Sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2026 Salı

Daha ciddi önermeler lüffen

"Yıldızlar cıvıldaşmak için göğümüzde,
Nazar eylemeni bekliyorlar aşkla...
Tıkla sana özel gelsin beni bu dizelere götürdü. Harika, ba yıl dım. Daha okumadığımız ve kitap olarak çıkartmadığınız ne hazineler var bloğunuzda.... "

*
Diye haketmediğim övgülerle devam mailinizden sonra ilk kez ezgi/ilahi benzeri bir Suno çalışması yaptım. Ve okuduğunuz şeyin altına videoya nasıl olduysa blog izin verdi.Fena da olmadı sanki. Vesile oldunuz, teşekkür ediyorum. 

*

 "Şairim, güzel bir haberim var. Onlarca güzel sözleri olan şarkılarınızı kanalınızda görünmez yaptınız ya, onları daha geniş kitlelere duyurmanın zamanı geldi. Alem fm'e gönderiyorsunuz, tüm dünya dinliyor. Nasıl ama... Sadece 'bencilliği bırakıyorum' demeniz yeterli. 😍"

*

Canlarım, 
Benim şarkı yapıp, oradan yürümek gibi bir amacım yok ki. 
Suna'da bile herkese açık paylaşmıyorum. 
Kanalımdan kaldırma sebebimi yazmıştım. 
Çok canım sıkılınca Suno ile oyalıyorum arada kendimi. Zaten yakında orası da ne olur bilinmez. Ücretliye geçme, açık paylaşma, takip yapma. Kısıtlarlar adamı ve gidersin. 

Bendeniz de hergün Tıkla sana özel gelsin'e uğramayı seviyorum. (Web sürümünden) Şarkılardan şansıma gelsin gibi. Böylelikle hem etiketlenecek bir şey çıkabiliyor, 
hem de çok beğenmediğim bir şeyi siliyorum. 
Emekli olduğumda karşımda daha derli bir blog olsun. Bloğa kısaltmadan video yüklemeyi de çözdüğüm için arada ona da bakabiliyorum. 

Dediğinizi yapıp, ünlü olup sosyalleşemem:) Böyle iyiyim. Zaten adım başı şarkı, türkü... Ve hızlı tüketim maddesi... 

*

Gezilere de gitmiyorum. Biri git için açılsın demişti de... Herkesin bir arkadaşı var, sohbetle gidiyor, ben sap gibi onlara bakıp moralimi bozmak için üste para ve yol yorgunluğu mu haha daha ciddi önermeler lüffen... 😎

*

"Doğru dürüst iki lafı bir araya getiremeyen insanlar biliyoruz, mevki makam sahibi. Hani bir şakanız vardı ya 'harcandık' diye... Vallahi siz kendinizi harcamışsınız Murat beyciğim. 
Fazla fedakâr, fazla mütevazı. 
Şu kartvizite sizin bildiğimiz özelliklerinizi yazdım, sadece bu kartvizite inanarak yaşasaydınız, her şey farklı olabilirdi."

Sağolun... 
Bu dediğinize itiraz edemem. 
Garip biriyim belki de tuhaf. 
Bu dünyaya biraz yabancı ama niyeti hep iyiydi dersiniz... 


15 Eylül 2026 Salı

Bir Mebrure yorumu daha!


"Mebrure hakkında bugün sayfasından da yararlanarak bir takım bilgilerden sonra:
Bu işler kolay görünmüyor
Öyle söylediği yazdığı gibi
Ardında bir ordu var
Çalışma arkadaşları ona destek olan yakın eş dost  emek veren fotoğrafçısından prodüktörüne…
Ve bir eş ona desteğiyle yol açan
Sadece görünen ses ve bestelerini biliyoruz, bence o görünmeyen kahramanlar onu şu anki konuma taşıyan…
Görünmek istemiyor, iyi de kendi değil yapay zekâylâ işleyen bir döngüde ne kadar sahici olabilir ki? 
Bu benim görüşüm…
Ve aynı zamanda
70’ler
80’ler
90’lar da değiliz
...çünkü tüketim günlerindeyiz. 
Çok çabuk balon gibi sönen şöhretin sarhoşluğunda kayıp insanlar kervanına aday olmak ne kadar mantıklı sorgulamaktayım…
A.T. hatırlarsanız gençlere hitap ile sallamıştı bir dönem zirveyi…
Şimdi sadece ismini hatırladık
Onu da unutucaz…
S.A. hâlâ şarkı yapıyor niçin yapay zekâdan destek almadı
Kadın zaten zirve ihtiyacı yok…
............
O yüzden insanlar seni sahici tanısın…
Yazdıklarınla
Kitap mantıklı
Şiirler derlenmeli
Toplanmalı
Yayına sunulmalı…
Siz aslında kendi kıymetinizi bilmiyorsunuz
Çok değerli oluşununuzu
Emek var ve heba ediyorsunuz
Sözleriniz çok derin
Kaleminiz derin
Siz derin
Bence yazmalısınız…
Ve görünmelisiniz…
Bir Nurullah Genç'den ne eksiğiniz vardı…
Onu izledim
Dinledim sahnede
Sizi de dinledim
Yıllardır izledim
O dil üslup tarz kat be kat üstündü
Bunun siz farkında değilsiniz…
............ 
Bu önyargı değil
Yalnızca yaşanmış tecrübedir
Saklanmak işe yaramaz bilakis güvensizlik oluşturur…

Hisleri hissetmek derin kalplerin işidir
Var olan da o hislere sahip insanlarla yolda yürümektir…
Gerisi geçici hevestir…
Naçizane fikrim bu…

Ve her başarılı insanın ardında ona yürekten inanan derin duygular besleyen eş sevgili dost vardır…"

*
Mutlaka insanı destekleyen birileri özellikle şarkı beste ve icra/sanat dalında başarılı olmak zor. Eskilerden bir Barış Manço'yu bilirim, şarkısını yazar, okur ve müziğini de tek başına yapabilecek kabiliyetteydi. Evinde stüdyosu vardı. Hemen her enstrümanı çalabiliyordu. Eseri istediği gibi olana kadar üzerinden geçip son şeklini verebiliyordu, keza Orhan Gencebay, o da istese orkestra kullanmaksızın eserlerini icra edebilecek bir kabiliyet. İşaret ettiğiniz gibi, yakın çevrenin desteği çok önemli. 

Tekrar altını çizeyim, N. Genç hocanın çırağının çırağı olamam. Mebrure hanım ile de kıyaslanamam, her daim haddimi ve yerimi bilirim. 
Şair denmesi nefsimi memnun etse de, bendeniz müteşairim. Tamam kendimi pazarlama işine ehemmiyet vermedim, çünkü kendi mütevazi dünyamın sınırlarının dışında olmak istemedim. 
Kişi önce kendisine inanacak, ben şairim, yazarım vb. diyecek ki rolüne uygun bir hayatı yaşayabilsin. 
Sonuçta sevdiğim iş yazmak, sözlerimi bestelemek YZ vesilesiyle minicik bir hobi dedikten sonra;
Mebrure'nin Şu Gönlüm şarkısı bana gelsin, en bi sevdiğim☺️ 

Dibin notu: Suno aylık 3969,90₺ aidat ile en iyi sürümü vaat ediyor ya da senelik en iyi indirimle 15.509 lira diyor 😅 1200₺ falan da var. Ay hâlâ gülüyorum. 
Hele benim gibi kolay vazgeçebilen biri için. Bu adam  yemek yerken başta Gazze, Sudan olmak üzere açlıkla, zulümle mücadele eden ezilmişlerden utanırken, kalkıp müzik hobisine... Kuruş vermem, hele de insanları eğlendirmek için!.. 
Alıştırana kadar ücretsizdi, derken ufak ufak kısıtlamalarla... 



Mebrure "değilim"

"-Murat Bey
Son şarkılarınız yine harikaydı. Niçin kanalınızda ve İnstagram'da paylaşmıyorsunuz. Video kısmında amatörlüğe bir çeki düzen verseniz Mebrure'ye rakipsiniz;) "
 
Mebrure, zannederem bu yıl başlarında ürünlerini paylaşmaya başladı. Ne demiş: "Yapay zeka değilim. İsmim müstear. Sözler, beste ve ses bana ait. Resmim avatar. Umduğum kadar başarılı olana kadar görüntü yok, ses var."

Yani 
başarı hedefine ulaşana kadar düşüncesi bu. Eserleri başarılı olmasına rağmen, daha 100 bin takipçiyi bile aşamamasının sebebi, tam da bu kendisini göstermemesi! 

Maalesef insanımız sanatsal takdirden uzak. Görselliğin kanımıza zerk edildiği şu zamanda, müşteri pardon talep, yok sanatsever diyeyim, görsel olmadan asla noktasında! (Rezil, pespaye şeyler paylaşan ucuzların milyona varan takipçi meselesi bahsi diğer.) 

"Marifet iltifata tabidir." 

Bence son durum, yani takipçi sayısı Mebrure'nin canını sıkıp şevkini kırıyordur. Zekâ ürünü duygusu yüksek güfteler yaz, bestele, seslendir, aranje vb. emek ver ama karşılığını, insanımızın görsel tutkusıu/takıntısı yüzünden umduğun noktada alamamanın kırgınlığı ve küskünlüğünü yaşa. 
(TV dizisinde, radyolarda eserlerinin duyulması geçicidir, o büyük resme bakar.) 

Sanat insanı, şairler, şair ruhlar böyledir. İlgi, takdir edilmek, anlaşılmaktır onların ödülü, 
teşvik/motivasyon kaynağı. 
Mebrure, aniden yok olursa şaşırmam. Hakettiği ilgiyi göremediği için gider. Tabii bu tamamen benim hissiyatım ve düşüncem, yanılmış olabilirim. (Ben öyle yapardım.) 

Bu uzun girişten sonra, bendeniz de onun gibi kendimi fiziken öne çıkarmadım. Ayrıca Mebrure ile kıyaslanamam. Sıradan bir müteşairim küçük dünyamda. Kendime "bir yudum teselli"yim. (Ses olarak da videolar etiketinde bir kaç şiirim var.) 
Kitabım satılsın diye imza günü teklifini başından istemedim. Okur beni merak ediyorsa, yazdıklarımda saklı olan ruhta görsün. 

Sonuç olarak, dediğinizi ben almayayım. Blog sınırlarını aşmayayım. Çok kıymetli, vefalı, siz okurlarımın 15 yıla yaklaşan takibi, ilgisi bana yeter. Çok teşekkür ediyorum, var olun. 


21 Ağustos 2026 Cuma

Blog yazarı şair Bilal'in kaleminde Murat Mesut!

Kendisini uzun zamandır takip ediyorum. Gerçek hayatta henüz tanışmışlığımız yok; yollarımız bugüne kadar yüz yüze kesişmedi. Fakat internet dünyasının güzel taraflarından biri de bu zaten. Bazen hiç karşılaşmadığınız bir insanın yazdıkları, sizi onun dünyasına ve düşüncelerine biraz olsun yaklaştırabiliyor.

Murat abiyle birkaç kez e-posta üzerinden yazıştık. Zaman zaman YouTube videolarıma bıraktığı yorumlarla da karşılaşıyorum. Her biri küçük bir iletişim gibi görünse de insanın yıllardır takip ettiği bir blog yazarından böyle güzel geri dönüşler alması gerçekten hoş bir duygu.

Ben de bu vesileyle, uzun zamandır takip ettiğim bu güzel blogu burada biraz olsun anlatmak istedim.

Murat Mesut'un blogunda özellikle şiirler, edebi yazılar, mektuplar ve hayatın içinden süzülen düşünceler dikkat çekiyor. Fakat bence bloğu yalnızca belli bir kategoriye sığdırmak doğru olmaz. Çünkü yazıların arasında insanın kendi hayatından bir şeyler bulabileceği, geçmişten bir duyguyu hatırlayabileceği veya üzerine biraz düşünüp kendi kendine sorular sorabileceği pek çok satır var.

Bazı yazılar vardır, okursunuz ve biter.

Bazıları ise bittikten sonra zihninizde birkaç cümle daha dolaşmaya devam eder.

Murat Mesut'un yazılarını benim için değerli kılan taraflarından biri de bu. Kelimeleri yalnızca bir şey anlatmak için değil, bir duygu bırakmak için de kullanıyor.

Şiir sevenler için ayrı bir yeri var bloğun. Edebiyatla ilgilenenler için ayrı bir kapı açıyor. Ama bence en güzeli, illa şiir veya edebiyat meraklısı olmanız gerekmemesi. Çünkü yazıların merkezinde çoğu zaman hepimizin bildiği duygular var: özlemek, sevmek, kırılmak, hatırlamak, beklemek, hayatı sorgulamak...

Ve belki de bu yüzden insan kendinden bir parça bulabiliyor.

Bir de yılların biriktirdiği yazılar var. Böyle blogları seviyorum. Çünkü artık sadece yeni yazıların değil, bir insanın yıllar boyunca biriktirdiği düşüncelerin ve duyguların da arşivi oluyorlar.

Murat Mesut'un blogunda gezinirken yalnızca bugünün yazılarını değil, geçmişten bugüne uzanan bir yazı yolculuğunu da görebiliyorsunuz.

Ben kendisini uzun zamandır takip eden biri olarak, özellikle sakin bir zamanda girip yazılarına göz atmanızı tavsiye ederim.  

Devamı bu linkte 👈

Çok duygulandım klasiğini söylemeyeceğim, zaten her nefesimizi duygu yüklü alıp veriyoruz. Mahcup da oluyorum, memnun da... Sevenlerin sağı solu belli olmazmış, (erenlerin miydi yoksa) 

Nasıl da top çevirdim yine, teşekkür edeceğim ya... Böyle durumlarda sıkılgan olurum. En son doğum günümde iltifatlar... 

Allah'ım, beni güzel bilen güzel kullarının bildiği gibi güzel eyle. Amin. 

Sevgili Bilal, 

Blog yolculuğumuza başladığımız o kalabalık zamanlardan, bir sen bir ben kaldık. Belki bir gün Hüdayi hz. yokuşunda denk geliriz. 

Allah razı olsun kardeşim. 


15 Ağustos 2026 Cumartesi

Bu maile hemen cevap vermeliyim!

"..beraber yaptığınız uzun sohbetler,anlamsız kahkahalar ,dertleşmeniz ve birlikte eğlenceli zamanlar geçirdiğin o insan 
Meğer ben tanıyamamışım Murat’ı
Demek hüzünlerinden de arınıyor dedim…"

*

Belki başka birileri de böyle düşünmüştür diye sui zannı gidermek için, az önce gelen maile hızlıca cevap vermek istedim. 

Okuyunca beni bir gülmek tuttu, çünkü sevimli, sempatik bir kıskançlık. 

Bu görsel ile kutlama yapan sevgili canım kankim -mailleri aynı gün sildiğim için-  mealen: "..yapay zekadan güzel bir doğum günü görselli metin istedim. Umarım beğenirsin." diye yazmıştı. 

Orada "bazen bir bakışın yetti" falan yazıyor. 😅
Yapay zeka da çok ormantik bir doğum günü metni düzmüş. 
Yazarken de gülüyorum.  
 "Seninle geçirdiğimiz anlar" 
Doğum günüm yoğun geçmişti, bunu şimdi fark ettim. Sakin zamanda gelse belki de gönderen sevgili arkadaşıma sakıncalı olabilir bu der, yayınlamazdım. 
😅 Ne bakışması ne anları yahu...

Facebook'ta niçin yine kalamayıp sildim. Yorumlarda rekabete kurban gitmekten usanmıştım... Normalde hiç sohbet etmediğim arkadaşlar, yorumda acaip samimi yakın olabiliyordu. Sırf pislik olsun:)) çarşı karışsın diye😎 Ben bile, sevgili olduk da acaba benim mi haberim yok diyordum😅

En iyisi hayatımda biri var diye ilan edeyim de erkes rahat etsin be ya😅

Sen çok yaşa Bayan B. :) 

14 Ağustos 2026 Cuma

Şiir okurken ruhumda mayalananlar


Ve ben, hangi kapıyı açsam karşıma kendim çıkıyorum.
Meğer bazı vedalar insandan gitmezmiş.
Bu hikâye de burada bitsin.

Yalnız bir şeyi merak ediyorum:
İnsan, son kuşunu da uçurduktan sonra göğsünü neye yuva eder?

Ben de şaşıyorum:
kaç kere terk edilir
kendi göğsünden?

Kanarya Banu Dağ

"Meğer bazı vedalar insandan gitmezmiş."

Belki de bu, bazı insanların, bazı vedalara sevdalanmasıdır... 

Vedaya sebep olan gitmiştir ama sen o vedanın girdabında sadık bir Kıtmir gibi, mevlevi dervişi gibi döner durursun... 
Buna bir ah çekilir! 
Birileri vadesi dolmuş zannederken sen vadenin süresiz uzayan gölgesinde bir hicranın sefasını sürersin... El ne bilir, göz ne anlar... 

*

Herkes heybesinde olan kadar okuduğunu anlarmış. Bir KBD şiiri okurken ruhumda mayalananlar... 

 Ve 
Geçenlerde bir okurum; " Size şaşırıyorum, Kanarya Banu Dağ şiirlerini hem Kıskandığım şiirler etiketinde paylaşıyor, hem de sizden çok iyi bir kalem olmasına aldırmadan bloğunuzda yer veriyorsunuz! " demişti. 
😇
İşte iddiasız olmanın, kişinin kendisini, sınırlarını tanımasının vermiş olduğu huzur... 
Kıskandığım şiirler, imrenme anlamında, yani fesat, çekemeyen bir ruh hali değil efenim. 
Bendenizin şiire benzerleri azdır, bari bloğuma uğrayan dostlar arada şiir gibi şiir de okusunlar... 
Çok şükür kompleksim yok. 
İnşallah en korktuklarımdan kibrim de yoktur. 
Bana müteşair tesellisi yeter de artar... 


8 Ağustos 2026 Cumartesi

Sevdiğim kadar sevilirsem!..

Sevgili Murat, 
Hayat Arkasında İz Bırakmadan Geçip Giderken,
Gönlünün Aynasındaki Samimi Görüntünü Kaybetme...
Ruhun Kafesinden Salıverilmiş Bir Kuş Gibi Özgür,
Sabaha Uyanışların Hep Aydınlık Olsun...
Umut Yüklü Sevinç Damlacıkları,
Gönül İklimine Baharı Yaşatsın,
Hayallerini,
Umutlarını Yeşertsin...
Kendi Sıcaklığının İçinde Değil,
Sıcak Bir Kucakta Sarıp Sarmalanman,
Kaçırdığın Duyguları Yakalaman,
Elini Uzattığında Sıcacık,
Sevgi Dolu Bir Yüreğe Dokunabilmen,
Gökkuşağının Yedi Rengini Yaşayabilmen,
Gönlünün Kaybolmuş Kilidini Bulabilmen,
Yarınlara Açılan Kapıda,
Tatlı Bir Telaşın Eşiğinde,
Huzur İçinde Dinlenebilmen,
Kurgulanmış Bir Hayat İçinde Değil,
Yaşamak İstediğin Hayatı Yaşayabilmen,
Yeni Yaşında,
Yeni Bir Güne,
Yeni Bir Yaşama Merhaba Diyebilmen Dileklerimle... 


Sahi yarın sabaha karşı yine doğacağım değil mi? 
Doğum günü ile ilgili  gelen maillerden bazıları...
Allah razı olsun, teşekkür ediyorum. 
Yeni bir yaşam artıken berzahta inşallah... 
Burada hem eskidik hem eskittik... 
Hem yorulduk, hem de yorduk... 
Hem ümit ettik hem de ümitleri yaktık!.. 

Özel günlerle barışamadan göçüp gideceğim şu dünyadan. 

*

Ya o değil de ağır ateşte yapmama rağmen patates yemeğim neden az daha dip tutup bazı yerleri bronzlaşmış:) Esas mesele bu😎 
Zannımca yanlış tencere sebep buna. 

*
"Gören de yaş 70 iş bitmiş sanacak. Biraz hayata dön yahu!"

*

Bir de kargo ile hedaye gönderen sevgili arkadaşım var!.. Bunun devamı yarın nasipse... 

*
"Yüreğini ıssızlığın ortasında bırakma. 
Seni bu kadar seven, sana değer veren bunca dostun ve arkadaşın varken kalbini yalnızlığa mahkûm etme güzel adam. 
Ayaz vurur sonra dallarına… 
Bırak kendini, sevgiyle ikinci baharını yaşa.
Yedi sene oldu seni tanıyalı. "İyi ki tanıdım" dediğim nadir insanlardan birisin. 
Saman alevi gibi anlık parlayan bir Aslan burcu olsan da; o yumuşacık, şefkatli ruhun ve duygusal, sevgi dolu yüreğin iyi ki var.
Sevmek çok güzel bir duygu ama bir süreden sonra insanı yorar… 
Çünkü kalp sadece sevmek değil, sevilmek de ister. 
Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen.
Yeni yaşın sana sağlık, huzur ve hak ettiğin o kocaman mutluluğu getirsin. İyi ki doğdun, iyi ki varsın!

Dip not/ Küçükte olsa hediye göndermeyi çok isterdim ama ......"

*

Ama saman alevi olsun istemezsin;) 
Ayaz vurmuş olabilir baharıma... 
Benim için en güzel hediye değer görmek, bunı hissetmek. Paha biçilmez cümlelerinize binler teşekkürler. 

Ve

"Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen."

Sevdiğim kadar sevilirsem yeryüzünde anarşi çıkar, kaos olur;) 

*
"Önce sağlık,sonrası hep güzellik olsun,yeni yaşın kutlu olsun beyzadem..."

*

"Rabbim yeni yaşını gönlüne huzur,
hayatına bereket, ömrüne sıhhat afiyet ve
yoluna hayırlar nasip ederek güzelleştirsin 
İyi ki doğdun Dostcanım"

*

"Hey Şair! 
Hep mutlu hep umutlu ol ❤"

*

"Kalan ömrünüz, geçenden daha hayırlı daha bereketli olsun duasıyla sevgili üstadım. Dua eder, dua isterim. "

*

"Doğum gününü unuttum sanma bir haftadır aklımdasın. 
İyi ki doğdun iyi ki seni tanıdım iyi ki varsın iyi ki ömrüme gönlüme dokundun🫂🥰💗
Sen bitanesin, canımsın, değerlimsin.
Seni çok seviyorum bunu unutma. 

Bu hayatta en iyi dost en güzel arkadaş en sevecen en merhametli insan kim deseler tanıdıklarım içinde sen derdim inan!
Sana sımsıkı sarılıyorum yanında değilsem de her zaman kalbimdesin!
Varlığın daim olsun bir ömür, sana huzurlu sağlıklı ve benli uzun ömürler diliyorum :)"

*

6 Ağustos 2026 Perşembe

Kraker

"Sevdiğiniz kadında aradığınız 5 kriter nedir diye sorsam?"

1. Aptal insan pek yoktur da çabuk kavrasın, leb demeden leblebiyi anlasın. Bir şeyi izah etmek yorgunluğu olmasın. (Dilce değil gözce gönülce de konuşabilmeliyiz.) 

2. Temiz ve dürüst olsun. Yalanını yakaladığım an konu bitmiştir benim için. Diyelim sürse de öylesine olur! Gönlümdeki sultanlığı son bulur! 
Pis pasaklı ve müsrif olmamalı, her konuda ama...Keçi inadı da olmamalı. 

3. Maneviyata çok önem vermeli, hürmetli olmalı ve yaşamak için çabalı ve yardımcı olmalı...Bu dünyanın geçici olduğunu unutmamalı, unutturmamalı. 

4. Onunla her konuda konuşabileceğim kapasitede olup, hayatın her karesini paylaşıp, analiz yapabilmeliyiz. Sohbet şey kadar önemli... Şey işte! 

5. Güzel, işveli ve eğlenceli olursa da nurun ala nur...İnsanda stres olmaz;) 


Geçen gün anneciğimin yaşça daha genç arkadaşına rastladım. Canım ya elindeki poşetleri yere koydu, kan ter içinde... Hal hatırı hızlıca geçip;  "1 yıl geçti, artık sana hatun bakıyoruz! "demesin mi. 
Bu yazı hazır yayınlanmış olsaydı, ona bu "Kriterleri"okusam.
Muhtemelen:"Merak etme ben sana çubuk kraker gibi ince birini bulurum"😅 derdi  . 

Ay yine çok sempatikim. 
Anneme derdim, beni mıncırarak "Ay hiç sorma" der, tatlı tatlı gülüşürdük.... 



5 Ağustos 2026 Çarşamba

Benim hüznümde herkes yüzemez!

"Yaşandı bittiler …
Devr-i alem de…
Yaşamak yorgunluğu bu sende ki
Bir de sevinçler uçup gidince…
Öylesine işte vakit dolduruyorsun 
Bir yudum tesellilerle…. "

*

"Çabuk öğrendim'e bayıldım. Tamamını dinlemek isterdim. "

“ İçime sustuğum yalnızlıklarım var
Kim demiş konuşmuyor dilim lal”

*

"Biliyorum, 
İçinde Biriktirdiğin Çok Şey Var... 
Kendine Sakladığın, 
Tek Başına Sırtladığın, 
Altında Ezilmemek İçin Debelenip Durduğun... 
Bilmediklerin Sana Düşman, 
Bildiklerinle Kavgalısın... 
Yüzünde Çizgiler, 
İçinde Biriktirdiğin Acılar, 
Avuç İçinde Gizlediğin Kederler Var... 
Bende Biliyorum, 
İnsanlara Güvenmek İsteyip de Güvenememenin, 
Birilerine İhtiyacın Varken, 
Bir Omza Yaslanıp Ağlamayı İsterken, 
Gözyaşlarını İçine Akıtmanın Ne Kadar Zor Olduğunu... 
İçindeki Yorgunluk Kendine Kestiğin Ceza Olmamalı...Şiirlerinde Üşüyen Adam! Görmüyor musun Ruhunun Aynasındaki Rutubeti?"

*

"Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
 Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Sen gözlerine bakarken yalanlarla göz kaçırışları izlersin 
Onlar samimiyetsizlik denizinde boğulurken utanmayı marifetmiş gibi haykırmayı seçerler..
Yalan ve yalancı Dünya…
Boş Dünya…"

30 Temmuz 2026 Perşembe

Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu. 



25 Temmuz 2026 Cumartesi

Neden bu ricat?

"Neden bu ricat üstadım? Sosyal medyada yoksunuz. Bloğunuza da eylülde vedadan söz etmiştiniz. İnziva ötesi bir ricat bu, neden?"

*


- Kısaca cevabım: Kendimi tamir ediyorum. Ve hayır, tanıdığım bütün kıymetli dostlara da eşit ve adil davranıyorum. 
Ricat eski dildir, unutmuştum. Geri çekilme, vazgeçme... Çok yerinde kullanmışsınız. (Şu emperyal devletler İslâm topraklarından ricat etmediler, zalimler.) 

Geçen gün Hinduizm ve Budizm gibi kitapsız kategorisinde yer alan dinler üzerinde düşünürken, kutsanan farelerden, maymunlara, ineklere vs. Nirvana (!) yolculuğunda reenkarnasyon ve karma mantıksızlığına kadar, insanların algıları, kabulleri üzerinden açtım ellerimi, büyük bir şükran ve minnetle alemlerin Rabbi, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'a, bana Müslümanlık nimeti bahşettiği için sonsuz zerreler adedince şükürler ettim. Tertemiz, şeksiz, şüphesiz bir dine mensubuz. Yalnız bu iman nimeti için bir ömür başımızı secdeden kaldırmasak yine de şükrü, o sonsuz cennetler düşünüldüğünde ödenemez... 

"Keşke bilselerdi!" ayeti hizasında, keşke bu iman nimetinin kıymetini bilip ona göre bir ömür geçirebilsek. 
"Yakında bilecekler!" ihtaratının muhatabı olmaktan da Allah'a sığınıyoruz. 
Biliyor ve ümitle zan ediyoruz ki, iman edenler mahzun olmayacaklar, günahkar da olsalar... 

Evet, kalbimi tamir ediyorum. İnzivama çilehane de eklemek istiyorum. Hani 40 gün minicik mağara tarzı loş bir odaya kapanırlarmış ya... Benim çilehanem de insanlarla diyaloğu asgariye indirmek... 
Kolayı belki bir üstada bağlanıp, ders almak ama nefsim ona bırakmıyor. 

Bu bir hal... 
İnsanlarla her türlü diyalog kalbime iyi gelmiyor. Kadın erkek aynı, farketmiyor. Nefs ve şeytan pusuda, zayıf anımı kolluyor. Kalp öyle bir letaif ki, mekruh işler bile saffetini lekeleyebiliyor... 
Yalnızlık sanki mürşidim gibi... 
Ya oynatmaya az kaldı, ondan bu haller:) 
Ya da olmaya az kaldı... 
Vay be cümle nereye vardı...:) 

Hani bir zamanlar demişim ya:
"Sevdi beni yalnızlık, sonra bir baktım, ben de ona tutulmuşum."
İnşallah işbu ricat hayrıma, başarıyla sonuçlanır. Anlayın ve dua edin. 

*

Ve bu saat itibariyle bugün de misafirden yana bereketli geçmiş. Eylül'de veda konusunda henüz net bir karar veremedim. 

İlginize çok teşekkür ediyorum. 




20 Temmuz 2026 Pazartesi

Bu mail güldürdü

Sanki herkes işbirliği içinde anlaşmışlar, evlen de evlen! 
İyi ki az bunalıp bir dua istedik. 
Biz de biliyoruz ısmarlama gibi ve biraz da konforlu sekerat bir istediğimizi... 
İyiler gibi yaşayan iyiler gibi de iyi ölürmüş... 
En azından iyiler gibi olamadığımıza çok üzgünüz, bu da bir şeydir ve çok şeydir. 

Ama konuya ilişkin evlen diyen şu Don Kişot maili güldürdü. Çok sevimliydi. 
Bir de sosyal medyaya geri dön diyorsunuz, sonra da Muratzedeler konvansiyonel savaşı:) 

Bu sabah ki telefonda da erkek kardeşim aynı konuya getirdi lafı. "Resmi evlenmen şart değil ama bir sevgilin olsun, uzun süre tanı takıl abi" minvalli tavsiyelerde bulundu. Canım ya hem kardeş hem sırdaş, arkadaşım benim. Üzülüyor yalnızlığıma... 
Lakin bunca ısrarın ardında bazen, 
galiba herkes bu ölgün halli adamdan kurtulmak istiyor, diye iç geçirmiyor da değilim.:) 


14 Temmuz 2026 Salı

Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam

"Vee lütfen yalnız kalma …
Kendinle konuşma…
 
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
 
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
 
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
 
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…

Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
 
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"

*

Eylül bakışlı adam'dan sonra  Kehribar bakışlı adam… 
Bunu da tuttum güzelmiş. 
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:) 
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan. 
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok. 
Tanıştık, tanıdık, sevdik... 
Güzel dostluklar, sohbetler... 
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada... 
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle... 
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen... 

Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi. 
MM

*

"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz! 
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim 
Onu sevmedim
Onunla küstüm 
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize 
Kaçamazsınız…"


13 Temmuz 2026 Pazartesi

An gelecek 19

An gelecek; 
kendimizi, 
onca özlemelerimizin, 
bizi bir kerecik bile niçin kavuşturamadığını sorgularken bulacağız... 


"Şiirinizi niçin ta gece yarısı kanala atıyorsunuz kim görecek o saatte!??"

- Yalnız blog okurlarım görse kâfi. Onların da bir kısmı Murat Mesut şiir okumamıştır diye linki kadınsal sezgilerle açmıyor:) 

12 Temmuz 2026 Pazar

Ben de sizi okumayı seviyorum.

"Sen kimsenin mola yeri ve duygusal tamirhanesi değilsin.

Kimsenin, yalnız kaldığında aklına gelen, canı sıkıldığında aradığı, hayatındaki boşluğu doldurmak için döndüğü kişi olma.

Çünkü seni gerçekten isteyen insan, sadece ihtiyacı olduğunda değil, her zaman hayatında tutmak ister.

Seni sadece kendini iyi hissetmek için hatırlayan insanlar, seni değil, senden aldıkları huzuru arıyordur.

Kemal Alimoğlu"

*

"Keşke karşılıklı bir çay kahve faslımız olabilse idi. Hatırı ne çaya ne kahveye yüklemeden..."

*.

"Takip ediyorum, her yerden ve herkesten uzaklaşmaktasınız. Kendinize ceza verdiğiniz o kadar sarih ki. Etmeyin!"

"Rüveyda rüyanıza geldi mi? Yüzünü başka kapıya dön artık dedi mi?"

*

"Bir eylül günü final... Bunu okuyunca telefonu yere çalacaktım!"

*
"Kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama Masumiyet Müzesi dizisini izlemenizi öneririm. "Bazen bırakmak gerekir!"  bu cümle orada detayıyla anlaşılıyor."

*
[Üsttekiler yayınladıktan sonra gelen:]
"Adam yönünü değiştirmiş ya işte! Son yolculuğuna hazırlık için bizi bile rehberden sildi. Önce çok sitemkârdım, artık anlayışla karşılıyorum. Selam sana dost..."

*

"Hazırlık mı? Adam gömmüş kendini:) "



4 Temmuz 2026 Cumartesi

Düşündüm!

Murat güzel yazılmış, elim yatkındır, az zaman ayırsam o tarzda yazabilirim. Ne de olsa karikatür ve rapido kalem geçmişim de var:) Teşekkürler. 

Bu yüzük baş harfi M ile başlayan bir hanımefendiye ait olmalı. 🤭   

*

Seni dinlemek, 
Bazen bir melodi, 
Bazen ders dolu bir hikâye, 
Bazen nesir/ şiir... 
Seni dinlemek dinlenmektir. 
Sevmektir, sevilmektir. 
Güzelliktir... 
Kitap okumak, sayfalar arasında düşlemektir. 
Seni dinlemek, hayatı öğrenmektir... 
Seni dinlemek, hayata yenilmemektir. 
Seni dinlemek yenilenmektir... 

🌹

Düşündüm:
Facebook'ta profil yerine sayfa açmak yeniden başa sarmak gibi geliyor bana. Yine de kararsızım, o bencilsiniz ithamı dokundu!.. 
Sizden gelen, facede sayfa açsanız temalı kısmı sehven silmiş bulundum, özür diliyorum. 
Teşekkürler. 


1 Temmuz 2026 Çarşamba

İlmin birincisi onlar!

Sahnede çok iyiler! 
İnerken bütün boyaları dökülüyor! 

Biraz açarsak; 
Paylaşımlarında dini, milli, ahlaki öyle dürüst tavsiyeler, dersler, eğitimci tavırlar! 
Öyle ki, keşke ben de onlar gibi olsam diye özeniyor insan... 

Oldu da paylaşımla ilgili bir şey sordunuz ya da nazikçe eleştirmeyi gerektirecek mesaj gönderdiniz! 
İşte o anda karşınızdakinin üslubu, kaba ve kırıcı cevabı, ister-istemez bu paylaşımları yapan zatı muhterem siz misiniz, sorusunu da beraberinde getiriyor. Hani konusu din ya... Ahlak, erdem, iyi Müslüman, iyi insan olmak ya  . Hani bu konularda latif paylaşımlar yapıyor ya... (Kuyruğuna basana kadar!) 

Bilmiş, kibirli ve asabi tavırla verdiği cevabını, usturuplu ama yine nazik bir cevapla boşa düşürdüğünüzde  şov sona eriyor ve yiyorsunuz o beklenen engeli! 

Buna en çok da binlerce takipçiden para devşirme çabasındaki hesaplarda şahit oluyorsunuz. 
Tabii mesajda size nasıl nobran, kaba, kırıcı olduğunu o binler görmüyor, göremiyor! 

Sahnede dervişliğe, ilmin birinciliğine devam!.. 
Onlar da erdemli dindar rolünü çok iyi oynuyorlar sevgili okurum... 
Mailinize teşekkür ediyorum. 

Not 1: Bloğumu açtığım ilk yılda reklamlara açıp para kazanma özelliği vardı. Deneme amaçlı tıkladım, incil reklamı! Tabii daha fazla merak etmeye gerek kalmamıştı! Zaten kalemimin üzerinden maddi çıkar bana ters...Kitabım da buna dahil. 
Sen amatörsün, amatör müteşair olarak kal:) 
Not 2: Youtube'da izlemek istediklerim oluyor, arkadaş 5 dakikaya bir reklam. Tamam para kazan da bu kadar abartmadan! 

Not 3: Elbette derdi maddi kazanç olmayan, samimi iyi niyetli hesapları bu yazının konusundan tenzih ederim. 





28 Haziran 2026 Pazar

Bence sizin de bir bloğunuz olmalıydı

"Nefreti acaba şöyle mi kullanmış:
Güven bitmiş aşka …
Aldatılmış yalanlarla…
Bambaşka biri olarak tanıdıysa…
Biliyorsunuz ki aşk olmazlara meyyal …
Doğru insan diye seçmiyor ki …

“Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır, hayatsa bir başka hayata karşı."
İsmet Özel

Başka bir hayatın doğru olduğunu nasıl anlarız…
Biz renklerimizi arıyoruz aslında…
Örneğin ben aşkın büyüsünü seviyorum…
O heyecanı 
O coşkuyu 
O istemsiz gülüşleri... 

Yoksa Mecnun’un aşık olduğu Leyla çok mu güzeldi? 
O, tutunduğu hissi sevdi…

Aşk aslında kör değil , seçici bir görme kusuru…
Zihin aklamak için bir avukat gibi çalışıyor kalbe…
Kalp dinliyor mu 
Asi o….
İki kalp birbirini seviyorsa aşk orada güzel 
Diğeri safi delilik…"

Gönderdiğiniz görseldeki fikre katılırsam, psikolojik bir vakıayı onaylamış olurum! 

"Benim kavgamdır o, aşk diye tanınan"  İsmet Özel

Benim de bir yudum tesellimdir aşk diye sayıkladıklarım. 
Arayışım. 
Aldanışım, 
Kaçışlarım. 
Kanışlarım... 
Yakarışlarım... 

Ne ben ona varabildim, ne de o benden taraf gelebildi... 

Evet , tutunduğumuz hissi sevdik…(Bunu özellikle kalın yazı yaptım.) 
Sonu olmayan yollara gönüllüce düştük... 
Muhyiddini Arabi, Hallacı Mansur ya da bir Hz. Hüdayi ruhundan esinti kadar nasibimiz olsa, aşkın Allah'a yolculukta çekilen kutsal çile olduğunu, muazzam bir iç yangını olduğunu fark ederdik... 
Rüveyda diyorsa bil ki adlı Mevla'dır... 
Mevla'ya henüz vasıl olamadıysam, olanlardan Mevlana'dır... 

İç yangının Allah'a olursa, onu gören fe firru (Zariyat:50) koşulacak yolu da açacaktır... O zaman dünyanın oyun ve eğlence/aldanması  ayan olacaktır... 



Teşekkürler 🌹

20 Haziran 2026 Cumartesi

Ben hırsız değilim!

"Kitabınızda dil akıcı ve bazı yerlerde gerçekten iyi cümleler var, özellikle alıntıya uygun parçalar çıkmış. Ama genel bütün olarak baktığımda bende "kitap" hissinden çok sosyal medyaya uygun metin derlemesi hissi bıraktı. Bu yüzden tam olarak beni yakalayan bir okuma olmadı.

Genel olarak emeğe saygı duyarım . Lütfen yanlış anlamayın kötüdür demiyorum bende derin izler bırakmadı yalnızca."

*
Herkes her kitabı beğenecek ya da her kitap herkeste aynı etkiyi bırakacak diye bir kural yok. 
Ben Dosto'nun Suç ve Ceza'sını, Oğuz Atay'ın Tutunamayanları'nı, Kafka'nın Dönüşümü'nü elime alıp alıp bırakıyordum. Bir yıl sonra Suç ve ceza'yı sesli tiyatro olarak okumuş oldum. 
Bazen bir kitabın havasına girecek havamız da olmayabiliyor, bu nokta da önemli. Tutunamayanlar ve Dönüşüm'e sesli kitap olarak dahi tahammül edemedim. Bu girişten sonra;

Sondan başlayalım: 
"Genel olarak emeğe saygı duyarım."
Ama bu defa istisnai olarak saygı duymayıp, üstüne bir de "derleme" diye iftira atacağım mı demiş oluyor okur!? Çok üzüldüm, ilk kez böyle bir ithama muhatap oldum. 

Yapay zeka pek kullanmam ama derlemeyi ona sordum, beklediğim cevabı verdi:

*Derleme* = farklı yerlerden toplanıp bir araya getirilmiş metin, bilgi, veri.

3 ana anlamı var:

1. *Edebiyat/Yayıncılık*: Bir yazarın dağınık yazılarını, şiirlerini, makalelerini tek kitapta toplamak.  
   Örnek: _Orhan Veli'nin bütün şiirlerinin derlemesi_  
   Burada derleyen kişi orijinal yazarı değil, sadece toplayıp düzenleyendir.

2. *Bilgisayar*: Kodun makine diline çevrilmesi. "Compile" kelimesinin karşılığı.  
   Örnek: _Programı derlemek_

3. *Genel anlam*: Farklı kaynaklardan parça toplayıp bir eser oluşturmak.  
   Örnek: _Bu kitap derleme, yani alıntılardan oluşuyor._

Senin görseldeki konuşmada 1. anlam kastedilmiş: "Bu kitap gibi durmuyor, sosyal medya metinlerinin derlemesi gibi duruyor" → yani orijinal bir bütün eser değil, toplanmış parçalar hissi vermiş.

*

Yani orijinal olarak yazarın duygularının kaleme aktarılması değil, sosyal medyada rastladığımız gibi, 3-5 şiiri ekranda yanyana koyup, kelime, sözcük değişimi, dizeleri karma değiştirerek, ekleyip, çıkararak şiir yazdım deyip altına ismini ekleme utanmazlığı, emek ve duygu hırsızlığı! 

Ben sosyal medyada iken takip eden dostlarım çok iyi bilir. Bunu yapanlarla gerek yorumlarda gerek özel mesajlarda çok tartışmışlığım ve onları arkadaşlıktan çıkartmıştığım olmuştur... 

Hatta bir keresinde hiç unutmam, çok ünlü bir şairin şiirlerinin altına kendi ismini yazan birisini ikaz ettiğimizde "onları ben yazıp gönderdim ona" diyebilmişti. Sözün bittiği yer! 

Okurumuzun iş bu derleme iftirası cümle içinde geçmeseydi bu kadar üzülmez, üzerinde de durmazdım. Tabii iddia sahibi iddiasını ispatla da mükelleftir! 
Sadece şöyle bir tavsiyede herkese bulunmuşumdur ömrümce:
Mesela bir tanıdığımız yeni sıfır araba alıyor çevresindeki insanlardan birisi çıkıp ona: "neden bu markayı aldın şu markayı alsaydın!"diyor.
Ya adam artık almış sana düşen iyi günlerde güle güle kullan demekten başka bir şey değil.  
Aracı almadan evvel sana gelip şu markayı alacağım fikrin nedir diye sorarsa o zaman ne biliyorsan söylersin ama aldıktan sonra gönül kırmak hadsizlik ve nezaketsizlik değilse kıskançlıktır... 

Kitabıma derleme diyen kişiye, kitabımın öykündüğü Kafka'nın Milana'ya Mektuplar'ını ya da Dönüşüm'ü nasıl bulduğunu sorsam, muhtemelen olumsuz yorum yapmayacaktır. Çünkü o Kafka, ünlü olmuş bir yabancı! 

Mütevazı bir insan olarak, Rüveyda'ya Mektuplar'ın, Milana'ya mektuplardan çok daha iyi bir kitap olduğunu söyleyebilirim...(Milana'yı zorla okumuş, sıkılmıştım. İçinde alıntılık aforizmalar ki, zaten 2 düzine var yok, onlar da ezberimizde ve çok güzeller... 

Ya Dönüşüm... Okan Bayülgen onu sesli kitap okumuştu. Eh komediye yatkın adama denk bir kitap seçimi... 

Bir önemli nokta da şu; kitabımın çıktığı yayınevi sahibi İsmail Bey son derece entelektüel bir ağabeyimizdir. Kitabı redakte eden hanımefendi de bir dönem Ankara'da Kültür
Bakanlığında çalışmıştır. 
Kitabı ilk götürdüğümde ikisi de beni ikna edip siz bundan daha fazlasını yazabilirsiniz demişlerdi pek gönülsüz eve dönüp her mektubun üzerinden yeniden geçmiştim. Şayet kitabımda derleme/ intihal ya da hırsızlık kokusu alsalar, onlardan asla kaçmaz ve bana söylemekten çekinmezlerdi. 

Bu yazıma gelecek mail ve yorumları bu yazımın altına ekler miyim bilmiyorum! Ama bildiğim bir şey varsa işbu derleme iftirasına okurumun sert tepki göstereceği...
Zira Rüveyda'ya Mektuplar'ı zamanında okurlarımla birlikte yazmıştık. Bu sebeple meselenin uzayıp,kalplerin daha fazla kırılmaması adına mecbur kaldığım bir şey olmadıkça aşağıya eklemeyi düşünmüyorum. 

*

- Tahmin ettiğim gibi sert, teselli eden ve espirili bir çok mail geldi, gelmeye devam ediyor. Hatta içlerinde konumuza uygun video ve görseller bile var. Tabii ki istesem bu zalim maili görmezden gelebilirdim ama kendimden o kadar eminim ki zerre çekincem, kompleksim yok. Bu yüzden mesela kendimi şairden saymam, müteşairlik kâfi kalemimle barışık olmam için. 
Yazarlığımı ciddiye alsaydım, bugün bir gazete ya da dergide yazabilirdim. En son şehir gazetesinden teklif gelmişti, hangi çılgın bana zincir vuracakmış deyip teşekkür etmiştim. 

Gelen maillerden bir iktibas, bir görsel ve tebessüme sebep video ile konuyu kapatalım:

"..dikkatinizi çekmek için farklı bir yöntem olmalı ki, o kişinin kitabınızın tamamını okuduğunu da sanmıyorum üstadım."





14 Haziran 2026 Pazar

Aşk üzerine gelen bir mail

"Acaba aptal aşık söz öbeği
Buradan mı gelmiştir🤔🙄
Mantıklı düşünme yetisini kaybetme
Hatalarını ve kusurlarını görmezden gelme…
Mutlu etmek için sınırlarından ödün verme
Odak noktasını ona çevirme…
Etrafında olan diğer kişilere kayıtsız kalma..
Evet evet muhakkak öyle
Başka bir izahı yok bunun..

O yüzden demek ki bitince ilişki sudan çıkmış balığa dönüyor insan…
Yeni bir heyecana kadar…
Ben böyle kalanı da görmedim
Hele ki günümüzde..
Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..
Zaman ve mekan doğrultusunda
Haa bir de yaşanmış tecrübeyle…"

*

Diyerek yukarıdaki görseli de eklemiş sevgili okurum. Kendisine çok teşekkür ediyorum. 

"Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..."

Hemen bu cümleye bir şerh düşeyim; demek ki büyük aşk değilmiş ki büyük aşka yerini bırakmış! 

Belki de her aşk, aşk olması hasebiyle büyüktür... 
Belki de aşklar da mevsimler gibidir, ayları çok olan mevsimler gibi... 
Belki de her aşk, gelir kalbe rengini bırakıp gider! 
Belki de her aşk aynı format ve normdadır. Bizim onu yaşama şeklimiz, kişiliğimizle orantılı farklı farklıdır... 
Aşk konusu, insan var oldukça güncelliğini kaybetmeyecektir. Eskiler aşk konusunda konuşup yazmayı severlerdi. Aşağıdaki fikre  katılmıyorum ama üstteki görselde yazılanların gerçeklik payı ve üzerinde düşünülmeye değer olsa da tartışılıcak noktalar olabilir. 

Dosto açık açık Murat Mesut'a aptal demiş! Eyvallah kabulümdür...