29 Ekim 2026 Perşembe

Kıskançlık üzerine kısa bir cevap

Soru :"Murat Mesut'un eşi olsa nasıl kıskanırdı?" şeklinde gelince, basitleştirerek kısadan cevaplamak isterim. 

• Kıskançlık nedir? 
• Övülen ve yerilen kıskançlık
• Kıskançlık türleri ve hased ilişkisi. 
Gibi üst başlıklar etrafında mini kitapçık (risale) yazılır ve yazmışlardır. Bazı kalın ciltli eserlerde de ayrı bir bab açılıp detaylı incelenmiştir. 

Mühür Gözlüm türküsündeki gibi hastalıklı bir kıskançlık değil! "Seni doğuran anandan" (Mübalağa sanatı) Bu türden bir kıskançlıkta sevgi-saygı güven kısa zamanda ölür ve bunu hiç bir normal kadın/erkek yaşamak/yaşatmak istemez. 
Karşı tarafı bunalıma itip, birlikteliği uçuruma atarsınız. 

Kıskançlığın sınırlarını aşmadan kıskansanız da günümüzde anlaşılası değil! (Zaten kastettiğim mânâdaki bir kıskançlığı günümüz kadınları şiddetle reddediyor ve öyle bir ilişkiye şans vermiyorlar! Sınırsız özgürlüğe zinhar gelenekçi bir kıskançlık pranga vuramaz!) 

Net anlaşılması için örneklendirirsem: Murat Mesut, eşinin poz poz fotoğraflarının internet ortamında dolaşımına kesinlikle razı olmazdı. Hele o öpücüklü mucuklu pozlar!.. 
Ne diye yaban gözler bana ait olanı diledikleri zaman, diledikleri kadar izleyip, incelesin ki... 
"Ne güzel gözleri, dudakları var" diye iç geçirişlerini düşünmesi bile, kocaman bir mutsuzluk/huzursuzluk sebebi olmalı. 
Yalnızca profil fotoğrafından örnekledim, varın gerisini siz kıyaslayın! 

Nasıl yani mi dediniz: Bana ait olan (kadının) gözbebekleri yabancı biriyle konuşması gerekiyorsa; yere, sağa-sola baksın ama karşı göze değmesin. 
Konuşmak dedik; işve, naz, kahkaha, (mimikler) yalnızca bizbize olunca... 

Hele oyuncuların yaşamları... Oraya hiç girmeyelim! 2saat önce eşin rol gereği başkasıyla... Neyse, sinir bozucu bir konu! 

Böyle biri olunca da haliyle zor adam yaftası ile ödüllendirilirsiniz.(!) 

Seni ben göreyim,ben izleyeyim, fotoğraflarını ben çekeyim, ben beğeneyim, ben bileyim, ben öveyim. 
Bu, sana yetmiyorsa, zaten görünmeyen kocaman bir eksiklik, yarım kalış var demektir... 
Biz birbirimize yetmiyor, tamamlayamıyorsak, fantazilerimizi doyuramıyorsak, boşluklar büyüyorsa... 
Orada birliktelik gibi görünen iki kişilik yalnızlık var demektir ki, sonun başlangıcı... 

Konuyu, görüşümü desteklemek, beslemek adına dini kaynaklardan, düşünür/uzmanlardan iktibas yapmadım, çünkü düşüncesizce/bilgisizce yapılan itiraz, kişi için manevi kayba sebep olur/uz...

Son cümle: Kadın için en hayırlı şey, mecbur kalmadıkça görmemesi ve görünmemesidir, der ait olduğumuz medeniyet. 

Not: Çok ekstrem bir şey gelirse aşağıya ekleyebilirim. Soru 1 haftadır cevaplamayı bekliyordu, gecikme için özür diliyorum. 


28 Ekim 2026 Çarşamba

KİMSE AYNI KALMIYOR

Bir gün dost dediğin insanın avucuna bakıyorsun.
El değil.
Rüzgâr.
Tutmaya uzandığında çoktan başka bir mevsime göçmüş.
Çok geç anlıyorsun, yakınlık mesafeyle ölçülmüyormuş. 
Bazı insanlar göğüs kafesinin içinde bile gurbet.
Ben, en çok "biz" derken yalnız kaldım.
...
Çocukken hürriyeti gökyüzü sanırdım.
Büyüyünce öğrendim:
İnsan bazen kendi nefsinin boynuna taktığı tasmayı kolye diye seviyor.
...
Annem, "İlkelerini kaybetme." derdi.
Şimdi vitrinde etiketi değiştirilmiş ilkeler görüyorum.
İndirimde vicdanlar.
İki alana nice kul hakkı bedava!
...
Vefa, eski bir semtin yıkılmış çeşmesi gibi.
Suyu çekilmiş.
Önünden geçen herkes susuzluğunu başka yerde unutuyor.
Cefa ise inatçı bir sarmaşık.
Kapıyı çalmıyor.
Ah hırsız! Evin içine kadar büyüyor.
...
Eşya...
Ne tuhaf.
Bir sandalye, üzerine oturanlardan daha sadık çıktı.
Bir fincan benden daha uzun süre sakladı annemin dudak izini.
İnsanlar unutmayı öğrendi.
Eşyalar beklemeyi.
...
İnsi de gördüm.
Cinni de.
En çok da ikisinin aynı bedende oturduğu zamanlardan korktum.
Çünkü kötülük, her zaman bağırarak gelmiyor.
Bazen çok nazik konuşuyor.
...
Bir nida var içimde.
Kimse duymuyor.
Belki de kalbin sesi kulakların anlayacağı bir dil değildir.
...
Beşikle mezar arasında bize ömür dedikleri şey,
bir avuç emanetle bir avuç pişmanlığın aynı cebe konulmasından ibaret.
Ve ben,
her sabah kendimi yeniden toplamaktan yoruldum.
Akşam olunca da
eksildiğim yerleri yıldız sananlara gülümsemekten.

Kanarya Banu Dağ