Muhsin Kızılkaya'nın Dostoyevski hakkındaki TV konuşmasına denk (*) gelişim, aşağıdaki YZ. notlarını burada paylaşma sebebim oldu.
(Muhsin Bey'in yazdığı haber sitesi, kaynak gösterilse dahi izin almadan yayınlanamaz, dediği için o linki kaldırdım.)
Her zaman söylerim; çok cahilim, bilmediğim şeyler sonsuzluğa merdiven ve ben onları hiçbir zaman öğrenemeyeceğim. Aşağıya Gemini'nin sunumunu aynen alıyorum:
*
"Muhsin Kızılkaya,
Habertürk'te kaleme aldığı "Raskolnikov'un rüyası veya iki Dostoyevski" başlıklı makalesinde Fyodor Dostoyevski'nin "edebi dehası" ile "kötü, berbat bir dinci-milliyetçi" olarak tanımladığı siyasi kimliği arasındaki keskin çelişkiyi ele almıştır. Kızılkaya'ya göre Dostoyevski, romanlarında insan ruhunun derinliklerine inen evrensel bir dehayken; edebiyat dışı politik metinlerinde, özellikle Türklere ve İslam dünyasına karşı ağır ön yargılar barındıran bağnaz bir Pan-Slavisttir.
Muhsin Kızılkaya'nın analizinde öne çıkan temel argümanlar şunlardır:
1. "İki Dostoyevski" Ayrımı
• Evrensel Romancı: Edebi eserlerinde (Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler) dünyanın neresinde olursa olsun tüm insanlığın ortak acılarına ve ruhsal fırtınalarına ışık tutan evrensel bir hümanisttir.
• Kör Milliyetçi: Politik metinlerinde (Bir Yazarın Günlüğü, Puşkin Konuşması) ise sadece kendi ırkını (Slavları) üstün gören, sınırları dar, öfke dolu bir ideologdur.
2. Türk ve İslam Algısı
• Asya ve Doğu'yu "Barbarlık" Olarak Görmesi: Dostoyevski'ye göre Asya ve Doğu bir barbarlar yurdudur ve bu barbarlığın lideri de Osmanlı Devleti'dir.
• Gazete haberlerine dayalı önyargı: Hayatında hiç İstanbul'u görmemiş ve hiçbir Türk ile doğrudan bağ kurmamıştır. Türkler hakkındaki vahşi, acımasız ve karikatürize edilmiş imgelerini, 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) döneminde Rus gazetelerinde çıkan propaganda içerikli asparagas haberlerden devşirmiştir.
• İstanbul Saplantısı (Rusların Kızıl Elması): Rusya'nın tüm insanlığı (kendisine göre Batı ve Rus dünyasını) kurtaracağına inanır. Bunun yegâne yolunu da Bizans'ı yeniden diriltmek, İstanbul'u ele geçirmek ve Ayasofya'ya kutsal haçı yeniden dikmek olarak görür. Yazılarında Türklerin Anadolu'dan sürülmesi ve Müslümanların silah taşımasının yasaklanması gibi radikal fikirleri savunmuştur.
3. Deha ve Şahsiyet Çelişkisi
• Kızılkaya, Dostoyevski'nin kişisel hayatındaki zaaflarına (kumarbazlığı, şehvet düşkünlüğü, borç batağı, kendisini sürgüne gönderen Çar'a övgüler dizmesi) dikkat çekerek onun "edebi kişiliği ne ölçüde büyükse, şahsiyeti ve siyasi fikirleri o denli küçük" bir yazar olduğunu belirtir." (YZ Gemini notları burada bitti.)
*
Dosto'da gördüğümüz bu kişilik parçalanması (disosiyatif kimlik bozukluğu) tam da Raskolnikov tiplemesinin içinde ve romanın bütününde saklı aslında...
Dostoyevski, kendisine biçtiği toplumsal rol adına hümanist, üstün şahsiyet, adaleti sorgulayıp arayan bir portre iken, gerçek Dosto, ırkçı, faşist, İslam ve Müslüman nefretiyle taşmış, kişisel zaaf karakter düşkünü biri. Doğrusu bir edebiyatçı olarak tiyatro oynama kabiliyeti de iyiymiş!
Yukarıda paylaştığım bilgileri bir kaç romanını okumadan önce öğrenmiş olsaydım, o romanları da okumazdım.(Ki, Suç ve Ceza'yı her elime alışımda okuyamadığımı, sonunda seslisinden tamamladığımı daha önce burada yazdığımı hatırlıyorum.)
Dünya edebiyatından ağırlıklı olarak Rus kalemler okumuş biri olarak, iyi ki belli bir dönüm noktasında "bu kitap bana ne katacak, ne kattı?" sorularını sormadan okumadığım için zaman kaybım az oldu.
İki zıt kişiliği bir arada nasıl taşıyabilmiş, nasıl bir ruh hastalığı bu...
Yakın tarihimiz kendisini çok üstün insan gibi pazarlayanların, bizi aldatanların çöplüğü diyerek noktalamış olayım.
(*) Muhsin Kızılkaya'nın, Dostoyevski için edebiyatın peygamberi tanımlamasını abartılı bir dil sürçmesi olarak görmekteyim.