20 Ekim 2026 Salı

İyi niyetinden vurulacaksın...

Her defasında
Onca yaşanmışlığa rağmen, 
İyi niyetinden vurulacaksın... 
Düşeceksin, 
Yaraladıkları kalbinin kırıklığı, 
Biraz pıhtılanınca, 
Yine çocuksu halin ve
İyi niyetinle, 
Hayata karışmaya, 
İnsanlara iyilik yapmaya, 
Koşacak, 
Eskiyi unutacaksın... 
İşte tam o unuttuğun yerden, 
İyi niyetinden, 
Yine yeni, yeniden vurulacaksın! 
Yine kırgın, 
Yine melül, 
İçine kaçacaksın... 
Ne sen, 
Ne onlar, 
Değişmeyeceğiniz için, 
Her defasında
İyi niyetinden vurulacaksın... 
İyi niyetinden vuracaklar seni... 


19 Ekim 2026 Pazartesi

Bahane




Bir bahanesi olmalıydı gidişimizin, 
Bize sebep değil, bahane lazımdı!
Sanırım sonunda bulduk!.. 
Bulduğumuz neyse, onunla avunduk... 
Bir daha sorgulamadık, 
Avuntumuz, savunmamız oldu, 
Savunmamız da avuntumuz..!

Bir bahanesi olmalıydı gidişimizin
Bize sebep değil, bahane lazımdı!
Sanırım sonunda bulduk!.. 
Bulduğumuz neyse, onunla avunduk
Bir daha sorgulamadık, 
Avuntumuz savunmamız oldu, 
Savunmamız da avuntumuz... 











İyi ki doğdun Duygu Sena

Biliyorum, mutluluktan ağlayacaksın. 
Ve burada bu şekilde ilk defa birinin doğum  gününü kutluyorum. 

Sevgili Yasemin ve Rüveyda gibi kelimelerime kıymet verip fan hesabı açanlardansın... Orada yokken bile facende şiirlerime yer verdin, vefan hiç azalmadı. Çok kıymet verdin. 
Senin kalbini kırmışlığım da oldu. Hakkını helal et, belki bu aynı zamanda özür beyanı. 

Tanıdığım güzel insanlardansın, bugün doğmuşsun, iyi ki doğmuşsun. O iki güzel iyilik dolu prenslerinle mutluluk ve afiyet dolu nice yıllar diliyorum.
Doğum günün kutlu olsun arkadaşım. 

🌹

Emekli

- Ne iş yapıyorsunuz? 
- Emekliyim. 
- Nereden? 
- Aşktan!.. 

Aşktan ve insanlardan... 
Yalnızlığın bana kattığı o muhteşem rengi seviyor ve ona ihanet etme ihtimalinden bile korkuyorum... 

Allah ile... 
Kendimle... 
Kendi kendimle... 
Konuşmanın tadının tarifi yok... 
Bu konuşmaların hiç birinde riyadan bir şube yok... 
En mahrem dualarda şeytan duymasın diye dili kımıldatmak yok... 
Kısacası dünyadan emekli olma hevesinde, ertesindeyim... 






18 Ekim 2026 Pazar

Soru- cevap

-Evet, bazen insan, istemese de karşısındakinin iyiliği için kırıcı olabiliyor! (Çünkü normal izah onu ikna etmeyebiliyor.) 

- Evet, erkekler, kadınlardan farklı düşünür. Detaylara odaklananı azdır ve çoğu detayları konu etmez, edilmesini de sevmez. (Onlardan biri de bu satırların yazarı. Hele bu detay konuşma biçimini almışsa!) 

- Evet, akıllı kadın, erkeği detaylarla boğup yormayandır. Hayat detaylarla kısaltılacak kadar uzun değil. (Kaldı mı artuk öyle kadın dermişim. Devir Kraçile/Patron kadınlar devri. Onların yönetmediği evlilik yok hükmündedir, sürdürülemez.) 

- Evet, o klasik söz; "Kaçan kovalanır"  Ama genel kural değil. Hiç kimse kaçanın niçin kaçtığını konu edinmez mesela ve hiç kimse kovalanmak için kaçmaz. Hayat sokak arası çocuk oyunu değil! (Kaç-kovala gibi saklambaç/aşk oyunları ilk öğrenim hatıraları olabilir.) 

-  Evet, 16-33 yaşları, az düşünüp, çok hareket çağlarıdır. Hatalar da en çok bu dönemde olacağından, iyi niyetli, güvenilir, bilgili birilerine, önemli işlerde danışmak kişiyi bütün ömrünü kaplayacak zararlardan koruyabilir. (14'ümdeyken arkadaşlarım benden ikişer, üçer yaş büyüktüler. Öğrenerek büyüdüm.) 

- Evet, bazı şeyler vardır ki, erkeğe asla söyleyip, başını belaya sokmamak kadının çok dikkat etmesi gereken noktadır. (Hele yan baktın cinayetlerinin kolayca işlendiği şu zamanda! Tekerrür etmeyen sözlü taciz gibi. Sert dur ve ikaz edip engelle.) 


16 Ekim 2026 Cuma

Kendileri gitti, yazıları kaldı!

Kendileri gitti, yazıları kaldı, onları da hatırlayıp arşivden kim okuyacak! Belki çok yakınları, sevenleri... 
Hıncal Uluç ve Engin Ardıç'tan makaleler okudum... 

Hıncal Uluç, yazmayı çok seven, adeta yazı şehvetine tutkuyla bağlı, uzun yazıları, detaylarla yazmayı üşenmeyen bir yazardı. "Benim manzaram insan." der ve insanı yazardı... 

Engin Ardıç, amiyane tabirle, argoyu, laf çakmayı çok iyi yapardı yazılarında. (TV.'de anahaber sonrası yorumculuk geçmişi de vardı.) 
Denk geldiğim makalesinde 70'i geçtiğini, unutkanlığını, iğne olduğunu ve bahardan, Yaren leylekten söz ediyor, 2033'ü göremem diyor ama 2028'den ümitliydi. 27 Mayıs 2021'de 71 yaşında dünyasını değiştirdi. 
O da her fani gibi unutuldu gitti. 
Hıncal Uluç, 83 yaşında 20 Kasım 2022'de vefat etti. 

71'e de varsan, 83'e de varsan, 110'da olsan o mutlak netice illa her canlı gibi başa gelecek!.. 
Ölüm hiç bir canlıyı, mikroorganizmalara kadar asla unutmuyor! 
Hüzünle okudum onları... 
Ölüm merakı, ölüm korkusu sızıyordu bazı satırlarından... 

Ahmet Kaya'nın "Şafak türküsü"nde dediği gibi: 
" Ölmek ne garip şey anne! "

Şükür ki iman etmişiz, en büyük nimet nasip. Bu iman ile ümitliyiz... 
Bu iman ile sonunda cennetteyiz. 
Sevdiklerimizleyiz. 

İman etmeyenler için aslında cehennem, aslında azap bu dünyada başlıyor. Neronların ışıltısı, şöhret, zenginlik, kapatamıyor o içerdeki yalnız zifiri ve umutsuz korkuyu karanlığı... 

İman etmek ne güzel şey anne... 
Sana kavuşabilmenin, iman ettiğim şeyleri görebilmenin biricik anahtarı... 

Ben ölünce, bloğum kalırsa, (yani blogger bu uygulamayı kapatmazsa) ardımsıra özleyip okumaya gelenler olacak mı? Arama motorundan, farklı ülkelerden farklı insanların şu an geldiği gibi... 

İnsan galiba, unutulmaya razı olmuyor. Vefa istiyor, bekliyor. Oysa nice sultanlar, cengaverler, ünlüler geldi geçti. Kemikleri bile kalmadı. Namları unutuldu. Malları binlerce kez el değiştirdi. 

Gökkubede nice sedalar, hıçkırık ve nedamet makamında deveranda... 

Madem Ahmet Kaya'yı da andık. Sesinden anonim bir dörtlükle bitirelim. 






15 Ekim 2026 Perşembe

Herkes gittiğinde

Kendi nefesini dinleyeceksin
Herkes gittiğinde... 
Kendin söyleyip kendin dinleyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Belki bir pişmanlık yankılanacak  duvarlardan! 
Belki bir isim dolanacak diline;
Ona güvenilirdi, o iyi biriydi diyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Kendinle hesaplaşacaksın
Herkes gittiğinde... 
Savcı da sen hakim de sen, 
Geçmişi susturamayacaksın! 
Hükümlerden hüküm seçeceksin
Herkes gittiğinde... 

Yalnızlığın uğultusu karışacak, hıçkırıklarına, 
Delişmen günlerin gelecek aklına, 
Gençliğin tebessüm edecek, 
Tozlu albümlerden
Günler çok uzun, 
Geceler sağanak olacak, 
Herkes gittiğinde... 

Herkes gittiğinde
Sen de gitmiş olmayı dileyeceksin... 




Orijinali 4:11'di. Buraya 100Mb'yi aşan videolar yüklenmediği için baştan sondan keserek eklemiş oldum. 
Kendimden kendime... 




14 Ekim 2026 Çarşamba

Boş yere üzme o hassas kalbini

Kimsenin kimsenin yarasına merhem olmadığı, nankör ve vefasız bir çağ bu... 
Yakınmak yerine alışsan, senin için iyi olur... 
Dün yanında olanlar bugün yok mu? 
Demek ki aslında dün de yoklardı, sen var sanıyordun! 
Ki, yarınında da olmayacaklar, bunu kabullen ve boş yere üzme o hassas kalbini... 





Üsküdar notları 5

Deniz karşımda dalga dalga çırpınıp dururken, 
Gökler masmavi sonsuzluğa uzanmışken, 
Neden gözlerim son nefesini vermekte olan bu küçüğe takılı kaldı..? 
Ağacın altı insan kaynıyordu ve  o insanların o ağacın sekeratından haberleri yoktu! 

* 

Bazen arkadaşlarla Üsküdar'dan Beykoz'a kadar bisikletlerimizle gider gelirdik. Acıkınca sahilde oturur, yanımızda götürdüğümüz kayıntılarımızı yerdik. 

Üsküdar'a her gidişimde anılar karşılar beni... 
Sancısı, acısı kurumuş anılar... 

Balıkpazarına da mutlaka uğrar, annemin siparişlerini; balık/kıyma, kıvırcık salata vb alıp eve götürdüğüm zamanları yaşarım. Balıkpazarı da yıllar içinde değişti. Balık lokantaları çoğalınca o eski ışıltılı düzen yok oldu! 

Doğancılar parkı, Üsküdar lisesi yıllarımın, içinde sessiz bir köşe aradığım ayrı bir sayfa... 

Çabuk büyümüştüm bu şehirde... 
Ben istemeden, bana sormadan büyütmüştü hayat beni, vaktinden çok önce... 
Galiba zayıf omuzlarıma erkence binen ağır sorumlulukların yorgunu olarak, şimdilerde yalnızca kendi sade, küçük yaşantımın sorumlusu olarak, yalnızlığımın sefasını sürüyorum. 

Güzeldi uzun aradan sonra Üsküdar'ı solumak... 

*

Yardım derneği iban kısmını niçin kaldırdığımı merak eden olursa; kadim prensibim geldi aklıma: "Akçalı işlerden uzak dur, aracı, kefil olma." 


13 Ekim 2026 Salı

Üsküdar notları 4

Onun hayatını nasıl olsa internet üzerinden uzun uzun okuyup öğrenebilirsiniz. Ben en çarpıcı kesitleri buraya alacağım. 

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin (kuddise sirruh) en seçkin halifelerindendir. 

Mustafa Devati Hazretleri (kuddise sirruh) tasavvuf yoluna girmeden önce rüyasında kendisini yanarken gördüğünü ve "Âlemde bir mürşid-i kâmil bulamadım ki benim derdime derman olsun" diye üzüldüğünü belirtir.

Rüyasında, Resulullah Efendimiz'in (sav) imamlığında gece namazı kıldığı bir mecliste, Efendimizin (sav) kendisine şöyle buyurduğunu: 
"Senin derdine derman ve ulu Mevla'ya vuslatına çare Üsküdarlı Ahmed Efendi'ndendir. (ks) ".

Bu işaret üzerine Mustafa Devati hz. Üsküdar Hüdâyî Âsitânesi'nde bulunan Muk'ad Ahmed Efendi'ye (ks) intisap etmiştir.

Kendi eseri olan Tuhfetü's-sûfiyyîn (*) adlı kitabında manevi hallerini anlatan Mustafa Devati Hazretleri, bir manevi açılış anını-rüya değil- şu şekilde nakleder:

"Orada âlem bana açıldı ve Kabe-i Mutahhara önüme geldi. Altın oluğun altında Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) oturmuşlardı. O anda elime bir kitap verip buyurdular ki: 'Makamından ayrılma!' ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v. gelip o kitaptan fakire ilmi ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim."

Mustafa Devati Hazretleri, mürşidi Muk'ad Ahmed Efendi'nin kendisine seyr-u süluk hırkasını ve irşad anahtarını teslim ettiği o manevi anı anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tarikatın piri Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin (ks) ruhaniyetlerinin orada hazır bulunduğunu belirtir. 
O esnada kendilerine hitaben şu müjde verilmiştir:

"Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdâyî ile Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhaniyetleri gelip: 'Bundan sonra bu kapıda her kim mânâ talep ederse cevap bulacaktır.' deyip emaneti teslim eylediler. Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum."

Bizlere de ancak onları kabirlerinde ziyaret ve fatiha okumak nasip oldu. Ümit ederiz ki o mânâ pınarından biz mücrimlere de serpeler. 

Ruhlarına fatiha hediye edelim. 

(*) Kitabı ısmarladım. İşte yine bilmek (çaba) ve anlamak (nasip) farkı...
Onca yıldır giderim, kitabı nasipse yeni okuyacağım.

12 Ekim 2026 Pazartesi

Üsküdar notları 3

Üsküdar'da, eski olmayan bir yapıda, küçük bir dairem olmalıydı.
Özledim seni şehir dedikçe içim, koşup gelmeli, günlerce kalıp, İstanbul'u gezmeliydim. 
Paşalimanı, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca'ya kadar olan semtlerden birinde olabilirdi. E sahil şeridinde denizi de gören bir yer olsaydı, olmuşken... 

Şehirlerin, yoğunluğu semtlere taksim sinmiş ruhları vardır. Bazıları ruhunuza öyle iyi gelir ki...ya da tersi... Çoğu kez insan bunun farkında olmaz. 

İnsandan huy, şehirlerin semtlerinden ruh geçişi vardır.

Baskın olan, edilgen/zayıf olana sirayet eder. 

Nasıl ki  uzun süre sahipleri ile birlikte yaşayan ev hayvanları ile sahipleri birbirlerine benzemeye başlıyorlarsa, şehirlerdeki insanlar da yaşadıkları şehre benzemeye başlarlar. Tek farkla ki iyiler iyi semtlerin ruhunu kötü mizaçlılarsa kötü semtlerin zulmetini yansıtırlar.

Üsküdar gezimde ikindi ezanını -gelmeden önce olmazsa olmazlarımdan- beklerken bir melekle karşılaştım... 

Camii avlusunda, şadırvanın solmuş yazılarını altın sarısıyla tekrar yazanları izlerken, 10-12 yaşları arasında bir kız çocuğu, yakınımdaki kadınlara elindekini göstererek bir şeyler söyledi. Onlar almayınca beni geçip başka insanların yanına gitti. 

Yine o insanlarda almayınca dayanamadım çocuğun yanına gittim. Geldiğim taraftakileri işaret ederek onlardan sonra bunu satmak için neden benim yanıma da gelmedin dedim. "Aslında gelirdim amca ama o kadın...(duraksadı, ben ee deyince) beni tersleyince uzaklaştım oradan!"dedi. 
Bunu söylerken sesi öyle bir ağlamaklı olmuştu ki, belli ki gururu  kırılmış, çok incinmişti. 

Halinde yaşından büyük bir vakar vardı. "Nerelisin?"dedim "Filistin, Gazze" dedi, burada okula başlamış çok iyi Türkçesi vardı annem hâlâ Türkçe bilmiyor dedi. 

Ev yapımı reçel satıyordu. Onun üzüntüsünü gidermeye çalışarak ayrıldım. 

Suriyeli de olabilirdi.Filistinli Gazze'li de olmayabilirdi bunun hiç önemi yok. 

Tabii kadınlara neden kızı terslediniz diye soracak halim yoktu. Onlar benim doğruca o meleğe gittiğimi zaten gördüler! 

Vedduha suresi geldi aklıma: 
10.ayeti meali:

"El açıp isteyeni de sakın azarlama!"

Son  dakika notu: Önceki Üsküdar 2'de bahsettiğim Sığınağım Yardım Derneği'ne sevgili okurlarım da göndermeye başlamış. Hatta dekont göndereniniz bile var. Bir güzelliğe birbirimize sebep olarak ortak olmak mutluluk verici. Allah razı olsun. 




11 Ekim 2026 Pazar

Üsküdar notları 2

Doğup büyüdüğüm yer... 
Oraya ait olduğum demek ki her halimden belli; iki kişiye adres tarifi bilem yaptım:) 

Birçok sivil toplum kuruluşlarının ortak düzenliği harika bir Filistin etkinliğinin içinde buldum kendimi... 
Kermesten tatlımı yedim, çayımı içtim. 
İnsan parasının hayra katıldığını görünce mutlu oluyor. 
 

    Kitapların sunulduğu sergiden









Üsküdar notları 1

Malumunuz, bayramda uzun kuyruklar vardı, eşiğini ziyaretle dönmüş, içeri girememiştik. 

Dün çok şükür nasip oldu ve ilginç başladı. Dakika bir gol bir derler ya... Böyle ziyaretleri yalnız yapmayı daha çok seviyorum, riya tehlikesi az oluyor. Daha bir kendim oluyorum. 

Hüdai Hazretlerinin kuddise sirruhu, merdivenlerden daha yeni birkaç basamak çıktım karşımda zayıf sarıklı cübbeli yaşlıca ama çevik birisi belirdi: 
"Tanıdığın kanser hastası var mı? " dedi 
Hüdai Hazretlerine odaklandığım  kavuşma heyecanı ile "yok" dedim "niçin sordunuz demek aklıma gelmedi sonra o kişiyi bir daha göremedim! Benden başka kimseye de sorarken görmedim zaten çok ani oldu her şey... 


10 Ekim 2026 Cumartesi

Nafile


     "yemek arzusu uyandırmayan 
bir açlık gibi;
      benim özlemlerimde 
          kavuşma isteği yok. "

k. imge

 
        Ya da bir kadına çok iyi davrandığında...


                          Eş eşini bulmayınca... 






9 Ekim 2026 Cuma

Gemini yanlış bilgi verdi, özür diledi!

Herkesin verebileceği bir şeyler vardır

Hayatta herkesin verebileceği bir şeyler vardır;
Vermek için ille de zengin olmak, 
Verilecek şeyin ille de para olması gerekmez!.. 
Maddiyat kişinin gücü nispetindedir. 
Para, eşya veremiyorsun diye, kenara çekilemezsin!
En fakir insanın bile verebileceği bir şeyler vardır;
Şefkat verebilirsin, 
Saygın davranabilirsin, 
Önem verdiğini, 
Sevdiğini ifade edip, 
İlgi gösterebilirsin. 
Bir telefon açıp 10 dakikacık hal-hatırla gönül almak, iki güzel cümle kurmak, moral vermek en kolay insancıl pratiklerdendir. 
Ve bunlar paradan daha değerlidir. 
Bunu da yapmıyorsan, 
Yeryüzündeki en cimri fukara sensin demektir! 



8 Ekim 2026 Perşembe

7 Ekim 2026 Çarşamba

nereden bilecektim

bir şarkının zülfüne tutunurken
ağıt ağıt dökülen sözlerin uçurumuna yuvarlanacağımı 
nereden bilecektim... 
nereden bilecektim, 
seni unutmanın imkansızlığında 
hasretten çıldırırcasına 
son nefesime adımlayacağımı... 
nereden bilecektim, 
sen ve ben'in asla biz'in içinde sarmaş dolaş olamayacağını, 
bir şarkının zülfünden 
koca bir boşluğa düşeceğimi... 

 



6 Ekim 2026 Salı

Bekledim

Sonunda kavuşmak yoktu, 
Çünkü
Sonu yoktu... 
Yine de bekledim... 
Bekledim, 
Olmayacağını bile bile
Bekledim. 
Beklemek yoldaşım oldu. 
Sen diye beklemeye dokundum, 
Saçlarını taradı parmaklarım, 
Yüzün avuçlarımda, 
Gözlerine daldım... 
Dudaklarına konuştu dudaklarım. 
Günbatımları hiçliğin başlangıcı oldu, 
Kayboldum,. 
Bulunmak istemedim... 
Zaten kimse de farkında değildi. 
Bekledim, yalnızca bekledim. 
Rüyalarımda da 
Ben hep bekledim, 
Senden bir nişan, bir ışık... 
Beklemenin fısıltısını dinledim, 
Beni teselli, teskin edişlerini... 
Sen diye, 
Beklemenin varlığını sevdim, 
Onunla konuştum, 
Seni konuştuk. 
Yokluğunu... 
Razı oldum. 
Kabullendim... 



5 Ekim 2026 Pazartesi

Aslında

Hiçbir zaman senin istediğin gibi bir adam olamıyorum değil mi ?
Aslına bakarsan, kendi istediğim gibi bir adam da olamıyorum!.. 





Hiç yaşamamış gibi

Sonra, 
Hiç sevmemiş, 
Hiç özlememiş, 
Bu duyguları
Hiç yaşamamış gibi, 
Bırakıyorsun kendini
Ölgün günlerin akışına... 

Dizi demişken

50 milyon, 100 milyon dolar!.. 
Çok kolayca telaffuz edip, senaryo gereği saçılan paralar! 
Az makul olun, bari lira deyin ki, o bile anormal, 100 milyon lira! 
Çanta dolusu Eurolar... 
İnsanları bir yönüyle suça teşvik eden menfi sahneler bunlar. 

Sonra en "küçüğü" (!) kazı kazan etrafında, ümidini o kağıtta kazıyan insanlar! Sanal kumarda, fonlarda zenginlik hırsıyla batan hayatlar da "büyüğe" örnek. 

*

Farkındasınız diziler genellikle holdingli, yatlı, yalılı, köşklü, belki çoğumuzun ömründe görmediği araçlardan geçilmiyor... 
Koruma ordusu ki abartının dibi. Bakanlar, başkanlar öyle korunmuyor! 

*

Öpüşme sahneleri... 
Etrafında sette görevli ekipten, yönetmenine kadar insan olsa da... 
Sonuçta öpüşüyorsun ve illa bir şeyler hissediyorsun. Hoşuna gidiyor, zevk alıyorsun. (Hatta böyle sevgili olanları da duyuyoruz.) 
Ya da
Öpüştüğün "rol arkadaşın" evli oluyor. 
Eşleri o sahneleri seyrederken neler hissediyor diye düşünmüşümdür. Eşin, annen-baban, kardeşlerin. Varsa çocuğun! 
Hepsi senin o mahrem anlarını, yalnızca karın/kocanla yaşayacağın anları hayal etmezken, görüp izliyor! 
Ne rezil bir utanmazlık! 
Sorarsan sanat, san'at... Sen at! Biz yeriz! 

*

Cinsel hayatımızı bile yabancı pornografik filmlerle dejenere edip bozmadılar mı? (Kelimeler bile bize yabancı; erotik, porno vb.) 
Onların hayvandan aşağı pislik sahneleri orgazmı daha iyi başarmak adına taklit edilmedi mi? 
Evlilik içi haramlar da böyle çoğaldı. 
Normal olanın yerine anormal olana bulaşıp alışılınca, sapkınlıklar, sapkın nesiller ve zihinsel yapılanma arttı. 

Kıskanmanın ne olduğunu bilmeyen, kıskanmayı eşi üzerinden okumayı aklına getirmeyen zavallı biçare nesiller türedi. 

Sonuç olarak, mazbut kelime ve kavramının insan/aile yaşamını güzelleştiren dünyasını günbegün kaybetmeye başladık. 


3 Ekim 2026 Cumartesi

Dizi dizi dizildi yine o ukde zinciri

Dizide kadın adama öyle bir baktı ki, 
Öyle bir baktı, 
Öyle bir aktı ki... 
Öyle bakan bir kadına, 
Ömür verilir... 
Sevgi, aşk, şefkat gözlerinden taşıyordu... 
Değer verme, kıymet bilme, alabildiğine... 

Canım kendim! 
Biraz dizi seyrettirip, 
Seni eğleyeyim dedim. 
Yine notaların hüzzam tellerine dokundun. 



Anlam

Sen, 
Bir gün, 
Benim hayatımdan
Kaybolsan da
Benim
Sana 
Yüklediğim 
Anlam
Kaybolmayacak... 
Benim
Sana 
Yüklediğim 
Anlam
Kaybolursa, 
Kaybolan 
ben olurum... 



2 Ekim 2026 Cuma

Sessizlik [31]

Sen susturdun dilimi... 
Halim, avazların makamlarından nağmeler devşirmede... 

Gözlerim, sessizliğin parmaklıklarının ardından, mecbur kalmadıkça bakmıyor şu gürültüden ağırlığı günbegün artan
şaşkın gezegene... 

Sen susturmadan önce böyle değildim! 
Sessizce yanağıma dokunacak bir gölgeni ne çok aradım bir ömür beyhude yere... 







Snapchat dismorfofobi

Bunu yapanlar farkında değiller ama estetik ameliyat ve botoksa göre masrafsız olsa da filtreli güzellik hastalığı diye bir tanı var: Snapchat dismorfofobi, bedensel algı bozukluğu. Kendisiyle barışık olmama hali... 

Kendilerinden fiziken (aslında ruhen) memnun olmayan insanların, mutsuzluklarını giderme eylemi olarak, ilk önce kendilerini ve sonra da takipçilerini kandırma hastalığı... 
 
Kendimizi, yiyip içtiklerimize kadar her şeyimizi paylaşıyor, beğeniye ilgiye sunuyoruz! Niçin? 
Evet niçin? Bunu kendimize sorup, üzerinde ciddi düşünüp, net ve dürüst cevaba ulaşmak, ruh sağlığımız açısından önemli. 

Bu hastalık, maddi sorunu olmayanlarda estetik kliniklerinde, plastik cerrahlar eliyle, beğendiği kişiye benzeme garabetine kadar varabiliyor. 

Aklıma Michael Jackson geldi. Faşist Amerika'da beyazlarca hakir görülüp aşağılanan sosyokültürden gelen bir ünlü olarak beyazlamak için defalarca operasyon ve tonla para harcayıp, sonuçta çirkinleşerek bu dünyadan gitmişti. 

Yeğenim geçenlerde bir fotoğrafımı göndermiş, yüzümdeki ben yok, kaşlar alınmış, çizgiler minimize vb. O fotoğraftaki doğal olmayan adam tabii ki hiç içime sinmedi. Olumlu tepkimi görmeyince de biraz şaşırdı. Ben de ona doğal olmanın en güzel şey olduğu konusunda kısa bir konuşma yaptım. 
Bu işler zaten öncelikle oyun eğlence olarak başlıyor, zamanla ruhumuza nüfuz ederek hastalığa dönüşüyor. 

Sonuç olarak, ruhunu kaliteli bir güzelliğe ulaştırmayı unutan dünya insanın zavallı hali çıkıyor ortaya... 




1 Ekim 2026 Perşembe

An gelecek 22


Sevgili Rüveyda,
Sen de biliyor ve farkındasın ki, 
içimizin sınırsız isteğine denk bir eyleme dönüşecek cesareti; kaygılara, hesaplara, şartlara kurban ettiğimiz için, o sürekli besleyip büyüttüğümüz kavuşma hayalinin muhteşem ötesi finalinde sımsıkı kucaklaşmak nasip olmayacaktı...
Öyle de oldu! 




30 Eylül 2026 Çarşamba

Kalbime mektuplar [45]

Kavuşamadı diye üzülüyordu. 
Sonra birden bu kederini iyileştiren bir cümle, konfeti gibi düşüverdi kalbinin üzerine:

Ya hiç sevemeseydik? 


29 Eylül 2026 Salı

En kuvvetli ve en zayıf yerimiz

"Üşürken ısınmaya girdiğimiz yerler acaba bizi daha mı çok üşütüyor"

     Önce katkınız için teşekkür ediyorum. 

Haram yoldan ise, kesin! Çünkü o zaman insanın kalbi, vicdan çarkı içinde sıkışır, ezilir, tarumar olur... 
Nefs ve ruh arasında medcezir... 

Başka açıdan, haram katkı yok ama aradığını bulamamak var. 
Televizyon programlarında bunu görüyoruz; aşk için yola çıkanların nasıl istismara uğradığını heba olduklarını... 

Geçen gün haberlerde çıkmıştı. Kadın, sosyal medyasında takılarıyla paylaşımlar yapıyormuş, adam da o takılara takmış aslında ve kadına aşık rolü oynayıp.. gerisini tahmin ediyorsunuz. 

Taş yerinde ağırdır, hele iyi insanların azaldığı, kötülüklerin çoğaldığı şu zamanda, olanda hayır vardır deyip, kanaat eden bir kalple, iyilikleri arttırma gayreti ile gün sonuna huzurla erişebilmek büyük kazanç. 

Sevgiye, şefkate açız. Ruhumu okşayan bir cümle, gözlerimde yağmur olmaya meftundur. 
En kuvvetli ve en zayıf yerimiz de bu duygusal açlığımız, biz hep oradan vurulduk... 



Üşüyorsak...

Bu tartışılmıştır. 
Bana göre de iki kişilik yalnızlık, 
tek kişilik yalnızlığa göre 
daha çok yıpratıcıdır... 
İnsan insana kıymamalı. 
Şefkatsizlik dünyamızı ne hale getirdi! 
Şefkat tek kelime ama içinde, saygı, merhamet, derin sevgi, adalet duygusu, koruyup gözetme... güzel olan her şey var... 

İnsan sevdiğinin ruhunu sarabilmeli ki, üşüyüp başka sıcaklara özlem çekmesin. 



28 Eylül 2026 Pazartesi

Çokça


Çok yağmur var buralarda
Çok akşam
Çokça ayrılık, 
Çokça da yalnızlık..