13 Ekim 2026 Salı

Üsküdar notları 4

Onun hayatını nasıl olsa internet üzerinden uzun uzun okuyup öğrenebilirsiniz. Ben en çarpıcı kesitleri buraya alacağım. 

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin (kuddise sirruh) en seçkin halifelerindendir. 

Mustafa Devati Hazretleri (kuddise sirruh) tasavvuf yoluna girmeden önce rüyasında kendisini yanarken gördüğünü ve "Âlemde bir mürşid-i kâmil bulamadım ki benim derdime derman olsun" diye üzüldüğünü belirtir.

Rüyasında, Resulullah Efendimiz'in (sav) imamlığında gece namazı kıldığı bir mecliste, Efendimizin (sav) kendisine şöyle buyurduğunu: 
"Senin derdine derman ve ulu Mevla'ya vuslatına çare Üsküdarlı Ahmed Efendi'ndendir. (ks) ".

Bu işaret üzerine Mustafa Devati hz. Üsküdar Hüdâyî Âsitânesi'nde bulunan Muk'ad Ahmed Efendi'ye (ks) intisap etmiştir.

Kendi eseri olan Tuhfetü's-sûfiyyîn (*) adlı kitabında manevi hallerini anlatan Mustafa Devati Hazretleri, bir manevi açılış anını-rüya değil- şu şekilde nakleder:

"Orada âlem bana açıldı ve Kabe-i Mutahhara önüme geldi. Altın oluğun altında Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) oturmuşlardı. O anda elime bir kitap verip buyurdular ki: 'Makamından ayrılma!' ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v. gelip o kitaptan fakire ilmi ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim."

Mustafa Devati Hazretleri, mürşidi Muk'ad Ahmed Efendi'nin kendisine seyr-u süluk hırkasını ve irşad anahtarını teslim ettiği o manevi anı anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tarikatın piri Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin (ks) ruhaniyetlerinin orada hazır bulunduğunu belirtir. 
O esnada kendilerine hitaben şu müjde verilmiştir:

"Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdâyî ile Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhaniyetleri gelip: 'Bundan sonra bu kapıda her kim mânâ talep ederse cevap bulacaktır.' deyip emaneti teslim eylediler. Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum."

Bizlere de ancak onları kabirlerinde ziyaret ve fatiha okumak nasip oldu. Ümit ederiz ki o mânâ pınarından biz mücrimlere de serpeler. 

Ruhlarına fatiha hediye edelim. 

(*) Kitabı ısmarladım. İşte yine bilmek (çaba) ve anlamak (nasip) farkı...
Onca yıldır giderim, kitabı nasipse yeni okuyacağım.

12 Ekim 2026 Pazartesi

Üsküdar notları 3

Üsküdar'da, eski olmayan bir yapıda, küçük bir dairem olmalıydı.
Özledim seni şehir dedikçe içim, koşup gelmeli, günlerce kalıp, İstanbul'u gezmeliydim. 
Paşalimanı, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca'ya kadar olan semtlerden birinde olabilirdi. E sahil şeridinde denizi de gören bir yer olsaydı, olmuşken... 

Şehirlerin, yoğunluğu semtlere taksim sinmiş ruhları vardır. Bazıları ruhunuza öyle iyi gelir ki...ya da tersi... Çoğu kez insan bunun farkında olmaz. 

İnsandan huy, şehirlerin semtlerinden ruh geçişi vardır.

Baskın olan, edilgen/zayıf olana sirayet eder. 

Nasıl ki  uzun süre sahipleri ile birlikte yaşayan ev hayvanları ile sahipleri birbirlerine benzemeye başlıyorlarsa, şehirlerdeki insanlar da yaşadıkları şehre benzemeye başlarlar. Tek farkla ki iyiler iyi semtlerin ruhunu kötü mizaçlılarsa kötü semtlerin zulmetini yansıtırlar.

Üsküdar gezimde ikindi ezanını -gelmeden önce olmazsa olmazlarımdan- beklerken bir melekle karşılaştım... 

Camii avlusunda, şadırvanın solmuş yazılarını altın sarısıyla tekrar yazanları izlerken, 10-12 yaşları arasında bir kız çocuğu, yakınımdaki kadınlara elindekini göstererek bir şeyler söyledi. Onlar almayınca beni geçip başka insanların yanına gitti. 

Yine o insanlarda almayınca dayanamadım çocuğun yanına gittim. Geldiğim taraftakileri işaret ederek onlardan sonra bunu satmak için neden benim yanıma da gelmedin dedim. "Aslında gelirdim amca ama o kadın...(duraksadı, ben ee deyince) beni tersleyince uzaklaştım oradan!"dedi. 
Bunu söylerken sesi öyle bir ağlamaklı olmuştu ki, belli ki gururu  kırılmış, çok incinmişti. 

Halinde yaşından büyük bir vakar vardı. "Nerelisin?"dedim "Filistin, Gazze" dedi, burada okula başlamış çok iyi Türkçesi vardı annem hâlâ Türkçe bilmiyor dedi. 

Ev yapımı reçel satıyordu. Onun üzüntüsünü gidermeye çalışarak ayrıldım. 

Suriyeli de olabilirdi.Filistinli Gazze'li de olmayabilirdi bunun hiç önemi yok. 

Tabii kadınlara neden kızı terslediniz diye soracak halim yoktu. Onlar benim doğruca o meleğe gittiğimi zaten gördüler! 

Vedduha suresi geldi aklıma: 
10.ayeti meali:

"El açıp isteyeni de sakın azarlama!"

Son  dakika notu: Önceki Üsküdar 2'de bahsettiğim Sığınağım Yardım Derneği'ne sevgili okurlarım da göndermeye başlamış. Hatta dekont göndereniniz bile var. Bir güzelliğe birbirimize sebep olarak ortak olmak mutluluk verici. Allah razı olsun.