20 Mart 2026 Cuma

Her gün arefe

Sensiz ilk bayram sabahım diye ne seni, ne sevdiklerimi ne de bayramı üzmeyeceğim... 
Bugün kimse gözlerimde yaş göremeyecek... 
Senden sonra bana her gün arefe... 
Kavuşunca yaparız bayramımızı anne... 


Yine bir roman denemesi

"Belki de ölmeden önce kendimle barışırım, affederim kendimi..." diye içinden geçirdiği anda gözleri pencereden gözüken gökyüzüne ilişti...
Kaçamak bakışlardı bunlar, biraz ürkek, çokçası mahsun, belki de bir suçlunun yorgun fakat umut dolu bakışlarıydı... 
Sonuçta Kur'anı Kerim, "Allah'tan ümidi ancak kâfirler keser" buyurmakla kalmıyor, "Allah, bütün günahları affeder." ümidi, şefkati ile kullarını kuşatıyordu. 
Kul yeter ki pişmanlığında samimi olsun ve aynı günahlara dönmemek için azimli, kararlı olsun... 
Allah teala, kendisine dönüp, boyun büken, gözyaşı döken nadim kullarının bu tevbekâr hallerine çok sevinir, memnun olurmuş. Bunu da Sevgili Peygamberimiz (sav) ashabına anlatmıştı. 
Son nefese kadar ümit kapısı açık. 

Bunlar aklından geçince, yerinden doğruldu, pencereye yaklaştı, tülün arkasından uzun uzun ve huzurla bulutların şekillerinde anlam aradı... 
Ve kararını verdi; bu bayram sabahı, ilk önce kendisiyle barışıp, bayramlaşacaktı. Annesiz ilk bayramında yapacaktı bunu... 

19 Mart 2026 Perşembe

Zor bir soru!

"Murat Hocam sizden bir istirhamım olacaktı..
Kabul buyurursanız şayet ..
Mübarek gün bu aciz kula şifa olabilirseniz  mutlu kılarsınız biz sözde bilmiş ama teoride  sınıfta kalmış cahil kulunu…
(Herkeste kendini kurtarmanın peşinde)
Şöyle ki yakın bir dostum var bu konuyu kimseyle paylaşamayacak kadar içine kapanık bir dert ki azap kıvrandırıyor…
Ne bilsin elalem dört duvar içini..
O da öyle bi çare suskunluğa gömmüş hislerini…
Ne yapsın bu kadın siz onu tanımazsınız ..
Bir yabancı belki anlar dedim danışayım…
Her konuda engin bilginiz olduğu aşikâr..
Yıllardır takipçinizim…
Fakat bu konuda hiç bir makalenize rastlamadım okumadım…
Ve lütfen fikren hür cüzi iradenizle cevaplamanızı sizden rica ediyorum…
Bir erkeğin gözünden merhamet duyarak değil 
Bir kadının sabrından söz ediyorum…
Üstelik evliliği sevgi üzerine değilse
Kardeşçe bir evde yaşamak doğru mudur?
Dinimiz bunu mu emrediyor…
Bu aciz kulu aydınlatırsanız Mutlu oluruz…
(Hani hocaya soruyu soran kişi ismi lazım değil )
Hah ona işte bu cevabınız…
Günahsa bana da günah öyle değil mi?
Haklarıma ihlâl…"

Estağfurullah...
İtimadınız ve iltifatınız için teşekkür ediyorum. 
Biraz fıkıh, dini bilgim varsa da fetva verecek bir hoca değilim. Kıymayın bana! Çok zor bir soru ve vebali büyük! 
Benzer bir soruyu Sorularla İslâmiyet sitesine bir kadın sormuş. Uzunca şöyle bir cevap vermişler: 


Tabii ki dinimiz karı kocanın kardeşçe yaşamasını emretmez, bilakis bunu zulüm olarak görür. Evlilik, hayatı aynı pencereden, elele, gözgöze, gönül gönüle seyredip, birlikte yaşamak ve konuşarak paylaşmaktır. 

Sizin ve eşinizin yaşını bilmiyorum. 50 üstüyseniz cinsellik zaten hormonel seviye ile orantılı düşecek ama... Cinsellik ille de o son nokta değildir. Ruhsal, dokunsal olarak, ilgide azalma olmadan bir ömür devam edebilir, etmelidir. 
Yaşınız 40'ın altındaysa ve çocuk da yoksa evde eş olması gereken kişiyle kardeş gibi yaşamanın da bir anlamı yok... 

Her zaman söylediğim gibi, cinsellik para gibidir, her şey değildir ama çok şeydir. 
Onsuz evlilik düşünülemez. 
Gençseniz size yazık, yaşınız varsa eşinize de yazık. 

Zannedersem bahsi olmadığına göre şiddet ve çeşitleri yok. Fiziksel ya da psikolojik aşağılama vs. 

Adamlar boşanınca hiç bir yere sığamıyorlar. Kadınlar öyle değil, sosyal hayatları şahane devam ediyor. 

Ömrümün merhametinin çoğaldığı demlerdeyim, (tabii hayatımda hak etmeyen kişilere merhametim sebebiyle çok zarar, keder görmüşlüğüm de olmuştur!) bayramüstü duygusallığım had safhada... 
Benden boşanın diye bir tavsiye beklemeyin. Zaten verdiğim link sorunuzu cevaplıyor.

En iyi fetvayı kalbiniz verecektir... 


18 Mart 2026 Çarşamba

İki mesele

Ramazanı şerifle ilgili iki zorluk ve nasip... 
Onların yanında açlık susuzluğun lafı bile olmaz;
Ramazan ayı nasipli talibini dönüştürür...(Geliş gayelerinden biri budur.) 
Bundan zoru da o dönüşümü, yani ruhun kazanımlarını, kuvvet bulmasını, manen zenginleşmesini bir sonraki ramazanı şerife kadar muhafaza ederek yaşayabilmektir...Bir ay boyunca tamir ve tadilat evresi bitip, ruhu tedvin safhası başlar. 

Bu ayın gelişine sevinen ve hürmet eden insanlara kalan ömründe uçabilsin diye bu kutlu ayda bir çift kanat takarlar, pek çoğumuz o kanatları kısa sürede düşürüp kaybederiz... 

Her yeni gelişinde, giderken bıraktığı gibi bulmak ister bizi. 

*

Namazı eda ve namazı ikâme etme meselesine de işaret edersek;
Namazı vakti içinde kılmak yani eda etmek büyük bir nasip iken, yine o eda esnasında bir çift kanat takarlar ve bu miracı manevi olur. 

Yine pek çoğumuz o kanatları diğer vakit girene kadar kaybederiz! Çünkü namazı eda ile ikâme etmek arasındaki anlam ve hayat farkını bilmeyiz. Namazı, vakti girince belli fıkhi şartlara uyarak eda etmek sanırız. Kur'anın "namazı ikâme ederler" mealli ayetlerinin- merak edip- tefsirine bakmak hiç aklımıza gelmez. (Bugün bak olur mu?) 

Namazı ikâme etmek, namazlar arası ve son nefese dek sürecek olan büyük nefis cihadıdır ki, namazları vaktinde eda da ancak bu şekilde yerini, manasını bulur.
Namazı ikâme etmek, bir ömür sürecek sınavda agâh olmak ve nefse yüz vermeme disiplinidir. Kuldan beklenen ahlaki olgunluk/ güzelleşme, dürüstlük ancak o zaman mümkündür. 

Not: Orucun yeri ayrı, namazın yeri ayrı; günlük yaşamın yeri ayrı dediğin anda, bu konuyu anlamaktan zerrece nasibin yok demektir! 

14 Mart 2026 Cumartesi

Haklı sitemler

"Daha, önce de yazmıştınız, sonunda gitti güzelim şarkılar. Eski Facebook hesabınız için de bir dediniz, iki...derken silmiştiniz. Bize de zorunlu saygı duymak düştü, üzgün ve kızgın bir saygı tabii. "


- Buna benzer kendince haklı tepkilere ben de saygı duyuyorum. Eski facemi silmeyip dondurabilirdim, haklısınız. 
ama güçlü sebebim vardı... 
Annemin ardından boşluğu doldurma çabalarından bir çabaydı diyelim. 

Asıl daha kötüsünü haber vereyim mi..? 
Geçen gün, bloğumu silmeyi düşündüm. Blog mutfağına girdim "Blogu kaldır" butonuyla gözgöze geldik! Nasıl haykırıyor, yılların emeklerine acımıyorsun, onca dostu, okuru üzmeyi göze alabilecek misin... 
Dedi de dedi... 
Neüzübillah deyip çıktım... 
Galiba unutulmuşluğa karışasım var. 
Bayramda faceme dönerim diye bir aylığına dostlara veda etmiştim ama sanki biraz daha uzatasım var tatili... 

13 Mart 2026 Cuma

Bayram

Birileri bayram geliyor diye seviniyor, 
Birileri de "bayram" bitiyor diye üzülüyor!.. 

11 Mart 2026 Çarşamba

Güle güle Suno!

Yukarıdaki mail Suno'dan...
Sözler bana ait olunca tüm haklar bana ait ama... 
Suno'nun kullandığı/ klonladığı ses gerçek bir sanatçınım birebir sesi olursa... Ki Suno bu konudaki sorumluluğu anlaşma uyarınca tamamen biz amatörlere yüklüyor, yani asla sorumluluk kabul etmiyor! 
(Kendisi de yıllık 300 milyon dolarlara varan voleyi vuruyor!) 

Bu işe emek verip, ekmek yiyen şarkıcılar ve ekipleri Suno gibi yerlere ve şarkı üreyen hesaplara davalar açmaya başlamışlar bile... (Çünkü gelecekleri, meslekleri hızla eriyor!) 
Ve tabii Adli Bilimler Enstitüsü gibi yerler ses tespit işinde davacılara yardımcı... 

Sözün özü dostlar! 
Siz de benim gibi üzüleceksiniz ama kanalımdaki tüm şarkılarımı kalıcı olarak sildim!.. (Önce kendime kalsın diye silmedim, "gizli" yapmıştım. Youtube yapay zekası niyetimi anlamış gibi ikaz etti. Silmedikçe, sizden paylaşanlarda video gözükecektir, ikazı ile kalıcı sildim) 

Şayet buradan, Facebook'tan  İnstagramdan ya da kanalımdan (Youtube)  indirmiş, herkese açık paylaşım yapıyorsanız, sorumluluk kabul etmediğimi bilin ve videlarımı 
( mp3 vb) silin derim... 

Hüznüme iyi bir teselliydi sanki bu uğraş. Farklı bir deneyimdi, teşekkürler Suno...


Yaren Leylek kadar olamadık!

Onlar 15.kez kavuşmuşlar... 
Biz 1 kere bile kavuşamadık Rüveyda... 
Demek birimize bir çift kanat gerekiyordu, 
O da bizde yoktu... 


10 Mart 2026 Salı

Gecenin İçinden Geçen Su

Kar yağıyor üsareye, sırrını döküyor tüm aynalar.
Şehirde Meryemi sükût, 
herkes kendi kalbinin kapısını içeriden kilitliyor.
Hatıralar tablo gibi asılı
duvarı olmayan her evde, yarım bırakılmış bir tuval!
Yüzümde kuruyor yıllar.
Annem söylüyor; 

"İnsan kendi kalbini taşırken yoruluyor. İşte o zaman suya bakmalı."

Onun için ben suya bakıyorum
bazı geceler.
Dağ başı kadar yalnız oluyor insan.
İntizar, kurak bir kuyuda bekleyen suya benziyor.
Üryan bir kabuğun kırılışı bu, dinmek bilmeyen gece sisi.
Yeryüzünün eski hikâyeleri dolaşıyor zihnimde.
Harut ile Marut’un gölgesi değil
insan kendi hilelerinde tâlim ediyor büyüyü.
Öyle ince tuzaklar kuruyor ki
Şeytan bile, yanında toy!

Bir söz dolaşıyor iki kalbin arasında
Şüphe ve gölge!
Daha dün su olan iki insan
şimdi kezzap birbirine.
Aşkın hezimeti başlıyor
gözler gözlere değmeden döşeniyor gurbet rayları.
Şehirler uzak değil
insan hayın, yollar mayın.
Bozuk saatler işliyor
boğuk bir nağme dolaşıyor sokaklarda.
Herkesin içinde notasız makam, çöken akşam.

Kendi hikâyesine inanmayan bir kalp çarpıyor.
Eller el oluyor kendi ellerine.
Kimse kimseyi tutmuyor
Ah herkes kendi düşüşünün tanığı.
Koşuyoruz, Burak sandığımız umutların ardından.
İnsan, bir ceylanın karnındaki miski bile kirletiyor.

Hatıra odunları, gözyaşlarından kör kütük ıslak!
Tutuşmuyor esrik hülyalarda,
kül bile sâdık değil ateşe.

Suyu bırakıyorum
Karı bırakıyorum
Dağ başlarını bırakıyorum
İçimde bir şey kalıyor
Bozuk saatler gibi işliyor
Boğuk bir nağme gibi sürüyor
Notasız bir makam gibi çöküyor.

İnsan ne dost, ne hasım.
Yalnızca iki büyünün arasında kalan
yaralı bir kalp.
Kar yağıyor üsareye
Su hâlâ akıyor
Gözlerimde ceylanın ürkekliği
Her fısıltı bir yara
Her bakış külliyat
Bir ölüm gerçek
Bir ölüm!

Ve ben çıkıyorum aynalardan.

Kanarya Banu Dağ


9 Mart 2026 Pazartesi

Anlaşılır belki!

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da:
"Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu; yaşamadığı için büyümedi hiç." der... 

2025 bu adamın ölüm yılı oldu... 
Annem ve ütopyam benim dolu dolu hayata tutunma sebebim oluyorlardı. 
Annemi öteye, Rüveyda'yı da mektupların arasına uğurladığım hakikati bir şarapnel parçası gibi kalbime saplanınca; ortada ne bir gaye, ne bir yaşama sebebi/sevinci kalmamıştı... 
Şimdi anlaşılmıştır 2025 için niçin öyle dediğim... 


8 Mart 2026 Pazar

Biri üzmek isterken, güldürdü!

"Marifet iltifata tabidir derler üstadım, acaba eskisi gibi uğrayan yok diye yazma şevkiniz kaçmış olmasın!? Özür dilerim kırdıysam"

- Güldürdünüz beni... 
Ve hiç tanımadığınız çok belli... 
Burası öncelikle kendim için, kendime meşgale, kendime teselli, kendimden kendime anlayacağınız. 
Bu arada değer verip (face insta gibi aktif takip imkanı olmadığı halde) yıllardır unutmayıp takip eden kendime kadar okurlarım da var, sağolsunlar. Hem de dünyanın nerelerinden, hadi bir bakalım:)



7 Mart 2026 Cumartesi

Çok önemsediğim bir şey değil!

Kibir olmasın, 
Muhatabım merakta kalmasın, 
Üzülmesin diye cevap verdiğim mailler olabiliyor. Tabii genelde buradan cevabı tercih ediyorum ki soru üstüne soru yazışma uzamasın. Zaten emin olun bu sebepten olsa gerek eskisi gibi çok mail almıyorum. 

Herkes kendi dünyasında çabalıyor ki dünya dediğimiz de şaşkın ve sarhoş, ne zaman nerede ne olacağı belli değil. 
Gerzek, sapkın liderler başa geçmiş, bolca huzursuzluk üretip, kan içiyorlar! 
- Şarkılarımı ya dizi izlenme ya da uyku zamanı yayınlamam doğru değilmiş! 
Yahu benim beğeni sayısıyla ilgilendiğim nerede görülmüş. Şarkılarımı önce kendim için yapıp yayınlıyorum ve sonra severek dinleyen, hatta indiren bir kaç gönlü güzel için... Ne zaman eserse yayında yani... 

Bingo! 
O tespitiniz doğru tabii. 
Facemi Ramazanı şerif tatiline aldığım gün burada da bir ay sessizlik olacaktı, başta dediğim sebeplerden "yıkılmadım ayaktayım!" anlamında arada bi (ce) diyorum işte... Yoksa şiirimsi şeyler sanmam ki zuhur eylesin. Ne istek var ne de ilhamiyenin bu taraflara uğradığı... 



5 Mart 2026 Perşembe

Yorgunum Rüveyda

Yıllarca kendimi, kendim sandığım bir şeyi belki bir ukdeyi, sevdayı tekrarladım durdum... 
Ne ben yazmaktan usandım, ne sizler okumaktan... 
Yazdıklarım nesirdi ama şiir diyemem, hüznümün kırıntıları... 

*

Yorgunum Rüveyda! 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 

*
 
Nadas mı bu yazmayışım, yazamayışım, final mi, ben de bilmiyorum...
Yorgunum... 
Ramazanı şerif iyi geliyor yorgunluklarına, usancıma, doymuşluğuma... Annemsiz ilk ramazanı şerifim ve sonuncu olur inşallah...
Merak ediyorsunuz diye bu satırlar. 
Hele geçen gün, şarkılarımı kaldıracağım dediğimde onlarca mail, bir dövmediğiniz kaldı:) Korkudan vazgeçtim:) 

Yorgunum Rüveyda, 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 
Bir denizkızı gibisin... 
Bir hayalden öte, bir hayalden yakın... 
Çok yakın... 
Nefesime karışacak, ruhumun sokaklarında dolaşacak kadar... 
Gözlerinin içinde kalsaydı gözlerim. 
Ellerimin içinde kalsaydı ellerin. 
Birlikte aynı denize, aynı ufka bakıp, 
Aynı şeylerin hayalini yüzdürseydik. 
Ömür geçiyor Rüveyda! 
Azımı çok anla... 
Beni düşünme, 
Sen mutlu yaşa... 

 

28 Şubat 2026 Cumartesi

Sonra sustuk



Sonra sustuk
İçimizdeki feryadı 
Yine kendimiz susturduk
Çare yoktu
Derman firari. 
Susa susa 
Suskun bir hayatı öğrendik
Kimse bilemedi
Gözlerimizin kıyısına
Yuva yapmış hüzünleri
Sonra susturdu hayat bizi
Gülüşleri maske, 
Günleri sürgün yaptık... 





16 Şubat 2026 Pazartesi

Sakın kendini suçlama

Sakın kendini suçlama! 
Sevilmek için varsan, 
Ve çok sevilmişsen, 
Kavuşmak yazılmamışsa, 
Bu niçin senin suçun olsun ki... 
Annem de bilemezdi,
Beni senin için doğurduğunu,
Günlerin ayrılıkla yoğrulduğunu. 
Sakın kendini suçlama! 
Çok uzun bir romanın, 
Ön sözünü yaşadık diye... 
Benim ömrüm kısa kaldı, 
Senin gözbebeklerine... 
Yakışırdık yanyana gelemesek de
Bu sessizlik, azap gibi saplı içimde. 
Diyemem halimi hiç kimselere... 
Küskünlüğüm sıkışır yorgun kalbime... 
Sakın kendini suçlama! 
Kapanmayacak bir yaraya dokunma... 





14 Şubat 2026 Cumartesi

Aynı şarkıda

Söz de uçtu, yazı da!
Güz de geçti, yaz da!
Çok bekledim gelir diye!
Döndüm durdum bir yazgıda!
Sordum durdum o kırık aynada!

Sözlerim kifayetsizdi!
Ömrüm bir mevsimlikti!
Beklemek kaderimdi!
Ağladım durdum aynı şarkıda!
Aradım durdum aynı yollarda..!




13 Şubat 2026 Cuma

Sırr-ı Bekā Olurdu


Gülüşün dindirirdi sahranı, yanık gönle gülşen olurdu
Sinede gizlenen o sessiz nâr, himmetinle nur olurdu
Dile mühürlenen o kadim lâl, çözülür de zikir olurdu
Sonra, sonra beni küllerimden, savursan da olurdu..

Nazarın dindirirdi hicranı, Mansur’a nurlu dâr olurdu
Zulmetin ortasında her bir put, yıkılır da har olurdu
Alnıma kazılmış o kara yazı, silinir bahar olurdu
Sonra, sonra beni aşkın oduyla, yandırsan da olurdu..

Nefesin dindirirdi nefsi, rüzgâra muti râm olurdu
Karanlıkta kalan şu dar kuyu, Yusuf’a makam olurdu
Kalbime saplanan her diken ucu, vuslatta bayram olurdu
Sonra, sonra beni dilsizce, sustursan da olurdu..

Hayalin dindirirdi perdeleri, miraçta Burak olurdu
Sidre-i Münteha’da bu garip can, menzile durak olurdu
Ruhuma dokunan her acı zehir, elinde bal olurdu
Sonra, sonra beni zemheride, dondursan da olurdu..

Sözün dindirirdi kâl-ü belayı, ruha ezelden ses olurdu
Katrede saklanan o koca derya, taşar da tek nefes olurdu
Gözüme çekilen o kesif perde, aralanır da fer olurdu
Sonra, sonra beni ıssız yollarda, unutsan da olurdu..

Cemalin dindirirdi sürgünleri, bekā yurdu ayan olurdu
Şu virane gönlümün tek virdi, seninle vuslatın tadı olurdu
İçimde inleyen bu yaralı ney, üflenir de sükût olurdu
Sonra, sonra beni bir hiçliğin koynuna, daldırsan da olurdu..

Lütfun dindirirdi cehennemleri, İbrahim’e serinlik olurdu
Aşkınla tutuşan her bir zerre, meleklerin neşesi olurdu
Zamanın durduğu o kutsal an, ebediyetin penceresi olurdu
Sonra, sonra beni bir lahzada, öldürsen de olurdu..

Hükmün dindirirdi her isyanı, rızaya beraat olurdu
Aklın dar kalıbı kırılır baştan, kalbe binbir kanat olurdu
Ayrılık denen o taşınmaz yük, visal yolunda rahat olurdu
Sonra, sonra beni ebedi garipliğe, mahkûm etsen de olurdu..

İsmin dindirirdi harareti, çölde vaha, tende kar olurdu
Yıkık dökük bu harabe gönül, sayende yeniden imar olurdu
Ten kafesinde çırpınan şu kuş, uçar da hür-ü var olurdu
Sonra, sonra beni bir başıma, sahipsiz bıraksan da olurdu..

Gidişin dindirirdi bütün renkleri, kainat tek bir boya olurdu
Varlığın o devasa raksı, seninle en kâmil ahenk olurdu
Ruhumun bu son seferi, vuslatınla nihayet denk olurdu
Sonra, sonra beni toprak altında, çürütsen de olurdu..

Vuslatın dindirirdi kıyameti, mahşerde sükûn olurdu
Kaf Dağı’nın ardındaki o sır, kalbe aşikâr kün olurdu
Can kuşum ten kafesinden çıkar, sende ölür de gün olurdu
Sonra, sonra beni varlığından, silsen de olurdu..

Varlığın dindirirdi benliğimi, bende "O"ndan gayrı ne olurdu
Aynaya baksam sen görünürdün, suretim aşkınla fena bulurdu
İki cihanın kavgası biter, sende ölmek bekā olurdu
Sonra, sonra beni hiçliğin içinde, yok etsen de olurdu..
.
Sonra, sonra beni mevsimsiz...
Soldursan da olurdu..

                                                      "Kes'tim" soluğumu 

Şerife Akarsu Şahan ✍️


MAHŞER-İ SEVDA

Mecnunun gözüyle / Leyla’ya baktım,
Deli divaneyim / çöl bana ne etsin?
Kerem’in harına / Aslı’ca düştüm,
Tel tel yakan ateş / beni de bulsun.

Yürekte biriken / bu kadim sızı,
Kurutur deryayı / görse bu közü,
Kül olmayı seçen / o arsız arzu,
Eserse fırtına / yel bana ne etsin?

Ferhat’ın gürzüyle / indi her vuruş,
Dağlar yarılsa da / bitmedi yokuş,
Kaderim aşk ile / olmuşsa sarhoş,
Zindan olsa dünya / dar bana ne etsin?

Gözünün karası / bir ömür hapis,
Tenin güneş bana / gayrısı nefis,
Viran gönlüm artık / tutmaz ki meclis,
Baharlar gelse de / kar bana ne etsin?

Yollar biter elbet / sızım hiç bitmez,
Senden başka hayal / bu akla yetmez,
Aşkın mührü candan / ölse de gitmez,
Diller sussa bile / ah bana ne etsin?

Saçının teline / gurbet sinmişse,
Her bir adımın ki / cennet demişse,
Vuslatın müjdesi / cana inmişse,
Toprak beklese de / yer bana ne etsin?

Mühürdür yüreğe / kazıdım seni,
Giderken bıraktın / viran bu teni,
Mahşerde seninle / görsem gölgeni,
Narlar yansa bile / kül bana ne etsin?

Kalemim kağıda / derdimi yazar,
Gönül bu sevdada / mezarın kazar,
Dostun imzasında / saklı bir nazar,
Dünya fani ise / hal bana ne etsin?

                                
                              Kerem-i Vuslat & Mecnun-i Feryat

Şerife Akarsu Şahan 

*

HİÇBİR ŞEYİNİZ OLMADIM

Kalbim sustu.
Duvarınızdaki tabloda bir imza olsaydım
her misafire adımı anlatırdınız belki.

Kristal bardakta bir çatlak olsam
hemen değiştirirdiniz kaderimi.

Çalar saatinizin akrebi olsam
gecemi kurar, sabahıma değer verirdiniz.

Cebinizde taşıdığınız bir anahtar olsam
kaybolmaktan korkardınız.

Şifreniz olsam ezberlerdiniz,
unutmamak için tekrar tekrar fısıldardınız ismimi.

Yangın alarmı olsam
dumanımda koşardınız bana doğru.

Pasaportunuz olsam
damgalarla çoğaltırdınız varlığımı.

Takviminizde kırmızı bir gün olsam
üstümü çizerken bile üzülürdünüz.

Bir ekran olsam
parmak izinizle büyütürdünüz beni.

Göğsünüzde bir madalya olsam
toz kondurmazdınız onuruma.

Rütbeniz olsam
omuzlarınızda taşırdınız.

Markanız olsam
leke sürdürmezdiniz adıma.

Bir hastalık olsam
çaremi arardınız dünyanın öbür ucunda.

Bir yatırım olsam
gece yarısı bile kontrol ederdiniz değerimi.

Ama ben…
insandım.

Kanım takvim yapraklarına basılan kırmızı değildi,
toprağa düşen sıcak bir akşamdı.

Nabzım saatin tik takına benzemedi,
çünkü bombalar saatlerden daha çok çalıştı.

Adım bir eşya değildi,
sigortalanmadı hayatım.

Bir vitrin ürünü olmadım,
cam kırılınca süpürülmedi parçalarım.

Bir sözleşme değildim,
imzanızın altına sığmadım.

Bir haber başlığı oldum sadece,
kaydırıp geçtiniz.

Kalbim durdu.

Siz kazandınız dediniz.
Kazandığınız şey
sessizliğiniz oldu.

Saatler çalıştı.
Bombalar daha çok çalıştı.

Ve ben…
hiçbir şeyiniz olmadığım için
öldüm.

Kalbim durdu.

🇵🇸

Şerife Akarsu Şahan 
                                                


10 Şubat 2026 Salı

Yarım

Kendisi olup, kendisinden taşamamıştı... 
Korkaklığı cesarete tercih etmişti. 
Hep yarım hep mi yaralı olurdu bir hayat... 
İstemese de olmuştu... 





9 Şubat 2026 Pazartesi

Sevmeseydim

- Ne güzel sevmişsin hocam, dedi. 
Şükür, Yaradan o gönlü ikram etmiş diye cevapladım. 

Yalnız insanı değil, 
Gördüğüm ne varsa
Canlı cansız hem de... 
Görünen görünmeyen, 
Bilinen, henüz gidilemeyen... 
Sevmek hamurumuzda, 
Şefkat ve merhametle yoğrulmuş, 
Gözyaşıyla karılmış, 
Visali, menfaati gözetmeden, 
Sevdim, hep sevdim.. 
Sevmeseydim ölürdüm. 


8 Şubat 2026 Pazar

Kahr-ı Vakt

Bir ceset gibi çağ suskun, merhamet kanamazsın.
Kalpsizlik aşısı yemiş bu devri sınayamazsın.

Ulu sancılar taşır içim, kuş tüyü hislerim var,
Işk gölünde çöl sıcağı, serinlik bulamazsın.

Karınca yuvasındaki mahremiyet kadar derin
Esâtîrü’l-evvelîn sanırsın, sırra varamazsın.

Keşkenin kekremsi zehri sinmiş her duaya,
Ben sustum artık gülüm, sen de kurtaramazsın.

Elest bezm-i ahitte çözülmez bir ahit var,
Safderûn gönül bildi, yazgıdan cayamazsın.

Tütün basığı yarayım, havar gecemde çile,
Nefesim ok, içim sadak, say desen sayamazsın.

Pusu kurmuş dilemmanın küfü sinmiş zamana,
Kemankeş kader çeker, menzile varamazsın.

Kartalın gözleriyle gördüm dünyayı tepeden,
Yükseklik kurtarmaz seni, alçaktan kaçamazsın.

Merhamet sürgün yemiş, vicdan rehin verilmiş,
Bu pazarda insan kalıp kendini satamazsın.

Ben yolumu topladım, veda bile fazladır,
Bu çağda diri kalıp bir kendin kalamazsın.

Kanarya Banu Dağ


7 Şubat 2026 Cumartesi

Sağanak

Bir sağanak içimde! 
Geçen yıldan beri, 
Kesintisiz, 
Yağıyor, yağıyor, yağıyor... 




6 Şubat 2026 Cuma

Sensiz günlerim için


Sevdimseni derken seni en çok da yarınlar için sevmiştim...
Senli zamanlarda seni sevmemek zaten muhal bir şeydi...
Ben seni, en çok da senden sonrası için sevmiştim...
Biliyorduk, an gelecek ve aniden gidecektik!..
Ben seni, en çok da bugünlerim için biriktirmiştim...
Seni, seninle sevmemek zaten muhal bir şeydi...
Ben seni,  en çok da sensiz günlerim  için sevmiştim...
Ben seni, bu yarım bıraktığımız hikâyemizde sensiz günlerim için sevmiştim...
Ben seni, en çok da kalan ömrüm için sevmiştim...
Ben seni, ne güzel sevmişim...




Yaramızı sevdik


Belki de zamanla yaramızla yaşamaya alışacakken biz bir de sevdik yaramızın derininde sakladıklarımızı...

Her şarkı, her dokunaklı söz taze tuttu onu ve biz bir çiçeği ölmesin diye sular gibi gözyaşı döktük üzerine...



5 Şubat 2026 Perşembe

Seninle biz çok sevdik


Ateşlerde boğulduk, sularda yandık.
Yazlarda üşüdük, zemheride kavrulduk.
Geceleri uykularımız dinlencemiz değildi.
Gündüzlerimizse gecelerimiz gibiydi...
Çok sevmiştik,
Seninle biz...

Dolunayın med-cezirleri bile,
Bizden istikrarlı idi.
Ne sevdiğimiz belliydi,
Ne de -haşa- sevmiyoruz diyebildik.
Ruhlarımızda doruklara çıkarken,
Bedenlerimiz için ayrıca kıvranıyorduk...
Biçare çırpınışların girdabında,
Hasretin gazap kamçısında ağlaşıyorduk.
Çok sevmiştik,
Seninle biz...

Böyle böyle hasrete yazılmış
Bahtsız bir hikâyenin ecelini beklesek de,
Öleceğimize de inanamıyorduk çünkü
Çok sevmiştik,
Seninle biz...



4 Şubat 2026 Çarşamba

Belki de sen

Belki de sen, 
Ömrümün son suçu, 
Son dokunuşu, 
Son günahı olmalıydın!.. 
Senden sebep gönüllüce mahkum olduğum müebbet 
yerini bulmalıydı... 




1 Şubat 2026 Pazar

Nicedir

Nicedir insanlarla konuşmayı da sevemez oldum... Sanki aynı kelimenin sürekli tekrarı gibi bir şey!..

Yaşamak


Yaşama sebebinden, yaşama sevinci eksilince, yaşamak tadı alınmış bir yaşamak oluyor... 






31 Ocak 2026 Cumartesi

"Bir toplum kendini değiştirmedikçe.."

Bilmiyorum, bizim ülkemizdeki kadar ahlaki bozukluk dünyada kaç ülkede vardır? 
Gerçekte asıl sorun enflasyon mu ahlaki çürümüşlük mü? 

Birbirimize olan sevgimizi saygımızı her geçen gün kaybettik kaybediyoruz ve şiddet her türüyle her yerde!.. 

Yumurta tavuk hikayesi gibi pahalılık mı ahlaksızlıktan doğdu ahlaksızlık mı pahalılıktan! 

Hain kalpler asla huzur bulamazlar! 

Bu topraklarda doğdular bu toprakların insanlarından kazanıp çok zengin oldular, minnettar kalacakları yerde merhametsizce sürekli zam yapma yarışına girdiler!

İdeolojik saiklerle yapılanlar, holdingler ve piyasada devletin (ceza kesmek dışında) yeterince varlık gösterememesi konusu uzun bir başık.. 

Eskiden insanlar özellikle kadınlar alışverişe stres atmak için mutlu olmak için giderlerdi. Şimdi tam tersi, gittiğim zaman etiketlere bakmak istemiyorum! 

Ahlakımız, izanımız, insafımız, vicdanımız yeniden parlamadıkça ve iyi insanlar etkin olmadılça her geçen günü arayacağımızın resmidir. 

30 Ocak 2026 Cuma

Can çekişeyim diye

Seninle birlikte şiirler de gittiler, 
Şarkıları vekil ettiler, 
Ölmeyip habire
Can çekişeyim diye... 





27 Ocak 2026 Salı

Gideyim artık ben



ruhumda yine o sonbahar esintisi,
kavuştuğunuz sevdikleriniz sizin olsun!

biliyorum yarım kalacak içimin beklentisi!
bana sararmış yaprakların melodisini bulun!

yarım ayrılacağım bu dünyadan!
sen bir ukde gibi kalbimde,
giderken ıslanan göz kapaklarımda...
ve dudaklarımda 
hasreti gizleyen buruk bir tebessüm...
yarıda kalmış bir film, bir kitap, bir hayat gibi!

gideyim artık ben!
bir eylül sonu gideyim,
üzerimi sarı yapraklarla örtün..!

(2020) 






Fark etmiş olmalıydınız!

Kendime boşu boşuna müteşair demedim...
Şairlik başka bir şey... 
Şiir gibi görünen şeyler, ruhumun hüzün damlacıklarından başka bir şey değildi...
O da 2025 yılına kadar sürdü.
Ondan sonra top çevirmeye başladım artık yazmıyorum, yazamıyorum...
Zaten canım da istemiyor. 
Hani şair diyordu ya "Aşk bitti, hepimiz için. Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da..."diye...
Yazmak da benim için bitti, bir yazmak nasıl biterse öyle bitti benim içimde..."

(*) Kelime hatası yok için / için de demedim içimde dedim. İki anlamı aynı anda kullandım. 




26 Ocak 2026 Pazartesi

Ölüme mecbur


Nefes nefese, 
Koşturuyorsun, 
Durmuyorsun
Yorulmam sanıyorsun. 
Bir yere gelince, 
Gidenler, kayıplar, 
Ansızın çöken yorgunluklar. 
Ömrün muhasebesi, 
Aşkın sevda çilesi
Ölümüne mecburum 
Yangınları, 
Haykırışları... 
Derken;
Anlıyorsun, 
Yalnızca
Ölüme mecbur olduğunu... 




25 Ocak 2026 Pazar

İki şeyden biri

İnsan dolduktan sonra iki şeyden biri oluyor;
Ya hiç susmuyor... 
Ya da hiç konuşmuyor!.. 




22 Ocak 2026 Perşembe

Asıl hikâye



Ve bulmak, 
kavuşmayı kuşanamayınca 
başlıyor asıl hikâye... 





21 Ocak 2026 Çarşamba

Siteril Merhamet



Akşam yine aynı saat.
Haber bülteni tam kıvamında:
Ne fazla acı, ne iz bırakacak kadar gerçek.
Sunucu dudaklarını silerek konuşuyor,
kelimeler tok, şehirler aç.
Bir sofra kuruluyor bir yerde,
öbür tarafta yerle bir ediliyor bir ev.
Çatalın sesiyle
kemik sesi birbirine karışmıyor,
çünkü mesafe var;
çünkü vicdan artık
coğrafi bir mesele.
Orada çocuklar büyümüyor,
yalnızca uzuyorlar.
Boyları değil,
suskunlukları artıyor.
Bir annenin saçında beyaz,
bir bebeğin avucunda ölüm tarihi.
Toprak,
üzerine düşeni artık ayırt edemiyor:
tohum mu,
beden mi?
Her şey aceleyle gömülüyor.
Bazıları yüksekten bakıyor dünyaya.
Rezidans camlarında gün batımı,
arka planda Mozart,
ön planda steril bir merhamet.
“Çok yazık” diyorlar,
şarabın tanenini tartışırken.
Romantizm umresi bu:
acıya değmeden arınmak.
Seküler aklın defterinde
bu sadece bir istatistik.
Yuvarlanmış sayılar,
yumuşatılmış başlıklar.
Bir tırnak kırığı kadar can sıkıcı,
bir sonraki gündeme kadar dayanıklı.
Ama orada
bir baba kapıyı kilitlemeden çıkıyor,
nasıl olsa dönecek ev kalmadı.
Bir kadın ekmeği bölmeden önce
gökyüzüne bakıyor;
bugün uçaklar mı var,
yoksa yalnızca dua mı?
Çocuklar su taşıyor,
ama su hafızayı temizlemiyor.
Kefenler beyaz değil artık,
çünkü beyaz vakit yok.
Zaman,
orada sürekli kan kaybediyor.
Biz ne yapıyoruz?
Koltukta biraz kıpırdanıyoruz.
“İnsanlık nereye gidiyor?” diye sorup
televizyonun sesini kısıyoruz.
Sonra
tatlı geliyor.
Oysa bu suskunluk
nötr değil.
Bu rahatlık
masum değil.
Bu görmezlik,
aktif bir iştir.
Bir gün bu çağ
kendi arşivini açacak.
Kim neyi gördü,
neyi bilip sustu,
neyi fon müziğine çevirdi
tek tek dökülecek.
Ve bir yer olacak orada,
başlığı sade, içeriği ağır:
“Burada insanlık
konforu seçti.”
O şehir hâlâ ayaktaysa,
bu mucize değil.
Bu bir direnç biçimi.
Bu,
ölümle pazarlık etmeyi reddetmek.
Bilinsin:
Hiçbir zulüm
sonsuz yayın yapamaz.
Bir gün ekran kararır,
ışık yanar.
Ve hakikat
bu kez kesintisiz konuşur.

Kanarya Banu Dağ





20 Ocak 2026 Salı

Yosun

İçimin yosun tutmuş kıyılarına dalga dalga vurur saçların... 





19 Ocak 2026 Pazartesi

Gönül hanem Şerife Akarsu Şahan

Ben geldim anne

Anne ben geldim...
Bütün dar kuyularında Yusufların
Melul iç çekişlerinde hüsranların
Sonbaharlarında mevsimlerin
Ağlamaklı, dolu dolu bulutların
Yorularak her köşe başında
Kendime hazin rastlamalarım...
Ben geldim anne.

Sırtımda dünya denilen o dilsiz kambur,
Ruhumda yankılanan kırık bir aynanın sesiyle geldim.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken gençliğim,
Her adımda biraz daha kendinden eksilen,
Kendi gurbetinde yabancılaşan o çocukla geldim.
Gömleğim arkadan yırtık, kalbim bin yerinden;
Züleyha’nın vaatlerinden değil, dünyanın sahteliğinden kaçıp geldim.

Bakışlarımda donmuş bir zemherinin soğukluğu,
Ellerimde tutunamadığım rüzgârların yorgunluğu var.
Ben ki; gökyüzünü bir avuç toprağa değişenlerin arasında,
Maviye olan inancımı senin dualarında sakladım.
Şimdi her köşe başı bir uçurum, her yüz bir maske;
Kendi içimin labirentlerinde kaybolmuşken,
Senin merhametinin o ince sızısına tutunup geldim.

Biriktirdiğim sessizlikleri odanın duvarlarına as,
Yorgunluğumu seccadenin bir kenarına bırak.
Çünkü dışarısı; insanın insanı gurbet kıldığı bir yer.
Çünkü dışarısı; kalbi olanın nefes alamadığı bir mahşer.
Gözlerindeki o kadim şefkati sür yaralarıma,
Karanlık pusuları dağıtan o beyaz tülbendini sar ruhuma.

Yusuf kuyuda ölmedi ama ben her gün öldüm anne,
Kervanlar geçti üstümden, kimse beni satın almadı.
Bir senin sevdan paha biçilemezdi şu çürümüş çarşıda,
Şimdi bütün yollarım sana çıksın, bütün kapılarım sana kapansın.
Eksik kalan yanlarımı tamamla, dağılan parçalarımı topla;
Tükendim, bittim ve nihayet kendime rastladım...
Ben geldim anne.

Şerife Akarsu Şahan


Aşk Nefesi

Sen,
mim’in rahminde gizlenen su,
nun’un karnında uyuyan sır,
elif’in omurgasında doğrulan sabır.

Ey bakışımı içerden yıkan ses,
adın anılınca
zamanın dizleri çözülür.

Dünyayı dinle…
Toprak nefes alsın,
taşlar zikre dursun,
gölge gölgesini tanısın.

Güneşe sus öğret,
yağmura edep,
aklıma aşk.

Kirpiklerini çek kalbimden,
gece titremesin artık.
Bir bakışın
yedi kapı kapatır içimde,
sekizincisi yokluk.

Ruhumu erit,
harf harf in derinime.
Kaf ile nûn arasında
bir âlem düşür önüme.
Oku fırlat,
savaş bitsin:
kanımda ben kalmasın,
canımda adım.

Her yerimden taşıyor aşk;
taşmıyor,
sızıyor.
İnci gibi diziliyor içimde
sessiz harfler.

Susamıyorum,
çünkü içtiğim şey su değil.
Okyanus korkuyor benden,
taşacak diye değil,
kendini unutacak diye.

Hava sen kokuyor;
rüzgâra mı verdin gülüşünü?
Estikçe bahar,
estikçe secde.

Ne yana dönsem
bir bayramın eşiği;
ayakkabılar kapıda,
kalpler içeride.

Gökyüzü iki göz ödünç almış,
bakıyor bana.
Çocuksun,
çünkü kirlenmemişsin.
Masumsun,
çünkü bilerek yakıyorsun.
En çok da aşk…
çünkü öldürmeden diriltiyorsun.

Zamanın kulağına eğildim,
“akma” dedim.
Ziller sustu,
saatler yetim kaldı.
Kuşlar uçtu,
ama varacak yerleri unuttu.

Diller kapandı,
eller kalplere konuştu.

Aşk toprağa inerken
ben doğdum.
Gözümü açtım,
ışık ağır geldi.
Bu yüzden kör oldum.

Aşk bu:
yaşarken yaşanmıyor.
Çok sevdim.
O yüzden
çok ölüyorum.
                                             Harf an’da
Şerife Akarsu Şahan 


GÖNÜLHÂNEM

..../Leylâ’ya çirkin demişler, göz görmeyi bilmezken,
Aynalar yüz çevirmiş, hakikat derindeyken,
Sevdayı süs sanmışlar, can canından geçerken,
Hepsi bakar görünene, aşk sessizce büyürken

..../Züleyhâ’ya dil uzatmışlar, sabrın adını bilmezken,
Yusuf’u kuyuya sormuşlar, gökler şahidiyken,
Karanlığa laf etmişler, nur gizliyken perdeden,
Hepsi hüküm dağıtırken, sır sessizce büyürken

.
..../Yûnus’a deli demişler, söz tartılmış akılla,
Ateşi hor görmüşler, İbrâhim’de yakılla,
Çöle yük demişler hep, Hacer yürür yakînle,
Hepsi ölçer, biri geçer; yol bilinir ayakla.

..../Mecnun’a yazık demişler, çöller şahittir hâle,
Aşkı kördüğüm sanmışlar, çözülür secdeyle,
Âişe’ye sual etmişler, kalp dolu istiğfâr ile,
Hepsi sorar durur, cevap iner sükûnetle.

..../Zamanı suçlamışlar, sabır Eyyûb’un rengi,
Gözyaşını hor görmüşler, Meryem’de sessiz denge,
Taşı sıradan sanmışlar, Musa’da ayet izi,
Hepsi bakar geçer, gönül görür her şeyi.

..../Gülü kınamışlar çok, diken niye var diye,
Karanlığa kızmışlar, seher niye zor diye,
Umudu tartmışlar hep, olur mu olmaz diye,
Hepsi hesap tutar, aşk yürür nasip diye.

..../İnciyi suya sormuşlar, derinliği bilmeden,
Yeşili yorgun sanmışlar, bahar dile gelmeden,
Kuşları kafeste sevmişler, göğe el uzatmadan,
Hepsi tutmak isterken, aşk uçmayı seçmeden

..../Taşı renk sanmışlar, zümrüt suskunluğunda,
Kalbi dar sanmışlar, secde genişliğinde,
Sözü yük saymışlar, duanın dinginliğinde,
Hepsi ses arar durur, hakikat sessizliğinde.

..../Gölgede büyür demişler, nurun inceliğini,
Ağır sanmışlar kalbi, secdenin hafifliğini,
Sükûtu eksik bilmişler, zikrin derinliğini,
Hepsi sözle yol arar, aşk susar bildiğini.

..../Yük demişler emanete, sır taşır omuzlar,
Geceyi son sanmışlar, seher gizler avuçlar,
Canı tek başına saymışlar, cem olur soluklar,
Hepsi varlığa tutunur, aşk yoklukta duraklar.

..../Aslı’ya ateş demişler, yanmadan bilmezken,
Ferhat’ı dağla sınamışlar, sabır taşa sinerken,
Şirin’i bir masal sanmışlar, hakikat içerken,
Hepsi seyirci kalmışken, aşk kaderi delerken.

..../Dağı yol sanmış Ferhat, külüngü dua bilmiş,
Taş dile gelmiş o gün, niyet Hakk’a yürümüş,
Aslı ateşiyle yanmış, Şirin sabırla gülmüş,
Hepsi bir isim olmuş, aşk tek hakikatmiş.

..../Sonra bir nur doğmuş çölde, çağ kapanmış çağ açmış,
Yetim bir kalbin sesiyle insanlık kendin bulmuş,
Söz onda ahlâk olmuş, susuş bile emir olmuş,
Hepsi aşkı ararken, O merhameti öğretmiş.

..../Ve anlar gönül sonunda:
Aşk; O’nun izinde yürümektir,
Edep kuşanıp kalbi incitmemektir.
Salât u selâm düşer yolun her taşına,
İsimler susar, çağlar kapanır,
Hakikat O’nun adıyla mühürlenir.
(sallallâhu aleyhi ve sellem)

Şerife Akarsu Şahan

                             /Kestim sol'umu

Sırr-ı Hakikat

"Ben"liğimden "Sen"liğine giden o ince sırda,
Nefsimin bir gölgesi belirirse,
Bu yola,
Bu fenaya,
Bir zerre "benlik" davası karışırsa!
Vahdetin o deryasında, o sonsuz,
Hiçliğinde,
yok et beni

Aşkın narından közlenmiş o mukaddes sofrada,
Dünya tadına bir meyil uyanırsa,
Bu sabra,
Bu rızaya,
Bir dirhem şikayet sızarsa!
Aşk-ı hakikinin o yakıcı, o arındıran,
Ateşiyle,
dağla beni

Gönül mülkünden Sultan’ın sarayına varırken,
Eşyaya bir anlık meyil düşerse,
Bu aşka,
Bu arşa,
Bir nebze maseva lekesi bulaşırsa!
Ney'in o inleyen, o hasret dolu,
Avazıyla,
savur beni

Hakk'ın cemaline çevrilmiş o nurlu bakışta,
Halkın rızasına bir pay ayrılırsa,
Bu özleme,
Bu visale,
Bir anlık gaflet perdesi inerse!
Mürşidin o keskin, o terbiye eden,
Nazarıyla,
öldür beni

Zikrin halkasında dönen o divane canda,
Dünya telâşına bir yer açılırsa,
Bu vech'e,
Bu secdede,
Bir anlık masiva fısıltısı duyulursa!
Aşkın o bitmeyen, o kâdim,
Çilehanesinde,
pişir beni

Aşkın şarabıyla mest olmuş bu garip gönülde,
Kendi nefesime bir pay çıkarırsam,
Bu tevhide,
Bu meşke,
Bir anlık ikilik zannı sızarsa!
Mansur’un o darağacında, o dimdik,
Hak kelâmıyla,
söylet beni

Kestim sol'umu...

Şerife Akarsu Şahan

18 Ocak 2026 Pazar

Uzaklarlarda tutsaklar

Uzaklar
Hep sustular
Konuşturulmadılar
İçlerine attılar
Attıkça yandılar
Buna nasıl dayandılar
Dayandı sananlar aldandılar
Uzaklar
Aslında hep yakındılar
Yakından da yakındılar
Bitti sananlar yanıldılar
Uzaklar
Aslında hiç susmadılar
İçlerinde yaşadılar
Bir sarılmaya susadılar
Hâl bilmezler anlamadılar




17 Ocak 2026 Cumartesi

Uzaklarda bir nefes

Biliyoruz
Biliyorduk
Bu dünyada kayıptık
Yok yere 
Cümleleri yorduk
Kelimeleri ağlattık
Biz hiç bir olmadık
Kokulu sarılamadık
Ne kavuştuk
Ne ayrıldık
Ne küstük
Ne barıştık
Biliyorduk
Uzaklarda bir nefes belki
Ufuklarda özleyen bir yüz... 





16 Ocak 2026 Cuma

Kuzman niyeti!


Size çok önemli, mihenk taşı olacak tarihi bir olayı kısaltarak nakledeceğim. 

Malumunuz Uhud savaşı esnasında  Ashabdan biri “Ya Resûlullah! Şu yiğidi görüyor musun ne kahramanca savaşıyor! O senin halanın oğlu Abdullah’tır” deyince, Hazreti Peygamber (sav), “İnşallah o cennetliktir” diye buyurur.

Sahabe meydanın diğer tarafına bakar. Bu defa başkası, “Ya Resulallah, şu da Hâris’in oğlu Kuzman’dır. Dokuz müşriki yere sermiş ve yaralı halde hâlâ çarpışıyor. Bu ne yiğitçe bir vuruşmadır ey Allah’ın Resulü” derler. Fakat Peygamberin mübarek yüzünün rengi değişir, kaşlarını çatarak “O cehennemliktir” diye cevap verir!..

Sahabe, Hazreti Peygamberin bu sözlerinin hikmetini anlamadıkları için bir hayli şaşırır. Savaşın sonunda, İbni Katade ağır yaralı haldeki Kuzman’ın yanına vardığında “Ey Kuzman, sana müjdeler olsun. Bu meydanda Allah ve Resulü uğrunda kılıç sallayıp vuruştun, ne mutlu sana, eğer ölürsen inşallah cennetlik olacaksın” sözleriyle onu müjdeler.

Fakat Kuzman, o vakte kadar kalbinde sakladığı niyetini şu sözlerle açığa çıkarır: “Ey İbn-i Katâde, beni buraya getiren ne Allah’ın dini ne de Muhammed’in (sav) şerefiydi; Ben buraya sadece Medine’nin hurmalıklarını savunup korumak için gelmiştim” der. Bir de savaşa gitmiyor diye kadınlar Kuzman'a;"Senin bizden farkın ne?" demeleri gururuna dokunmuştu. 

Nihayet o çok ağır yaralı durumda çektiği acılara dayanamayan Kuzman bir ok alıp kendi kalbine saplayarak intihar eder! 

Allah’ın, açığa vurulanı da sinelerde gizleneni/niyetleri de bildiği ayetlerde beyân edilir. (Neml/74, Al-i İmrân/29, Kasas/69, Mülk/13-14 )

"Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." hadisini de hatırladıktan sonra...(Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9) 

 Medine'yi/ülkesini kurtarmak için savaşa gelen Kuzman'ların ortak özelliği,şu şekilde özetlenebilir:
"Savaşırım, lider, son padişah olurum. Savaş kazanılınca, idareyi ele geçirip ülke rejimini, yasaları dilediğim gibi değiştirir, Peygambere uyumlu yasaları dönüştürürüm. 
Öyle bir eğitim sistemi temellendiririm ki, benden sonra yüz yıllar da geçse bana ve getirdiğime itaat aynen ben hayattaymışım gibi devam eder! Onların Kuzman'ı, kahramanları olduğum için, beni ve yapıp ettiklerimi sorgulayanlar azınlıkta kalır ve birbirleriyle fikri çatışma içinde yaşarlar! Öyle hale gelirler ki, Peygamberlerinden önce benim getirdiklerimi dikkate alırlar! Beyinlerini çok iyi yıkadığım için, kutsallarına hakaretlerimi bile görecek halleri kalmaz". 

Kıyamete kadar dünya, Abdullah'lar ile Kuzman'ları görecektir. Bir yerde Firavunlar, diğer hak safında Hz. Musa'lar (as) olacaktır. Bunların arasında da Firavun düzeni için çalışan Müslüman kılığındaki kripto münafık Übey b. Selül'ler... 


15 Ocak 2026 Perşembe

Yangın

Sonra düz yollar bile yokuş oldu
Sabahlar, göz açıp kapa akşam... 
Yumuşacık sesinin kokusu ruhumda, 
Yokluğun yüreğimde yangın oldu... 





14 Ocak 2026 Çarşamba

Hâyâl

Révi / Hâyâl

Varlığını kabul ettiğim bir resimsin sadece,
İçimin duvarlarında asılı...
Sesinin ahengi vurmuş renklerine.
Öylece resmetmişim seni öylece...
Özlem denizinde yüzüyorum.
Ama sevgilim;
- Ama ben yüzme bilmiyorum.
Tutuyor kollarımı rüzgar 
Boğuyor çığlıklarımı martılar...
Gözlerimde endişeden bir sahil,
Vuruyorum, vuruyorum defalarca
Tut diyorum!
-Tut ellerimden
Duy diyorum!
- Duy yüreğimin sesinden
Bir parça, tek bir resim asılı
İçimin duvarlarındasın sen...
Hani sallansam düşer misin diye 
Gecelerce duruyorum...
Öylece varlığın bana çarpsın diye,
Günlerce bekliyorum,
Zaman seni benimle çırpsın diye.
Özlemek, özledim diyorum.
Yüksek sesle susuyorum bunu,
İçimden içine defalarca iletiyorum.
Duy diye!
Duysun diye tüm alem.
Gözyaşımda büyütüyorum...

Süeda



13 Ocak 2026 Salı

Gönlüm ah gönlüm

Gönlümün seherine bir şiir değil, bir ateş düştü... 
İçim kendimin kuraklığına bir daha küstü... 
Gönlümün seherinden bir yusufçuk havalandı, 
Bizde dünyalık dert sandıkları hep maveradandı aşksızlıktandı... 
Gönlüm Yusuf' yüzlü, Mustafa sözlü sevdalarda arlandı... (as) 
Gönlüme derman yine kendi derdi dermandı...

(*) Yusufçuk kuşu, kardeşin kardeşe yaptığı haksızlığı gören kumrunun acısı hiç dinmemiş ve o günden beri hep “Yusuf'u tutun, Yusuf'u tutun” diye ötmeye devam etmiş. Bu nedenle de bu haksızlığa ötüşüyle isyan eden bu kuşun ismi Urfa yörelerinde "Yusuf'u tutan" olarak bilinirmiş.




Sonunda razı oluyorsun

Haberlerden haberdar olmanın insanı berhudar eylemediği zamanlardı ve biz yaralarımızı acıya bandırılmış müziklerle sarıp, sarmalamayı bir yaşam biçimine döngü kılmıştık...Elbette üzerine sos kabilinden şiirler dökmesek ayıp olurdu... 

Belki de değil, kesinlikle, 
bilerek/ bilmeyerek, kendi psikolojik/melankolik hastalığımızı kendimiz üretmiş ve bundan da şikâyetçi olmak yerine, bilakis memnun ya da razı ruhlardık. 

Kelimelerin arasında, kıyısında aradığımız bir şey vardı ve dokunmak kadar yakın, görmek kadar uzaktı... 



12 Ocak 2026 Pazartesi

Duygusal/mantıksal zeka meselesi

"bana bunu diyecek kadinla evlenirdim" ile ilgili bu videoya göz atın https://share.google/fdr6PeuiVQVNcgLxg

"Bir belagat, özne koy, yüklem koy. Sen formel bir adamlasın."

Çok doğru şeyler söylemiş. İlk dakikada son söyleyeceğini ifade etmiş sevgili profesörümüz. 
Kısaca erkeği korkutma, panikletme, karakterini tanıyorsun demiş. Gönderen okuruma çok teşekkür ediyorum. 

Konuyla ilgili gelirse, buraya eklerim. 


11 Ocak 2026 Pazar

Şeb-i yelda

Ömrümün en zor 
En uzun gecesiydi 
Giden ama hiç geçmeyen
Hep içimde büyüyen kederi
İkibinyirmibeşi... 




Bir kaç konu

Nasıl bir şiirdi, 
Şiire ilham olan..
Düş mü gerçek mi, 
Hâyâlin resmini 
Rüya da buluşturan? 
Ey sonsuzluğun güneşi
Ruhumu ısıtan... 
Olmaz ki 
Olmasın yakınlığa uzağın 
Bir ben var 
Benden huzura dokunan.

Bitter
-Mevlâna esintisi var bu şiirde. Çok güzel... İyi ki gönderdiniz, teşekkürler... 
"Kanalınızdaki bütün Murat Mesut şarkılarını indirmeye devam, süpersiniz."
- Est. Teşekkür ediyorum. Bir yerde yavaşlayıp durmam lazım artık. Ama o yer nerede henüz onu bulamadım:)

*

"Gerçekten bu yıl ufukta evlilik yok mu? Yardımcı olabilirdim 😍"
- Buradan baktığımda ben göremiyorum da istemiyorum da... O konuyu niçin paylaştığımı yazmıştım... Tabii kaderin sahibi ne takdir eder, bilinmez. Çok şakacısınız, teşekkürler:) 

*

"En çok 'Göğsünde uyut beni' ve 'Hadi ben kaçtım' favorim..Keşke rap fazla olsa.."

- Bir kaç favori şarkılsrımda ilk 5te Göğsünde uyut beni, var bende de... Tarzım slow seviyorum, rap ve 4 yabancı çeşit olsun diye vardı...İlginize teşekkür ediyorum. 

*

“Başkasından nefret eden bir insan
hiçbir zaman yalnız değildir. 
Nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır.“
Cesare Pavese

- Böylelikle kişi kendi kalbini üzmüş olur. O kişi nefret edilmeye bile layık olmayacak seviyeye indirilmeli.  Unutuş ve susuş... Ne muazzam bir cezadır muhataba... 

*

"Güzelliğini güzellerin yüzünde gösterdin. Ve aşıkların gözünden kendi güzelliğini seyrettin." 
Ruşeni Ömer Dede


10 Ocak 2026 Cumartesi

İnsanca yaşamak

Gökkuşağı kadar 
Bir lahza da olsa
Gösterirdi yüzünü sevinçler... 
Giden yılla birlikte, 
Onlar da çekip gittiler... 


Aşağıdaki link, eski blog arkadaşım sevgili Bilâl, namı diğer Karamsar Korkuluk'a ait. (Blog ismi, İnsanca Yaşamak olmuş.) 
Kanalını/bloğunu öneririm. 
👇