28 Temmuz 2026 Salı

Ey Şair! [13]

Ey Şair!
Uzun zaman oldu yollarına dökülmeyeli kelimeler... 
Yazıp yazıp silmeler, kaçıp durmalar kapını çalmadan...

Ah Şair!
Neden bunca zaman gelmedim bilmiyorum. Ama bu gece kelimeler seni bana fısıldadı. Unutmak değildi bu biliyorum. Bazen araya giren şey hayat telaşından çok duyguların yoğunluğunun kendini sakinliğe bırakmasıdır. Bir yandan deli gibi yazmak istiyorum,bazen de üç nokta arasında saklanmak. Bu ikilem içinde geçip gidiyor zaman. Belki de sadece sana yazıp kelimelerimi özgür bırakmak istiyorum. 

Ey Şair!
Ben susayım sen anla, çünkü yazdıkça bir parça eksiliyor yüreğimden. Bir kelimeden öte gitmiyor hiçbir şey... İçinde bulunduğum bu duygu sevgiden öte hayranlık belki de... Kelimeleri sana ulaştırırken bile ruha da dokunmak, göze de kelimelerindeki o canlılığı yakalamak için... Ben gecenin bir vakti ne saçmalıyorum bilmiyorum. Belki de burayı silmeli ya da param parça etmeli bu yazdıklarımı... 

Ah Şair!
Çok yorgunum, sen de yorgunsun görüyorum. Bu ruhun yorgunluğunu nasıl aşacağız bilmiyorum. Ruhun yorgunluğu bedene inmeye başlayınca asıl tehlike başlamış demektir. Bu yüzden bir çözüm bulmalı... Ben bulamıyorum... 

Ey Şair !
Merak ediyorum seni, her ne kadar okusam da yazdıklarını bizzat bilmek bambaşkadır... Nasılsın, ne yapıyorsun, ne yiyorsun, ne dinliyorsun? Sorular böyle geçip gider... Zaman da şu ara çok hızlı akıyor gibi, belki de sürükleniyoruz sadece şu hayatta...

Ah Şair Ah!
Bu kısacık metni kaç gündür yazıp bırakıyorum bilmiyorum, belki de sana ulaşamayacak bu kelimeler... Sana yazmayalı ne çok şey oldu ikimizin de hayatında... Ne söylesem yanlış kalacak, kırılgan bir noktaya basacağım diye korkuyorum... O yüzden belki de bu kopuk kopuk cümleler... 

Şairim, 
Cümlelerimi tamamlarken seni sevdiğimi ve her zaman andığımı unutma. Direkt nasılsın demek yerine yine bir metinle geldim. İyi olmanı umuyorum. Kendini çok yorma, duyguların altına geçip sırtlanmak yerine kendine denize bırakmışsın da deniz seni yüzeyde tutuyormuş gibi bak duygularına. Hüzün rüzgarlarını da sırtlanmışsın sürüklüyor seni oradan oraya... İzin ver biraz güzel, iyi duygular da sarsın etrafını... 
O güzel yüreğine iyi bak.

Sevgilerimle...


- Beklemiyordum doğrusu. Uzun zaman sonra yeni bir Ey Şair! 

Sonunu: "O güzel yüreğine iyi bak.
 Sevgililerle..." diye bitirmişsiniz. Kelime hatası olmuştur diye bir tek ona dokundum sevgilerle yaptım ama sevgililerle de olurmuş derdi🤭 eski Murat olsaydı.

Teşekkür ediyorum. 
Size de huzurlu, sağlıklı, aşk dolu bir yaşam diliyorum. 



27 Temmuz 2026 Pazartesi

Lâl ve har

Ceza mı, mükafaat mı..? 
Nereden bakıp, neleri gördüğüne bağlı... 
Buradaki ceza, Türkçe'de  kullandığımız anlamı ile... 
Yoksa Arapça aslı; karşılık, bedel demek. 
Başa dönecek olursak. 
Tekrarından vazgeçilemeyen bir hikaye, insana ceza mı ödül mü? 
Yalnızlık bahçemde o çiçeğe özenle bakıp, anlatmaya, onunla konuşmaya devam ediyorsam, o anılır bir şey demektir. 
Kıymetlidir ve anlatmaya değerdir. 

Bir şey yalnızca şikayet etmek için anılmaz...İnsan şikayet ettiği şeyi zaten pek anmaz da... Hatta çoğu kez diline de taşıtmaz! 
Özlediği, aradığı için anar... 

Bazı hikayeler, dilimiz lâl olsa bile gönlümüzde hardır.   

Anlatmaya devam eder dururuz ve bunu ne geçen zaman ne de değişen şartlar değiştiremez... 



26 Temmuz 2026 Pazar

Videoları saklamak iyi bir fikir olmayabilir!

"Hiç olmazsa tek bir insanla, sanki kendi kendimleymişim gibi her şeyi konuşmak istiyorum."
Budala/ F. Dostoyevski

Evet bunu tek bir insanla, kendimle konuşuyorum. Bazılarının nereye varacağını bildiğim için konu değiştirdiğim de oluyor. 
Her şeyi konuşmak için hiç günahı olmayan biri olmak gerek Dosto! 

*

Bugün annemi, kahvaltıya geçerken, neşeli hallerimizle öperken çektiğim videomu göndermiş erkek kardeşim...
Videodan fotokareler alıyorum, müzik dinlerken... 
Bende olan,  eski tel ile gitmiş, dahası unutmuşum. Hazine gibi nurtopu gibi bir hüznüm oldu. Kaç yere yedekledim. (Belki de video hiç çekmemeli ve çekilenleri de imha etmeli!) 
Biz üzüldük sen de üzül abla dercesine ona da gönderdim. 
Neka düşünceliyim değil mi... 

Geçen sene bu ay, dünyadaki son ayınmış anne. Haftaya cuma aramızdan ayrılacaksın... 






Yorgun bakımda ruhum

Sana koşarak gelirken de bu yolda papatyalar vardı ama dönerken ki gibi değillerdi... 
Çeşitlenmişler, gürbüzleşmişler. 
Sanki hep birden başka bir şeye hazırlanmışlar!..
Belli ki veda zorlu olacak, 
Yorgun bakım ünitesinde daha çok senli nefesler alınıp verilecek!.. 



25 Temmuz 2026 Cumartesi

Neden bu ricat?

"Neden bu ricat üstadım? Sosyal medyada yoksunuz. Bloğunuza da eylülde vedadan söz etmiştiniz. İnziva ötesi bir ricat bu, neden?"

*


- Kısaca cevabım: Kendimi tamir ediyorum. Ve hayır, tanıdığım bütün kıymetli dostlara da eşit ve adil davranıyorum. 
Ricat eski dildir, unutmuştum. Geri çekilme, vazgeçme... Çok yerinde kullanmışsınız. (Şu emperyal devletler İslâm topraklarından ricat etmediler, zalimler.) 

Geçen gün Hinduizm ve Budizm gibi kitapsız kategorisinde yer alan dinler üzerinde düşünürken, kutsanan farelerden, maymunlara, ineklere vs. Nirvana (!) yolculuğunda reenkarnasyon ve karma mantıksızlığına kadar, insanların algıları, kabulleri üzerinden açtım ellerimi, büyük bir şükran ve minnetle alemlerin Rabbi, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'a, bana Müslümanlık nimeti bahşettiği için sonsuz zerreler adedince şükürler ettim. Tertemiz, şeksiz, şüphesiz bir dine mensubuz. Yalnız bu iman nimeti için bir ömür başımızı secdeden kaldırmasak yine de şükrü, o sonsuz cennetler düşünüldüğünde ödenemez... 

"Keşke bilselerdi!" ayeti hizasında, keşke bu iman nimetinin kıymetini bilip ona göre bir ömür geçirebilsek. 
"Yakında bilecekler!" ihtaratının muhatabı olmaktan da Allah'a sığınıyoruz. 
Biliyor ve ümitle zan ediyoruz ki, iman edenler mahzun olmayacaklar, günahkar da olsalar... 

Evet, kalbimi tamir ediyorum. İnzivama çilehane de eklemek istiyorum. Hani 40 gün minicik mağara tarzı loş bir odaya kapanırlarmış ya... Benim çilehanem de insanlarla diyaloğu asgariye indirmek... 
Kolayı belki bir üstada bağlanıp, ders almak ama nefsim ona bırakmıyor. 

Bu bir hal... 
İnsanlarla her türlü diyalog kalbime iyi gelmiyor. Kadın erkek aynı, farketmiyor. Nefs ve şeytan pusuda, zayıf anımı kolluyor. Kalp öyle bir letaif ki, mekruh işler bile saffetini lekeleyebiliyor... 
Yalnızlık sanki mürşidim gibi... 
Ya oynatmaya az kaldı, ondan bu haller:) 
Ya da olmaya az kaldı... 
Vay be cümle nereye vardı...:) 

Hani bir zamanlar demişim ya:
"Sevdi beni yalnızlık, sonra bir baktım, ben de ona tutulmuşum."
İnşallah işbu ricat hayrıma, başarıyla sonuçlanır. Anlayın ve dua edin. 

*

Ve bu saat itibariyle bugün de misafirden yana bereketli geçmiş. Eylül'de veda konusunda henüz net bir karar veremedim. 

İlginize çok teşekkür ediyorum. 




24 Temmuz 2026 Cuma

Kaybettiğini özleyerek

Kazanılacak bir şey sandılar aşkı...
Bazıları da yaşanacak bir şey... 
İnsan hep kazanmaz... 
Ki, aşkla tanışmışsan zaten kazanmışsın. 
Gerisi teferruat, üzse de sevindirse de... 
Firakda da visalde de... 
Çoğu zaman kaybedilecek bir şeydir aşk, 
Hasreti için susuzluktan ölünecek... 
Kaybettikçe çoğalır içinin sır odasında... 
Sonra zaman sana kaybetmeyi de sevdirir... 
Kaybettiğini özleyerek ölüme gitmeyi!.. 


23 Temmuz 2026 Perşembe

Taş toz ve rüzgâr

Bir akşam,
hiç kimsenin fark etmediği bir saat, omuzlarından çekip alacak seni.

Ne göğün alnında bir çatlak belirecek, ne deniz kabarıp kıyıları yutacak.

Yalnızca, pencerenin önündeki fesleğen, akşam ezanıyla aynı rüzgâra eğilecek.

Çarşının taşlarına dökülen nar taneleri çocukların ayakları altında ezilmeyi sürdürecek.

Bakır bir semaver, yaşlı eller arasında yine ince ince türküleyecek.

Pencerenin önünde unutulmuş bir su tası,
göğün aksini usulca kırmaya devam edecek... 

Sana ayrılmış bütün telaş, bir avuç toprağın sabrına gömülecek
Sonra...
Odandaki aynaya sabah vuracak.
Camın üzerinde dolaşan ışık, yüzünü aramayacak.
Toz, kitaplarının sırtında ağır ağır saltanat kuracak.
Çekmecende unutulmuş bir anahtar, hangi kapıyı beklediğini yitirecek.

Bir gömlek, askıda uzun bir gurbet yaşayacak.

Bir fincanın dudağında kuruyan kahve izi, adını anmadan çatlayacak.

Ve vakit...
Vakit, ipek böceğinin kozasını örmesi kadar sessiz, ırmağın taş aşındırması kadar inatçı akacak.

Bir ömür, amber kokulu bir mektubun sobada kıvrıla kıvrıla kararmasına benzermiş meğer.

İnsan, kendi gölgesini dağ sanan bir seyyah kadar aldanmaya yakınmış.

Nice unvanlar,
nice mühürler,
nice alkışlar,
bir güz yaprağının damarlarında dolaşan sarılık kadar kısa nefesliymiş.

Toprak, her ismi aynı sükûtla telaffuz edermiş.
Mermer, her harfi aynı soğuklukla taşırmış.
Rüzgâr, her hatırayı aynı yokuştan aşağı bırakırmış.

Yıllar geçecek.
Sesinin tınısı önce eksilecek.
Çehren, eski bir minyatürün silinen boyaları gibi solacak.

Bir vakit gelecek,
adın, eski bir vakfiyenin kıyısında unutulmuş mühür kadar uzak kalacak.
Seni tanıyan gözler, birer kandil gibi sönüp çekilecek.

Ardından,
yalnız yağmur bilecek mezarının yerini.
Yalnız yabani otlar, taşına yaslanıp büyüyecek.

Ve geceleri,
hilâl,
toprağının üzerinden geçerken hiçbir şey söylemeyecek.
Çünkü semâ,
binlerce ayrılığın ağırlığını taşıya taşıya sessizliğin lisanını öğrenmiş.

Bir gün,
sen de o lisana karışacaksın.
Bir damla mürekkebin engin bir denizde kayboluşu kadar usul,
bir buhur dumanının kubbeye yükselip görünmez oluşu kadar zarif.
O vakit anlayacaksın.
Ömür,
avuçta saklanan suymuş.
Sıkılan her parmak, eksilen bir nehir.

Kanarya Banu Dağ


22 Temmuz 2026 Çarşamba

Annen gibi sevecektim seni

Uzakların yakınlığındayız, 
Sanki elimi uzatsam dokunacağım! 
Bir yankı, bir ateş, bir sızı, 
İçimin labirentlerinde gezinir durur, 
Gezinemezken elim saçlarında... 
Bakar durursun bana aynalarda.... 

Sen Ey! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Hem ben annen gibi severdim seni... 

Bizim elimizde olanlar, 
Gönlümüzdeki kadar çok değildi sevdiğim, 
İmkân de, kader de, gayret de
Lakin sakın gelmedi, istemedi deme! 
İnsan biraz da yenilgiyi kabul edendir. 
Yenilgilerle büyüyerek, hakikati görendir... 

Sesini duymadığım, 
Sana seslenmediğim her günümü, 
Gri kefenlere sarıp da gömüyorum! 
Aşk bir kitabın sayfalarında mahpus! 
Beraat etse sımsıkı sarılacağım, 
Kokulu kokulu öpeceğim ince boynundan... 
Gecikmesinin, yıllarımın hesabını soracağım.  
Sonra sessizce birlikte ağlayacağız. 

Ey sen! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Hem ben annen gibi sevecektim seni... 

Gitmeliyim bana iyi gelmeyen bu dünyadan! 
Yüzünün eşiğinden kelebekler öpsün, 
Oysa ben, annen gibi sevebilirdim seni... 
Oysa ben... 


Böyle tecelli edince

"Önce kalabalıkları 
ve kabalıkları terk ettim. 
Bu zor olmadı... 
Sonra, zora talip olup; 
kalabalık yalnızlığımın duruluğu için beklemem gerekti. 
Bu süreçte okumak ve müzik dinlemek bana yardım etti. 
Tabii araya kendi kendimle -sesimi kullanarak- konuşmalarımı katmazsak..." 

Murat Mesut/ Ruhumun fısıltıları; sayfa bilmem kaç:) 

Yeni kitabınız mı çıktı diye sorup, kitap sitelerinde arama yapmayın:) 
Latife... 
An'da ruhumun esintisi böyle tecelli etti. 




21 Temmuz 2026 Salı

Hepsi de iyi insanlardı

"Hepsi de iyi insanlardı 
ama yalnızlığım 
hepsinden daha iyi geldi..."


Yokum!

Sözümün, nazımın, 
ricamın, vefamın, sıfatımın, hatıralarımın..kısacası 
insanlığımın geçmediği 
insanda yokum..! 

Birisinin güveniliri, sırdaşı olamadıysam, yokum..! 

Söylediğim bir şeye, acaba, yalan olma ihtimali bakışlarını sezdiğim an yokum! 

Yalandan, politik davranmaktan şüphe duyulan iki yüzlü ortamlarda yokum!.. 

Menfaat üzerine devam eden ve saygı görmediğim sözde dostluklarda yokum. 

Sırrımı, dostluğumu, gönlümü, sevgimi, canımı, malımı, paramı emanet edemeyeceğim insanların dünyasında yokum!.. 



Flu

İnsan yalnız doğar ve yalnız ölüme gider. Bu ikisi arasındakiler yalnızca flu görüntüler olarak geride kalır!



20 Temmuz 2026 Pazartesi

Şiirin bittiği yerdeyim

Uzaklardan bir esinti gibi, 
Boğaza oturmuş bir yumru sanki
Ağlasam belki hafifleyecekti
Akşamın kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Güzel sevmek yetmiyor, 
İyi niyet bu dünyada görülmüyor
Adamın hası, kadının alâsı bilinmiyor
Hüznün kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Yıllarımı Rüveyda'ya verdim
Belki de heba ettim, bilemedim! 
Sayfalarca cümleler dizdim, 
Tükenişin kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 

Sevmenin ödülüymüş yalnızlık, 
Yalnızlığın ödülü Hakka yakınlık... 
Öyleyse gam yok, bu bahtiyarlık, 
Can çekişmenin kıyısında, 
Şiirin bittiği yerdeyim... 


Bu mail güldürdü

Sanki herkes işbirliği içinde anlaşmışlar, evlen de evlen! 
İyi ki az bunalıp bir dua istedik. 
Biz de biliyoruz ısmarlama gibi ve biraz da konforlu sekerat bir istediğimizi... 
İyiler gibi yaşayan iyiler gibi de iyi ölürmüş... 
En azından iyiler gibi olamadığımıza çok üzgünüz, bu da bir şeydir ve çok şeydir. 

Ama konuya ilişkin evlen diyen şu Don Kişot maili güldürdü. Çok sevimliydi. 
Bir de sosyal medyaya geri dön diyorsunuz, sonra da Muratzedeler konvansiyonel savaşı:) 

Bu sabah ki telefonda da erkek kardeşim aynı konuya getirdi lafı. "Resmi evlenmen şart değil ama bir sevgilin olsun, uzun süre tanı takıl abi" minvalli tavsiyelerde bulundu. Canım ya hem kardeş hem sırdaş, arkadaşım benim. Üzülüyor yalnızlığıma... 
Lakin bunca ısrarın ardında bazen, 
galiba herkes bu ölgün halli adamdan kurtulmak istiyor, diye iç geçirmiyor da değilim.:) 


Derin

Derin, çok derin bir hüzün bu
Ne sonbahara benzer
Ne kelimeler onu tarif eder
Ne de yaşamayan bilir

Güneşin doğmasıyla batması
Ağlamasıyla kahkahası
Sabahıyla akşamı
Hüzündendir hepsinin boyası.  

Derin, çok derin bir mevzu bu
Tahmini, tarifi labirente benzer
Aşk desem değil, değil desem değil
Bir muamma ki yürekte vurgun
Bir muamma ki çözülesi değil.





19 Temmuz 2026 Pazar

Sizden kendim için dua isteğim var!

Geçen ay akrabalarımızdan eniştemi kaybettik. Eşinden sonra geriye kalmış ve çocuklarının yanına da gitmemişti. Her cuma arar, duasını alırdım. 
Çocukları akıl edip eve kamera koymuşlar da, düştüğü yerde görüp hastaneye... Yoğun bakımda 3-4 gün kaldı ve uğurladık!.. Yalnız yaşayan insanları, yaşlıları ihmal etmeyin diye bu yazı. Hem moral bozukluğuma iç dökümü... 

İsmet Özel'in:"Hepimiz ölecek yaştayız!" vecizesini çok severim. 

Kamera ile gözetlenmeyi sevmem de istemem de. 
Hem yaşım başım, fiziki kimyam ölüm emareleri göstermiyor henüz...

Yine de... 
Siz dostlarımdan dua istirham ediyorum. 
Mekke, Medine'de ölmek büyük hâyâl... 
Bir cuma bizim camide, belki... 
İyi olurdu. 
Ya da eş-dost, kardeşler falan bir aradayken, birden bir sancı... 
Bu daha da iyi, pratik... 
Hoop gasilhaneye durumu yani! 
Evde saatlerce kokmadan!.. 

Ve mümkünse pazar günü olmasın, herkes dinleniyor, fazla uyuyor. 
Pazar sabahı gün doğarken ölmüş olsaydım, saat 13:00'de ilk wp mesajlaşması... Ooo hem de bu sıcakta 😥
Ve mümkünse ilk ya da sonbaharda yağmursuz, çamursuz bir günde olsun... 
Ve asla yoğun bakımda olmasın. 
Kimselere yük olmadan... 
Ve inşallah tebessümle... 
Biliyorum, çok ısmarlama bir ölüm... 

Ee anladınız işte! 
Bu kriterlere uygun dua istiyorum azıcık sevgisi olanlardan... 

Dibin notu: Hemen, evlen yalnız olmaz mailleri gelmezse iyi olur. 



An gelecek 20

An gelecek, 
şiirlerim, 
nefesimde, 
ah çekişlerimde, 
uzakların türküsünde 
saklı kalacak... 



Murat Mesut olmak nasıl bir şeydir?

''Bir Murat Mesut olmak nasıl  bir şeydir?
Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?''

Aslında kendimle ilgili konuşmayı sevmiyorum.
Yine de konuşmuş olacak mıyım, yazının sonunda hep birlikte göreceğiz:

Murat olmak, hüzünlü bir şarkının notaları arasında gezinmek gibidir...

Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.
Yâr kaf dağının ardında, seslensen duymaz, çağırsan gelmez.

Murat olmak, en azından soyadını Mesut kılıp, gelmeyen saadete öykünmektir!

Murat olmak, yalnız bir liman olmaktır, gelen tekneleri, gemileri geçici süre misafir edip, uğurlamaktır.

Murat olmak, ''annemin'' deyimi ile ''saf'' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
Can taşıyan her ''şeye'' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.

Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.

Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.

Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.

Murat olmak, aşk talebi ile gelenlere, ümitsiz ve eninde sonunda vazgeçip, el sallayacakları gri bir istasyon olmaktır. Tren çığlıkları arasında veda göz yaşlarıdır.

Murat olmak, şu yalan dünyada, hüzün ağacının altında bir kaç nefeslik mola verip, uzun ve çetin yolculuğa hazır olamamanın kaygılı bir merak/hesap halidir.

Murat olmak, nefs ve pişmanlık arası çizgide, günahkârlığa üzülmek, her şeyin sahibi Allah'tan ümidi asla kesmemektir.

Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...

Ve Murat olmak böyle bir ağustos ayının 9'unda güneşle birlikte yeryüzünde görünmektir.

[8 Ağustos 2019'da yayınlamışım, aramıza yeni katılanlar için.]

https://www.youtube.com/watch?v=4TX7w2eCu4c




18 Temmuz 2026 Cumartesi

Hatırsız

İşi biten hal hatır sormazmış
Dünya insanı hatırsız olurmuş
Bir kalbi bir nasılsınla okşasan
Razı olur bu kainatı Yaratan.... 






Uyu!

"Hiç yaşanmamış bir hayattan, 
gecenin dipsizliğine uzanış"
desem, haksızlık olacak...
Islak ve ıssız hüzünleri yok yere isyan ettirmenin manası yok...
Uyu!



17 Temmuz 2026 Cuma

Hissediyorum Yalnızlığını


Kapatma Gönül Pencereni... 

Kaldır Gönlüne Bağladığın Prangaları... 

Aç Kapılarını Deli Rüzgarlara... 
Korkma Sevmekten... 
Ürkme Sevilmekten... 
Hissediyorum,
Duyguların Sıcacık; 
Duygularını Terletme... 
Umutsuzluğu Umut Yaparak Bekle... 
Susma! 
Cümlelerin Dudaklarda Kalmasın, 
Kelimelerin Hayatlara Kök Salsın... 
Bu Hüzün İçindeki Karanlıkta, 
İçindeki Yalnızlıkta... 
Unutma!
Uçurtmalar Karanlıkta Uçmaz... 
İnan Bir Ömür Yetmez, 
Senden Bir Tane Daha Bulmaya... 

Sevda


(*) Son dizelerini burada saklamak istedim. MM


Sonra kızıyorsunuz!

Modern zamanlar diye adlandırılan asrımızın insanı, eski asırlara doğru geri gidildikçe insan aklının az olduğu vehmine, fikrine inandırılmıştır ki aslı yoktur. 
Algı ve manipülatif tuzaklardan sadece bir tanesidir. 

Oysa şu son yardım derneği başkanı Haluk Levent'in hem yardımseverlere, hem zengin kadınlara dair iddialar... 

Yine aynı yollarla tekrar tekrar kanan, inanıp parasını yada kuyumcusuna altınlarını, yetmedi evini satıp parasını teslim eden insan haberlerinin hiç bitmemiş olması... 

En ibretlik ve sürekli güncel olanıysa: "Adınız terör örgütü hesaplarına karışmış. Ne ka altın ve paranız varsa bize verin, sonra şaparız!" diye yıllardır sonu gelmeyen soygun yöntemine profların bile kanmasıdır. 

Rusya'nın 5.yılına giren Ukrayna istilasıyla süren ahmak savaş... 

Bir süper devletin başında, bir dediği bir dediğini tutmayan dengesiz bir liderin siyonizm istiyor diye İran'a saldırısı...Başka ülkelerin kaynaklarına gözgöre göre çökme arzusunu dillendirmesi... 

Caddelerde, trafikte, basit şeylerden kavgalara hatta cinayetlere... 
Örnekler bitmez... 

İnsan aklı, akıl olmaktan çıkmış durumda... 
Muhakeme, idrak, selim akıl, duru akıl çok az insanda, az miktarda var. 
Kalıplaşmış fikirler... 
Kandırılmış nesiller... 
Zorbalığı yöntem bilmişler... 

Zor zamanlara kaldık ve bu zor zamanı zombileşmiş akılsızların tüm dünyada çoğalmaya başladığı anormal bir vasatta yaşamak zorunda olmanın vermiş olduğu tedirginlik içindeyiz. 

Sonra "hayırlısıyla bir öleydik" deyince de kızıyorsunuz... 


16 Temmuz 2026 Perşembe

14 Temmuz 2026 Salı

Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam

"Vee lütfen yalnız kalma …
Kendinle konuşma…
 
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
 
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
 
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
 
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…

Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
 
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"

*

Eylül bakışlı adam'dan sonra  Kehribar bakışlı adam… 
Bunu da tuttum güzelmiş. 
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:) 
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan. 
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok. 
Tanıştık, tanıdık, sevdik... 
Güzel dostluklar, sohbetler... 
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada... 
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle... 
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen... 

Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi. 
MM

*

"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz! 
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim 
Onu sevmedim
Onunla küstüm 
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize 
Kaçamazsınız…"


Göğsünde uyutmadın beni (14.07.26)

Ne göğsünde uyutabildin beni,
Ne çocuk gibi sevebildim seni
İniltilerimiz şiirlere figân oldu
Gülüşlerin ruhuma şarkı...
   
   Göğsünde uyutsaydın beni,
   Şefkatimle büyütürdüm seni
   Göğsün gülistan olsaydı
   Kokunla sarhoş etseydin kalbimi

Göğsünde uyutmadın beni,
Irmaklarına kandırmadın beni,
Gecelerimiz hayallerin koluna girip
Güzel olan ne varsa alıp gitti...




Göğsünde uyut beni (23.11.23)

Göğsünde uyut beni,
Çocuk gibi sev beni,
Ninnilerin şiir olsun,
Gülüşlerin şarkı...
   Göğsünde uyut beni,
   Sözlerinle büyüt beni...
   Göğsün gülistan olsun,
   Gülistanında der beni...
Göğsünde uyut beni,
Irmaklarına kandır beni,
Geceleri uzat e mi,
Sır gibi sakla bizi...


                Besteli halinden tadımlık


13 Temmuz 2026 Pazartesi

Diken

Kavuşmak, aynı göğe bakmakmış.
Ayrılık ise, aynı yıldızın altında 
yalnız üşümek.

Rüzgâr her gelişinde 
birkaç yaprak eksiltmedi ağaçtan.

Biraz da beni aldı.
Biraz sesimi.
Biraz, adımı söylerken titreyen harfleri...

Şimdi hangi güle eğilsem, diken avucumu tanıyor...

Kanarya Banu Dağ

*
KİMSE AYNI KALMIYOR

Bir gün dost dediğin insanın avucuna bakıyorsun.
El değil.
Rüzgâr.
Tutmaya uzandığında çoktan başka bir mevsime göçmüş.
Çok geç anlıyorsun, yakınlık mesafeyle ölçülmüyormuş. 
Bazı insanlar göğüs kafesinin içinde bile gurbet.
Ben, en çok "biz" derken yalnız kaldım.
...
Çocukken hürriyeti gökyüzü sanırdım.
Büyüyünce öğrendim:
İnsan bazen kendi nefsinin boynuna taktığı tasmayı kolye diye seviyor.
...
Annem, "İlkelerini kaybetme." derdi.
Şimdi vitrinde etiketi değiştirilmiş ilkeler görüyorum.
İndirimde vicdanlar.
İki alana nice kul hakkı bedava!
...
Vefa, eski bir semtin yıkılmış çeşmesi gibi.
Suyu çekilmiş.
Önünden geçen herkes susuzluğunu başka yerde unutuyor.
Cefa ise inatçı bir sarmaşık.
Kapıyı çalmıyor.
Ah hırsız! Evin içine kadar büyüyor.
...
Eşya...
Ne tuhaf.
Bir sandalye, üzerine oturanlardan daha sadık çıktı.
Bir fincan benden daha uzun süre sakladı annemin dudak izini.
İnsanlar unutmayı öğrendi.
Eşyalar beklemeyi.
...
İnsi de gördüm.
Cinni de.
En çok da ikisinin aynı bedende oturduğu zamanlardan korktum.
Çünkü kötülük, her zaman bağırarak gelmiyor.
Bazen çok nazik konuşuyor.
...
Bir nida var içimde.
Kimse duymuyor.
Belki de kalbin sesi kulakların anlayacağı bir dil değildir.
...
Beşikle mezar arasında bize ömür dedikleri şey,
bir avuç emanetle bir avuç pişmanlığın aynı cebe konulmasından ibaret.
Ve ben,
her sabah kendimi yeniden toplamaktan yoruldum.
Akşam olunca da
eksildiğim yerleri yıldız sananlara gülümsemekten.

Kanarya Banu Dağ

*

BANA HEP SEN

Uzaklarda,kimsenin işitmediği
bir neyin makamına tutulur kalem.

Taşlara ay çarpar
revaklara rüzgâr.
Bana,
hep sen.

Sanki asırlarca buhur tüttürülmüş
eski bir dergâhın eşiğinden
ruhum geçer de
ardında ürperen bir koku kalır.

Ne adını çağırabilirim
ne yokluğunu inkâr

Dilsizim.

Kanarya Banu Dağ

*

Göç eden kuşlardan çok, yuvasını içinde taşıyan insanlar yoruyor göğü.

Hem bilmiyor musun? 
Sonbahar, o eski sonbahar değil.
Bahâne döküyor insanlardan...

Kanarya Banu Dağ

*

"Hoşçakal ey hayat, 
bütün ömürler gibi bitiyor işte bizim de ömrümüz…
Bir vedâ divanının solgun sayfalarıdır dökülen bu yapraklar…🍂"

Ahmet Telli [1946-2026]


An gelecek 19

An gelecek; 
kendimizi, 
onca özlemelerimizin, 
bizi bir kerecik bile niçin kavuşturamadığını sorgularken bulacağız... 


"Şiirinizi niçin ta gece yarısı kanala atıyorsunuz kim görecek o saatte!??"

- Yalnız blog okurlarım görse kâfi. Onların da bir kısmı Murat Mesut şiir okumamıştır diye linki kadınsal sezgilerle açmıyor:) 

12 Temmuz 2026 Pazar

Ben de sizi okumayı seviyorum.

"Sen kimsenin mola yeri ve duygusal tamirhanesi değilsin.

Kimsenin, yalnız kaldığında aklına gelen, canı sıkıldığında aradığı, hayatındaki boşluğu doldurmak için döndüğü kişi olma.

Çünkü seni gerçekten isteyen insan, sadece ihtiyacı olduğunda değil, her zaman hayatında tutmak ister.

Seni sadece kendini iyi hissetmek için hatırlayan insanlar, seni değil, senden aldıkları huzuru arıyordur.

Kemal Alimoğlu"

*

"Keşke karşılıklı bir çay kahve faslımız olabilse idi. Hatırı ne çaya ne kahveye yüklemeden..."

*.

"Takip ediyorum, her yerden ve herkesten uzaklaşmaktasınız. Kendinize ceza verdiğiniz o kadar sarih ki. Etmeyin!"

"Rüveyda rüyanıza geldi mi? Yüzünü başka kapıya dön artık dedi mi?"

*

"Bir eylül günü final... Bunu okuyunca telefonu yere çalacaktım!"

*
"Kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama Masumiyet Müzesi dizisini izlemenizi öneririm. "Bazen bırakmak gerekir!"  bu cümle orada detayıyla anlaşılıyor."

*
[Üsttekiler yayınladıktan sonra gelen:]
"Adam yönünü değiştirmiş ya işte! Son yolculuğuna hazırlık için bizi bile rehberden sildi. Önce çok sitemkârdım, artık anlayışla karşılıyorum. Selam sana dost..."

*

"Hazırlık mı? Adam gömmüş kendini:) "



11 Temmuz 2026 Cumartesi

Davetiye

Gün geldi... 
Bu akşam... 
Akraba düğününe davetliyiz... 
Gidesim yok ya... 
Bahanem hazır!? 
Murat Mesut ve ailesi diyor... 
Odaları gezdim
Bakındım
Yok! 
Ailemi bulamadım!.. 
Eh davetiye şartlarını taşımıyorum! 
Mazur görünüz... 
Anne diyecek oldum... 
Sustum... 





Senede bir gün

Yok, o sevdiğim TSM şarkılarından söz etmiyorum. 
Bu olsa olsa, ayaklarıma kara sular indi şarkısı olabilir. :) 

Bu sıcakta, bu performansa maşallah dediğinizi duyar gibiyim. 

Boşuna dememişler, çıkmayan candan ümit kesilmez diye... 
Demek ki hayata tutunacak bir, sebebim moralim olsa, dağları deleceğim. (Adam uçuşa geçti dediğinizi de duydum.:) 
Sende iş var yürü be kim tutar seni.:) 

Uygulama telefonumun en arka sayfasında, yani o derece ilgiliyim anlayın(!) Aklıma geldi, baktım da günlüğüme not edeyim dedim. 

Şöyle neticelendirdim:
12.000÷12=Aylık1000 adım. 
Tamam işte bu yılın ödemesi toptan yapılmıştır.  

Önceleri 5 bin adım diye bilimsel (!) mavalları dinlettiler. Sonra biri çıktı; " Haşa! Zinhar bu yetmez iki kata çıkarıyorum! "dedi. Bir kaç zaman sonra "20 dakika yürümek kâfidir, vücudu kalbi zorlamayın efenim" dediler 
Yakında biri de diyecek ki; kıçınızı da yırtsanız, amuda da kalksanız, bir yer gelince sağlık sorunlarınız kaçınılmaz olacak ve bir yer gelince de game over olcek. Son sporunuz, krallar/kraliçeler gibi omuzlarda taşınmak olacak, yemyeşil yakutu mercan gibi sen sultani gezi sanırken, hoop salıverecekler kabrine! 
O yüzden ah bugün yürüyüşümü yapamadım diye üzüleceğine, ah bugün Kur'an okuyamadım gibi şeylere mi üzülsen ki, bak artık yavaştan büzülüyorsun zaten 😅

*

Kentpark'ta değişiklikler varmış. Bir ara kendimi kandırabilirsem bir görmek isterim, son halini... 
Hem belli mi olur belki Rüveyda ile karşılaşırız. 
- Geliyorum doktor bey😅


Bunun farkındayım aslında

"Gazâlî, İhya’da geçmişe özlem duymanın özüne dair çok derin bir temasta bulunarak bu durumun iki büyük risk taşıdığını belirtir.

İnsan geçmişe gereğinden fazla döndüğünde, kalp yavaş yavaş bugünü kaybetmeye başlar. Ve bunun ardından iki büyük çöküş doğar:

İlki; rıza zayıflar.

İnsan fark etmeden sürekli şunu düşünmeye başlar:
“En güzel günler geride kaldı.”
“Hayat aslında o zaman güzeldi.”
“Her şeyimi geçmişte bıraktım.”

Bu düşünce masum görünür; ama içinde kaderin bugünkü hikmetine karşı sessiz bir itiraz taşır.

İkincisi ise daha tehlikelidir: İrade zayıflar.

Çünkü sürekli geçmişte yaşayan insan, bugünün sorumluluğunu taşıyamaz hâle gelir.
Yapması gerekenleri erteler, değişme gücünü kaybeder, gelecek için hayır üretecek enerjiyi yitirir.

Gazâlî bu hâli, “İnsanın geçmişi zihninde tekrar tekrar kurarak kendisini oyalaması” şeklinde anlatır. Ve bunu yalnızca bir duygu değil, nefsin ince bir oyunu olarak görür."

*

Öncelikle bunu gönderen ablama teşekkür ediyorum, bana zarif bir ikazname, mesaj... 

Yıllar önce İmamı Gazali hz. İhyau ulumiddin adlı eserinin bütün ciltlerini okuduğum halde, bu şekilde bir okuma hatırlayamasam da tespitlere elbette katılıyorum. 

Yukarıdaki söylemler, hayıflanma ve hüzün kaplı şikâyetler bizi durağan bir tembel haline getirebilir. 
Pasif, sorumluluk almadan, insanlara bir faydamız dokunmadan günleri öldürdüğümüzü zannederken, aslında kendimizin katili oluruz. 

Geçmişte hemen herkesin hataları, yanlışları olmuş olabilir. 
Onları sürekli yaşadığımız âna taşımanın zarardan başka bir anlamı yoktur. Dersimizi alıp, sayfayı çevirmesini bilmeliyiz, yoksa o geçmişin sayfaları bizi psikolojisi bozuk bir canlıya çevirir! 
Geçmişin enkazının altında kalmak, ağır yara almış olmak, bir yardım eli olmadan oradan çıkamama realitesini de gözardı edemeyiz. 

İslâm, cemaat yani sosyalleşme dinidir ve bunu tavsiyeden öte zorunlu kılar. Bunun yüzlerce örneğine kitap yazılır. Sosyalleşen insanın, moral motivasyonu canlı ve pozitif olur. (Bu konuda en çarpıcı örnek Filistin'li mazlum kardeşlerimizdir. Onca işkence, zulme ve enkazın zordan zor şartlarında, onca imkânsızlıklar içinde nasıl da moralleri kaybetmeden, onca acılara rağmen yaşama ve bilinçlerine sıkısıkıya bağlı olabiliyorlar. Cidden sosyolog/psikologlarca inceleme tez konusu.) 

Sonuç olarak insanlara karışmak yerine yalnızlığa karışan kişinin ruh yapısı zedelenir ve iyi, güzel, doğru yönde gelişim göstermesi -istisnalar dışında- mümkün olmaz 

Yukarıda geçtiği gibi kişi kendisini oyalar durur ve buna da "Bir yudum teselli"der!.. 

*

Hepten asosyal değilim. Mesela sık sık teyzem ile eniştemi ziyarete giderim. Konu döner dolaşır benim evlenmem gerektiğine... Hadi gel sosyal ol:)
Ablamla da sık sık kahve içer, sohbet ederiz, yine bir şekilde "kuzum evlensen yalnız olmaz böyle" noktasına gelir... 
Yakında Rüveyda'da rüyama gelip aynı şeyleri söylerse hiç şaşırmam. Millet beni gözden çıkardı, hatta başlarından atmak istiyor, yoksam beni artık sevmiyor musunuz falan diye gündem oluşturmam şart:) 


10 Temmuz 2026 Cuma

Sevdimseni

Sevmiştim desem, değil! 
Sevdim seni hem de te böyle bütün dil kurallarına da isyankârca:
- Sevdimseni
İki kelime birbirine sarmaşık aşeka gibi dolanmış, ayrı yazmak mümkün değil... 

Sevmiştim; yani bir zamanlar, bir dönem... 
Seviyorum; geniş zaman lakin değişebilir. Bugün seni seviyorum, yarın ne getirir bilinmez, sevmeye son verebilir, vazgeçebilirim, vazgeçebiliriz... 

Sevdimseni; geçmişten, geleceğe, bütün zaman ve fiil çekimlerinde, 14 mevsimde... Hep... 

Sevdimseni; bu sevgi artık değişmez, olan oldu...

Sevdimseni bir kere, bu ebediyen değişmez,değişemez, imkândışı... 
Ayrılık da olsa... 
Küslük de çıksa... 
Dünya da yıkılsa! 
Hiç bir bahane bunun künhünü, rengini, mihengini, nirengi noktasını değiştiremez. 
Hani fotoğraf çekmek gibi... 
Kalp çekti ve sevdimseni karesi tamam... 

Sevdimseni... 
Öyle kuvvetli, öyle derin, öyle çok... 
Tariflerden, tarihten azade... 
Hiç durmadan sevdimseni yazsam, okuyan sıkılır, yazan her yazışında ruh ikliminden yeni bir duygu devşirir... 

Sevdimseni... 
Geçmişime de 
Kalan ömrüme de 
Dolu dolu bir mahrumiyet ve mahzunlukla... 
Sessiz bir avazın eşiğine oturmuş masumlukla... 
Sevdimseni... 
Sevdimseni... 
Öyle böyle değil... 

Sevdimseni
Boş bir kalple geçip gitmiyorum dünyadan... 


Sen sem

Senden gayrı ne varsa sem imiş... 
Sen şifasın, sem zehir imiş... 
Senin nazarında eriyen bir şem olsaydım. 
Senin keremin beni Seninle eylesin... 




 

9 Temmuz 2026 Perşembe

Yeniden başlayamıyorum

yeniden başlayamıyorum
bıraktığın yerdeyim hâlâ
sendeliyor sendeliyor
kalkamıyorum bir daha

yeniden başlayamıyorum
hayata tutunamıyorum
tuttuğum elini arıyorum
o sıcaklık soğumadı daha

yeniden başlayamıyorum
başlamak da istemiyorum
sen gittin 
gittiğin noktada film koptu
yaşamak istemiyorum daha




Nasipse sezon finali yerine bir eylül günü 
final yaparız. Sıkıldım yıllardır kendimin tekrarından... 


8 Temmuz 2026 Çarşamba

Onlardan özür diliyorum!

Dün sevdiklerime çok ayıp ettim! Bana hiç yakışmazdı ama yaptım... 
İki elin parmakları kadar yoktular oysa...Sosyal medyadan kitabım sebebiyle vardık. 
Rehberimden sileceğimi söyleyip onları da üzdüm. 
Nasılsa bir gün ayrılacağız deyip, o gün bugün olsun dedim. 
Neler geçtiyse aklımdan, dün yine veda zincirime halkalar ekledim kıymetli... 
Dün zor günlerimden bir gündü galiba... 
Dün hayattan, bugünkünden fazla sıkılmıştım... 
Dün hayatın içinde bugünkünden fazla sıkışmıştım...
Üzgünüm...


Herkes gittiğinde

Kendi nefesini dinleyeceksin
Herkes gittiğinde... 
Kendin söyleyip kendin dinleyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Belki bir pişmanlık yankılanacak  duvarlardan! 
Belki bir isim dolanacak diline;
Ona güvenilirdi, o iyi biriydi diyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Kendinle hesaplaşacaksın
Herkes gittiğinde... 
Savcı da sen hakim de sen, 
Geçmişi susturamayacaksın! 
Hükümlerden hüküm seçeceksin
Herkes gittiğinde... 

Yalnızlığın uğultusu karışacak, hıçkırıklarına, 
Delişmen günlerin gelecek aklına, 
Gençliğin tebessüm edecek, 
Tozlu albümlerden
Günler çok uzun, 
Geceler sağanak olacak, 
Herkes gittiğinde... 

Herkes gittiğinde
Sen de gitmiş olmayı dileyeceksin... 




7 Temmuz 2026 Salı

Zayiat

Hayatı karşıdan karşıya geçmek için 
Bir kere teşebbüs ettim. 
Hatta yarıyı da geçtim.
Sonra geri çevrildim!.. 
Bir daha da ne aynı gücüm, 
Ne de aynı cesaretim olamadı... 
Artık korkak benim, aptal benim, 
Ziyan bir hikayenin zayiatı benim!.. 




Bir akşamüstü kadar

Ben bir mucize istemedim.

İnsanlar, bir akşamüstü kadar gerçek olsa yeterdi.

İnanmak; bir tırtılın müstakbel kanatlarına inanmak
ve inanmak aşka...

Hem inanmak, içindeki boş sandalyeyi ömrün boyunca kimseye vermemektir...

Kanarya Banu Dağ

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Yaşamın kendisi

Belki de kopan yapraklar, 
gittikleri yerlerde, 
ayrılıkların, 
yaşamın ta kendisi olduğunun 
idrakine varmışlardır... 





Kendime ceza benim

Kimsesizsem
Tercihen 
Ve mecburen
Kendime ceza benim

Sessizsem
Belirsizsem
Gitmediysem
Kendime ceza benim

Sensizsem
Bitiksem
Yenilmişsem
Kendime ceza benim

Kimsesizsem
Sessizsem
Sensizsem
Özlemekten ölmüşsem
Kendime ceza benim
Kendime ceza benim




Neden genelde kadın vokal tercih ediyorum, erkek vokallerde çok erkek olmayan bir ses rengi bana itici geliyor ve kadınlar daha duyarak okuyorlar, yz olsa bile:) 


5 Temmuz 2026 Pazar

Pazar ruhum

İyi bir edebiyatçı olmayabilirim. Edebiyatı sevmekliğim bana yetiyor. 

"Kendimden kendime, kendimce..."
"Bir yudum teselli"
"Hüznümün kırıntıları"

 Buraya aldığım özlü sözün derinliğine bakar mısınız? 

Sürekli Rüveyda dediğime bakılırsa, yukarıdaki çiçek örneğinden yola çıkarak, beğenme evresini aşalı nice yıllar oldu...
Sevmek öyle bir şey ki, 
Kalemin, kelamın sussa da kalbin asla... 


Son günümde de

Ben seni
Bir gün
Kavuşuruz diye mi sevdim? 
Şimdi ayrı yollara düştük diye
Sana verdiklerimi, 
Senden aldıklarımı
Yok sayıp, 
Ufka mı çalayım? 
Ben seni
Bir gün 
Kavuşuruz diye sevmedim? 
Kalbime uyan elbisemdin, 
Kuşandım ve kuş oldum... 
Artık bütün lakırtılar aşağıda, 
Kanatlarımın çok altında
Ben seni sevdim ve
Çok güzel sevdim
Son günümde de seveceğim... 





4 Temmuz 2026 Cumartesi

Neler iyi gelmiyor listesi yapsam

Kendimle bolca zaman geçiriyorum ya kendime yazılı sorayım dedim, sana neler iyi gelmiyor? Atlamadan, saklamadan, baştan savmadan başla:

• Müziğin her türü, isterse güftesiz melodi olsun... Hüznümü sanki bir tencere içinde kepçeyle karıştırıp duruyor. Müzikten vazgeç deme, geçemem! 

• Arada denk geldiğim bir film repliği, müzik yerine, filmlere, dizilere bu yüzden geçemem... 

• Yine denk geldiğim aforizma denilen özlü sözler... Kalbe nişan almış ok gibi canımı acıtanlar ya da ilham olanları var, film replikleri gibi... 

• Gazze'den görüntüler. Bana iyi gelmiyor diye, kanal değiştirmem. Onlarla bütünleşirim, utanırım. 
İyi bir ziyafete bu sebeple aşırı ısrarla götürülmedikçe gitmem. Uzun uzun duş keyfi, masaj düğmelerini kullanmam. Terasta mangalı 1 konu komşu hakkı, 2 kediler 3 Gazze'liler için uzun zamandır yapmıyorum. 

• Dün annemin yazın örtündüğü pembe pikesini elime aldım. Yok böyle bir şey. O nasıl güzel bir koku. Annem parfüm kullanmaz pek de hazzetmezdi. Kokulu yumuşatıcı kullanmayız. Bu apayrı bir anne kokusu. Dün gece onu örtündüm. Yıkamadan kokusu odama ruhuma sinsin istedim. 

• İnsanlarla tartışmak da bana iyi gelmeyen şeyler arasında, haklı da olsam, iddia edilen şeyi kazansam da böyle... 

• Sözünü tutmayanlar, yalancılar, kişiliğime ve fukara kalemime değer vermediği aslında çok belli olanlar...Vefasız nankörler de bana iyi gelmez. Kime iyi gelir ki der yine de vefasızlığımızı mesela görmezden geliriz. 

• Cuma günleri cemaatin cahil, adapsız, kural bilmez tanımaz halleri. Pardon onlar cemaat değil, cemiyet! İkisi arasında kıtalarca fark var. Bazen havadurumunu bahane edip gitmediğim oluyor. 

• Acaba yazmak... 
Ruhuma gerçekten terapi mi yoksa yazarken hüznüm daha mı çok tazeleniyor? 
İç dökümü mü, iç çöküşü mü? 
Bir psikolog varsa okurlarım arasında bunu cevaplarsa memnun oluruz. 

• Eminim dışarı çıkmadığım günler de -ki çıkmamak için hep bir bahane buluyorum- bana iyi gelmiyor. Apartmanın içinde, dairede, dairenin içinde odada, odanın içinde ruhumda... 

Aman! Bu kadarla bırakıyorum yazımı. İçim darlandı. Bir kahve ile Suno'daki yeni ürünüm Son günümde de'yi bir dinleyeyim. Bakayım dinlenecek gibi mi? Yazdım da burada henüz yayınlamadım... 

*

"Hep aynı yolda yürümek iyi gelmiyorsa hatta içten içe size zarar veriyorsa, bazen rotayı değiştirmek gerekir. Farklı kişiler, farklı işler, belki de yeni bir hayat. Size zarar verdiğini düşündüğünüz şeyler her neyse uzaklaşmayı deneyin."

*

Düğün davetiyesi gelmiş. 
Murat Mesut ve ailesi... 
Ailesi
Aile!? 
Murat Mesut ve gölgesi olmalıydı, bak buna iyi bir kahkaha giderdi:) 


Düşündüm!

Murat güzel yazılmış, elim yatkındır, az zaman ayırsam o tarzda yazabilirim. Ne de olsa karikatür ve rapido kalem geçmişim de var:) Teşekkürler. 

Bu yüzük baş harfi M ile başlayan bir hanımefendiye ait olmalı. 🤭   

*

Seni dinlemek, 
Bazen bir melodi, 
Bazen ders dolu bir hikâye, 
Bazen nesir/ şiir... 
Seni dinlemek dinlenmektir. 
Sevmektir, sevilmektir. 
Güzelliktir... 
Kitap okumak, sayfalar arasında düşlemektir. 
Seni dinlemek, hayatı öğrenmektir... 
Seni dinlemek, hayata yenilmemektir. 
Seni dinlemek yenilenmektir... 

🌹

Düşündüm:
Facebook'ta profil yerine sayfa açmak yeniden başa sarmak gibi geliyor bana. Yine de kararsızım, o bencilsiniz ithamı dokundu!.. 
Sizden gelen, facede sayfa açsanız temalı kısmı sehven silmiş bulundum, özür diliyorum. 
Teşekkürler. 


3 Temmuz 2026 Cuma

Hayat hiç ilerlemiyordu...

Kuş koşarak sessizce uzaklaştı, 
Kedi onca kanat çırptı, yakalayamadı! 
Kuş: "Eskiden uçardım şimdi kanatlarım işe yaramıyor!" dedi
Kedi; "bu kanatlar yüzünden bir sıçrayışta kuşu yakalayamadım!" diye söylendi. 
Kadın kendisine zulm eden oğluna lanetler etti. "Baban ölmese sen bana bu hadsizliği hakareti yapamazdın!" dedi. 
Üst mahalledeki hastane de 2.kez tüp bebek denemesi için gergin bekleyiş sürmekteydi. Yan koktuklarda hiç susmayan çocuk can sıkıcıydı! 
Hiç bir hizmeti görülmeyen belediye, hiç göze/söze batmazken, sürekli hizmette çeşitlilik arz eden belediye başkanı eleştirilmekten usanç içindeydi... 
Aşık olduğu kadın evlenmiş belki de çocuğu olmuştu, adam, kendisini bir kitabın içinde, satırlar arası başrol sanmaya devam ediyordu, çıksa, kırılmış akvaryumunu kaybeden balık misali öleceğini biliyordu.. 
Annesini kaybettikten sonra, kaybolmaktan inancı onu koruyordu. Zaman güç de olsa geçiyordu da hayat hiç ilerlemiyordu... 

*

Bu ayın son günü annem ölecek! [2025]