Kendinle konuşma…
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…
Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"
*
Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam…
Bunu da tuttum güzelmiş.
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:)
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan.
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok.
Tanıştık, tanıdık, sevdik...
Güzel dostluklar, sohbetler...
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada...
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle...
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen...
Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi.
MM
*
"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz!
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim
Onu sevmedim
Onunla küstüm
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize
Kaçamazsınız…"