7 Ağustos 2026 Cuma

Kuytucuk

      Görseldeki söz bana ait değil. 

Kendine sor :
Bu yaşadığın hal/hayat, gerçekten  sandığın gibi kendinden mi, senin tercihin mi? Yoksa kader mi? Geçici bir durum mu? 

Kendine dair bir ümidin mi yok? 
Hayata dair niçin içinde güzel, olumlu ümitli şeyler beslemiyorsun? 
Senden çok daha zor imtihanlar içinde yaşayanları görüp, bilip dururken hem de... 
Yakışıyor mu bu miskin savruluş sana! 
Neyse ki şikayet etmiyorsun, razısın. 

Ama
İstesen hayatına birini alır, bu yalnızlığa, asosyalliğe son verebilirsin. Neyin cezası bu kendine!? 
İnsanlara faydalı bir organizasyonun içinde pekala yer alabilirsin. 
Kurslara katılabilirsin... 
Yeter ki iste, ki istemelisin. 
Böyle çürüyorsun ve bunu umursamıyorsun! 

Allah'ın ihsanı ile donattığı bir canı ümitsizlik kuyusuna atmış, suyun yükselmesini bekliyorsun, yapma! 

*


6 Ağustos 2026 Perşembe

Kraker

"Sevdiğiniz kadında aradığınız 5 kriter nedir diye sorsam?"

1. Aptal insan pek yoktur da çabuk kavrasın, leb demeden leblebiyi anlasın. Bir şeyi izah etmek yorgunluğu olmasın. (Dilce değil gözce gönülce de konuşabilmeliyiz.) 

2. Temiz ve dürüst olsun. Yalanını yakaladığım an konu bitmiştir benim için. Diyelim sürse de öylesine olur! Gönlümdeki sultanlığı son bulur! 
Pis pasaklı ve müsrif olmamalı, her konuda ama...Keçi inadı da olmamalı. 

3. Maneviyata çok önem vermeli, hürmetli olmalı ve yaşamak için çabalı ve yardımcı olmalı...Bu dünyanın geçici olduğunu unutmamalı, unutturmamalı. 

4. Onunla her konuda konuşabileceğim kapasitede olup, hayatın her karesini paylaşıp, analiz yapabilmeliyiz. Sohbet şey kadar önemli... Şey işte! 

5. Güzel, işveli ve eğlenceli olursa da nurun ala nur...İnsanda stres olmaz;) 


Geçen gün anneciğimin yaşça daha genç arkadaşına rastladım. Canım ya elindeki poşetleri yere koydu, kan ter içinde... Hal hatırı hızlıca geçip;  "1 yıl geçti, artık sana hatun bakıyoruz! "demesin mi. 
Bu yazı hazır yayınlanmış olsaydı, ona bu "Kriterleri"okusam.
Muhtemelen:"Merak etme ben sana çubuk kraker gibi ince birini bulurum"😅 derdi  . 

Ay yine çok sempatikim. 
Anneme derdim, beni mıncırarak "Ay hiç sorma" der, tatlı tatlı gülüşürdük.... 



5 Ağustos 2026 Çarşamba

Benim hüznümde herkes yüzemez!

"Yaşandı bittiler …
Devr-i alem de…
Yaşamak yorgunluğu bu sende ki
Bir de sevinçler uçup gidince…
Öylesine işte vakit dolduruyorsun 
Bir yudum tesellilerle…. "

*

"Çabuk öğrendim'e bayıldım. Tamamını dinlemek isterdim. "

“ İçime sustuğum yalnızlıklarım var
Kim demiş konuşmuyor dilim lal”

*

"Biliyorum, 
İçinde Biriktirdiğin Çok Şey Var... 
Kendine Sakladığın, 
Tek Başına Sırtladığın, 
Altında Ezilmemek İçin Debelenip Durduğun... 
Bilmediklerin Sana Düşman, 
Bildiklerinle Kavgalısın... 
Yüzünde Çizgiler, 
İçinde Biriktirdiğin Acılar, 
Avuç İçinde Gizlediğin Kederler Var... 
Bende Biliyorum, 
İnsanlara Güvenmek İsteyip de Güvenememenin, 
Birilerine İhtiyacın Varken, 
Bir Omza Yaslanıp Ağlamayı İsterken, 
Gözyaşlarını İçine Akıtmanın Ne Kadar Zor Olduğunu... 
İçindeki Yorgunluk Kendine Kestiğin Ceza Olmamalı...Şiirlerinde Üşüyen Adam! Görmüyor musun Ruhunun Aynasındaki Rutubeti?"

*

"Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
 Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Sen gözlerine bakarken yalanlarla göz kaçırışları izlersin 
Onlar samimiyetsizlik denizinde boğulurken utanmayı marifetmiş gibi haykırmayı seçerler..
Yalan ve yalancı Dünya…
Boş Dünya…"

4 Ağustos 2026 Salı

3 Ağustos 2026 Pazartesi

Çabuk öğrendim

Çabuk öğrendim,
Özlemekle nasıl koyun koyuna 
yaşandığını,
Ayrılıkları her gece 
hasretlere sarıp da uykulara kaçmayı...

Çabuk öğrendim,
Bir resme bakıp da 
dokunamamanın ızdırabını,
Sessizliğin içinde seni aramayı,
Vurgun yemiş günlerin 
peşine takılmayı...

Çabuk öğrendim, 
Senli kelimelere sarılmayı,
Her şarkıda yeniden ahlamayı...
Çalmayacak kapılara bakmayı,
Gri bir ömürde 
seni sensiz  yaşamayı...



2 Ağustos 2026 Pazar

Ayfer Vardar dinliyordum

Aylar sene olur,. 
Seneler ömür olur da 
Geriye dönüp bakarsan, 
Derin bir keder olur... 





Kendime sordum

- Bundan sonraki hayatında ne yapacaksın? 
- Özleyeceğim... 






1 Ağustos 2026 Cumartesi

An'da ruhumda neler vardı

Kahvaltıda, TV açıktı, sunucu film seçenekleri sundu, Sen ihtimali, ismi izlemem için yeterliydi. (Şiir yazmak için de ayrıca kışkırtıcı.) Filmi not ettim, sonra bisikletle biraz açıldım. Bir iki malzeme ve kuruyemişçiye uğradım. 
Evdeki işimi halledip duş aldım. 
Filmi açtım ama kuruyemiş ile seyredilecek türden olmadığını biliyordum.  
Film ve konusunu anlatmayı sevmem bilirsiniz, merak eden bakar. 
Sen ihtimali (The Idea of You) 
Romantik, komedi, drama... 
Komedisini ben niçin göremedim de izlerken derin derin iç çektim ki. 
Neyse kendime dedim ki;
Şarkıya gelmezsin, şiire gelmezsin. 
Film dedik, o da uymadı. 
Saza niye gelmedin türküsü sana gelsin öyleyse... 

Filmin, mesajları, verdiği dersleri de yazacak halim yok. Daha akşam için pilav yapacağım. 
An'da ruhumun hali böyleydi sayın seyirciler. 






Diyecektim ki...

"14 yıl burada; öncesinde Blogcu vardı, sonra Google Plus...
Tumblr, 1000 kitap, Facebook ile yazı serüvenim bugünlere geldi. 
Bir bu bloğumdan vazgeçmedim." 

"Günlüğüm, anılarım, dostlarım, arkadaşlarım, sancılarım, ağlanmalarım ve tebessümerimle içimin kırıntılarının bir kısmı burada toplanmış oldu..." 

"Sizler, siz kıymetlilerim, 
Modası çoktan geçmiş, klasikler arasında yer almış bloğumu, takip bildirimi olmadığı halde, sadıkane okumaktan hiç vazgeçmediniz. 
Gerektiğinde bana yazdınız, dertleştik, sorular sordunuz... 
Meşrebimiz ve kabiliyetimiz kadar, edebiyat yolculuğunda bir de kitap çıkartma sebebim oldunuz." 

"Burada olmak, edebiyat adına vasat bir yazar, şiir adına müteşair bir kalem olarak, cidden ruhuma terapi oldu." 
"Sanki bir işim varmış gibi, sizlere karşı sorumlu davrandım. İşimi ciddiye aldım. Sizleri her zaman çok önemsedim. Özelden cevaplamasam da maillerinizi özen ve önemle okuyup, dikkate aldım. Gerektikçe de burada sizden gelenler etiketi altında sakladım." 

"Sizler de üç gün bir şey paylaşmasam hemen merak eden mailler yazdınız. Gözlerden uzak, çok güzel bir gönül bağımızla, iyi bir aile/can olduk." 

"Tanınmayı, bilinmeyi, ünlü olmayı hiç bir zaman arzu etmedim. Yoksa radyoculuktan, dergiciliğe, gazetede makaleye... önümde fırsatlar vardı. 
İyi ki de böyle kaldım. 
Yunus'un:"Şöyle garip bencileyin"dizesi misali..."

"Aslında yazarlar, şairler ölünce emekli olurlar ama ben hakkıyla yazar ve şair olmadığım için, ölmemi beklemeyelim de bilmeyelim de... 
Ben de sizi bilmeyeyim." diyecektim ki... 
Yukarıdaki paragraflardan sonra gelen iki paragraf ve değiştirdiğim yazı başlığı FİNAL olacaktı ve veda helalleşme faslı, tabii onları sildim. 

Küçük beyaz yalan filminde geçen bir cümle: "Bütün yazarlar bunalım takılırlar!" diyordu. Tavuk mu yumurtadan...meselesi. 
Belki de bunalımlı dünya insanlarının içinden bazıları, işbu bunalımlarını yazarak hafifletmek isterken koyulaştırıyorlardır...

Bencil diyeninden, telefonu yere çalasım geldi diyenine..nasihat ve tavsiyeler ile vazgeçirdiniz. 

Ruhumun hüzün kırıntıları(şiir diyorsunuz) dışında, bloğumdan çok şeyler öğrendiğinin altını kalınca çizen samimiyeti de dikkate aldığım için madem günlük gibi ucundan azıcık içimi dökmeme sizler katlanmaya razısınız, Allah, sağlık verdikçe son günüme kadar burada olmaya çalışacağım inşallah. 
Hepinize gönül dolusu sevgiler, teşekkürler... 


31 Temmuz 2026 Cuma

31 Temmuz'u son kez yazdım


Her insan gibi annem de istemezdi hastalandığında hastanede yatmayı. Hele yoğun bakımı... 

İlk zaman evde hasta yatağında beslenmesi mümkün olmaktan çıkana kadar, bu isteğine sadık kalmaya çalıştık. 
Sonrasında  mecburduk. 
....................... 
Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri, gün geçtikçe bilinci daha çok kapanan, bir sürü komplikasyonlar ile durumunun ağırlaştığına şahitlik günleri. 

Bu konuyu son defa yazarken yine yaşıyorum ve okuyanın bu durumu anlaması zor. 
Allah yaşatmasın da... 
En sevdiğiniz, gözünüzün önünde gidiyor!.. 

Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz'un son günü mutat olmayan saatte doktor aradı... 
.......................
Hastane imamının: "İyi bakın, nasıl da güzel tebessüm ediyor. Böyle öleni binde bir görürüm." sözleriyle anneme bakıyoruz. 

En yakınlarından görmek isteyenlerle birlikte son bakış... 

Haftalar sonra dayımın kızına annemin rüyada söylediği: "Keşke daha önce gelseymişim buraya. Buralar daha güzelmiş."deyişi bir yudum tesellimiz.  

1 Ağustos 2025 cuma namazından sonra annemizi toprağa verdik. Beni dünyaya getirdiği ayda gitti... 
Rüyada görenlerimiz, konu komşu hep güzel gördüler cömert annemi. 

Seni özledikçe odana girip yatağına dokunuyorum anne... Okumam bitince aynı senin gibi, senin öptüğün yerden öpüyorum senden bana kalan mushafı şerifini... 
.......................
Senden sonra burada yapacak bir işim kalmadı anne. 
Kimselere yük, üzüntü olmadan gelirim inşallah tez vakitte... 
 
Tüm gidenlerimizin ruhuna fatiha... 










30 Temmuz 2026 Perşembe

Boşluk

Dolmayan
Çok büyük bir 
Boşluk!.. 
O boşluğun içinde, 
Kollarımı kanat gibi açmış, 
Düşüyor, düşüyorum... 


Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu. 



29 Temmuz 2026 Çarşamba

Belli ki

Telaşlı günler ardımızda kaldı. 
Gençliğimizin delikanlı zamanları gibi... 
Bir çırpıda... 
Durulduk mu, yorulduk mu? 
Çok mu savunduk? 
Fazla mı savrulduk..? 
Telaşlı günler ardımızda kaldı can dost... 
Hızla gelip geçen hızlı bir tren gibi. 
Ne gördüğümüzden, 
Ne bildiğimizden bir şey anlayamadan, 
Hangi ara hevesleri aştık da
Bu gri şehrin istasyonuna ayak bastık... 
Sen de duyuyor musun? 
Değişik kuş sesleri var etrafta! 
Ve belli belirsiz gölgeler... 
Belli ki yakındalar davetçiler! 
Belli ki vakti beklemedeler... 


28 Temmuz 2026 Salı

Ey Şair! [13]

Ey Şair!
Uzun zaman oldu yollarına dökülmeyeli kelimeler... 
Yazıp yazıp silmeler, kaçıp durmalar kapını çalmadan...

Ah Şair!
Neden bunca zaman gelmedim bilmiyorum. Ama bu gece kelimeler seni bana fısıldadı. Unutmak değildi bu biliyorum. Bazen araya giren şey hayat telaşından çok duyguların yoğunluğunun kendini sakinliğe bırakmasıdır. Bir yandan deli gibi yazmak istiyorum,bazen de üç nokta arasında saklanmak. Bu ikilem içinde geçip gidiyor zaman. Belki de sadece sana yazıp kelimelerimi özgür bırakmak istiyorum. 

Ey Şair!
Ben susayım sen anla, çünkü yazdıkça bir parça eksiliyor yüreğimden. Bir kelimeden öte gitmiyor hiçbir şey... İçinde bulunduğum bu duygu sevgiden öte hayranlık belki de... Kelimeleri sana ulaştırırken bile ruha da dokunmak, göze de kelimelerindeki o canlılığı yakalamak için... Ben gecenin bir vakti ne saçmalıyorum bilmiyorum. Belki de burayı silmeli ya da param parça etmeli bu yazdıklarımı... 

Ah Şair!
Çok yorgunum, sen de yorgunsun görüyorum. Bu ruhun yorgunluğunu nasıl aşacağız bilmiyorum. Ruhun yorgunluğu bedene inmeye başlayınca asıl tehlike başlamış demektir. Bu yüzden bir çözüm bulmalı... Ben bulamıyorum... 

Ey Şair !
Merak ediyorum seni, her ne kadar okusam da yazdıklarını bizzat bilmek bambaşkadır... Nasılsın, ne yapıyorsun, ne yiyorsun, ne dinliyorsun? Sorular böyle geçip gider... Zaman da şu ara çok hızlı akıyor gibi, belki de sürükleniyoruz sadece şu hayatta...

Ah Şair Ah!
Bu kısacık metni kaç gündür yazıp bırakıyorum bilmiyorum, belki de sana ulaşamayacak bu kelimeler... Sana yazmayalı ne çok şey oldu ikimizin de hayatında... Ne söylesem yanlış kalacak, kırılgan bir noktaya basacağım diye korkuyorum... O yüzden belki de bu kopuk kopuk cümleler... 

Şairim, 
Cümlelerimi tamamlarken seni sevdiğimi ve her zaman andığımı unutma. Direkt nasılsın demek yerine yine bir metinle geldim. İyi olmanı umuyorum. Kendini çok yorma, duyguların altına geçip sırtlanmak yerine kendine denize bırakmışsın da deniz seni yüzeyde tutuyormuş gibi bak duygularına. Hüzün rüzgarlarını da sırtlanmışsın sürüklüyor seni oradan oraya... İzin ver biraz güzel, iyi duygular da sarsın etrafını... 
O güzel yüreğine iyi bak.

Sevgilerimle...


- Beklemiyordum doğrusu. Uzun zaman sonra yeni bir Ey Şair! 

Sonunu: "O güzel yüreğine iyi bak.
 Sevgililerle..." diye bitirmişsiniz. Kelime hatası olmuştur diye bir tek ona dokundum sevgilerle yaptım ama sevgililerle de olurmuş derdi🤭 eski Murat olsaydı.

Teşekkür ediyorum. 
Size de huzurlu, sağlıklı, aşk dolu bir yaşam diliyorum. 



27 Temmuz 2026 Pazartesi

Lâl ve har

Ceza mı, mükafaat mı..? 
Nereden bakıp, neleri gördüğüne bağlı... 
Buradaki ceza, Türkçe'de  kullandığımız anlamı ile... 
Yoksa Arapça aslı; karşılık, bedel demek. 
Başa dönecek olursak. 
Tekrarından vazgeçilemeyen bir hikaye, insana ceza mı ödül mü? 
Yalnızlık bahçemde o çiçeğe özenle bakıp, anlatmaya, onunla konuşmaya devam ediyorsam, o anılır bir şey demektir. 
Kıymetlidir ve anlatmaya değerdir. 

Bir şey yalnızca şikayet etmek için anılmaz...İnsan şikayet ettiği şeyi zaten pek anmaz da... Hatta çoğu kez diline de taşıtmaz! 
Özlediği, aradığı için anar... 

Bazı hikayeler, dilimiz lâl olsa bile gönlümüzde hardır.   

Anlatmaya devam eder dururuz ve bunu ne geçen zaman ne de değişen şartlar değiştiremez... 



26 Temmuz 2026 Pazar

Videoları saklamak iyi bir fikir olmayabilir!

"Hiç olmazsa tek bir insanla, sanki kendi kendimleymişim gibi her şeyi konuşmak istiyorum."
Budala/ F. Dostoyevski

Evet bunu tek bir insanla, kendimle konuşuyorum. Bazılarının nereye varacağını bildiğim için konu değiştirdiğim de oluyor. 
Her şeyi konuşmak için hiç günahı olmayan biri olmak gerek Dosto! 

*

Bugün annemi, kahvaltıya geçerken, neşeli hallerimizle öperken çektiğim videomu göndermiş erkek kardeşim...
Videodan fotokareler alıyorum, müzik dinlerken... 
Bende olan,  eski tel ile gitmiş, dahası unutmuşum. Hazine gibi nurtopu gibi bir hüznüm oldu. Kaç yere yedekledim. (Belki de video hiç çekmemeli ve çekilenleri de imha etmeli!) 
Biz üzüldük sen de üzül abla dercesine ona da gönderdim. 
Neka düşünceliyim değil mi... 

Geçen sene bu ay, dünyadaki son ayınmış anne. Haftaya cuma aramızdan ayrılacaksın... 






Yorgun bakımda ruhum

Sana koşarak gelirken de bu yolda papatyalar vardı ama dönerken ki gibi değillerdi... 
Çeşitlenmişler, gürbüzleşmişler. 
Sanki hep birden başka bir şeye hazırlanmışlar!..
Belli ki veda zorlu olacak, 
Yorgun bakım ünitesinde daha çok senli nefesler alınıp verilecek!.. 



25 Temmuz 2026 Cumartesi

Neden bu ricat?

"Neden bu ricat üstadım? Sosyal medyada yoksunuz. Bloğunuza da eylülde vedadan söz etmiştiniz. İnziva ötesi bir ricat bu, neden?"

*


- Kısaca cevabım: Kendimi tamir ediyorum. Ve hayır, tanıdığım bütün kıymetli dostlara da eşit ve adil davranıyorum. 
Ricat eski dildir, unutmuştum. Geri çekilme, vazgeçme... Çok yerinde kullanmışsınız. (Şu emperyal devletler İslâm topraklarından ricat etmediler, zalimler.) 

Geçen gün Hinduizm ve Budizm gibi kitapsız kategorisinde yer alan dinler üzerinde düşünürken, kutsanan farelerden, maymunlara, ineklere vs. Nirvana (!) yolculuğunda reenkarnasyon ve karma mantıksızlığına kadar, insanların algıları, kabulleri üzerinden açtım ellerimi, büyük bir şükran ve minnetle alemlerin Rabbi, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'a, bana Müslümanlık nimeti bahşettiği için sonsuz zerreler adedince şükürler ettim. Tertemiz, şeksiz, şüphesiz bir dine mensubuz. Yalnız bu iman nimeti için bir ömür başımızı secdeden kaldırmasak yine de şükrü, o sonsuz cennetler düşünüldüğünde ödenemez... 

"Keşke bilselerdi!" ayeti hizasında, keşke bu iman nimetinin kıymetini bilip ona göre bir ömür geçirebilsek. 
"Yakında bilecekler!" ihtaratının muhatabı olmaktan da Allah'a sığınıyoruz. 
Biliyor ve ümitle zan ediyoruz ki, iman edenler mahzun olmayacaklar, günahkar da olsalar... 

Evet, kalbimi tamir ediyorum. İnzivama çilehane de eklemek istiyorum. Hani 40 gün minicik mağara tarzı loş bir odaya kapanırlarmış ya... Benim çilehanem de insanlarla diyaloğu asgariye indirmek... 
Kolayı belki bir üstada bağlanıp, ders almak ama nefsim ona bırakmıyor. 

Bu bir hal... 
İnsanlarla her türlü diyalog kalbime iyi gelmiyor. Kadın erkek aynı, farketmiyor. Nefs ve şeytan pusuda, zayıf anımı kolluyor. Kalp öyle bir letaif ki, mekruh işler bile saffetini lekeleyebiliyor... 
Yalnızlık sanki mürşidim gibi... 
Ya oynatmaya az kaldı, ondan bu haller:) 
Ya da olmaya az kaldı... 
Vay be cümle nereye vardı...:) 

Hani bir zamanlar demişim ya:
"Sevdi beni yalnızlık, sonra bir baktım, ben de ona tutulmuşum."
İnşallah işbu ricat hayrıma, başarıyla sonuçlanır. Anlayın ve dua edin. 

*

Ve bu saat itibariyle bugün de misafirden yana bereketli geçmiş. Eylül'de veda konusunda henüz net bir karar veremedim. 

İlginize çok teşekkür ediyorum. 




24 Temmuz 2026 Cuma

Kaybettiğini özleyerek

Kazanılacak bir şey sandılar aşkı...
Bazıları da yaşanacak bir şey... 
İnsan hep kazanmaz... 
Ki, aşkla tanışmışsan zaten kazanmışsın. 
Gerisi teferruat, üzse de sevindirse de... 
Firakda da visalde de... 
Çoğu zaman kaybedilecek bir şeydir aşk, 
Hasreti için susuzluktan ölünecek... 
Kaybettikçe çoğalır içinin sır odasında... 
Sonra zaman sana kaybetmeyi de sevdirir... 
Kaybettiğini özleyerek ölüme gitmeyi!.. 


23 Temmuz 2026 Perşembe

Taş toz ve rüzgâr

Bir akşam,
hiç kimsenin fark etmediği bir saat, omuzlarından çekip alacak seni.

Ne göğün alnında bir çatlak belirecek, ne deniz kabarıp kıyıları yutacak.

Yalnızca, pencerenin önündeki fesleğen, akşam ezanıyla aynı rüzgâra eğilecek.

Çarşının taşlarına dökülen nar taneleri çocukların ayakları altında ezilmeyi sürdürecek.

Bakır bir semaver, yaşlı eller arasında yine ince ince türküleyecek.

Pencerenin önünde unutulmuş bir su tası,
göğün aksini usulca kırmaya devam edecek... 

Sana ayrılmış bütün telaş, bir avuç toprağın sabrına gömülecek
Sonra...
Odandaki aynaya sabah vuracak.
Camın üzerinde dolaşan ışık, yüzünü aramayacak.
Toz, kitaplarının sırtında ağır ağır saltanat kuracak.
Çekmecende unutulmuş bir anahtar, hangi kapıyı beklediğini yitirecek.

Bir gömlek, askıda uzun bir gurbet yaşayacak.

Bir fincanın dudağında kuruyan kahve izi, adını anmadan çatlayacak.

Ve vakit...
Vakit, ipek böceğinin kozasını örmesi kadar sessiz, ırmağın taş aşındırması kadar inatçı akacak.

Bir ömür, amber kokulu bir mektubun sobada kıvrıla kıvrıla kararmasına benzermiş meğer.

İnsan, kendi gölgesini dağ sanan bir seyyah kadar aldanmaya yakınmış.

Nice unvanlar,
nice mühürler,
nice alkışlar,
bir güz yaprağının damarlarında dolaşan sarılık kadar kısa nefesliymiş.

Toprak, her ismi aynı sükûtla telaffuz edermiş.
Mermer, her harfi aynı soğuklukla taşırmış.
Rüzgâr, her hatırayı aynı yokuştan aşağı bırakırmış.

Yıllar geçecek.
Sesinin tınısı önce eksilecek.
Çehren, eski bir minyatürün silinen boyaları gibi solacak.

Bir vakit gelecek,
adın, eski bir vakfiyenin kıyısında unutulmuş mühür kadar uzak kalacak.
Seni tanıyan gözler, birer kandil gibi sönüp çekilecek.

Ardından,
yalnız yağmur bilecek mezarının yerini.
Yalnız yabani otlar, taşına yaslanıp büyüyecek.

Ve geceleri,
hilâl,
toprağının üzerinden geçerken hiçbir şey söylemeyecek.
Çünkü semâ,
binlerce ayrılığın ağırlığını taşıya taşıya sessizliğin lisanını öğrenmiş.

Bir gün,
sen de o lisana karışacaksın.
Bir damla mürekkebin engin bir denizde kayboluşu kadar usul,
bir buhur dumanının kubbeye yükselip görünmez oluşu kadar zarif.
O vakit anlayacaksın.
Ömür,
avuçta saklanan suymuş.
Sıkılan her parmak, eksilen bir nehir.

Kanarya Banu Dağ


22 Temmuz 2026 Çarşamba

Annen gibi sevecektim seni

Uzakların yakınlığındayız, 
Sanki elimi uzatsam dokunacağım! 
Bir yankı, bir ateş, bir sızı, 
İçimin labirentlerinde gezinir durur, 
Gezinemezken elim saçlarında... 
Bakar durursun bana aynalarda.... 

Sen Ey! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Hem ben annen gibi severdim seni... 

Bizim elimizde olanlar, 
Gönlümüzdeki kadar çok değildi sevdiğim, 
İmkân de, kader de, gayret de
Lakin sakın gelmedi, istemedi deme! 
İnsan biraz da yenilgiyi kabul edendir. 
Yenilgilerle büyüyerek, hakikati görendir... 

Sesini duymadığım, 
Sana seslenmediğim her günümü, 
Gri kefenlere sarıp da gömüyorum! 
Aşk bir kitabın sayfalarında mahpus! 
Beraat etse sımsıkı sarılacağım, 
Kokulu kokulu öpeceğim ince boynundan... 
Gecikmesinin, yıllarımın hesabını soracağım.  
Sonra sessizce birlikte ağlayacağız. 

Ey sen! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Hem ben annen gibi sevecektim seni... 

Gitmeliyim bana iyi gelmeyen bu dünyadan! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Oysa ben, annen gibi sevebilirdim seni... 
Oysa ben... 


Böyle tecelli edince

"Önce kalabalıkları 
ve kabalıkları terk ettim. 
Bu zor olmadı... 
Sonra, zora talip olup; 
kalabalık yalnızlığımın duruluğu için beklemem gerekti. 
Bu süreçte okumak ve müzik dinlemek bana yardım etti. 
Tabii araya kendi kendimle -sesimi kullanarak- konuşmalarımı katmazsak..." 

Murat Mesut/ Ruhumun fısıltıları; sayfa bilmem kaç:) 

Yeni kitabınız mı çıktı diye sorup, kitap sitelerinde arama yapmayın:) 
Latife... 
An'da ruhumun esintisi böyle tecelli etti. 




21 Temmuz 2026 Salı

Hepsi de iyi insanlardı

"Hepsi de iyi insanlardı 
ama yalnızlığım 
hepsinden daha iyi geldi..."


Yokum!

Sözümün, nazımın, 
ricamın, vefamın, sıfatımın, hatıralarımın..kısacası 
insanlığımın geçmediği 
insanda yokum..! 

Birisinin güveniliri, sırdaşı olamadıysam, yokum..! 

Söylediğim bir şeye, acaba, yalan olma ihtimali bakışlarını sezdiğim an yokum! 

Yalandan, politik davranmaktan şüphe duyulan iki yüzlü ortamlarda yokum!.. 

Menfaat üzerine devam eden ve saygı görmediğim sözde dostluklarda yokum. 

Sırrımı, dostluğumu, gönlümü, sevgimi, canımı, malımı, paramı emanet edemeyeceğim insanların dünyasında yokum!.. 



Flu

İnsan yalnız doğar ve yalnız ölüme gider. Bu ikisi arasındakiler yalnızca flu görüntüler olarak geride kalır!



20 Temmuz 2026 Pazartesi

Şiirin bittiği yerdeyim

Uzaklardan bir esinti gibi, 
Boğaza oturmuş bir yumru sanki
Ağlasam belki hafifleyecekti
Akşamın kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Güzel sevmek yetmiyor, 
İyi niyet bu dünyada görülmüyor
Adamın hası, kadının alâsı bilinmiyor
Hüznün kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Yıllarımı Rüveyda'ya verdim
Belki de heba ettim, bilemedim! 
Sayfalarca cümleler dizdim, 
Tükenişin kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Sevmenin ödülüymüş yalnızlık, 
Yalnızlığın ödülü Hakka yakınlık... 
Öyleyse gam yok, bu bahtiyarlık, 
Can çekişmenin kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 


Bu mail güldürdü

Sanki herkes işbirliği içinde anlaşmışlar, evlen de evlen! 
İyi ki az bunalıp bir dua istedik. 
Biz de biliyoruz ısmarlama gibi ve biraz da konforlu sekerat bir istediğimizi... 
İyiler gibi yaşayan iyiler gibi de iyi ölürmüş... 
En azından iyiler gibi olamadığımıza çok üzgünüz, bu da bir şeydir ve çok şeydir. 

Ama konuya ilişkin evlen diyen şu Don Kişot maili güldürdü. Çok sevimliydi. 
Bir de sosyal medyaya geri dön diyorsunuz, sonra da Muratzedeler konvansiyonel savaşı:) 

Bu sabah ki telefonda da erkek kardeşim aynı konuya getirdi lafı. "Resmi evlenmen şart değil ama bir sevgilin olsun, uzun süre tanı takıl abi" minvalli tavsiyelerde bulundu. Canım ya hem kardeş hem sırdaş, arkadaşım benim. Üzülüyor yalnızlığıma... 
Lakin bunca ısrarın ardında bazen, 
galiba herkes bu ölgün halli adamdan kurtulmak istiyor, diye iç geçirmiyor da değilim.:) 


Derin

Derin, çok derin bir hüzün bu
Ne sonbahara benzer
Ne kelimeler onu tarif eder
Ne de yaşamayan bilir

Güneşin doğmasıyla batması
Ağlamasıyla kahkahası
Sabahıyla akşamı
Hüzündendir hepsinin boyası.  

Derin, çok derin bir mevzu bu
Tahmini, tarifi labirente benzer
Aşk desem değil, değil desem değil
Bir muamma ki yürekte vurgun
Bir muamma ki çözülesi değil.





19 Temmuz 2026 Pazar

Sizden kendim için dua isteğim var!

Geçen ay akrabalarımızdan eniştemi kaybettik. Eşinden sonra geriye kalmış ve çocuklarının yanına da gitmemişti. Her cuma arar, duasını alırdım. 
Çocukları akıl edip eve kamera koymuşlar da, düştüğü yerde görüp hastaneye... Yoğun bakımda 3-4 gün kaldı ve uğurladık!.. Yalnız yaşayan insanları, yaşlıları ihmal etmeyin diye bu yazı. Hem moral bozukluğuma iç dökümü... 

İsmet Özel'in:"Hepimiz ölecek yaştayız!" vecizesini çok severim. 

Kamera ile gözetlenmeyi sevmem de istemem de. 
Hem yaşım başım, fiziki kimyam ölüm emareleri göstermiyor henüz...

Yine de... 
Siz dostlarımdan dua istirham ediyorum. 
Mekke, Medine'de ölmek büyük hâyâl... 
Bir cuma bizim camide, belki... 
İyi olurdu. 
Ya da eş-dost, kardeşler falan bir aradayken, birden bir sancı... 
Bu daha da iyi, pratik... 
Hoop gasilhaneye durumu yani! 
Evde saatlerce kokmadan!.. 

Ve mümkünse pazar günü olmasın, herkes dinleniyor, fazla uyuyor. 
Pazar sabahı gün doğarken ölmüş olsaydım, saat 13:00'de ilk wp mesajlaşması... Ooo hem de bu sıcakta 😥
Ve mümkünse ilk ya da sonbaharda yağmursuz, çamursuz bir günde olsun... 
Ve asla yoğun bakımda olmasın. 
Kimselere yük olmadan... 
Ve inşallah tebessümle... 
Biliyorum, çok ısmarlama bir ölüm... 

Ee anladınız işte! 
Bu kriterlere uygun dua istiyorum azıcık sevgisi olanlardan... 

Dibin notu: Hemen, evlen yalnız olmaz mailleri gelmezse iyi olur. 



An gelecek 20

An gelecek, 
şiirlerim, 
nefesimde, 
ah çekişlerimde, 
uzakların türküsünde 
saklı kalacak... 



Murat Mesut olmak nasıl bir şeydir?

''Bir Murat Mesut olmak nasıl  bir şeydir?
Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?''

Aslında kendimle ilgili konuşmayı sevmiyorum.
Yine de konuşmuş olacak mıyım, yazının sonunda hep birlikte göreceğiz:

Murat olmak, hüzünlü bir şarkının notaları arasında gezinmek gibidir...

Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.
Yâr kaf dağının ardında, seslensen duymaz, çağırsan gelmez.

Murat olmak, en azından soyadını Mesut kılıp, gelmeyen saadete öykünmektir!

Murat olmak, yalnız bir liman olmaktır, gelen tekneleri, gemileri geçici süre misafir edip, uğurlamaktır.

Murat olmak, ''annemin'' deyimi ile ''saf'' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
Can taşıyan her ''şeye'' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.

Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.

Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.

Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.

Murat olmak, aşk talebi ile gelenlere, ümitsiz ve eninde sonunda vazgeçip, el sallayacakları gri bir istasyon olmaktır. Tren çığlıkları arasında veda göz yaşlarıdır.

Murat olmak, şu yalan dünyada, hüzün ağacının altında bir kaç nefeslik mola verip, uzun ve çetin yolculuğa hazır olamamanın kaygılı bir merak/hesap halidir.

Murat olmak, nefs ve pişmanlık arası çizgide, günahkârlığa üzülmek, her şeyin sahibi Allah'tan ümidi asla kesmemektir.

Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...

Ve Murat olmak böyle bir ağustos ayının 9'unda güneşle birlikte yeryüzünde görünmektir.

[8 Ağustos 2019'da yayınlamışım, aramıza yeni katılanlar için.]

https://www.youtube.com/watch?v=4TX7w2eCu4c




18 Temmuz 2026 Cumartesi

Hatırsız

İşi biten hal hatır sormazmış
Dünya insanı hatırsız olurmuş
Bir kalbi bir nasılsınla okşasan
Razı olur bu kainatı Yaratan.... 






Uyu!

"Hiç yaşanmamış bir hayattan, 
gecenin dipsizliğine uzanış"
desem, haksızlık olacak...
Islak ve ıssız hüzünleri yok yere isyan ettirmenin manası yok...
Uyu!



17 Temmuz 2026 Cuma

Hissediyorum Yalnızlığını


Kapatma Gönül Pencereni... 

Kaldır Gönlüne Bağladığın Prangaları... 

Aç Kapılarını Deli Rüzgarlara... 
Korkma Sevmekten... 
Ürkme Sevilmekten... 
Hissediyorum,
Duyguların Sıcacık; 
Duygularını Terletme... 
Umutsuzluğu Umut Yaparak Bekle... 
Susma! 
Cümlelerin Dudaklarda Kalmasın, 
Kelimelerin Hayatlara Kök Salsın... 
Bu Hüzün İçindeki Karanlıkta, 
İçindeki Yalnızlıkta... 
Unutma!
Uçurtmalar Karanlıkta Uçmaz... 
İnan Bir Ömür Yetmez, 
Senden Bir Tane Daha Bulmaya... 

Sevda


(*) Son dizelerini burada saklamak istedim. MM


Sonra kızıyorsunuz!

Modern zamanlar diye adlandırılan asrımızın insanı, eski asırlara doğru geri gidildikçe insan aklının az olduğu vehmine, fikrine inandırılmıştır ki aslı yoktur. 
Algı ve manipülatif tuzaklardan sadece bir tanesidir. 

Oysa şu son yardım derneği başkanı Haluk Levent'in hem yardımseverlere, hem zengin kadınlara dair iddialar... 

Yine aynı yollarla tekrar tekrar kanan, inanıp parasını yada kuyumcusuna altınlarını, yetmedi evini satıp parasını teslim eden insan haberlerinin hiç bitmemiş olması... 

En ibretlik ve sürekli güncel olanıysa: "Adınız terör örgütü hesaplarına karışmış. Ne ka altın ve paranız varsa bize verin, sonra şaparız!" diye yıllardır sonu gelmeyen soygun yöntemine profların bile kanmasıdır. 

Rusya'nın 5.yılına giren Ukrayna istilasıyla süren ahmak savaş... 

Bir süper devletin başında, bir dediği bir dediğini tutmayan dengesiz bir liderin siyonizm istiyor diye İran'a saldırısı...Başka ülkelerin kaynaklarına gözgöre göre çökme arzusunu dillendirmesi... 

Caddelerde, trafikte, basit şeylerden kavgalara hatta cinayetlere... 
Örnekler bitmez... 

İnsan aklı, akıl olmaktan çıkmış durumda... 
Muhakeme, idrak, selim akıl, duru akıl çok az insanda, az miktarda var. 
Kalıplaşmış fikirler... 
Kandırılmış nesiller... 
Zorbalığı yöntem bilmişler... 

Zor zamanlara kaldık ve bu zor zamanı zombileşmiş akılsızların tüm dünyada çoğalmaya başladığı anormal bir vasatta yaşamak zorunda olmanın vermiş olduğu tedirginlik içindeyiz. 

Sonra "hayırlısıyla bir öleydik" deyince de kızıyorsunuz... 


16 Temmuz 2026 Perşembe

14 Temmuz 2026 Salı

Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam

"Vee lütfen yalnız kalma …
Kendinle konuşma…
 
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
 
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
 
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
 
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…

Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
 
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"

*

Eylül bakışlı adam'dan sonra  Kehribar bakışlı adam… 
Bunu da tuttum güzelmiş. 
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:) 
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan. 
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok. 
Tanıştık, tanıdık, sevdik... 
Güzel dostluklar, sohbetler... 
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada... 
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle... 
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen... 

Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi. 
MM

*

"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz! 
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim 
Onu sevmedim
Onunla küstüm 
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize 
Kaçamazsınız…"


Göğsünde uyutmadın beni (14.07.26)

Ne göğsünde uyutabildin beni,
Ne çocuk gibi sevebildim seni
İniltilerimiz şiirlere figân oldu
Gülüşlerin ruhuma şarkı...
   
   Göğsünde uyutsaydın beni,
   Şefkatimle büyütürdüm seni
   Göğsün gülistan olsaydı
   Kokunla sarhoş etseydin kalbimi

Göğsünde uyutmadın beni,
Irmaklarına kandırmadın beni,
Gecelerimiz hayallerin koluna girip
Güzel olan ne varsa alıp gitti...




Göğsünde uyut beni (23.11.23)

Göğsünde uyut beni,
Çocuk gibi sev beni,
Ninnilerin şiir olsun,
Gülüşlerin şarkı...
   Göğsünde uyut beni,
   Sözlerinle büyüt beni...
   Göğsün gülistan olsun,
   Gülistanında der beni...
Göğsünde uyut beni,
Irmaklarına kandır beni,
Geceleri uzat e mi,
Sır gibi sakla bizi...


                Besteli halinden tadımlık


13 Temmuz 2026 Pazartesi

Diken

Kavuşmak, aynı göğe bakmakmış.
Ayrılık ise, aynı yıldızın altında 
yalnız üşümek.

Rüzgâr her gelişinde 
birkaç yaprak eksiltmedi ağaçtan.

Biraz da beni aldı.
Biraz sesimi.
Biraz, adımı söylerken titreyen harfleri...

Şimdi hangi güle eğilsem, diken avucumu tanıyor...

Kanarya Banu Dağ

*
KİMSE AYNI KALMIYOR

Bir gün dost dediğin insanın avucuna bakıyorsun.
El değil.
Rüzgâr.
Tutmaya uzandığında çoktan başka bir mevsime göçmüş.
Çok geç anlıyorsun, yakınlık mesafeyle ölçülmüyormuş. 
Bazı insanlar göğüs kafesinin içinde bile gurbet.
Ben, en çok "biz" derken yalnız kaldım.
...
Çocukken hürriyeti gökyüzü sanırdım.
Büyüyünce öğrendim:
İnsan bazen kendi nefsinin boynuna taktığı tasmayı kolye diye seviyor.
...
Annem, "İlkelerini kaybetme." derdi.
Şimdi vitrinde etiketi değiştirilmiş ilkeler görüyorum.
İndirimde vicdanlar.
İki alana nice kul hakkı bedava!
...
Vefa, eski bir semtin yıkılmış çeşmesi gibi.
Suyu çekilmiş.
Önünden geçen herkes susuzluğunu başka yerde unutuyor.
Cefa ise inatçı bir sarmaşık.
Kapıyı çalmıyor.
Ah hırsız! Evin içine kadar büyüyor.
...
Eşya...
Ne tuhaf.
Bir sandalye, üzerine oturanlardan daha sadık çıktı.
Bir fincan benden daha uzun süre sakladı annemin dudak izini.
İnsanlar unutmayı öğrendi.
Eşyalar beklemeyi.
...
İnsi de gördüm.
Cinni de.
En çok da ikisinin aynı bedende oturduğu zamanlardan korktum.
Çünkü kötülük, her zaman bağırarak gelmiyor.
Bazen çok nazik konuşuyor.
...
Bir nida var içimde.
Kimse duymuyor.
Belki de kalbin sesi kulakların anlayacağı bir dil değildir.
...
Beşikle mezar arasında bize ömür dedikleri şey,
bir avuç emanetle bir avuç pişmanlığın aynı cebe konulmasından ibaret.
Ve ben,
her sabah kendimi yeniden toplamaktan yoruldum.
Akşam olunca da
eksildiğim yerleri yıldız sananlara gülümsemekten.

Kanarya Banu Dağ

*

BANA HEP SEN

Uzaklarda,kimsenin işitmediği
bir neyin makamına tutulur kalem.

Taşlara ay çarpar
revaklara rüzgâr.
Bana,
hep sen.

Sanki asırlarca buhur tüttürülmüş
eski bir dergâhın eşiğinden
ruhum geçer de
ardında ürperen bir koku kalır.

Ne adını çağırabilirim
ne yokluğunu inkâr

Dilsizim.

Kanarya Banu Dağ

*

Göç eden kuşlardan çok, yuvasını içinde taşıyan insanlar yoruyor göğü.

Hem bilmiyor musun? 
Sonbahar, o eski sonbahar değil.
Bahâne döküyor insanlardan...

Kanarya Banu Dağ

*

"Hoşçakal ey hayat, 
bütün ömürler gibi bitiyor işte bizim de ömrümüz…
Bir vedâ divanının solgun sayfalarıdır dökülen bu yapraklar…🍂"

Ahmet Telli [1946-2026]


An gelecek 19

An gelecek; 
kendimizi, 
onca özlemelerimizin, 
bizi bir kerecik bile niçin kavuşturamadığını sorgularken bulacağız... 


"Şiirinizi niçin ta gece yarısı kanala atıyorsunuz kim görecek o saatte!??"

- Yalnız blog okurlarım görse kâfi. Onların da bir kısmı Murat Mesut şiir okumamıştır diye linki kadınsal sezgilerle açmıyor:) 

12 Temmuz 2026 Pazar

Ben de sizi okumayı seviyorum.

"Sen kimsenin mola yeri ve duygusal tamirhanesi değilsin.

Kimsenin, yalnız kaldığında aklına gelen, canı sıkıldığında aradığı, hayatındaki boşluğu doldurmak için döndüğü kişi olma.

Çünkü seni gerçekten isteyen insan, sadece ihtiyacı olduğunda değil, her zaman hayatında tutmak ister.

Seni sadece kendini iyi hissetmek için hatırlayan insanlar, seni değil, senden aldıkları huzuru arıyordur.

Kemal Alimoğlu"

*

"Keşke karşılıklı bir çay kahve faslımız olabilse idi. Hatırı ne çaya ne kahveye yüklemeden..."

*.

"Takip ediyorum, her yerden ve herkesten uzaklaşmaktasınız. Kendinize ceza verdiğiniz o kadar sarih ki. Etmeyin!"

"Rüveyda rüyanıza geldi mi? Yüzünü başka kapıya dön artık dedi mi?"

*

"Bir eylül günü final... Bunu okuyunca telefonu yere çalacaktım!"

*
"Kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama Masumiyet Müzesi dizisini izlemenizi öneririm. "Bazen bırakmak gerekir!"  bu cümle orada detayıyla anlaşılıyor."

*
[Üsttekiler yayınladıktan sonra gelen:]
"Adam yönünü değiştirmiş ya işte! Son yolculuğuna hazırlık için bizi bile rehberden sildi. Önce çok sitemkârdım, artık anlayışla karşılıyorum. Selam sana dost..."

*

"Hazırlık mı? Adam gömmüş kendini:) "



11 Temmuz 2026 Cumartesi

Davetiye

Gün geldi... 
Bu akşam... 
Akraba düğününe davetliyiz... 
Gidesim yok ya... 
Bahanem hazır!? 
Murat Mesut ve ailesi diyor... 
Odaları gezdim
Bakındım
Yok! 
Ailemi bulamadım!.. 
Eh davetiye şartlarını taşımıyorum! 
Mazur görünüz... 
Anne diyecek oldum... 
Sustum...