bir aşk çilesi))
"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "
Bu kısmı çok sardı beni. Tam şiirlik tema:)
Meczuplara da öyle der akılla yaşayanlar; yazık etti kendine...
Ve itirazım; yaşadım ben aşkı hem de ruhumun iliklerine kadar...
Heybem boş değil, ziyan olan bir şey yok. Aşk vuslat değil, aşk ruhsat ile azimet arasında bir yolculuk.
Varamadıkça eksilmedim, çoğaldım, biriktim...
Ve ömrümün en güzel oruç ayını geçirdim. İnzivanın zirvesinde, kendi fildişi kulemde...Güzel olan şeyler çabuk bitiyor...
Oradan bakınca acıklı bir hikâyenin acınası bir dilencisi gibi görünüyorsam, söyleyin bu halime de ayrıca ağlayayım.:)
Değerliydi mektuplarınız, teşekkür ediyorum.
Bahsi diğer
Aslında aniden, akşamdan sabaha olmadı yolculuklarım, yani veda edişlerim...
Önce içimde başladı, yavaş yavaş mesafeler çoğalmaya...
Sonra gözbebeklerimdeydi izdüşümü...Dolu dolu...
Derken bakışlarım çok net bir gidişi haykırıyordu, görebilene!..
Ve sesimdeki buğulu, o grisi çok tonlama, finalin altını kalınca çiziyordu, duyabilene!..
Bedensel vedaysa artık bahsi diğer!..
22 Mart 2026 Pazar
Face hesabım açılmıyor!
Ben mi?
Hep aynı noktada, hep aynı şarkıda, yani o hep bildiğin çıkmaz sokakta...
*
Bunu bir yere yazmışım kalmış. Burada yayınladım mı bilen söylerse siler yerine başka bişi uydururum...
*
Can sıkıntısı blog mutfağına gireyim dedim. İnternational olmak da zor be... Dünya beni izliyor 😎 16:29 itibariyle te böle, daha artar bu 😅
(Bu kısım haset eden dost (!) sana gönderme... Bak millet bayrama gitmiyor, bu adamı okuyor. Sen çatla hahaha)
*
Ve bayramda gelirim nasipse (dondurduğum facemi) açarım demiştim, Ramazan iznine çıkarken...
Açılmıyor arkadaşlar!
Bildirdim, henüz dönüş yok!
Yoksa face de mi çekemiyor beni 🙃 ya matah bişi olsam bari...
Belki de böylesi hayrımızadır.
Bakcez artıken...
Solgun
Anonim imiş ama derin. Hissiyatımıza sözcü...
İnsan, yaşadıklarıyla, bir yerden sonra, s/olgun ruhu ile bir çok şeye karşı böyle oluyor...
Vazonun, yani elde kalanların eski önemi kalmıyor. Ruh solunca, yaşama sevinci kaybolunca, dünya senin olsa neye yarar...
Farklı açılardan ve uzunca bir yazı çıkardı da, malum ruh solgun ve yorgun olunca, uzun uzun yazmanın da bir önemi kalmıyor...
21 Mart 2026 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
