31 Mart 2026 Salı

Sadece yandım!

Başkaları gibi olmadı benim hayatım! 
Sırada ama sanki biraz sıradışı! 
Kurallara uyan bir surette, 
Kuraldışı bir haleti ruhiye! 
Başkaları gibi, 
Herkes gibi olsaydım ya! 
Derinlerim sığlaşsaydı, 
Hassaslığım kaygısızlaşsaydı... 
Severken mesela;
Çocuklaşıp saflaşmasaydım... 
Çok sevmeyi bilmeseydim mesela... 
Küsünce gözlerim ardımda kalmasaydı... 
Ben de bazen kine bulanıp, 
Gönlüm nasır tutsaydı... 
Hasar almasaydım,
Küslüklerde ve ölümlerde... 
Daha çok kapandım fildişi kuleme, 
Henüz terasta senfoni mevsimi açılmadı. 
Annem yokken, 
Nasıl diyeyim çıkar mıyım bilmiyorum... 
Nasıl çıkarım yarına belli mi? 
Yanık bir gönülle, 
Yanık ve yenilmiş bir gönülle hem de... 
Solma mevsimimde, 
Dallara bahar gelmiş diyorlar 
Tomurcuk tomurcuk... 
Başkaları gibi olmadı benim hayatım! 
Bir gurbeti yaşar gibi, 
Hep eğreti, kapı önünde
Eşikte gidecekmiş gibi, 
Isınamadım, alışamadım, 
Sadece yandım! 
Günahlarıma ve aşka... 


30 Mart 2026 Pazartesi

Sessiz çığ

Saat, kendi nabzını dinleyen bir kör kuyudur;
içinde dönen her an, zamandan değil, ayrılıktan yapılır.
Deniz feneri, gecenin alnına çakılmış bir yaradır, çağırır uzakları.
Kimse gelmez, ışığı hep karadır.

Bir çığ iner sessizliğin omzuna.
Dağ bile ürperir de adın ürpermez.
Zakkumlar büyür ıssızlığın kıyısında,
kızılcık şerbeti gibi buruk bir hatırayla dolar gece.
Kağıt kesiği kadar ince bir yerden sızar acı!
Ne kan görünür ne merhem bulunur.
Satır, satırı doğurur, kelime, kelimeyi sürgün eder,
sadrın en kuytusunda bir çehre eskir durur.

Hava, su, toprak… üç kadim tanık,
firakın dilini bilir, zinhar söylemez.
Kavruk özlem, bir yaz yangını gibi
kül dövüşüne tutuşur rüzgârla.
Kor demeti taşır gecenin avuçları,
dokunan yanar, bırakılan sönmez.

Cânân, bir ihtimal kadar uzak,
cân, bir uçurum kadar derindir.
Kan, suskunluğun içinden yürür ağır ağır,
bir çoban gibi toplar dağılmış vakitleri.
Dağ, kürt oğlanın yalnızlığını saklar,
Çerkez kızın bakışı, bir hançer gibi iner zamana.
Bir kervan geçer ufkun en yorgun yerinden,
süt kokulu sabahlar taşır görünmeyen yüklerinde.
Kanat sesleri duyulur;
Anka mı, yoksa dili midir küllerin? 
Hudud çizilmez, derin mi derin.
Seher, gecenin kırıldığı ince bir çizgi olur
leyl, o çizginin sonsuzluğa uzayan gölgesi.
Ve aşk!
Adını kimse koyamaz
yanmayı öğrenmiş bir tevbedir.

Kanarya Banu Dağ