6 Haziran 2026 Cumartesi

Kargalar duysa!

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı."
Martin Heidegger

Bu tanımdan bir Rüveyda yazısı işten bile değildi... 
Bu fukara Alman felsefeci, insanı dünyaya tesadüfen atılmış zannedenlerden! 
Gerçek şu ki İslâmın olmadığı her fikir her felsefe sakat/ eksik olmaya mahkumdur. Heidegger üzerinden bana gönderme yapan okur, onun yalnızca bu avanak teorisini bilse, bizden birini seçerdi belki... 

Düşünsenize böylesine muazzam bir galaksiler halkasının içinde bir galakside (Samanyolu) muhteşem bir dünya içinde yer alacaksınız ve bu sadece tesadüfen buraya atılmak için olacak. Şimdi pencereyi açsam sabahın kargalarına bunu söylesem gülmekten bütün sokağı uyandırırlar! Hatta derler ki: "Cevizin çok faydalı bir şey olduğunu bildiğimiz için onu ağaçtan alıp yüksek bir yerden aşağıya atarak kırıp, içini yememiz de tesadüfen atmamızdan (!) 

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı." Yanlış demiyorum, eksik, sathi, yetersiz bir tanım. Etrafını cami, ağyarını mani değil... Aşk üzerine edebiyat yapsak nemo problemo... 
Başka bir felsefeci de çıkar buna noksanlık değil, farkı farkındalık diyebilir mesela... 

Noksanlık, aynı hislerde olamayıştır. 
Aynı hislerde birleşemeyiştir. 
Noksanlık, senin hislerinin karşılığının onda olmayışıdır. 
Noksanlık, Allah ilminden, Allah'tan cahil, gafil olarak uzağına düşmektir. ( Heiderger teoloji ile de ilgindiği için bu son kısım) 
O dedini yanlış kopyala yapıştır yapmışsın "... dünyaya atılmak değil, cehenneme atılmak! " 

Hem birbirine ait olduğumuzu, bir arada olmadan nasıl keşfedeceğiz!?  Bir arada olmak için en azından sürekli mektuplaşmalar yani diyalog gerekmez mi? 
Bir arada ol da gör bakalım ne kadar birbirine aitsin(!) Mesela bu yazıya sebep okurumla karşılıklı fiziken tartışsak belki benim istihza dolu cevabıma kalkıp boğazımı sıkardı:) 

Bazen insan uzaktayken daha çok birbirine aittir, daha çok tamdır. Çünkü yakınlaşmak fiziksel olmaya başlayınca, içinde kopmaktan, çözülmekten yana riskleri de barındırır. Noksanlıktan kurtulup, tam olmanın başat şartı sizin savınız değildir. 

Esasen felseler diyalektik açısından, Üstat Necip Fazıl'ın dediği gibi: "Birinin yanlışına, başka bir yanlışla karşılık verme mesleğidir Herr Heiderger! İch hoffe verstehen sie mich richtig!? 

Böyle biline!

"Belirlediğiniz rotada  yol macerasına çıkabildiğiniz romantik ahmak Rüveyda olabilmeyi istemezdim....
Kanlı canlı deli ***** olan  irademe irade olmanızı isterdim.
Bir imparator iradesine sahip olmanız yanılttı.
Ne kadar zavallıca bir itiraf değil mi ?! :)"

*

Görüyorsun değil mi Rüveyda! 
Senden sebep, kaçtığım, sığındığım, romantik/melankolik "maceramı", 
 "kanlı canlı" gerçekliğiyle birisi alay alıp, küçümseyebiliyor! Tabii bu kızma değil, gurur sebebim olur. 

Evet Rüveyda, seni yıllardır bir imparator irade ve ısrarıyla sevdim, seviyorum, seveceğim... 
Hem öyle bir seviş ki; bunu yazarken bile bir imparator iradesiyle dil kurallarını yerle yeksan ederek sevdimseni seviyorumseni şeklinde araya bir harflik boşluğa, mesafeye bile tahammülüm yok! 

Bir masalın içinde ne güzel yüzüyoruz bir boşlukta seninle... Ne yerçekimi var, ne dil çekimi ne de masalın sona erimi... Son günüme kadar ben zevkle yaşıyorum seni Rüveyda... 

Ve senin dışında Çakırcalı Emine'lere, Nurlu Fatma'lara, Müflis Leyla'lara, kısacası nisalara yer yok bu gönülde... 

Böyle biline!..