önceki kaybedişlerinden edindikleri tecrübelerine rağmen, bile bile, vazgeçememelerindeki çaresiz kısır döngüye tutsak olmaları; birilerine göre ahmalık, birilerine göre zavallılık, dramatik bir hastalık olsa da bu gerçekliğin sosyolojik/psikolojik travması, aile/ kişisel ruh yıkımı olarak, sessiz ve derinden varlığını sürdürür.
Bir iş arkadaşım vardı; bugünkü parayla en az 5 milyon lirayı kumara verdiğini söylemişti ve dışarıdan bakınca, son derece zeki, entelektüel yanı olan, ağzı laf yapan biriydi... O bağımlılıktan ancak ölerek kurtulabilmişti!..
*
Hayatta bazı şeyler de; (aşk gibi) buna benzer...Hatta evlenirken bile, içinizde susturamadığınız o ses size bu ilişkinin uzun soluklu olma ihtimali üzerine bahse girelim diye gevezelik eder...
Duymazdan gelseniz de, netice de o ses haklı çıkar. Kapıldığınız kumar otomatı değilse de, bile bile ladesin aşk versiyonudur.
Malum aşk, yaşa, başa, zamana, konjonktüre vb. bakmıyor. İnatçı bir çocuk gibi, istediğini alana kadar zır zır durmuyor...
İyice aşık oluyorsunuz, tutkusal boyut vs.
Rüveyda&Murat falan...
Hem de az buz değil, kitaplık çaptan şapa düşüyorsunuz! Nasıl ama şu şapa düşme işin rengini bir anda değiştirdi değil mi? Bence de çok saygısız bir tanımlama... Ama gerçek...
Aşkı aşk yapan, şartları umursamaz oluşu. Kalbe girdi, iş bitti. Virüs gibi...
Çok uzattım; sonuç...
İki gündür boşuna mı "kendim ettim, kendim buldum" dinliyoruz. Neşet Ertaş'ın tezenesi de bir başka derin...
Bir yerde aşktan söz ediliyordu, içimden;"bu 17-40 yaş aralığı muhabbeti dedim. 40'tan sonra Leyla'dan Mevla'ya geçiş yapamıyorsan, daha çok dinlersin Neşet (babayı) dedim. Buna iyi bir kahkaha attım. (Bugün terbiyesiz rolünde olasım var))
Kumarda kaybeden aşkta kazanırmışmış... Yersen, züürt tesellisi hahaha...
Ben mi?
Edebiyat icadı/ icabı...
Ya benim ki safi kavanoz yalayıcılığı, balın tadından haberim yok!
Ararken kendini kaybedenlerdenim ben...