22 Ocak 2018 Pazartesi

Rüveyda'ya mektuplar (33)

Sevgilim Rüveyda, 
Küstün mü, neden dört gecedir uğramazsın rüyalarıma..?
Ürkek ceylan mısın, yok,sen gem vurulmaz bir kısrak gibisin Rüveyda..!
Saçlarını dağlarda özgürce koşan kısrakların yelelerine benzetirim...

Artık siz demeyeceğim, ''sen'' demek, uzakları yakın eyliyor, sanki bir nefes mesafesinde, y'akıcı... 

Hiç değilse kelimelerimde  fren kullanmayayım. İsminin gülistanında özgürce, kokunla mest olarak, şarkılar,şiirler eşliğinde dolaşayım. 

Sen'li zamanların ahenginde, notalar üzerinde, binbir beste ve hiç yazılmamış güfteler benim olsun, onları yalnız ben yazayım sana... 

Siz kadar uzak, sen kadar yakınlığın arasında hüzünlü bir çizgidir varlığım. 

Adını yâdetmek, çocukluğumun bayramları, gökyüzüne bırakılan balonlar, gökyüzünde uçurulan uçurtmalar, şen şakrak bir bahar, gözlerinin kıyısına kurulmuş cennet panayırıdır...

Andıkça adını, tatmadığım tadın yayılır damağıma...Kurur dilim dudaklarım...
Yanarım...

Nerdeysen, neredeysen, hangi iklimde gizliysen, çıkıp gel artık!

Bugün pazar ve birçok evde, tatlı bir yorgunluğa uyanacak kadınlar adamlar...
Ben onları yokmuş gibi, herkes benim gibi hasrete gebeymiş, herkes yalnız ya da ihtiyar anneleriyle kahvaltı yaparmış farz edip, kendimi kandıracağım. İç sesimi duymamak için, dış seslerle avunacağım. Ne sevişilmiş yorgun gecenin pazarlarına küfredeceğim, ne de kalan ömrümün akibetini hesaplayacağım...

Ah Rüveyda,
Sen bir insan için yeryüzünde bulunmaz bir işkencesin...
Varlığın bana zulüm, varlığın suç sayılmalı, ömrüme müebbet...

Ya varlığın olmasaydı, nasıl tutunurdum şu iğreti, sahteliklerle dolu,iki yüzlü hayata..!
Ah nasıl da med-cezirlerimsin görüyor musun...? İnleyişlerim, kıvranışlarım...

İyi ki varsın, ve sen beni asla bırakmaz, aldatmaz, yalanlarla kandırmazsın, yapmazsın bunu, yapamazsın, kıyamazsın...

Annem gibi sev beni, ne kadar hatası, yanlışı olsa da, anneler çocuklarını sevmekten hiç vazgeçmezler; bazen anneleri yoran çocuklar olsa da, anneler vazgeçmezler. Beni annem gibi sevebilir misin Rüveyda..?

Siz kadar uzak, sen kadar yakınlığın arasında boynu bükük bir çiçektir varlığım. 
Herhangi bir çiçek, en değersiz bilinen neyse o...Güneşe muhtaç, size...Havaya muhtaç, size...Ve yağmura muhtaç, size...

Az önce pencereyi açtım, gece yağmur serpiştirmişti, toprak kokusu ve yağmur sarmaş dolaş olmuşlar, ruhumu çepeçevre kuşattılar. Nasıl müthiş güzeldi, derin derin içime çektim. Bu adamın kokulara da ayrı bir hassasiyeti var Rüveyda...

Geçen gece de enfes bir kar kokusu vardı sokaklarda...Kar yoktu, kokusu vardı. Göz vardı yaşı yoktu, sonradan o da dahil oldu bu senfoniye...Bu anlar ruhumun sevinç anlarıdır, yaşama sevincini tattığım anlar...Ben bir böyle anlarda, bir okunan ezanlarda, bir de sizi düşünüp, size yazdığım anlarda yaşama sevincini tadarım.

Bir kadın özel kokmalı. Parfümler bile onun kokusunu bastıramamalı. Bir parfüme kendi kokusundan katmalı, o parfümün adı Rüveyda olmalı artık...Daha kapıdan girer girmez, hafif hafif çalan bir piyano gibi, o koku kadından önce karşılamalı adamı...

Ah güzel kokular, bir ruha siz ne çok şey katıyorsunuz, sanki yemeğin tuzu, biberi gibi..

Sen de benim mahzun ve yarım hayatıma lezzet katan mis kokum...

Senin Murat

''Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm 
Derdini ağlarken yanan bir muma; 
İpek saçlarını elimle ördüm, 
Ve bir kemend gibi taktım boynuma 
Bu akşam rüyamda Leyla'yı gördüm. 

Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu 
Saçları bahtından daha siyahtır. 
Kurmuş diye sevda yolunda pusu 
Döktüğü gözyaşı, çektiği ahdır. 
Leyla...Ela gözlü bir çöl ahusu. 

Bir damla inciydi kirpiklerinde, 
Aşkın ızdırapla dolu rüyası 
Bir başka güzellik var kederinde 
Bir başka alem ki ruhunun yası 
Sessiz incileşir kirpiklerinde. ''

A.Hamdi Tanpınar









Bunlar da ilginizi çekebilir

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...