İnsan geçmişe gereğinden fazla döndüğünde, kalp yavaş yavaş bugünü kaybetmeye başlar. Ve bunun ardından iki büyük çöküş doğar:
İlki; rıza zayıflar.
İnsan fark etmeden sürekli şunu düşünmeye başlar:
“En güzel günler geride kaldı.”
“Hayat aslında o zaman güzeldi.”
“Her şeyimi geçmişte bıraktım.”
Bu düşünce masum görünür; ama içinde kaderin bugünkü hikmetine karşı sessiz bir itiraz taşır.
İkincisi ise daha tehlikelidir: İrade zayıflar.
Çünkü sürekli geçmişte yaşayan insan, bugünün sorumluluğunu taşıyamaz hâle gelir.
Yapması gerekenleri erteler, değişme gücünü kaybeder, gelecek için hayır üretecek enerjiyi yitirir.
Gazâlî bu hâli, “İnsanın geçmişi zihninde tekrar tekrar kurarak kendisini oyalaması” şeklinde anlatır. Ve bunu yalnızca bir duygu değil, nefsin ince bir oyunu olarak görür."
*
Öncelikle bunu gönderen ablama teşekkür ediyorum, bana zarif bir ikazname, mesaj...
Yıllar önce İmamı Gazali hz. İhyau ulumiddin adlı eserinin bütün ciltlerini okuduğum halde, bu şekilde bir okuma hatırlayamasam da tespitlere elbette katılıyorum.
Yukarıdaki söylemler, hayıflanma ve hüzün kaplı şikâyetler bizi durağan bir tembel haline getirebilir.
Pasif, sorumluluk almadan, insanlara bir faydamız dokunmadan günleri öldürdüğümüzü zannederken, aslında kendimizin katili oluruz.
Geçmişte hemen herkesin hataları, yanlışları olmuş olabilir.
Onları sürekli yaşadığımız âna taşımanın zarardan başka bir anlamı yoktur. Dersimizi alıp, sayfayı çevirmesini bilmeliyiz, yoksa o geçmişin sayfaları bizi psikolojisi bozuk bir canlıya çevirir!
Geçmişin enkazının altında kalmak, ağır yara almış olmak, bir yardım eli olmadan oradan çıkamama realitesini de gözardı edemeyiz.
İslâm, cemaat yani sosyalleşme dinidir ve bunu tavsiyeden öte zorunlu kılar. Bunun yüzlerce örneğine kitap yazılır. Sosyalleşen insanın, moral motivasyonu canlı ve pozitif olur. (Bu konuda en çarpıcı örnek Filistin'li mazlum kardeşlerimizdir. Onca işkence, zulme ve enkazın zordan zor şartlarında, onca imkânsızlıklar içinde nasıl da moralleri kaybetmeden, onca acılara rağmen yaşama ve bilinçlerine sıkısıkıya bağlı olabiliyorlar. Cidden sosyolog/psikologlarca inceleme tez konusu.)
Sonuç olarak insanlara karışmak yerine yalnızlığa karışan kişinin ruh yapısı zedelenir ve iyi, güzel, doğru yönde gelişim göstermesi -istisnalar dışında- mümkün olmaz
Yukarıda geçtiği gibi kişi kendisini oyalar durur ve buna da "Bir yudum teselli"der!..
*
Hepten asosyal değilim. Mesela sık sık teyzem ile eniştemi ziyarete giderim. Konu döner dolaşır benim evlenmem gerektiğine... Hadi gel sosyal ol:)
Ablamla da sık sık kahve içer, sohbet ederiz, yine bir şekilde "kuzum evlensen yalnız olmaz böyle" noktasına gelir...
Yakında Rüveyda'da rüyama gelip aynı şeyleri söylerse hiç şaşırmam. Millet beni gözden çıkardı, hatta başlarından atmak istiyor, yoksam beni artık sevmiyor musunuz falan diye gündem oluşturmam şart:)