Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2026 Salı

Üsküdar notları 4

Onun hayatını nasıl olsa internet üzerinden uzun uzun okuyup öğrenebilirsiniz. Ben en çarpıcı kesitleri buraya alacağım. 

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin (kuddise sirruh) en seçkin halifelerindendir. 

Mustafa Devati Hazretleri (kuddise sirruh) tasavvuf yoluna girmeden önce rüyasında kendisini yanarken gördüğünü ve "Âlemde bir mürşid-i kâmil bulamadım ki benim derdime derman olsun" diye üzüldüğünü belirtir.

Rüyasında, Resulullah Efendimiz'in (sav) imamlığında gece namazı kıldığı bir mecliste, Efendimizin (sav) kendisine şöyle buyurduğunu: 
"Senin derdine derman ve ulu Mevla'ya vuslatına çare Üsküdarlı Ahmed Efendi'ndendir. (ks) ".

Bu işaret üzerine Mustafa Devati hz. Üsküdar Hüdâyî Âsitânesi'nde bulunan Muk'ad Ahmed Efendi'ye (ks) intisap etmiştir.

Kendi eseri olan Tuhfetü's-sûfiyyîn (*) adlı kitabında manevi hallerini anlatan Mustafa Devati Hazretleri, bir manevi açılış anını-rüya değil- şu şekilde nakleder:

"Orada âlem bana açıldı ve Kabe-i Mutahhara önüme geldi. Altın oluğun altında Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) oturmuşlardı. O anda elime bir kitap verip buyurdular ki: 'Makamından ayrılma!' ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v. gelip o kitaptan fakire ilmi ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim."

Mustafa Devati Hazretleri, mürşidi Muk'ad Ahmed Efendi'nin kendisine seyr-u süluk hırkasını ve irşad anahtarını teslim ettiği o manevi anı anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tarikatın piri Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin (ks) ruhaniyetlerinin orada hazır bulunduğunu belirtir. 
O esnada kendilerine hitaben şu müjde verilmiştir:

"Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdâyî ile Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhaniyetleri gelip: 'Bundan sonra bu kapıda her kim mânâ talep ederse cevap bulacaktır.' deyip emaneti teslim eylediler. Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum."

Bizlere de ancak onları kabirlerinde ziyaret ve fatiha okumak nasip oldu. Ümit ederiz ki o mânâ pınarından biz mücrimlere de serpeler. 

Ruhlarına fatiha hediye edelim. 

(*) Kitabı ısmarladım. İşte yine bilmek (çaba) ve anlamak (nasip) farkı...
Onca yıldır giderim, kitabı nasipse yeni okuyacağım.

12 Ekim 2026 Pazartesi

Üsküdar notları 3

Üsküdar'da, eski olmayan bir yapıda, küçük bir dairem olmalıydı.
Özledim seni şehir dedikçe içim, koşup gelmeli, günlerce kalıp, İstanbul'u gezmeliydim. 
Paşalimanı, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca'ya kadar olan semtlerden birinde olabilirdi. E sahil şeridinde denizi de gören bir yer olsaydı, olmuşken... 

Şehirlerin, yoğunluğu semtlere taksim sinmiş ruhları vardır. Bazıları ruhunuza öyle iyi gelir ki...ya da tersi... Çoğu kez insan bunun farkında olmaz. 

İnsandan huy, şehirlerin semtlerinden ruh geçişi vardır.

Baskın olan, edilgen/zayıf olana sirayet eder. 

Nasıl ki  uzun süre sahipleri ile birlikte yaşayan ev hayvanları ile sahipleri birbirlerine benzemeye başlıyorlarsa, şehirlerdeki insanlar da yaşadıkları şehre benzemeye başlarlar. Tek farkla ki iyiler iyi semtlerin ruhunu kötü mizaçlılarsa kötü semtlerin zulmetini yansıtırlar.

Üsküdar gezimde ikindi ezanını -gelmeden önce olmazsa olmazlarımdan- beklerken bir melekle karşılaştım... 

Camii avlusunda, şadırvanın solmuş yazılarını altın sarısıyla tekrar yazanları izlerken, 10-12 yaşları arasında bir kız çocuğu, yakınımdaki kadınlara elindekini göstererek bir şeyler söyledi. Onlar almayınca beni geçip başka insanların yanına gitti. 

Yine o insanlarda almayınca dayanamadım çocuğun yanına gittim. Geldiğim taraftakileri işaret ederek onlardan sonra bunu satmak için neden benim yanıma da gelmedin dedim. "Aslında gelirdim amca ama o kadın...(duraksadı, ben ee deyince) beni tersleyince uzaklaştım oradan!"dedi. 
Bunu söylerken sesi öyle bir ağlamaklı olmuştu ki, belli ki gururu  kırılmış, çok incinmişti. 

Halinde yaşından büyük bir vakar vardı. "Nerelisin?"dedim "Filistin, Gazze" dedi, burada okula başlamış çok iyi Türkçesi vardı annem hâlâ Türkçe bilmiyor dedi. 

Ev yapımı reçel satıyordu. Onun üzüntüsünü gidermeye çalışarak ayrıldım. 

Suriyeli de olabilirdi.Filistinli Gazze'li de olmayabilirdi bunun hiç önemi yok. 

Tabii kadınlara neden kızı terslediniz diye soracak halim yoktu. Onlar benim doğruca o meleğe gittiğimi zaten gördüler! 

Vedduha suresi geldi aklıma: 
10.ayeti meali:

"El açıp isteyeni de sakın azarlama!"

Son  dakika notu: Önceki Üsküdar 2'de bahsettiğim Sığınağım Yardım Derneği'ne sevgili okurlarım da göndermeye başlamış. Hatta dekont göndereniniz bile var. Bir güzelliğe birbirimize sebep olarak ortak olmak mutluluk verici. Allah razı olsun. 




11 Ekim 2026 Pazar

Üsküdar notları 2

Doğup büyüdüğüm yer... 
Oraya ait olduğum demek ki her halimden belli; iki kişiye adres tarifi bilem yaptım:) 

Birçok sivil toplum kuruluşlarının ortak düzenliği harika bir Filistin etkinliğinin içinde buldum kendimi... 
Kermesten tatlımı yedim, çayımı içtim. 
İnsan parasının hayra katıldığını görünce mutlu oluyor. 
 

    Kitapların sunulduğu sergiden









Üsküdar notları 1

Malumunuz, bayramda uzun kuyruklar vardı, eşiğini ziyaretle dönmüş, içeri girememiştik. 

Dün çok şükür nasip oldu ve ilginç başladı. Dakika bir gol bir derler ya... Böyle ziyaretleri yalnız yapmayı daha çok seviyorum, riya tehlikesi az oluyor. Daha bir kendim oluyorum. 

Hüdai Hazretlerinin kuddise sirruhu, merdivenlerden daha yeni birkaç basamak çıktım karşımda zayıf sarıklı cübbeli yaşlıca ama çevik birisi belirdi: 
"Tanıdığın kanser hastası var mı? " dedi 
Hüdai Hazretlerine odaklandığım  kavuşma heyecanı ile "yok" dedim "niçin sordunuz demek aklıma gelmedi sonra o kişiyi bir daha göremedim! Benden başka kimseye de sorarken görmedim zaten çok ani oldu her şey... 


9 Ekim 2026 Cuma

Herkesin verebileceği bir şeyler vardır

Hayatta herkesin verebileceği bir şeyler vardır;
Vermek için ille de zengin olmak, 
Verilecek şeyin ille de para olması gerekmez!.. 
Maddiyat kişinin gücü nispetindedir. 
Para, eşya veremiyorsun diye, kenara çekilemezsin!
En fakir insanın bile verebileceği bir şeyler vardır;
Şefkat verebilirsin, 
Saygın davranabilirsin, 
Önem verdiğini, 
Sevdiğini ifade edip, 
İlgi gösterebilirsin. 
Bir telefon açıp 10 dakikacık hal-hatırla gönül almak, iki güzel cümle kurmak, moral vermek en kolay insancıl pratiklerdendir. 
Ve bunlar paradan daha değerlidir. 
Bunu da yapmıyorsan, 
Yeryüzündeki en cimri fukara sensin demektir! 



28 Ağustos 2026 Cuma

Büyük iş

Bildim seni! 
Cahilin olarak!.. 
Marifetullah diye bir kavram duyduk, lakin kaç perdesi var daha onu bilemedik. 
Şairin:"Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!" dediği noktaya dahi varamamışken... 
İnsan niçin merak etmez Yaradanını!? 
Nefsimizin yetmiş şeytan gücünde olmasından mı? 
Şeytanın vesveselerine fazla kulak kabartmaktan mı? 
Bir yanımız masum bir çocuk, bir yanımız şaşkın bir kuduruk! 
Ve kalp... 
Öyle acaip bir letaif ki, 
40 gün aralıksız günahsız yaşayıp, ay gibi, ayna gibi parlatsan, 41.gün günahın gölgesinde bir lahza dursan, kalbindeki lekeyi kendin bile görüp, fark edersin... 
Tuhaftır insan! 
Cehenneme inanır da düşmemek için çabanın son sınırında sakınmaz! 
Cennete gitmek biricik arzusudur ama gayretten yana habire nefs ve şeytan taşına takılıp, tökezlenir. 
İşte dünyadaki imtihanın genel çerçevesi de böyle oluyor. Buna da "büyük cihad" denilmiştir. Savaş meydanından 70 kat daha zorlu. 
Savaş meydanındaki biter ama bu son nefese kadar sürer. 
İçinde sende bir sen. Atsan atamazsın. İnatçı, istediği olana kadar vazgeçmez. 
Velhasıl Allah'a kul olmak büyük iş... 


27 Ağustos 2026 Perşembe

Şiir niyetiyle açmıştım ki

Hiç bir canlıyla alay etmek asla aklıma gelmez. 
Hor ve küçük görmem. 
Kibrin zerresine düşmekten ödüm patlar. Kibir konusunda özellikle kendimi çok kontrol ederim. 

Yalan dilimden, yalancı benden uzak olsun! 

İftiraya uğramaktan, hasta olup insanlara yük olmaktan, ahirette rezil olmaktan, Allah'ın gazabına uğramaktan, imansız ölmekten çok korkar ve Allah'a sığınırım. Yanlış anlaşılmak da sevimsiz bir durum. 

En sevilen Peygambere ümmet oluşuma, ehli sünnet ve iman nimetine, salih rüyalara güvenip rehavete kapılmam. Bilirim ki nefs ve şeytan pusudadır. Enaniyet insana kaybettirir. Ki şeytana kaybettirdi. O alim ve abid oluşuna çok güvenmişti. 

Nankörce bir iç geçiriş, haddi aşmış bir fiil, Allah'ı (öfkelendirebilir) gazaplandırabilir. Emin olmak yok. Son nefeste, melekler iyi, güzel gelip gideceğim yeri görene dek (cennet) emin olmak yok. 

Her daim korku (havf) ve ümit (reca) arasında, ümide az daha yakın... 

Zikirse dildeki tespih sayılarından, kalbin her fillde ve sonra sakin (eylemsiz) halinde bile Allah'tan gafil olmama hali...Öyle ki, uyku arasında bile nüfus etsin. 

Ve arifin dediği gibi:
Allah hakikaten var. 
Ve her yarattığının her halinden, içinden geçenlere kadar her an, aynı anda haberdar (habir). Buna çokça şahit oldu bu mücrim. (Önemli dualarımı sadece kalben söylerim ki şeytan duyup rüyamı ifsat edemesin.) 

"Rahmeti gazabını geçmiş Allah'a" sonsuz zerreler adedince şükürler olsun... 

Not: Küçük sevinçlerim var benim başlığı altında güya şiirimsi yazacaktım, yine kontrol benden  gitti bu yazı ortaya çıktı. 

24 Ağustos 2026 Pazartesi

Bugün sevinin sevindirin!

 

Siyer bilgimiz Sevgili Peygamberimizin (sav) 20 Nisan'da doğduğu... 

11 Rebiülevvel 1448

Şimdi niçin Ağustos ayında kutluyoruz? Ay takviminde 11 günlük önce geliş, ki bunu her yıl ramazanı şeriften biliyoruz, kameri (hicri) aylar, güneş (miladi) takvime göre yıl bazında 11 günlük kısa oluş sebebi ile ve güzel bir hikmet neticesinde Kadir gecesi gibi yılın her ayı, günü şereflendirilip sevindirilmiş oluyor. 

Aşık değilim ki aşkla hasretimi yazayım. Mücrim, mahcup ve mahzun olarak; Annem babam canım malım uğruna feda olsun Ey Kainatın Övüncü Efendim. Sallahu aleyhi ve sellem... 



30 Temmuz 2026 Perşembe

Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu. 



27 Haziran 2026 Cumartesi

Geçip gidiyoruz!

Bilmiyoruz! 
Ne, bilmediğimizi bilmiyoruz! 
Ne bilmemiz gerektiğini de!.. 
Bilmenin bu kavislerini hiç dert edinmiyoruz! 
Bakmadan, anlamadan geçip gidiyoruz! 
Hani hayvanlardan farkımız vardı!? 

22:39
Bu ziyaretleri görmek, sorumluluk yüklüyor! Önemsiz bir fukarayım. Kelimelerle oynayıp kendimi avutuyorum... 

- Evet Din ve Kitaplar etiketlerini yeni ekledim. Vakit buldukça eskiye doğru gezinip ekliyorum. 


20 Haziran 2026 Cumartesi

Her kalp içindekini sızdırırmış

Senin ay gibi tebessümün her geceyi bayram eder Sevgili... 
Gül yüz Sendedir. 
Gönüller seninle şenlenir... 
Avuçlarından taşar gülistanın kokusu... 
Sana uğramayan yollar yol değil... 
Sana râm olmayan hayat, hayat değil... 
Seni bilmeyen bilim, bilim değil... 
Rüyalar seni bekler, 
Günler seni özler... 
Ancak Seni gören gözler bayram eder... 
Hergüne bir başka güzelsin... 
Benim canım Peygamberimsin... 

       Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed... 

 

8 Mayıs 2026 Cuma

Kalbi benzeşme

“İsrâiloğulları günahlara daldıklarında, âlimleri onları nehyettiyse de onlar işledikleri günahları terketmediler. 
Bu defa âlimleri de onlarla birlikte oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ da onların kalblerini birbirine benzetti. Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle onlara lânet etti. Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyle idi.” (Tirmiz) 

  • Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Açıktan işlenen günah ve kötülüklere engel olmak, yöneticilerin ve âlimlerin görevidir.

2. Yöneticiler ve âlimler kötülüğe göz yumar ve onu kendileri de işlerse, toplumun çürümeye ve çöküntüye gidişi hızlanır.

3. Kötülüğe ses çıkarmamak, kötülüğü teşvik ve yayılmasına vesile olmaktır.

4. Kötülükleri ortadan kaldırmak sadece sözle veya kalben buğz etmekle mümkün olmaz. Elle de müdahale şarttır, zulmü mutlaka önlemek gerekir. Bu yapıyı teşekkül ettirmek, müslümanlar için bir vecibedir.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları / İslâm ve insan

*


Osmanlı'da ve önceki İslam devletlerinde bu görevi ifa için muhtesipler ve hisbe teşkilatları vardı. Emirler ve alimleri de bu grupta sayabiliriz. 

Bunu şunun için belirtiyorum; hele şu zamanda, kişinin evladına sözünü geçiremediği zamanda, yarım yamalak bilgiyle iyiliği tavsiye, kötülükten sakındırma konusunda fiili bir mecburiyet yoktur. Hele ki yan baktın cinayetlerinin çokça işlendiği günümüzde...(Ayrıca nerede o Rabbinin yoluna güzel söz, tavır ve hikmetle davet edenler! Vasıfsız elemanlarız.) 

Bu makalede altını çizmek istediğim konu; kalben benzeşmek... 

Kötü, şerli, açıktan günaha devam eden fasık, dinde reformcu, bidatçı kalplere meyil ile böyle kimselere benzeme tehlikesi vardır. Çünkü "Kişi arkadaşının dini/yolu üzeredir" Bu, kalp için büyük bela, büyük nifaktır, Allah hepimizi korusun. 

O halde öyle kişileri sevelim ve hayranları olalım ki, "Kişi sevdiği ile beraberdir" müjdesine erişebilelim. 

Bu yazıyı okuyan sen! Yazının konusundan hoşlanmadıysan kendini sorgulamaya başlayabilirsin. Bazen insan aslında -haşa- Allah'tan hoşlanmadığını kendisine konduramaz ama bu dediğim bir turnosol kağıdıdır! 

Allah'a yakın dostlarının yokluğunu da, bahane edemezsin. Öyle bir kervan geçmiş ki bu dünyadan, gitmeden muhteşem kitaplar, eserler bırakmışlar. Onları okumak, onlarla tanışmak demektir. 

Akaid, fıkıh, tasavvuf ve tefsir... Sahih eserler en büyük desteğin, hocalarındır. Yeter ki onlarla samimi gönül bağı kur, bak neler oluyor!.. 


1 Mayıs 2026 Cuma

Gönül bağlamak

Gönül bağlamak... 
O kadar derin, inceler incesi bir mevzu ki... 
Üzerine kitap yazılır... 
Hey! 
Bu birine aşık olmak değil! 
Daha baştan mevzuyu anlamadık! 
Aşık bir karşı cinse tutulur. 
Bir üst basamak, mürşidine...(Fena fiş şeyh) 
Bir üstü (fena fil rasul) Hz. Peygambere (sav)... 
Daha bir üstü Allah azze ve celleye... (Fenafillah)... 

Gönlü bağlamak onlardan farklı! 
Burada ruh yok, nefs var! Hatta şeytan!.. 

"Dünyaya gönül bağlama" derken Şahı Abdülkadir-i Geylani hazretleri (ks) Gunyesinde..Futuhul Gayb'ında... 
İhyasında ayrı bir bab açıp "Dünyanın zemmini" nefis bir tertiple gözlerimizin önünde canlandırırken İmamı Gazzali hazretleri (ks)... 
Dünyaya gönül bağlamanın zararlarından, insanı asıl istikametten, yolculuğun pusulasını şaşırtmasından, ahireti unutturup, umursamaz kılmasından söz ederler... 

Dünyaya ve sefasına bağlı gönül, ölümü çirkin görür ve hatırlatan her şeyden kaçar!.. 

Hatta pekçok ateist/deist sırf ölüm ve sonrası korkusundan ne yazık ve acıdır ki kâfir olmuşlardır! 
Dünya kumuna, arzularına başını gömmekle ölümün onları göremeyeceği yalanı ile bir müddet oyalanırlar... 

Oysa ölüm hiç bir canlıyı unutmaz! Vakti gelince bu gönlünü bağladığı dünyadan çeker alır!.. 
Dünyaya gönlün ne kadar çok bağlıysa, ölüm anı o kadar zor yaşanacaktır. 

Musibetin başı dünya sevgisidir ki insanı bencil, hasis ve çoğu kez merhametsiz, vicdansız yapar. 

Dikkat edin, çok zengin olanların çoğu böyledir! Dini konulardan, ölümü hatırlatan şeylerden köşe bucak kaçar, adeta yok sayarlar ki, ağızlarının tadı, keyifleri kaçmasın! 
O yüzden hep demişimdir; çok zengin olmak istemem, o zaman insan ölmek istemez ve ölüm çok zorlu olur diye... 


20 Mart 2026 Cuma

Yine bir roman denemesi

"Belki de ölmeden önce kendimle barışırım, affederim kendimi..." diye içinden geçirdiği anda gözleri pencereden gözüken gökyüzüne ilişti...
Kaçamak bakışlardı bunlar, biraz ürkek, çokçası mahsun, belki de bir suçlunun yorgun fakat umut dolu bakışlarıydı... 
Sonuçta Kur'anı Kerim, "Allah'tan ümidi ancak kâfirler keser" buyurmakla kalmıyor, "Allah, bütün günahları affeder." ümidi, şefkati ile kullarını kuşatıyordu. 
Kul yeter ki pişmanlığında samimi olsun ve aynı günahlara dönmemek için azimli, kararlı olsun... 
Allah teala, kendisine dönüp, boyun büken, gözyaşı döken nadim kullarının bu tevbekâr hallerine çok sevinir, memnun olurmuş. Bunu da Sevgili Peygamberimiz (sav) ashabına anlatmıştı. 
Son nefese kadar ümit kapısı açık. 

Bunlar aklından geçince, yerinden doğruldu, pencereye yaklaştı, tülün arkasından uzun uzun ve huzurla bulutların şekillerinde anlam aradı... 
Ve kararını verdi; bu bayram sabahı, ilk önce kendisiyle barışıp, bayramlaşacaktı. Annesiz ilk bayramında yapacaktı bunu... 

19 Mart 2026 Perşembe

Zor bir soru!

"Murat Hocam sizden bir istirhamım olacaktı..
Kabul buyurursanız şayet ..
Mübarek gün bu aciz kula şifa olabilirseniz  mutlu kılarsınız biz sözde bilmiş ama teoride  sınıfta kalmış cahil kulunu…
(Herkeste kendini kurtarmanın peşinde)
Şöyle ki yakın bir dostum var bu konuyu kimseyle paylaşamayacak kadar içine kapanık bir dert ki azap kıvrandırıyor…
Ne bilsin elalem dört duvar içini..
O da öyle bi çare suskunluğa gömmüş hislerini…
Ne yapsın bu kadın siz onu tanımazsınız ..
Bir yabancı belki anlar dedim danışayım…
Her konuda engin bilginiz olduğu aşikâr..
Yıllardır takipçinizim…
Fakat bu konuda hiç bir makalenize rastlamadım okumadım…
Ve lütfen fikren hür cüzi iradenizle cevaplamanızı sizden rica ediyorum…
Bir erkeğin gözünden merhamet duyarak değil 
Bir kadının sabrından söz ediyorum…
Üstelik evliliği sevgi üzerine değilse
Kardeşçe bir evde yaşamak doğru mudur?
Dinimiz bunu mu emrediyor…
Bu aciz kulu aydınlatırsanız Mutlu oluruz…
(Hani hocaya soruyu soran kişi ismi lazım değil )
Hah ona işte bu cevabınız…
Günahsa bana da günah öyle değil mi?
Haklarıma ihlâl…"

Estağfurullah...
İtimadınız ve iltifatınız için teşekkür ediyorum. 
Biraz fıkıh, dini bilgim varsa da fetva verecek bir hoca değilim. Kıymayın bana! Çok zor bir soru ve vebali büyük! 
Benzer bir soruyu Sorularla İslâmiyet sitesine bir kadın sormuş. Uzunca şöyle bir cevap vermişler: 


Tabii ki dinimiz karı kocanın kardeşçe yaşamasını emretmez, bilakis bunu zulüm olarak görür. Evlilik, hayatı aynı pencereden, elele, gözgöze, gönül gönüle seyredip, birlikte yaşamak ve konuşarak paylaşmaktır. 

Sizin ve eşinizin yaşını bilmiyorum. 50 üstüyseniz cinsellik zaten hormonel seviye ile orantılı düşecek ama... Cinsellik ille de o son nokta değildir. Ruhsal, dokunsal olarak, ilgide azalma olmadan bir ömür devam edebilir, etmelidir. 
Yaşınız 40'ın altındaysa ve çocuk da yoksa evde eş olması gereken kişiyle kardeş gibi yaşamanın da bir anlamı yok... 

Her zaman söylediğim gibi, cinsellik para gibidir, her şey değildir ama çok şeydir. 
Onsuz evlilik düşünülemez. 
Gençseniz size yazık, yaşınız varsa eşinize de yazık. 

Zannedersem bahsi olmadığına göre şiddet ve çeşitleri yok. Fiziksel ya da psikolojik aşağılama vs. 

Adamlar boşanınca hiç bir yere sığamıyorlar. Kadınlar öyle değil, sosyal hayatları şahane devam ediyor. 

Ömrümün merhametinin çoğaldığı demlerdeyim, (tabii hayatımda hak etmeyen kişilere merhametim sebebiyle çok zarar, keder görmüşlüğüm de olmuştur!) bayramüstü duygusallığım had safhada... 
Benden boşanın diye bir tavsiye beklemeyin. Zaten verdiğim link sorunuzu cevaplıyor.

En iyi fetvayı kalbiniz verecektir... 


16 Ocak 2026 Cuma

Kuzman niyeti!


Size çok önemli, mihenk taşı olacak tarihi bir olayı kısaltarak nakledeceğim. 

Malumunuz Uhud savaşı esnasında  Ashabdan biri “Ya Resûlullah! Şu yiğidi görüyor musun ne kahramanca savaşıyor! O senin halanın oğlu Abdullah’tır” deyince, Hazreti Peygamber (sav), “İnşallah o cennetliktir” diye buyurur.

Sahabe meydanın diğer tarafına bakar. Bu defa başkası, “Ya Resulallah, şu da Hâris’in oğlu Kuzman’dır. Dokuz müşriki yere sermiş ve yaralı halde hâlâ çarpışıyor. Bu ne yiğitçe bir vuruşmadır ey Allah’ın Resulü” derler. Fakat Peygamberin mübarek yüzünün rengi değişir, kaşlarını çatarak “O cehennemliktir” diye cevap verir!..

Sahabe, Hazreti Peygamberin bu sözlerinin hikmetini anlamadıkları için bir hayli şaşırır. Savaşın sonunda, İbni Katade ağır yaralı haldeki Kuzman’ın yanına vardığında “Ey Kuzman, sana müjdeler olsun. Bu meydanda Allah ve Resulü uğrunda kılıç sallayıp vuruştun, ne mutlu sana, eğer ölürsen inşallah cennetlik olacaksın” sözleriyle onu müjdeler.

Fakat Kuzman, o vakte kadar kalbinde sakladığı niyetini şu sözlerle açığa çıkarır: “Ey İbn-i Katâde, beni buraya getiren ne Allah’ın dini ne de Muhammed’in (sav) şerefiydi; Ben buraya sadece Medine’nin hurmalıklarını savunup korumak için gelmiştim” der. Bir de savaşa gitmiyor diye kadınlar Kuzman'a;"Senin bizden farkın ne?" demeleri gururuna dokunmuştu. 

Nihayet o çok ağır yaralı durumda çektiği acılara dayanamayan Kuzman bir ok alıp kendi kalbine saplayarak intihar eder! 

Allah’ın, açığa vurulanı da sinelerde gizleneni/niyetleri de bildiği ayetlerde beyân edilir. (Neml/74, Al-i İmrân/29, Kasas/69, Mülk/13-14 )

"Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." hadisini de hatırladıktan sonra...(Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9) 

 Medine'yi/ülkesini kurtarmak için savaşa gelen Kuzman'ların ortak özelliği,şu şekilde özetlenebilir:
"Savaşırım, lider, son padişah olurum. Savaş kazanılınca, idareyi ele geçirip ülke rejimini, yasaları dilediğim gibi değiştirir, Peygambere uyumlu yasaları dönüştürürüm. 
Öyle bir eğitim sistemi temellendiririm ki, benden sonra yüz yıllar da geçse bana ve getirdiğime itaat aynen ben hayattaymışım gibi devam eder! Onların Kuzman'ı, kahramanları olduğum için, beni ve yapıp ettiklerimi sorgulayanlar azınlıkta kalır ve birbirleriyle fikri çatışma içinde yaşarlar! Öyle hale gelirler ki, Peygamberlerinden önce benim getirdiklerimi dikkate alırlar! Beyinlerini çok iyi yıkadığım için, kutsallarına hakaretlerimi bile görecek halleri kalmaz". 

Kıyamete kadar dünya, Abdullah'lar ile Kuzman'ları görecektir. Bir yerde Firavunlar, diğer hak safında Hz. Musa'lar (as) olacaktır. Bunların arasında da Firavun düzeni için çalışan Müslüman kılığındaki kripto münafık Übey b. Selül'ler... 


16 Kasım 2025 Pazar

Ancak Müslüman olarak ölmek için!

Ortaya karışık yani! 
Bizde de Mamdani gibi çok var! 
Hem sosyalist, hem demokrat, hem Müslüman olunabiliyor mu? 

Daha açık ifade ile sonu "ist" li "izm" li biten bir ideoloji/felsefi düşünce ile İslâm yanyana, kolkola, barışık, birleşik, olabiliyor mu? 

Daha da açalım; bir izme bağlı olan kişinin imanı Allah katında onay alıyor mu? 
Mesela darwinizme evrime, maymundan geldiğine inanan biri aynı zamanda Müslüman kalabilir mi? Diğer izmleri, ist'leri buna kıyaslayabilirsiniz! 

Ölürken cennete geçiş vizesi, imanı sahihtir kaşesi alması için, kişi yaşarken nasıl iman etmelidir? 

La ilahe illalah diye Müslüman olurken, işbu (La) ile önce neleri reddediğini, reddetmesinin şart olduğunu biliyor mu? 

Son derece basitleştirerek kısa tuttuğum paylaşımı tek bir ayet meali ile bitiriyorum, tefsirine bakabilirsiniz: 

"....ve ancak Müslümanlar olarak ölün."(Ali imran;102) 

3 Eylül 2025 Çarşamba

Bir Mevlid Kandili'ne daha eriştik

Hz. Peygamber'in (SAV) amca oğlu İbn Abbas şöyle demiştir:

"Resûlullah pazartesi günü dünyaya geldi, ona pazartesi günü peygamberlik verildi, Mekke'den Medine'ye pazartesi günü hicret etti, Medine'ye girişi pazartesi günü oldu. Pazartesi günü de vefat etti."

(İbn Receb el-Hanbelî, Letâifü'l-Maârif)

Allah Resulü (SAV) bir hadis-i şerifinde pazartesi orucunun hikmetini soranlara şöyle buyurmuştu:

"O benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim gündür"

(Müslim, Sıyâm, 36)

Bu gece, Sevgili Peygamberimiz Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) dünyayı teşriflerinin 1500. yıldönümüdür. (Diyanet İşleri Başkanlığı) 

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed... 


Hz Ömer (ra) Efendimizin, Sevgilimiz (sav) için söylediği bu sözün üzerine, bizlere de aşkın, hayranlığın, sadakatin yaşandığı o saadet asrını idrakten acziyet düşüyor. 

İyi ki Allah'ın "Habibi"ne ümmet olma ayrıcağına, bahtiyarlığına erişmek nasibimiz olmuş. Bunun şükründen mahcup olarak, bir Mevlid Kandiline daha eriştik. 

Kandilinizi tebrik ediyorum. Dualarda buluşalım. 

https://youtu.be/_S2nFR2ea4k?si=_u2DXyB2MUIJQ-9A

8 Haziran 2025 Pazar

Dün şehri İstanbul'daydım

Bayramın 2.günü...
Malum bizim henüz unutulmamış güzel adetlerimizdendir. Nasıl ki şehirlerimiz ölümle içiçe kurulmuşsa, yani mezarlıklar şehirden uzakta değillerse, nasıl ki bayramlarda büyüklerin elleri öpülür, gönülleri alınırsa... 
Biz de İstanbul gezimize 750.000m² ile şehrin en büyük tarihi mezarlığıyla başladık. (Tarihte defalarca istimlake uğramasa ülkenin en büyüğü aslında) 
Babam ve annesi oracıkta bekleşiyorlardı. 
Yaşarken mezarlıkları ve ölümü hatırlamaktan kaçınanlara bir gün o kaçtıkları nasıl gelir bilinmez! Ben çok severim mezarlık, kabristan ziyaretlerini. 

İkinci durağımız elbette adetim üzere Sevgili Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerimiz, kuddise sirruhu... 
Aslında bayram gibi özel günleri tercih etmem ziyaret için ama bu defa böyle...
Tahmin edeceğiniz gibi kalabalık... Bunaltmayan, ikaza mahal bırakmayan, sakin, intizamlı bir kalabalık. Bu ziyaret de tamam, yüzümüzde huzur... 

Artık epeydir merak ettiğim Taksim'deki yeni yapılan Taksim camii ve AKM'yi görmek için işte deniz sefası... Nasıl da güzel... Buram buram iyonlar karışık yosun kokusu. Deniz kokusu... 

Cami, otopark, sergi alanı, konferans salonu aş evi ve Dijital İslam Kütüphanesi kompleksinden oluşuyor. Zaman darlığından hepsini göremedik. Hatta girişteki kafetaryada nefeslenmek fena olmazdı. AKM'yi de gezeceğiz diye girmedik. AKM maalesef kapalıymış. Borcum olsun, içini merak ediyordum. 

Sonra ver elini bıyıklarımın yeni terlediği zamanlara, İstiklâl caddesi...Uzun yıllar oldu gelmeyeli. Bizim muhallebici yoktu! Sinemalar gibi anılarda yerini almış... 
Ve dünyanın en eski metrosu (füniküler) ile Karaköy'e dakikalar içinde iniş. 

Allah'ım, bayram ve çok kalabalık. Her yer insan kaynıyor! Vapura, gemiye binmek sabır işi... Nihayet yeniden Üsküdar'da yemek ve çay kahve dinlencesinin ardından dönüş. Çok fazla fotoğraf çekmedim. Onunla ilgilenince kalp çekmeyi/ görmeyi unutabiliyor. Adam hacca gidiyor, aklı resim çekmekte! Amacından saptıran bir tuzak bence. 

Evim evim güzel evim. 
Eskisi gibi gezip görme hevesimin kalmadığını bir defa daha teyit etmiş olarak bir günü de böyle (magandaların her geçen gün arttığı ülkemizde, evlerimize tek parça olarak, iyi insanlara rast gelerek çok şükür ) 
tamamlamış olduk. 

22 Şubat 2025 Cumartesi

Ümit [3]


"Uzun zamandır okuduğum en güzel makale…
Samimi, gerçekçi ve siz gibi sahici..
Ya da bana dokundu…

Üstadım değil de ,”aman azizim ne güzel sözler böyle ağzınızdan bal damlamış “diyebilir Tolstoy…
Kendini güldüren ,güldürürken okuru düşündüren adama..
Uzun zamandır ümitvâr görmemiştik sizi..
Umudumuzu diri tutan sözlerle yaşama bir kez daha tutunmanın heyecanını yaşattınız..

Bu sözlere ,Biraz ben kattım , biraz siz , biraz varolmak, biraz yaşamak , beni ben yapan anlara , taşıdığım bu cana umutla sıcacık sarılmak , bir serçe yüreğini havalandırmak, bir çiçeği nazikçe avuçlamak, gökyüzüne bulutlara kollarını açmak…
Yolun sonunda talibi olduğum beni bekleyen manzaraları umutla kucaklamak…
Bu Sevgi değil de nedir…
Almaktan çok vermektir…"

*

Bugün enfes bir makale okudum. Kısaca beni çok etkileyen kısmını paylaşmalıyım:

Firavun'un akıl hocası ve devrin en zenginlerinden Karun, Hz.Musa (as)'a düşmanlıkta o kadar ileri gider ki, koskoca Peygambere halkın içinde,  herkesçe bilinen bir kadınla zina iftirası atmaktan da çekinmez. Neticede kadın başta kabul ettiği bu anlaşmaya, Hz.Musa as görünce uymaz, uyamaz, kalbi biricik hakikate uyanır ve toplanan halkla birlikte Müslüman olur. Firavun ve Karun'un planı ters teper...Tabii bu son çirkin iftira Hz.Musa (as) gibi celalli bir peygambere çok dokunur ve Karun'u yere batırması için Allahü Tealaya dua eder. Şimdi olayın can alıcı yerine geldik. 

Yüce Allah meleğini Hz. Musa'ya gönderir ve sorar: "Musa, Karun o kadar yalvarmasına rağmen niye onu affetmedin? Yere dur deseydin, yer onu yutmayacaktı."
Hz. Musa der ki: "Rabb'im onun bana yaptığını, kavmime büyüklendiğini biliyor. Ben onun için onu affetmedim."
Yüce Allah cevap buyurur: "Musa'ya deyin ki, Karun yere batarken bir defa pişmanlık duygusuyla bana seslenseydi, 'Ya Rabbi beni çıkar' deseydi, büyüklüğüme yemin olsun ki ben onu kurtarırdım. Onun batmasına müsaade etmezdim."

Muhteşem ötesi bir ümit müjdesi...
Allah'ım, bizler günahkar kullarınız, batmamıza izin verme...
İçinde bulunduğumuz rızana uymayan hallerden bizi çıkar. Amin.
Kulunun zannı üzere ona muamele yapan Allah'ın şanı pek yücedir...
Allah var gam yok...
Allah var ümitsizlik yok...
Sadece biraz eylem...
Yöneliş...
Samimi niyet...
İyi ki böyle rahmeti bol bir Allah'ın kuluyuz.

*

Allah'tan ömrümün her saniyesinde ümitvar oldum, olacağım da inşallah...Onun ne kadar engin merhamet, kerem sahibi olduğunu biliyorum...
Bu duruma güvenip umut besleyerek, yani Allah nasıl olsa affedicidir diyerek günah işleyen büyük hata eder, o ayrı diye parantez açmış olayım..

Hüzünlü yapıma zaman zaman bulaşan karamsar hallerimse tamamen kişisel, bu konudan ayrı görülmeli...

Okur mektuplarına eskisi kadar yer vermesem de bu güzel mektubunuz bir güzel olayı burada saklamaya vesile oldu, teşekkür ediyorum...

Ve
Her zaman söylerim, çok seçkin, kitap okumaya düşkün, kalemi bu fakirden çok daha düzgün kaliteli bir kitleye hitap ettiğimi bilmek, bazen yazarak terapi almak konusunda kalemimi tereddüte düşürüyor...