13 Aralık 2017 Çarşamba

Rüveyda'ya mektuplar (26)

Sevgili Rüveyda,

''Kim bu Rüveyda ?''
diye sordular sizi benden...Ne çetin, ne zorlar zoru ve bir o kadar da lezzetli bir sual...

Kim bu Rüveyda..? Dilimde hece, dilimde kapan, dilimde şarkı, dilimde şiir, dilimde destan...

Bir ömür, ömrümü uğruna adamak isteyip de aradığım...Bir ömür yanmaklığım... Bulamayıp da,bulur gibi kanıp, ağladığım...

Sayfalarca ilmek ilmek, hasretinden bir kırıntıyı satırlara dökebildiğim ve dökemediğim.

Rüveyda, kadir kıymet bilenim. İncinmeyenim ve incitmeyenim. Karşılıksız, katıksız sevenim.Hissedenim. Hislerim. Gözüm, kulağım, sesim soluğum,nefesim. Yaşama sevincim.

Gökyüzüm, göklerinde kanat çırpıp özgürce uçtuğum...Kanatlarımı açıp, çırpmadan,rüzgârına,büyüsüne,göğsüne kendimi bırakıp, yıllarca, hasretine savrulduğum. En güzel sevenim, en güzel öpenim, en güzel nefeslendiğim...

Göz yaşlarımın menbaı, ruhumun ilham kaynağı.

Sevgili Rüveyda, sizi soruyorlar bana,

Sizi nasıl anlatabilirim ki, her tamam dediğim kelimede, eksikliğim perçinlenir. Her mektupta, bitmeyecek serüvenimize,kıvılcım kıvılcım ateş düşer,büyür içimin yangınları, büyür hasretler, büyür bekleyişler. 

Ağrı dağı olur, ağır olur, ağrılar, sancılar başımda duman olur. Türkülerce duvarlarıma çerçeve olur. Her bir tablodan, Rüveyda'm bir başka güzel surette belirir. (Yazım kuralı ''Rüveyda'm'' derken isminizi üstten virgülle ayırmak bile bana giran gelir.)
Zamanlarıma bitimsiz bir senfoni gibi arzı endam eyler...

Ruhumun izdüşümü, izleri peşinden, yalın ayak, başı kabak yollarına düştüğümdür...

Kalan ömrümü, yankısının gri bir renkle sardığı, şarkı şarkı ağladığım, avazlarımdır.

Yalnız akşamlarda, yalnız grup eden güneşe bakarak, ''Ah Rüveyda, yine yoksun ..!'' diye çocuklar gibi dudak bükerek, iç çeken içimin acısıdır....

Kapıdan girerken, güneş yüzüyle beni sımsıcak sevgisiyle karşılayanımdır Rüveyda...

Bakmaya kıyamadığım, kadifelere sarıp sarmaladığımdır Rüveyda...

Kavuştuğumuzda, ayrılığın elemini bir an olsun unutmadan, kıymeti bilinen zamanların,zafer ve şükür hazzıdır Rüveyda...

Varlığımda kıymet bilen, bulduktan sonra yokluğuma düşmeyenimdir Rüveyda...

Adını anmakla zenginleştiğim, dil üzmezimdir, gönül tahtımda Rüveyda...

Uyuduğunda, sessizce, bir çocuğu seyredişimdir Rüveyda...

Sabahları özlediğim, gül yüzünü görmeye sabırsızlığımdır Rüveyda...

Ömür çölüme yağmasını beklediğim yağmurumdur Rüveyda...

Bir kadından fazlası, bir insandan fazlası, bir melektir Rüveyda...

Rüveyda bana verdiği huzur ile, kendisine aşık olunandır.

Bir gün burada yazmayı bıraksam da, ruhumun tuvalindeki suretinin dibine notlarımın son nefesime kadar yazmaktan vazgeçilmeyecek olandır Rüveyda...

Bembeyaz dişlerin, pespembe diş etlerinde inci tanesi gibi dizilmişliğinden ışıklar saçarak beni sevdiğini söylemekten bıkmayanımdır Rüveyda...

Kadınımdır, karımdır, canımdır, yol arkadaşım, cananım, aşkım, yârim...Çok şeydir Rüveyda, ne yazsam, ne söylesem azımsadığım, anlatamadığım, acizliğim, doymadığım, arsızlığımdır Rüveyda...

Dudaklarından nefes alıp solumaklığım, öpmelere doyamadığım, ah-u figânımdır Rüveyda....

Tükenmekte olan ömrüme, ''bir yudum teselli''dir Rüveyda...

____________


''Rüveyda kim.?'' diye soran dostlara bir kere daha belirtmiş olayım ki, gerçekte ne o isimde biri var, ne de o ismi giydirdiğim bir cisim. 

Soyuta, hayale yazılmış mektuplar. Umarım artık bu konuda soru gelmez ve anlatabilmişimdir. 😊