11 Temmuz 2026 Cumartesi

Senede bir gün

Yok, o sevdiğim TSM şarkılarından söz etmiyorum. 
Bu olsa olsa, ayaklarıma kara sular indi şarkısı olabilir. :) 

Bu sıcakta, bu performansa maşallah dediğinizi duyar gibiyim. 

Boşuna dememişler, çıkmayan candan ümit kesilmez diye... 
Demek ki hayata tutunacak bir, sebebim moralim olsa, dağları deleceğim. (Adam uçuşa geçti dediğinizi de duydum.:) 
Sende iş var yürü be kim tutar seni.:) 

Uygulama telefonumun en arka sayfasında, yani o derece ilgiliyim anlayın(!) Aklıma geldi, baktım da günlüğüme not edeyim dedim. 

Şöyle neticelendirdim:
12.000÷12=Aylık1000 adım. 
Tamam işte bu yılın ödemesi toptan yapılmıştır.  

Önceleri 5 bin adım diye bilimsel (!) mavalları dinlettiler. Sonra biri çıktı; " Haşa! Zinhar bu yetmez iki kata çıkarıyorum! "dedi. Bir kaç zaman sonra "20 dakika yürümek kâfidir, vücudu kalbi zorlamayın efenim" dediler 
Yakında biri de diyecek ki; kıçınızı da yırtsanız, amuda da kalksanız, bir yer gelince sağlık sorunlarınız kaçınılmaz olacak ve bir yer gelince de game over olcek. Son sporunuz, krallar/kraliçeler gibi omuzlarda taşınmak olacak, yemyeşil yakutu mercan gibi sen sultani gezi sanırken, hoop salıverecekler kabrine! 
O yüzden ah bugün yürüyüşümü yapamadım diye üzüleceğine, ah bugün Kur'an okuyamadım gibi şeylere mi üzülsen ki, bak artık yavaştan büzülüyorsun zaten 😅

*

Kentpark'ta değişiklikler varmış. Bir ara kendimi kandırabilirsem bir görmek isterim, son halini... 
Hem belli mi olur belki Rüveyda ile karşılaşırız. 
- Geliyorum doktor bey😅


Bunun farkındayım aslında

"Gazâlî, İhya’da geçmişe özlem duymanın özüne dair çok derin bir temasta bulunarak bu durumun iki büyük risk taşıdığını belirtir.

İnsan geçmişe gereğinden fazla döndüğünde, kalp yavaş yavaş bugünü kaybetmeye başlar. Ve bunun ardından iki büyük çöküş doğar:

İlki; rıza zayıflar.

İnsan fark etmeden sürekli şunu düşünmeye başlar:
“En güzel günler geride kaldı.”
“Hayat aslında o zaman güzeldi.”
“Her şeyimi geçmişte bıraktım.”

Bu düşünce masum görünür; ama içinde kaderin bugünkü hikmetine karşı sessiz bir itiraz taşır.

İkincisi ise daha tehlikelidir: İrade zayıflar.

Çünkü sürekli geçmişte yaşayan insan, bugünün sorumluluğunu taşıyamaz hâle gelir.
Yapması gerekenleri erteler, değişme gücünü kaybeder, gelecek için hayır üretecek enerjiyi yitirir.

Gazâlî bu hâli, “İnsanın geçmişi zihninde tekrar tekrar kurarak kendisini oyalaması” şeklinde anlatır. Ve bunu yalnızca bir duygu değil, nefsin ince bir oyunu olarak görür."

*

Öncelikle bunu gönderen ablama teşekkür ediyorum, bana zarif bir ikazname, mesaj... 

Yıllar önce İmamı Gazali hz. İhyau ulumiddin adlı eserinin bütün ciltlerini okuduğum halde, bu şekilde bir okuma hatırlayamasam da tespitlere elbette katılıyorum. 

Yukarıdaki söylemler, hayıflanma ve hüzün kaplı şikâyetler bizi durağan bir tembel haline getirebilir. 
Pasif, sorumluluk almadan, insanlara bir faydamız dokunmadan günleri öldürdüğümüzü zannederken, aslında kendimizin katili oluruz. 

Geçmişte hemen herkesin hataları, yanlışları olmuş olabilir. 
Onları sürekli yaşadığımız âna taşımanın zarardan başka bir anlamı yoktur. Dersimizi alıp, sayfayı çevirmesini bilmeliyiz, yoksa o geçmişin sayfaları bizi psikolojisi bozuk bir canlıya çevirir! 
Geçmişin enkazının altında kalmak, ağır yara almış olmak, bir yardım eli olmadan oradan çıkamama realitesini de gözardı edemeyiz. 

İslâm, cemaat yani sosyalleşme dinidir ve bunu tavsiyeden öte zorunlu kılar. Bunun yüzlerce örneğine kitap yazılır. Sosyalleşen insanın, moral motivasyonu canlı ve pozitif olur. (Bu konuda en çarpıcı örnek Filistin'li mazlum kardeşlerimizdir. Onca işkence, zulme ve enkazın zordan zor şartlarında, onca imkânsızlıklar içinde nasıl da moralleri kaybetmeden, onca acılara rağmen yaşama ve bilinçlerine sıkısıkıya bağlı olabiliyorlar. Cidden sosyolog/psikologlarca inceleme tez konusu.) 

Sonuç olarak insanlara karışmak yerine yalnızlığa karışan kişinin ruh yapısı zedelenir ve iyi, güzel, doğru yönde gelişim göstermesi -istisnalar dışında- mümkün olmaz 

Yukarıda geçtiği gibi kişi kendisini oyalar durur ve buna da "Bir yudum teselli"der!.. 

*

Hepten asosyal değilim. Mesela sık sık teyzem ile eniştemi ziyarete giderim. Konu döner dolaşır benim evlenmem gerektiğine... Hadi gel sosyal ol:)
Ablamla da sık sık kahve içer, sohbet ederiz, yine bir şekilde "kuzum evlensen yalnız olmaz böyle" noktasına gelir... 
Yakında Rüveyda'da rüyama gelip aynı şeyleri söylerse hiç şaşırmam. Millet beni gözden çıkardı, hatta başlarından atmak istiyor, yoksam beni artık sevmiyor musunuz falan diye gündem oluşturmam şart:)