Babam denizi çok severdi. Sık sık bizi götürürdü. Gece bile Çiftekayalar'da denize girdiğini hatırlarım. Ben gece ürkerim denizden... Durgun sulardan gündüzleri de...
Cömertti babam.
Yakın ailelerle denize gittiğimizde pahalı gıdaları o alırdı. Bir kaç aile, biz çocuklara gün doğardı...Karpuzlar denizde soğurdu.
Ah o yosun kokuları yok mu...
İçimde garip bir heyecan sebebiydi...
Bazı geceler, "eserdi" haydi Üsküdar'dan ver elini Kanlıca'ya yoğurt yemeğe...
Pudra şekerli olması önemli bir özelliği idi...
Deniz pırıl pırıl, gemilerin ve aya aşık yıldızların ışık cümbüşü...
Ve o dalgaların, söz dinlemez, kendi başına buyruk, asi coşkunlukları...
Oldum olası, doğup büyüdüğüm Üsküdar ile Beykoz arasına özel bir sevgim olmuştur.
Bizim çocukluğumuzda "bostanlar" vardı. Doğal insanlar eliyle yetişen o doğal toprak kokan domates, marul ve maydanozlar ilk aklımda kalanlar.
Denizden bostana...
Gençlikten, ihtiyarlığa...
Deniz artık çok uzak bir hayal, ömür sayfalarımın çok gerisinde...
Babam çok genç gitmişti...
Neyse ki denizi olan tarihi Karacaahmet'te...
Annemle görüştüler mi acaba?
Az bekletmedi hani annem de babamı... (Durun hesaplayıp gelip devam edeyim)
Adamcağız 36 sene beklemiş annemi, az buz değil!
Allah'ım!
Onları orada ayrı düşürme, çok severlerdi birbirlerini.
Hepimizi cennetlerinde- ateşe düşmeden- buluştur Allah'ım. Amin.
