15 Haziran 2026 Pazartesi

Menekşe mendilim düşe!

Menekşe mendilim düşe, 
Bizden size kim düşe!? 

Durduk yerde bu çocukluk oyunu geldi aklıma. 
Hoşlandığımız kız karşı taraftaysa kenetlenmiş elleri kuvvet verip açar ve onu alır giderdik, (en azından ben öyle yapardım, onbeş yirmi adım oyun gereği elinden tutup götürmek de işin ödül kısmı) Sonraları sevdiğim, kız, bir kitabın sayfaları arasında Rüveyda oldu ve o satırlardan çıkıp elini elime veremedi... 

İyi de bunu anlatmak için yazmamıştım ki bunu... 

Menekşe mendilim düşe, 
Bizden size kim düşe!? 

Dünyadan gitmek için sıramızı bekliyoruz ya! Tabii çoğunluk beklemiyor, aklına bile getirmiyor! 

Aklıma sevdiklerim geldi... 

Menekşe mendilim düşe, 
Bizden size kim düşe!? 

Sıra hangimizde anlamında bu canım oyuna başka bir anlam yüklemiş oldum... (Çok oynadığım bir oyun da değildi zaten.) 
Büyüyünce hayat oyunu hepsini bastırdı... 



Ahmet Hakan ve siz

Yukarıdaki satırlar Ahmet Hakan'ın makalesinden. 

Şarkının hikâyesine bakmadan bile sezgisel olarak, henüz samimiyetten önce gelen bir duygu, platonik aşk için çakan anlık bir şimşek olduğunu anlamamış olması, aslan burcu adına şaşırtıcı! 

Mustafa Nafiz Irmak bu şiiri, İstanbul Kadıköy'de bir bahar akşamı rastladığı ve ilk görüşte hayran kaldığı bir hanımefendi için yazmış. Selâhattin Pınar da nihavend makamında bestelemiş.  

*

İnsanın babasına saygılı olmak için siz demesini ise katiyyen onaylayamam ve bana samimiyetsiz gelir. 

Siz şahıs zamiri her zaman saygının ifade biçimi olmaz! 
Mesela biz dua ederken Allah'a hiç bir zaman haşa "siz" diye hitap etmeyiz. Keza Peygambere de... 
Bu makamda siz zamiri mesafeli olmayı değil, uzaklığı, soğukluğu davet eder. 

Aynen bunun gibi, pekala babamıza sen diyerek çok saygılı, ölçülü olurken, samimiyetle içimizi de dökebiliriz... 

*

A.Hakan gibi yazayım:
- Ne yani, nazik bir beyefendi 
daha adını bile bilmediği güzel bir kadından hoşlanıp ve ona pattadanak sen diye mi hitap etmeliydi. Kaldı ki zaten kadına direkt hitap, diyalog yok! 
Adam sevgi ve hürmet dolu hislerle şiir yazmış siz diye ve bundan sebep çok da güzel zarif bir şarkı dokunmuş. 

Belli ki İranlı şair ve ressam Sohrab Sepehri’nin:
"Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa 'siz' diyordu." dizeleri de aklına gelmemiş. 

(X'te mixte Ahmet Hakan'ı takip edeniniz varsa bu yazımı pas edebilirsiniz.) 




14 Haziran 2026 Pazar

An'da bir pazar saati



Bugünkü kahvemi şimdi yudumluyorum... Fondaki müzik beni öldürecek kadar etkili... Yine yeniden dinliyorum, yeterince kanatmadı henüz! 

Anne! 
Bugün dünden çok özledim seni... 

Oldum olası sevemedim şu pazar günlerini... 




Aşk üzerine gelen bir mail

"Acaba aptal aşık söz öbeği
Buradan mı gelmiştir🤔🙄
Mantıklı düşünme yetisini kaybetme
Hatalarını ve kusurlarını görmezden gelme…
Mutlu etmek için sınırlarından ödün verme
Odak noktasını ona çevirme…
Etrafında olan diğer kişilere kayıtsız kalma..
Evet evet muhakkak öyle
Başka bir izahı yok bunun..

O yüzden demek ki bitince ilişki sudan çıkmış balığa dönüyor insan…
Yeni bir heyecana kadar…
Ben böyle kalanı da görmedim
Hele ki günümüzde..
Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..
Zaman ve mekan doğrultusunda
Haa bir de yaşanmış tecrübeyle…"

*

Diyerek yukarıdaki görseli de eklemiş sevgili okurum. Kendisine çok teşekkür ediyorum. 

"Nice büyük aşkların daha büyük aşklara yerini bıraktığına şahidim..."

Hemen bu cümleye bir şerh düşeyim; demek ki büyük aşk değilmiş ki büyük aşka yerini bırakmış! 

Belki de her aşk, aşk olması hasebiyle büyüktür... 
Belki de aşklar da mevsimler gibidir, ayları çok olan mevsimler gibi... 
Belki de her aşk, gelir kalbe rengini bırakıp gider! 
Belki de her aşk aynı format ve normdadır. Bizim onu yaşama şeklimiz, kişiliğimizle orantılı farklı farklıdır... 
Aşk konusu, insan var oldukça güncelliğini kaybetmeyecektir. Eskiler aşk konusunda konuşup yazmayı severlerdi. Aşağıdaki fikre  katılmıyorum ama üstteki görselde yazılanların gerçeklik payı ve üzerinde düşünülmeye değer olsa da tartışılıcak noktalar olabilir. 

Dosto açık açık Murat Mesut'a aptal demiş! Eyvallah kabulümdür... 






13 Haziran 2026 Cumartesi

Akşam pencelerimde

Yine seslerin usul usul çekilmeye başladığı demler... 
Şairlere yeni dizeler, 
Anlamın içinde saklı olanı gözleyenlere yeni renkler... 
Akşam pencerelerimde, 
Akşam derinlerimde... 
Gülmüşüm ağlamışım kime ne... 
Yine akşamın pencereme dizilmeye başladığı demler... 
Yine akşamı gece ile yeni bir cenk bekler!.. 


Asıl aşık adam sınanır

"Belli, senin şiir falan okuduğun yok. Eğer şiir okusaydın bilirdin ki aşık adam sınanmaz." (Beş Şehir)

*
Yani aşık adam zaten kaç sınanmayı geçmiş adamdır diyor... 
Aşık adam sınanmaktan çekinmez... 
Bilir ki aşk başlıbaşına büyük bir sınama...
Aşığın her ânı, kulakların duymadığı şiirlerden bir dize... 
Ve yine bilir ki, 
Ayrılıklar içinde hasrete mahkum olunsa da aşk zaten böyle bir şey... 

*
İnsanla insan arasında aşk, aşkı mecaz... 
Eskiden hiç aşık olmamışları dergaha talebe kabul etmeyen tekkeler varmış. 
Aşkı mecazı tat ki, aşkı hakiki için gönlün önden kavrulmuş olsun. Duyguları canlı insanın, kalbinin ölmediğine işaret bu hal, aşkı yaratana yol aramada kabiliyetli, meşrep ve mertebe sahibi olsun... 

*

Aşık adam niçin sınanmasın? Bilakis aşığın sınanması "ahsenül kasas" olarak evveliyetle hoş olur. Aşık sınanır, kuyulardan, dünya zindanlarına, cemalden, parmaklardan akan kana...Fetretül vahiyden, kolkola girmiş Sevr ve Hira'da damağa dayanan sırlarla akıtılan gözyaşlarında... 
Bilakis aşıklar özel bir sınama ile sınanırlar. 
Gecenin sessizliğinde ah çekişlerini bir duyan vardır. Gönüldeki dualarını melek bilmez, şeytan gafilken, bir icabet eden vardır. 
İsmali bir teslimiyete lebbeyk diyen bir Hz. İbrahim'in kanları aşkın rengi olmasa kolay bir sınav mıdır canı Canana kurban vermek... 

Hz. Eyüp peygamberde aşkı hakiki olmasa onca zorlu sınamadan biiznillah muzaffer çıkabilir miydi... 

Hz.Veysel Karani'nin eşikteki miski amber kokusu, Uhud'daki şehid edilmiş dişe feda edilen dişler aşk değilse nedir? 

Bu meydanda söz bitmez, ruh doymaz. Ne yazan ne okuyan derununa varamaz... 


(*) Geçen gece ilk yıldız yani paragrafta yayınlayıp sonra hemen geri almıştım. Bu gece birden ilave yazasım geldi. Sahi yaşadıklarımızın ne kadarı bizim irademizin eseri? 





12 Haziran 2026 Cuma

Yazmak üzerine

"Öyle zamanlar oldu ki varlıklarını, uydurdukları şeylerin arkasına gizleyebildikleri için bütün yazarları kıskandım."
Margit Schreiner / İnsan doğası

Bendenizi yazardan sayarlar mı bilmem ama şöyle bir geriye dönüp baktığımda, varlığımı yazdıklarımın arkasına, arasına gizlemedim. En azından böyle bir amacım hiç olmadı. Zaten sade, duru, basit cümleleri olan biri istese de saklanamaz... 
Günlük hayatımda nasıl politik, stratejik olmadım ve böyle olmaktan uzak durduysam, yazarken de kalbim kalemimin ucundaydı... 
İnanmadığım hiç bir şeyi yazmadım. 
Kelimeler canlıdır. 
Yazarken onlara ne kadar ruh katabiliyorsak, o kadar uzun ömürlü olurlar... 
Kendimi saklama maharetim olmadığı için, pek çok şeyi ya yazamadım ya da yazmışken sildim siz okuyamadınız... 
Onlardan biri de tadamadığım babalık duygusu idi, diyerek noktalayayım... 

  

11 Haziran 2026 Perşembe

Bir kalp bir kere mi sever?

"Ben de hiçbir dizi izlemem yalnız bu diziye en başlarında bakıyordum..
İlgimi çekmişti
Sonraları takip etmedim
Çünkü televizyon izleme alışkanlığım yok…
Bu gece açacağım tuttu bu kanal karşımda, final…
Salya sümük oldum…

“Bir kalp bir kere sever”

Offff dedim…

Sizi gördüm…!

............ 
Kendime, saygı duruşuna geç dedim …

Ne seven unutur ne sevilen unutturur ..

Her şey bütünüyle güzel yaşanmalı…
Ama karşılıklı…!"

*
"Bir kalp bir kere sever”
Hangi anlamda söylenmiştir? 
Gerçekten bir kalp birden fazla sevemez mi? 
Bir kere mi aşık olur, diğer sevmeler aşkın rengine boyanamaz mı, niçin? 
Bu tespit, kalbe sınır koymak değil midir? 
Ve kalp o sınırı tanır mı? 
Aşk bir kere, sevmeler bin kere mantalitesi ne derece doğru? 
İnsan 10 yıl önce aşık olduğu gibi yine yeni yeniden aşık olamaz mı? 
Sorular çoğaltılabilir! 
Tanık sizin hakim bey!.. 
         (Mail gelirse buraya eklerim.) 

*

"Aşk, Murat Mesut kalbine sahip olmakmış... "

*

"Siz sordunuz da cevabını bildiniz mi?
Kalp bir kere mi sever…
Yoksa kalbiniz büyük herkese yer var mı ?"

*
"Ah üstadım, şimdi Facebook'ta olsanız, yorumlarda hem bir şeyler öğrenirdik hem de çarşı şenlenirdi:)"

[ - Oradaki dostlara selam ve sevgiler. MM]

*
"Aşk, Murat Mesut kalbine sahip olmakmış... "
Ne diyosunuz.!
Olmuş yani."

[ - Ben, Murat Mesut gibi bir kalbe sahip olmakmış, şeklinde anlamıştım. İlle bir muziplik yapacaksınız yani:) MM]

*

Şarkı dinleme, dizi izleme, kendini de çok dinleme!

"Çünkü bazı adamların kaderi sevdiklerine kavuşmak değil, onların mutluluklarını uzaktan seyretmektir."
(Bir diziden) 

*

"Her nakışta o mânâ..."

*

Dün ilk defa annemden sonra çok sevdiğim asker arkadaşım bir mevzu üzerine telefonda bana: "Ya sen safsın, hatta aptalsın! Dünya senin kalbin gibi dönmüyor!" demesin mi...(Hani şu evdeki tadilatla ilgili konu) 

Anneciğim "saf oğlum benim, herkesi kendin gibi sanıyorsun" derdi... 
Tabii söylemeyip, öyle bakan, düşünenler de var, biliyorum... (Demek ki o kadarda saf değilim.)) 
Bu iyi niyetime rağmen, art niyetli bir olayın içyüzü, -bilmem gerekiyorsa- ben araştırmadan kendiliğinden önüme düşmüştür. Yine öyle oldu Metin çavuşum... 

Konumuz bu değildi... 
Zihin dağınık olunca... 


Bu gece dizi izleyeceğim tuttu! 
Diziden alıntıladığım aforizma... 
Niçin bazı adamların kaderi ya da seçimi öyle, sorusu burada böylece dağınık kalsın. Toplamak güç ister... 
Yorgunum ve seni çok özledik anne... 


10 Haziran 2026 Çarşamba

Yağmurdan Sonra Değil

Yağmur, göğün en eski mektubudur.
Her damla, toprağın alnına düşen bir hasret harfi.

Ben seni, dağın omzunda yıllarca susmuş kar gibi bekledim.
Ne güneş eritebildi beni, ne de kış unutabildi ismimi.
Bir çığ koptu sonra içimde.
Sessizliğin bile ağırlığı vardır, öğrendim.
Bazı ayrılıklar bağırmaz,
Dağları yerinden oynatır...

Lotus, çamurun utancını taşımadan açtı yüzünü.
Bana da öğretti:
Kirden doğan her güzellik,
Kirle tarif edilmez...

Denizin koynunda bir sedef,
Yabancı bir kum tanesini yıllarca incite incite
İnciye çevirdi.
Acının en zarif ismiydi sabır.

Dinle beni!
Yağmur toprağa nasıl kavuşursa,
Nehir denizi nasıl bulursa,
Rüzgâr yuvasını dağların sessiz omzunda nasıl ararsa,
Ben de seni öyle bekledim.
Şimdi biliyorum
Vuslat, iki yol ve iki kolun birleşmesi değildir yalnız.
Vuslat, insanın içindeki gurbeti
Can alıcı tek bakışla susturabilmesidir.

Gel...
Bir damla ol bulutumdan,
Bir tomurcuk ol çamurumdan,
Bir inci ol sedefimde,
Bir kar ol doruğumda.
Ben seni sevmeyi değil
Sende mevsim olmayı diledim...

Şâyet bir gün bütün çiçekler susarsa,
Yağmurlar yönünü şaşırır,
Dağlar karını unutur,
Deniz sedefini kaybederse...
Ben yine senin nöbetinde olacağım.
Şafağa yazılmaz bazı takvimler.
Onlar toprağın yağmuru beklediği kadar kadim,
İncinin sedefe emanet edildiği kadar sessiz,
Lotusun sabaha açıldığı kadar vakurdur...

Kanarya Banu Dağ


9 Haziran 2026 Salı

Usta beklerken an'da ruh halim

"Ne hasta bekler sabahı 
Ne taze ölüyü mezar..."benim ustayı beklediğim kadar... 

*

Sevgili Rüveyda, 
Senin gidişinin, pardon gelemeyişinin ardından yollara bakmak için, yeni bir teselli, yeni bir sebep doğdu; 
- Söz verip verip gelmeyen ustalar! 
Yok anacığım, bunlara ağıtlar da yaksan, yollarına gül de (para) döksen çare yok, diğer iş bağlantılarını kaçırmamak için ne fırıldaklıklar ne dansözlükler... 
Uzun metrajlı iş ve bekleme olsa evliyadan olur insan sabrıyla! 

*

Sevgili Rüveyda,
Artık terasa şarkılarla sümük yapmağa çıkmıyorum! O, anneme belli etmemek içindi... Çamaşır çoksa çıkıyorum, bir de arada yerleri yıkamaya... 
Zaten senfoniler öldürmedi, sürekli bir can çekiş... 


Artık söylenecek söz kalmadığında

Artık söylenecek söz, görülecek şehir kalmadığında... 
Bir akşam güneşi vefalıdır, bir de saba rüzgarı... 





8 Haziran 2026 Pazartesi

Dua

Duamız; kalbimizi besleyen o mahut, mazlum, mazbut hüznün kurumasına meydan vermeden, şu fanilikten ötelere geçebilmek... 





Yangınımız

Biz seninle yalnızca tanış mı olduk Rüveyda? 
Birbirimizi hiç mi tanıyamadık? 
Bildik ama anlayamadık mı? 
Belki sevgimizin harcı böyle karıldı... 
Belki de bu yüzden yangınımız hiç sönmüyor Rüveyda... 



Rüveyda'nın Murat'ı...

Gelecek olanı herkes sever... 
Gelmeyecek olanı kim sever!? 


7 Haziran 2026 Pazar

Ramak vardı!

Ondan sebep sendelemiştim! 
Düşüşüme ramak varken, 
Sen tuttun kalbimden
Allah'ım... 
             "Rabbi lâ terzerni"


Ağyar duysa!

Ara sıra evde kendi kendimi güldürüp, bu gülüşlerime de ayrıca tebessüm ettiğimi yazmıştım! 

Bir de bir kımıltıda, bir tınıda, bir makamda kendimi ağlatışlarım var ki ağyar duysa, ortak olmaya koşar gelirdi... 




İyi de doktor!

Ünlü pantomim ustası J. Grimaldi melankoli şikâyetiyle doktora gider. Doktor onun kim olduğunu bilmeden:
"-Londra'ya Grimaldi isimli bir palyaço geldi onu izle, umarım sana o iyi gelecektir." deyince; Grimaldi şaşkın: 
"- İyi de doktor, o palyaço benim!"der... 

Eski bir deyimimiz vardır:
" Himmete muhtaç dede, gayri kime himmet ede!"
Dedenin adı da Himmet miymiş yoksa:) 
Trajik bir olayı komediye, trajikomik duruma mı çevirmeyi denedin, boşuna çaba... 
Daha yazarken kaleminin burnu titremiştir yukarıdaki hadiseye... 

Belki de dışı seni yakar, içi beni diyerek doktorun yanından ayrılmıştır. Halbuki ben o pantomim ustasından daha marifetli bile olabiliyorum. Nasıl mı, evde kendi kendimle konuşurken kendime öyle şeyler söylüyorum ki, ciddi kahkaha atıyorum. Biri kapıyı dinlese ve  telefonla konuşmadığımı da fark etse, yazık oldu bizim Murat'a der ve panikle kapıyı çalardı iyi misin diye:) 

Sonuç: Birileri Rüveyda'm olmak istedi. Bir kitabın içinde hayali bir karakter...
O hayalin içinde, kocaman bir kimsesizlik, mahrumiyet ve sessizlik... 

İyi de doktor, ben bana şifa olmaktan yoruldum... 



6 Haziran 2026 Cumartesi

Artık biliyoruz hanımefendi

"Çakırcalı Emine ?
Ünlü Ege efesi Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesi değildir. Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesinin adı Hatice'dir. 

Tarihi kayıtlarda ,kaynaklarda "Çakırcalı Emine" adında bilinen bir kişi geçmiyor.

Muhtemelen bunlardan biriyle karıştırıyorsun:

● Hatice: 
Çakırcalı Mehmet Efe'nin annesi. Babası zaptiyelerce öldürüldükten sonra, Hasan Çavuş'un köyü basıp Hatice'ye ve akrabalarına işkence yapması Çakırcalı'nın dağa çıkma sebeplerinden biriydi.

● Çakırcalı Mehmet Efe: 1872 Ödemiş doğumlu, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış en ünlü efelerden biri. 
"İzmir'in Kavakları" türküsü onun için yakılmıştır. 

Eğer farklı bir "Çakırcalı Emine" karakterini ima ediyorsan ;
biraz daha detay verirsen ona göre tarihi yeniden yazsınlar .

Olanı olmayanıyla , hayali karakterlerinle , kaldığın gibisin."

😅

Evde tadilat bir yandan, böyle sinirlenmiş sempatik mailler bir yandan. Bunu okurken güldüğümü usta gördü mü bilmiyorum.

Konumuzun püf noktası ise son paragrafta..
İzmir'in efelerini, destansı hikayelerini bilmeyen bile kulaktan duymuştur. Ünlü efelerden biri de Çakırcalı ya da Çakıcı Mehmet efedir. 
Önceki yazımda ona atıfla Çakırcalı Emine mi Zeynep mi ne...öyle yazmıştım.:) 
Okur, cehaletimden yakalamış olmanın zafer narasıyla haykırır:

"-Olanı olmayanıyla, hayali karakterlerinle, kaldığın gibisin." 
Yani kişileri karıştırdığımı ve aslında kaldığın gibisin son darbesiyle mailden cevap verip uzatacağımı düşünmüş olabilir. (Rüveyda'ma kalmak tarifsiz güzel bu arada) 

Oysa bakış açımız farklı. 
Çakırcalı olmak bir lakap, handiyse kavramsallaşmış bir mit gibi, hafsalamızda önemli bir şeyi remz eder... 
Çakırcalı'nın yiğitliğinin yanında, haksızlığa karşı cesur duruşunu, biraz da kabadayıvari cengaverliği söz konusudur. Çakıcalı eşittir bu saydıklarımız. 

Belki şimdi her yazımda kalemime hınçla saldıran zatı muhterem okur, Çakırcalı Emine'den kastımı anlamış mıdır, pek emin değilim. :) 
Emin olduğumsa, hem her yazıma burun kıvırır gibi üstenci bir bakışla sevimli tenkitler yazıp, hem de okumaktan, takipten geri duramıyor olmak. 
İyi ki varsınız Çakırcalı hanımefendi 🤭

Not: Çakırcalı Mehmet efenin annesi değilsiniz biliyoruz artık. 😅
Teşekkürler. 




Kargalar duysa!

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı."
Martin Heidegger

Bu tanımdan bir Rüveyda yazısı işten bile değildi... 
Bu fukara Alman felsefeci, insanı dünyaya tesadüfen atılmış zannedenlerden! 
Gerçek şu ki İslâmın olmadığı her fikir her felsefe sakat/ eksik olmaya mahkumdur. Heidegger üzerinden bana gönderme yapan okur, onun yalnızca bu avanak teorisini bilse, bizden birini seçerdi belki... 

Düşünsenize böylesine muazzam bir galaksiler halkasının içinde bir galakside (Samanyolu) muhteşem bir dünya içinde yer alacaksınız ve bu sadece tesadüfen buraya atılmak için olacak. Şimdi pencereyi açsam sabahın kargalarına bunu söylesem gülmekten bütün sokağı uyandırırlar! Hatta derler ki: "Cevizin çok faydalı bir şey olduğunu bildiğimiz için onu ağaçtan alıp yüksek bir yerden aşağıya atarak kırıp, içini yememiz de tesadüfen atmamızdan (!) 

"Noksanlık şu demektir;
birbirine ait olanın
henüz bir arada olmayışı." Yanlış demiyorum, eksik, sathi, yetersiz bir tanım. Etrafını cami, ağyarını mani değil... Aşk üzerine edebiyat yapsak nemo problemo... 
Başka bir felsefeci de çıkar buna noksanlık değil, farkı farkındalık diyebilir mesela... 

Noksanlık, aynı hislerde olamayıştır. 
Aynı hislerde birleşemeyiştir. 
Noksanlık, senin hislerinin karşılığının onda olmayışıdır. 
Noksanlık, Allah ilminden, Allah'tan cahil, gafil olarak uzağına düşmektir. ( Heiderger teoloji ile de ilgindiği için bu son kısım) 
O dedini yanlış kopyala yapıştır yapmışsın "... dünyaya atılmak değil, cehenneme atılmak! " 

Hem birbirine ait olduğumuzu, bir arada olmadan nasıl keşfedeceğiz!?  Bir arada olmak için en azından sürekli mektuplaşmalar yani diyalog gerekmez mi? 
Bir arada ol da gör bakalım ne kadar birbirine aitsin(!) Mesela bu yazıya sebep okurumla karşılıklı fiziken tartışsak belki benim istihza dolu cevabıma kalkıp boğazımı sıkardı:) 

Bazen insan uzaktayken daha çok birbirine aittir, daha çok tamdır. Çünkü yakınlaşmak fiziksel olmaya başlayınca, içinde kopmaktan, çözülmekten yana riskleri de barındırır. Noksanlıktan kurtulup, tam olmanın başat şartı sizin savınız değildir. 

Esasen felseler diyalektik açısından, Üstat Necip Fazıl'ın dediği gibi: "Birinin yanlışına, başka bir yanlışla karşılık verme mesleğidir Herr Heiderger! İch hoffe verstehen sie mich richtig!? 

Böyle biline!

"Belirlediğiniz rotada  yol macerasına çıkabildiğiniz romantik ahmak Rüveyda olabilmeyi istemezdim....
Kanlı canlı deli ***** olan  irademe irade olmanızı isterdim.
Bir imparator iradesine sahip olmanız yanılttı.
Ne kadar zavallıca bir itiraf değil mi ?! :)"

*

Görüyorsun değil mi Rüveyda! 
Senden sebep, kaçtığım, sığındığım, romantik/melankolik "maceramı", 
 "kanlı canlı" gerçekliğiyle birisi alay alıp, küçümseyebiliyor! Tabii bu kızma değil, gurur sebebim olur. 

Evet Rüveyda, seni yıllardır bir imparator irade ve ısrarıyla sevdim, seviyorum, seveceğim... 
Hem öyle bir seviş ki; bunu yazarken bile bir imparator iradesiyle dil kurallarını yerle yeksan ederek sevdimseni seviyorumseni şeklinde araya bir harflik boşluğa, mesafeye bile tahammülüm yok! 

Bir masalın içinde ne güzel yüzüyoruz bir boşlukta seninle... Ne yerçekimi var, ne dil çekimi ne de masalın sona erimi... Son günüme kadar ben zevkle yaşıyorum seni Rüveyda... 

Ve senin dışında Çakırcalı Emine'lere, Nurlu Fatma'lara, Müflis Leyla'lara, kısacası nisalara yer yok bu gönülde... 

Böyle biline!.. 

5 Haziran 2026 Cuma

Değmezmiş!

Koşuyorsun, 
Koşuyorsun, 
Koşuyorsun!.. 
Tam
Yolun çoğunu aşmışken, 
Menzile çok yaklaşmışken, 
Birden, 
Bir şey fark ediyorsun!
Bir şey... 
Her şeyi yakıp yıkan bir şey! 
Nefes nefese, 
Dizlerinin bağı çözülüyor! 
Ve olduğun yere çöküyorsun! 
Çöküyorsun! 
Bir rüyadan, 
Sıçrayarak uyanmak gibi, 
Gündüz gözüyle, 
Görülen bir kâbus gibi... 
Bir yumru bir ur gibi, 
Oturuyor nefes yoluna... 
Hıçkırsan da gitmeyecek! 
Dudaklarından iniltiyle
Canını yakan bir heceleme:
Değ mez miş!..




4 Haziran 2026 Perşembe

Battaniye

"Ertesi gün üzerinde ince bir battaniye gibi serilen bir kederle uyanacak, günün taleplerini erteleme Ertesi gün üzerinde ince bir battaniye gibi serilen bir kederle uyanacak, günün taleplerini erteleme arzusuyla bir süre daha uyumaya çalışacak..."(GEOFF DYER / Bir Hışımla)

Sevgili Haşmet Babaoğlu'nun not defterinden... 
Bu ay bu moddan ayrılıp, büyük bir risk alıp, evimde tadilata başladım. Daha sırada boya badana işleri ve sonra teras... 

Prensip olarak evime kolay kolay usta çağırmam. 
Ya söz verdikleri gün ve saatlerde gelmezler ya da bir yeri yaparken başka bir yerinize zarar verip, "pardon abiyle" arkalarına bakmadan sıvışırlar... İnsan onlarla sürekli yaşamak zorunda olsa, sabrından dolayı veli olur...Zamanında gelmediklerinde arayıp, gelmedin falan demek yok! 

Çok şükür birçok şeyin tamirini başarabiliyorum da bu tür sinir edici ve üzüntü verici durumlarla ayda yılda bir karşılaşmak zorunda kalıyorum... 

Hayatımda belirsizliği hiç sevmem... Bu, aşka benzemez! 
Aşk, belirsizlik içinde gizlenmiş bir belirti... 

Sözün namus, şeref, haysiyet, karakter olduğu zamanlardan, sözün yere, ayağa düştüğü şu zamanlara tahammül etmek zorunda olmak, tam bir eziyet benim gibiler için... 

Bir süreliğine: "Ertesi gün üzerinde ince bir battaniye gibi serilen bir kederle uyanacak, günün taleplerini erteleme arzusuyla bir süre daha uyumaya çalışacak." modumu ertelemek zorunda kaldım anlayacağınız. 

Bir şeylere sinirlenmekten, içimde saklı hüzünlerime fazla zaman ayıramayacağım... 
Battaniye ile kısa bir mesafe... 





Bir aşk nasıl biter?

"Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da... " 
Ahmet Telli

Sahi bir aşk nasıl biter? 
İhanetle mi? 
Yıpranmışlıkla mı? 
Anlaşamamakla mı? 
Bir aşk nasıl biter? . 
Bir aşkın son kullanma tarihi var mıdır mesela? Ve varsa biz ona yine de aşk diyecek miyiz? 
Aşk bizi kullanmayacak kadar yüce bir duygu olduğuna göre, içimizden birileri aşkı kullanmış olabilir mi? 
Böyle bir suistimalin suikastçısına ne desek az gelir? 
Bir aşk nasıl biter? . 
Biterken aşık nasıl bir haleti ruhiye içindedir? 
Verdiği bir savaş var mıdır? 
Mesela bazı canlılar dünyayı yani bu şehadet alemini, bizim gibi görmüyorlarmış. Bilime göre bazen tek renkle bazılarının görüş boyutu farklı... 
İnsan aşıkken dünyayı hangi renk ve boyutta görür? 
O aşk biterken/giderken neleri bırakır geride ve neleri götürür heybesinde? 
Bir aşk nasıl biter? 
Bunu okurken sizin de içinizde bir yerden uğultulu bir inilti geldi mi? 



İtiraz ediyorum!

İtiraz ediyorum! 
Aşk gider ama bitmez!.. 
Bitense zaten aşk değildir... 
Sevgili gider, celse biter, 
Aşk girdiği gönülde, 
Bir ömür saltanatını sürer... 
Bir aşk nasıl yaşatılırsa, 
Öyle yaşar... 



Ahmet Telli'nin çok sevdiğim bu şiirini, 
yine çok güzel yorumlayan 
arkadaşımı tebrik ediyorum... 
İtirazım tabii ki Ahmet Telli şiirine değil, ondan ilhamla farklı versiyon çiziktirdim. 






3 Haziran 2026 Çarşamba

Yansımalar 38

".. gözbebeklerimiz gözlerimizi öpemeden... 
hep böyle biçare, hep böyle içimizde yankılanacak hasretlerimiz..." [Rüveyda'ya mektuplar, sh:40]

Herkes herkesi isteyerek ya da istemsizce kırabilir, 
Sen hariç Rüveyda... 
Herkes herkesi sevdiğini 
Hatta çok sevdiğini iddia edebilir, 
Sen hariç Rüveyda...
Sen iddia etmeksizin aşkını ispat edensin... 
Herkes herkesten gidebilir, 
Sen hariç Rüveyda... 
Sen, son nefesimden sonra dahi, 
Benden gitmeyi aklının ucuna bile getirmezsin... 
Ardımdan anılarımızla yaşar,  
Sevgimizi yaşatırsın... 
O güzel gözbebeklerin, 
Benden sonra da yaban gözlere değmez.. 
Yüzünde, günlerinde, 
Gözlerinde hep bizim rengimiz, 
Kavuşacağımız güne kadar,
Sen secdelerde nurunu arttırırsın Rüveyda... 
Dualarını birlikte bir cennet hayali için ıslatırsın Rüveyda... 
Sevdimseni Rüveyda, 
Sakın bunu unutma... 

~ ~ ~

Not: Kalemimin dizginlerini bıraksam 64.Mektup gelecekti. Yansımalar olarak kısa kesmiş oldum... 


2 Haziran 2026 Salı

Herkes aşk için bir kalp arar

"Ödeyemeyecekleri hesap için…
Bu düşündürücü…!

Hasret kavuşma ümidini yitirenler için…
Değmeyenler de o bedeli ağır ödeyenlerdir…

Birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek…
Kaybetmenin başka biçimiydi…

“Oysa,herkes anlatmak için birini arar..”
Oğuz Atay…

"Birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek…
Kaybetmenin başka biçimiydi…"

Bu cümleye takıldım... Üzerinde durulası... 
İşbu kendinden vazgeçmek, özsaygı, kişilikle ilgili bir alan sanılmasın... 

Kendi hayatından, hayatı yaşama hakkından vazgeçmek... 
Onu kaybedeceğini, kaybettiğini
bile bile üstelik! 

Esasen birini kaybetmemek için  değil, AŞKI KAYBETMEMEK için... 

O biri gidebilir, ama aşkı kalır. Aşkı giderse... 

Bu duruma ister aşk deyin, ister  karasevda deyin, isterseniz melankolik budalalık... 

"Oysa herkes aşk için bir kalp arar...”
Murat Mesut

Bu da bu fakirden olsun... Teşekkür ediyorum, zaman zaman değerli katkılarınız oluyor. 


Acı diye canımızı yakan

"Sevmeye hazır kişi, kaçınılmaz biçimde, acı çekmeye de hazırlıklı olmalıdır. Acı çekmeden sevmek hemen hemen olanaksızdır."
Margit Schreiner/Sevmek dedikleri

*
Yani bir ömür seven bir ömür de acısını mı çekecek!? 
İsim ve soyisim gibi... 
Bu nasıl bir faturaymış diyenler, ödeyemeyecekleri hesap için baştan yola çıkmasınlar!.. 
Dağları delen Ferhat, Leyla'nın gözleri değmiştir diye onların sokağının köpeğini gözlerinin içine baka baka sevip besleyen Mecnun'ların yaşadıkları laf olsun, renk olsun diye bizlere ulaşmadı... 
Ve acı diye bizim canımızı yakan da ya hasrettir ya da değmezmiş diye iç çekişlerimiz... 


6 tane şımbıl şımbıldılar!

"Bu şarkıyı kanalınızda yayınlamadığınıza adım gibi eminim.
Tıkla rastgelede çıktı. Rica etsem tamamını gönderir misiniz. Söz, hiç bir yerde yayınlamam, lütfen."

- Evet doğru, videosunu yapıp kanala yüklememiştim. Zaten o sıra seri üretimle sizlere bunalım yaşatmış olabilirim de:))  
Sözünüze itimatsızlık saymayın ve lütfen beni anlayın. Daha önce göndermediğim arkadaşlara adaletsizlik olur. Kırılmayın lütfen, özrümü kabul edin. 

*

-Nasıldı? Aylar sonra sanki hep Üsküdar'da yaşıyormuşum, evim hemen az yukarıdaymış gibi. Ahmet Can oltası ile "hadi balığa!" diyecekmiş gibi. Ah yeşil gözlü yakışıklım, baktı dünyanın tadı yok 40'ı geçmeden göçmüş gitmiş. 

Adamın biri oltasını bir çekti 6 tane şımbıl şımbış istavrit...Bakmaya kıyamazsın... (Yok ben avcılık yapamam.) 
O an aklıma sen geldin Can, seni anlattım yanımdakilere, çok kısmetli çocuktu, her attığını dolu çekerdi ben sadece izlerdim, zaten pek becerecek gibi gelmiyordum kendime... 

Aşırı kalabalıktı, her yer, her şey... 
Bu şehirde artık gündüz şiir yazılmaz dedim. 
Gecelerse, sabaha yakın saatlerde, o da hatırıma düşersen tabii... 


1 Haziran 2026 Pazartesi

Çoktan çok

Ne olsun işte, 
Azdan az, çoktan çok gidermiş ya... 
Onun gidişini izliyorum ufuklarda... 

Hafıza

Gün gelip de 
birisini hatırlanacaklar hafızasına almışsam, 
bu size göre olumlu bir şey, 
bana göre ise, 
neyse 
çok yüklenmemeli hafızaya!.. 


31 Mayıs 2026 Pazar

Bugün benim öldüğüm gündür

Bugün senin bittiğin gündür
Bugün senin gittiğin gündür... 
Şair güzel demiş:
"Şu elin güzeli değmiyor aşka!"
Bilir idim de yazıp durdum bir Rüveyda... 
Kaç sezon kaldı geride daha
Beni bir sen üzmedin Rüveyda, 
Belki de sen cennette bir huriydin Rüveyda... 
Kitabımdaki gibisine rastlamadım dünyada... 
Bugün benim öldüğüm gündür! 
Bugün bizi öldürdüğüm gündür!.. 

(Taslak içinde unutmuşum. Bari sezon finali te bu hüzün kırıntımla olsun.)







30 Mayıs 2026 Cumartesi

Üsküdar bir başka

Normalde bayramlarda kandillerde Hüdayi Hazretlerini ziyarete gitmem ama bugün bir istisna oldu, gittik. 


Maşallah devletli sultanın bereketi kerametiyle bayram Hüdayi hazretleri'ndeydi... Metrelerce kuyrukta sabır ve sükunetle bekleşen güzel insanlar. 
Böyle bir manzaraya ilk defa şahit oldum. İçeri giremedim diye üzülmeme, bu rağbet, bu bereket engel oldu... 
Sonra bir şeyler yemeğe Fethipaşa korusuna gittik. Sevdiğim yerlerdendir. Hele orada sakin sabah kahvaltısına doyum olmaz. Her yerde uzun kuyruklar!.. 
Boğazın suları turkuaz rengini almıştı. Bu ender görülen doğa olayına şahit olmak da ayrı güzeldi. 


Sezon finali!

"Erich Fromm'un o meşhur tanımı:
Sevgi sadece hissetmek değil, emek vermek demek. Etkin ilgi: dinlemek, anlamak, yanında olmak, uğraşmak. Pasif bir hayranlık değil; bilerek ve isteyerek yapılan bir eylem.

Fromm bunu dört unsurla açıyor:  
- İlgi :Onun için çaba göstermek  
- Sorumluluk :ihtiyaçlarına cevap vermeye hazır olmak  
- Saygı :Onu kendi şartlarıyla görebilmek  
- Bilgi:Gerçekten tanımaya çalışmak  
Sevgiyi bir fiil olarak görüyorsun yani. 

İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

Ne kadar zor zenaat değil mi insan olmak ve gereklerini yerine getirmek. 
Bendeniz, uzun zamandır insanlarla pasif bir iletişim içindeyim. Bu da asgari mecburiyetler ve gönüllü katılımlar olarak iki grupta toplanmakta olup... (Tam bu noktada kardeşimin bana gönderdiği Teoman videosu aklıma geldi, bir gülme tuttu.Teoman da evden dışarı çıkmazmış videoda onu anlatıyordu. Arkadan Ata Demirel'in onun börekçideki halini taklidini göndermiş. Kardeşime dedim "Sen bana bir şeyler söylemeye çalışıyorsun galiba" gülüştük) 

Fromm'a küçük bir şerh düşmesem, benimle ilgilenmedi der.:) 
Sevgi başlıbaşına zaten bir emektir. Kalbin say'ü gayreti, çalışması az iş mi? Fiiliyata/eyleme dökerse pasif dediği içsel durum, etkin görünüme geçmiş olur. Bu noktada eylemi engelleyen sebepler, psiko sosyo faktörler gözardı edilemez. Bu uzun ve uzmanlık isteyen detaylı analize muhtaç. Bayram bayram sıkmayalım insanları... 
Ama... 
Fekat... 
Lakin... 
Postanızın son cümlesine bayıldım:

"İnsan sıfır atık poşeti değildir!"

İnsan yerine, kadın/ erkek yazılabilir. Bu sebepten uzun zamandır bendenizi tanımak isteyen bazı kadınlara, "benden bir şey olmaz" cümlesini kalınca altını çizerek tekrarlamışımdır. Yani kimseye bir şey vaat edemiyorum. Tabii bu cüzi iradem kapsamında. Külli irade ne murad eder, bilinmez... 
Böyle iyiyim. Tek başıma ama yalnız değilim! Kimsenin de pırlanta duygularına poşet muamelesi yaptığım görülmemiştir. 
Kalp alış verişi son derece ciddi bir iştir, hataların telafisi ya çok zordur ya imkansız... 

"Rüveyda masalınız bittiğine göre, sırada Süheyla mı var diye soracağım lakin bu soru sizi sinirlendirir diye sormadan, geçmiş olsun diliyorum Murat Mesut'a"

-Sinirlendirmek yerine üzmüş olabilir. Yok sırada Süheyla Leyla yok. Çabamız hep Rüveyda'dan Mevla'ya... Tabii tevfik Allah'tan... 
Geçmiş olsun..
Bu öyle bir yara ki üzeri ancak toprakla örtülürse geçebilir... Bunun için de sıraya girdik diyelim... 

"Face'den büyük sitem, küsmeler...Yeni Muratzedeler olmadan sıvıştığınızı düşünüyorum"

- Oradayken 70'i geçmedim arkadaş seçiminde ama onları ve bazı sayfaları takip edip obez okumalar yüzünden yazmaya iştiyakım kalmıyordu. Selam olsun oradaki dostlara... 

*

"Özneyi yakma konusuna bir mim koyalım hocam. Bu olanaksız! Öznede Rüveyda olmazsa omurgasızlıktan şiir olamaz. 
Ben bu şiirinizi SEZON FİNALİ olarak görmekteyim."

- Sezon finali esprisi de iyiydi. 
Çok kültürlü, zeki, hissiyatlı okurlarım var benim. Hepinize kucak dolusu sevgiler, saygılar, selamlar... 


Teşekkürler 


29 Mayıs 2026 Cuma

Herkes kadar

Herkes kadar sevseydin, 
Herkes kadar değer verseydin, 
Herkes kadar umursasaydın, 
Sen de herkes kadar mutlu olurdun! 





Paradoks

Bir yanım canlıları çok severken, 
Öbür yanım insanları hiç sevmiyor!.. 
Bu da benim muhteşem paradoksum... 





Özneyi yakıyorum Rüveyda!..

Yeniden başladığım yerde, 
Yeni bir şey gibi duran, 
Aslında eskinin, 
Yeniyi giymesi gibi bir şey... 
Yoksa yorulsam da 
Vazgeçmezdim senden Rüveyda! 
Ve biliyordum ki;
Seni severken, seni beklerken, 
Ömrüm bitiyordu Rüveyda! 
Feda olsun da... 
Masal gibi ama değildi, 
Olmazların en olmazında, 
Tutkulu tarifsiz bir ütopya... 
Vuslat yoktu ama güzeldi, değdi. 
Biraz üzgünüm son sayfayı yazarken, 
Pişman değilim, 
Senli mahrum zamanlarıma Rüveyda... 
Sen, 
Bir kitaptan çok fazlasıydın... 
Taş değmesin narin ayaklarına. 
Papatyalar, gelincikler dizilsin yollarına. 
Ve işte kalp ağrısı bir veda... 
Sensiz çok üşüdüğüm için;
Özneyi yakıyorum Rüveyda!.. 




28 Mayıs 2026 Perşembe

Frekans!

Biz seninle birbirimizi sevdik.
Belki de çok sevdik Rüveyda!.. 
Finale doğru giderken
Şu belki'nin altını dolduralım kısaca:
Sevdik ama frekanslarımız farklıydı...
Farklı frekanslarda, farklı buudlarda sevdik... 
Sende sanki realizmden renkler fazlaca idi... 
O yüzden, bir yerden sonra hikâyenin sürrealisti bu melankolik Murat Mesut oldu... 
Bu durum da haliyle sonsuza dek sürecek vedalaşmayı davet etti... 
Sen, bu dünya imtihanında karşıma çıkan en güzel soruların, en güzeliydin Rüveyda... 
İyi ki gerçeğinle tanışmadım! 
Zaten hiç bir kadın yazarak yaşadığım Rüveyda olamazdı... 
Ve iyi ki kavuşmadık... 
Uzakların hasret yüklü sevgisiyle, 
Bahtın açık olsun Rüveyda... 

(*) Bunu Rüveyda'ya Mektuplar etiketine alacağım. Kitabımı okuyanlar sonu merak ediyorlar, gerçi tahminleri doğru, kavuşma nasıl olsun, ortada Rüveyda diye bir kadın yok ki... 


Sen kimseyi sevemezsin

Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Sen kimseyi sevemezsin
Sevmeyeceksin, ah sevmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürükleneceksin
Şefkat nedir, aşk nedir?
Ömrünce bunu bilmeyeceksin ah bilmeyeceksin
Rüzgarların önünde kuru bir yaprak gibi
Sürüklenecek, sürüklenеceksin. 

Beste : Kamuran Yarkın
Güfte : Dr.Doğan Işıksaçan
Makam : Nihavend
(*) Videolar ekledikten sonra kayboluyorlar! 


Sen kimi seversen sen
İçinden gizlice seveceksin. 
Sen sevmeyi beceremiyor, 
Çok fazla seviyor, 
Kıymetten düşüyorsun!.. 
Bu yüzden sen, sevdiğini
Kimseye söyleyemezsin, 
Söylemeyeceksin! 
Tarumar olmadan, 
Böyle içten ve yalnız
Közünü göstermeden, 
Dumansız ve duruca
Bir seher vakti çekip gideceksin... 

[Bu da bendenizden olsun]