"Biz aslında bir anlamı olmayan,
evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda olan, anlam arayan yaratıklarız.."
(İrvin D.Yalom/Annem ve hayatın anlamı)
Yapay zekam buna şu yorumu yaptı Murat bey:
"Yalom, insanın evrendeki tesadüfi varoluşunu ve bu durumun yarattığı anlamsızlık kaygısıyla başa çıkma çabasını anlatır." Sizin düşüncenizi bildiğim için buna yorum rica ediyorum. Saygılar
*
Yapay Z. kullanmadığım halde artık arama motorunda da ilk sıraya yerleştirdiler.
Önce akıllı telefonlarla (!) aklımı nötürize ettiler, enerji, inkişaf ve tefekkür kabiliyetlerimizi kaybettirdikten sonra; "senin zekân işe yaramıyor, al sana YZeka, bu kıyağımızı unutma!" dediler.
Baktığınız yere ben de baktım, bu ateist satıhta kendi varlık anlamını kaybetmiş cümleye bir de "derinlikli söz" demiş. Yapay Yalaka!
Hayatın anlamını bulma çabasının insanın en temel psikolojik ihtiyacı olduğunu ve bu anlamın birey tarafından yaratılması gerektiğini vurgulamakta olan yahudi Yalom'un şahsen kitabında belirtse de ateist olabileceğine pek ihtimal vermiyorum! Yaydığı düşünce ateist olsa da maksatlı olduğunu düşünüyorum. Aynen yeryüzünde sapık cinselliği yayma gayelerinin de bu bağlamda ele alınması gerekir. Malum onlar için yahudi olmayan herkes yarı insanımsı mahluklardır(!) Bu sebepten, onlardan olmayanlar iyice dejenere edilip, hakiki düşünceden, insanı/vicdani değerlerden uzaklaştırılmalıdırlar ki, köle kolonileri kurmak mümkün olsun. Buna sinema sektöründen, uyuşturucu, alkole kadar aklınıza ne geliyorsa ilave edebilirsiniz.
Bu girişten sonra, asıl konumuza gelirsek; aslında ilk cümlesinde ne diyor; "Evrene fırlatılmışız"
Fizikte kuvvet nedir?
Kuvvet=kütle×ivme
Demek ki evrene bir gönderen var.
Daha burada kendisiyle korkunç çelişiyor, tezata düşüyor bay Yalom gibiler...
Aynen bunun gibi, sürekli genişleyen evrende, muhteşem varlık aleminde, insan, bırakın evrenin insanı şaşkına düşüren kusursuz dengesine, düzenine hayran kalmayı, kendisini incelediğinde ateist olmayı tercih etmesi için, çok cahil olması gerekir.
Fizikte kuvvet nedir, demiştim.
Kuvvet, duran bir cismi hareket ettiren, hareket halindeki bir cismi durduran, hızını, yönünü veya şeklini değiştiren itme veya çekme etkisidir. Fizikte F harfi ile gösterilen vektörel bir büyüklüktür, dinamometre ile ölçülür. Manada da iman ile bilinir, iktar ile ölçülür, kalp ispata kelama muhtaç değildir.
Mesela, gezegenler içinde dünyamızı hem kendi etrafında 23 derece eğimle, hem de güneşin yörüngesinde milyonlarca yıldır döndüren, yani bunlara kuvvet uygulayan biri var.
Temelde bilinen iki çeşit kuvvet vardır. Temas gerektiren, temas gerektirmeyen... Allah bir şeyi murad ettiği zaman "kün" ol diye irade etmesi yeterlidir. Temassız manevi, lahuti, ruhsal, gözlerin göremediği, ihata edemediği bir oluş, kuvvet, kudret... Bazı geceler dolunaya bakarım hiç kımıldamadan uzun süre karşımda. İple assan sallanır. O kocaman tonajı bize çarpmadan hep aynı yörüngede bir kuvvet/ kudret uygulayarak tutan o güce biz Allah diyoruz. Gerzeklerse tesadüf..! (Kuvvetin diğer özelliklerini de bir zahmet siz araştırın. Yazım çok fazla uzun oldu.)
Bu fiziki ispat ile madem ki yaratılmış olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Fizik kanunları bu kısmını itiraf ederken, gayeden bihaber olduğu için, bu tür
zevat, laf salatası ile psikolog ünvanları ile kendi imansızlıklarını, büyük bir cüretle yayabiliyorlar. Hani beni cehennemde yalnız bırakmayın der gibi:)
Bizi varlık alemine gönderen, bunca masrafı yapan, bunu gayesiz yapmıştır, hadi bir anlam arayalım bari demek ve bunu da "evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda"şeklinde ifade edebilmek ancak cahil cesareti, çaresizliğin körlüğü olarak tespit etmek durumundayız.
Evinden çocuğunu dışarıya mutlaka bir sebep, gaye için gönderdiğine inanıyorsun da seni bu dünyaya "kuvvet uygulayarak" göndereni gayesizlikle itham edebiliyorsun. En azından imana yaklaştın!
Kendi kendine bir şeyin olması muhal. Bunu fizik ispat etti. Kaldı ki biz Müslümanların buna ihtiyacı da yok.
Kur'an ve hadisler bizim, eşi, benzeri, ortağı, başlangıcı, sonu olmayan, hiç bir şeyin Ona benzemediği, zamandan, mekandan münezzeh, sonsuz kudret sahibi, bir olan Allah tarafından, "ancak Ona kulluk için yaratıldığımızı" (Zariyat suresi) ve bu kulluğumuzun ispat yeri dünya hayatına bu imtihan için gönderildiğimizi, başaranların sonsuz bir hayatı, dilekleri gibi mutluluk içinde cennetlerde geçireceklerini haber vermektedir.
Biz burada ne için bulunduğumuzu bilenlerdeniz. Yalnızca bu bilginin bile şükrünü ödeyemeyiz.
Amacımız var ve o amaç için şu kısa dünya hayatımızı tanzim etme çabasındayız ve bu fiiliyatta çok eksik de olsa, itikatta şeksiz bir teslimiyet, iman varsa, ötede mahsun olmayacağız. Çünkü zerre imanı olan, mutlaka sonsuz nimetlere kavuşacak.
Böyle ateist fikirlerden alıntı yapıp paylaşmak da ayrı bir aymazlık, cesaret ve vebal doğrusu.
Hani adam arkadaşına demiş ya - Allah var, arkadaşı da
- Evet var, deyince bizimkisi
- Ama hakikatten var, demiş...
Yani Allah'a haşa bir efsaneye inanır gibi inanmak imani hakiki değil.
Tesadüfe tesadüf edilemeyen bu muhteşem mucizevi varlık aleminde, ben bu yazıyı tuşlara bakmadan gelişi güzel dokundum ve bu yazı ortaya çıktı desem bana kim inanır?
Allah var ve ben Onun vaad ettiği cennetlerdeyim.
Ya sen, yok diyen, halin nice olacak!? En azından bir fizik kanunu çerçevesinde (ki bu kanuna itiraz edemiyorsun, kanunu yaratanı inkar ediyorsun) bunu hakikaten biraz düşün istersen..!
Dikkat!
Bu yazı köprüden önceki son kurtuluşun olabilir!