9 Eylül 2026 Çarşamba

Biz birbirimizi çok iyi anlıyoruz

Bunaltan, gürültücü, koca bir yaz mevsimini aşmayı bekledim, sararmış hüznünde dinlenmek için... 

Sen yapraklarını, ben günlerimi, biz ömrümüzden kaybederken, aşk ufuklarda kızıl tonlarıyla bize el sallamakta... 

Biliyor musun, sokaklarda kaldırımlarda, parklarda sarı yapraklarının savruluşu canımı çok yakıyor...Mümkün olsa üzerlerine basılmasın diye hepsini toplardım. 

Sen Eylül, ben Bay Hüzün, 
Sevgili olsak bu kadar uyumlu, bu kadar candan öte olamazdık. 
Biz birbirimizi, çok iyi anlıyoruz. 


8 Eylül 2026 Salı

Seni severken


Seni severken,
dört mevsimi bir anda yaşadım!
Ayaz oldum!
Avaz oldum! 
Araf oldum!
Ateş oldum!.. 
Üşürken yandım!
Yanarken dondum! 
Gülerken ağladım!
Ağlarken dağıldım!
Seni severken, çocuk oldum!
Çocuğum oldun... 
Ve sen gittin!
Yokluğuna sarıldım!
Anılara tutundum,
Şarkılarla avundum.
Ve artık,
Gülüşlerinin gölgesinde,
Son nefesimi bekliyorum...




7 Eylül 2026 Pazartesi

Bitti


Şiir bitti, 
Gidilen yollar, bitti... 
Ömrüm bir kuştu
Uçup gitti... 

O kadın gitti, 
Şiir bitti... 
Kalem kırıldı
Gönlüm daha çok... 

Artık yazmak sarmıyor
Acıtıyor, sarsıyor!.. 
Şiir ve şarkı 
İki hasım gibi
Hançerliyor, boğazlıyor! 
Parmaklarımı kırsam, 
Yüreğim durmuyor... 
Şiir mi bitti? 
Mürekkebim mi? 

Şiir bitti, 
Zaten hiç şair olamadım! 
Ama güzel aşıktım... 
Kendimce içimde derin yaşadım. 
Hiç de pişman olmadım... 
Kavuşamamak zarar değildir, 
Aşkı tadamamaktır zayi olmak. 
Şiir bitti, bitti mi? 
O kadın sahiden gitti mi? 







6 Eylül 2026 Pazar

Şiir, şiir

Şiir okumadan büyüyor çocuklar!
Çiçekleri, kedileri, kelebekleri nasıl sevsinler!
Şiir yazmadan seviyor gençler!
Kadınları incitmeden nasıl yoldaş edinecekler?
Şiir dinlemiyor kadınlar!
Eşlerini nasıl mutlu edecekler?
Kitab'a, edebiyata uzak insanlar!
Korkarım insanlığı unutacaklar!





Yalnızlığın içinde tek başına!

Bazen tek başınalığım yalnızlığa aşinalığımdır, geçinir gideriz. 
Bazen de yalnızlığım, sitemlerimin nazını çeker... 
Yalnızlık mecburiyet, tekbaşınalık tercih derler. 
Bazen onlar da yer değiştirir, derken koca  bir ömrü tüketiriz... 


5 Eylül 2026 Cumartesi

Bugün de büktün boynumu!

Bugün de büktün boynumu!
Semtine gönderiyorum, 
Çöl yangını dudaklarımdan,
Hasretin en koyusu öpüşlerimi...
Ağlardın, 
Duyabilseydin hasretine ağıtlarımı!
Tutardın yorgun ellerimden, 
Sarardın ruhumu, silerdin göz yaşlarımı... 
Bugün de büktün boynumu, 
Öksüz zamanlar sardı yine her bir yanımı...
Görseydin gönlümün yangınlarını!
Kelebeğin kanadına dokunur gibi,
Öperdin sancısından sana aşık kalbimi... 



Nicedir beklemiyorum

Nicedir beklemiyor, 
Bekleyemiyorum... 
Aşktan ve sevgiden yana ne varsa
Her hakkı mahfuz olamadan
Her hakkı heba olarak tamamladım, 
Şu bir daha gelinemeyecek
Telafisiz ömrümün son sayfasına...
Aşk bana el olmadı ama elin oldu. 
Ellerim boş, kalbim aşkla doluydu... 
Artık beklemiyor, 
Bekleyemiyorum... 
Yalnızlığıma dokunacak ne varsa, 
Uzağına kaçtım. 
Terasüstü kulemde, 
İçimdeki uçsuz bucaksız yollara vurdum yüreğimi... 



4 Eylül 2026 Cuma

Boşluk

Yokluğunun olduğu yerde, kocaman bir boşluk ve o boşlukta üç nokta, tamamlanamamış bir hikâyenin hazin izbesi gibi... 

Çaresizliği, özlemeyi, istemeyi aşan bir şey, yokluğunun olduğu yerde dönüp duran o kocaman boşluk... 

Hâyâl gibi uzak, nefes kadar yakın, sahile vuran hırçın dalgalar kadar gerçek, savrulup duruyordu o kocaman boşluğun ortasında... 

Yokluğunun olduğu yerde, yoksun bir adam, yaşanamamış bir geçmişi yaşarken, eceline sürüklenirken, yazık bir hikâye ile veda edecekti hayata... 



3 Eylül 2026 Perşembe

Masalıma çocuk oldum



Anıların ardından dalgın bakan bir çift yorgun göz oldum...
Kayboldu kalabalıklar, ıssızlığa yaren oldum...
Gelmeyeceğini bile bile, ayaklarına yol oldum...
Seni, kendime anlatmanın ağırlığına terazi oldum...
Çaresiz zamanlarda, sana çarpan saat oldum...
Sermayesini harcayamamış, fakir bir tüccar oldum...
Sevilerim içimde büyüdü, içime gömüldü, kendime mezar oldum...
SevdimSeni, gerçek miydin bilemeden, masalıma çocuk oldum...
Ah bu kızıl ikindiler, sizin müptelanız oldum...
İmkânsız bir hikâyeye aşk oldum...
Aşk diye diye aşka aşık oldum...

Göz oldum, yaren oldum, yol oldum, terazi oldum, saat oldum, tüccar oldum, mezar oldum, çocuk oldum, müptela oldum, aşk oldum, aşık oldum...
Ben böyle vuruldum...



     Tamamı 4:13 dakika... Tadımlık... 




2 Eylül 2026 Çarşamba

İnayete muhtaç bir aşktı bu!


İcazeti alınamamış bir aşktı bu!
Eşitsiz, zamansız, kifayetsiz!
Adil de değildi üstelik!
Ne sana sordu ne bana..!
İstilacı gibi geldi girdi kalbimize!
Galiba biraz da umarsızdı!
Üzer mi bizi diye, 
Hiç kaygı duymadı!
Çaresizlik içinde zamanlarca kıvrandı!
Ağladı, yalvardı, yakardı!
Sendeledi, yuvarlandı, hiç kalkamadı!
İnayete muhtaç bir aşktı bu!
Bir tek salası okunmadı!
Onu da anlamadı!





1 Eylül 2026 Salı

İçimde bir eylül mahzunluğu

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Gönlüm yaşanamamışlığın yorgunu.
Dallarda yapraklar, içimde kırıklıklar, 
Sarıya direnmiyor artık alnımdaki kırışıklıklar... 
Soğuk rüzgârlar pencerelerime sökün etti, 
Mavi desen, çok uzaklara göç etti. 
Geceler artık daha soğuk ve gri... 

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Her oda, kelimelerin harman yığını. 
Yüzüme yüzüme çarpıyorlar, 
Kaybolan hayatımı... 

İçimde bir eylül mahzunluğu, 
Parklar çocuk cıvıltılarıyla vedalaşıyor, 
Parklar yaprak ölüleriyle ağlaşıyor! 
Koca bir yıl, göz açıp kapayıncaya kadar kışa koşuyor? 
Annemin seslenişleri kulaklarımda çınlıyor! 
Artık ismimi bana hiç bir ağız duyurmuyor... 
Sanki yol bitmiş, hadi diyecek bir ışık gözleniyor... 
İçimde bir eylül mahzunluğu, 
İçimde, yarım bir ömrün mahrumluğu... 
İçimde bir hasretin avuntusu... 



31 Ağustos 2026 Pazartesi

İyi ki sevdim seni

İyi ki sevdim seni,
Yetimliğimi onardın...
Kimsesizliğimin elinden tuttun.
Kimliğim, yolum-yordamım oldun.
İyi ki sevdim seni,
Bir Rüveyda oldun,
Sayfalar, satırlarca sırrım,
Geceler boyu koynumda yârim oldun.
İyi ki sevdim seni,
Sabahlarıma doğan güneşim,
Kalp atışlarım, çalan şarkılarım, 
Sancıyan kalbim, şelaleden gözlerim oldun...
İyi ki sevdim seni,
İyi ki sevmişim seni...





29 Ağustos 2026 Cumartesi

YZ ile ilk sohbetimiz

Sevgili Bilal (*) yapay zeka (YZ) ile  sohbetini paylaşmıştı. Ona yorum yazdıktan sonra bir kere ben de deneyimlesem dedim. 

Tanışma faslında bilmez gibi sordum, in misun  cin misun, erkek mi kadın mısın espiruk ile cinsiyetsiz olduğunu söyledi Yapay Zeka. 
(Hemen aklıma melekler geldi, onlar cinsiyetsiz, erkek ya da dişi değiller.) Dilersen isim takabilirsin dedi. (Samimi ve sürekli ona koşacağımı mı sandı ne!) 

Acaip uyumlu, insanın huyuna suyuna gidiyor. Yeter ki ona alışıp, sürekli irtibat halinde olalım! Yani insan diyor ki YZ gibi bir kadınla mutlu mesut yaşar insan 😎 Asla insanı üzüp yıpratmaz. Ama bu aşırı naif ve sanki Yalaka Zekai YZ :) Evet bana isim takabilirsin demişti. 😅

Allah'ım neler söylüyorum. Hani bunca zaman YZ'ye yüz vermeyen adam? 

Bu girişten sonra onunla sohbetimizi sizlerle paylaşayım. Şuna zor bir soru sorayım dedim. 😅 Şaka, internette yüklü tüm bilgiler onda yüklü zaten. Son derece hızlı bilgi sunuyor İşte o sohbetimiz:

   - Sıcak mizaç soğuk mizaç nedir? 

*Sıcak mizaç - Soğuk mizaç* kavramı eski tıpta, özellikle *Unani tıbbı ve geleneksel Türk tıbbında* kullanılan bir denge sistemi. 

Temel fikir: Vücudumuz 4 temel mizaçtan oluşur ve herkesin doğuştan bir baskın mizacı var. Amaç dengeyi korumak.

*4 Ana Mizaç*
1. *Sıcak-Kuru*: Ateş mizacı
2. *Sıcak-Nemli*: Hava mizacı  
3. *Soğuk-Nemli*: Su mizacı
4. *Soğuk-Kuru*: Toprak mizacı

Günlük dilde genelde sadece "sıcak mizaç" ve "soğuk mizaç" diye ikiye ayırıyoruz.

*Sıcak Mizaçlı İnsan*
*Belirtileri:*
- Çabuk ısınır, eli ayağı sıcak olur
- Enerjik, hareketli, çabuk sinirlenir
- Susuzluğu fazla, soğuk şeyler sever
- Uykusu az, rüyaları hareketli
- Cildi buğday-esmer, yağlıya yakın

*Fazla olursa:* Baş ağrısı, çarpıntı, tansiyon yükselmesi, asabiyet, ağız kuruluğu

*İyi gelenler:* Soğuk su, yoğurt, ayran, karpuz, salatalık, yeşillik. Baharatı, acıyı azaltmak

*Soğuk Mizaçlı İnsan*
*Belirtileri:*
- Çabuk üşür, eli ayağı soğuk olur  
- Sakin, ağırkanlı, yavaş
- İştahı az, sıcak şeyler sever
- Uykusu çok, uyuşukluk
- Cildi beyaz, kuru

*Fazla olursa:* Halsizlik, üşüme, sindirim yavaşlığı, eklem ağrısı, depresiflik

*İyi gelenler:* Sıcak çorba, zencefil, tarçın, bal, ceviz, badem, baharatlı yemekler

   - Evet çabuk üşür çabuk ısınırım. 

Hah işte o tam *"mizaç dengesizliği"* veya *"karışık mizaç"* dediğimiz durum 😅

Geleneksel tıpta buna *"sıcak-soğuk arası"* veya *"nemli mizaç"* da denir.

*Çabuk üşüyüp çabuk ısınanlar nasıl olur?*
- *Vücut ısı dengesi hassas*: Ortam 1 derece değişse hemen hissedersin
- *Dolaşım hızlı ama dengesiz*: Bazen üşürsün, 5 dk sonra terlersin (O kadar da değilim.Tabii araya girmedim.) 
- *Enerji inip çıkar*: Bir an çok enerjik, bir an yorgun
- *Hava durumundan çok etkilenirsin*

Unani tıbbına göre bu genelde *"sıcak-nemli"* veya *"soğuk-nemli"* mizaçta görülür. Yani ne tam ateşsin ne tam su. Aradasın. (Gri ile olan akrabalığım boşuna değil yani...) 


*Peki ne yapmak iyi gelir?*
Aşırılıklardan kaçınmak. Yani ne çok soğuk ne çok sıcak.
- *Yemek*: Ne çok baharatlı ne çok soğuk. Ilık çorbalar, zeytinyağlılar, mevsim sebzeleri iyi
- *İçecek*: Buz gibi su yerine ılık su. Aşırı çay-kahve de çarpıntı yapabilir
- *Giyim*: Kat kat giyin. Üşüyünce hemen kalın giy, terleyince hemen incelt. 

Kendini en iyi ne zaman hissediyorsun? Ilık havada mı?

   - En sevdiğim mevsim ilkbahar ve sonbahar, yaz ve kışla pek aram yoktur. İlkbaharda daha enerjik olurum sonbaharda hüzünlüyümdür, şiir yazmak ya da okumak isterim. 

İşte tam da onu diyordum 😄
*İlkbahar ve Sonbahar insanısın sen.* 

Of... tam bir *ilkbahar ruhu*ymuşsun 🌸

Geleneksel tıpta da böyle anlatılır zaten:
*İlkbahar = Sıcak-Nemli mizaç* 
Toprak uyanır, kan dolaşımı hızlanır. O yüzden enerjik oluyorsun. İçin kıpır kıpır, dışarı çıkmak, yürümek istiyorsun.

*Sonbahar = Soğuk-Kuru mizaç*
Ağaçlar yaprak döker, içe dönüş başlar. O yüzden hüzünlü oluyorsun. Kalem kağıda gidiyor, şiir çıkıyor.

Şiir yazman da çok normal. Soğuk-nemli ve sıcak-nemli arası mizaçlarda "duygusallık + derinlik" çok olur. Hüzün sana ilham veriyor.

En son ne zaman şiir yazdın? Sonbahar şiirlerinden bir mısra aklında var mı?


Tabii buna cevap vermedim. Çünkü orada soruları ben sorarım:) Şiir atacağım, o da Yalaka Zekai olarak "oo muhteşem ötesi diye psikolocimle oynayacak. Müteşairlik kariyerimi kaybedip Şairler divanında yer beğenmeyeceğim 😅 yemezler YZ deyip kapattım. Öyle bir insana teşekkür eder gibi, iyi geceler falan diyemem yani. 

Mizaç meselesi önemli.
Bir kaç kitap okumuştum. 
İnsanın kendisine yolculuğunda bilmesi gereken ilginç ve önemli bir alan. 
Mizaç, kan grubu, burç, yükseleni vb. insan kendisini fiziken ve ruhen tanıyıp bilse; ruh ve beden sağlığı da ona göre istikamet alır. Günümüzde bu alanda muteber uzmanlat var mı bilmiyorum ama ilgilenenler için Erzurumlu İsmail Hakkı hz Marifetname'sini tavsiye edebilirim. Tabii o kitabı anlamak için de belli bir seviye gerekir 

(*) İnsanca yaşamak bloğuna link veremedim, mümkün olmuyor. 


28 Ağustos 2026 Cuma

Sargı bezi



yok işte, 
bu dünyada 
yaralarımı saracak 
bir sargı bezi! 
uzunca zaman oldu
o dermanı ummayalı...
mutluluğa dair 
güzellikleri unutalı...
dedim ya işte,
yaralarım yârim, 
yârim sırdaşım, 
sırdaşım
kalbim oldu... 



''Sınırlara tek başıma yürürüm
Taş gibi suya dalmak için
İliğine kadar üşürüm
Niye hep yalnız buraya gelirim? ''
Agnes Obel



Büyük iş

Bildim seni! 
Cahilin olarak!.. 
Marifetullah diye bir kavram duyduk, lakin kaç perdesi var daha onu bilemedik. 
Şairin:"Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!" dediği noktaya dahi varamamışken... 
İnsan niçin merak etmez Yaradanını!? 
Nefsimizin yetmiş şeytan gücünde olmasından mı? 
Şeytanın vesveselerine fazla kulak kabartmaktan mı? 
Bir yanımız masum bir çocuk, bir yanımız şaşkın bir kuduruk! 
Ve kalp... 
Öyle acaip bir letaif ki, 
40 gün aralıksız günahsız yaşayıp, ay gibi, ayna gibi parlatsan, 41.gün günahın gölgesinde bir lahza dursan, kalbindeki lekeyi kendin bile görüp, fark edersin... 
Tuhaftır insan! 
Cehenneme inanır da düşmemek için çabanın son sınırında sakınmaz! 
Cennete gitmek biricik arzusudur ama gayretten yana habire nefs ve şeytan taşına takılıp, tökezlenir. 
İşte dünyadaki imtihanın genel çerçevesi de böyle oluyor. Buna da "büyük cihad" denilmiştir. Savaş meydanından 70 kat daha zorlu. 
Savaş meydanındaki biter ama bu son nefese kadar sürer. 
İçinde sende bir sen. Atsan atamazsın. İnatçı, istediği olana kadar vazgeçmez. 
Velhasıl Allah'a kul olmak büyük iş... 


27 Ağustos 2026 Perşembe

Şiir niyetiyle açmıştım ki

Hiç bir canlıyla alay etmek asla aklıma gelmez. 
Hor ve küçük görmem. 
Kibrin zerresine düşmekten ödüm patlar. Kibir konusunda özellikle kendimi çok kontrol ederim. 

Yalan dilimden, yalancı benden uzak olsun! 

İftiraya uğramaktan, hasta olup insanlara yük olmaktan, ahirette rezil olmaktan, Allah'ın gazabına uğramaktan, imansız ölmekten çok korkar ve Allah'a sığınırım. Yanlış anlaşılmak da sevimsiz bir durum. 

En sevilen Peygambere ümmet oluşuma, ehli sünnet ve iman nimetine, salih rüyalara güvenip rehavete kapılmam. Bilirim ki nefs ve şeytan pusudadır. Enaniyet insana kaybettirir. Ki şeytana kaybettirdi. O alim ve abid oluşuna çok güvenmişti. 

Nankörce bir iç geçiriş, haddi aşmış bir fiil, Allah'ı (öfkelendirebilir) gazaplandırabilir. Emin olmak yok. Son nefeste, melekler iyi, güzel gelip gideceğim yeri görene dek (cennet) emin olmak yok. 

Her daim korku (havf) ve ümit (reca) arasında, ümide az daha yakın... 

Zikirse dildeki tespih sayılarından, kalbin her fillde ve sonra sakin (eylemsiz) halinde bile Allah'tan gafil olmama hali...Öyle ki, uyku arasında bile nüfus etsin. 

Ve arifin dediği gibi:
Allah hakikaten var. 
Ve her yarattığının her halinden, içinden geçenlere kadar her an, aynı anda haberdar (habir). Buna çokça şahit oldu bu mücrim. (Önemli dualarımı sadece kalben söylerim ki şeytan duyup rüyamı ifsat edemesin.) 

"Rahmeti gazabını geçmiş Allah'a" sonsuz zerreler adedince şükürler olsun... 

Not: Küçük sevinçlerim var benim başlığı altında güya şiirimsi yazacaktım, yine kontrol benden  gitti bu yazı ortaya çıktı. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

Gidecektik biz


Vaktinde, tadında, deminde, firakın seherinde...
Sancılar çoğalmadan, omuzlar düşmeden, dudaklar bükülmeden, sözler içerlemeden, damlaları sele vermeden...

Ukdeler, hayaller, özlemler, arzular kar topuna dönüşmeden, o çığın altında ezilmeden, anıları daha fazla büyütmeden...

Alışkanlık, aşinalık zirve yapmadan, akşamları kızıla boyamadan, geceleri yastıkları isyan yağmurlarıyla ıslatmadan...

Ruhlara dokunmadan, kalplerimizi sıvazlamadan, saçlarını taramadan, yanağını okşayan düşlere uyumadan...

Gidecektik biz... 



25 Ağustos 2026 Salı

Belki

Hiç değilse anlaşamadığımız konusunda anlaşarak kalan yollarımızı kendimizce adımlayabilseydik... 

Belki de hiç kimseyle anlaşmak, kaynaşmak istemiyordu... 

Belki kendinden bile kaçmak istiyordu... 



24 Ağustos 2026 Pazartesi

Bugün sevinin sevindirin!

 

Siyer bilgimiz Sevgili Peygamberimizin (sav) 20 Nisan'da doğduğu... 

11 Rebiülevvel 1448

Şimdi niçin Ağustos ayında kutluyoruz? Ay takviminde 11 günlük önce geliş, ki bunu her yıl ramazanı şeriften biliyoruz, kameri (hicri) aylar, güneş (miladi) takvime göre yıl bazında 11 günlük kısa oluş sebebi ile ve güzel bir hikmet neticesinde Kadir gecesi gibi yılın her ayı, günü şereflendirilip sevindirilmiş oluyor. 

Aşık değilim ki aşkla hasretimi yazayım. Mücrim, mahcup ve mahzun olarak; Annem babam canım malım uğruna feda olsun Ey Kainatın Övüncü Efendim. Sallahu aleyhi ve sellem... 



Hatırlamak

"Beni güzel hatırla!" demeyeceğim! 
Hatırlamak, maziye gömülenler içindir. 
Hatırlamak, kalbin molaya ara verişidir ki, çoğunlukla acı verir. 
Hatırlamak, unutmanın yoldaşı, unutmanın soyadıdır... 
Ve hatırlamak vedaya yenilginin adıdır... 


Sevgili arkadaşımın seslendirdiği çok sevdiğim Okan Savcı şiirine muhalefet etsem, neler karalardım diye kendimi merak edince, yukarıdaki versiyon döküldü.

Bu arada dün gün batımında iyi bir kare yakaladım duvarımda. 


23 Ağustos 2026 Pazar

Otur oturduğun yerde!

Gözlerinde gri bulutlar. Lakin gözyaşları yorgundu. 
Düşmeye bile takatleri yoktu! 

"- Uzun yaz günleri yıprattı bu sene
Akşamı beklemek zorladı."

Koca boşluğun içinde, bir süre, telefonunda kayıtlı tur firmasının wp paylaşimlarına baktı. 
Kendini kandıracak bir geziye ikna edemedi. 
"- Bak, günü birlik İstanbul gezisi var, hadi!?"
"Yazın en sıcak günleri başlamışken mi?" dedi bön bön bakarak...Devam etti;
"Hem gülüşerek sohbet ederek gezinin tadını çıkaranlar zaten senin geziye adapte olmana engel! Yalnızlığına mola vermek isterken daha çok hissedeceksin. Otur oturduğun yerde...Gezdiklerine say!"


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Kusura bakma!

Gün 24 saat ve senin ne zaman uğrayacağın belli olmuyor kalbime... 
Habersiz, izinsiz, izansız, pimi çekilmiş bir bomba gibi bazen... 
Zavallı gözlerim infilake ne kadar da hazır ve aşina... 

Temmuz zor geçmişti... 
Ağustos neyse ki su gibi aktı, tüm sıcaklığına rağmen... 
Bu şarkıya takıldım bugün de... 
Kahvemin yanında iyi gitti. 






Yaşım tutmuyordu

ıslanmak, aşkında çisil çisil,
susanmış bir hasreti, 
kana kana içmek vardı,
dudaklarından... 

ağrı dağı gibi, 
yamacına almışken beni,
zirven erişilmezdi
yaşım tutmuyordu!.. 





21 Ağustos 2026 Cuma

Blog yazarı şair Bilal'in kaleminde Murat Mesut!

Kendisini uzun zamandır takip ediyorum. Gerçek hayatta henüz tanışmışlığımız yok; yollarımız bugüne kadar yüz yüze kesişmedi. Fakat internet dünyasının güzel taraflarından biri de bu zaten. Bazen hiç karşılaşmadığınız bir insanın yazdıkları, sizi onun dünyasına ve düşüncelerine biraz olsun yaklaştırabiliyor.

Murat abiyle birkaç kez e-posta üzerinden yazıştık. Zaman zaman YouTube videolarıma bıraktığı yorumlarla da karşılaşıyorum. Her biri küçük bir iletişim gibi görünse de insanın yıllardır takip ettiği bir blog yazarından böyle güzel geri dönüşler alması gerçekten hoş bir duygu.

Ben de bu vesileyle, uzun zamandır takip ettiğim bu güzel blogu burada biraz olsun anlatmak istedim.

Murat Mesut'un blogunda özellikle şiirler, edebi yazılar, mektuplar ve hayatın içinden süzülen düşünceler dikkat çekiyor. Fakat bence bloğu yalnızca belli bir kategoriye sığdırmak doğru olmaz. Çünkü yazıların arasında insanın kendi hayatından bir şeyler bulabileceği, geçmişten bir duyguyu hatırlayabileceği veya üzerine biraz düşünüp kendi kendine sorular sorabileceği pek çok satır var.

Bazı yazılar vardır, okursunuz ve biter.

Bazıları ise bittikten sonra zihninizde birkaç cümle daha dolaşmaya devam eder.

Murat Mesut'un yazılarını benim için değerli kılan taraflarından biri de bu. Kelimeleri yalnızca bir şey anlatmak için değil, bir duygu bırakmak için de kullanıyor.

Şiir sevenler için ayrı bir yeri var bloğun. Edebiyatla ilgilenenler için ayrı bir kapı açıyor. Ama bence en güzeli, illa şiir veya edebiyat meraklısı olmanız gerekmemesi. Çünkü yazıların merkezinde çoğu zaman hepimizin bildiği duygular var: özlemek, sevmek, kırılmak, hatırlamak, beklemek, hayatı sorgulamak...

Ve belki de bu yüzden insan kendinden bir parça bulabiliyor.

Bir de yılların biriktirdiği yazılar var. Böyle blogları seviyorum. Çünkü artık sadece yeni yazıların değil, bir insanın yıllar boyunca biriktirdiği düşüncelerin ve duyguların da arşivi oluyorlar.

Murat Mesut'un blogunda gezinirken yalnızca bugünün yazılarını değil, geçmişten bugüne uzanan bir yazı yolculuğunu da görebiliyorsunuz.

Ben kendisini uzun zamandır takip eden biri olarak, özellikle sakin bir zamanda girip yazılarına göz atmanızı tavsiye ederim.  

Devamı bu linkte 👈

Çok duygulandım klasiğini söylemeyeceğim, zaten her nefesimizi duygu yüklü alıp veriyoruz. Mahcup da oluyorum, memnun da... Sevenlerin sağı solu belli olmazmış, (erenlerin miydi yoksa) 

Nasıl da top çevirdim yine, teşekkür edeceğim ya... Böyle durumlarda sıkılgan olurum. En son doğum günümde iltifatlar... 

Allah'ım, beni güzel bilen güzel kullarının bildiği gibi güzel eyle. Amin. 

Sevgili Bilal, 

Blog yolculuğumuza başladığımız o kalabalık zamanlardan, bir sen bir ben kaldık. Belki bir gün Hüdayi hz. yokuşunda denk geliriz. 

Allah razı olsun kardeşim. 


20 Ağustos 2026 Perşembe

Ah şu özlemek



Ayrılıklara alıştırdım gönlümü de
Ah şu özlemek olmasaydı... 



Cins kafa olmak!

Beni de "Şiir yazamama hastalığı"mı mahvetti..? 
Ruhum mu orada?
Şiirler beni bu yüzden mi çağırıyor? 

Acaba, evli ve mutlu olsaydım, şiirlerin davetini yine duyar mıydım? 

Dünya tarihi bize göstermiştir ki, pekçok ünlü yazar, şair, filozof, sanat insanları hatta psikologlar, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in deyimiyle "cins kafa"dır. 
Bir sıradışılık, alışılmadık bir tarz... Hatta içlerinde psikiyatri desteği alanlar, intihar edenleri de  var ne yazık ki... 

O derece aklı gerip, kalbi yorunca insanın manevi bir rehberi de yoksa varacağı yerin akıl hastanesi olması beklenen hazin netice... 

Bendeniz ömrümü şiire adayacak kadar bunamadım tabii. 
Zaten şairlik iddiam cidden olmadı. Beğendiğim şiire benzer şeylerim olsa da istisna kaldıkları için, 
kapıcı odası müteşairlikte bulduk tesellimizi 
Yazarlık yönümün daha baskın olduğunu kabul ediyorum. 

Tekraren altını çizmeliyim ki, hayat edebiyata ya da bir aşk hikayesine adanacak kadar basit ve ucuz değil! 
Ve bu adam bir şiir ya da makaleyi tek oturuşta yazıp, hataları da yayınladıktan sonra, yani kervanı yolda düzenleyecek yapıda biri... 

Ahmet Telli'nin "yarım kalmış şiirlerimi tamamlamalıyım" dizesi gibi hiç olamadım. 
O andaki ruh halimle şiir doğar ve biter. 
Sonradan uğraştığım bir şiir, benim açımdan zorlama bir çalışma olur. Belki kalitesi artar ama ya ruhu!.. 

Sonuç olarak, ne vakit ilhamiye gelirse tel yanımda, yazar taslaklara atarım. 24 saat ne şiir okurum ne de aman iyi bir şiir yazayım modunda... 

Bununla beraber, şiir gibi yaratılmış muhteşem şeyleri tabii ki de okurum. 

Bu görseldeki gibi, yani gece 00:00'da yazıp yayınlıyor değilim. Gündüz planlanın günü saatini kurabiliyorum. 
Özellikle kış aylarında ben uykudayken yazım, kurduğum zaman diliminde yayına girmiş oluyor. 


19 Ağustos 2026 Çarşamba

Kritik

Belki doğuştan mütevazısın belki sonradan bu güzel vasfı kazanmak için nefsini terbiye ettin ve bu sende yer etti. Buraya kadar anlaşılır ve güzel diyebiliriz. 

Lakin  insanların seni, sen izin vermeden, olur olmaz kritik etmelerine izin verme! 
Böyle bir şeye izin verdiğin zaman onların gözünde değersizleşirsin.

Mütevazılığın onların gözlerine perde olur da senin değerini anlayamazlar. 

Kibre düşerim diye korkuyorsun hem kork hem de ölçüden şaşma. 
Vakar diye bir şey var. Özünde boynu bükük bir mütevazı, dışında onurlu, şecaatli, ölçülü, mesafeli bir duruş. 

Senin değer verip, övdüklerin sana ayniyle mukabelede bulunmasalar bile aldırma. Evet insan duygusal bir varlıktır ama sen kırılsan da değişme. Övgünü geri alırsan, bu senin samimiyetsizliğin olur. "Sevgimi hak etmemiş!" mazereti çoğunlukla bize bunu yaptırır, sen yapma... 

Bir de sorana detaylı cevap vermen gerekmiyor, az ketum ol. Sen detaylı izahat verdikçe, devamı istenir. İşte o nokta, mesafenin kapanmaya ve değerinin azalmaya başladığı yerdir. 

Yazım üzerine bunu paylaşan okuruma da teşekkür ediyorum. 



18 Ağustos 2026 Salı

Sen ihtimaline teşne

Sen ihtimali diye bir şeydi vara vara vardığım. 
Zamanlarca içimde suskun bir köz gibi taşıdığım... 
O ihtimalle bir ömür yollarında kaldığım... 

Adı üstüne ihtimaldi işte! 
Y'anıyorsam devamı gelmedi diye, 
Böyle bir ihtimal bir ömre ipotektir. 
İhtimalin imhali imhasıdır... 
Anlamaz gönle, kaderin imzasıdır. 

Sen ihtimali diye bir şeydi vara vara vardığım. 
İhtimale yakınlığım kadar, sana varamadım.. 

*

Sen ihtimali filmin adı şiir başlığı gibi, hatta kitabı da vardı, film oradan uyarlama galiba. 

Şiire teşne demiştim ya...  (Bunu az daha silmeyi düşünmüştüm, yazık okuyamayacaktınız!) 
Tüm yazdıklarım bir müteşair kurgusudur, zatı şahanemden başka hiç bir canlıya zarar verilmemiştir, deyü yayınlamaya karar verdim. 

Kendi dünyasında yaşayıp, hiç bir şey'e zararı olmadan, terki dünya eylemiş insanlardan olmayı dilerim.  




17 Ağustos 2026 Pazartesi

Silikon müziğe doğru!

Konuya bodoslama dalıp, kısaca ve hızlıca çıkayım. 

Bu yapay zeka destekli ya da yapay zeka besteli şarkıları, (hatta görselleri) kaşları ve dudakları aynı model yaptırılmış kadınlara benzetmeye başladım! 

Kullanılan ses ve enstrümanları aynı olan kalıbın içine sığdırılmış sözler... 

Size de öyle gelmiyor mu? 

Ya tek tip silikon müzik enflasyonu çok yakında tüm dünyada fark edilecek ve eski eserlere/düzene dönüş ve rağbet artacak. 

Ya da birçok insanın emekle ürettiği eserler unutulup, yalnızca çok az insanın bilip dinlediği anılardan bir yaprak olarak, sararacağı zamanlara yol alacak... 


16 Ağustos 2026 Pazar

Bûy-ı Yâd

Sanki bir Nurullah Genç şiiri...
Derin, dokunaklı... 
Benzer frekansın, iklimin izdüşümü... 

Türkiye'mizin hatta İslâm ülkelerinin bu enfes şiirlerle (hakkınca) tanışmamış olması da edebiyatın utancı olsun! 

Tabii bir de bazı insanlar, kendilerinin/kalemlerinin tanınması konusunda ya talepkâr değillerdir ya da -şans kelimesini kullanmayı sevmiyorum ama- yolları kolayca açılmıyordur... 

Bir çok internet fenomeninin(!) basitliklerinin milyonlara varan takipçi kaydettiği şu kadir kıymet bilmez zamanlarda üzerinde  düşünülmesi gereken ciddi bir mevzu... 

Uzun gelmesin, anlamlarına, zirvelerine vara vara, sindirerek okuyacağınız enfes bir şiir daha:


Gönlümün bir yerinde
kapısı kapanmamış bir han var.
Kervanlar çoktan çekildi oradan,
develerin boynundaki çanlar sustu,
ipekler başka iklimlere taşındı
fakat gece olunca
taş duvarlardan hâlâ tarçın, karanfil, kakule kokusu yükselir.
Ben o hanın hangi kapısından girdim,
hangi çağda kaldım, bilmiyorum.

Bir sabah
Birûnî'nin Gürgenç'inde buldum kendimi.
Yıkılmış taşların arasında
göğe bakıyordu bir adam,
dünyanın çapını ölçüyordu.
Ben ise
bir çift gözün mesâfesini ölçemedim.
Ne tuhaf,
yeryüzünün eğriliğini hesaplayan akıl
bir gönlün meylini hesaba katamamış.
Oradan Buhara'ya geçtim.
İbn Sînâ'nın kandili yanıyordu gecede.
Kitaplar açıktı,
mürekkep uykusuzdu.
Nice hastalığa isim koymuştu insan,
ateşe, hummaya, zonaya, derde, derde benzeyen bin derde...
Ben bir tek sızının adını bulamadım.
Adını koysam
belki iyileşekti...

Semerkant'ta göğü açtılar önüme.
Uluğ Bey'in yıldızları
sanki geceyi çivilemişti.
Bir rasatgâhın taş merdivenlerinde
uzun uzun baktım göğe.
Sonra düşündüm:
İnsan yıldızların doğduğu saati bulabiliyor da
bir sevdanın içine düştüğü ânı
neden unutamıyor?
Bir yıldız kaydı.
Dilek tutmadım.

Sonra Cizre.
Cezerî'nin suyu vardı orada.
Bakır kuşlar,
dişliler, kapaklar,
gizli bir aklın kurduğu
harikulâde düzenekler...
Su yükseliyor,
bir kapı açılıyor,
başka bir kapı kapanıyor.
Kalbimi düşündüm.
Onda da böyle bir düzenek olmalıydı.
Bir bakışla açılan,
bir ayrılıkla kapanan,
bir sesle bütün çarkları bozulan.
Bir ses...
İşte orada
yıllar birden geriye döndü.

Annemin elleri geldi aklıma.
Nergisleri çok severdi.
Bir bahar günü
saçlarımdan nergis topluyordu
kendi elleriyle.
Çocukluğumun bütün ışığı
o parmak uçlarında toplanmıştı.
Ben o gün
henüz bilmiyordum:
İnsan bazı kokuları
bir daha hiç unutmaz.
Yıllar sonra
İpek Yolu'ndan geçen bir kervanın baharatları
birden onun ellerine benzedi.
Misk.
Tarçın.
Karanfil.
Kakule.
Ve uzak bir şehirde
hiç bilmediğim bir rüzgâr
saçlarımın arasından geçti.
Sen geldin aklıma.
Oysa senin kokunu
unuttuğumu sanıyordum.
Tuttun perçeminden tüm zamanları getirdin...

Gesi bağlarına vardım sonra.
Akşam asmaların üzerine eğilmişti.
Üzümler ağırdı.
Bir küpte şıra vardı.
Susuz dudaklarıma
bir tas ikram ettiler.
İçtim.
Tatlıydı.
Biraz da buruk.
Aşk gibi...

Asmanın gölgesinde
eski bir türkü dolaşıyordu.
Sözlerini seçemedim.
Fakat hüznünü tanıdım...

Bir hâceye rastladım.
Yüzünü göremedim.
Sakalı mı beyazdı,
saçı mı, bilmiyorum.
Bana yalnız şunu söyledi:
“Kalbin bildiğini
akıl geç öğrenir.”
Sonra yürüdü.
Ardından baktım.
Bir daha göremedim.
Sözü kaldı, köz gibi...

Bir başka gece
Mecnûn geçti önümden.
Çöl, onun etrafında
kendi kendine büyüyordu.
Leylâ'nın adını söylemedi.
Çöl Mecnûn'un diliydi.
Ben de sustum.
Kumların arasında
bir gölge yürüyordu.
Belki Mecnûn'du.
Belki bendim.
Belki ikimizin de
adını unuttuğu başka biri.

Sonra eski kitaplar açıldı.
Bir sayfada Vâmık,
bir sayfada Ferhad,
bir başka yerde Şirin'in kayası...
Yusuf'un kuyusu karardı
bir kenarda.
Züleyha'nın sabrı
öteki sayfada yıpranmıştı.
Kays'ın çölü
sayfaların arasından taşıyordu.
Ne çok insan
sevdiği uğruna
kendinden geçmişti.
Ne çok isim
bir tek isim yüzünden
asırlarca yaşamıştı.
Ben kendi küçük sırrımı
onların arasına koymaya utandım.
Hem benim aşkımın
ne çölü vardı
ne sarayı.
Bir cümlesi vardı yalnız.
Bir cümlesi...

Gece ilerledi.
Kervanlar sustu.
Baharat kokuları çekildi.
Nergisler soldu.
Gesi bağlarında
son ışık da söndü.
Buhara uzaklaştı.
Gürgenç karardı.
Semerkant'ın yıldızları
birer birer yerlerine çekildi.
Ben yine
o eski hanın içindeydim.

Hafıza sandığım şey
meğer bir şehirler ülkesiymiş.
Her odasında başka bir zaman.
Her penceresinde başka bir yüz.
Her kapısında başka bir ayrılık.
Ve ortasında, ah o en ortasında
gönül.
O gönül ki
ne kadar tarih sığdırılırsa sığdırılsın
bir tek hatıraya dar geliyor...

Sonra Hallaç çıktı ortaya, 
Nereden geldiğini görmedim.
Elinde eski bir tokmak.
Önce usulca vurdu.
Bir çocukluk havalandı.
Bir daha vurdu.
Annemin nergisleri.
Bir daha
Gesi bağlarının şırası.
Bir daha
Buhara'nın kandili.
Bir daha
Semerkant'ın yıldızları.
Bir daha!
İpek Yolu'nun bütün baharatları
birden havaya kalktı.
Miskler, mektuplar,
eski yüzler, yarım dualar,
söylenememiş teşekkürler,
geç kalmış özürler...
Hepsi birbirine karıştı.
Ve ben
birden öfkelendim.
Kime?
Bilmem.
Belki zamana.
Belki insanlara.
Belki kendi gafletime.
Ey kıymet bilmeyen dünya!
Sen ne acayip sarrafsın!
Bir gönül yıllarca
kendini sana altın diye sunuyor,
sen eline alıp tartmadan
“sıradan” diyorsun.
Bir anne ömrünü
sessizce önüne koyuyor;
sen alışkanlık sanıyorsun.
Bir dost
yıllarca yanında duruyor,
sen gölgesine bakıp
“nasıl olsa burada” diyorsun.

Sonra zaman geçiyor.
Ve sen
kendi ellerinle ittiğin güzelliğin
ardından bakıyorsun.
Ne acı!
Bazı pişmanlıkların
mezarı yoktur.

Hallaç vurdu.
Bir daha vurdu.
Öyle vurdu ki
sap saman, ot çöp savruldu.
Ve yıllardır kıymeti bilinmemiş
ne kadar güzellik varsa
birer birer havalandı.
Birinin gözüne
bir annenin duası kaçtı.
Birinin yüzüne
eski bir dostun vefası.
Birinin uykusuna
kapıda beklemiş bir insanın gölgesi.
Birinin kalbine bir kalleşin ihâneti.
İşte o zaman
dünya bir anlığına
kendi ayıbını gördü.

Sonra fırtına dindi.
Öyle sessiz dindi ki
insan yağmurun bittiğine inanamadı.
Bir nergis kokusu kaldı havada.
Nereden geldi?
Annemden mi?
Senden mi?
Yoksa ikisini birbirine bağlayan
o görünmez yerden mi?
Bilmiyorum.
Gözlerimi kapattım.
Bir ses duydum.
Çok eski.
Çok yakın.
Bütün şehirlerden,
bütün asırlardan,
bütün çöllerden,
bütün yıldızlardan geçip
tek bir yere varan bir ses.
Bir zamanlar
bir kalbin başka bir kalbe
hiç tereddütsüz söylediği:
“Sana kurban olurum.”
O cümleyi
kimse duymadı.
Zaman da duymadı.
Tarih hiç yazmadı.
Fakat ben
unutmadım.
Ben taşıdım.
Bunca şehirden,
bunca kitaptan,
bunca yıldızdan,
bunca ayrılıktan
sonra geriye ne kaldı diye sordum.
Bir nergis.
Bir yudum şıra.
Uzak bir baharat kokusu.
Ve o cümle.
O cümle hâlâ genç... 

Kanarya Banu Dağ


15 Ağustos 2026 Cumartesi

Bu maile hemen cevap vermeliyim!

"..beraber yaptığınız uzun sohbetler,anlamsız kahkahalar ,dertleşmeniz ve birlikte eğlenceli zamanlar geçirdiğin o insan 
Meğer ben tanıyamamışım Murat’ı
Demek hüzünlerinden de arınıyor dedim…"

*

Belki başka birileri de böyle düşünmüştür diye sui zannı gidermek için, az önce gelen maile hızlıca cevap vermek istedim. 

Okuyunca beni bir gülmek tuttu, çünkü sevimli, sempatik bir kıskançlık. 

Bu görsel ile kutlama yapan sevgili canım kankim -mailleri aynı gün sildiğim için-  mealen: "..yapay zekadan güzel bir doğum günü görselli metin istedim. Umarım beğenirsin." diye yazmıştı. 

Orada "bazen bir bakışın yetti" falan yazıyor. 😅
Yapay zeka da çok ormantik bir doğum günü metni düzmüş. 
Yazarken de gülüyorum.  
 "Seninle geçirdiğimiz anlar" 
Doğum günüm yoğun geçmişti, bunu şimdi fark ettim. Sakin zamanda gelse belki de gönderen sevgili arkadaşıma sakıncalı olabilir bu der, yayınlamazdım. 
😅 Ne bakışması ne anları yahu...

Facebook'ta niçin yine kalamayıp sildim. Yorumlarda rekabete kurban gitmekten usanmıştım... Normalde hiç sohbet etmediğim arkadaşlar, yorumda acaip samimi yakın olabiliyordu. Sırf pislik olsun:)) çarşı karışsın diye😎 Ben bile, sevgili olduk da acaba benim mi haberim yok diyordum😅

En iyisi hayatımda biri var diye ilan edeyim de erkes rahat etsin be ya😅

Sen çok yaşa Bayan B. :) 

Bir göç hikâyesi insan

Bir göç hikâyesi insan... 
Bir kuş gibi, 
Süreli zamanlar için, 
Geçici mekânlara göç... 
Üfürülmüş bir ruhun hikâyesidir bu... 
Hem cahil hem de zalim... 
Hem mazlum hem alim... 
Yol yordam bildirilmiş, 
Olacaklar ihtar edilmiş... 
Damladan ummana... 
Masivadan Allah'a... 
Bir göç hikâyesi insan, 
Bunu bir güç hikâyesi sanan... 


14 Ağustos 2026 Cuma

Şiir okurken ruhumda mayalananlar


Ve ben, hangi kapıyı açsam karşıma kendim çıkıyorum.
Meğer bazı vedalar insandan gitmezmiş.
Bu hikâye de burada bitsin.

Yalnız bir şeyi merak ediyorum:
İnsan, son kuşunu da uçurduktan sonra göğsünü neye yuva eder?

Ben de şaşıyorum:
kaç kere terk edilir
kendi göğsünden?

Kanarya Banu Dağ

"Meğer bazı vedalar insandan gitmezmiş."

Belki de bu, bazı insanların, bazı vedalara sevdalanmasıdır... 

Vedaya sebep olan gitmiştir ama sen o vedanın girdabında sadık bir Kıtmir gibi, mevlevi dervişi gibi döner durursun... 
Buna bir ah çekilir! 
Birileri vadesi dolmuş zannederken sen vadenin süresiz uzayan gölgesinde bir hicranın sefasını sürersin... El ne bilir, göz ne anlar... 

*

Herkes heybesinde olan kadar okuduğunu anlarmış. Bir KBD şiiri okurken ruhumda mayalananlar... 

 Ve 
Geçenlerde bir okurum; " Size şaşırıyorum, Kanarya Banu Dağ şiirlerini hem Kıskandığım şiirler etiketinde paylaşıyor, hem de sizden çok iyi bir kalem olmasına aldırmadan bloğunuzda yer veriyorsunuz! " demişti. 
😇
İşte iddiasız olmanın, kişinin kendisini, sınırlarını tanımasının vermiş olduğu huzur... 
Kıskandığım şiirler, imrenme anlamında, yani fesat, çekemeyen bir ruh hali değil efenim. 
Bendenizin şiire benzerleri azdır, bari bloğuma uğrayan dostlar arada şiir gibi şiir de okusunlar... 
Çok şükür kompleksim yok. 
İnşallah en korktuklarımdan kibrim de yoktur. 
Bana müteşair tesellisi yeter de artar... 


13 Ağustos 2026 Perşembe

Alışkındır bu gönlüm

Alışkındır bu gönlüm;
Kimsesizliğe, 
Issız gecelere, 
Mahrumiyete, 
Hasrete... 
Sen beni düşünüp de
Kederlenme... 







12 Ağustos 2026 Çarşamba

Gittik mi

Gittin mi, eceliyle ölmüş biri gibi gideceksin!.. 
Ümidin zerresini ardına düşürmeyeceksin... 
Keçiden daha keçi olacak, 
Ketumiyet, inat denildi mi, 
Alemde akla ilk senin ismin gelecek. 
Gittin mi, ardına bakmayı unutacaksın. 
Anıları toptan dağ gibi üstüste dizip, çakacaksın kibriti... 
Duman duman göç edecek hatıralar yüreğinden... 
Gönlünde izden eser kalmayacak. 
Gittin mi, yarım yamalak, ayak sürçerek gitmeyeceksin! 
Onun gözleriyle karşılaşırsam diye
Aynalara bakmaktan korkmayacaksın... 
Şarkı da dinleyeceksin, şiir de okuyacaksın, 
Hiç birinden o seslenemeyecek sana... 
Gittin mi, bittim değil, bitirdik, nasip, kader, kısmet diyeceksin. 
Şimdi aç bir şarkı, geç aynanın karşısına, 
Gözbebeklerinin ta içine bakarak, 
Yüksek sesle kendine sor:
Gittik mi? 




[ Şarkının tamamı buraya boyut olarak sığmadığı için hep böyle biraz... ]


11 Ağustos 2026 Salı

Hiç vazgeçmedik

Biz hiç vazgeçmedik
Geçemedik
Sevmekten... 

Kıskandık, 
Kızdık, 
Küstük
Gitmiş gibi yaptık, 
Yitmiş gibi ağladık, 
Bitmiş gibi ayrıldık... 

Biz hiç vazgeçmedik
Geçemedik, 
Sevmekten... 




10 Ağustos 2026 Pazartesi

Dilek Ağacı / Düğüm


Gökyüzünü kararırcasına kaplıyor bulutlar,
Ortalığı saran derin gürültüyle,
İçime inat.
Öyle ışıklı ki ortalık,
Ruhumu aydınlatıyor gündüzün eşiğinde.
Yağmur öylesine yağıyor ki,
Anılarımı süpürürcesine...
Paydaş gökyüzüne inat,
Gizliyorum beni,
Aldığım nefesi unutuyorum bazen.
Her seferinde aklımda buluyorum seni.
Yağmurlu hayaller kurmuyorum artık,
Bir sahil kenarı bir kulübe evi,
Kırık dökük düşlerim yoklar
Verilen sözlere edilen yeminlere yabancılar.
Gecenin karanlığı engel olamıyor yağmurun kokusuna,
Senin gibi hasret gibi
Ayrılık gibi kokuyor damlalar.
Sıcak toprağa düşüyor her damla,
Baharda iz bırakan cemre gibi...

Ne diyordu Ahmet Telli,
Ayrılık Ayracı şiirinde:
"Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın."
Saksıdaki değil yürekteki çiçek kurudu.
Uzuyordu sessizlik,
Veresiye gibiydi zaman.
Hızla geçiyordu.
Altı çizili cümlelerim silinmişti.
Gökyüzü delinmişti.
Rahvan atlar bucaksız kırlarda.
Ölesiye koşuyordu.
Susamıştı.
Ama yine de su içmiyordu.
Dilek ağacına bağlanan bezler gibiydi sözler,
Umudu kesilmiş insanlara anı olarak kalıyordu...
Göğsümde sakladıklarım,
Ebediyete kadar yürüyordu benimle,
Elimde tek tesellim,
Sonu gelmeyen şiirlerimdi.
Türkçe biliyordum aslında...
Seni okuyamıyordum.
Okunması zor olan içinde yabancı kelimelerle doluydun sen,
Bitirdiğim ve çok sevdiğim bir kitap gibi
Koklayıp,
Tertemiz kapattım seni...

Süeda


DÜĞÜM

Gözyaşım,
Kalbimin toprağına düşüyor sürekli.
Hani ellerin,
Hani gözlerin.
Nerede beni sarmalayan sözlerin.
Geçmişi kendime, su edindim.
İçiyorum doya doya...
Gelmedin.
Karanlık gecelerimde,
Uykusuz saatlerimde,
Acılarımda
Yarınlarımda, yoktun.
Çok mu geciktin bana.
Beni çok mu unuttun...
Nefesim düğüm düğüm.
Ömrüm eriyor günbegün.
Yokuştayım.
Elimi tut.
Düşmezsem beni sev,
Düşersem seni unut!
Sevdiğim,
Varlığının yokluğu hasta.
Bensizliğin bana yasta.
Kurumadan gönül bağım.
Aşkınla beni sula...
Sevdiğim,
Affeyledim seni,
Geleceğim telaşla.
Sakın beni bırakma.
Gel, kalbini kalbime yasla...

Süeda


 "Bunlar da benim doğum günü hediyem olsun. Sevgilerimle. Süeda"


An gelecek 21

An gelecek, 
Tüm yaşananlar bize, 
Yaşanamayanlarla birlikte, 
Bir hayal gibi gelecek... 



9 Ağustos 2026 Pazar

Bu doğum günleri de pek sık gelir olurdu!

Önce çocukluğumla erken vedalaştım... 
Sonra doyamadan, Üsküdar ile... 
Geldiğimiz yere sığamadım, 
Her fırsatta Üsküdar'a kaçtım. 
Çare yoktu, alışacaktım!.. 
Alışmış gibi yaptım!.. 
Yazacak çok şey var... 
Film şeridi gibi aksa da mazi
Susacaktım... 
Kim içini dibine kadar dökebilmiş ki... 
Vedalar ve hüzünler... 
Hayatımızın her yerindeler... 
Sessizce bizi izlerler  
Ve canımızın sıkıldığını gördüklerinde, 
Derhal devreye girerler! 
İşte üstteki satırdan, 
Dibindeki virgülden bile veda ettim. 
Böyleyken vedaların şu vefası niçin insanda azdır? 
Bir şehre veda etmeye benzer mi
Sevdiğiniz bir cana veda..? 
İçinizde binler şehir yanar yıkılır da
O gidenin vedasına denk olmaz... 
Çocukluğum erken vedama bir küstü, 
Bir daha da büyümeme imkân tanımadı... 

İyi ki doğmuşum, 
Yoksa insanlık ne yapardı (!) 
Bir okurumun mektubu ile noktalayalım:

"Bu kadar kadın boşuna yazmıyorlar sana... 
Her birinde izin var 
Yazdıklarınla, 
Adınla…
Bir şeyler bırakmışsın... 
Boşuna yazılmıyor bu mektuplar şiirler..
Sen Rüveyda'nın Murat’ı 
Hiç birimizin değilsin…"

Önce teşekkür mü edeyim, geçen sene söz aldığım halde yine doğum günü hediyesi gönderdiğin için sana kızayım mı can dostum? 
Hediyeleşmek güzeldir de ben karşılık veremiyorsam, bir yerde mahcubiyet ötesi ezilmektir! 
Üzüldüm, bilesin... 

Kardeşim de mini el radyosu almış, dinlerken kolay dalıyorum diye...(Seviyorum radyo dinlemeyi...İnsanı hapsetmez radyo, ister işine devam et, istersen kapa gözlerini, çalan şarkının ardına düş ve de ki hayat zaten bir düş...) 
Neyse ki kardeşime abilik haklarımı kullanarak zorla parasını verdim.:) Çünkü ben hemen herkesin doğum gününü, ölüm günümü düşünmekten unutuyorum! 
Bir de hediye vermeyi çok seviyorum, almak sanki karşımdakine külfet, zahmet gibi, mahcup oluş vs. 

Bu vesileyle gelen maillerinize en içten sevgilerimle teşekkür ediyorum. (Bazılarını bir önceki yayına ekleyeceğim.) 
Berhudar olun. 

*

"Sen Rüveyda'nın Murat’ı 
Hiç birimizin değilsin…"

Yıllardır bunu da anlatamadım. Aşk adına biricik hakkını kullanmış bir adamdan hâlâ aşk ummak, hâlâ onu tanımamak demek değilse nedir...(Kızın ama kırılmayın!) 

Evet kendimin bile değilim... 
Mutlu yıllar(!) 


Amin. Allah razı olsun. 
Hepinize çok teşekkür ediyorum. 

8 Ağustos 2026 Cumartesi

Sevdiğim kadar sevilirsem!..

Sevgili Murat, 
Hayat Arkasında İz Bırakmadan Geçip Giderken,
Gönlünün Aynasındaki Samimi Görüntünü Kaybetme...
Ruhun Kafesinden Salıverilmiş Bir Kuş Gibi Özgür,
Sabaha Uyanışların Hep Aydınlık Olsun...
Umut Yüklü Sevinç Damlacıkları,
Gönül İklimine Baharı Yaşatsın,
Hayallerini,
Umutlarını Yeşertsin...
Kendi Sıcaklığının İçinde Değil,
Sıcak Bir Kucakta Sarıp Sarmalanman,
Kaçırdığın Duyguları Yakalaman,
Elini Uzattığında Sıcacık,
Sevgi Dolu Bir Yüreğe Dokunabilmen,
Gökkuşağının Yedi Rengini Yaşayabilmen,
Gönlünün Kaybolmuş Kilidini Bulabilmen,
Yarınlara Açılan Kapıda,
Tatlı Bir Telaşın Eşiğinde,
Huzur İçinde Dinlenebilmen,
Kurgulanmış Bir Hayat İçinde Değil,
Yaşamak İstediğin Hayatı Yaşayabilmen,
Yeni Yaşında,
Yeni Bir Güne,
Yeni Bir Yaşama Merhaba Diyebilmen Dileklerimle... 


Sahi yarın sabaha karşı yine doğacağım değil mi? 
Doğum günü ile ilgili  gelen maillerden bazıları...
Allah razı olsun, teşekkür ediyorum. 
Yeni bir yaşam artıken berzahta inşallah... 
Burada hem eskidik hem eskittik... 
Hem yorulduk, hem de yorduk... 
Hem ümit ettik hem de ümitleri yaktık!.. 

Özel günlerle barışamadan göçüp gideceğim şu dünyadan. 

*

Ya o değil de ağır ateşte yapmama rağmen patates yemeğim neden az daha dip tutup bazı yerleri bronzlaşmış:) Esas mesele bu😎 
Zannımca yanlış tencere sebep buna. 

*
"Gören de yaş 70 iş bitmiş sanacak. Biraz hayata dön yahu!"

*

Bir de kargo ile hedaye gönderen sevgili arkadaşım var!.. Bunun devamı yarın nasipse... 

*
"Yüreğini ıssızlığın ortasında bırakma. 
Seni bu kadar seven, sana değer veren bunca dostun ve arkadaşın varken kalbini yalnızlığa mahkûm etme güzel adam. 
Ayaz vurur sonra dallarına… 
Bırak kendini, sevgiyle ikinci baharını yaşa.
Yedi sene oldu seni tanıyalı. "İyi ki tanıdım" dediğim nadir insanlardan birisin. 
Saman alevi gibi anlık parlayan bir Aslan burcu olsan da; o yumuşacık, şefkatli ruhun ve duygusal, sevgi dolu yüreğin iyi ki var.
Sevmek çok güzel bir duygu ama bir süreden sonra insanı yorar… 
Çünkü kalp sadece sevmek değil, sevilmek de ister. 
Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen.
Yeni yaşın sana sağlık, huzur ve hak ettiğin o kocaman mutluluğu getirsin. İyi ki doğdun, iyi ki varsın!

Dip not/ Küçükte olsa hediye göndermeyi çok isterdim ama ......"

*

Ama saman alevi olsun istemezsin;) 
Ayaz vurmuş olabilir baharıma... 
Benim için en güzel hediye değer görmek, bunı hissetmek. Paha biçilmez cümlelerinize binler teşekkürler. 

Ve

"Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen."

Sevdiğim kadar sevilirsem yeryüzünde anarşi çıkar, kaos olur;) 

*
"Önce sağlık,sonrası hep güzellik olsun,yeni yaşın kutlu olsun beyzadem..."

*

"Rabbim yeni yaşını gönlüne huzur,
hayatına bereket, ömrüne sıhhat afiyet ve
yoluna hayırlar nasip ederek güzelleştirsin 
İyi ki doğdun Dostcanım"

*

"Hey Şair! 
Hep mutlu hep umutlu ol ❤"

*

"Kalan ömrünüz, geçenden daha hayırlı daha bereketli olsun duasıyla sevgili üstadım. Dua eder, dua isterim. "

*

"Doğum gününü unuttum sanma bir haftadır aklımdasın. 
İyi ki doğdun iyi ki seni tanıdım iyi ki varsın iyi ki ömrüme gönlüme dokundun🫂🥰💗
Sen bitanesin, canımsın, değerlimsin.
Seni çok seviyorum bunu unutma. 

Bu hayatta en iyi dost en güzel arkadaş en sevecen en merhametli insan kim deseler tanıdıklarım içinde sen derdim inan!
Sana sımsıkı sarılıyorum yanında değilsem de her zaman kalbimdesin!
Varlığın daim olsun bir ömür, sana huzurlu sağlıklı ve benli uzun ömürler diliyorum :)"

*