Sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sizden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2026 Perşembe

Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu. 



25 Temmuz 2026 Cumartesi

Neden bu ricat?

"Neden bu ricat üstadım? Sosyal medyada yoksunuz. Bloğunuza da eylülde vedadan söz etmiştiniz. İnziva ötesi bir ricat bu, neden?"

*


- Kısaca cevabım: Kendimi tamir ediyorum. Ve hayır, tanıdığım bütün kıymetli dostlara da eşit ve adil davranıyorum. 
Ricat eski dildir, unutmuştum. Geri çekilme, vazgeçme... Çok yerinde kullanmışsınız. (Şu emperyal devletler İslâm topraklarından ricat etmediler, zalimler.) 

Geçen gün Hinduizm ve Budizm gibi kitapsız kategorisinde yer alan dinler üzerinde düşünürken, kutsanan farelerden, maymunlara, ineklere vs. Nirvana (!) yolculuğunda reenkarnasyon ve karma mantıksızlığına kadar, insanların algıları, kabulleri üzerinden açtım ellerimi, büyük bir şükran ve minnetle alemlerin Rabbi, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'a, bana Müslümanlık nimeti bahşettiği için sonsuz zerreler adedince şükürler ettim. Tertemiz, şeksiz, şüphesiz bir dine mensubuz. Yalnız bu iman nimeti için bir ömür başımızı secdeden kaldırmasak yine de şükrü, o sonsuz cennetler düşünüldüğünde ödenemez... 

"Keşke bilselerdi!" ayeti hizasında, keşke bu iman nimetinin kıymetini bilip ona göre bir ömür geçirebilsek. 
"Yakında bilecekler!" ihtaratının muhatabı olmaktan da Allah'a sığınıyoruz. 
Biliyor ve ümitle zan ediyoruz ki, iman edenler mahzun olmayacaklar, günahkar da olsalar... 

Evet, kalbimi tamir ediyorum. İnzivama çilehane de eklemek istiyorum. Hani 40 gün minicik mağara tarzı loş bir odaya kapanırlarmış ya... Benim çilehanem de insanlarla diyaloğu asgariye indirmek... 
Kolayı belki bir üstada bağlanıp, ders almak ama nefsim ona bırakmıyor. 

Bu bir hal... 
İnsanlarla her türlü diyalog kalbime iyi gelmiyor. Kadın erkek aynı, farketmiyor. Nefs ve şeytan pusuda, zayıf anımı kolluyor. Kalp öyle bir letaif ki, mekruh işler bile saffetini lekeleyebiliyor... 
Yalnızlık sanki mürşidim gibi... 
Ya oynatmaya az kaldı, ondan bu haller:) 
Ya da olmaya az kaldı... 
Vay be cümle nereye vardı...:) 

Hani bir zamanlar demişim ya:
"Sevdi beni yalnızlık, sonra bir baktım, ben de ona tutulmuşum."
İnşallah işbu ricat hayrıma, başarıyla sonuçlanır. Anlayın ve dua edin. 

*

Ve bu saat itibariyle bugün de misafirden yana bereketli geçmiş. Eylül'de veda konusunda henüz net bir karar veremedim. 

İlginize çok teşekkür ediyorum. 




20 Temmuz 2026 Pazartesi

Bu mail güldürdü

Sanki herkes işbirliği içinde anlaşmışlar, evlen de evlen! 
İyi ki az bunalıp bir dua istedik. 
Biz de biliyoruz ısmarlama gibi ve biraz da konforlu sekerat bir istediğimizi... 
İyiler gibi yaşayan iyiler gibi de iyi ölürmüş... 
En azından iyiler gibi olamadığımıza çok üzgünüz, bu da bir şeydir ve çok şeydir. 

Ama konuya ilişkin evlen diyen şu Don Kişot maili güldürdü. Çok sevimliydi. 
Bir de sosyal medyaya geri dön diyorsunuz, sonra da Muratzedeler konvansiyonel savaşı:) 

Bu sabah ki telefonda da erkek kardeşim aynı konuya getirdi lafı. "Resmi evlenmen şart değil ama bir sevgilin olsun, uzun süre tanı takıl abi" minvalli tavsiyelerde bulundu. Canım ya hem kardeş hem sırdaş, arkadaşım benim. Üzülüyor yalnızlığıma... 
Lakin bunca ısrarın ardında bazen, 
galiba herkes bu ölgün halli adamdan kurtulmak istiyor, diye iç geçirmiyor da değilim.:) 


14 Temmuz 2026 Salı

Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam

"Vee lütfen yalnız kalma …
Kendinle konuşma…
 
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
 
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
 
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
 
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…

Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
 
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"

*

Eylül bakışlı adam'dan sonra  Kehribar bakışlı adam… 
Bunu da tuttum güzelmiş. 
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:) 
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan. 
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok. 
Tanıştık, tanıdık, sevdik... 
Güzel dostluklar, sohbetler... 
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada... 
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle... 
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen... 

Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi. 
MM

*

"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz! 
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim 
Onu sevmedim
Onunla küstüm 
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize 
Kaçamazsınız…"


13 Temmuz 2026 Pazartesi

An gelecek 19

An gelecek; 
kendimizi, 
onca özlemelerimizin, 
bizi bir kerecik bile niçin kavuşturamadığını sorgularken bulacağız... 


"Şiirinizi niçin ta gece yarısı kanala atıyorsunuz kim görecek o saatte!??"

- Yalnız blog okurlarım görse kâfi. Onların da bir kısmı Murat Mesut şiir okumamıştır diye linki kadınsal sezgilerle açmıyor:) 

12 Temmuz 2026 Pazar

Ben de sizi okumayı seviyorum.

"Sen kimsenin mola yeri ve duygusal tamirhanesi değilsin.

Kimsenin, yalnız kaldığında aklına gelen, canı sıkıldığında aradığı, hayatındaki boşluğu doldurmak için döndüğü kişi olma.

Çünkü seni gerçekten isteyen insan, sadece ihtiyacı olduğunda değil, her zaman hayatında tutmak ister.

Seni sadece kendini iyi hissetmek için hatırlayan insanlar, seni değil, senden aldıkları huzuru arıyordur.

Kemal Alimoğlu"

*

"Keşke karşılıklı bir çay kahve faslımız olabilse idi. Hatırı ne çaya ne kahveye yüklemeden..."

*.

"Takip ediyorum, her yerden ve herkesten uzaklaşmaktasınız. Kendinize ceza verdiğiniz o kadar sarih ki. Etmeyin!"

"Rüveyda rüyanıza geldi mi? Yüzünü başka kapıya dön artık dedi mi?"

*

"Bir eylül günü final... Bunu okuyunca telefonu yere çalacaktım!"

*
"Kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama Masumiyet Müzesi dizisini izlemenizi öneririm. "Bazen bırakmak gerekir!"  bu cümle orada detayıyla anlaşılıyor."

*
[Üsttekiler yayınladıktan sonra gelen:]
"Adam yönünü değiştirmiş ya işte! Son yolculuğuna hazırlık için bizi bile rehberden sildi. Önce çok sitemkârdım, artık anlayışla karşılıyorum. Selam sana dost..."

*

"Hazırlık mı? Adam gömmüş kendini:) "



4 Temmuz 2026 Cumartesi

Düşündüm!

Murat güzel yazılmış, elim yatkındır, az zaman ayırsam o tarzda yazabilirim. Ne de olsa karikatür ve rapido kalem geçmişim de var:) Teşekkürler. 

Bu yüzük baş harfi M ile başlayan bir hanımefendiye ait olmalı. 🤭   

*

Seni dinlemek, 
Bazen bir melodi, 
Bazen ders dolu bir hikâye, 
Bazen nesir/ şiir... 
Seni dinlemek dinlenmektir. 
Sevmektir, sevilmektir. 
Güzelliktir... 
Kitap okumak, sayfalar arasında düşlemektir. 
Seni dinlemek, hayatı öğrenmektir... 
Seni dinlemek, hayata yenilmemektir. 
Seni dinlemek yenilenmektir... 

🌹

Düşündüm:
Facebook'ta profil yerine sayfa açmak yeniden başa sarmak gibi geliyor bana. Yine de kararsızım, o bencilsiniz ithamı dokundu!.. 
Sizden gelen, facede sayfa açsanız temalı kısmı sehven silmiş bulundum, özür diliyorum. 
Teşekkürler. 


1 Temmuz 2026 Çarşamba

İlmin birincisi onlar!

Sahnede çok iyiler! 
İnerken bütün boyaları dökülüyor! 

Biraz açarsak; 
Paylaşımlarında dini, milli, ahlaki öyle dürüst tavsiyeler, dersler, eğitimci tavırlar! 
Öyle ki, keşke ben de onlar gibi olsam diye özeniyor insan... 

Oldu da paylaşımla ilgili bir şey sordunuz ya da nazikçe eleştirmeyi gerektirecek mesaj gönderdiniz! 
İşte o anda karşınızdakinin üslubu, kaba ve kırıcı cevabı, ister-istemez bu paylaşımları yapan zatı muhterem siz misiniz, sorusunu da beraberinde getiriyor. Hani konusu din ya... Ahlak, erdem, iyi Müslüman, iyi insan olmak ya  . Hani bu konularda latif paylaşımlar yapıyor ya... (Kuyruğuna basana kadar!) 

Bilmiş, kibirli ve asabi tavırla verdiği cevabını, usturuplu ama yine nazik bir cevapla boşa düşürdüğünüzde  şov sona eriyor ve yiyorsunuz o beklenen engeli! 

Buna en çok da binlerce takipçiden para devşirme çabasındaki hesaplarda şahit oluyorsunuz. 
Tabii mesajda size nasıl nobran, kaba, kırıcı olduğunu o binler görmüyor, göremiyor! 

Sahnede dervişliğe, ilmin birinciliğine devam!.. 
Onlar da erdemli dindar rolünü çok iyi oynuyorlar sevgili okurum... 
Mailinize teşekkür ediyorum. 

Not 1: Bloğumu açtığım ilk yılda reklamlara açıp para kazanma özelliği vardı. Deneme amaçlı tıkladım, incil reklamı! Tabii daha fazla merak etmeye gerek kalmamıştı! Zaten kalemimin üzerinden maddi çıkar bana ters...Kitabım da buna dahil. 
Sen amatörsün, amatör müteşair olarak kal:) 
Not 2: Youtube'da izlemek istediklerim oluyor, arkadaş 5 dakikaya bir reklam. Tamam para kazan da bu kadar abartmadan! 

Not 3: Elbette derdi maddi kazanç olmayan, samimi iyi niyetli hesapları bu yazının konusundan tenzih ederim. 





28 Haziran 2026 Pazar

Bence sizin de bir bloğunuz olmalıydı

"Nefreti acaba şöyle mi kullanmış:
Güven bitmiş aşka …
Aldatılmış yalanlarla…
Bambaşka biri olarak tanıdıysa…
Biliyorsunuz ki aşk olmazlara meyyal …
Doğru insan diye seçmiyor ki …

“Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır, hayatsa bir başka hayata karşı."
İsmet Özel

Başka bir hayatın doğru olduğunu nasıl anlarız…
Biz renklerimizi arıyoruz aslında…
Örneğin ben aşkın büyüsünü seviyorum…
O heyecanı 
O coşkuyu 
O istemsiz gülüşleri... 

Yoksa Mecnun’un aşık olduğu Leyla çok mu güzeldi? 
O, tutunduğu hissi sevdi…

Aşk aslında kör değil , seçici bir görme kusuru…
Zihin aklamak için bir avukat gibi çalışıyor kalbe…
Kalp dinliyor mu 
Asi o….
İki kalp birbirini seviyorsa aşk orada güzel 
Diğeri safi delilik…"

Gönderdiğiniz görseldeki fikre katılırsam, psikolojik bir vakıayı onaylamış olurum! 

"Benim kavgamdır o, aşk diye tanınan"  İsmet Özel

Benim de bir yudum tesellimdir aşk diye sayıkladıklarım. 
Arayışım. 
Aldanışım, 
Kaçışlarım. 
Kanışlarım... 
Yakarışlarım... 

Ne ben ona varabildim, ne de o benden taraf gelebildi... 

Evet , tutunduğumuz hissi sevdik…(Bunu özellikle kalın yazı yaptım.) 
Sonu olmayan yollara gönüllüce düştük... 
Muhyiddini Arabi, Hallacı Mansur ya da bir Hz. Hüdayi ruhundan esinti kadar nasibimiz olsa, aşkın Allah'a yolculukta çekilen kutsal çile olduğunu, muazzam bir iç yangını olduğunu fark ederdik... 
Rüveyda diyorsa bil ki adlı Mevla'dır... 
Mevla'ya henüz vasıl olamadıysam, olanlardan Mevlana'dır... 

İç yangının Allah'a olursa, onu gören fe firru (Zariyat:50) koşulacak yolu da açacaktır... O zaman dünyanın oyun ve eğlence/aldanması  ayan olacaktır... 



Teşekkürler 🌹

20 Haziran 2026 Cumartesi

Ben hırsız değilim!

"Kitabınızda dil akıcı ve bazı yerlerde gerçekten iyi cümleler var, özellikle alıntıya uygun parçalar çıkmış. Ama genel bütün olarak baktığımda bende "kitap" hissinden çok sosyal medyaya uygun metin derlemesi hissi bıraktı. Bu yüzden tam olarak beni yakalayan bir okuma olmadı.

Genel olarak emeğe saygı duyarım . Lütfen yanlış anlamayın kötüdür demiyorum bende derin izler bırakmadı yalnızca."

*
Herkes her kitabı beğenecek ya da her kitap herkeste aynı etkiyi bırakacak diye bir kural yok. 
Ben Dosto'nun Suç ve Ceza'sını, Oğuz Atay'ın Tutunamayanları'nı, Kafka'nın Dönüşümü'nü elime alıp alıp bırakıyordum. Bir yıl sonra Suç ve ceza'yı sesli tiyatro olarak okumuş oldum. 
Bazen bir kitabın havasına girecek havamız da olmayabiliyor, bu nokta da önemli. Tutunamayanlar ve Dönüşüm'e sesli kitap olarak dahi tahammül edemedim. Bu girişten sonra;

Sondan başlayalım: 
"Genel olarak emeğe saygı duyarım."
Ama bu defa istisnai olarak saygı duymayıp, üstüne bir de "derleme" diye iftira atacağım mı demiş oluyor okur!? Çok üzüldüm, ilk kez böyle bir ithama muhatap oldum. 

Yapay zeka pek kullanmam ama derlemeyi ona sordum, beklediğim cevabı verdi:

*Derleme* = farklı yerlerden toplanıp bir araya getirilmiş metin, bilgi, veri.

3 ana anlamı var:

1. *Edebiyat/Yayıncılık*: Bir yazarın dağınık yazılarını, şiirlerini, makalelerini tek kitapta toplamak.  
   Örnek: _Orhan Veli'nin bütün şiirlerinin derlemesi_  
   Burada derleyen kişi orijinal yazarı değil, sadece toplayıp düzenleyendir.

2. *Bilgisayar*: Kodun makine diline çevrilmesi. "Compile" kelimesinin karşılığı.  
   Örnek: _Programı derlemek_

3. *Genel anlam*: Farklı kaynaklardan parça toplayıp bir eser oluşturmak.  
   Örnek: _Bu kitap derleme, yani alıntılardan oluşuyor._

Senin görseldeki konuşmada 1. anlam kastedilmiş: "Bu kitap gibi durmuyor, sosyal medya metinlerinin derlemesi gibi duruyor" → yani orijinal bir bütün eser değil, toplanmış parçalar hissi vermiş.

*

Yani orijinal olarak yazarın duygularının kaleme aktarılması değil, sosyal medyada rastladığımız gibi, 3-5 şiiri ekranda yanyana koyup, kelime, sözcük değişimi, dizeleri karma değiştirerek, ekleyip, çıkararak şiir yazdım deyip altına ismini ekleme utanmazlığı, emek ve duygu hırsızlığı! 

Ben sosyal medyada iken takip eden dostlarım çok iyi bilir. Bunu yapanlarla gerek yorumlarda gerek özel mesajlarda çok tartışmışlığım ve onları arkadaşlıktan çıkartmıştığım olmuştur... 

Hatta bir keresinde hiç unutmam, çok ünlü bir şairin şiirlerinin altına kendi ismini yazan birisini ikaz ettiğimizde "onları ben yazıp gönderdim ona" diyebilmişti. Sözün bittiği yer! 

Okurumuzun iş bu derleme iftirası cümle içinde geçmeseydi bu kadar üzülmez, üzerinde de durmazdım. Tabii iddia sahibi iddiasını ispatla da mükelleftir! 
Sadece şöyle bir tavsiyede herkese bulunmuşumdur ömrümce:
Mesela bir tanıdığımız yeni sıfır araba alıyor çevresindeki insanlardan birisi çıkıp ona: "neden bu markayı aldın şu markayı alsaydın!"diyor.
Ya adam artık almış sana düşen iyi günlerde güle güle kullan demekten başka bir şey değil.  
Aracı almadan evvel sana gelip şu markayı alacağım fikrin nedir diye sorarsa o zaman ne biliyorsan söylersin ama aldıktan sonra gönül kırmak hadsizlik ve nezaketsizlik değilse kıskançlıktır... 

Kitabıma derleme diyen kişiye, kitabımın öykündüğü Kafka'nın Milana'ya Mektuplar'ını ya da Dönüşüm'ü nasıl bulduğunu sorsam, muhtemelen olumsuz yorum yapmayacaktır. Çünkü o Kafka, ünlü olmuş bir yabancı! 

Mütevazı bir insan olarak, Rüveyda'ya Mektuplar'ın, Milana'ya mektuplardan çok daha iyi bir kitap olduğunu söyleyebilirim...(Milana'yı zorla okumuş, sıkılmıştım. İçinde alıntılık aforizmalar ki, zaten 2 düzine var yok, onlar da ezberimizde ve çok güzeller... 

Ya Dönüşüm... Okan Bayülgen onu sesli kitap okumuştu. Eh komediye yatkın adama denk bir kitap seçimi... 

Bir önemli nokta da şu; kitabımın çıktığı yayınevi sahibi İsmail Bey son derece entelektüel bir ağabeyimizdir. Kitabı redakte eden hanımefendi de bir dönem Ankara'da Kültür
Bakanlığında çalışmıştır. 
Kitabı ilk götürdüğümde ikisi de beni ikna edip siz bundan daha fazlasını yazabilirsiniz demişlerdi pek gönülsüz eve dönüp her mektubun üzerinden yeniden geçmiştim. Şayet kitabımda derleme/ intihal ya da hırsızlık kokusu alsalar, onlardan asla kaçmaz ve bana söylemekten çekinmezlerdi. 

Bu yazıma gelecek mail ve yorumları bu yazımın altına ekler miyim bilmiyorum! Ama bildiğim bir şey varsa işbu derleme iftirasına okurumun sert tepki göstereceği...
Zira Rüveyda'ya Mektuplar'ı zamanında okurlarımla birlikte yazmıştık. Bu sebeple meselenin uzayıp,kalplerin daha fazla kırılmaması adına mecbur kaldığım bir şey olmadıkça aşağıya eklemeyi düşünmüyorum. 

*

- Tahmin ettiğim gibi sert, teselli eden ve espirili bir çok mail geldi, gelmeye devam ediyor. Hatta içlerinde konumuza uygun video ve görseller bile var. Tabii ki istesem bu zalim maili görmezden gelebilirdim ama kendimden o kadar eminim ki zerre çekincem, kompleksim yok. Bu yüzden mesela kendimi şairden saymam, müteşairlik kâfi kalemimle barışık olmam için. 
Yazarlığımı ciddiye alsaydım, bugün bir gazete ya da dergide yazabilirdim. En son şehir gazetesinden teklif gelmişti, hangi çılgın bana zincir vuracakmış deyip teşekkür etmiştim. 

Gelen maillerden bir iktibas, bir görsel ve tebessüme sebep video ile konuyu kapatalım:

"..dikkatinizi çekmek için farklı bir yöntem olmalı ki, o kişinin kitabınızın tamamını okuduğunu da sanmıyorum üstadım."





14 Haziran 2026 Pazar

Aşk üzerine gelen bir mail

"Acaba aptal aşık söz öbeği
Buradan mı gelmiştir🤔🙄
Mantıklı düşünme yetisini kaybetme
Hatalarını ve kusurlarını görmezden gelme…
Mutlu etmek için sınırlarından ödün verme
Odak noktasını ona çevirme…
Etrafında olan diğer kişilere kayıtsız kalma..
Evet evet muhakkak öyle
Başka bir izahı yok bunun..

O yüzden demek ki bitince ilişki sudan çıkmış balığa dönüyor insan…
Yeni bir heyecana kadar…
Ben böyle kalanı da görmedim
Hele ki günümüzde..
Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..
Zaman ve mekan doğrultusunda
Haa bir de yaşanmış tecrübeyle…"

*

Diyerek yukarıdaki görseli de eklemiş sevgili okurum. Kendisine çok teşekkür ediyorum. 

"Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..."

Hemen bu cümleye bir şerh düşeyim; demek ki büyük aşk değilmiş ki büyük aşka yerini bırakmış! 

Belki de her aşk, aşk olması hasebiyle büyüktür... 
Belki de aşklar da mevsimler gibidir, ayları çok olan mevsimler gibi... 
Belki de her aşk, gelir kalbe rengini bırakıp gider! 
Belki de her aşk aynı format ve normdadır. Bizim onu yaşama şeklimiz, kişiliğimizle orantılı farklı farklıdır... 
Aşk konusu, insan var oldukça güncelliğini kaybetmeyecektir. Eskiler aşk konusunda konuşup yazmayı severlerdi. Aşağıdaki fikre  katılmıyorum ama üstteki görselde yazılanların gerçeklik payı ve üzerinde düşünülmeye değer olsa da tartışılıcak noktalar olabilir. 

Dosto açık açık Murat Mesut'a aptal demiş! Eyvallah kabulümdür... 






11 Haziran 2026 Perşembe

Bir kalp bir kere mi sever?

"Ben de hiçbir dizi izlemem yalnız bu diziye en başlarında bakıyordum..
İlgimi çekmişti
Sonraları takip etmedim
Çünkü televizyon izleme alışkanlığım yok…
Bu gece açacağım tuttu bu kanal karşımda, final…
Salya sümük oldum…

“Bir kalp bir kere sever”

Offff dedim…

Sizi gördüm…!

............ 
Kendime, saygı duruşuna geç dedim …

Ne seven unutur ne sevilen unutturur ..

Her şey bütünüyle güzel yaşanmalı…
Ama karşılıklı…!"

*
"Bir kalp bir kere sever”
Hangi anlamda söylenmiştir? 
Gerçekten bir kalp birden fazla sevemez mi? 
Bir kere mi aşık olur, diğer sevmeler aşkın rengine boyanamaz mı, niçin? 
Bu tespit, kalbe sınır koymak değil midir? 
Ve kalp o sınırı tanır mı? 
Aşk bir kere, sevmeler bin kere mantalitesi ne derece doğru? 
İnsan 10 yıl önce aşık olduğu gibi yine yeni yeniden aşık olamaz mı? 
Sorular çoğaltılabilir! 
Tanık sizin hakim bey!.. 
         (Mail gelirse buraya eklerim.) 

*

"Aşk, Murat Mesut kalbine sahip olmakmış... "

*

"Siz sordunuz da cevabını bildiniz mi?
Kalp bir kere mi sever…
Yoksa kalbiniz büyük herkese yer var mı ?"

*
"Ah üstadım, şimdi Facebook'ta olsanız, yorumlarda hem bir şeyler öğrenirdik hem de çarşı şenlenirdi:)"

[ - Oradaki dostlara selam ve sevgiler. MM]

*
"Aşk, Murat Mesut kalbine sahip olmakmış... "
Ne diyosunuz.!
Olmuş yani."

[ - Ben, Murat Mesut gibi bir kalbe sahip olmakmış, şeklinde anlamıştım. İlle bir muziplik yapacaksınız yani:) MM]

*

6 Haziran 2026 Cumartesi

Artık biliyoruz hanımefendi

"Çakırcalı Emine ?
Ünlü Ege efesi Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesi değildir. Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesinin adı Hatice'dir. 

Tarihi kayıtlarda ,kaynaklarda "Çakırcalı Emine" adında bilinen bir kişi geçmiyor.

Muhtemelen bunlardan biriyle karıştırıyorsun:

● Hatice: 
Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesi. Babası zaptiyelerce öldürüldükten sonra, Hasan Çavuş'un köyü basıp Hatice'ye ve akrabalarına işkence yapması Çakırcalı'nın dağa çıkma sebeplerinden biriydi.

● Çakırcalı Mehmet Efe: 1872 Ödemiş doğumlu, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış en ünlü efelerden biri. 
"İzmir'in Kavakları" türküsü onun için yakılmıştır. 

Eğer farklı bir "Çakırcalı Emine" karakterini ima ediyorsan ;
biraz daha detay verirsen ona göre tarihi yeniden yazsınlar .

Olanı olmayanıyla , hayali karakterlerinle , kaldığın gibisin."

😅

Evde tadilat bir yandan, böyle sinirlenmiş sempatik mailler bir yandan. Bunu okurken güldüğümü usta gördü mü bilmiyorum.

Konumuzun püf noktası ise son paragrafta..
İzmir'in efelerini, destansı hikayelerini bilmeyen bile kulaktan duymuştur. Ünlü efelerden biri de Çakırcalı ya da Çakıcı Mehmet efedir. 
Önceki yazımda ona atıfla Çakırcalı Emine mi Zeynep mi ne...öyle yazmıştım.:) 
Okur, cehaletimden yakalamış olmanın zafer narasıyla haykırır:

"-Olanı olmayanıyla, hayali karakterlerinle, kaldığın gibisin." 
Yani kişileri karıştırdığımı ve aslında kaldığın gibisin son darbesiyle mailden cevap verip uzatacağımı düşünmüş olabilir. (Rüveyda'ma kalmak tarifsiz güzel bu arada) 

Oysa bakış açımız farklı. 
Çakırcalı olmak bir lakap, handiyse kavramsallaşmış bir mit gibi, hafsalamızda önemli bir şeyi remz eder... 
Çakırcalı'nın yiğitliğinin yanında, haksızlığa karşı cesur duruşunu, biraz da kabadayıvari cengaverliği söz konusudur. Çakıcalı eşittir bu saydıklarımız. 

Belki şimdi her yazımda kalemime hınçla saldıran zatı muhterem okur, Çakırcalı Emine'den kastımı anlamış mıdır, pek emin değilim. :) 
Emin olduğumsa, hem her yazıma burun kıvırır gibi üstenci bir bakışla sevimli tenkitler yazıp, hem de okumaktan, takipten geri duramıyor olmak. 
İyi ki varsınız Çakırcalı hanımefendi 🤭

Not: Çakırcalı Mehmet efenin annesi değilsiniz biliyoruz artık. 😅
Teşekkürler. 




Kargalar duysa!

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı."
Martin Heidegger

Bu tanımdan bir Rüveyda yazısı işten bile değildi... 
Bu fukara Alman felsefeci, insanı dünyaya tesadüfen atılmış zannedenlerden! 
Gerçek şu ki İslâmın olmadığı her fikir her felsefe sakat/ eksik olmaya mahkumdur. Heidegger üzerinden bana gönderme yapan okur, onun yalnızca bu avanak teorisini bilse, bizden birini seçerdi belki... 

Düşünsenize böylesine muazzam bir galaksiler halkasının içinde bir galakside (Samanyolu) muhteşem bir dünya içinde yer alacaksınız ve bu sadece tesadüfen buraya atılmak için olacak. Şimdi pencereyi açsam sabahın kargalarına bunu söylesem gülmekten bütün sokağı uyandırırlar! Hatta derler ki: "Cevizin çok faydalı bir şey olduğunu bildiğimiz için onu ağaçtan alıp yüksek bir yerden aşağıya atarak kırıp, içini yememiz de tesadüfen atmamızdan (!) 

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı." Yanlış demiyorum, eksik, sathi, yetersiz bir tanım. Etrafını cami, ağyarını mani değil... Aşk üzerine edebiyat yapsak nemo problemo... 
Başka bir felsefeci de çıkar buna noksanlık değil, farkı farkındalık diyebilir mesela... 

Noksanlık, aynı hislerde olamayıştır. 
Aynı hislerde birleşemeyiştir. 
Noksanlık, senin hislerinin karşılığının onda olmayışıdır. 
Noksanlık, Allah ilminden, Allah'tan cahil, gafil olarak uzağına düşmektir. ( Heiderger teoloji ile de ilgindiği için bu son kısım) 
O dedini yanlış kopyala yapıştır yapmışsın "... dünyaya atılmak değil, cehenneme atılmak! " 

Hem birbirine ait olduğumuzu, bir arada olmadan nasıl keşfedeceğiz!?  Bir arada olmak için en azından sürekli mektuplaşmalar yani diyalog gerekmez mi? 
Bir arada ol da gör bakalım ne kadar birbirine aitsin(!) Mesela bu yazıya sebep okurumla karşılıklı fiziken tartışsak belki benim istihza dolu cevabıma kalkıp boğazımı sıkardı:) 

Bazen insan uzaktayken daha çok birbirine aittir, daha çok tamdır. Çünkü yakınlaşmak fiziksel olmaya başlayınca, içinde kopmaktan, çözülmekten yana riskleri de barındırır. Noksanlıktan kurtulup, tam olmanın başat şartı sizin savınız değildir. 

Esasen felseler diyalektik açısından, Üstat Necip Fazıl'ın dediği gibi: "Birinin yanlışına, başka bir yanlışla karşılık verme mesleğidir Herr Heiderger! İch hoffe verstehen sie mich richtig!? 

Böyle biline!

"Belirlediğiniz rotada  yol macerasına çıkabildiğiniz romantik ahmak Rüveyda olabilmeyi istemezdim....
Kanlı canlı deli ***** olan  irademe irade olmanızı isterdim.
Bir imparator iradesine sahip olmanız yanılttı.
Ne kadar zavallıca bir itiraf değil mi ?! :)"

*

Görüyorsun değil mi Rüveyda! 
Senden sebep, kaçtığım, sığındığım, romantik/melankolik "maceramı", 
 "kanlı canlı" gerçekliğiyle birisi alay alıp, küçümseyebiliyor! Tabii bu kızma değil, gurur sebebim olur. 

Evet Rüveyda, seni yıllardır bir imparator irade ve ısrarıyla sevdim, seviyorum, seveceğim... 
Hem öyle bir seviş ki; bunu yazarken bile bir imparator iradesiyle dil kurallarını yerle yeksan ederek sevdimseni seviyorumseni şeklinde araya bir harflik boşluğa, mesafeye bile tahammülüm yok! 

Bir masalın içinde ne güzel yüzüyoruz bir boşlukta seninle... Ne yerçekimi var, ne dil çekimi ne de masalın sona erimi... Son günüme kadar ben zevkle yaşıyorum seni Rüveyda... 

Ve senin dışında Çakırcalı Emine'lere, Nurlu Fatma'lara, Müflis Leyla'lara, kısacası nisalara yer yok bu gönülde... 

Böyle biline!.. 

2 Haziran 2026 Salı

Herkes aşk için bir kalp arar

"Ödeyemeyecekleri hesap için…
Bu düşündürücü…!

Hasret kavuşma ümidini yitirenler için…
Değmeyenler de o bedeli ağır ödeyenlerdir…

Birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek…
Kaybetmenin başka biçimiydi…

“Oysa,herkes anlatmak için birini arar..”
Oğuz Atay…

"Birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek…
Kaybetmenin başka biçimiydi…"

Bu cümleye takıldım... Üzerinde durulası... 
İşbu kendinden vazgeçmek, özsaygı, kişilikle ilgili bir alan sanılmasın... 

Kendi hayatından, hayatı yaşama hakkından vazgeçmek... 
Onu kaybedeceğini, kaybettiğini
bile bile üstelik! 

Esasen birini kaybetmemek için  değil, AŞKI KAYBETMEMEK için... 

O biri gidebilir, ama aşkı kalır. Aşkı giderse... 

Bu duruma ister aşk deyin, ister  karasevda deyin, isterseniz melankolik budalalık... 

"Oysa herkes aşk için bir kalp arar...”
Murat Mesut

Bu da bu fakirden olsun... Teşekkür ediyorum, zaman zaman değerli katkılarınız oluyor. 


30 Mayıs 2026 Cumartesi

Sezon finali!

"Erich Fromm'un o meşhur tanımı:
Sevgi sadece hissetmek değil, emek vermek demek. Etkin ilgi: dinlemek, anlamak, yanında olmak, uğraşmak. Pasif bir hayranlık değil; bilerek ve isteyerek yapılan bir eylem.

Fromm bunu dört unsurla açıyor:  
- İlgi :Onun için çaba göstermek  
- Sorumluluk :ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olmak  
- Saygı :Onu kendi şartlarıyla görebilmek  
- Bilgi:Gerçekten tanımaya çalışmak  
Sevgiyi bir fiil olarak görüyorsun yani. 

İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

Ne kadar zor zenaat değil mi insan olmak ve gereklerini yerine getirmek. 
Bendeniz, uzun zamandır insanlarla pasif bir iletişim içindeyim. Bu da asgari mecburiyetler ve gönüllü katılımlar olarak iki grupta toplanmakta olup... (Tam bu noktada kardeşimin bana gönderdiği Teoman videosu aklıma geldi, bir gülme tuttu.Teoman da evden dışarı çıkmazmış videoda onu anlatıyordu. Arkadan Ata Demirel'in onun börekçideki halini taklidini göndermiş. Kardeşime dedim "Sen bana bir şeyler söylemeye çalışıyorsun galiba" gülüştük) 

Fromm'a küçük bir şerh düşmesem, benimle ilgilenmedi der.:) 
Sevgi başlıbaşına zaten bir emektir. Kalbin say'ü gayreti, çalışması az iş mi? Fiiliyata/eyleme dökerse pasif dediği içsel durum, etkin görünüme geçmiş olur. Bu noktada eylemi engelleyen sebepler, psiko sosyo faktörler gözardı edilemez. Bu uzun ve uzmanlık isteyen detaylı analize muhtaç. Bayram bayram sıkmayalım insanları... 
Ama... 
Fekat... 
Lakin... 
Postanızın son cümlesine bayıldım:

"İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

İnsan yerine, kadın/ erkek yazılabilir. Bu sebepten uzun zamandır bendenizi tanımak isteyen bazı kadınlara, "benden bir şey olmaz" cümlesini kalınca altını çizerek tekrarlamışımdır. Yani kimseye bir şey vaat edemiyorum. Tabii bu cüzi iradem kapsamında. Külli irade ne murad eder, bilinmez... 
Böyle iyiyim. Tek başıma ama yalnız değilim! Kimsenin de pırlanta duygularına poşet muamelesi yaptığım görülmemiştir. 
Kalp alış verişi son derece ciddi bir iştir, hataların telafisi ya çok zordur ya imkansız... 

"Rüveyda masalınız bittiğine göre, sırada Süheyla mı var diye soracağım lakin bu soru sizi sinirlendirir diye sormadan, geçmiş olsun diliyorum Murat Mesut'a"

-Sinirlendirmek yerine üzmüş olabilir. Yok sırada Süheyla Leyla yok. Çabamız hep Rüveyda'dan Mevla'ya... Tabii tevfik Allah'tan... 
Geçmiş olsun..
Bu öyle bir yara ki üzeri ancak toprakla örtülürse geçebilir... Bunun için de sıraya girdik diyelim... 

"Face'den büyük sitem, küsmeler...Yeni Muratzedeler olmadan sıvıştığınızı düşünüyorum"

- Oradayken 70'i geçmedim arkadaş seçiminde ama onları ve bazı sayfaları takip edip obez okumalar yüzünden yazmaya iştiyakım kalmıyordu. Selam olsun oradaki dostlara... 

*

"Özneyi yakma konusuna bir mim koyalım hocam. Bu olanaksız! Öznede Rüveyda olmazsa omurgasızlıktan şiir olamaz. 
Ben bu şiirinizi SEZON FİNALİ olarak görmekteyim."

- Sezon finali esprisi de iyiydi. 
Çok kültürlü, zeki, hissiyatlı okurlarım var benim. Hepinize kucak dolusu sevgiler, saygılar, selamlar... 


Teşekkürler 


22 Mayıs 2026 Cuma

Engellemedim!

Cevap veriyorum:
- Bunu tekrarlamamdan gına gelmiş olmalı. 
Arkadaşlar 2 ad. Murat Mesut fan sayfası var ve ikisini de iki farklı arkadaşım gönüllü yönetiyorlar. 
Geleyim asıl sorunun cevabına; facebook hesabımda kimseyi engellemedim, hesabımı sildiğim için bazı arkadaşlarım fan sayfasına mesaj yazıp, beni niçin engellediniz diye sitem ve üzüntülerini bildirmişler. 
Siz kıymetli arkadaşlarımı özlesem de böyle. Selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum. 

-O da aşağıdaki linkin içinde az önce güncelledim. Ben teşekkür ediyorum. 




21 Mayıs 2026 Perşembe

Sen, gün batımlarının şairi, ömrün bir ladese kurban gitmiş!

"İyiyi
Güzeli
Aşk’ı
Sevgiyi
Mutluluğu 
An’ları..
Yaşanılacak zamanları..
Yanlış kapıları çalman da kaderin mi? 
Baktığın göz
Aldığın nefes
Dinlediğin ses
Duyduğun heves
Kalbinin eseri mi?
Yoksa aklın oyunu mu sana 
Ömrün bir ladese kurban gitmiş(*) 
Sen, zamansız şiirlerin şairi, 
Sen, gün batımlarının şairi;
En fenası da kelimelerin kurbanı olmuşsun…
İnsan kendini de seçemiyor ki..!"

*
Kaderle ilgili daha önceden yazdığımı hatırlıyorum oraya bakmalısınız. 
Şairin dedi gibi: "Akıl olmazların zoru içinde./ Üst üste sorular soru içinde... (NFK) 
Mektubunuz da aynen öyle olmuş... 
Akıllı ve zeki bir kalem... 
Ne yazık ki sorulara cevap verecek adam o kadar akıllı ve zeki değil, üstelik çok da yorgun... 
Akıllı olmakla zeki olmak arasındaki farkı da arama motoruna sorsun dileyenler. 

(*)Ömrüm gitse gitse, iyi niyetime, fazla merhametime kurban gitmiştir, ona da ben kurban olayım... 
Kelimelerse "bir yudum teselli"
Şiir diye okuduklarınızsa, hüzünüm kırıntıları... 



14 Mayıs 2026 Perşembe

Gelen bir video üzerine!

Sessizliğimle kimseye ceza/etkileme gibi stratejim olmaz benim. Zaten ömrümün hiç bir anında stratejik, planlı, kurgusal olmadım ve menfaaten zarar görecek olsam bile bu değişmedi, değişmez. 

Gerçekten kalbi dilinde olan insanlardanım. 

Sessizliğime gelince, öncelikle  karşımdakine duygusal zarar vereceğim kaygısı ve sonra 
kendime verdiğim ceza olabilir. 
İnsanları/canlıları istemeden üzmüşsem günlerce üzülür kendime kızarım... 

Yorgunluğum, hayattan vazgeçmişliğim korkaklıksa kabulüm. 
Bu sebeple son yıllarda her kadına "benden bir şey olmaz"demişimdir.

Gönderdiğiniz videodan kısa bir iktibas:

"Bir zamanlar onu koruyan ancak şimdi onu kendi yalnızlığının esiri yapan kopukluk döngüsünü gerçek bir yakınlık anından sonra sizi görmezden geldiğinde bu artık sizden hoşlanmadığı için değil, sizden çok fazla hoşlandığı içindir ve işler ciddiye bindiği anda ortadan kaybolması onun içsel alarm sistemini tetikler...
...İncitilmekten kaçınma çabası içinde..."

Herkes kendi yaşadığını bilir. Herkesin yaşanmış dramları olabilir. Kimisi bunu duygusal zehirlenme bilinciyle geride bırakır ve yeni bir sayfa açarak yoluna devam eder, kimisi de ya tercihen ya da zayıflığından geçmişin kederlerinden sıyrılamaz, sıyrılmak istemez... 

Uzun ve derin bir konu. Görmezden gelme meselesi burada kibirle ilişkili olmamalı, o çok saçma ve çocukça olur. Şahsen birinin maillerine özelden cevap vermeyişimi görmezden gelme olarak nitelemem. Kendimce sebeplerim olabilir. (Bunda da insafsız, acımasız değilimdir. Nezaketen kısa cevap verdiklerim de az değildir.) 

Videonun linkini buraya bırakıyorum, belki birilerine faydası olur. Teşekkür ediyorum.