21 Mayıs 2026 Perşembe

Böyle son bulacakmış


Böyle olacakmış;
Ömrüm, finale ağır aksak yürürken, 
Issızlık saracakmış etrafımı... 
Gidenlerin korosu, 
Avlumda hiç susmadan çalacakmış... 
Hovardaca harcanan zamanlar, 
Söz dinlemez mevsimler, 
Ruha geçen nefeslenişler, 
Albümlerden taşacakmış... 
Böyle olacakmış;
Saltanat günleriyle gelenler, 
Hazan gecelerinde kaybolacaklarmış.
Böyle olacakmış, 
Kalabalıklar içindeki yalnızlığım, 
Böyle son bulacakmış, 
Böyle son bulacakmış... 


        Nazik jestiniz için sonsuz teşekkürler. 



20 Mayıs 2026 Çarşamba

Mevzu güzel koku olunca

Bugün bol bol sevip kokladım onları... 
Hafiften esinti de vardı... 
Kokuları tarif edilemez... 
Düşünün onbinlerce koku çeşidi var. Sübhanallah... 
Ey sonsuz yaratma sanatının yegâne ortaksız, sahibi Allah, ilmi olarak bile kudretinin cahili, gafiliyiz. 
Bahçemizin saltanat tahtının tek çiçeği yaseminler... 
Onları koklarken, 
Uzakların kokusu da hemen üşüşüveriyorlar... 
Ah annem çok güzel severdi çiçekleri, okşar, konuşa konuşa severdi. Neredeyse kıskanasım gelirdi, "beni de öyle sev" diyemezdim şeyşek kadar halimle... 
Koparıp bir dal alsam oda bir kaç gün bahar olur ama ablamla aynı fikirdeyim; kıymamalı, çiçekler dallarında güzel ve anlamlı... 





İsminde voltalarda

İsminin baş harfiyle son harfi arasında voltalarda geçmiş bir ömrün, kalp mahkumuydum Rüveyda... 

R üveyda dedim adına
Ü lken kafdağının ardıymış
V asıl olmak imkânsızmış
E skitmeyen taze bir masalmış
Y as bize yakışmazmış, 
D ileyemedim seni Mevla'dan
A dındaki harflerde voltalarda... 




Zor adamım!

Evet zor adamım ve sizin "kolay" dünyanızı sevmiyorum! Son söyleyeceğimi önce söylemiş olayım. 

Yalan, 
Sözde durmama, 
Merhametsizlik,
Pislik, 
Cimrilik, 
Düzensizlik, 
Sahtekârlık, 
İkiyüzlülük, 
Aşağılama, hor görme, 
Kibir, 
Nankörlük, 
Saygısızlık, 
Vefasızlık, 
Kindarlık, 
Bir işi baştan savma yapmak, 
Randevuya geç gitme ya da hiç gidemeyip önceden özür beyanını da akıl etmeme!.. (Umursamama!) 

Bunların bir çoğu zaten doğuştan mayamda yok elhamdülillah. 
Kalanı da ya aileden, eğitimden... Yani yine ilahi ikram... 

Bu sebepten zor adamsam... 
Ne mutlu bana... 
Asıl sıkıntı şurada ki, sizin dünyanızda benim, benim dünyamda sizin yeriniz yok ve olamaz da... 
Kendi kalibrenizde ve az değil, çok ötede otlayın, pardon (insanlarla) oynayın diyecektim. 

Bu sebeple yaşasın fildişi kulemdeki muhteşem ıssızlığımın sırlı nefesi... 

(*) Dibin notu: Bu yazıma sebep tadilat için gelen ustaların marifetleri oldu (!)  
Hep demişimdir, birine beddua edeceksen "Allah belanı... "deme! 
"Allah seni ustalara mecbur bıraksın!" de kâfi... 


19 Mayıs 2026 Salı

Yalancı aynalar



Belki de ben bu kadar çok kapılmazdım, 
Ah yalancı aynalar, size inandım!.. 




Kumar

Kumarbazların çoğu, kaybedeceklerini, 
önceki kaybedişlerinden edindikleri tecrübelerine rağmen, bile bile, vazgeçememelerindeki çaresiz kısır döngüye tutsak olmaları; birilerine göre ahmalık, birilerine göre zavallılık, dramatik bir hastalık olsa da bu gerçekliğin sosyolojik/psikolojik travması, aile/ kişisel ruh yıkımı olarak, sessiz ve derinden varlığını sürdürür. 

Bir iş arkadaşım vardı; bugünkü parayla en az 5 milyon lirayı kumara verdiğini söylemişti ve dışarıdan bakınca, son derece zeki, entelektüel yanı olan, ağzı laf yapan biriydi... O bağımlılıktan ancak ölerek kurtulabilmişti!.. 

*

Hayatta bazı şeyler de; (aşk gibi) buna benzer...Hatta evlenirken bile, içinizde susturamadığınız o ses size bu ilişkinin uzun soluklu olma ihtimali üzerine bahse girelim diye gevezelik eder... 
Duymazdan gelseniz de, netice de o ses haklı çıkar. Kapıldığınız kumar otomatı değilse de, bile bile ladesin aşk versiyonudur. 

Malum aşk, yaşa, başa, zamana, konjonktüre vb. bakmıyor. İnatçı bir çocuk gibi, istediğini alana kadar zır zır durmuyor... 
İyice aşık oluyorsunuz, tutkusal boyut vs. 
Rüveyda&Murat falan... 
Hem de az buz değil, kitaplık çaptan şapa düşüyorsunuz! Nasıl ama şu şapa düşme işin rengini bir anda değiştirdi değil mi? Bence de çok saygısız bir tanımlama... Ama gerçek... 

Aşkı aşk yapan, şartları umursamaz oluşu. Kalbe girdi, iş bitti. Virüs gibi... 

Çok uzattım; sonuç... 
İki gündür boşuna mı "kendim ettim, kendim buldum" dinliyoruz. Neşet Ertaş'ın tezenesi de bir başka derin... 

Bir yerde aşktan söz ediliyordu, içimden;"bu 17-40 yaş aralığı muhabbeti dedim. 40'tan sonra Leyla'dan Mevla'ya geçiş yapamıyorsan, daha çok dinlersin Neşet (babayı) dedim. Buna iyi bir kahkaha attım. (Bugün terbiyesiz rolünde olasım var)) 
Kumarda kaybeden aşkta kazanırmışmış... Yersen, züürt tesellisi hahaha... 

Ben mi? 
Edebiyat icadı/ icabı... 
Ya benim ki safi kavanoz yalayıcılığı, balın tadından haberim yok! 
Ararken kendini kaybedenlerdenim ben... 



18 Mayıs 2026 Pazartesi

Söz verdim



Söz verdim;
Alacağım da olmasın! 
Kendime
Yaptıklarımı unutmayacağım!.. 
... dedi An'da ruhum




Bayram seyran

Bazen insan ruhunda bayramla seyran birlikte raks ederler. 


Seyran burada veda anlamında kullanılmış olup, tarafı garbiyemce uydurulmuştur. 

Lügat anlamları içinde; seyretme de geçer. 
Bu durumda  ruh, bayram edenle, hüzün (kendi kendini) karşılıklı seyreder. Bu noktayı ince gör. 
Yağmur ve güneşte açan gökkuşağı bile bu duruma benzeyebilemez... 

Ya da aynı gün aynı konuda sevinçle kederi içiçe birlikte yaşarsın... 

..diye iç geçirdi an'da ruhum 



Hasretlere selam olsun

Gidene güle güle demesini bilmeli lisan...
Kalp mi, ona nasıl söz geçirebilir ki insan... 




17 Mayıs 2026 Pazar

"Kendim ettim kendim buldum"diyor türkü



Sabahtan yağmur vardı... 
An itibariyle pırıl pırıl ikindi sonrası aydınlığı... 
Gökyüzünde yani... 
Gönül gam bulutlarının istilasında... 
Defalarca farklı seslerden aynı türküye sardı an'da ruhum... 




Kadim hikayeler

Kadim hikayeler hep öyle olmuştur;
Biri birini sırılsıklam bir aşkla sevmiştir,
Lakin günün sonunda o birine bir başkası sahip olmuştur... 


Benim sevgim ikimize de yeter!

- Olsun sevmesin, benim sevgim ikimize de yeter! 
- Ya benimsin ya toprağın! 
- Zamanla sever! 

Acaba bu zavallı, maço, despot, yoz düşünce, yalnızca bizim ülkemiz insanına mı ait? 
Yok yani... 
Sevginin karşılığı yok... 
Bunu bildiğin halde, bilmezden gelmek, bu hastalıklı ısrar, nasıl bir anlayış, iz'an? 
Bir de... 
Eski Yeşilçam filmlerinde çokça işlenmiş olan bu konunun, günümüzde de hâlâ dizilere kadar bilincimizde bir kültür olarak nüvelenmesi, yaşatılmış olması aslında toplumsal bir vakıa olarak işin uzmanlarınca tamiri gereken sorunlarımızdan. 

Yazımın başında verdiğim örneklemeler içinde zavallı, maço, despot, yoz olmayan bu kategori üzerinden bir kaç cümle ile noktalayalım. 

Olsun sevmesin, benim sevgim ikimize de yeter! 
Dediğin yerde, sevdiğini ısrarınla bunaltmıyorsan, hah işte o zaman senin sevgin sana yeter. Şahsen özellikle aşk bağlamında bir sevgim var ve aynı tonda cevap alamıyorsam; ya uzaktan sessizce sever ya da aşk bağlamından uzaklaşarak, sevgimle o anlamı noktalarım. 

Aşkına karşılık bulamadığı ve karşısındakini kaybetmek istemediği için, ilişkisini arkadaşlık noktasında devam ettiren insanlar az değil... 

Ve bir Rüveyda deyip, ona kaçan, ona sığınan, yeniden başlamamak için onu sebep gösteren, onu sevmeyi cana nimet bilenler de... 



16 Mayıs 2026 Cumartesi

Meğerse...

Meğerse yolun tamamını yalnız yürümüşüm... 

Yeni mi fark ettim tenhalarımla çekişen ıssızlığımı... 
Hayır! 
Yalnızlık hissiyle çocukken, babaannemle aynı odayı paylaşırken tanışmıştım... 
Onu en çok sabah namazını kılarken uyuyor gibi yaparak izlemeye bayılırdım. Duaları, yakarışları öyle güzeldi ki... 
Benim için günün en güzel saati olurdu. 

Yalnızlık diyorduk; 
Yakışıyor bana yalnızlık... 
En azından birilerine hatır için tebessüm, tiyatral kahkaha mecburiyeti yok... 
Yalnızken kendime güzel, samimi latifeler de yapıp, mis gibi gülüşüyoruz... 

Alo! 
Ruhumdan, bedenime! 
Hadi iyisin, annemle uyandırıldın geceye... 


15 Mayıs 2026 Cuma

Açmayacak gibiydiler


Yaseminlerimiz bu yıl açmayacak gibiydiler. Günbatımında pencereden bahçeye bakınca çok mutlu oldum. 
Nasipse yarın ilk işim onları koklamak, hayır, ruhuma çekmek... 
Dokunmadan, koparmadan... 
Üzmeden... 

Köşedeki apartmanın köşesindeki ıhlamur ağacını da takipteyim... O bazı yıllar çiçek açmıyor nedense.. 

Alın beni çiçeklerin misler gibi koktuğu diyarlara götürün, sonra isterseniz oraya gömün! . 

Aslında her şeyin bir kokusu var. Bunu daha önce yazmıştım... 
Bazı insanların ruhları öyle güzel kokuyor ki, hiç konuşmasalar da onlarda ki hayat size sirayet ediyor, tabii nasibinizce... 

An'da bu şarkımı dinleyip, Martin Czeryn'e geçtim. Piyano tuşkarına o nasıl dokunuş öyle, ya çello, oldum olası büyüler beni... 

İnsanların dizi saatinde An'da ruhum işte... 




Sensiz değil

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Medine kadar aydınlık olmasa da gecelerimiz,
Karanlık boşaltsa da siyahını üstümüze,
Salât’ımız var sana
Selâmımız var sana
Sultanım!
Aşkına esir olmuş yürekleri sen bilirsin.
Sevgine adanmış hayatları tanırsın sen.
Çektikleri acıyı… Yalnızlığı…
Gözlere dolup dolup boşalan yaşları sen bilirsin,
Uykuya inat hıçkırıklara boğulanları tanırsın sen
Yaşadıkları ızdırabı… Hüznü…
Sultanım.

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Aydan ak yüzünün hayaliyle dolaşırız Eyüp’ü
Sultanlar sultanının ev sahibine deriz ki;
Salât’ımız var o’na
Selâmımız var o’na
Sultanım!
Annesizliğin burukluğunu sen bilirsin.
Allah’tan gayrı kimsesi olmayanı tanırsın sen.
Ürkekliğini, masumluğunu
Rahmân’a dayananları sen bilirsin
Kulluğuyla övünenleri tanırsın sen
Kul gibi yaşayanları.
Sultanım!

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Düşen her yağmur damlasında rahmetinden ışık var.
Kalbimizde virdin, ruhumuzda nûr’un var.
Salât’ımız var sonra,
Selâm’ımız var sana
Sultanım!
Allah’a giden yolu sen bilirsin,
Yolu da yolcuyu da tanırsın sen
Vefa ile gidişinden
Sübhân’a yönelmeyi sen bilirsin.
Utanarak af dileyeni tanırsın sen mahcubiyetini, samimiyetini… Sultanım
İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Medine kadar aydınlık olmasa da gecelerimiz,
Karanlık boşaltsa da siyahını üstümüze,
Salât’ımız var sana
Selâmımız var sana
Sultanım!
Aşkına esir olmuş yürekleri sen bilirsin.
Sevgine adanmış hayatları tanırsın sen.
Çektikleri acıyı… Yalnızlığı…
Gözlere dolup dolup boşalan yaşları sen bilirsin,
Uykuya inat hıçkırıklara boğulanları tanırsın sen
Yaşadıkları ızdırabı… Hüznü…
Sultanım.

Dursun Ali Erzincanlı



Yeter ki tükenmesin umutlar

Nedir bu, dünyaya boş bakan gözler! 
Yürüdüğün yollar mı bitti? 
Bilirim halinden yoktur şikâyetin. 
Kaderin sahibi gücenmesin yeter ki... 
Nefes alıp verdikçe, 
Ne yol biter, ne sorular... 
Yeter ki tükenmesin umutlar... 
 

14 Mayıs 2026 Perşembe

Gelen bir video üzerine!

Sessizliğimle kimseye ceza/etkileme gibi stratejim olmaz benim. Zaten ömrümün hiç bir anında stratejik, planlı, kurgusal olmadım ve menfaaten zarar görecek olsam bile bu değişmedi, değişmez. 

Gerçekten kalbi dilinde olan insanlardanım. 

Sessizliğime gelince, öncelikle  karşımdakine duygusal zarar vereceğim kaygısı ve sonra 
kendime verdiğim ceza olabilir. 
İnsanları/canlıları istemeden üzmüşsem günlerce üzülür kendime kızarım... 

Yorgunluğum, hayattan vazgeçmişliğim korkaklıksa kabulüm. 
Bu sebeple son yıllarda her kadına "benden bir şey olmaz"demişimdir.

Gönderdiğiniz videodan kısa bir iktibas:

"Bir zamanlar onu koruyan ancak şimdi onu kendi yalnızlığının esiri yapan kopukluk döngüsünü gerçek bir yakınlık anından sonra sizi görmezden geldiğinde bu artık sizden hoşlanmadığı için değil, sizden çok fazla hoşlandığı içindir ve işler ciddiye bindiği anda ortadan kaybolması onun içsel alarm sistemini tetikler...
...İncitilmekten kaçınma çabası içinde..."

Herkes kendi yaşadığını bilir. Herkesin yaşanmış dramları olabilir. Kimisi bunu duygusal zehirlenme bilinciyle geride bırakır ve yeni bir sayfa açarak yoluna devam eder, kimisi de ya tercihen ya da zayıflığından geçmişin kederlerinden sıyrılamaz, sıyrılmak istemez... 

Uzun ve derin bir konu. Görmezden gelme meselesi burada kibirle ilişkili olmamalı, o çok saçma ve çocukça olur. Şahsen birinin maillerine özelden cevap vermeyişimi görmezden gelme olarak nitelemem. Kendimce sebeplerim olabilir. (Bunda da insafsız, acımasız değilimdir. Nezaketen kısa cevap verdiklerim de az değildir.) 

Videonun linkini buraya bırakıyorum, belki birilerine faydası olur. Teşekkür ediyorum. 




Dikkat! Bu yazı köprüden önceki son kurtuluşun olabilir!

"Biz aslında bir anlamı olmayan,
evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda olan, anlam arayan yaratıklarız.."
(İrvin D.Yalom/Annem ve hayatın anlamı) 
Yapay zekam buna şu yorumu yaptı Murat bey:
"Yalom, insanın evrendeki tesadüfi varoluşunu ve bu durumun yarattığı anlamsızlık kaygısıyla başa çıkma çabasını anlatır." Sizin düşüncenizi bildiğim için buna yorum rica ediyorum. Saygılar

Yapay Z. kullanmadığım halde artık arama motorunda da ilk sıraya yerleştirdiler. 
Önce akıllı telefonlarla (!) aklımı nötürize ettiler, enerji, inkişaf ve tefekkür kabiliyetlerimizi kaybettirdikten sonra; "senin zekân işe yaramıyor, al sana YZeka, bu kıyağımızı unutma!" dediler. 
Baktığınız yere ben de baktım, bu ateist satıhta kendi varlık anlamını kaybetmiş cümleye bir de "derinlikli söz" demiş. Yapay Yalaka! 

Hayatın anlamını bulma çabasının insanın en temel psikolojik ihtiyacı olduğunu ve bu anlamın birey tarafından yaratılması gerektiğini vurgulamakta olan yahudi Yalom'un şahsen kitabında belirtse de ateist olabileceğine pek ihtimal vermiyorum! Yaydığı düşünce ateist olsa da maksatlı olduğunu düşünüyorum. Aynen yeryüzünde sapık cinselliği yayma gayelerinin de bu bağlamda ele alınması gerekir. Malum onlar için yahudi olmayan herkes yarı insanımsı mahluklardır(!) Bu sebepten, onlardan olmayanlar iyice dejenere edilip, hakiki düşünceden, insanı/vicdani değerlerden uzaklaştırılmalıdırlar ki, köle kolonileri kurmak mümkün olsun. Buna sinema sektöründen, uyuşturucu, alkole kadar aklınıza ne geliyorsa ilave edebilirsiniz. 

Bu girişten sonra, asıl konumuza gelirsek; aslında ilk cümlesinde ne diyor; "Evrene fırlatılmışız" 

Fizikte kuvvet nedir? 
Kuvvet=kütle×ivme
Demek ki evrene bir gönderen var. 
Daha burada kendisiyle korkunç çelişiyor, tezata düşüyor bay Yalom gibiler... 
Aynen bunun gibi, sürekli genişleyen evrende, muhteşem varlık aleminde, insan, bırakın evrenin insanı şaşkına düşüren kusursuz dengesine,  düzenine hayran kalmayı, kendisini incelediğinde ateist olmayı tercih etmesi için, çok cahil olması gerekir. 

Fizikte kuvvet nedir, demiştim.
Kuvvet, duran bir cismi hareket ettiren, hareket halindeki bir cismi durduran, hızını, yönünü veya şeklini değiştiren itme veya çekme etkisidir. Fizikte F harfi ile gösterilen vektörel bir büyüklüktür, dinamometre ile ölçülür. Manada da iman ile bilinir, iktar ile ölçülür, kalp ispata kelama muhtaç değildir. 

Mesela, gezegenler içinde dünyamızı hem kendi etrafında 23 derece eğimle, hem de güneşin yörüngesinde milyonlarca yıldır döndüren, yani bunlara kuvvet uygulayan biri var. 

Temelde bilinen iki çeşit kuvvet vardır. Temas gerektiren, temas gerektirmeyen... Allah bir şeyi murad ettiği zaman "kün" ol diye irade etmesi yeterlidir. Temassız manevi, lahuti, ruhsal, gözlerin göremediği, ihata edemediği bir oluş, kuvvet, kudret... Bazı geceler dolunaya bakarım hiç kımıldamadan uzun süre karşımda. İple assan sallanır. O kocaman tonajı bize çarpmadan hep aynı yörüngede bir kuvvet/ kudret uygulayarak tutan o güce biz Allah diyoruz. Gerzeklerse tesadüf..! (Kuvvetin diğer özelliklerini de bir zahmet siz araştırın. Yazım çok fazla uzun oldu.) 

Bu fiziki ispat ile madem ki yaratılmış olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Fizik kanunları bu kısmını itiraf ederken, gayeden bihaber olduğu için, bu tür 
zevat, laf salatası ile psikolog ünvanları ile kendi imansızlıklarını, büyük bir cüretle yayabiliyorlar. Hani beni cehennemde yalnız bırakmayın der gibi:) 

Bizi varlık alemine gönderen, bunca masrafı yapan, bunu gayesiz yapmıştır, hadi bir anlam arayalım bari demek ve bunu da "evrene fırlatılmış olmanın verdiği rahatsızlıkla baş etmek zorunda"şeklinde ifade edebilmek ancak cahil cesareti, çaresizliğin körlüğü olarak tespit etmek durumundayız. 

Evinden çocuğunu dışarıya mutlaka bir sebep, gaye için gönderdiğine inanıyorsun da seni bu dünyaya "kuvvet uygulayarak" göndereni gayesizlikle itham edebiliyorsun. En azından imana yaklaştın! 

Kendi kendine bir şeyin olması muhal. Bunu fizik ispat etti. Kaldı ki biz Müslümanların buna ihtiyacı da yok.
Kur'an ve hadisler bizim, eşi, benzeri, ortağı, başlangıcı, sonu olmayan, hiç bir şeyin Ona benzemediği, zamandan, mekandan münezzeh, sonsuz kudret sahibi, bir olan Allah tarafından, "ancak Ona kulluk için yaratıldığımızı" (Zariyat suresi) ve bu kulluğumuzun ispat yeri dünya hayatına bu imtihan için gönderildiğimizi, başaranların sonsuz bir hayatı, dilekleri gibi mutluluk içinde cennetlerde geçireceklerini haber vermektedir. 

Biz burada ne için bulunduğumuzu bilenlerdeniz. Yalnızca bu bilginin bile şükrünü ödeyemeyiz. 
Amacımız var ve o amaç için şu kısa dünya hayatımızı tanzim etme çabasındayız ve bu fiiliyatta çok eksik de olsa, itikatta şeksiz bir teslimiyet, iman varsa, ötede mahsun olmayacağız. Çünkü zerre imanı olan, mutlaka sonsuz nimetlere kavuşacak. 

Böyle ateist fikirlerden alıntı yapıp paylaşmak da ayrı bir aymazlık, cesaret ve vebal doğrusu. 
Hani adam arkadaşına demiş ya  - Allah var, arkadaşı da 
- Evet var, deyince bizimkisi
- Ama hakikatten var, demiş... 
Yani Allah'a haşa bir efsaneye inanır gibi inanmak imani hakiki değil. 
Tesadüfe tesadüf edilemeyen bu muhteşem mucizevi varlık aleminde, ben bu yazıyı tuşlara bakmadan gelişi güzel dokundum ve bu yazı ortaya çıktı desem bana kim inanır? 

Allah var ve ben Onun vaad ettiği cennetlerdeyim. 
Ya sen, yok diyen, halin nice olacak!? En azından bir fizik kanunu çerçevesinde (ki bu kanuna itiraz edemiyorsun, kanunu yaratanı inkar ediyorsun) bunu hakikaten biraz düşün istersen..! 

Dikkat! 
Bu yazı köprüden önceki son kurtuluşun olabilir! 





Önceki yazıma gelen


"Peki aşık olmak için şair mi olması gerekiyor…!?

Kitap okumazsan, kitap okuyanlar
tarafından kitap gibi okunursun.
Şiir yazmazsan şairler tarafından da 
Onikiden mi vurulursun…!

'Birini sevmek için nedenlerin varsa, onu sevmiyorsun demektir.'
― Slavoj Žižek.

Nedensiz sevmek…"

*
Sorunuzun cevabı en son cümlede... 
Aşk, sebep, zaman, hesap, risk, sınıf, rütbe, makam, maliyet... bunları dikkate alamayacak kadar gözükara ve dikbaşlıdır... 

Nedensiz sevmeye eyvallah da... 
Nedensizlik içinde kaybolmak yok mu? 
Tarifi müşkül, kuşatılmış bir hayatın başlangıç noktası işte bu nedensizlik oluyor... 
Muhteşem ötesi esaret... 
Ne gidebilir, ne kaçabilirsin... 


13 Mayıs 2026 Çarşamba

Maliyetli işler

Yok yok! 
Olur olmaz her şairi de sevmeyin! 
Sapla samanın karıştığı şu zamanda, neme lazım deyin... 
Sevginiz aşka evrilecekse mesela, sevmeyin. Şiiri de orada kalsın, hatta adı batsın bile diyebilirsiniz... 

Bir şairin gönlünden kalemine akan şey mürekkep değil, kanlı gözyaşıdır. Demem o ki, bir şairin şiirinde olma çabası çok maliyetli bir iştir! 

Şairlere de bir çift lafım var:
Sevgi açlığı çeken insanları onikiden vuran kaleminiz, cana şifa mı oluyor sanıyorsunuz? 
Hiç yazmasaydınız, hiç ortada görünmeseydiniz, kimsenin üstünü örttüğü yarası kanamazdı yok yere! 
Sizin de yatacak yeriniz yok!.. 



Ben seni hep böyle hâyâl ettim

Saçların başka, 
Tenin başka, 
Bakışların başka, 
Sesin başka, 
Dokunuşun bir başka kokar senin... 

Ben seni hep böyle hâyâl ettim Rüveyda... 

*
Okuyorsunuz bu adamın ruhunun medcezirlerini... Teşekkür ediyorum. 



12 Mayıs 2026 Salı

Göçmen kuşlar gibi

Bazı şarkılar, 
İz bırakırlar... 
Ve
Göçmen kuşlar gibidirler, 
Mevsimi gelince, dönerler, 
Hüzün yüklü gönüllere... 





Deniz

Babam denizi çok severdi. Sık sık bizi götürürdü. Gece bile Çiftekayalar'da denize girdiğini hatırlarım. Ben gece ürkerim denizden... Durgun sulardan gündüzleri de... 

Cömertti babam. 
Yakın ailelerle denize gittiğimizde pahalı gıdaları o alırdı. Bir kaç aile, biz çocuklara gün doğardı...Karpuzlar denizde soğurdu. 
Ah o yosun kokuları yok mu... 
İçimde garip bir heyecan sebebiydi... 

Bazı geceler, "eserdi" haydi Üsküdar'dan ver elini Kanlıca'ya yoğurt yemeğe... 
Pudra şekerli olması önemli bir özelliği idi... 
Deniz pırıl pırıl, gemilerin ve aya aşık yıldızların ışık cümbüşü... 
Ve o dalgaların, söz dinlemez, kendi başına buyruk, asi coşkunlukları... 

Oldum olası, doğup büyüdüğüm Üsküdar ile Beykoz arasına özel bir sevgim olmuştur. 
Bizim çocukluğumuzda "bostanlar" vardı. Doğal insanlar eliyle yetişen o doğal toprak kokan domates, marul ve maydanozlar ilk aklımda kalanlar. 

Denizden bostana... 
Gençlikten, ihtiyarlığa... 
Deniz artık çok uzak bir hayal, ömür sayfalarımın çok gerisinde... 
Babam çok genç gitmişti... 
Neyse ki denizi olan tarihi Karacaahmet'te... 
Annemle görüştüler mi acaba? 
Az bekletmedi hani annem de babamı... (Durun hesaplayıp gelip devam edeyim) 
Adamcağız 36 sene beklemiş annemi, az buz değil! 
Allah'ım! 
Onları orada ayrı düşürme, çok severlerdi birbirlerini. 
Hepimizi cennetlerinde- ateşe düşmeden- buluştur Allah'ım. Amin. 





11 Mayıs 2026 Pazartesi

Özlemek mum kokusuna benzer

 


Mum kokusuna benzer özlemek... 





Biz hiç ayrı düşmedik

Biz hiç ayrı düşmedik ki... 
Sürekli seninle konuşuyoruz... 
Her günümde hep varsın sen. 
Özlemim haddini aşınca, 
Teskin etmek için sesini dinliyorum. 
Bir tek gözlerine bakmakta zorlanıyorum... 
Gözlerin, hiç susmuyor... 
Neler söylüyor, dolu dolu... 
Ah canım! 
İnsan bir kere geliyor dünyaya... 
Bir çokların içinde bir kere seviyor... 
Rüveyda, birazcık demekti... 
Birazcık dünya hayatında, 
Sen ne çoksun Rüveyda... 

10 Mayıs 2026 Pazar

Şenlik

Kayboldu şenlikler, bayrama gitti bayramlar. 
Ne kadar anlamlı yazmış Ülkü Tamer... 
Serçeler göç etmezler, sevdiği için günlerce denizi aşmış ve soluk soluğa sevdiğini dalında görüp kavuşma sevincini... 

Sen de benim tünediğim hayalimdin oysa... 
Benim sevinçlerim nerede? 
Ben de o serçenin sevincinden istiyorum... 
Ah, ama serçelerin iki kanadı olur.! 


9 Mayıs 2026 Cumartesi

Tam sırası

Yok şikayet etmiyorum! 
İbret aynasında kendime ara sıra minik göndermelerde bulunuyorum... 
Severim kendimle kafa bulmayı icabında... (Biraz argo bir dil olsa da bu kısmı) 
Sonra, kabul et;
Bunu biraz da sen böyle istedin demeyi ihmal etmiyorum... 
Eh artık, bu suskun yenilmişliği müzikle bastırmanın tam sırası... 




40'ından sonra

Hayatı anlamak 40'ından sonra başlarmış. 
Yaşamanın boş bir şey olmadığı, bedeli olan çok ciddi bir sınav olduğu gerçeği her kızıl ikindide insanın yüzüne esermiş... 
40'ından sonra insan lüzumu kadar konuşur, ihtiyaç kadar dinlemek istermiş... 
40'ından sonra insan çok şeye sessizce içinden kırılıp, kanarmış...
Hayatın anlamını kavramaya insan 40'ından sonra başlarmış... 
40'ından sonra insan her şeyi unutsa da bir şeyi unutmazmış... 
40'ından sonra kabuk tutan yara bir daha iflah olmazmış... 


Sevgili arkadaşımın şiirine yorum olarak yazınca, az ilave ile burada da saklamak istedim. Sebep oldu, teşekkür ediyorum. 


8 Mayıs 2026 Cuma

Nasıl olsa

• Facebook'a geri dönmem konusundaki ısrarlı isteklere... 
• Cuma sebebi ile mailleşmelere... 
• Cevap vermediğim için Murat Mesut aforizması ile espirik yapanlara... 
  Yalnızca buradan cevap veriyorum, üzüntünüz ve ısrarınız sevgimizden, bunu anlıyorum, siz de beni anlayın. 

Uzaydan, mesela ayda oturmuş, dünyaya bakınca, sosyal medya, yapay zeka ile şarkı vesaire boş işler olarak görünüyor... 

Sosyal medyadan ve insanlardan uzak olunca kendi içime yoğunlaşmak daha kolay oluyor. 
Gelmeyişimi çok önemsemeyin, nasılsa yakında hiç birimiz gelemeyeceğiz 🤭

Kalbi benzeşme

“İsrâiloğulları günahlara daldıklarında, âlimleri onları nehyettiyse de onlar işledikleri günahları terketmediler. 
Bu defa âlimleri de onlarla birlikte oturdular, beraberce yediler, içtiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ da onların kalblerini birbirine benzetti. Dâvûd ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle onlara lânet etti. Bu onların isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyle idi.” (Tirmiz) 

  • Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Açıktan işlenen günah ve kötülüklere engel olmak, yöneticilerin ve âlimlerin görevidir.

2. Yöneticiler ve âlimler kötülüğe göz yumar ve onu kendileri de işlerse, toplumun çürümeye ve çöküntüye gidişi hızlanır.

3. Kötülüğe ses çıkarmamak, kötülüğü teşvik ve yayılmasına vesile olmaktır.

4. Kötülükleri ortadan kaldırmak sadece sözle veya kalben buğz etmekle mümkün olmaz. Elle de müdahale şarttır, zulmü mutlaka önlemek gerekir. Bu yapıyı teşekkül ettirmek, müslümanlar için bir vecibedir.

Kaynak: Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları / İslâm ve insan

*


Osmanlı'da ve önceki İslam devletlerinde bu görevi ifa için muhtesipler ve hisbe teşkilatları vardı. Emirler ve alimleri de bu grupta sayabiliriz. 

Bunu şunun için belirtiyorum; hele şu zamanda, kişinin evladına sözünü geçiremediği zamanda, yarım yamalak bilgiyle iyiliği tavsiye, kötülükten sakındırma konusunda fiili bir mecburiyet yoktur. Hele ki yan baktın cinayetlerinin çokça işlendiği günümüzde...(Ayrıca nerede o Rabbinin yoluna güzel söz, tavır ve hikmetle davet edenler! Vasıfsız elemanlarız.) 

Bu makalede altını çizmek istediğim konu; kalben benzeşmek... 

Kötü, şerli, açıktan günaha devam eden fasık, dinde reformcu, bidatçı kalplere meyil ile böyle kimselere benzeme tehlikesi vardır. Çünkü "Kişi arkadaşının dini/yolu üzeredir" Bu, kalp için büyük bela, büyük nifaktır, Allah hepimizi korusun. 

O halde öyle kişileri sevelim ve hayranları olalım ki, "Kişi sevdiği ile beraberdir" müjdesine erişebilelim. 

Bu yazıyı okuyan sen! Yazının konusundan hoşlanmadıysan kendini sorgulamaya başlayabilirsin. Bazen insan aslında -haşa- Allah'tan hoşlanmadığını kendisine konduramaz ama bu dediğim bir turnosol kağıdıdır! 

Allah'a yakın dostlarının yokluğunu da, bahane edemezsin. Öyle bir kervan geçmiş ki bu dünyadan, gitmeden muhteşem kitaplar, eserler bırakmışlar. Onları okumak, onlarla tanışmak demektir. 

Akaid, fıkıh, tasavvuf ve tefsir... Sahih eserler en büyük desteğin, hocalarındır. Yeter ki onlarla samimi gönül bağı kur, bak neler oluyor!.. 


7 Mayıs 2026 Perşembe

Böyle olacakmış

Böyle mi olacaktı! 
Her şey dört tarafı çevrili çerçevelerin içinde mi kalacaktı..! 

Böyle mi olacaktı! 
Gönlümün gamı, dört duvar arasında mı yosun tutacaktı..! 

Böyle mi olacaktı! 
Gözyaşlarım gözlerimden saklı mı akacaktı..! 

Böyle mi olacakmış benim hikâyem..? 
Kelimelerle avunup, yalnızlığın koluna mı girip gidecekmişim...? 


6 Mayıs 2026 Çarşamba

Kim ister ki

Saçlarının tellerine her dokunuşta farklı bir makam, 
Kim ister ki uyansın böyle bir şarkıdan... 



5 Mayıs 2026 Salı

İçimde solgun bir mevsim

Ne kadar güler gibi yapsam da
İçimde solgun bir mevsim, kışını bekleyen... 


Hakikat

Hayatın hakikati sana, 
Senin hayalin bana... 
Kitap sayfaları arasında
Sen, başka bir dünyasın Rüveyda... 


4 Mayıs 2026 Pazartesi

Hicap

"Herkes herkesi unutur dedi!" dizideki adam, kendisine aşık kadına... 


Aşka dair, aşkı terennüm eden her nefes, her mana ve her şey... 
Her şarkı, her şiir, her aforizma senin için yazılmış ve seni söyleyip dururken; unutmak, bu gönle uğramaya hicap duyar... 


3 Mayıs 2026 Pazar

Ben de Üsküdar'a gidemiyorum üstadım

"Onlarca yıldır gitmiyorum Gümüşlük'e...
İğde ağacı yerinde değilse, yerine gelenleri görmeye katlanamam..."
Haşmet Babaoğlu

Onlarca haftadır gitmiyor, gidemiyorum Üsküdar'a... 
Karacahmet'i hizalayıp, Zeynep Kâmil'den, Ümraniye'ye uğrayıp, Kuzguncuk tarafından ruhuma, Üsküdar'a doğru esen bir rüzgâr... 
Sanki doğup büyüdüğüm sokaklara, caddelere, meydanlara sarılırken ölecekmişim gibi bir hasret... 
Hayır! 
Gidememe sebebim ölüm korkusu değil. 
Başka bir şey... 
Yalnızca kalbimin bilip yaşadığı, dile, lisana gelmez bir şey... 
Özlemek, çok özlemeye dönüşünce, o bilinen kural mı devreye giriyor ne! 
Bir şey haddini aşınca zıddına dönermiş ya... 
Çok özlemek, zıddına özlememek olarak dönmüyor elbette... 
O hasretin eksikliği, yarım bırakmışlığı yeni bir doğum oluyor, hüzne... 
Tarifsiz... 


Nasipten nasibin varsa

Diken ağacında doğar, 
Her gül goncası... 
Diken kıskançtır, 
Çeker kılıçlarını, 
Dokunmanı istemez Gül'üne... 
Mahir isen der, kokusunu, Dokunmadan da alırsın... 
Nasipten nasibin varsa, 
Bunu cana nimet bilirsin... 
Sabredersen dünya dikenliğine, 
Gün gelir gülün havzında açarsın
Gözlerini mis kokular içinde... 


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Ağladım

Aklıma düştü gözlerin
Boynumu büktüm ağladım
Elveda dediğin yerin
Yanına çöktüm ağladım

Anılar gezdi kanımda
Seni aradım yanımda
Tesbih gibi her anımda
Hasreti çektim ağladım

Her seven boyun eğermiş
Ayrılık ne yaman şeymiş
Gözden yaş dökmek neymiş
Gözümü döktüm ağladım

İçim garip gönlüm darda
Gözlerim karşı duvarda
Ben her akşam aynalarda
Yüzüne baktım ağladım

Oturduk sanki göz göze
Hayalinle ben diz dize
İki çay söyledim bize
Bi tütün yaktım ağladım...

Serdar Tuncer


Duyanlar duymayanlara!..

Facebook hesabımın silme butonuna tıklamışımdır. 
Tabii ki önceden veda etmemişimdir. 
Arkadaşlarımın üzüntüsünü görmek ve hatta bu sebepten kararımdan vazgeçmek istememişimdir. 
Yine güzel insanlar tanıdım, 
hepsine selamlarımı, 
sevgilerimi gönderiyorum. 

Sevda sürgünü

Ben ki;
Seni şiirlerimde,
en güzel mısralarımda,
renk renk, nakış nakış kalbime işledim.

Sen ki; grilerinle yorgun yüreğini
ve kalbimi alıp da gittin...

Dünyamı aydınlatan
güneştin gündüz,
gecelerimi süsleyen
yıldızlar ve ay...
Yaşamanın anlamı
seni sevmekti... 
Ne yazık ki sevmen için
bunlar yetmedi...

Duygu Sena


1 Mayıs 2026 Cuma

Gönül bağlamak

Gönül bağlamak... 
O kadar derin, inceler incesi bir mevzu ki... 
Üzerine kitap yazılır... 
Hey! 
Bu birine aşık olmak değil! 
Daha baştan mevzuyu anlamadık! 
Aşık bir karşı cinse tutulur. 
Bir üst basamak, mürşidine...(Fena fiş şeyh) 
Bir üstü (fena fil rasul) Hz. Peygambere (sav)... 
Daha bir üstü Allah azze ve celleye... (Fenafillah)... 

Gönlü bağlamak onlardan farklı! 
Burada ruh yok, nefs var! Hatta şeytan!.. 

"Dünyaya gönül bağlama" derken Şahı Abdülkadir-i Geylani hazretleri (ks) Gunyesinde..Futuhul Gayb'ında... 
İhyasında ayrı bir bab açıp "Dünyanın zemmini" nefis bir tertiple gözlerimizin önünde canlandırırken İmamı Gazzali hazretleri (ks)... 
Dünyaya gönül bağlamanın zararlarından, insanı asıl istikametten, yolculuğun pusulasını şaşırtmasından, ahireti unutturup, umursamaz kılmasından söz ederler... 

Dünyaya ve sefasına bağlı gönül, ölümü çirkin görür ve hatırlatan her şeyden kaçar!.. 

Hatta pekçok ateist/deist sırf ölüm ve sonrası korkusundan ne yazık ve acıdır ki kâfir olmuşlardır! 
Dünya kumuna, arzularına başını gömmekle ölümün onları göremeyeceği yalanı ile bir müddet oyalanırlar... 

Oysa ölüm hiç bir canlıyı unutmaz! Vakti gelince bu gönlünü bağladığı dünyadan çeker alır!.. 
Dünyaya gönlün ne kadar çok bağlıysa, ölüm anı o kadar zor yaşanacaktır. 

Musibetin başı dünya sevgisidir ki insanı bencil, hasis ve çoğu kez merhametsiz, vicdansız yapar. 

Dikkat edin, çok zengin olanların çoğu böyledir! Dini konulardan, ölümü hatırlatan şeylerden köşe bucak kaçar, adeta yok sayarlar ki, ağızlarının tadı, keyifleri kaçmasın! 
O yüzden hep demişimdir; çok zengin olmak istemem, o zaman insan ölmek istemez ve ölüm çok zorlu olur diye...