21 Temmuz 2026 Salı
Flu
İnsan yalnız doğar ve yalnız ölüme gider. Bu ikisi arasındakiler yalnızca flu görüntüler olarak geride kalır!
20 Temmuz 2026 Pazartesi
Şiirin bittiği yerdeyim
Uzaklardan bir esinti gibi,
Boğaza oturmuş bir yumru sanki
Ağlasam belki hafifleyecekti
Akşamın kıyısında,
Şiirin bittiği yerdeyim...
Güzel sevmek yetmiyor,
İyi niyet bu dünyada görülmüyor
Adamın hası, kadının alâsı bilinmiyor
Hüznün kıyısında,
Şiirin bittiği yerdeyim...
Yıllarımı Rüveyda'ya verdim
Belki de heba ettim, bilemedim!
Sayfalarca cümleler dizdim,
Tükenişin kıyısında,
Şiirin bittiği yerdeyim...
Sevmenin ödülüymüş yalnızlık,
Yalnızlığın ödülü Hakka yakınlık...
Öyleyse gam yok, bu bahtiyarlık,
Can çekişmenin kıyısında,
Şiirin bittiği yerdeyim...
-Daha önce 100 kadar (izlenmiş) videoları kanalımdan sildiğim için, algoritma şimdi yayınladığımı göstermeyip cezalandıyor!
Kendim ve blog okurum için yayınladığım için no problem:)
Bu mail güldürdü
Sanki herkes işbirliği içinde anlaşmışlar, evlen de evlen!
İyi ki az bunalıp bir dua istedik.
Biz de biliyoruz ısmarlama gibi ve biraz da konforlu sekerat bir istediğimizi...
İyiler gibi yaşayan iyiler gibi de iyi ölürmüş...
En azından iyiler gibi olamadığımıza çok üzgünüz, bu da bir şeydir ve çok şeydir.
Ama konuya ilişkin evlen diyen şu Don Kişot maili güldürdü. Çok sevimliydi.
Bir de sosyal medyaya geri dön diyorsunuz, sonra da Muratzedeler konvansiyonel savaşı:)
Bu sabah ki telefonda da erkek kardeşim aynı konuya getirdi lafı. "Resmi evlenmen şart değil ama bir sevgilin olsun, uzun süre tanı takıl abi" minvalli tavsiyelerde bulundu. Canım ya hem kardeş hem sırdaş, arkadaşım benim. Üzülüyor yalnızlığıma...
Lakin bunca ısrarın ardında bazen,
galiba herkes bu ölgün halli adamdan kurtulmak istiyor, diye iç geçirmiyor da değilim.:)
Derin
Derin, çok derin bir hüzün bu
Ne sonbahara benzer
Ne kelimeler onu tarif eder
Ne de yaşamayan bilir
Güneşin doğmasıyla batması
Ağlamasıyla kahkahası
Sabahıyla akşamı
Hüzündendir hepsinin boyası.
Derin, çok derin bir mevzu bu
Tahmini, tarifi labirente benzer
Aşk desem değil, değil desem değil
Bir muamma ki yürekte vurgun
Bir muamma ki çözülesi değil.
19 Temmuz 2026 Pazar
Sizden kendim için dua isteğim var!
Geçen ay akrabalarımızdan eniştemi kaybettik. Eşinden sonra geriye kalmış ve çocuklarının yanına da gitmemişti. Her cuma arar, duasını alırdım.
Çocukları akıl edip eve kamera koymuşlar da, düştüğü yerde görüp hastaneye... Yoğun bakımda 3-4 gün kaldı ve uğurladık!.. Yalnız yaşayan insanları, yaşlıları ihmal etmeyin diye bu yazı. Hem moral bozukluğuma iç dökümü...
İsmet Özel'in:"Hepimiz ölecek yaştayız!" vecizesini çok severim.
Kamera ile gözetlenmeyi sevmem de istemem de.
Hem yaşım başım, fiziki kimyam ölüm emareleri göstermiyor henüz...
Yine de...
Siz dostlarımdan dua istirham ediyorum.
Mekke, Medine'de ölmek büyük hâyâl...
Bir cuma bizim camide, belki...
İyi olurdu.
Ya da eş-dost, kardeşler falan bir aradayken, birden bir sancı...
Bu daha da iyi, pratik...
Hoop gasilhaneye durumu yani!
Evde saatlerce kokmadan!..
Ve mümkünse pazar günü olmasın, herkes dinleniyor, fazla uyuyor.
Pazar sabahı gün doğarken ölmüş olsaydım, saat 13:00'de ilk wp mesajlaşması... Ooo hem de bu sıcakta 😥
Ve mümkünse ilk ya da sonbaharda yağmursuz, çamursuz bir günde olsun...
Ve asla yoğun bakımda olmasın.
Kimselere yük olmadan...
Ve inşallah tebessümle...
Biliyorum, çok ısmarlama bir ölüm...
Ee anladınız işte!
Bu kriterlere uygun dua istiyorum azıcık sevgisi olanlardan...
Dibin notu: Hemen, evlen yalnız olmaz mailleri gelmezse iyi olur.
An gelecek 20
An gelecek,
şiirlerim,
nefesimde,
ah çekişlerimde,
uzakların türküsünde
saklı kalacak...
Murat Mesut olmak nasıl bir şeydir?
''Bir Murat Mesut olmak nasıl bir şeydir?
Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?''
Aslında kendimle ilgili konuşmayı sevmiyorum.
Yine de konuşmuş olacak mıyım, yazının sonunda hep birlikte göreceğiz:
Murat olmak, hüzünlü bir şarkının notaları arasında gezinmek gibidir...
Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.
Yâr kaf dağının ardında, seslensen duymaz, çağırsan gelmez.
Murat olmak, en azından soyadını Mesut kılıp, gelmeyen saadete öykünmektir!
Murat olmak, yalnız bir liman olmaktır, gelen tekneleri, gemileri geçici süre misafir edip, uğurlamaktır.
Murat olmak, ''annemin'' deyimi ile ''saf'' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
Can taşıyan her ''şeye'' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.
Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.
Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.
Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.
Murat olmak, aşk talebi ile gelenlere, ümitsiz ve eninde sonunda vazgeçip, el sallayacakları gri bir istasyon olmaktır. Tren çığlıkları arasında veda göz yaşlarıdır.
Murat olmak, şu yalan dünyada, hüzün ağacının altında bir kaç nefeslik mola verip, uzun ve çetin yolculuğa hazır olamamanın kaygılı bir merak/hesap halidir.
Murat olmak, nefs ve pişmanlık arası çizgide, günahkârlığa üzülmek, her şeyin sahibi Allah'tan ümidi asla kesmemektir.
Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...
Ve Murat olmak böyle bir ağustos ayının 9'unda güneşle birlikte yeryüzünde görünmektir.
[8 Ağustos 2019'da yayınlamışım, aramıza yeni katılanlar için.]
https://www.youtube.com/watch?v=4TX7w2eCu4c
Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?''
Aslında kendimle ilgili konuşmayı sevmiyorum.
Yine de konuşmuş olacak mıyım, yazının sonunda hep birlikte göreceğiz:
Murat olmak, hüzünlü bir şarkının notaları arasında gezinmek gibidir...
Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.
Yâr kaf dağının ardında, seslensen duymaz, çağırsan gelmez.
Murat olmak, en azından soyadını Mesut kılıp, gelmeyen saadete öykünmektir!
Murat olmak, yalnız bir liman olmaktır, gelen tekneleri, gemileri geçici süre misafir edip, uğurlamaktır.
Murat olmak, ''annemin'' deyimi ile ''saf'' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
Can taşıyan her ''şeye'' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.
Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.
Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.
Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.
Murat olmak, aşk talebi ile gelenlere, ümitsiz ve eninde sonunda vazgeçip, el sallayacakları gri bir istasyon olmaktır. Tren çığlıkları arasında veda göz yaşlarıdır.
Murat olmak, şu yalan dünyada, hüzün ağacının altında bir kaç nefeslik mola verip, uzun ve çetin yolculuğa hazır olamamanın kaygılı bir merak/hesap halidir.
Murat olmak, nefs ve pişmanlık arası çizgide, günahkârlığa üzülmek, her şeyin sahibi Allah'tan ümidi asla kesmemektir.
Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...
Ve Murat olmak böyle bir ağustos ayının 9'unda güneşle birlikte yeryüzünde görünmektir.
[8 Ağustos 2019'da yayınlamışım, aramıza yeni katılanlar için.]
https://www.youtube.com/watch?v=4TX7w2eCu4c
18 Temmuz 2026 Cumartesi
17 Temmuz 2026 Cuma
Hissediyorum Yalnızlığını
Kapatma Gönül Pencereni...
Kaldır Gönlüne Bağladığın Prangaları...
Aç Kapılarını Deli Rüzgarlara...Korkma Sevmekten...
Ürkme Sevilmekten...
Hissediyorum,
Duyguların Sıcacık;
Duygularını Terletme...
Umutsuzluğu Umut Yaparak Bekle...
Susma!
Cümlelerin Dudaklarda Kalmasın,
Kelimelerin Hayatlara Kök Salsın...
Bu Hüzün İçindeki Karanlıkta,
İçindeki Yalnızlıkta...
Unutma!
Uçurtmalar Karanlıkta Uçmaz...
İnan Bir Ömür Yetmez,
Senden Bir Tane Daha Bulmaya...
Sevda
(*) Son dizelerini burada saklamak istedim. MM
Sonra kızıyorsunuz!
Modern zamanlar diye adlandırılan asrımızın insanı, eski asırlara doğru geri gidildikçe insan aklının az olduğu vehmine, fikrine inandırılmıştır ki aslı yoktur.
Algı ve manipülatif tuzaklardan sadece bir tanesidir.
Oysa şu son yardım derneği başkanı Haluk Levent'in hem yardımseverlere, hem zengin kadınlara dair iddialar...
Yine aynı yollarla tekrar tekrar kanan, inanıp parasını yada kuyumcusuna altınlarını, yetmedi evini satıp parasını teslim eden insan haberlerinin hiç bitmemiş olması...
En ibretlik ve sürekli güncel olanıysa: "Adınız terör örgütü hesaplarına karışmış. Ne ka altın ve paranız varsa bize verin, sonra şaparız!" diye yıllardır sonu gelmeyen soygun yöntemine profların bile kanmasıdır.
Rusya'nın 5.yılına giren Ukrayna istilasıyla süren ahmak savaş...
Bir süper devletin başında, bir dediği bir dediğini tutmayan dengesiz bir liderin siyonizm istiyor diye İran'a saldırısı...Başka ülkelerin kaynaklarına gözgöre göre çökme arzusunu dillendirmesi...
Caddelerde, trafikte, basit şeylerden kavgalara hatta cinayetlere...
Örnekler bitmez...
İnsan aklı, akıl olmaktan çıkmış durumda...
Muhakeme, idrak, selim akıl, duru akıl çok az insanda, az miktarda var.
Kalıplaşmış fikirler...
Kandırılmış nesiller...
Zorbalığı yöntem bilmişler...
Zor zamanlara kaldık ve bu zor zamanı zombileşmiş akılsızların tüm dünyada çoğalmaya başladığı anormal bir vasatta yaşamak zorunda olmanın vermiş olduğu tedirginlik içindeyiz.
Sonra "hayırlısıyla bir öleydik" deyince de kızıyorsunuz...
16 Temmuz 2026 Perşembe
14 Temmuz 2026 Salı
Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam
"Vee lütfen yalnız kalma …
Kendinle konuşma…
Murat
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp
Her an ölecekmiş gibi ibadetini yapar..
Daha bizlere öğretilerin bitmedi
İnsanlık adına vazifelerin de
Niçin gönderildin amaçsız olmak için mi?
Tembelliğin lüzumu yok…
Hep kendine çalışamazsın …
Bizleri de faydalandır…
Gücendirme Mevlamı…
Boş kalınca işte insanlar böyle vesveseye gark ediyor kalp ve dimağları
Akıl tutulması bu…
Neyin aymazlığındayız…
Çiçeğin kuşun karıncanın hakkına davacıyız…
Neyiz biz bu dünyada
Yalnız ve yalnız kendimiz için miyiz?
Gönül bağı kurduğun herkesten sorumlusun
Silkelen azıcık…
Zırlak bir adam olmuşsun
Ölüm her zaman vardı
Var diye hayatı boş mu geçirelim …
Yiyiyoruz içiyoruz pişiriyoruz paylaşıyoruz…
Birilerine iyi gelmeye çalışıyoruz…
Yaparsın biliyorum ağlamak göz pınarlarını kurutur..
Sonra kör mü olmak istiyorsun
O güzel gözlerine yazık…
Kehribar bakışlı adam…
Bir cuma çıkışı da yapabilirsin
Çocuklar sevinir
Şimdi yaz Kur'an dersleri başkadır camilerde dondurma ikram et…
Hafifler yüreğin kuş gibi…
Biz bu dünyaya niye getirildik faydamız olsun diye
Allah sevdiklerinle sınamasın
Ne bu yahu
Ordan git burdan git şurdan kaç
Yaşıyoruz heee
Nefes alıyoruz
Yap ibadetini hayrını sarıl sevdiklerine
Sen bu adam değilsin bencilliğin lüzumu yok…"
*
Eylül bakışlı adam'dan sonra Kehribar bakışlı adam…
Bunu da tuttum güzelmiş.
Sırf unutmayayım diye onca fırçalamaya katlandım buraya taşıdım:)
Dünyaya dönemiyorum olmuyor! Şikayet de etmiyorum bu durumdan.
Evet dostlarımı fena kırdım ve çok üzgün olsam da geri dönüşü yok.
Tanıştık, tanıdık, sevdik...
Güzel dostluklar, sohbetler...
Her başlayan şeyin bir sonu var bu dünyada...
Özlesek de, ağlasak, arasak da bu böyle...
Ayrılıklar üzerine kurulmuş bir düzen...
Teşekkür ediyorum, bu mektup da çok kıymetliydi.
MM
*
"İyi bir silkelenmeyi haketmişsiniz!
Şımarık çocuklar gibisiniz …
Hani oyunda küsüp kollarını kavuşturup köşeye çekilen sümüklüler gibi aynen öylesiniz..
Seni çıkardım oyundan
Onu eledim
Onu gönderdim
Onu sevmedim
Onunla küstüm
Ver bilyelerimi al oyuncaklarını gibi…
Hayır efendim sizin canınız öyle isteyemez…
Orada yazacaksınız biz de okuyacağız…
Bulaştınız bir kere renklerimize
Kaçamazsınız…"
Göğsünde uyutmadın beni (14.07.26)
Ne göğsünde uyutabildin beni,
Ne çocuk gibi sevebildim seni
İniltilerimiz şiirlere figân oldu
Gülüşlerin ruhuma şarkı...
Göğsünde uyutsaydın beni,
Şefkatimle büyütürdüm seni
Göğsün gülistan olsaydı
Kokunla sarhoş etseydin kalbimi
Göğsünde uyutmadın beni,
Irmaklarına kandırmadın beni,
Gecelerimiz hayallerin koluna girip
Güzel olan ne varsa alıp gitti...
Göğsünde uyut beni (23.11.23)
Göğsünde uyut beni,
Çocuk gibi sev beni,
Ninnilerin şiir olsun,
Gülüşlerin şarkı...
Göğsünde uyut beni,
Sözlerinle büyüt beni...
Göğsün gülistan olsun,
Gülistanında der beni...
Göğsünde uyut beni,
Irmaklarına kandır beni,
Geceleri uzat e mi,
Sır gibi sakla bizi...
Besteli halinden tadımlık
13 Temmuz 2026 Pazartesi
Diken
Kavuşmak, aynı göğe bakmakmış.
Ayrılık ise, aynı yıldızın altında
yalnız üşümek.
Rüzgâr her gelişinde
birkaç yaprak eksiltmedi ağaçtan.
Biraz da beni aldı.
Biraz sesimi.
Biraz, adımı söylerken titreyen harfleri...
Şimdi hangi güle eğilsem, diken avucumu tanıyor...
Kanarya Banu Dağ
*
KİMSE AYNI KALMIYOR
Bir gün dost dediğin insanın avucuna bakıyorsun.
El değil.
Rüzgâr.
Tutmaya uzandığında çoktan başka bir mevsime göçmüş.
Çok geç anlıyorsun, yakınlık mesafeyle ölçülmüyormuş.
Bazı insanlar göğüs kafesinin içinde bile gurbet.
Ben, en çok "biz" derken yalnız kaldım.
...
Çocukken hürriyeti gökyüzü sanırdım.
Büyüyünce öğrendim:
İnsan bazen kendi nefsinin boynuna taktığı tasmayı kolye diye seviyor.
...
Annem, "İlkelerini kaybetme." derdi.
Şimdi vitrinde etiketi değiştirilmiş ilkeler görüyorum.
İndirimde vicdanlar.
İki alana nice kul hakkı bedava!
...
Vefa, eski bir semtin yıkılmış çeşmesi gibi.
Suyu çekilmiş.
Önünden geçen herkes susuzluğunu başka yerde unutuyor.
Cefa ise inatçı bir sarmaşık.
Kapıyı çalmıyor.
Ah hırsız! Evin içine kadar büyüyor.
...
Eşya...
Ne tuhaf.
Bir sandalye, üzerine oturanlardan daha sadık çıktı.
Bir fincan benden daha uzun süre sakladı annemin dudak izini.
İnsanlar unutmayı öğrendi.
Eşyalar beklemeyi.
...
İnsi de gördüm.
Cinni de.
En çok da ikisinin aynı bedende oturduğu zamanlardan korktum.
Çünkü kötülük, her zaman bağırarak gelmiyor.
Bazen çok nazik konuşuyor.
...
Bir nida var içimde.
Kimse duymuyor.
Belki de kalbin sesi kulakların anlayacağı bir dil değildir.
...
Beşikle mezar arasında bize ömür dedikleri şey,
bir avuç emanetle bir avuç pişmanlığın aynı cebe konulmasından ibaret.
Ve ben,
her sabah kendimi yeniden toplamaktan yoruldum.
Akşam olunca da
eksildiğim yerleri yıldız sananlara gülümsemekten.
Kanarya Banu Dağ
*
BANA HEP SEN
Uzaklarda,kimsenin işitmediği
bir neyin makamına tutulur kalem.
Taşlara ay çarpar
revaklara rüzgâr.
Bana,
hep sen.
Sanki asırlarca buhur tüttürülmüş
eski bir dergâhın eşiğinden
ruhum geçer de
ardında ürperen bir koku kalır.
Ne adını çağırabilirim
ne yokluğunu inkâr
Dilsizim.
Kanarya Banu Dağ
*
Göç eden kuşlardan çok, yuvasını içinde taşıyan insanlar yoruyor göğü.
Hem bilmiyor musun?
Sonbahar, o eski sonbahar değil.
Bahâne döküyor insanlardan...
Kanarya Banu Dağ
*
"Hoşçakal ey hayat,
bütün ömürler gibi bitiyor işte bizim de ömrümüz…
Bir vedâ divanının solgun sayfalarıdır dökülen bu yapraklar…🍂"
Ahmet Telli [1946-2026]
An gelecek 19
An gelecek;
kendimizi,
onca özlemelerimizin,
bizi bir kerecik bile niçin kavuşturamadığını sorgularken bulacağız...
"Şiirinizi niçin ta gece yarısı kanala atıyorsunuz kim görecek o saatte!??"
- Yalnız blog okurlarım görse kâfi. Onların da bir kısmı Murat Mesut şiir okumamıştır diye linki kadınsal sezgilerle açmıyor:)
12 Temmuz 2026 Pazar
Ben de sizi okumayı seviyorum.
"Sen kimsenin mola yeri ve duygusal tamirhanesi değilsin.
Kimsenin, yalnız kaldığında aklına gelen, canı sıkıldığında aradığı, hayatındaki boşluğu doldurmak için döndüğü kişi olma.
Çünkü seni gerçekten isteyen insan, sadece ihtiyacı olduğunda değil, her zaman hayatında tutmak ister.
Seni sadece kendini iyi hissetmek için hatırlayan insanlar, seni değil, senden aldıkları huzuru arıyordur.
Kemal Alimoğlu"
*
"Keşke karşılıklı bir çay kahve faslımız olabilse idi. Hatırı ne çaya ne kahveye yüklemeden..."
*.
"Takip ediyorum, her yerden ve herkesten uzaklaşmaktasınız. Kendinize ceza verdiğiniz o kadar sarih ki. Etmeyin!"
*
"Rüveyda rüyanıza geldi mi? Yüzünü başka kapıya dön artık dedi mi?"
*
"Bir eylül günü final... Bunu okuyunca telefonu yere çalacaktım!"
*
"Kitabını okudunuz mu bilmiyorum ama Masumiyet Müzesi dizisini izlemenizi öneririm. "Bazen bırakmak gerekir!" bu cümle orada detayıyla anlaşılıyor."
*
[Üsttekiler yayınladıktan sonra gelen:]
"Adam yönünü değiştirmiş ya işte! Son yolculuğuna hazırlık için bizi bile rehberden sildi. Önce çok sitemkârdım, artık anlayışla karşılıyorum. Selam sana dost..."
*
"Hazırlık mı? Adam gömmüş kendini:) "
11 Temmuz 2026 Cumartesi
Davetiye
Gün geldi...
Bu akşam...
Akraba düğününe davetliyiz...
Gidesim yok ya...
Bahanem hazır!?
Murat Mesut ve ailesi diyor...
Odaları gezdim
Bakındım
Yok!
Ailemi bulamadım!..
Eh davetiye şartlarını taşımıyorum!
Mazur görünüz...
Anne diyecek oldum...
Sustum...
Senede bir gün
Yok, o sevdiğim TSM şarkılarından söz etmiyorum.
Bu olsa olsa, ayaklarıma kara sular indi şarkısı olabilir. :)
Bu sıcakta, bu performansa maşallah dediğinizi duyar gibiyim.
Boşuna dememişler, çıkmayan candan ümit kesilmez diye...
Demek ki hayata tutunacak bir, sebebim moralim olsa, dağları deleceğim. (Adam uçuşa geçti dediğinizi de duydum.:)
Sende iş var yürü be kim tutar seni.:)
Uygulama telefonumun en arka sayfasında, yani o derece ilgiliyim anlayın(!) Aklıma geldi, baktım da günlüğüme not edeyim dedim.
Şöyle neticelendirdim:
12.000÷12=Aylık1000 adım.
Tamam işte bu yılın ödemesi toptan yapılmıştır.
Önceleri 5 bin adım diye bilimsel (!) mavalları dinlettiler. Sonra biri çıktı; " Haşa! Zinhar bu yetmez iki kata çıkarıyorum! "dedi. Bir kaç zaman sonra "20 dakika yürümek kâfidir, vücudu kalbi zorlamayın efenim" dediler
Yakında biri de diyecek ki; kıçınızı da yırtsanız, amuda da kalksanız, bir yer gelince sağlık sorunlarınız kaçınılmaz olacak ve bir yer gelince de game over olcek. Son sporunuz, krallar/kraliçeler gibi omuzlarda taşınmak olacak, yemyeşil yakutu mercan gibi sen sultani gezi sanırken, hoop salıverecekler kabrine!
O yüzden ah bugün yürüyüşümü yapamadım diye üzüleceğine, ah bugün Kur'an okuyamadım gibi şeylere mi üzülsen ki, bak artık yavaştan büzülüyorsun zaten 😅
*
Kentpark'ta değişiklikler varmış. Bir ara kendimi kandırabilirsem bir görmek isterim, son halini...
Hem belli mi olur belki Rüveyda ile karşılaşırız.
- Geliyorum doktor bey😅
Bunun farkındayım aslında
"Gazâlî, İhya’da geçmişe özlem duymanın özüne dair çok derin bir temasta bulunarak bu durumun iki büyük risk taşıdığını belirtir.
İnsan geçmişe gereğinden fazla döndüğünde, kalp yavaş yavaş bugünü kaybetmeye başlar. Ve bunun ardından iki büyük çöküş doğar:
İlki; rıza zayıflar.
İnsan fark etmeden sürekli şunu düşünmeye başlar:
“En güzel günler geride kaldı.”
“Hayat aslında o zaman güzeldi.”
“Her şeyimi geçmişte bıraktım.”
Bu düşünce masum görünür; ama içinde kaderin bugünkü hikmetine karşı sessiz bir itiraz taşır.
İkincisi ise daha tehlikelidir: İrade zayıflar.
Çünkü sürekli geçmişte yaşayan insan, bugünün sorumluluğunu taşıyamaz hâle gelir.
Yapması gerekenleri erteler, değişme gücünü kaybeder, gelecek için hayır üretecek enerjiyi yitirir.
Gazâlî bu hâli, “İnsanın geçmişi zihninde tekrar tekrar kurarak kendisini oyalaması” şeklinde anlatır. Ve bunu yalnızca bir duygu değil, nefsin ince bir oyunu olarak görür."
*
Öncelikle bunu gönderen ablama teşekkür ediyorum, bana zarif bir ikazname, mesaj...
Yıllar önce İmamı Gazali hz. İhyau ulumiddin adlı eserinin bütün ciltlerini okuduğum halde, bu şekilde bir okuma hatırlayamasam da tespitlere elbette katılıyorum.
Yukarıdaki söylemler, hayıflanma ve hüzün kaplı şikâyetler bizi durağan bir tembel haline getirebilir.
Pasif, sorumluluk almadan, insanlara bir faydamız dokunmadan günleri öldürdüğümüzü zannederken, aslında kendimizin katili oluruz.
Geçmişte hemen herkesin hataları, yanlışları olmuş olabilir.
Onları sürekli yaşadığımız âna taşımanın zarardan başka bir anlamı yoktur. Dersimizi alıp, sayfayı çevirmesini bilmeliyiz, yoksa o geçmişin sayfaları bizi psikolojisi bozuk bir canlıya çevirir!
Geçmişin enkazının altında kalmak, ağır yara almış olmak, bir yardım eli olmadan oradan çıkamama realitesini de gözardı edemeyiz.
İslâm, cemaat yani sosyalleşme dinidir ve bunu tavsiyeden öte zorunlu kılar. Bunun yüzlerce örneğine kitap yazılır. Sosyalleşen insanın, moral motivasyonu canlı ve pozitif olur. (Bu konuda en çarpıcı örnek Filistin'li mazlum kardeşlerimizdir. Onca işkence, zulme ve enkazın zordan zor şartlarında, onca imkânsızlıklar içinde nasıl da moralleri kaybetmeden, onca acılara rağmen yaşama ve bilinçlerine sıkısıkıya bağlı olabiliyorlar. Cidden sosyolog/psikologlarca inceleme tez konusu.)
Sonuç olarak insanlara karışmak yerine yalnızlığa karışan kişinin ruh yapısı zedelenir ve iyi, güzel, doğru yönde gelişim göstermesi -istisnalar dışında- mümkün olmaz
Yukarıda geçtiği gibi kişi kendisini oyalar durur ve buna da "Bir yudum teselli"der!..
*
Hepten asosyal değilim. Mesela sık sık teyzem ile eniştemi ziyarete giderim. Konu döner dolaşır benim evlenmem gerektiğine... Hadi gel sosyal ol:)
Ablamla da sık sık kahve içer, sohbet ederiz, yine bir şekilde "kuzum evlensen yalnız olmaz böyle" noktasına gelir...
Yakında Rüveyda'da rüyama gelip aynı şeyleri söylerse hiç şaşırmam. Millet beni gözden çıkardı, hatta başlarından atmak istiyor, yoksam beni artık sevmiyor musunuz falan diye gündem oluşturmam şart:)
10 Temmuz 2026 Cuma
Sevdimseni
Sevmiştim desem, değil!
Sevdim seni hem de te böyle bütün dil kurallarına da isyankârca:
- Sevdimseni
İki kelime birbirine sarmaşık aşeka gibi dolanmış, ayrı yazmak mümkün değil...
Sevmiştim; yani bir zamanlar, bir dönem...
Seviyorum; geniş zaman lakin değişebilir. Bugün seni seviyorum, yarın ne getirir bilinmez, sevmeye son verebilir, vazgeçebilirim, vazgeçebiliriz...
Sevdimseni; geçmişten, geleceğe, bütün zaman ve fiil çekimlerinde, 14 mevsimde... Hep...
Sevdimseni; bu sevgi artık değişmez, olan oldu...
Sevdimseni bir kere, bu ebediyen değişmez,değişemez, imkândışı...
Ayrılık da olsa...
Küslük de çıksa...
Dünya da yıkılsa!
Hiç bir bahane bunun künhünü, rengini, mihengini, nirengi noktasını değiştiremez.
Hani fotoğraf çekmek gibi...
Kalp çekti ve sevdimseni karesi tamam...
Sevdimseni...
Öyle kuvvetli, öyle derin, öyle çok...
Tariflerden, tarihten azade...
Hiç durmadan sevdimseni yazsam, okuyan sıkılır, yazan her yazışında ruh ikliminden yeni bir duygu devşirir...
Sevdimseni...
Geçmişime de
Kalan ömrüme de
Dolu dolu bir mahrumiyet ve mahzunlukla...
Sessiz bir avazın eşiğine oturmuş masumlukla...
Sevdimseni...
Sevdimseni...
Öyle böyle değil...
Sevdimseni
Boş bir kalple geçip gitmiyorum dünyadan...
Sen sem
Senden gayrı ne varsa sem imiş...
Sen şifasın, sem zehir imiş...
Senin nazarında eriyen bir şem olsaydım.
Senin keremin beni Seninle eylesin...
9 Temmuz 2026 Perşembe
Yeniden başlayamıyorum
yeniden başlayamıyorum
bıraktığın yerdeyim hâlâ
sendeliyor sendeliyor
kalkamıyorum bir daha
yeniden başlayamıyorum
hayata tutunamıyorum
tuttuğum elini arıyorum
o sıcaklık soğumadı daha
yeniden başlayamıyorum
başlamak da istemiyorum
sen gittin
gittiğin noktada film koptu
yaşamak istemiyorum daha
Nasipse sezon finali yerine bir eylül günü
final yaparız. Sıkıldım yıllardır kendimin tekrarından...
8 Temmuz 2026 Çarşamba
Onlardan özür diliyorum!
Dün sevdiklerime çok ayıp ettim! Bana hiç yakışmazdı ama yaptım...
İki elin parmakları kadar yoktular oysa...Sosyal medyadan kitabım sebebiyle vardık.
Rehberimden sileceğimi söyleyip onları da üzdüm.
Nasılsa bir gün ayrılacağız deyip, o gün bugün olsun dedim.
Neler geçtiyse aklımdan, dün yine veda zincirime halkalar ekledim kıymetli...
Dün zor günlerimden bir gündü galiba...
Dün hayattan, bugünkünden fazla sıkılmıştım...
Dün hayatın içinde bugünkünden fazla sıkışmıştım...
Üzgünüm...
Herkes gittiğinde
Kendi nefesini dinleyeceksin
Herkes gittiğinde...
Kendin söyleyip kendin dinleyeceksin,
Herkes gittiğinde...
Belki bir pişmanlık yankılanacak duvarlardan!
Belki bir isim dolanacak diline;
Ona güvenilirdi, o iyi biriydi diyeceksin,
Herkes gittiğinde...
Kendinle hesaplaşacaksın
Herkes gittiğinde...
Savcı da sen hakim de sen,
Geçmişi susturamayacaksın!
Hükümlerden hüküm seçeceksin
Herkes gittiğinde...
Yalnızlığın uğultusu karışacak, hıçkırıklarına,
Delişmen günlerin gelecek aklına,
Gençliğin tebessüm edecek,
Tozlu albümlerden
Günler çok uzun,
Geceler sağanak olacak,
Herkes gittiğinde...
Herkes gittiğinde
Sen de gitmiş olmayı dileyeceksin...
7 Temmuz 2026 Salı
Zayiat
Hayatı karşıdan karşıya geçmek için
Bir kere teşebbüs ettim.
Hatta yarıyı da geçtim.
Sonra geri çevrildim!..
Bir daha da ne aynı gücüm,
Ne de aynı cesaretim olamadı...
Artık korkak benim, aptal benim,
Ziyan bir hikayenin zayiatı benim!..
Bir akşamüstü kadar
Ben bir mucize istemedim.
İnsanlar, bir akşamüstü kadar gerçek olsa yeterdi.
İnanmak; bir tırtılın müstakbel kanatlarına inanmak
ve inanmak aşka...
Hem inanmak, içindeki boş sandalyeyi ömrün boyunca kimseye vermemektir...
Kanarya Banu Dağ
6 Temmuz 2026 Pazartesi
Yaşamın kendisi
Belki de kopan yapraklar,
gittikleri yerlerde,
ayrılıkların,
yaşamın ta kendisi olduğunun
idrakine varmışlardır...
Kendime ceza benim
Kimsesizsem
Neden genelde kadın vokal tercih ediyorum, erkek vokallerde çok erkek olmayan bir ses rengi bana itici geliyor ve kadınlar daha duyarak okuyorlar, yz olsa bile:)
Tercihen
Ve mecburen
Kendime ceza benim
Sessizsem
Belirsizsem
Gitmediysem
Kendime ceza benim
Sensizsem
Bitiksem
Yenilmişsem
Kendime ceza benim
Kimsesizsem
Sessizsem
Sensizsem
Özlemekten ölmüşsem
Kendime ceza benim
Kendime ceza benim
5 Temmuz 2026 Pazar
Pazar ruhum
İyi bir edebiyatçı olmayabilirim. Edebiyatı sevmekliğim bana yetiyor.
"Kendimden kendime, kendimce..."
"Bir yudum teselli"
"Hüznümün kırıntıları"
Buraya aldığım özlü sözün derinliğine bakar mısınız?
Sürekli Rüveyda dediğime bakılırsa, yukarıdaki çiçek örneğinden yola çıkarak, beğenme evresini aşalı nice yıllar oldu...
Sevmek öyle bir şey ki,
Kalemin, kelamın sussa da kalbin asla...
Son günümde de
Ben seni
Bir gün
Kavuşuruz diye mi sevdim?
Şimdi ayrı yollara düştük diye
Sana verdiklerimi,
Senden aldıklarımı
Yok sayıp,
Ufka mı çalayım?
Ben seni
Bir gün
Kavuşuruz diye sevmedim?
Kalbime uyan elbisemdin,
Kuşandım ve kuş oldum...
Artık bütün lakırtılar aşağıda,
Kanatlarımın çok altında
Ben seni sevdim ve
Çok güzel sevdim
Son günümde de seveceğim...
4 Temmuz 2026 Cumartesi
Neler iyi gelmiyor listesi yapsam
Kendimle bolca zaman geçiriyorum ya kendime yazılı sorayım dedim, sana neler iyi gelmiyor? Atlamadan, saklamadan, baştan savmadan başla:
• Müziğin her türü, isterse güftesiz melodi olsun... Hüznümü sanki bir tencere içinde kepçeyle karıştırıp duruyor. Müzikten vazgeç deme, geçemem!
• Arada denk geldiğim bir film repliği, müzik yerine, filmlere, dizilere bu yüzden geçemem...
• Yine denk geldiğim aforizma denilen özlü sözler... Kalbe nişan almış ok gibi canımı acıtanlar ya da ilham olanları var, film replikleri gibi...
• Gazze'den görüntüler. Bana iyi gelmiyor diye, kanal değiştirmem. Onlarla bütünleşirim, utanırım.
İyi bir ziyafete bu sebeple aşırı ısrarla götürülmedikçe gitmem. Uzun uzun duş keyfi, masaj düğmelerini kullanmam. Terasta mangalı 1 konu komşu hakkı, 2 kediler 3 Gazze'liler için uzun zamandır yapmıyorum.
• Dün annemin yazın örtündüğü pembe pikesini elime aldım. Yok böyle bir şey. O nasıl güzel bir koku. Annem parfüm kullanmaz pek de hazzetmezdi. Kokulu yumuşatıcı kullanmayız. Bu apayrı bir anne kokusu. Dün gece onu örtündüm. Yıkamadan kokusu odama ruhuma sinsin istedim.
• İnsanlarla tartışmak da bana iyi gelmeyen şeyler arasında, haklı da olsam, iddia edilen şeyi kazansam da böyle...
• Sözünü tutmayanlar, yalancılar, kişiliğime ve fukara kalemime değer vermediği aslında çok belli olanlar...Vefasız nankörler de bana iyi gelmez. Kime iyi gelir ki der yine de vefasızlığımızı mesela görmezden geliriz.
• Cuma günleri cemaatin cahil, adapsız, kural bilmez tanımaz halleri. Pardon onlar cemaat değil, cemiyet! İkisi arasında kıtalarca fark var. Bazen havadurumunu bahane edip gitmediğim oluyor.
• Acaba yazmak...
Ruhuma gerçekten terapi mi yoksa yazarken hüznüm daha mı çok tazeleniyor?
İç dökümü mü, iç çöküşü mü?
Bir psikolog varsa okurlarım arasında bunu cevaplarsa memnun oluruz.
• Eminim dışarı çıkmadığım günler de -ki çıkmamak için hep bir bahane buluyorum- bana iyi gelmiyor. Apartmanın içinde, dairede, dairenin içinde odada, odanın içinde ruhumda...
Aman! Bu kadarla bırakıyorum yazımı. İçim darlandı. Bir kahve ile Suno'daki yeni ürünüm Son günümde de'yi bir dinleyeyim. Bakayım dinlenecek gibi mi? Yazdım da burada henüz yayınlamadım...
*
"Hep aynı yolda yürümek iyi gelmiyorsa hatta içten içe size zarar veriyorsa, bazen rotayı değiştirmek gerekir. Farklı kişiler, farklı işler, belki de yeni bir hayat. Size zarar verdiğini düşündüğünüz şeyler her neyse uzaklaşmayı deneyin."
*
Düğün davetiyesi gelmiş.
Murat Mesut ve ailesi...
Ailesi
Aile!?
Murat Mesut ve gölgesi olmalıydı, bak buna iyi bir kahkaha giderdi:)
Düşündüm!
Murat güzel yazılmış, elim yatkındır, az zaman ayırsam o tarzda yazabilirim. Ne de olsa karikatür ve rapido kalem geçmişim de var:) Teşekkürler.
Bu yüzük baş harfi M ile başlayan bir hanımefendiye ait olmalı. 🤭
*
Seni dinlemek,
Bazen bir melodi,
Bazen ders dolu bir hikâye,
Bazen nesir/ şiir...
Seni dinlemek dinlenmektir.
Sevmektir, sevilmektir.
Güzelliktir...
Kitap okumak, sayfalar arasında düşlemektir.
Seni dinlemek, hayatı öğrenmektir...
Seni dinlemek, hayata yenilmemektir.
Seni dinlemek yenilenmektir...
🌹
Düşündüm:
Facebook'ta profil yerine sayfa açmak yeniden başa sarmak gibi geliyor bana. Yine de kararsızım, o bencilsiniz ithamı dokundu!..
Sizden gelen, facede sayfa açsanız temalı kısmı sehven silmiş bulundum, özür diliyorum.
Teşekkürler.
3 Temmuz 2026 Cuma
Hayat hiç ilerlemiyordu...
Kuş koşarak sessizce uzaklaştı,
Kedi onca kanat çırptı, yakalayamadı!
Kuş: "Eskiden uçardım şimdi kanatlarım işe yaramıyor!" dedi
Kedi; "bu kanatlar yüzünden bir sıçrayışta kuşu yakalayamadım!" diye söylendi.
Kadın kendisine zulm eden oğluna lanetler etti. "Baban ölmese sen bana bu hadsizliği hakareti yapamazdın!" dedi.
Üst mahalledeki hastane de 2.kez tüp bebek denemesi için gergin bekleyiş sürmekteydi. Yan koktuklarda hiç susmayan çocuk can sıkıcıydı!
Hiç bir hizmeti görülmeyen belediye, hiç göze/söze batmazken, sürekli hizmette çeşitlilik arz eden belediye başkanı eleştirilmekten usanç içindeydi...
Aşık olduğu kadın evlenmiş belki de çocuğu olmuştu, adam, kendisini bir kitabın içinde, satırlar arası başrol sanmaya devam ediyordu, çıksa, kırılmış akvaryumunu kaybeden balık misali öleceğini biliyordu..
Annesini kaybettikten sonra, kaybolmaktan inancı onu koruyordu. Zaman güç de olsa geçiyordu da hayat hiç ilerlemiyordu...
*
Bu ayın son günü annem ölecek! [2025]
2 Temmuz 2026 Perşembe
Mümkün olmayacak!
Sen, herkes gibi anılar günlüğünde yerini alamayacaksın, alamıyorsun...
Bu mümkün değil, mümkün de olmuyor...
Benim isteğimle olacak bir şey de değil...
Hergün taze bir başlangıç derler ya...
O taze ekmek kokusu gibi sabahlarda senin kokun...
Sana bakıyorum, elinde bir kitap...
Kahvaltı için acelen yok...
Zaten kitaba da iyi dalmışsın...
Bir şarkı çalsa yine benimlesin,
Mümkünü yok anı olamazsın...
Başkaca çok misal vermiştim,
Bir sebepten sildim!..
Neticei kelam,
Ben bu dünyadan ne vakit göçüp gidersem...
O zaman da zaten ben anı olurum, sen hiç bir zaman...
1 Temmuz 2026 Çarşamba
İlmin birincisi onlar!
Sahnede çok iyiler!
İnerken bütün boyaları dökülüyor!
Biraz açarsak;
Paylaşımlarında dini, milli, ahlaki öyle dürüst tavsiyeler, dersler, eğitimci tavırlar!
Öyle ki, keşke ben de onlar gibi olsam diye özeniyor insan...
Oldu da paylaşımla ilgili bir şey sordunuz ya da nazikçe eleştirmeyi gerektirecek mesaj gönderdiniz!
İşte o anda karşınızdakinin üslubu, kaba ve kırıcı cevabı, ister-istemez bu paylaşımları yapan zatı muhterem siz misiniz, sorusunu da beraberinde getiriyor. Hani konusu din ya... Ahlak, erdem, iyi Müslüman, iyi insan olmak ya . Hani bu konularda latif paylaşımlar yapıyor ya... (Kuyruğuna basana kadar!)
Bilmiş, kibirli ve asabi tavırla verdiği cevabını, usturuplu ama yine nazik bir cevapla boşa düşürdüğünüzde şov sona eriyor ve yiyorsunuz o beklenen engeli!
Buna en çok da binlerce takipçiden para devşirme çabasındaki hesaplarda şahit oluyorsunuz.
Tabii mesajda size nasıl nobran, kaba, kırıcı olduğunu o binler görmüyor, göremiyor!
Sahnede dervişliğe, ilmin birinciliğine devam!..
Onlar da erdemli dindar rolünü çok iyi oynuyorlar sevgili okurum...
Mailinize teşekkür ediyorum.
Not 1: Bloğumu açtığım ilk yılda reklamlara açıp para kazanma özelliği vardı. Deneme amaçlı tıkladım, incil reklamı! Tabii daha fazla merak etmeye gerek kalmamıştı! Zaten kalemimin üzerinden maddi çıkar bana ters...Kitabım da buna dahil.
Sen amatörsün, amatör müteşair olarak kal:)
Not 2: Youtube'da izlemek istediklerim oluyor, arkadaş 5 dakikaya bir reklam. Tamam para kazan da bu kadar abartmadan!
Not 3: Elbette derdi maddi kazanç olmayan, samimi iyi niyetli hesapları bu yazının konusundan tenzih ederim.
Kırık aynada
Ondan sonra kırık bir aynadan izledim hayatı...
Artık bir şeyleri net görmem gerekmiyordu...
Hayat film şeridi gibi,
Hızlıca akıp gidiyordu,
Tıpkı ömrüm gibi...
Duymam gerekenlerse zaten sınırlıydı...
İçimin sesleri kâfiydi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
