15 Nisan 2026 Çarşamba

Seni beklerken

Kaç mevsim geldi geçti, 
Zamanın saçlarına aklar düştü! 
Bülbül sabrını tüketip, 
Uzak diyarlara göçtü, 
Seni beklerken... 

Burnumda o gül kokusu, 
Bir lahza olsun azalmadı, 
Her ah edişimde, 
Daha da koyulaştı!.. 
O da olmasa, 
Nasıl teskin ederdim, 
Şu yaralı mahzun kalbimi, 
Seni beklerken... 

Bir ikindi hüznü gözlerimde, 
Ufuklarda ararken gözlerini, 
Hiç azalmadım görüp dururken... 
Yoksa çoktan okurdum kendi selamı, 
Seni beklerken... 

Canıma uzak düşmüş insanlar arasında, 
Bir ömür geldi geçti. 
Baharı yazı şimdi hep hazan kuşatmış, 
Dallarda bir ağıtın nakşı... 
Seher kuşları dahi suskun
Ve ecel yollara düşmüş, 
Seni beklerken... 

Sustuklarını duyarım, 
Avaz olur buralarda yankısı... 
Kömüre durmuş ağaç misali, 
İçten içe yanarım... 
Dumanımı, rastlasaydım;
Belki bir Üveys gönüllü fark edebilirdi... 
Seni beklerken... 

Satıhta yüzerken insan, 
Gafletin içinde boğulurken, 
Züleyha'nın derdini ne bilsin! 
Bilsin de onun gibi ağlasın... 
Ahının ateşini gözyaşıyla harlasın... 
Bir ömür bir aşk'a yansın... 

Sessiz gecelerimde 
Bir "Hu" nefesi, 
Manasızlıkların üzerini örter... 

Asıl ayrılık bir gönlün, 
Sensiz kalışı, bilirim... 
Andıkça vuslata dirilirim... 
Leyla da sensin, 
Rüveyda da sen... 
Mecnun benim bu gece, 
Desturunla meczub da... 
Ah, kalemim ketum kalmak ister!.. 
Herkes nasibince,
Bana sus diye göz eder... 

Maveradan esen ılık bir rüzgâr, 
Her sabah ruhumun penceresine, 
Senin kokunu getirdiği demlerde, 
Gözlerim kapalı, 
Kalbim sonsuza açık, 
Avucumu içime çekerek öperken, 
Bir şiirde anlatırken, 
Saklanır, saklarım, 
Seni beklerken... 

Bu yorgun ve hüzün yuvası gözler, 
Ümidini hiç kaybetmedi, 
Seni beklerken... 



14 Nisan 2026 Salı

Bilemeyeceksin

Bitti ve gittik
Sanıyorsun ya... 
Oysa vedalar sözlerde... 
Kalbe söz geçiyor mu? 
Hayalin gerçek gibi yanımda... 
Güneşe bir bak, 
Biliyor mu kimlere, 
Nasıl dokunduğunu, 
Kimlerin her seherde, 
Yolunu gözlediğini... 
Sen de bilemeyeceksin! 
Seni son nefesime kadar, 
Sessizce sevip, 
Gizli gizli seninle konuştuğumu... 
Bilemeyeceksin, 
Yokluğuna nasıl ağladığımı... 

12 Nisan 2026 Pazar

Okumak bir b'aşka güzel

Yazmak gitti, okumak yeniden tahtına oturdu 
Okuyorum... 
Hakikat kitabının, hikmet sayfalarındaki marifet dolu cümleleri... 
Öyle ki bazen bir cümlede hayran ve hayrette zamanlarca kalıyorum. 

11 Nisan 2026 Cumartesi

Şairler iyi ki varsınız

Şairin:"Yıkıldı yolunu bekleyen şehir.
Şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir..." dediği yerdeyim. 

Şu yalnızlık yakamızı bırakmadı ki, doyasıya sevelim sevilelim...Saralım, sarılalım...

Bir başka şair ise ruh halimizi şöyle derinleştirmiş:

"Kesif bir zifiri ve üzengisiz çıktığım deli koşuda kaybettim dört nalın hakkını. 
Yön garip, 
yol kayıp, 
yoldaş yorgun...
Dağınık bir sızıdır şimdi, mahmuz kesiği mâzi.
Ne şaha kalktı
Ne dizgin koptu
Attan sebep değil bu;
kendinden düşmekle biten koşu..."

Kanarya Banu Dağ 





Sahi o nerede!?

Sonra çok sessizleşti her şey... 
Renkler de göç edince, 
Ne gözlerime 
Ne dilime yapacak iş kalmadı... 
Kalbim mi?
Sahi o nerede!? 

(*) Görseli gönderen sevgili okuruma çok teşekkür ediyorum. 


10 Nisan 2026 Cuma

Kendi payıma yani

Sen hiç gelmeyecek, 
Gelemeyecektin.. 
Bilsek de bunu, 
Seve seve ümitle
Bir ömür beklerim... (*) 
Yeter ki bekleyen gönül 
Benim olsun... 
Canın sağolsun da sen gel(e)me... 
Belki de gelmeyi dalından kopacak, 
Kırmızı güle benzettik
Korktuk 
Ömrü kısa olur diye... 
Yoksa korkum hiç olmadı, 
Aşkım bir gün biter diye, 
Kendi payıma yani... 

(*) Burada dili/mişli geçmiş zaman kullanmak dile uygun anlama zıt olurdu. 

8 Nisan 2026 Çarşamba

Dokunmasın kimse

Çok oldu, kitap siparişi vermeyeli. Bugün sevgili arkadaşımın 124 sayfalık kitabı elimde. 
Henüz onun bundan haberi yok.

Sanata düşkün bir aslan burcu kadını... 
Şiir dışında, yağlı boya, akrilik, karakalem resimler de yapıyormuş. İki şiiri de bestelenmiş. 
Atife Tenruh
Mütevazı, güzel bir insan. 
Okuru, anlayanı çok olsun... 

Kitap elime geçince, önce arka kapağa bakarım. Sonra huyumdur, rastgele nasibime açar sağlı sollu okurum. Şairemizin bir şiiri ile noktalayalım:

*

ÜŞÜMEZDİM

Bu gece, bir güz kondu kalbime,
Oysa baharı karşılyordu düşlerim.
İçimde bir sızı, ne yana dönsem tarifsiz.
Yoksa bir serap mıydı ruhumdaki resmin?
Hangi yangın ısıtır buza dönmüş mutluluğumu?
Bir kuş öldü dalında.
Işıldamadı ateşböcekleri.
Ay selamsız geçti gecemi.
Esmedi rüzgâr, duymadım bir yaprak sesi.
Bir tuhafım bu gece.
Söyle ey sevgili,
Yoksa öylesine miyim kalbinde?
Bilmez misin, kalpler hisseder hissettireni... 
Üşümezdim yoksa.
Üşümezdim...

Atife Tenruh 





7 Nisan 2026 Salı

Eyvallah!

"Sana hak ettiğin ne varsa sunan kadından başkasına güzel bakamamışsın…
............... 
Vefa desen onda
Sadakat desen onda
Heyecan desen onda
Aşk desen onda
Gülüşler desen onda
Kitap gibi dedikleri
Şiir kadın
Onlarca şiirlere, sözcüklere sığdırdığın kadın.. 

Bizler bir yudum teselli okurları..
Yaa ne olcağdı desene…
Aşk aşk diye bağıran adama…
Ütopyasında kaybolan bir adamın ne işi olurdu başka kadınlarla…

Tek üzüntün
O kitabının sayfalarında…
Seni bundan sonra kimse teselli edemez ondan gayrısına da o gönül meyledemez…
Başkasına aşktan yanan avazınca bağıran  bir kalbe de kimse  huzur mutluluk veremez…
Bu dünyada olmadı
Öbür dünyada diyen bir aşkın gölgesinde kimse serinleyemez…
Rüveyda’nın Murat’ısın

Aşkla kal…"

***


Aşkın zerresine ismini sürdüm.
İsmin nefesimmiş, yaşadım öldüm.
Geçtim tüm zevklerden, yüzüne güldüm.
Yüzün huzurummuş, evime döndüm.
Döndüm tüm yüzlere gözünü gördüm.

Süeda  

***

"Yazmamanız önce kendinize sonra da bize ceza oluyor, bilesiniz...ki yazamadığınıza asla inanmam! "


6 Nisan 2026 Pazartesi

Şimdi ne yapıyorsun acaba!?

Merak etmek... 
Merak edip de haber alamamak! 
Bunu yaşayan bilir... 

Çok zamandır yalnızken sesli olarak:
   - Şimdi ne yapıyorsun acaba anne!? 
demişliğimin sayısı belli değil! 

Yok, çok şükür aklım başımda... 
Ve bizden önce yolcu ettiklerimiz, burada birlikte ortak bir hayat yaşadıklarımız, yok olmadıklarına göre (ki haşa öyle olsaydı, hayatın bir anlamı, gayesi olmazdı...) Yalnızca beden elbiselerini ve hatıralarını burada bırakıp, ruhları ile başka bir boyuta geçtiklerine iman ettiğimiz dinimizden bildiğimize ve rüyalarımıza geldiklerine göre; "Şimdi ne yapıyorsun acaba anne," diye merak edişim de çok normal. 

Not: İmamı Suyuti (ks) hazretlerinin Kabir alemi adlı eserini okumuş biri olarak tabii ki genel durumlarını, oradaki hayatlarını kitabi bilgi olarak bilmekteyim. 

5 Nisan 2026 Pazar

En bilinmesi gerekeni bilince

En bilinmesi gerekeni 
bilince, 
Bilinmezliğin gölgesini aramaya başlıyor insan... 
Namsız, nişansız... 
Bir de dilime lâl olmayı da öğretebilirsem, 
İşte o zaman, 
Fildişi kulemde, 
Kanat açma vakti... 


4 Nisan 2026 Cumartesi

Bir ömür

İçimiz ölmesin yeter ki... 
O içimizde ölen biri aslında bir ömür can çekişir, gâh şarkı, gâh şiir gâh gözyaşı olarak tazelenir durur...
Ben ne sevgimi ne de sevdiğimi öldürmem... 


2 Nisan 2026 Perşembe

İki şeyden biri

Sürekli yalnız yaşayan insanlarda, genelde şu iki şeyden biri oluyor:

Kendi kendinle konuşmaya alıştığın için, biriyle konuşma durumunda, karşındakinin lafı uzatmadan bitirmesini istiyorsun, bitirmeyip uzattığında, bunalıyorsun!.. 

Ya da... 

Konuşacak ortam ve insanlar bulunca sürekli kapalı, konuşmaya hasret çenen bir düşüyor, bunaltıyorsun!... 


31 Mart 2026 Salı

Sadece yandım!

Başkaları gibi olmadı benim hayatım! 
Sırada ama sanki biraz sıradışı! 
Kurallara uyan bir surette, 
Kuraldışı bir haleti ruhiye! 
Başkaları gibi, 
Herkes gibi olsaydım ya! 
Derinlerim sığlaşsaydı, 
Hassaslığım kaygısızlaşsaydı... 
Severken mesela;
Çocuklaşıp saflaşmasaydım... 
Çok sevmeyi bilmeseydim mesela... 
Küsünce gözlerim ardımda kalmasaydı... 
Ben de bazen kine bulanıp, 
Gönlüm nasır tutsaydı... 
Hasar almasaydım,
Küslüklerde ve ölümlerde... 
Daha çok kapandım fildişi kuleme, 
Henüz terasta senfoni mevsimi açılmadı. 
Annem yokken, 
Nasıl diyeyim çıkar mıyım bilmiyorum... 
Nasıl çıkarım yarına belli mi? 
Yanık bir gönülle, 
Yanık ve yenilmiş bir gönülle hem de... 
Solma mevsimimde, 
Dallara bahar gelmiş diyorlar 
Tomurcuk tomurcuk... 
Başkaları gibi olmadı benim hayatım! 
Bir gurbeti yaşar gibi, 
Hep eğreti, kapı önünde
Eşikte gidecekmiş gibi, 
Isınamadım, alışamadım, 
Sadece yandım! 
Günahlarıma ve aşka... 


30 Mart 2026 Pazartesi

Sessiz çığ

Saat, kendi nabzını dinleyen bir kör kuyudur;
içinde dönen her an, zamandan değil, ayrılıktan yapılır.
Deniz feneri, gecenin alnına çakılmış bir yaradır, çağırır uzakları.
Kimse gelmez, ışığı hep karadır.

Bir çığ iner sessizliğin omzuna.
Dağ bile ürperir de adın ürpermez.
Zakkumlar büyür ıssızlığın kıyısında,
kızılcık şerbeti gibi buruk bir hatırayla dolar gece.
Kağıt kesiği kadar ince bir yerden sızar acı!
Ne kan görünür ne merhem bulunur.
Satır, satırı doğurur, kelime, kelimeyi sürgün eder,
sadrın en kuytusunda bir çehre eskir durur.

Hava, su, toprak… üç kadim tanık,
firakın dilini bilir, zinhar söylemez.
Kavruk özlem, bir yaz yangını gibi
kül dövüşüne tutuşur rüzgârla.
Kor demeti taşır gecenin avuçları,
dokunan yanar, bırakılan sönmez.

Cânân, bir ihtimal kadar uzak,
cân, bir uçurum kadar derindir.
Kan, suskunluğun içinden yürür ağır ağır,
bir çoban gibi toplar dağılmış vakitleri.
Dağ, kürt oğlanın yalnızlığını saklar,
Çerkez kızın bakışı, bir hançer gibi iner zamana.
Bir kervan geçer ufkun en yorgun yerinden,
süt kokulu sabahlar taşır görünmeyen yüklerinde.
Kanat sesleri duyulur;
Anka mı, yoksa dili midir küllerin? 
Hudud çizilmez, derin mi derin.
Seher, gecenin kırıldığı ince bir çizgi olur
leyl, o çizginin sonsuzluğa uzayan gölgesi.
Ve aşk!
Adını kimse koyamaz
yanmayı öğrenmiş bir tevbedir.

Kanarya Banu Dağ 

29 Mart 2026 Pazar

Acaba!

Gitme vakti gelince, 
Kimler gelecek acaba..? 


Sen gittin ya

Sen gittin ya! 
Hasretin büyüdükçe
Küçüldü gözümde dünya... 

Sen gittin ya! 
Ben de vazgeçtim, 
Bana iyi gelen ne varsa... 

Sen gittin ya! 
Beni hâlâ yaşıyor sanıyorlar! 
Oysa bir kefenim eksik, 
Onlar görmüyorlar!.. 




28 Mart 2026 Cumartesi

Benim için müzik

 


Benim için müzik, ağlayan ruhumun yankısıdır. 

Bilmiyorum, belki gençliğe uzanırken, dans zevki için dinlediğim dönemden geçmiş olabilirim...

Sonrası hep hüzzamdır, hazandır. 

Müzik ruhumun acılarına tercümandır, yankıdır, hüznümün ifadesidir. 

Beni eğlendirebilecek müzikle henüz tanışmadım!.. 



27 Mart 2026 Cuma

CENNETİN EŞİĞİNDE BİR AVUÇ ŞEKER


toplayın / dökülen sıvaların arasından / o kırık oyuncakları

bir yetim rüzgar / evlerin damarlarında / o sızıyla geziyor

beş yaşında / kalbim / oysa cebimde bin yıllık masallar / hani...

bir kedi tırmalıyor / vaktin duvarlarını / süt kokusuyla karışık / barut isi...

biz çocuklar / hani terliklerimizi karıştırırdık ya / karanlık sığınaklarda
hani...

artık / yalın ayak yürüyoruz / gökyüzünün o en kalabalık caddesinde

bir top yuvarlanıyor / duruyor bir umudun tam kalbinde

annemin tülbentine sarılıp / uyumak vardı / o eski sedirde...
ama...

kuşlar uçtu / kafesler parçalandı / şehir bir tabutun içine sığdı...

insan kolileri diziliyor / yan yana / her birinde yarım kalmış bir gülüş...

ben altı yıl yaşadım teyze / altı koca asır gibi ağır / ve yorgun...

kumbara feryatları biriktiriyorum / bayramda şeker yerine hüzün dağıtanlara...

bir kurşun sesi / bölüyor uykuyu / sayıyorum birden bine kadar / acıyı...

hiç mi salkım düşmez / bu toprağa / hiç mi üzüm tanesi değmez dudağımıza?

yıkılmış duvarların gölgesinde / bir child hala / çizgi film izliyor hayalinde...

annesinin saçlarını okşuyor sessizce / "anne" diyor / "kazlar da gelecek mi?"
biz...

cennetin bahçesinde / kuşlara buğday verirken meleklerle...

dünyayı bir battaniyeye sarıp / dışarı çıkaracağız bütün kederleri...

çünkü devler aslında cüceymiş / biz sarılınca kocaman olurmuş gölgemiz...

şekerler ellerimizde erimeden / salıncaklara kuracağız o kayıp şehri...

artık olmayan kapıları çekip arkamızdan / yürüyoruz ışığın bittiği yere...

her birimiz / birer çiçekli kefen / her birimiz toprağa gömülen bir bayram sabahı...

ve Hind...
evin damarlarında dolaşan / o son gün ışığı gibi...

altıdan geriye sayıyor şimdi / hiç yaşanmamış / o üç yüz elli yılı...

söylesene teyze / balıklarımıza akvaryum / bulduğumuz o günler nerede?

bir kutu ev cıvıltısı / biraz telaş / o telaşı bile özledim...

bugün hiçbir şey olmasa da / saçlarım yarın uzayacak sevinirim...

demiştim ya...
sığınaklarda terliklerimiz karışınca / üzülmeyiz nasıl olsa / yalın ayak gömüleceğiz masallara...

biliyorsun teyze / biz hiç küstürmedik cüceleri...
çayırlar bize kalacaktı / şekerler atlara / salıncaklara koyacaktık şehri...

bebekleri uyutacaktık / buydu planımız...
ama...

şimdi / yıkılmış evlere dağıldık...
bir yetim / annesinin saçlarıyla oynuyor / "anne bak kazlar nasıl yürüyor"
farkında değil...

bir top yuvarlanamıyor / cesetlere çarpmaktan...

sular dolmuyor / kırılmış bardaklara...
sandalyelere acı oturmuş / masanın altında / hayat bilgisi kitabından bir sayfa...

kuşlara buğday vermiş melekler / çoktan...
telefon uzaktan çalıyor / sessizliği...

Hind...
son gün parçası gibi...
artık olmayan bir evin kapısını çekiyor...

gölgesi / kocaman bir adama benzer mi acaba sarılsa diğer çocuklara?
teoride...

kumbara paralarımızı biriktiriyoruz / son nefeslerimizi topluyoruz kuruşu kuruşuna...

sırf yaşamak için...
bütün bunlar olurken...
altıdan geriye sayıyor bir kurşun / bir salkım kurşun...

içinde hiç mi üzüm tanesi yok?
en fazla beş tanesini sayabiliyor / kalan 350'sini / hiç yaşamadığı yıllar...

baksana anne / kazlar da bizimle...
bizimle cennete gelecek mi?

                                     
                                      gazze 'nin solan şekerleri 
 
                                       ve masumca susan
                         
                                          altı yıllık bir rüya...

Şerife  Akarsu Şahan 


26 Mart 2026 Perşembe

Sana kavuşmayı ümit etmek

Sana kavuşmayı ümit etmek
Savaş ihtimalinden uzak, 
Fakiri kalmamış, 
Mutlu insanlar dünyası demekti... 
Yalnızca masallarda ve
Bazı filmlerde olan hani...
 
Sana kavuşmayı ümit etmek, 
İrrasyonel bir düzlemde, 
Fizik kurallarını yeniden yazmaktan, 
Matematikten sıfırı yok etmekten, 
Yerçekimi oranını azaltmaktan daha imkansız bir şeydi aslında... 

İyi ki düşüncelerinde insan çok özgür de
Dilediğim an benimlesin... 
Yoksa nasıl çekilirdi koca bir ömrün kahrı... 


25 Mart 2026 Çarşamba

Bir gün sen de

Bir gün sen de  benim gibi vazgeçeceksin, 
Yenile yenile, kabullenmeyi öğreneceksin... 
Çekinecek, kendi içine çekileceksin...
Bir gün sen de aşktan düşeceksin...

Ümitlerin seni terk ettiğini göreceksin, 
O eski coşkudan kırıntı kalmamış, kederleneceksin... 
Olmayanlara, kayıplara üzüleceksin... 
Bir gün sen de razı olmak böyle bir şeymiş diyeceksin.




24 Mart 2026 Salı

Varamadıkça eksilmedim

"Bir yere varamamanın eksilttiği gibi…
Sen de eksildin birer birer çıktığın yokuşlardan..
Oysa ne emekti o yollar…
Ne gözyaşı
Ne alınteri
Ne duygusal anlamlar
Yüklediğin heybene…
Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi…
Baktın ama göremedin…
Yaşadın sandın
Yenildin Murat Mesut…
Oysa sen ne güzeldin şiirlerinle…
Ama sen severken yazıyordun
Öyle değil mi?
Aşk bitti yapı paydos dedin…"

"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "

Aşk tam da buydu... 
Garip olan, daha çok daha derin yazacaklarımı burada satırlarda değil de sadrımda yaşıyor olmam... 
Yazmaktan ve yaşamaktan yorgunum çünkü... 

Ve facemi kasıtlı açmıyor değilim! 
Sorunu bildirdim, düzelirse yine devam ederim, düzelmezse dostlarım için üzülürüm. Yoksa kaybetmelere aşinayım, face nedir ki... 

Başka hesap aç üstad diyenler çoğalıyor, onu ayrıca düşünürüm. Nasılsa düşüp düşünüp kalkmaya da aşinayız:) 

Youtube'de ilk sildiğim videoyu kanal telif melif deyip engelledi! Aynı şiiri arkadaşım farklı video formatıyla ama o engellenin aynısı olarak gönderdi, bu defa kanal short yerine video olarak yayınladı! Kendi prensipleriyle çelişen yapay zeka alt edilmiş oldu, bir usta elin yeni düzenlemesiyle... (Her soruya detaylı cevap vermek zorunda hissetmek de ayrı bir aşk çilesi)) 

"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "

Bu kısmı çok sardı beni. Tam şiirlik tema:) 
Meczuplara da öyle der akılla yaşayanlar; yazık etti kendine... 

Ve itirazım; yaşadım ben aşkı hem de ruhumun iliklerine kadar...
Heybem boş değil, ziyan olan bir şey yok. Aşk vuslat değil, aşk ruhsat ile azimet arasında bir yolculuk. 
Varamadıkça eksilmedim, çoğaldım, biriktim... 

Ve ömrümün en güzel oruç ayını geçirdim. İnzivanın zirvesinde, kendi fildişi kulemde...Güzel olan şeyler çabuk bitiyor... 

Oradan bakınca acıklı bir hikâyenin acınası bir dilencisi gibi görünüyorsam, söyleyin bu halime de ayrıca ağlayayım.:) 

Değerliydi mektuplarınız, teşekkür ediyorum. 


Bahsi diğer

Aslında aniden, akşamdan sabaha olmadı yolculuklarım, yani veda edişlerim... 
Önce içimde başladı, yavaş yavaş mesafeler çoğalmaya... 
Sonra gözbebeklerimdeydi izdüşümü...Dolu dolu... 
Derken bakışlarım çok net bir gidişi haykırıyordu, görebilene!.. 
Ve sesimdeki buğulu, o grisi çok tonlama, finalin altını kalınca çiziyordu, duyabilene!.. 
Bedensel vedaysa artık bahsi diğer!..

22 Mart 2026 Pazar

Face hesabım açılmıyor!

Ben mi?
Hep aynı noktada, hep aynı şarkıda, yani o hep bildiğin çıkmaz sokakta...

*
Bunu bir yere yazmışım kalmış. Burada yayınladım mı bilen söylerse siler yerine başka bişi uydururum...


Can sıkıntısı blog mutfağına gireyim dedim. İnternational olmak da zor be... Dünya beni izliyor 😎 16:29 itibariyle te böle, daha artar bu 😅
(Bu kısım haset eden dost (!) sana gönderme... Bak millet bayrama gitmiyor, bu adamı okuyor. Sen çatla hahaha) 

*

Ve bayramda gelirim nasipse (dondurduğum facemi) açarım demiştim, Ramazan iznine çıkarken... 
Açılmıyor arkadaşlar! 
Bildirdim, henüz dönüş yok! 
Yoksa face de mi çekemiyor beni 🙃 ya matah bişi olsam bari... 
Belki de böylesi hayrımızadır. 
Bakcez artıken... 


Solgun


Anonim imiş ama derin. Hissiyatımıza sözcü... 

İnsan, yaşadıklarıyla, bir yerden sonra, s/olgun ruhu ile bir çok şeye karşı böyle oluyor... 

Vazonun, yani elde kalanların eski önemi kalmıyor. Ruh solunca, yaşama sevinci kaybolunca, dünya senin olsa neye yarar... 

Farklı açılardan ve uzunca bir yazı çıkardı da, malum ruh solgun ve yorgun olunca, uzun uzun yazmanın da bir önemi kalmıyor... 




21 Mart 2026 Cumartesi

Nefesten kanatlar

Keşke manimiz yalnızca uzaklıklar olsaydı... 
Nefesten kanatlarımızla alt ederdik ayrılıkları... 




20 Mart 2026 Cuma

Her gün arefe

Sensiz ilk bayram sabahım diye ne seni, ne sevdiklerimi ne de bayramı üzmeyeceğim... 
Bugün kimse gözlerimde yaş göremeyecek... 
Senden sonra bana her gün arefe... 
Kavuşunca yaparız bayramımızı anne... 


Yine bir roman denemesi

"Belki de ölmeden önce kendimle barışırım, affederim kendimi..." diye içinden geçirdiği anda gözleri pencereden gözüken gökyüzüne ilişti...
Kaçamak bakışlardı bunlar, biraz ürkek, çokçası mahsun, belki de bir suçlunun yorgun fakat umut dolu bakışlarıydı... 
Sonuçta Kur'anı Kerim, "Allah'tan ümidi ancak kâfirler keser" buyurmakla kalmıyor, "Allah, bütün günahları affeder." ümidi, şefkati ile kullarını kuşatıyordu. 
Kul yeter ki pişmanlığında samimi olsun ve aynı günahlara dönmemek için azimli, kararlı olsun... 
Allah teala, kendisine dönüp, boyun büken, gözyaşı döken nadim kullarının bu tevbekâr hallerine çok sevinir, memnun olurmuş. Bunu da Sevgili Peygamberimiz (sav) ashabına anlatmıştı. 
Son nefese kadar ümit kapısı açık. 

Bunlar aklından geçince, yerinden doğruldu, pencereye yaklaştı, tülün arkasından uzun uzun ve huzurla bulutların şekillerinde anlam aradı... 
Ve kararını verdi; bu bayram sabahı, ilk önce kendisiyle barışıp, bayramlaşacaktı. Annesiz ilk bayramında yapacaktı bunu... 

19 Mart 2026 Perşembe

Zor bir soru!

"Murat Hocam sizden bir istirhamım olacaktı..
Kabul buyurursanız şayet ..
Mübarek gün bu aciz kula şifa olabilirseniz  mutlu kılarsınız biz sözde bilmiş ama teoride  sınıfta kalmış cahil kulunu…
(Herkeste kendini kurtarmanın peşinde)
Şöyle ki yakın bir dostum var bu konuyu kimseyle paylaşamayacak kadar içine kapanık bir dert ki azap kıvrandırıyor…
Ne bilsin elalem dört duvar içini..
O da öyle bi çare suskunluğa gömmüş hislerini…
Ne yapsın bu kadın siz onu tanımazsınız ..
Bir yabancı belki anlar dedim danışayım…
Her konuda engin bilginiz olduğu aşikâr..
Yıllardır takipçinizim…
Fakat bu konuda hiç bir makalenize rastlamadım okumadım…
Ve lütfen fikren hür cüzi iradenizle cevaplamanızı sizden rica ediyorum…
Bir erkeğin gözünden merhamet duyarak değil 
Bir kadının sabrından söz ediyorum…
Üstelik evliliği sevgi üzerine değilse
Kardeşçe bir evde yaşamak doğru mudur?
Dinimiz bunu mu emrediyor…
Bu aciz kulu aydınlatırsanız Mutlu oluruz…
(Hani hocaya soruyu soran kişi ismi lazım değil )
Hah ona işte bu cevabınız…
Günahsa bana da günah öyle değil mi?
Haklarıma ihlâl…"

Estağfurullah...
İtimadınız ve iltifatınız için teşekkür ediyorum. 
Biraz fıkıh, dini bilgim varsa da fetva verecek bir hoca değilim. Kıymayın bana! Çok zor bir soru ve vebali büyük! 
Benzer bir soruyu Sorularla İslâmiyet sitesine bir kadın sormuş. Uzunca şöyle bir cevap vermişler: 


Tabii ki dinimiz karı kocanın kardeşçe yaşamasını emretmez, bilakis bunu zulüm olarak görür. Evlilik, hayatı aynı pencereden, elele, gözgöze, gönül gönüle seyredip, birlikte yaşamak ve konuşarak paylaşmaktır. 

Sizin ve eşinizin yaşını bilmiyorum. 50 üstüyseniz cinsellik zaten hormonel seviye ile orantılı düşecek ama... Cinsellik ille de o son nokta değildir. Ruhsal, dokunsal olarak, ilgide azalma olmadan bir ömür devam edebilir, etmelidir. 
Yaşınız 40'ın altındaysa ve çocuk da yoksa evde eş olması gereken kişiyle kardeş gibi yaşamanın da bir anlamı yok... 

Her zaman söylediğim gibi, cinsellik para gibidir, her şey değildir ama çok şeydir. 
Onsuz evlilik düşünülemez. 
Gençseniz size yazık, yaşınız varsa eşinize de yazık. 

Zannedersem bahsi olmadığına göre şiddet ve çeşitleri yok. Fiziksel ya da psikolojik aşağılama vs. 

Adamlar boşanınca hiç bir yere sığamıyorlar. Kadınlar öyle değil, sosyal hayatları şahane devam ediyor. 

Ömrümün merhametinin çoğaldığı demlerdeyim, (tabii hayatımda hak etmeyen kişilere merhametim sebebiyle çok zarar, keder görmüşlüğüm de olmuştur!) bayramüstü duygusallığım had safhada... 
Benden boşanın diye bir tavsiye beklemeyin. Zaten verdiğim link sorunuzu cevaplıyor.

En iyi fetvayı kalbiniz verecektir... 


18 Mart 2026 Çarşamba

İki mesele

Ramazanı şerifle ilgili iki zorluk ve nasip... 
Onların yanında açlık susuzluğun lafı bile olmaz;
Ramazan ayı nasipli talibini dönüştürür...(Geliş gayelerinden biri budur.) 
Bundan zoru da o dönüşümü, yani ruhun kazanımlarını, kuvvet bulmasını, manen zenginleşmesini bir sonraki ramazanı şerife kadar muhafaza ederek yaşayabilmektir...Bir ay boyunca tamir ve tadilat evresi bitip, ruhu tedvin safhası başlar. 

Bu ayın gelişine sevinen ve hürmet eden insanlara kalan ömründe uçabilsin diye bu kutlu ayda bir çift kanat takarlar, pek çoğumuz o kanatları kısa sürede düşürüp kaybederiz... 

Her yeni gelişinde, giderken bıraktığı gibi bulmak ister bizi. 

*

Namazı eda ve namazı ikâme etme meselesine de işaret edersek;
Namazı vakti içinde kılmak yani eda etmek büyük bir nasip iken, yine o eda esnasında bir çift kanat takarlar ve bu miracı manevi olur. 

Yine pek çoğumuz o kanatları diğer vakit girene kadar kaybederiz! Çünkü namazı eda ile ikâme etmek arasındaki anlam ve hayat farkını bilmeyiz. Namazı, vakti girince belli fıkhi şartlara uyarak eda etmek sanırız. Kur'anın "namazı ikâme ederler" mealli ayetlerinin- merak edip- tefsirine bakmak hiç aklımıza gelmez. (Bugün bak olur mu?) 

Namazı ikâme etmek, namazlar arası ve son nefese dek sürecek olan büyük nefis cihadıdır ki, namazları vaktinde eda da ancak bu şekilde yerini, manasını bulur.
Namazı ikâme etmek, bir ömür sürecek sınavda agâh olmak ve nefse yüz vermeme disiplinidir. Kuldan beklenen ahlaki olgunluk/ güzelleşme, dürüstlük ancak o zaman mümkündür. 

Not: Orucun yeri ayrı, namazın yeri ayrı; günlük yaşamın yeri ayrı dediğin anda, bu konuyu anlamaktan zerrece nasibin yok demektir! 

14 Mart 2026 Cumartesi

Haklı sitemler

"Daha, önce de yazmıştınız, sonunda gitti güzelim şarkılar. Eski Facebook hesabınız için de bir dediniz, iki...derken silmiştiniz. Bize de zorunlu saygı duymak düştü, üzgün ve kızgın bir saygı tabii. "


- Buna benzer kendince haklı tepkilere ben de saygı duyuyorum. Eski facemi silmeyip dondurabilirdim, haklısınız. 
ama güçlü sebebim vardı... 
Annemin ardından boşluğu doldurma çabalarından bir çabaydı diyelim. 

Asıl daha kötüsünü haber vereyim mi..? 
Geçen gün, bloğumu silmeyi düşündüm. Blog mutfağına girdim "Blogu kaldır" butonuyla gözgöze geldik! Nasıl haykırıyor, yılların emeklerine acımıyorsun, onca dostu, okuru üzmeyi göze alabilecek misin... 
Dedi de dedi... 
Neüzübillah deyip çıktım... 
Galiba unutulmuşluğa karışasım var. 
Bayramda faceme dönerim diye bir aylığına dostlara veda etmiştim ama sanki biraz daha uzatasım var tatili... 

13 Mart 2026 Cuma

Bayram

Birileri bayram geliyor diye seviniyor, 
Birileri de "bayram" bitiyor diye üzülüyor!.. 

11 Mart 2026 Çarşamba

Güle güle Suno!

Yukarıdaki mail Suno'dan...
Sözler bana ait olunca tüm haklar bana ait ama... 
Suno'nun kullandığı/ klonladığı ses gerçek bir sanatçınım birebir sesi olursa... Ki Suno bu konudaki sorumluluğu anlaşma uyarınca tamamen biz amatörlere yüklüyor, yani asla sorumluluk kabul etmiyor! 
(Kendisi de yıllık 300 milyon dolarlara varan voleyi vuruyor!) 

Bu işe emek verip, ekmek yiyen şarkıcılar ve ekipleri Suno gibi yerlere ve şarkı üreyen hesaplara davalar açmaya başlamışlar bile... (Çünkü gelecekleri, meslekleri hızla eriyor!) 
Ve tabii Adli Bilimler Enstitüsü gibi yerler ses tespit işinde davacılara yardımcı... 

Sözün özü dostlar! 
Siz de benim gibi üzüleceksiniz ama kanalımdaki tüm şarkılarımı kalıcı olarak sildim!.. (Önce kendime kalsın diye silmedim, "gizli" yapmıştım. Youtube yapay zekası niyetimi anlamış gibi ikaz etti. Silmedikçe, sizden paylaşanlarda video gözükecektir, ikazı ile kalıcı sildim) 

Şayet buradan, Facebook'tan  İnstagramdan ya da kanalımdan (Youtube)  indirmiş, herkese açık paylaşım yapıyorsanız, sorumluluk kabul etmediğimi bilin ve videlarımı 
( mp3 vb) silin derim... 

Hüznüme iyi bir teselliydi sanki bu uğraş. Farklı bir deneyimdi, teşekkürler Suno...


Yaren Leylek kadar olamadık!

Onlar 15.kez kavuşmuşlar... 
Biz 1 kere bile kavuşamadık Rüveyda... 
Demek birimize bir çift kanat gerekiyordu, 
O da bizde yoktu... 


10 Mart 2026 Salı

Gecenin İçinden Geçen Su

Kar yağıyor üsareye, sırrını döküyor tüm aynalar.
Şehirde Meryemi sükût, 
herkes kendi kalbinin kapısını içeriden kilitliyor.
Hatıralar tablo gibi asılı
duvarı olmayan her evde, yarım bırakılmış bir tuval!
Yüzümde kuruyor yıllar.
Annem söylüyor; 

"İnsan kendi kalbini taşırken yoruluyor. İşte o zaman suya bakmalı."

Onun için ben suya bakıyorum
bazı geceler.
Dağ başı kadar yalnız oluyor insan.
İntizar, kurak bir kuyuda bekleyen suya benziyor.
Üryan bir kabuğun kırılışı bu, dinmek bilmeyen gece sisi.
Yeryüzünün eski hikâyeleri dolaşıyor zihnimde.
Harut ile Marut’un gölgesi değil
insan kendi hilelerinde tâlim ediyor büyüyü.
Öyle ince tuzaklar kuruyor ki
Şeytan bile, yanında toy!

Bir söz dolaşıyor iki kalbin arasında
Şüphe ve gölge!
Daha dün su olan iki insan
şimdi kezzap birbirine.
Aşkın hezimeti başlıyor
gözler gözlere değmeden döşeniyor gurbet rayları.
Şehirler uzak değil
insan hayın, yollar mayın.
Bozuk saatler işliyor
boğuk bir nağme dolaşıyor sokaklarda.
Herkesin içinde notasız makam, çöken akşam.

Kendi hikâyesine inanmayan bir kalp çarpıyor.
Eller el oluyor kendi ellerine.
Kimse kimseyi tutmuyor
Ah herkes kendi düşüşünün tanığı.
Koşuyoruz, Burak sandığımız umutların ardından.
İnsan, bir ceylanın karnındaki miski bile kirletiyor.

Hatıra odunları, gözyaşlarından kör kütük ıslak!
Tutuşmuyor esrik hülyalarda,
kül bile sâdık değil ateşe.

Suyu bırakıyorum
Karı bırakıyorum
Dağ başlarını bırakıyorum
İçimde bir şey kalıyor
Bozuk saatler gibi işliyor
Boğuk bir nağme gibi sürüyor
Notasız bir makam gibi çöküyor.

İnsan ne dost, ne hasım.
Yalnızca iki büyünün arasında kalan
yaralı bir kalp.
Kar yağıyor üsareye
Su hâlâ akıyor
Gözlerimde ceylanın ürkekliği
Her fısıltı bir yara
Her bakış külliyat
Bir ölüm gerçek
Bir ölüm!

Ve ben çıkıyorum aynalardan.

Kanarya Banu Dağ


9 Mart 2026 Pazartesi

Anlaşılır belki!

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da:
"Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu; yaşamadığı için büyümedi hiç." der... 

2025 bu adamın ölüm yılı oldu... 
Annem ve ütopyam benim dolu dolu hayata tutunma sebebim oluyorlardı. 
Annemi öteye, Rüveyda'yı da mektupların arasına uğurladığım hakikati bir şarapnel parçası gibi kalbime saplanınca; ortada ne bir gaye, ne bir yaşama sebebi/sevinci kalmamıştı... 
Şimdi anlaşılmıştır 2025 için niçin öyle dediğim... 


8 Mart 2026 Pazar

Biri üzmek isterken, güldürdü!

"Marifet iltifata tabidir derler üstadım, acaba eskisi gibi uğrayan yok diye yazma şevkiniz kaçmış olmasın!? Özür dilerim kırdıysam"

- Güldürdünüz beni... 
Ve hiç tanımadığınız çok belli... 
Burası öncelikle kendim için, kendime meşgale, kendime teselli, kendimden kendime anlayacağınız. 
Bu arada değer verip (face insta gibi aktif takip imkanı olmadığı halde) yıllardır unutmayıp takip eden kendime kadar okurlarım da var, sağolsunlar. Hem de dünyanın nerelerinden, hadi bir bakalım:)



7 Mart 2026 Cumartesi

Çok önemsediğim bir şey değil!

Kibir olmasın, 
Muhatabım merakta kalmasın, 
Üzülmesin diye cevap verdiğim mailler olabiliyor. Tabii genelde buradan cevabı tercih ediyorum ki soru üstüne soru yazışma uzamasın. Zaten emin olun bu sebepten olsa gerek eskisi gibi çok mail almıyorum. 

Herkes kendi dünyasında çabalıyor ki dünya dediğimiz de şaşkın ve sarhoş, ne zaman nerede ne olacağı belli değil. 
Gerzek, sapkın liderler başa geçmiş, bolca huzursuzluk üretip, kan içiyorlar! 
- Şarkılarımı ya dizi izlenme ya da uyku zamanı yayınlamam doğru değilmiş! 
Yahu benim beğeni sayısıyla ilgilendiğim nerede görülmüş. Şarkılarımı önce kendim için yapıp yayınlıyorum ve sonra severek dinleyen, hatta indiren bir kaç gönlü güzel için... Ne zaman eserse yayında yani... 

Bingo! 
O tespitiniz doğru tabii. 
Facemi Ramazanı şerif tatiline aldığım gün burada da bir ay sessizlik olacaktı, başta dediğim sebeplerden "yıkılmadım ayaktayım!" anlamında arada bi (ce) diyorum işte... Yoksa şiirimsi şeyler sanmam ki zuhur eylesin. Ne istek var ne de ilhamiyenin bu taraflara uğradığı... 



5 Mart 2026 Perşembe

Yorgunum Rüveyda

Yıllarca kendimi, kendim sandığım bir şeyi belki bir ukdeyi, sevdayı tekrarladım durdum... 
Ne ben yazmaktan usandım, ne sizler okumaktan... 
Yazdıklarım nesirdi ama şiir diyemem, hüznümün kırıntıları... 

*

Yorgunum Rüveyda! 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 

*
 
Nadas mı bu yazmayışım, yazamayışım, final mi, ben de bilmiyorum...
Yorgunum... 
Ramazanı şerif iyi geliyor yorgunluklarına, usancıma, doymuşluğuma... Annemsiz ilk ramazanı şerifim ve sonuncu olur inşallah...
Merak ediyorsunuz diye bu satırlar. 
Hele geçen gün, şarkılarımı kaldıracağım dediğimde onlarca mail, bir dövmediğiniz kaldı:) Korkudan vazgeçtim:) 

Yorgunum Rüveyda, 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 
Bir denizkızı gibisin... 
Bir hayalden öte, bir hayalden yakın... 
Çok yakın... 
Nefesime karışacak, ruhumun sokaklarında dolaşacak kadar... 
Gözlerinin içinde kalsaydı gözlerim. 
Ellerimin içinde kalsaydı ellerin. 
Birlikte aynı denize, aynı ufka bakıp, 
Aynı şeylerin hayalini yüzdürseydik. 
Ömür geçiyor Rüveyda! 
Azımı çok anla... 
Beni düşünme, 
Sen mutlu yaşa... 

 

28 Şubat 2026 Cumartesi

Sonra sustuk



Sonra sustuk
İçimizdeki feryadı 
Yine kendimiz susturduk
Çare yoktu
Derman firari. 
Susa susa 
Suskun bir hayatı öğrendik
Kimse bilemedi
Gözlerimizin kıyısına
Yuva yapmış hüzünleri
Sonra susturdu hayat bizi
Gülüşleri maske, 
Günleri sürgün yaptık... 





16 Şubat 2026 Pazartesi

Sakın kendini suçlama

Sakın kendini suçlama! 
Sevilmek için varsan, 
Ve çok sevilmişsen, 
Kavuşmak yazılmamışsa, 
Bu niçin senin suçun olsun ki... 
Annem de bilemezdi,
Beni senin için doğurduğunu,
Günlerin ayrılıkla yoğrulduğunu. 
Sakın kendini suçlama! 
Çok uzun bir romanın, 
Ön sözünü yaşadık diye... 
Benim ömrüm kısa kaldı, 
Senin gözbebeklerine... 
Yakışırdık yanyana gelemesek de
Bu sessizlik, azap gibi saplı içimde. 
Diyemem halimi hiç kimselere... 
Küskünlüğüm sıkışır yorgun kalbime... 
Sakın kendini suçlama! 
Kapanmayacak bir yaraya dokunma... 





14 Şubat 2026 Cumartesi

Aynı şarkıda

Söz de uçtu, yazı da!
Güz de geçti, yaz da!
Çok bekledim gelir diye!
Döndüm durdum bir yazgıda!
Sordum durdum o kırık aynada!

Sözlerim kifayetsizdi!
Ömrüm bir mevsimlikti!
Beklemek kaderimdi!
Ağladım durdum aynı şarkıda!
Aradım durdum aynı yollarda..!




13 Şubat 2026 Cuma

Sırr-ı Bekā Olurdu


Gülüşün dindirirdi sahranı, yanık gönle gülşen olurdu
Sinede gizlenen o sessiz nâr, himmetinle nur olurdu
Dile mühürlenen o kadim lâl, çözülür de zikir olurdu
Sonra, sonra beni küllerimden, savursan da olurdu..

Nazarın dindirirdi hicranı, Mansur’a nurlu dâr olurdu
Zulmetin ortasında her bir put, yıkılır da har olurdu
Alnıma kazılmış o kara yazı, silinir bahar olurdu
Sonra, sonra beni aşkın oduyla, yandırsan da olurdu..

Nefesin dindirirdi nefsi, rüzgâra muti râm olurdu
Karanlıkta kalan şu dar kuyu, Yusuf’a makam olurdu
Kalbime saplanan her diken ucu, vuslatta bayram olurdu
Sonra, sonra beni dilsizce, sustursan da olurdu..

Hayalin dindirirdi perdeleri, miraçta Burak olurdu
Sidre-i Münteha’da bu garip can, menzile durak olurdu
Ruhuma dokunan her acı zehir, elinde bal olurdu
Sonra, sonra beni zemheride, dondursan da olurdu..

Sözün dindirirdi kâl-ü belayı, ruha ezelden ses olurdu
Katrede saklanan o koca derya, taşar da tek nefes olurdu
Gözüme çekilen o kesif perde, aralanır da fer olurdu
Sonra, sonra beni ıssız yollarda, unutsan da olurdu..

Cemalin dindirirdi sürgünleri, bekā yurdu ayan olurdu
Şu virane gönlümün tek virdi, seninle vuslatın tadı olurdu
İçimde inleyen bu yaralı ney, üflenir de sükût olurdu
Sonra, sonra beni bir hiçliğin koynuna, daldırsan da olurdu..

Lütfun dindirirdi cehennemleri, İbrahim’e serinlik olurdu
Aşkınla tutuşan her bir zerre, meleklerin neşesi olurdu
Zamanın durduğu o kutsal an, ebediyetin penceresi olurdu
Sonra, sonra beni bir lahzada, öldürsen de olurdu..

Hükmün dindirirdi her isyanı, rızaya beraat olurdu
Aklın dar kalıbı kırılır baştan, kalbe binbir kanat olurdu
Ayrılık denen o taşınmaz yük, visal yolunda rahat olurdu
Sonra, sonra beni ebedi garipliğe, mahkûm etsen de olurdu..

İsmin dindirirdi harareti, çölde vaha, tende kar olurdu
Yıkık dökük bu harabe gönül, sayende yeniden imar olurdu
Ten kafesinde çırpınan şu kuş, uçar da hür-ü var olurdu
Sonra, sonra beni bir başıma, sahipsiz bıraksan da olurdu..

Gidişin dindirirdi bütün renkleri, kainat tek bir boya olurdu
Varlığın o devasa raksı, seninle en kâmil ahenk olurdu
Ruhumun bu son seferi, vuslatınla nihayet denk olurdu
Sonra, sonra beni toprak altında, çürütsen de olurdu..

Vuslatın dindirirdi kıyameti, mahşerde sükûn olurdu
Kaf Dağı’nın ardındaki o sır, kalbe aşikâr kün olurdu
Can kuşum ten kafesinden çıkar, sende ölür de gün olurdu
Sonra, sonra beni varlığından, silsen de olurdu..

Varlığın dindirirdi benliğimi, bende "O"ndan gayrı ne olurdu
Aynaya baksam sen görünürdün, suretim aşkınla fena bulurdu
İki cihanın kavgası biter, sende ölmek bekā olurdu
Sonra, sonra beni hiçliğin içinde, yok etsen de olurdu..
.
Sonra, sonra beni mevsimsiz...
Soldursan da olurdu..

                                                      "Kes'tim" soluğumu 

Şerife Akarsu Şahan ✍️


MAHŞER-İ SEVDA

Mecnunun gözüyle / Leyla’ya baktım,
Deli divaneyim / çöl bana ne etsin?
Kerem’in harına / Aslı’ca düştüm,
Tel tel yakan ateş / beni de bulsun.

Yürekte biriken / bu kadim sızı,
Kurutur deryayı / görse bu közü,
Kül olmayı seçen / o arsız arzu,
Eserse fırtına / yel bana ne etsin?

Ferhat’ın gürzüyle / indi her vuruş,
Dağlar yarılsa da / bitmedi yokuş,
Kaderim aşk ile / olmuşsa sarhoş,
Zindan olsa dünya / dar bana ne etsin?

Gözünün karası / bir ömür hapis,
Tenin güneş bana / gayrısı nefis,
Viran gönlüm artık / tutmaz ki meclis,
Baharlar gelse de / kar bana ne etsin?

Yollar biter elbet / sızım hiç bitmez,
Senden başka hayal / bu akla yetmez,
Aşkın mührü candan / ölse de gitmez,
Diller sussa bile / ah bana ne etsin?

Saçının teline / gurbet sinmişse,
Her bir adımın ki / cennet demişse,
Vuslatın müjdesi / cana inmişse,
Toprak beklese de / yer bana ne etsin?

Mühürdür yüreğe / kazıdım seni,
Giderken bıraktın / viran bu teni,
Mahşerde seninle / görsem gölgeni,
Narlar yansa bile / kül bana ne etsin?

Kalemim kağıda / derdimi yazar,
Gönül bu sevdada / mezarın kazar,
Dostun imzasında / saklı bir nazar,
Dünya fani ise / hal bana ne etsin?

                                
                              Kerem-i Vuslat & Mecnun-i Feryat

Şerife Akarsu Şahan 

*

HİÇBİR ŞEYİNİZ OLMADIM

Kalbim sustu.
Duvarınızdaki tabloda bir imza olsaydım
her misafire adımı anlatırdınız belki.

Kristal bardakta bir çatlak olsam
hemen değiştirirdiniz kaderimi.

Çalar saatinizin akrebi olsam
gecemi kurar, sabahıma değer verirdiniz.

Cebinizde taşıdığınız bir anahtar olsam
kaybolmaktan korkardınız.

Şifreniz olsam ezberlerdiniz,
unutmamak için tekrar tekrar fısıldardınız ismimi.

Yangın alarmı olsam
dumanımda koşardınız bana doğru.

Pasaportunuz olsam
damgalarla çoğaltırdınız varlığımı.

Takviminizde kırmızı bir gün olsam
üstümü çizerken bile üzülürdünüz.

Bir ekran olsam
parmak izinizle büyütürdünüz beni.

Göğsünüzde bir madalya olsam
toz kondurmazdınız onuruma.

Rütbeniz olsam
omuzlarınızda taşırdınız.

Markanız olsam
leke sürdürmezdiniz adıma.

Bir hastalık olsam
çaremi arardınız dünyanın öbür ucunda.

Bir yatırım olsam
gece yarısı bile kontrol ederdiniz değerimi.

Ama ben…
insandım.

Kanım takvim yapraklarına basılan kırmızı değildi,
toprağa düşen sıcak bir akşamdı.

Nabzım saatin tik takına benzemedi,
çünkü bombalar saatlerden daha çok çalıştı.

Adım bir eşya değildi,
sigortalanmadı hayatım.

Bir vitrin ürünü olmadım,
cam kırılınca süpürülmedi parçalarım.

Bir sözleşme değildim,
imzanızın altına sığmadım.

Bir haber başlığı oldum sadece,
kaydırıp geçtiniz.

Kalbim durdu.

Siz kazandınız dediniz.
Kazandığınız şey
sessizliğiniz oldu.

Saatler çalıştı.
Bombalar daha çok çalıştı.

Ve ben…
hiçbir şeyiniz olmadığım için
öldüm.

Kalbim durdu.

🇵🇸

Şerife Akarsu Şahan 
                                                


10 Şubat 2026 Salı

Yarım

Kendisi olup, kendisinden taşamamıştı... 
Korkaklığı cesarete tercih etmişti. 
Hep yarım hep mi yaralı olurdu bir hayat... 
İstemese de olmuştu... 





9 Şubat 2026 Pazartesi

Sevmeseydim

- Ne güzel sevmişsin hocam, dedi. 
Şükür, Yaradan o gönlü ikram etmiş diye cevapladım. 

Yalnız insanı değil, 
Gördüğüm ne varsa
Canlı cansız hem de... 
Görünen görünmeyen, 
Bilinen, henüz gidilemeyen... 
Sevmek hamurumuzda, 
Şefkat ve merhametle yoğrulmuş, 
Gözyaşıyla karılmış, 
Visali, menfaati gözetmeden, 
Sevdim, hep sevdim.. 
Sevmeseydim ölürdüm. 


8 Şubat 2026 Pazar

Kahr-ı Vakt

Bir ceset gibi çağ suskun, merhamet kanamazsın.
Kalpsizlik aşısı yemiş bu devri sınayamazsın.

Ulu sancılar taşır içim, kuş tüyü hislerim var,
Işk gölünde çöl sıcağı, serinlik bulamazsın.

Karınca yuvasındaki mahremiyet kadar derin
Esâtîrü’l-evvelîn sanırsın, sırra varamazsın.

Keşkenin kekremsi zehri sinmiş her duaya,
Ben sustum artık gülüm, sen de kurtaramazsın.

Elest bezm-i ahitte çözülmez bir ahit var,
Safderûn gönül bildi, yazgıdan cayamazsın.

Tütün basığı yarayım, havar gecemde çile,
Nefesim ok, içim sadak, say desen sayamazsın.

Pusu kurmuş dilemmanın küfü sinmiş zamana,
Kemankeş kader çeker, menzile varamazsın.

Kartalın gözleriyle gördüm dünyayı tepeden,
Yükseklik kurtarmaz seni, alçaktan kaçamazsın.

Merhamet sürgün yemiş, vicdan rehin verilmiş,
Bu pazarda insan kalıp kendini satamazsın.

Ben yolumu topladım, veda bile fazladır,
Bu çağda diri kalıp bir kendin kalamazsın.

Kanarya Banu Dağ


7 Şubat 2026 Cumartesi

Sağanak

Bir sağanak içimde! 
Geçen yıldan beri, 
Kesintisiz, 
Yağıyor, yağıyor, yağıyor...