Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2026 Perşembe

Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu. 



27 Haziran 2026 Cumartesi

Geçip gidiyoruz!

Bilmiyoruz! 
Ne, bilmediğimizi bilmiyoruz! 
Ne bilmemiz gerektiğini de!.. 
Bilmenin bu kavislerini hiç dert edinmiyoruz! 
Bakmadan, anlamadan geçip gidiyoruz! 
Hani hayvanlardan farkımız vardı!? 

22:39
Bu ziyaretleri görmek, sorumluluk yüklüyor! Önemsiz bir fukarayım. Kelimelerle oynayıp kendimi avutuyorum... 

- Evet Din ve Kitaplar etiketlerini yeni ekledim. Vakit buldukça eskiye doğru gezinip ekliyorum. 


20 Haziran 2026 Cumartesi

Her kalp içindekini sızdırırmış

Senin ay gibi tebessümün her geceyi bayram eder Sevgili... 
Gül yüz Sendedir. 
Gönüller seninle şenlenir... 
Avuçlarından taşar gülistanın kokusu... 
Sana uğramayan yollar yol değil... 
Sana râm olmayan hayat, hayat değil... 
Seni bilmeyen bilim, bilim değil... 
Rüyalar seni bekler, 
Günler seni özler... 
Ancak Seni gören gözler bayram eder... 
Hergüne bir başka güzelsin... 
Benim canım Peygamberimsin... 

       Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed... 

 

8 Mayıs 2026 Cuma

Kalbi benzeşme

“İsrâiloğulları günahlara daldıklarında, âlimleri onları nehyettiyse de onlar işledikleri günahları terketmediler. 
Bu defa âlimleri de onlarla birlikte oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ da onların kalblerini birbirine benzetti. Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle onlara lânet etti. Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyle idi.” (Tirmiz) 

  • Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Açıktan işlenen günah ve kötülüklere engel olmak, yöneticilerin ve âlimlerin görevidir.

2. Yöneticiler ve âlimler kötülüğe göz yumar ve onu kendileri de işlerse, toplumun çürümeye ve çöküntüye gidişi hızlanır.

3. Kötülüğe ses çıkarmamak, kötülüğü teşvik ve yayılmasına vesile olmaktır.

4. Kötülükleri ortadan kaldırmak sadece sözle veya kalben buğz etmekle mümkün olmaz. Elle de müdahale şarttır, zulmü mutlaka önlemek gerekir. Bu yapıyı teşekkül ettirmek, müslümanlar için bir vecibedir.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları / İslâm ve insan

*


Osmanlı'da ve önceki İslam devletlerinde bu görevi ifa için muhtesipler ve hisbe teşkilatları vardı. Emirler ve alimleri de bu grupta sayabiliriz. 

Bunu şunun için belirtiyorum; hele şu zamanda, kişinin evladına sözünü geçiremediği zamanda, yarım yamalak bilgiyle iyiliği tavsiye, kötülükten sakındırma konusunda fiili bir mecburiyet yoktur. Hele ki yan baktın cinayetlerinin çokça işlendiği günümüzde...(Ayrıca nerede o Rabbinin yoluna güzel söz, tavır ve hikmetle davet edenler! Vasıfsız elemanlarız.) 

Bu makalede altını çizmek istediğim konu; kalben benzeşmek... 

Kötü, şerli, açıktan günaha devam eden fasık, dinde reformcu, bidatçı kalplere meyil ile böyle kimselere benzeme tehlikesi vardır. Çünkü "Kişi arkadaşının dini/yolu üzeredir" Bu, kalp için büyük bela, büyük nifaktır, Allah hepimizi korusun. 

O halde öyle kişileri sevelim ve hayranları olalım ki, "Kişi sevdiği ile beraberdir" müjdesine erişebilelim. 

Bu yazıyı okuyan sen! Yazının konusundan hoşlanmadıysan kendini sorgulamaya başlayabilirsin. Bazen insan aslında -haşa- Allah'tan hoşlanmadığını kendisine konduramaz ama bu dediğim bir turnosol kağıdıdır! 

Allah'a yakın dostlarının yokluğunu da, bahane edemezsin. Öyle bir kervan geçmiş ki bu dünyadan, gitmeden muhteşem kitaplar, eserler bırakmışlar. Onları okumak, onlarla tanışmak demektir. 

Akaid, fıkıh, tasavvuf ve tefsir... Sahih eserler en büyük desteğin, hocalarındır. Yeter ki onlarla samimi gönül bağı kur, bak neler oluyor!.. 


1 Mayıs 2026 Cuma

Gönül bağlamak

Gönül bağlamak... 
O kadar derin, inceler incesi bir mevzu ki... 
Üzerine kitap yazılır... 
Hey! 
Bu birine aşık olmak değil! 
Daha baştan mevzuyu anlamadık! 
Aşık bir karşı cinse tutulur. 
Bir üst basamak, mürşidine...(Fena fiş şeyh) 
Bir üstü (fena fil rasul) Hz. Peygambere (sav)... 
Daha bir üstü Allah azze ve celleye... (Fenafillah)... 

Gönlü bağlamak onlardan farklı! 
Burada ruh yok, nefs var! Hatta şeytan!.. 

"Dünyaya gönül bağlama" derken Şahı Abdülkadir-i Geylani hazretleri (ks) Gunyesinde..Futuhul Gayb'ında... 
İhyasında ayrı bir bab açıp "Dünyanın zemmini" nefis bir tertiple gözlerimizin önünde canlandırırken İmamı Gazzali hazretleri (ks)... 
Dünyaya gönül bağlamanın zararlarından, insanı asıl istikametten, yolculuğun pusulasını şaşırtmasından, ahireti unutturup, umursamaz kılmasından söz ederler... 

Dünyaya ve sefasına bağlı gönül, ölümü çirkin görür ve hatırlatan her şeyden kaçar!.. 

Hatta pekçok ateist/deist sırf ölüm ve sonrası korkusundan ne yazık ve acıdır ki kâfir olmuşlardır! 
Dünya kumuna, arzularına başını gömmekle ölümün onları göremeyeceği yalanı ile bir müddet oyalanırlar... 

Oysa ölüm hiç bir canlıyı unutmaz! Vakti gelince bu gönlünü bağladığı dünyadan çeker alır!.. 
Dünyaya gönlün ne kadar çok bağlıysa, ölüm anı o kadar zor yaşanacaktır. 

Musibetin başı dünya sevgisidir ki insanı bencil, hasis ve çoğu kez merhametsiz, vicdansız yapar. 

Dikkat edin, çok zengin olanların çoğu böyledir! Dini konulardan, ölümü hatırlatan şeylerden köşe bucak kaçar, adeta yok sayarlar ki, ağızlarının tadı, keyifleri kaçmasın! 
O yüzden hep demişimdir; çok zengin olmak istemem, o zaman insan ölmek istemez ve ölüm çok zorlu olur diye... 


20 Mart 2026 Cuma

Yine bir roman denemesi

"Belki de ölmeden önce kendimle barışırım, affederim kendimi..." diye içinden geçirdiği anda gözleri pencereden gözüken gökyüzüne ilişti...
Kaçamak bakışlardı bunlar, biraz ürkek, çokçası mahsun, belki de bir suçlunun yorgun fakat umut dolu bakışlarıydı... 
Sonuçta Kur'anı Kerim, "Allah'tan ümidi ancak kâfirler keser" buyurmakla kalmıyor, "Allah, bütün günahları affeder." ümidi, şefkati ile kullarını kuşatıyordu. 
Kul yeter ki pişmanlığında samimi olsun ve aynı günahlara dönmemek için azimli, kararlı olsun... 
Allah teala, kendisine dönüp, boyun büken, gözyaşı döken nadim kullarının bu tevbekâr hallerine çok sevinir, memnun olurmuş. Bunu da Sevgili Peygamberimiz (sav) ashabına anlatmıştı. 
Son nefese kadar ümit kapısı açık. 

Bunlar aklından geçince, yerinden doğruldu, pencereye yaklaştı, tülün arkasından uzun uzun ve huzurla bulutların şekillerinde anlam aradı... 
Ve kararını verdi; bu bayram sabahı, ilk önce kendisiyle barışıp, bayramlaşacaktı. Annesiz ilk bayramında yapacaktı bunu... 

19 Mart 2026 Perşembe

Zor bir soru!

"Murat Hocam sizden bir istirhamım olacaktı..
Kabul buyurursanız şayet ..
Mübarek gün bu aciz kula şifa olabilirseniz  mutlu kılarsınız biz sözde bilmiş ama teoride  sınıfta kalmış cahil kulunu…
(Herkeste kendini kurtarmanın peşinde)
Şöyle ki yakın bir dostum var bu konuyu kimseyle paylaşamayacak kadar içine kapanık bir dert ki azap kıvrandırıyor…
Ne bilsin elalem dört duvar içini..
O da öyle bi çare suskunluğa gömmüş hislerini…
Ne yapsın bu kadın siz onu tanımazsınız ..
Bir yabancı belki anlar dedim danışayım…
Her konuda engin bilginiz olduğu aşikâr..
Yıllardır takipçinizim…
Fakat bu konuda hiç bir makalenize rastlamadım okumadım…
Ve lütfen fikren hür cüzi iradenizle cevaplamanızı sizden rica ediyorum…
Bir erkeğin gözünden merhamet duyarak değil 
Bir kadının sabrından söz ediyorum…
Üstelik evliliği sevgi üzerine değilse
Kardeşçe bir evde yaşamak doğru mudur?
Dinimiz bunu mu emrediyor…
Bu aciz kulu aydınlatırsanız Mutlu oluruz…
(Hani hocaya soruyu soran kişi ismi lazım değil )
Hah ona işte bu cevabınız…
Günahsa bana da günah öyle değil mi?
Haklarıma ihlâl…"

Estağfurullah...
İtimadınız ve iltifatınız için teşekkür ediyorum. 
Biraz fıkıh, dini bilgim varsa da fetva verecek bir hoca değilim. Kıymayın bana! Çok zor bir soru ve vebali büyük! 
Benzer bir soruyu Sorularla İslâmiyet sitesine bir kadın sormuş. Uzunca şöyle bir cevap vermişler: 


Tabii ki dinimiz karı kocanın kardeşçe yaşamasını emretmez, bilakis bunu zulüm olarak görür. Evlilik, hayatı aynı pencereden, elele, gözgöze, gönül gönüle seyredip, birlikte yaşamak ve konuşarak paylaşmaktır. 

Sizin ve eşinizin yaşını bilmiyorum. 50 üstüyseniz cinsellik zaten hormonel seviye ile orantılı düşecek ama... Cinsellik ille de o son nokta değildir. Ruhsal, dokunsal olarak, ilgide azalma olmadan bir ömür devam edebilir, etmelidir. 
Yaşınız 40'ın altındaysa ve çocuk da yoksa evde eş olması gereken kişiyle kardeş gibi yaşamanın da bir anlamı yok... 

Her zaman söylediğim gibi, cinsellik para gibidir, her şey değildir ama çok şeydir. 
Onsuz evlilik düşünülemez. 
Gençseniz size yazık, yaşınız varsa eşinize de yazık. 

Zannedersem bahsi olmadığına göre şiddet ve çeşitleri yok. Fiziksel ya da psikolojik aşağılama vs. 

Adamlar boşanınca hiç bir yere sığamıyorlar. Kadınlar öyle değil, sosyal hayatları şahane devam ediyor. 

Ömrümün merhametinin çoğaldığı demlerdeyim, (tabii hayatımda hak etmeyen kişilere merhametim sebebiyle çok zarar, keder görmüşlüğüm de olmuştur!) bayramüstü duygusallığım had safhada... 
Benden boşanın diye bir tavsiye beklemeyin. Zaten verdiğim link sorunuzu cevaplıyor.

En iyi fetvayı kalbiniz verecektir... 


16 Ocak 2026 Cuma

Kuzman niyeti!


Size çok önemli, mihenk taşı olacak tarihi bir olayı kısaltarak nakledeceğim. 

Malumunuz Uhud savaşı esnasında  Ashabdan biri “Ya Resûlullah! Şu yiğidi görüyor musun ne kahramanca savaşıyor! O senin halanın oğlu Abdullah’tır” deyince, Hazreti Peygamber (sav), “İnşallah o cennetliktir” diye buyurur.

Sahabe meydanın diğer tarafına bakar. Bu defa başkası, “Ya Resulallah, şu da Hâris’in oğlu Kuzman’dır. Dokuz müşriki yere sermiş ve yaralı halde hâlâ çarpışıyor. Bu ne yiğitçe bir vuruşmadır ey Allah’ın Resulü” derler. Fakat Peygamberin mübarek yüzünün rengi değişir, kaşlarını çatarak “O cehennemliktir” diye cevap verir!..

Sahabe, Hazreti Peygamberin bu sözlerinin hikmetini anlamadıkları için bir hayli şaşırır. Savaşın sonunda, İbni Katade ağır yaralı haldeki Kuzman’ın yanına vardığında “Ey Kuzman, sana müjdeler olsun. Bu meydanda Allah ve Resulü uğrunda kılıç sallayıp vuruştun, ne mutlu sana, eğer ölürsen inşallah cennetlik olacaksın” sözleriyle onu müjdeler.

Fakat Kuzman, o vakte kadar kalbinde sakladığı niyetini şu sözlerle açığa çıkarır: “Ey İbn-i Katâde, beni buraya getiren ne Allah’ın dini ne de Muhammed’in (sav) şerefiydi; Ben buraya sadece Medine’nin hurmalıklarını savunup korumak için gelmiştim” der. Bir de savaşa gitmiyor diye kadınlar Kuzman'a;"Senin bizden farkın ne?" demeleri gururuna dokunmuştu. 

Nihayet o çok ağır yaralı durumda çektiği acılara dayanamayan Kuzman bir ok alıp kendi kalbine saplayarak intihar eder! 

Allah’ın, açığa vurulanı da sinelerde gizleneni/niyetleri de bildiği ayetlerde beyân edilir. (Neml/74, Al-i İmrân/29, Kasas/69, Mülk/13-14 )

"Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." hadisini de hatırladıktan sonra...(Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9) 

 Medine'yi/ülkesini kurtarmak için savaşa gelen Kuzman'ların ortak özelliği,şu şekilde özetlenebilir:
"Savaşırım, lider, son padişah olurum. Savaş kazanılınca, idareyi ele geçirip ülke rejimini, yasaları dilediğim gibi değiştirir, Peygambere uyumlu yasaları dönüştürürüm. 
Öyle bir eğitim sistemi temellendiririm ki, benden sonra yüz yıllar da geçse bana ve getirdiğime itaat aynen ben hayattaymışım gibi devam eder! Onların Kuzman'ı, kahramanları olduğum için, beni ve yapıp ettiklerimi sorgulayanlar azınlıkta kalır ve birbirleriyle fikri çatışma içinde yaşarlar! Öyle hale gelirler ki, Peygamberlerinden önce benim getirdiklerimi dikkate alırlar! Beyinlerini çok iyi yıkadığım için, kutsallarına hakaretlerimi bile görecek halleri kalmaz". 

Kıyamete kadar dünya, Abdullah'lar ile Kuzman'ları görecektir. Bir yerde Firavunlar, diğer hak safında Hz. Musa'lar (as) olacaktır. Bunların arasında da Firavun düzeni için çalışan Müslüman kılığındaki kripto münafık Übey b. Selül'ler... 


16 Kasım 2025 Pazar

Ancak Müslüman olarak ölmek için!

Ortaya karışık yani! 
Bizde de Mamdani gibi çok var! 
Hem sosyalist, hem demokrat, hem Müslüman olunabiliyor mu? 

Daha açık ifade ile sonu "ist" li "izm" li biten bir ideoloji/felsefi düşünce ile İslâm yanyana, kolkola, barışık, birleşik, olabiliyor mu? 

Daha da açalım; bir izme bağlı olan kişinin imanı Allah katında onay alıyor mu? 
Mesela darwinizme evrime, maymundan geldiğine inanan biri aynı zamanda Müslüman kalabilir mi? Diğer izmleri, ist'leri buna kıyaslayabilirsiniz! 

Ölürken cennete geçiş vizesi, imanı sahihtir kaşesi alması için, kişi yaşarken nasıl iman etmelidir? 

La ilahe illalah diye Müslüman olurken, işbu (La) ile önce neleri reddediğini, reddetmesinin şart olduğunu biliyor mu? 

Son derece basitleştirerek kısa tuttuğum paylaşımı tek bir ayet meali ile bitiriyorum, tefsirine bakabilirsiniz: 

"....ve ancak Müslümanlar olarak ölün."(Ali imran;102) 

3 Eylül 2025 Çarşamba

Bir Mevlid Kandili'ne daha eriştik

Hz. Peygamber'in (SAV) amca oğlu İbn Abbas şöyle demiştir:

"Resûlullah pazartesi günü dünyaya geldi, ona pazartesi günü peygamberlik verildi, Mekke'den Medine'ye pazartesi günü hicret etti, Medine'ye girişi pazartesi günü oldu. Pazartesi günü de vefat etti."

(İbn Receb el-Hanbelî, Letâifü'l-Maârif)

Allah Resulü (SAV) bir hadis-i şerifinde pazartesi orucunun hikmetini soranlara şöyle buyurmuştu:

"O benim doğduğum ve peygamber olarak gönderildiğim gündür"

(Müslim, Sıyâm, 36)

Bu gece, Sevgili Peygamberimiz Hatemü’l-Enbiya Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) dünyayı teşriflerinin 1500. yıldönümüdür. (Diyanet İşleri Başkanlığı) 

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed... 


Hz Ömer (ra) Efendimizin, Sevgilimiz (sav) için söylediği bu sözün üzerine, bizlere de aşkın, hayranlığın, sadakatin yaşandığı o saadet asrını idrakten acziyet düşüyor. 

İyi ki Allah'ın "Habibi"ne ümmet olma ayrıcağına, bahtiyarlığına erişmek nasibimiz olmuş. Bunun şükründen mahcup olarak, bir Mevlid Kandiline daha eriştik. 

Kandilinizi tebrik ediyorum. Dualarda buluşalım. 

https://youtu.be/_S2nFR2ea4k?si=_u2DXyB2MUIJQ-9A

8 Haziran 2025 Pazar

Dün şehri İstanbul'daydım

Bayramın 2.günü...
Malum bizim henüz unutulmamış güzel adetlerimizdendir. Nasıl ki şehirlerimiz ölümle içiçe kurulmuşsa, yani mezarlıklar şehirden uzakta değillerse, nasıl ki bayramlarda büyüklerin elleri öpülür, gönülleri alınırsa... 
Biz de İstanbul gezimize 750.000m² ile şehrin en büyük tarihi mezarlığıyla başladık. (Tarihte defalarca istimlake uğramasa ülkenin en büyüğü aslında) 
Babam ve annesi oracıkta bekleşiyorlardı. 
Yaşarken mezarlıkları ve ölümü hatırlamaktan kaçınanlara bir gün o kaçtıkları nasıl gelir bilinmez! Ben çok severim mezarlık, kabristan ziyaretlerini. 

İkinci durağımız elbette adetim üzere Sevgili Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerimiz, kuddise sirruhu... 
Aslında bayram gibi özel günleri tercih etmem ziyaret için ama bu defa böyle...
Tahmin edeceğiniz gibi kalabalık... Bunaltmayan, ikaza mahal bırakmayan, sakin, intizamlı bir kalabalık. Bu ziyaret de tamam, yüzümüzde huzur... 

Artık epeydir merak ettiğim Taksim'deki yeni yapılan Taksim camii ve AKM'yi görmek için işte deniz sefası... Nasıl da güzel... Buram buram iyonlar karışık yosun kokusu. Deniz kokusu... 

Cami, otopark, sergi alanı, konferans salonu aş evi ve Dijital İslam Kütüphanesi kompleksinden oluşuyor. Zaman darlığından hepsini göremedik. Hatta girişteki kafetaryada nefeslenmek fena olmazdı. AKM'yi de gezeceğiz diye girmedik. AKM maalesef kapalıymış. Borcum olsun, içini merak ediyordum. 

Sonra ver elini bıyıklarımın yeni terlediği zamanlara, İstiklâl caddesi...Uzun yıllar oldu gelmeyeli. Bizim muhallebici yoktu! Sinemalar gibi anılarda yerini almış... 
Ve dünyanın en eski metrosu (füniküler) ile Karaköy'e dakikalar içinde iniş. 

Allah'ım, bayram ve çok kalabalık. Her yer insan kaynıyor! Vapura, gemiye binmek sabır işi... Nihayet yeniden Üsküdar'da yemek ve çay kahve dinlencesinin ardından dönüş. Çok fazla fotoğraf çekmedim. Onunla ilgilenince kalp çekmeyi/ görmeyi unutabiliyor. Adam hacca gidiyor, aklı resim çekmekte! Amacından saptıran bir tuzak bence. 

Evim evim güzel evim. 
Eskisi gibi gezip görme hevesimin kalmadığını bir defa daha teyit etmiş olarak bir günü de böyle (magandaların her geçen gün arttığı ülkemizde, evlerimize tek parça olarak, iyi insanlara rast gelerek çok şükür ) 
tamamlamış olduk. 

22 Şubat 2025 Cumartesi

Ümit [3]


"Uzun zamandır okuduğum en güzel makale…
Samimi, gerçekçi ve siz gibi sahici..
Ya da bana dokundu…

Üstadım değil de ,”aman azizim ne güzel sözler böyle ağzınızdan bal damlamış “diyebilir Tolstoy…
Kendini güldüren ,güldürürken okuru düşündüren adama..
Uzun zamandır ümitvâr görmemiştik sizi..
Umudumuzu diri tutan sözlerle yaşama bir kez daha tutunmanın heyecanını yaşattınız..

Bu sözlere ,Biraz ben kattım , biraz siz , biraz varolmak, biraz yaşamak , beni ben yapan anlara , taşıdığım bu cana umutla sıcacık sarılmak , bir serçe yüreğini havalandırmak, bir çiçeği nazikçe avuçlamak, gökyüzüne bulutlara kollarını açmak…
Yolun sonunda talibi olduğum beni bekleyen manzaraları umutla kucaklamak…
Bu Sevgi değil de nedir…
Almaktan çok vermektir…"

*

Bugün enfes bir makale okudum. Kısaca beni çok etkileyen kısmını paylaşmalıyım:

Firavun'un akıl hocası ve devrin en zenginlerinden Karun, Hz.Musa (as)'a düşmanlıkta o kadar ileri gider ki, koskoca Peygambere halkın içinde,  herkesçe bilinen bir kadınla zina iftirası atmaktan da çekinmez. Neticede kadın başta kabul ettiği bu anlaşmaya, Hz.Musa as görünce uymaz, uyamaz, kalbi biricik hakikate uyanır ve toplanan halkla birlikte Müslüman olur. Firavun ve Karun'un planı ters teper...Tabii bu son çirkin iftira Hz.Musa (as) gibi celalli bir peygambere çok dokunur ve Karun'u yere batırması için Allahü Tealaya dua eder. Şimdi olayın can alıcı yerine geldik. 

Yüce Allah meleğini Hz. Musa'ya gönderir ve sorar: "Musa, Karun o kadar yalvarmasına rağmen niye onu affetmedin? Yere dur deseydin, yer onu yutmayacaktı."
Hz. Musa der ki: "Rabb'im onun bana yaptığını, kavmime büyüklendiğini biliyor. Ben onun için onu affetmedim."
Yüce Allah cevap buyurur: "Musa'ya deyin ki, Karun yere batarken bir defa pişmanlık duygusuyla bana seslenseydi, 'Ya Rabbi beni çıkar' deseydi, büyüklüğüme yemin olsun ki ben onu kurtarırdım. Onun batmasına müsaade etmezdim."

Muhteşem ötesi bir ümit müjdesi...
Allah'ım, bizler günahkar kullarınız, batmamıza izin verme...
İçinde bulunduğumuz rızana uymayan hallerden bizi çıkar. Amin.
Kulunun zannı üzere ona muamele yapan Allah'ın şanı pek yücedir...
Allah var gam yok...
Allah var ümitsizlik yok...
Sadece biraz eylem...
Yöneliş...
Samimi niyet...
İyi ki böyle rahmeti bol bir Allah'ın kuluyuz.

*

Allah'tan ömrümün her saniyesinde ümitvar oldum, olacağım da inşallah...Onun ne kadar engin merhamet, kerem sahibi olduğunu biliyorum...
Bu duruma güvenip umut besleyerek, yani Allah nasıl olsa affedicidir diyerek günah işleyen büyük hata eder, o ayrı diye parantez açmış olayım..

Hüzünlü yapıma zaman zaman bulaşan karamsar hallerimse tamamen kişisel, bu konudan ayrı görülmeli...

Okur mektuplarına eskisi kadar yer vermesem de bu güzel mektubunuz bir güzel olayı burada saklamaya vesile oldu, teşekkür ediyorum...

Ve
Her zaman söylerim, çok seçkin, kitap okumaya düşkün, kalemi bu fakirden çok daha düzgün kaliteli bir kitleye hitap ettiğimi bilmek, bazen yazarak terapi almak konusunda kalemimi tereddüte düşürüyor...


29 Ocak 2025 Çarşamba

Zülf-ü Kâküllerin Amber Misali

Zülf-ü kâküllerin amber misali
Buy-u erguvandan güzelsin güzel
Kızarmış gonca gül gibi yüzlerin
Şah-ı gülistandan güzelsin güzel

Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş
Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş
Gözlerin aleme hükümdar olmuş
Mühr-ü Süleyman'dan güzelsin güzel

Kurulmuş göğsünde bahçe-i vahdet
Hatmolmuş kadrinle tûbayı hikmet
Cemalin seyreden istemez cennet
Sen huri gılmandan güzelsin güzel

Gözlerin velfecri benzer imrân'e
Seni seven âşık olur divane
Yanakların şûle, vermiş cihane
Yüz mahı tabandan güzelsin güzel

Çiğ düşmüş çayıra benzer yüzlerin
Âşıkın öldürür şirin sözlerin
Mısrın hazinesi değer gözlerin
Zühre-i rahşandan güzelsin güzel

Sıdkı der suretim hattın secdegâh
Cümle güzellere oldum pişegâh
Güzeller tacısın yüzün padişah
Yusuf-u kenan'dan güzelsin güzel.

Sıdkı Baba 

Sevgili Peygamberimiz Efendimiz [sav]'e yazılmış bir naatı şerif. 

Bazı kelimelerin (secdegâh, velfecr gibi) farklı anlamları olduğu notunu düşeyim. Bilmediğinizi web arama söylüyor nasılsa, biz mânâya buy'u erguvana yönelelim. 

Erkan Oğur'dan dinlemelisiniz: 

https://youtu.be/8cB7wb001Eo?si=ATlxWatx2NaQyADD




6 Aralık 2024 Cuma

Zevki selim, olmaya esfeli safilin!


Aşağıda yazacaklarım, yukarıdaki örnek özelinden bağımsız, genel/umumi bir bakış açısı/ perspektif olarak anlaşılmalıdır.

Kitabın ortasından dalayım. Edebiyat da İslâmi edepten nasibini almak borcundadır. Nasıl olmasın ki Arapça edep/adap kökü içinde, estetikle harmanlanmış sanatsal bir faaliyet yapıyorsunuz. Aklı selim, zevki selim... Yazarken de konuşurken de edebiyat çerçevesi içinde kalarak, mecaz, metafor, aforizma...abartma, taşkınlık yaparken dahi sınırsız hürriyet yok...

En altı toplumun kabullarinin son sınırları ise, en.yukarısı Allah'a rağmen, Ona ve Onun kutsal beyan ettiklerine yaklaşmamak, haşa edebiyat uğruna Firavunlaşmamaktır! 
Yalnız servet, saltanat firavunlaştırmaz insanı...Şeytan ayrıntılarda pusudadır ve insanı azdırmaktan asla vazgeçici değildir.

Bu masum bahaneli vehameti yazım dünyasında hem bizden hem onlardan yapan çok kalem olmuştur. Ne de olsa edebiyat da hem Müslümanların hem de olamayanların ortak malıdır, ilimden bir parça ne de olsa... 

Kelimelerle dikkat çekeyim, dans edeyim derken, ayağı kayıp esfeli safiline yuvarlanan nasipsizlere kalansa, geçici bu dünya hayatındaki namları, taraftarlarında bilinen ünleridir. 

Elest bezmi, Kur'an ve hadislerde geçen, ruhların topluca Allah'a, dünyaya inince de kulluk yapacaklarına dair verdikleri sözdür ki, ilk önce orada "- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"ilahi sualine "Evet" diyenlerin İslâm ve Müslüman oluş serüveninin bilinen başlangıç noktasıdır ve bu hadiseye kalu bela denir. 

Cemil Meriç, dudak dudağa olacak başka bir milad bulabilirdi! Hani ağız ağızayız dese neyse deyip seslemeyeceğim. (Konuşuyorduk anlamına gelirdi.)

Hele şu "yarattım" cür'etkârlığı, hadsizliği! Edebiyat yapıp Sezarın hakkı Sezara, Allah'ın hakkı Allah'a demesini bilirken, Allah'ın yaratma hakkını mecazen bile hiç bir kula vermeyeceğini nasıl bilmezsiniz?

Kur'anda hududullah diye de bir kavram var. Yani Allah'ın aşılmaması hususunda, biz kullarını hem kitabıyla hem de peygamberinin lisanıyla uyardığı sınırları... 

"Cennette beraberdik ve ismin Havva’ydı" Hadi bunu anlayabiliriz. Hz. Adem (as) peygamber üzerinden bir şeyler yapıyor! Yani ikisinin sulbünden geliyoruza vurgu falan...

"Kafandan yaratmadın." Attın, adın Cemil Meriç idi edebiyat oldu! 
Üstadın hayatı malum iki kısım. Bu satırlar İslâm'ı henüz keşfedemediği yıllara ait olmalı. Üstatlarda galiba yol böyle...Necip Fazıl da öyle, hatta eski Said yeni Said...MalcomX, say say bitmez...Oluş çilesi diyelim. Meselâ Necip Fazıl merhum, üstat olduktan sonra eski şiirlerim çöptür demiştir. Fakat Mehmet Akif'in¹ bazı şiirlerindeki talihsiz bazı dizeleri sonradan kaldırmaması, Efgani, Abduhcu çizgisi ya da Sultan II. Abdülhamid hana karşı olumsuz tavrına kadar üzüntü verici tarih sahneleridir.[Yazımın uzun olmasını istemedikçe konu konuyu açıyor.]

Yine bu güzel dinimiz bize "Aşırı gitmeyiniz!" ihtarını yapar. 
Yeryüzünde hiç bir bahane, edebiyat, sanat, sinema,  vesaire ..ne ve nesi varsa topyekûn Allah ve Peygamberinin saygılı, muhabbetli izcileri olmak durumundadır. Hele ki kelimei küfür olan hiç bir şeyin müsamahası yokken! 
Sınırlar içinde kula geniş bir alan verilmiştir, dileyen kabiliyetince orada kalem oynatabilir.

________________

¹ Bu konuda muhtemelen meraklı sorular gelecektir. İşte size İstiklâl marşı şairimiz Ersoy'un şiirlerinden vahim örnekler:


13 Kasım 2024 Çarşamba

Rüyamda Peygamberimizi

"-Abim, 
Ömrüm geçti gidiyor, bir kere olsun rüyamda Peygamberimizi  göremedim....
........................" diye devam eden, bana çok masum gelen bir mektup.

*

O çok bilinen hikayeyi tekrarlamayacağım. Hani bu şekilde hocasına Peygamberimizi rüyamda nasıl görürüm diyene hocası gece yatmadan bol tuz ye demiş ya...

Rüyada Alemlerin Övüncü Cenabı Ahmedi Mahmud Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi vessellem Efendimizi görmeyi arzulamak, aşk derecesinde istemek bir nasip olduğu gibi, bu isteğe/emele ulaşmak için ona uygun yaşamaya itina edebilmek de ayrı bir büyük nimet ve nasip...

Bunun için önce güzel ahlak, dürüstlük, kısaca sünnet yolu üzere yaşam ve ötelerin hasreti, yâr yangını lazımdır. 

İnsanların bu muhteşem kaygıyı unutup, dünyaya daldıkları şu günah asrında ihlasla ONU [sav] görme çabası bile görmek gibidir. 

Görmek dua gibi iki kısımdır. Nasıl ki  kalbi dua ve fiili eylem duası varsa... Rüyada görmekle, hayatta Allah'a bağlı bir kalple, Allah'ı ve Sevgilisine rabıtalı yaşayabiliyorsanız, bu sizi büyük günahlardan da uzak tutacağı için aslında görüyorsunuz demektir.
Bazı kullara kibre düşmesinler diye, bazılarına da yola girip yolda sebat edip sapmasınlar diye rüya gösterilmez ya da gösterilir. 

Her gece yatağa Onu görmek için abdestli dualı yatmak latif bir ibadettir. 
İbadetin özü aşktır, sevgidir. 



16 Ağustos 2024 Cuma

Senden sonra

"Sen de ben de En Sevgili’nin oğullarıyız. Onun gölgesiyiz, onun bendesiyiz. Seni de çok özledik, selam üzerine olsun onu da çok özledik!" diye bitirmiş Kemal Sayar öznesi babası olan edebi yazısında...

Güzel başlamışken bu final beni üzdü! İncelikten uzak bitirmiş çünkü...

Önce babasını özlemiş, derken "En Sevgili’nin oğullarıyız!" cür'etli cümlesinden sonra "Onu da (sav) özledik" ilavesi! Biz En Sevgilinin ümmetiyiz. 
Nesirin tamamını bloğumun "Kıskandığım şiirler" kısmına almaktan bu sebeple vazgeçtim!

Kimine göre "ne var bunda, adam yazısında Hz. Peygamberimizi de anmış"
Benim gibi düşünenler içinse bu final olmadı! İşbu (da/de) var ya...Cinayet bir bağlaç oluvermiş! 

Bir kere ne haddimize Onun (sav) oğulları olma rütbesi, kim veriyor bunu bize? Efendimiz (sav) biz ahir zaman ümmetini, ashabına "Kendisini görmeden iman eden kardeşleri olarak vasfetmişken" hem de...

Baba seni çok özledik, En Sevgili Peygamberimizi de...
Bu cümlede Sevgilimiz (sav)e özleme sırasında 2.lik verilmiş gibi bir edep hatası oluyor. Muhterem Sayar'ın yerinde olsam nesiri yalnızca babama has kılmışken, öylece bitirirdim. Peygamber özlemini ayrı bir şiire bırakırdım...

Tamamını buradan okuyabilirsiniz:




30 Mayıs 2024 Perşembe

"Seni bundan çok sevemem"

W.Shakespeare Sone 115'te:
"Sana önceden yazdığım dizeler  söylüyordu;
Seni bundan daha çok sevemem diyenler hani;"dedikten sonra zamana vurgu yaparak, zamanın insanları sadece cismen değil, duygular bağlamında fikren de değiştirebileceğini dizelerinde anlatır.

Zaman kısmına değinmeyeceğim.
"Seni bundan çok sevemem" dizesi muhteşem. 
İki şekilde anlaşılabilir; bundan çok sevgimi hak etmediğin için, bundan çok sevemem, sevmem...
İkincisi; Seni o kadar çok, o kadar çok sevdim ki bundan fazlası mümkün değil. Tarifsiz, sınırın sonu...

Hani dinimizde bir prensip vardır, bilirsiniz; "Sahabeyi öyle sev ki, Peygamber demeyecek kadar. Peygamberi (sav) öyle sev, öyle sev ki, haşa Allah demeyecek kadar, Allah'ı ne kadar seversen sev..."
Ölçüler...
Hudutlar...
Aşılmadıkça güzellikler sunarlar.

"Seni bundan çok sevemem" okudukça tekrarlayasım geliyor.
Ve tabii içinde zorlu soruları da barındırıyor.
Sevginin hakkını vermek gibi...
Sevginin hakkı nedir? 
Karşılık görmek diyenler sınıfta kalır...
Sevginin hakkı, karşılık göremese dahi sadakattir.

İlmiyle amil olamamış ya da bir şekilde Allah'ı gücendirmiş bir şeyhin müridi gün gelmiş, kalbi/ keşfi açılmış, levhte (gökyüzü defteri) kendi adını evliyalar içinde okumuş lakin şeyhinin ismini bir türlü cennetlikler içinde bulamamış. Sonunda dayanamamış, durumu şeyhine söylemiş. Şeyhi;"Evladım biz otuz senedir ismimiz cehennemlikler arasında diye Mevlamıza ibadetten, şükür ve tevbeden yüz mü çevirelim. Rabbimizin bir bildiği vardır, ne takdir ederse etsin, bize düşen sevgiyle, sadakâtle, saygıyla kulluktur" mealinde cevap  verince, ertesi gün müridi şeyhinin ismini evliyalar arasında görür.

"Seni bundan çok sevemem"
Senin gibi kimseyi sevemem...
Sen sevmekten gitsen de ben seni sevmekten gidemem.
Senin sevginde ilahi bir ıtır bulmasaydım, belki sınıra varamazdım.


22 Ekim 2023 Pazar

Bir örnek mektup daha

"Ömer beyin mektubunu ve yanıtınızı okuyunca çok duygulandım. Evet herkesin gücü nispetinde yapacağı şeyler olmalı bu hayatta. Filistin'li cesur kız Ahed Tamimi gibi.

Kızım mezun olup para kazanmaya başlayınca onu daha çok hayra teşvik ediyorum. Cansuyu derneği vasıtasıyla Filistin'li iki yetimin aylık masraflarını üstlenmek istedik. (Aylık 400 lira) Bir erkek bir kız çocuğu. Bize mailden resimleri, isimlerine kadar bilgileri geldi.. Mahcup olmayalım diye  6 aylık anlaşma yaptık. Başarınca 1 yıllık yaptık. 
Sonra kızıma dedim, maaşın arttı ama hayır miktarın aynı, o artmadı. Sağolsun kızım da 'aklında ne var anne, hadi arttıralım' dedi.

Kardeşlerini çoğaltalım dedim.

Bu defa da IHH'ya sorduk. İnsani yardım vakfı... Orada 6 aylık yok ve 1 yıllık talep ediliyor. Sonuçta onu da başardık. Şimdi Filistin'li 4 yetime hamilik yapmanın tesellisi içindeyiz. 

Bunu ilk kez size söylemiş olduk ki zaten bizi tanımıyorsunuz. Çevremizde en yakınımız bile bilmez. Hani o yazınızda çok güzel ifade ettiğiniz gibi, bu iş cebe cüzdana dokunmadan, sloganlarla, paylarla, kınamalarla olmuyor.

En azından Müslümanlar kola, kahve, ve o yiyinti mekanlarından uzak dursalar. 5 kalem çok değil 5 kalem, bunu unutmadan ciddiyetle uygulasak, tek tek şubeleri kapanır ve ülkemizden defolup giderler diye düşünmekteyim. 
Allah'ım İslâma ve Müslümanlara yardım eyle. Amin."

*

Ne güzel insanlar var. Bu ibret mektup aslında sosyal medyada örnek olsun diye yayılmalı. O kadar etkilendim, duygulandım ve imrendim ki, Ahed Tamimi'lerin varlığını bizim ülkemizde de görmenin huzurundayım.
İnşallah ben inanıyorum sizin gibi güzel okurlarımın içinde de imkânı olanlar bunu uygulayacaklardır. Her insan özünde yapabileceklerinin farkındadır, yeter ki cimrilerden olmasın. 
Allah sizin gibi duyarlı insanların sayısını arttırsın ve bir tavsiyem ile noktalayayım: 
Çevrenize örnek ve teşvik olsun diye yetimlerden hiç değilse birini (kızınızın yetimini) söyleyin. Bu riya olmaz, niyetinizce daha da sevap olur. "Hayra teşvik eden, onu yapan gibidir."
Mektubunuz için ayrıca çok teşekkür ediyorum. [MM]

29 Eylül 2023 Cuma

Rüya üzerine


Bütün güzel şeyler rüya gibi mi olur, hep rüyalar da mı görülür...

"Rüya gibi geldi geçti ömrüm" demeden önce, rüya gibi gelip geçen bir yar durur önce akan film şeridinin başında...

Rüya bile olsan, yalnız rüyalarda bile görsem seni, çöl yangını çatlak dudaklarıma bir kaç damla der, yine de sevinirdim...

Rüyalar bize, gözlerimiz kapalıyken, ötelerin varlığını haber verir. 

Gündüz özenli olanlara, gece ödül olarak kalbe sevinç/huzur veren rüyalar ikram edilir...

Bazen öyle bir rüya görür ki insan, dünya rüyasında hiç bir şeye onu değişmez. O ikrama halel gelmesin, ayıp olmasın diye  daha bir itina eder yapıp ettiklerine...

Rüyalar deneme, sınamadır aynı zamanda. Görenin kalbine akıtılmış sırdır. Sevinç anlat der sır susmazsan daha fazlası sıradaydı, iptal edilir diye ikaz eder. 

Ve rüyalar herkese anlatılmaz. (Bu zamanda kimseye anlatmamalı.) 
Anlattığınız kişi az buçuk ilim ve haset etmeyecek bir kalp sahibi olmalı. Bazı rüyalar insanı çok kıskandırabilir. Hatta kişi  Allah'a içinden sitem eder, böylelerine mi bu müthiş rüyalar der başına bela alır. 

Rüya ile amel edilmez. Yani İslâm fıkhına uyup uymadığı çok önemlidir. Malum kan yollarımızda dolaşan şeytan, rüya ile de bizi şaşırtıp, yanlışa sevk edebilir.
Sana özel helal/haram olmaz, aman dikkat.

Müjdeci rüyalara sevinir, şükrederiz ama asla kendimize bir paye vermeyiz. Bilakis mahcup olur, Kerem sahibi Allah'ın büyüklüğüne, Ona layık kulluk yapamayışımıza, günahlarımıza rağmen, lütfuna boyun bükeriz...



26 Eylül 2023 Salı

Şükürler olsun ki


Günahkâr olabiliriz, pişman da...
Kırmış olabiliriz, özür diler, üzülürüz...
İyi insan, iyi Müslüman olma çabamızdan vazgeçmiyor ve bir ömür bunun mücadelesini veriyorsak...
Dünya gözüyle göremesek de, kalbimizde yaşıyor, yaşatıyorsak...
Ashabı gibi bizler de "Anam-babam canım- malım sana, yoluna feda olsun Ya Rasulallah..."diyenler kervanında, "üç ayakla seken topal..."olmayı cana nimet biliyorsak...
Allah'ın en çok sevdiği kulu ve peygamberine ümmet olma ikramının, şerefinin kadrini biliyor ve şükrediyorsak...
Sevgilimiz, önderimiz, örneğimiz, efendimiz, peygamberimiz -Allahümme salli ala seyyidina Muhammed- doğdu diye sevinip, çevremizi sevindiriyorsak.. 
Kandilimiz mübarektir.

🌹