31 Mayıs 2026 Pazar

Bugün benim öldüğüm gündür

Bugün senin bittiğin gündür
Bugün senin gittiğin gündür... 
Şair güzel demiş:
"Şu elin güzeli değmiyor aşka!"
Bilir idim de yazıp durdum bir Rüveyda... 
Kaç sezon kaldı geride daha
Beni bir sen üzmedin Rüveyda, 
Belki de sen cennette bir huriydin Rüveyda... 
Kitabımdaki gibisine rastlamadım dünyada... 
Bugün benim öldüğüm gündür! 
Bugün bizi öldürdüğüm gündür!.. 

(Taslak içinde unutmuşum. Bari sezon finali te bu hüzün kırıntımla olsun.)







30 Mayıs 2026 Cumartesi

Üsküdar bir başka

Normalde bayramlarda kandillerde Hüdayi Hazretlerini ziyarete gitmem ama bugün bir istisna oldu, gittik. 


Maşallah devletli sultanın bereketi kerametiyle bayram Hüdayi hazretleri'ndeydi... Metrelerce kuyrukta sabır ve sükunetle bekleşen güzel insanlar. 
Böyle bir manzaraya ilk defa şahit oldum. İçeri giremedim diye üzülmeme, bu rağbet, bu bereket engel oldu... 
Sonra bir şeyler yemeğe Fethipaşa korusuna gittik. Sevdiğim yerlerdendir. Hele orada sakin sabah kahvaltısına doyum olmaz. Her yerde uzun kuyruklar!.. 
Boğazın suları turkuaz rengini almıştı. Bu ender görülen doğa olayına şahit olmak da ayrı güzeldi. 


Sezon finali!

"Erich Fromm'un o meşhur tanımı:
Sevgi sadece hissetmek değil, emek vermek demek. Etkin ilgi: dinlemek, anlamak, yanında olmak, uğraşmak. Pasif bir hayranlık değil; bilerek ve isteyerek yapılan bir eylem.

Fromm bunu dört unsurla açıyor:  
- İlgi :Onun için çaba göstermek  
- Sorumluluk :ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olmak  
- Saygı :Onu kendi şartlarıyla görebilmek  
- Bilgi:Gerçekten tanımaya çalışmak  
Sevgiyi bir fiil olarak görüyorsun yani. 

İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

Ne kadar zor zenaat değil mi insan olmak ve gereklerini yerine getirmek. 
Bendeniz, uzun zamandır insanlarla pasif bir iletişim içindeyim. Bu da asgari mecburiyetler ve gönüllü katılımlar olarak iki grupta toplanmakta olup... (Tam bu noktada kardeşimin bana gönderdiği Teoman videosu aklıma geldi, bir gülme tuttu.Teoman da evden dışarı çıkmazmış videoda onu anlatıyordu. Arkadan Ata Demirel'in onun börekçideki halini taklidini göndermiş. Kardeşime dedim "Sen bana bir şeyler söylemeye çalışıyorsun galiba" gülüştük) 

Fromm'a küçük bir şerh düşmesem, benimle ilgilenmedi der.:) 
Sevgi başlıbaşına zaten bir emektir. Kalbin say'ü gayreti, çalışması az iş mi? Fiiliyata/eyleme dökerse pasif dediği içsel durum, etkin görünüme geçmiş olur. Bu noktada eylemi engelleyen sebepler, psiko sosyo faktörler gözardı edilemez. Bu uzun ve uzmanlık isteyen detaylı analize muhtaç. Bayram bayram sıkmayalım insanları... 
Ama... 
Fekat... 
Lakin... 
Postanızın son cümlesine bayıldım:

"İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

İnsan yerine, kadın/ erkek yazılabilir. Bu sebepten uzun zamandır bendenizi tanımak isteyen bazı kadınlara, "benden bir şey olmaz" cümlesini kalınca altını çizerek tekrarlamışımdır. Yani kimseye bir şey vaat edemiyorum. Tabii bu cüzi iradem kapsamında. Külli irade ne murad eder, bilinmez... 
Böyle iyiyim. Tek başıma ama yalnız değilim! Kimsenin de pırlanta duygularına poşet muamelesi yaptığım görülmemiştir. 
Kalp alış verişi son derece ciddi bir iştir, hataların telafisi ya çok zordur ya imkansız... 

"Rüveyda masalınız bittiğine göre, sırada Süheyla mı var diye soracağım lakin bu soru sizi sinirlendirir diye sormadan, geçmiş olsun diliyorum Murat Mesut'a"

-Sinirlendirmek yerine üzmüş olabilir. Yok sırada Süheyla Leyla yok. Çabamız hep Rüveyda'dan Mevla'ya... Tabii tevfik Allah'tan... 
Geçmiş olsun..
Bu öyle bir yara ki üzeri ancak toprakla örtülürse geçebilir... Bunun için de sıraya girdik diyelim... 

"Face'den büyük sitem, küsmeler...Yeni Muratzedeler olmadan sıvıştığınızı düşünüyorum"

- Oradayken 70'i geçmedim arkadaş seçiminde ama onları ve bazı sayfaları takip edip obez okumalar yüzünden yazmaya iştiyakım kalmıyordu. Selam olsun oradaki dostlara... 

*

"Özneyi yakma konusuna bir mim koyalım hocam. Bu olanaksız! Öznede Rüveyda olmazsa omurgasızlıktan şiir olamaz. 
Ben bu şiirinizi SEZON FİNALİ olarak görmekteyim."

- Sezon finali esprisi de iyiydi. 
Çok kültürlü, zeki, hissiyatlı okurlarım var benim. Hepinize kucak dolusu sevgiler, saygılar, selamlar... 


Teşekkürler 


29 Mayıs 2026 Cuma

Herkes kadar

Herkes kadar sevseydin, 
Herkes kadar değer verseydin, 
Herkes kadar umursasaydın, 
Sen de herkes kadar mutlu olurdun! 





Paradoks

Bir yanım canlıları çok severken, 
Öbür yanım insanları hiç sevmiyor!.. 
Bu da benim muhteşem paradoksum... 





Özneyi yakıyorum Rüveyda!..

Yeniden başladığım yerde, 
Yeni bir şey gibi duran, 
Aslında eskinin, 
Yeniyi giymesi gibi bir şey... 
Yoksa yorulsam da 
Vazgeçmezdim senden Rüveyda! 
Ve biliyordum ki;
Seni severken, seni beklerken, 
Ömrüm bitiyordu Rüveyda! 
Feda olsun da... 
Masal gibi ama değildi, 
Olmazların en olmazında, 
Tutkulu tarifsiz bir ütopya... 
Vuslat yoktu ama güzeldi, değdi. 
Biraz üzgünüm son sayfayı yazarken, 
Pişman değilim, 
Senli mahrum zamanlarıma Rüveyda... 
Sen, 
Bir kitaptan çok fazlasıydın... 
Taş değmesin narin ayaklarına. 
Papatyalar, gelincikler dizilsin yollarına. 
Ve işte kalp ağrısı bir veda... 
Sensiz çok üşüdüğüm için;
Özneyi yakıyorum Rüveyda!.. 




28 Mayıs 2026 Perşembe

Frekans!

Biz seninle birbirimizi sevdik.
Belki de çok sevdik Rüveyda!.. 
Finale doğru giderken
Şu belki'nin altını dolduralım kısaca:
Sevdik ama frekanslarımız farklıydı...
Farklı frekanslarda, farklı buudlarda sevdik... 
Sende sanki realizmden renkler fazlaca idi... 
O yüzden, bir yerden sonra hikâyenin sürrealisti bu melankolik Murat Mesut oldu... 
Bu durum da haliyle sonsuza dek sürecek vedalaşmayı davet etti... 
Sen, bu dünya imtihanında karşıma çıkan en güzel soruların, en güzeliydin Rüveyda... 
İyi ki gerçeğinle tanışmadım! 
Zaten hiç bir kadın yazarak yaşadığım Rüveyda olamazdı... 
Ve iyi ki kavuşmadık... 
Uzakların hasret yüklü sevgisiyle, 
Bahtın açık olsun Rüveyda... 

(*) Bunu Rüveyda'ya Mektuplar etiketine alacağım. Kitabımı okuyanlar sonu merak ediyorlar, gerçi tahminleri doğru, kavuşma nasıl olsun, ortada Rüveyda diye bir kadın yok ki... 


Sen kimseyi sevemezsin

Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin, ah sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Şefkat nedir, aşk nedir?
Ömrünce bunu bilmeyeceksin ah bilmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürüklenеceksin. 

Beste : Kamuran Yarkın
Güfte : Dr.Doğan Işıksaçan
Makam : Nihavend
(*) Videolar ekledikten sonra kayboluyorlar! 


Sen kimi seversen sen
İçinden gizlice seveceksin. 
Sen sevmeyi beceremiyor, 
Çok fazla seviyor, 
Kıymetten düşüyorsun!.. 
Bu yüzden sen, sevdiğini
Kimseye söyleyemezsin, 
Söylemeyeceksin! 
Tarumar olmadan, 
Böyle içten ve yalnız
Közünü göstermeden, 
Dumansız ve duruca
Bir seher vakti çekip gideceksin... 

[Bu da bendenizden olsun]

Unutmak

Unutmak, unutmayı unutturmaz aslında... 
Sadece unutmuş gibi yapar, ya da unutma umuduyla, unutmayı tercih ederiz...Belki acınası, çaresiz bir çırpınış... 
İsimler, rakamlar, iyilikler değil tabii mevzumuz... 
Anlamış olmalısınız... 

27 Mayıs 2026 Çarşamba

Adına aşk demişler

Çaresiz dermansız bir dert işte!.. 
Adına aşk demişler!.. 




Aldırma buna da alıştım

Sonra, bayramlar da bize bizi hatırlatmaz olacak!.. 
Sanki vefasızlık, sanki unutulmuşluk kuyusuna düşmüş gibi, sanki o kuyunun suyundan içmiş gibi... 
Sanki hafızamızın bizimle ilgili bölümü silinmiş gibi... 
İhtimali bile... 

Sonra, sıra ölümleri bildiren selalara gelecek... 
O zaman hafızamızdan silinenlerin kalbimizde sancıdığını farkedeceğiz... 
O zaman bazı şeyleri unutmanın, imkânsızlığını kabullenecek ve hiç bir şey olmamış gibi, kendi hayatlarımıza devam edeceğiz. 
Yani sen devam edeceksin. 

Bu taraflarda yalnızca oksijen denen maddenin içinde gün savıyorum ama aldırma buna da alıştım... 


Dilimde olan

Son zamanlarımda dilimin cümleleri:

- Benim annem öldü! 
- Vay be! 
- Boş işler... 

Sonuncusunu belli bir eşiği aştıktan sonra söyler oldum. 30'lu yaşlarda fikren tomurcuklanmıştı ama henüz uygulamada işlevsel değildi. 

Zaman geçtikçe, insanların çok  önem verip, edinmek için çabaladıkları şeylerin/hedeflerin "çoğu" tarafımdan boş işler  vetosuna çarpılır oldu. 
Aslında bu da bana sade yaşamı ve düşünceyi sundu, belki de bir armağan... 

Zamanla hakiki ihtiyaçlar konusındaki bilince erişen azınlık arasına girebilirseniz, hayatı çıfıt çarşısı gibi dolduran, gereksiz, olmasa da bal gibi olacak bir sürü fazlalıktan, yükten arınabilirsiniz... 

Boş işler deyince, aklınıza yalnızca kullandığınız eşyalar gelmesin!

Zaman kavramı içinde, zamanınızı sizden çalan, harcayan her şeyi elemeli, düşünmelisiniz...Hatta zihinsel olarak, olma ihtimali neredeyse sıfıra yakın şeyler de buna dahil. Günün sonunda koca bir yorgunluk... 
Örneklendirmeyeceğim, onları herkes kendine özel kendi tespit edecek... 
Bir liste yapın, üşenmeyin altalta yazın derim ama vicdanınızın hakemliğinde ve o listeyi nir yere yapıştırın, aklınıza geldikçe ilave edeceğiniz kesin... 

*

Gazze, Filistin ve Doğu Türkistan'ın da bayram yaptığını görmek duasıyla... 

26 Mayıs 2026 Salı

Ah benim monologlarım da olmasa!


"En iyi sohbetler kendinizle yaptığınızdır, en azından bir yanlış anlaşılma olmaz."
Olga Tokarczuk

Ve hep samimi, hep yalansızdır. İnsan kendi kendisine riya yapabilir mi, bak onun için bir şey diyemem!.. 

Ali Lidar kitabının 133.sayfasında Polonya'lı nobel almış yazardan söz ediyordu. Bendeniz de 1000 kitaptan yukarıdaki satırlarını aldım. Çünkü son zamanlarda sürekli yaşadığım bir şey ve An'da ruhum'a bir şey eklemiş olurum dedim. 

Ali Lidar'ın başka bir sayfasından  ona bir soru sormazsam olmaz:

- Onun tek başına uyandığına emin misin? 


Hediye gönderen arkadaşım umarım beni anlar. 
Tavsiye eder miyim, diye sormuş bir mail: 
- Hayır etmem. 


 

Bir şiir yazmak isterdim

Bir şiir yazmak isterdim; 
Öznesi sır, ateşi köz!.. 
Hayaller ülkesinde elele gözgöze... 
Kaygılardan azade. 
Bir şiir yazmak isterdim; 
Gökte özgür kanat çırpan kuşlar gibi,
Sessizlik lisanında sohbetin koyusunda, 
Bir şiir yazmak isterdim;
Bütün hesapları altüst etmiş, 
Dünya denen yargıdan çekinmemiş, 
Huzurun iklimine yelken açmış, 
Seve sevile çoğalmış... 
Bir şiir yazmak isterdim;
İçinde aşktan başka bir şey olmasın, 
Ayrılıklar o şiire uğramasın... 
Bir şiir yazmak isterdim;
Bir çift şiir göze bakarak, 
Sesinde ismimi duyarak, 
Bir şiir yazmak isterdim;
İçine seni sığdıramayacağımı bile bile, 
Aciz bir mahcubiyetle çırpına çırpına, 
Ne yazsam eksik kalacak bir şiir... 
Bir şiir yazmak isterdim
Benim gibi yarım ve yaralı... 





25 Mayıs 2026 Pazartesi

Çarşılarda telaş var!

Kısa bir mecburi geçtim dün çarşı içinden... 
Tiksinç bir kalabalık! 
Böyle günlerde hiç adetim değildir çıkmak... 
Lakin, 
Çarşılardaki telaş, 
Gönlümdeki telaşı bastıramadı, dedi An'da ruhum... 

Bugün yeni yazdığım şiiri seslendirdim. Yine geçici olarak kanala atarım nasipse, bayram telaşına yalnızca blog dostlarım görse yeter. 
Orada kapalı olanları da burada Video etiketi altına almayı düşünüyorum. Burası bizim, bizim özelimiz... 
Şu an Zakkum; Ben böyle miydim diyor... 

Önce ve sonra

Ben daha önce hiç böyle sevmemiştim... 
Daha sonra da sevemem.... 


Anlamaları şart mı?

"İnsanlar sizi sadece aynı yerden canları yandıkları zaman anlar!"
Marcus Aurelius

Demek ki beni hiç bir zaman anlayamayacaksınız... 
Anlamanıza da ihtiyaç duymuyorum diyeceğim de kibre girer endişem buna mani oluyor. 
Keza kimsenin aynı yerden aynı derecede canı yanmaz ve bu da zaten tespit edilemez... 
Herkesin acısı kendisine büyüktür... 
Demek ki kimse kimseyi tam olarak anlayamayacaktır... 
Empati dediğimiz şey de bu anlama gayretinden fazlası değil. 







24 Mayıs 2026 Pazar

Bir isim versem

Zengin gönüllü
Fukara adamım
Bir isim versem 
Bu ayrılığa
Birden fazla
Karadan kara
Nurdan nur
Zevalden önce
Seherden sonra
Kağıttan keskin
Kaleme müştak
Bir isim versem 
Bu ayrılığa
Kalem ağlar
Kâğıdın canı yanar
Bir isim yetmez
Ömür isminsiz yürümez




23 Mayıs 2026 Cumartesi

Epeydir okumuyordum



Kısa süre için kanalıma da attım. Oradan ses olarak indirmek istiyorum, başka yol bilmiyorum da... 

Fon müziğini Suno'da yaptım, çok güzel bir fon yaptık zilliyle:) fon kışkırttı okumam için, yoksa okumak aklımda yoktu. Yeniden bulaşmış oldum Suno'ya... 

*

Annemle bazen tatlı şeyleri kaçırınca; "içkimiz mi var, kumarımız mı"der (bir Suno, bir bloğum var yalnızlığıma arkadaş) basardık kahkahayı. Ben kilo bahsi geçince espirinin dozunu acımasız bir ironiye yükseltip:

- Bırakın kadını ne istiyorsa yesin, şişman ve mutlu ölsün! derdim. (Pisim kabul) 

İyi ki de öyle yapmışız. Sevdiği şeyleri hiç kısıtlamamıştım anneciğimin. Derdi ki:"Bu evde en çok ne hoşuma gidiyor, biliyor musun?" Ne diye sorardım. 

"- Akşam oturmalarımız, çay sefalarımız, senin sunumların." derdi. Kalkar şılap diye öperdim. Ona gündüz göstermeden buzdolabına zula ettiğim sürpriz tatlıyı servis edince, çocuklar gibi sevinirdi. "Bunu ne ara aldın, hiç görmedim. "

Aklımda bunları yazmak yoktu, yine parmaklarımın duygularımla işbirliğinin kurbanı oldum. 





Harç bitti inşaat paydos mu?

Harç bitti inşaat paydos mu? 
Bu ne harç ne de inşaat, ben de usta değilim! 
Şöyle çevirirsek olur;
Bu aşk ve kalbi inşa, ben de aşka sevdalı bir adam. 
Bitmez yani... 
Leyla cismen gitti diye, 
Mecnun mecnunluğundan mı vazgeçecek..? 
Geçerse ona Mecnun demezler... 
Hem daha sınıf atlayıp meczub olacağız, dur bakalım. 
Yoksa sen aşkı alışveriş mi sandın? 
Versene oradan 2 kilo aşk, 1 kilo da meşk! 
Belki de menfaatlenme sandın! 
Köşebaşı yosması mı ruhun senin! 
Aşkı, şehveti söndürmek diye yaftalayacaksan kaybol! 
Sadede gelirsek;
Leyla evlenir, muradına erer, (o murad bu Murat değil bu arada)  onlar çıkar kerevete (kerevit değil, o zavallı hayvanı yiyen yamyamlar ayrı bahis) 

Kerevet: Tahtadan yapılmış yüksek sedir veya divan anlamına gelir
Geçmişte evlenen çiftler bu kerevet üzerine oturtulur, davetliler de onların mutluluğunu paylaşmak için bu yüksek yerin etrafında toplanırdı.

Kerevetle nasıl da konuyu dağıttım bi güzel haha üstüme yoktur eğer istersem... Ah bir de kereviz var, pek lezzetli olur:) 

İyi de onlar muradına erince biz geride kalanlar ne için çıkıyoruz o sedire, özenç mi, bir umut mu hahaa yine salaklığım tuttu. 
Canım safım, unuttun yine adı üstünde masal bu masaaal... 
Bir Rüveyda masalı... 
Ne yaparsan yap, o masalın içine giremezsin. Kaydet bunu o yorgun beynine!.. 

Dibin notu: Sürçü lisanım kasıtlıdır, hele ki ilk yazdığım gibi yayınlasaydım, bu adam ne içti ya da kafasını nereye çarptı derdiniz. 
Siz yine de her zaman mazur görünüz efenim... 


22 Mayıs 2026 Cuma

İçimi dökmekten vazgeçmediğime göre

"İçimi dökmekten vazgeçemediğime göre..."
Sessizliğin dibine karalar da çalsak, 
Olmayana, olmamışa kallavi gücenmişlikler dizsek, 
Olmayacaklar üzerinden ölüme de yürüsek, 
Ayrılmadı kenetlenmiş ruhlarımız... 
Çünkü hâlâ içimi dökmekten vazgeçmedim, geçemedim. 
Ya da benim buralarda esamesi okunmuyor o ayrılığın dedi An'da ruhum... 



Sevmek tamamlanmaktır

"Sevmek ya da sevilmek yeterlidir. Gerisini sormayın. Yaşamın karanlık kıvrımlarında bulunacak başka bir inci yoktur. 
Sevmek tamamlanmaktır." 
Victor Hugo / Sefiller

*
Seviyorsan ama gerçekten, samimi... 
Aynı zamanda seviliyorsun da demektir. 
Samimi sevgilerin tek taraflı olduğu görülmemiştir. (Karşılık almak başka şey, karıştırma!) 
Kalpten kalbe, mekansız görünmez bir yol vardır. 
Bir kalbe en büyük ikram, mükafat sevmek ve sevilmektir. 
Bu olduktan sonra, mesafeler, cismani yakınlıklar olmasa da olur, çünkü "Sevmek tamamlanmaktır."
Hüzünle yoğrulsa da sevmeyi tatmak, hayata anlam katar. 

Elbette sevmenin çeşitleri var. 
İnsani ve ilahi kategorileri... 
Detaylandırmak ayrı bir yazı konusu. 

Sevginin karşılığı yoksa bile, üstünde durma, bardağın dolu tarafına odaklan. 
Ne güzel, tertemiz hislerle sevmeyi tatmış, nasiplenmiş, kalbini beslemişsin, zenginleşmişsin, az şey mi... 

Video ile güncelledim. 




Engellemedim!

Cevap veriyorum:
- Bunu tekrarlamamdan gına gelmiş olmalı. 
Arkadaşlar 2 ad. Murat Mesut fan sayfası var ve ikisini de iki farklı arkadaşım gönüllü yönetiyorlar. 
Geleyim asıl sorunun cevabına; facebook hesabımda kimseyi engellemedim, hesabımı sildiğim için bazı arkadaşlarım fan sayfasına mesaj yazıp, beni niçin engellediniz diye sitem ve üzüntülerini bildirmişler. 
Siz kıymetli arkadaşlarımı özlesem de böyle. Selamlarımı sevgilerimi gönderiyorum. 

-O da aşağıdaki linkin içinde az önce güncelledim. Ben teşekkür ediyorum. 




Ruh hafifliği diye bir şey var

Ruh hafifliği diye bir şey var, 
Yok bir yerde okuyup, duymadım! 
Az önce ben uydurdum/buldum...
Dünya ve içindekilerden yana 
Hiç bir talebi ve beklentisi olmayan, 
Sitemi, küsmeyi, çoktan bırakmış bir insan, 
İnsanların elde etmek için, 
Ömürlerini heba ettikleri şeylere, 
Gözucuyla dahi bakmayan, 
Ruh hafifliğine erişmiş kişidir... 
Öyle bir hafiflik ki, 
Her an o beklediği rüzgarla uçacak! 
Gözleri arkada kalmadan, 
Ahu figanla oyalanmadan, 
Allah'a, teslimi bir kalple, 
Sarsılmaz bir tevekkülle
Ah işte vakit bu vakit diyerek!.. 




21 Mayıs 2026 Perşembe

Sen, gün batımlarının şairi, ömrün bir ladese kurban gitmiş!

"İyiyi
Güzeli
Aşk’ı
Sevgiyi
Mutluluğu 
An’ları..
Yaşanılacak zamanları..
Yanlış kapıları çalman da kaderin mi? 
Baktığın göz
Aldığın nefes
Dinlediğin ses
Duyduğun heves
Kalbinin eseri mi?
Yoksa aklın oyunu mu sana 
Ömrün bir ladese kurban gitmiş(*) 
Sen, zamansız şiirlerin şairi, 
Sen, gün batımlarının şairi;
En fenası da kelimelerin kurbanı olmuşsun…
İnsan kendini de seçemiyor ki..!"

*
Kaderle ilgili daha önceden yazdığımı hatırlıyorum oraya bakmalısınız. 
Şairin dedi gibi: "Akıl olmazların zoru içinde./ Üst üste sorular soru içinde... (NFK) 
Mektubunuz da aynen öyle olmuş... 
Akıllı ve zeki bir kalem... 
Ne yazık ki sorulara cevap verecek adam o kadar akıllı ve zeki değil, üstelik çok da yorgun... 
Akıllı olmakla zeki olmak arasındaki farkı da arama motoruna sorsun dileyenler. 

(*)Ömrüm gitse gitse, iyi niyetime, fazla merhametime kurban gitmiştir, ona da ben kurban olayım... 
Kelimelerse "bir yudum teselli"
Şiir diye okuduklarınızsa, hüzünüm kırıntıları... 



Böyle son bulacakmış


Böyle olacakmış;
Ömrüm, finale ağır aksak yürürken, 
Issızlık saracakmış etrafımı... 
Gidenlerin korosu, 
Avlumda hiç susmadan çalacakmış... 
Hovardaca harcanan zamanlar, 
Söz dinlemez mevsimler, 
Ruha geçen nefeslenişler, 
Albümlerden taşacakmış... 
Böyle olacakmış;
Saltanat günleriyle gelenler, 
Hazan gecelerinde kaybolacaklarmış.
Böyle olacakmış, 
Kalabalıklar içindeki yalnızlığım, 
Böyle son bulacakmış, 
Böyle son bulacakmış... 


        Nazik jestiniz için sonsuz teşekkürler. 



20 Mayıs 2026 Çarşamba

Mevzu güzel koku olunca

Bugün bol bol sevip kokladım onları... 
Hafiften esinti de vardı... 
Kokuları tarif edilemez... 
Düşünün onbinlerce koku çeşidi var. Sübhanallah... 
Ey sonsuz yaratma sanatının yegâne ortaksız, sahibi Allah, ilmi olarak bile kudretinin cahili, gafiliyiz. 
Bahçemizin saltanat tahtının tek çiçeği yaseminler... 
Onları koklarken, 
Uzakların kokusu da hemen üşüşüveriyorlar... 
Ah annem çok güzel severdi çiçekleri, okşar, konuşa konuşa severdi. Neredeyse kıskanasım gelirdi, "beni de öyle sev" diyemezdim şeyşek kadar halimle... 
Koparıp bir dal alsam oda bir kaç gün bahar olur ama ablamla aynı fikirdeyim; kıymamalı, çiçekler dallarında güzel ve anlamlı... 






İsminde voltalarda

İsminin baş harfiyle son harfi arasında voltalarda geçmiş bir ömrün, kalp mahkumuydum Rüveyda... 

R üveyda dedim adına
Ü lken kafdağının ardıymış
V asıl olmak imkânsızmış
E skitmeyen taze bir masalmış
Y as bize yakışmazmış, 
D ileyemedim seni Mevla'dan
A dındaki harflerde voltalarda... 




Zor adamım!

Evet zor adamım ve sizin "kolay" dünyanızı sevmiyorum! Son söyleyeceğimi önce söylemiş olayım. 

Yalan, 
Sözde durmama, 
Merhametsizlik,
Pislik, 
Cimrilik, 
Düzensizlik, 
Sahtekârlık, 
İkiyüzlülük, 
Aşağılama, hor görme, 
Kibir, 
Nankörlük, 
Saygısızlık, 
Vefasızlık, 
Kindarlık, 
Bir işi baştan savma yapmak, 
Randevuya geç gitme ya da hiç gidemeyip önceden özür beyanını da akıl etmeme!.. (Umursamama!) 

Bunların bir çoğu zaten doğuştan mayamda yok elhamdülillah. 
Kalanı da ya aileden, eğitimden... Yani yine ilahi ikram... 

Bu sebepten zor adamsam... 
Ne mutlu bana... 
Asıl sıkıntı şurada ki, sizin dünyanızda benim, benim dünyamda sizin yeriniz yok ve olamaz da... 
Kendi kalibrenizde ve az değil, çok ötede otlayın, pardon (insanlarla) oynayın diyecektim. 

Bu sebeple yaşasın fildişi kulemdeki muhteşem ıssızlığımın sırlı nefesi... 

(*) Dibin notu: Bu yazıma sebep tadilat için gelen ustaların marifetleri oldu (!)  
Hep demişimdir, birine beddua edeceksen "Allah belanı... "deme! 
"Allah seni ustalara mecbur bıraksın!" de kâfi... 


19 Mayıs 2026 Salı

Yalancı aynalar



Belki de ben bu kadar çok kapılmazdım, 
Ah yalancı aynalar, size inandım!.. 




Kumar

Kumarbazların çoğu, kaybedeceklerini, 
önceki kaybedişlerinden edindikleri tecrübelerine rağmen, bile bile, vazgeçememelerindeki çaresiz kısır döngüye tutsak olmaları; birilerine göre ahmalık, birilerine göre zavallılık, dramatik bir hastalık olsa da bu gerçekliğin sosyolojik/psikolojik travması, aile/ kişisel ruh yıkımı olarak, sessiz ve derinden varlığını sürdürür. 

Bir iş arkadaşım vardı; bugünkü parayla en az 5 milyon lirayı kumara verdiğini söylemişti ve dışarıdan bakınca, son derece zeki, entelektüel yanı olan, ağzı laf yapan biriydi... O bağımlılıktan ancak ölerek kurtulabilmişti!.. 

*

Hayatta bazı şeyler de; (aşk gibi) buna benzer...Hatta evlenirken bile, içinizde susturamadığınız o ses size bu ilişkinin uzun soluklu olma ihtimali üzerine bahse girelim diye gevezelik eder... 
Duymazdan gelseniz de, netice de o ses haklı çıkar. Kapıldığınız kumar otomatı değilse de, bile bile ladesin aşk versiyonudur. 

Malum aşk, yaşa, başa, zamana, konjonktüre vb. bakmıyor. İnatçı bir çocuk gibi, istediğini alana kadar zır zır durmuyor... 
İyice aşık oluyorsunuz, tutkusal boyut vs. 
Rüveyda&Murat falan... 
Hem de az buz değil, kitaplık çaptan şapa düşüyorsunuz! Nasıl ama şu şapa düşme işin rengini bir anda değiştirdi değil mi? Bence de çok saygısız bir tanımlama... Ama gerçek... 

Aşkı aşk yapan, şartları umursamaz oluşu. Kalbe girdi, iş bitti. Virüs gibi... 

Çok uzattım; sonuç... 
İki gündür boşuna mı "kendim ettim, kendim buldum" dinliyoruz. Neşet Ertaş'ın tezenesi de bir başka derin... 

Bir yerde aşktan söz ediliyordu, içimden;"bu 17-40 yaş aralığı muhabbeti dedim. 40'tan sonra Leyla'dan Mevla'ya geçiş yapamıyorsan, daha çok dinlersin Neşet (babayı) dedim. Buna iyi bir kahkaha attım. (Bugün terbiyesiz rolünde olasım var)) 
Kumarda kaybeden aşkta kazanırmışmış... Yersen, züürt tesellisi hahaha... 

Ben mi? 
Edebiyat icadı/ icabı... 
Ya benim ki safi kavanoz yalayıcılığı, balın tadından haberim yok! 
Ararken kendini kaybedenlerdenim ben... 



18 Mayıs 2026 Pazartesi

Söz verdim



Söz verdim;
Alacağım da olmasın! 
Kendime
Yaptıklarımı unutmayacağım!.. 
... dedi An'da ruhum




Bayram seyran

Bazen insan ruhunda bayramla seyran birlikte raks ederler. 


Seyran burada veda anlamında kullanılmış olup, tarafı garbiyemce uydurulmuştur. 

Lügat anlamları içinde; seyretme de geçer. 
Bu durumda  ruh, bayram edenle, hüzün (kendi kendini) karşılıklı seyreder. Bu noktayı ince gör. 
Yağmur ve güneşte açan gökkuşağı bile bu duruma benzeyebilemez... 

Ya da aynı gün aynı konuda sevinçle kederi içiçe birlikte yaşarsın... 

..diye iç geçirdi an'da ruhum 



Hasretlere selam olsun

Gidene güle güle demesini bilmeli lisan...
Kalp mi, ona nasıl söz geçirebilir ki insan... 




17 Mayıs 2026 Pazar

"Kendim ettim kendim buldum"diyor türkü



Sabahtan yağmur vardı... 
An itibariyle pırıl pırıl ikindi sonrası aydınlığı... 
Gökyüzünde yani... 
Gönül gam bulutlarının istilasında... 
Defalarca farklı seslerden aynı türküye sardı an'da ruhum... 




Kadim hikayeler

Kadim hikayeler hep öyle olmuştur;
Biri birini sırılsıklam bir aşkla sevmiştir,
Lakin günün sonunda o birine bir başkası sahip olmuştur... 


Benim sevgim ikimize de yeter!

- Olsun sevmesin, benim sevgim ikimize de yeter! 
- Ya benimsin ya toprağın! 
- Zamanla sever! 

Acaba bu zavallı, maço, despot, yoz düşünce, yalnızca bizim ülkemiz insanına mı ait? 
Yok yani... 
Sevginin karşılığı yok... 
Bunu bildiğin halde, bilmezden gelmek, bu hastalıklı ısrar, nasıl bir anlayış, iz'an? 
Bir de... 
Eski Yeşilçam filmlerinde çokça işlenmiş olan bu konunun, günümüzde de hâlâ dizilere kadar bilincimizde bir kültür olarak nüvelenmesi, yaşatılmış olması aslında toplumsal bir vakıa olarak işin uzmanlarınca tamiri gereken sorunlarımızdan. 

Yazımın başında verdiğim örneklemeler içinde zavallı, maço, despot, yoz olmayan bu kategori üzerinden bir kaç cümle ile noktalayalım. 

Olsun sevmesin, benim sevgim ikimize de yeter! 
Dediğin yerde, sevdiğini ısrarınla bunaltmıyorsan, hah işte o zaman senin sevgin sana yeter. Şahsen özellikle aşk bağlamında bir sevgim var ve aynı tonda cevap alamıyorsam; ya uzaktan sessizce sever ya da aşk bağlamından uzaklaşarak, sevgimle o anlamı noktalarım. 

Aşkına karşılık bulamadığı ve karşısındakini kaybetmek istemediği için, ilişkisini arkadaşlık noktasında devam ettiren insanlar az değil... 

Ve bir Rüveyda deyip, ona kaçan, ona sığınan, yeniden başlamamak için onu sebep gösteren, onu sevmeyi cana nimet bilenler de... 



16 Mayıs 2026 Cumartesi

Meğerse...

Meğerse yolun tamamını yalnız yürümüşüm... 

Yeni mi fark ettim tenhalarımla çekişen ıssızlığımı... 
Hayır! 
Yalnızlık hissiyle çocukken, babaannemle aynı odayı paylaşırken tanışmıştım... 
Onu en çok sabah namazını kılarken uyuyor gibi yaparak izlemeye bayılırdım. Duaları, yakarışları öyle güzeldi ki... 
Benim için günün en güzel saati olurdu. 

Yalnızlık diyorduk; 
Yakışıyor bana yalnızlık... 
En azından birilerine hatır için tebessüm, tiyatral kahkaha mecburiyeti yok... 
Yalnızken kendime güzel, samimi latifeler de yapıp, mis gibi gülüşüyoruz... 

Alo! 
Ruhumdan, bedenime! 
Hadi iyisin, annemle uyandırıldın geceye... 


15 Mayıs 2026 Cuma

Açmayacak gibiydiler


Yaseminlerimiz bu yıl açmayacak gibiydiler. Günbatımında pencereden bahçeye bakınca çok mutlu oldum. 
Nasipse yarın ilk işim onları koklamak, hayır, ruhuma çekmek... 
Dokunmadan, koparmadan... 
Üzmeden... 

Köşedeki apartmanın köşesindeki ıhlamur ağacını da takipteyim... O bazı yıllar çiçek açmıyor nedense.. 

Alın beni çiçeklerin misler gibi koktuğu diyarlara götürün, sonra isterseniz oraya gömün! . 

Aslında her şeyin bir kokusu var. Bunu daha önce yazmıştım... 
Bazı insanların ruhları öyle güzel kokuyor ki, hiç konuşmasalar da onlarda ki hayat size sirayet ediyor, tabii nasibinizce... 

An'da bu şarkımı dinleyip, Martin Czeryn'e geçtim. Piyano tuşkarına o nasıl dokunuş öyle, ya çello, oldum olası büyüler beni... 

İnsanların dizi saatinde An'da ruhum işte... 




Sensiz değil

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Medine kadar aydınlık olmasa da gecelerimiz,
Karanlık boşaltsa da siyahını üstümüze,
Salât’ımız var sana
Selâmımız var sana
Sultanım!
Aşkına esir olmuş yürekleri sen bilirsin.
Sevgine adanmış hayatları tanırsın sen.
Çektikleri acıyı… Yalnızlığı…
Gözlere dolup dolup boşalan yaşları sen bilirsin,
Uykuya inat hıçkırıklara boğulanları tanırsın sen
Yaşadıkları ızdırabı… Hüznü…
Sultanım.

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Aydan ak yüzünün hayaliyle dolaşırız Eyüp’ü
Sultanlar sultanının ev sahibine deriz ki;
Salât’ımız var o’na
Selâmımız var o’na
Sultanım!
Annesizliğin burukluğunu sen bilirsin.
Allah’tan gayrı kimsesi olmayanı tanırsın sen.
Ürkekliğini, masumluğunu
Rahmân’a dayananları sen bilirsin
Kulluğuyla övünenleri tanırsın sen
Kul gibi yaşayanları.
Sultanım!

İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Düşen her yağmur damlasında rahmetinden ışık var.
Kalbimizde virdin, ruhumuzda nûr’un var.
Salât’ımız var sonra,
Selâm’ımız var sana
Sultanım!
Allah’a giden yolu sen bilirsin,
Yolu da yolcuyu da tanırsın sen
Vefa ile gidişinden
Sübhân’a yönelmeyi sen bilirsin.
Utanarak af dileyeni tanırsın sen mahcubiyetini, samimiyetini… Sultanım
İstanbul sokakları da sensiz değil bilirim.
Medine kadar aydınlık olmasa da gecelerimiz,
Karanlık boşaltsa da siyahını üstümüze,
Salât’ımız var sana
Selâmımız var sana
Sultanım!
Aşkına esir olmuş yürekleri sen bilirsin.
Sevgine adanmış hayatları tanırsın sen.
Çektikleri acıyı… Yalnızlığı…
Gözlere dolup dolup boşalan yaşları sen bilirsin,
Uykuya inat hıçkırıklara boğulanları tanırsın sen
Yaşadıkları ızdırabı… Hüznü…
Sultanım.

Dursun Ali Erzincanlı



Yeter ki tükenmesin umutlar

Nedir bu, dünyaya boş bakan gözler! 
Yürüdüğün yollar mı bitti? 
Bilirim halinden yoktur şikâyetin. 
Kaderin sahibi gücenmesin yeter ki... 
Nefes alıp verdikçe, 
Ne yol biter, ne sorular... 
Yeter ki tükenmesin umutlar... 
 

14 Mayıs 2026 Perşembe

Gelen bir video üzerine!

Sessizliğimle kimseye ceza/etkileme gibi stratejim olmaz benim. Zaten ömrümün hiç bir anında stratejik, planlı, kurgusal olmadım ve menfaaten zarar görecek olsam bile bu değişmedi, değişmez. 

Gerçekten kalbi dilinde olan insanlardanım. 

Sessizliğime gelince, öncelikle  karşımdakine duygusal zarar vereceğim kaygısı ve sonra 
kendime verdiğim ceza olabilir. 
İnsanları/canlıları istemeden üzmüşsem günlerce üzülür kendime kızarım... 

Yorgunluğum, hayattan vazgeçmişliğim korkaklıksa kabulüm. 
Bu sebeple son yıllarda her kadına "benden bir şey olmaz"demişimdir.

Gönderdiğiniz videodan kısa bir iktibas:

"Bir zamanlar onu koruyan ancak şimdi onu kendi yalnızlığının esiri yapan kopukluk döngüsünü gerçek bir yakınlık anından sonra sizi görmezden geldiğinde bu artık sizden hoşlanmadığı için değil, sizden çok fazla hoşlandığı içindir ve işler ciddiye bindiği anda ortadan kaybolması onun içsel alarm sistemini tetikler...
...İncitilmekten kaçınma çabası içinde..."

Herkes kendi yaşadığını bilir. Herkesin yaşanmış dramları olabilir. Kimisi bunu duygusal zehirlenme bilinciyle geride bırakır ve yeni bir sayfa açarak yoluna devam eder, kimisi de ya tercihen ya da zayıflığından geçmişin kederlerinden sıyrılamaz, sıyrılmak istemez... 

Uzun ve derin bir konu. Görmezden gelme meselesi burada kibirle ilişkili olmamalı, o çok saçma ve çocukça olur. Şahsen birinin maillerine özelden cevap vermeyişimi görmezden gelme olarak nitelemem. Kendimce sebeplerim olabilir. (Bunda da insafsız, acımasız değilimdir. Nezaketen kısa cevap verdiklerim de az değildir.) 

Videonun linkini buraya bırakıyorum, belki birilerine faydası olur. Teşekkür ediyorum.