Onun hayatını nasıl olsa internet üzerinden uzun uzun okuyup öğrenebilirsiniz. Ben en çarpıcı kesitleri buraya alacağım.
Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin (kuddise sirruh) en seçkin halifelerindendir.
Mustafa Devati Hazretleri (kuddise sirruh) tasavvuf yoluna girmeden önce rüyasında kendisini yanarken gördüğünü ve "Âlemde bir mürşid-i kâmil bulamadım ki benim derdime derman olsun" diye üzüldüğünü belirtir.
Rüyasında, Resulullah Efendimiz'in (sav) imamlığında gece namazı kıldığı bir mecliste, Efendimizin (sav) kendisine şöyle buyurduğunu:
"Senin derdine derman ve ulu Mevla'ya vuslatına çare Üsküdarlı Ahmed Efendi'ndendir. (ks) ".
Bu işaret üzerine Mustafa Devati hz. Üsküdar Hüdâyî Âsitânesi'nde bulunan Muk'ad Ahmed Efendi'ye (ks) intisap etmiştir.
Kendi eseri olan Tuhfetü's-sûfiyyîn (*) adlı kitabında manevi hallerini anlatan Mustafa Devati Hazretleri, bir manevi açılış anını-rüya değil- şu şekilde nakleder:
"Orada âlem bana açıldı ve Kabe-i Mutahhara önüme geldi. Altın oluğun altında Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) oturmuşlardı. O anda elime bir kitap verip buyurdular ki: 'Makamından ayrılma!' ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v. gelip o kitaptan fakire ilmi ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim."
Mustafa Devati Hazretleri, mürşidi Muk'ad Ahmed Efendi'nin kendisine seyr-u süluk hırkasını ve irşad anahtarını teslim ettiği o manevi anı anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tarikatın piri Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin (ks) ruhaniyetlerinin orada hazır bulunduğunu belirtir.
O esnada kendilerine hitaben şu müjde verilmiştir:
"Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdâyî ile Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhaniyetleri gelip: 'Bundan sonra bu kapıda her kim mânâ talep ederse cevap bulacaktır.' deyip emaneti teslim eylediler. Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum."
Bizlere de ancak onları kabirlerinde ziyaret ve fatiha okumak nasip oldu. Ümit ederiz ki o mânâ pınarından biz mücrimlere de serpeler.
Ruhlarına fatiha hediye edelim.
(*) Kitabı ısmarladım. İşte yine bilmek (çaba) ve anlamak (nasip) farkı...
Onca yıldır giderim, kitabı nasipse yeni okuyacağım.