26 Mart 2026 Perşembe

Sana kavuşmayı ümit etmek

Sana kavuşmayı ümit etmek
Savaş ihtimalinden uzak, 
Fakiri kalmamış, 
Mutlu insanlar dünyası demekti... 
Yalnızca masallarda ve
Bazı filmlerde olan hani...
 
Sana kavuşmayı ümit etmek, 
İrrasyonel bir düzlemde, 
Fizik kurallarını yeniden yazmaktan, 
Matematikten sıfırı yok etmekten, 
Yerçekimi oranını azaltmaktan daha imkansız bir şeydi aslında... 

İyi ki düşüncelerinde insan çok özgür de
Dilediğim an benimlesin... 
Yoksa nasıl çekilirdi koca bir ömrün kahrı... 


25 Mart 2026 Çarşamba

Bir gün sen de

Bir gün sen de  benim gibi vazgeçeceksin, 
Yenile yenile, kabullenmeyi öğreneceksin... 
Çekinecek, kendi içine çekileceksin...
Bir gün sen de aşktan düşeceksin...

Ümitlerin seni terk ettiğini göreceksin, 
O eski coşkudan kırıntı kalmamış, kederleneceksin... 
Olmayanlara, kayıplara üzüleceksin... 
Bir gün sen de razı olmak böyle bir şeymiş diyeceksin.




24 Mart 2026 Salı

Varamadıkça eksilmedim

"Bir yere varamamanın eksilttiği gibi…
Sen de eksildin birer birer çıktığın yokuşlardan..
Oysa ne emekti o yollar…
Ne gözyaşı
Ne alınteri
Ne duygusal anlamlar
Yüklediğin heybene…
Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi…
Baktın ama göremedin…
Yaşadın sandın
Yenildin Murat Mesut…
Oysa sen ne güzeldin şiirlerinle…
Ama sen severken yazıyordun
Öyle değil mi?
Aşk bitti yapı paydos dedin…"

"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "

Aşk tam da buydu... 
Garip olan, daha çok daha derin yazacaklarımı burada satırlarda değil de sadrımda yaşıyor olmam... 
Yazmaktan ve yaşamaktan yorgunum çünkü... 

Ve facemi kasıtlı açmıyor değilim! 
Sorunu bildirdim, düzelirse yine devam ederim, düzelmezse dostlarım için üzülürüm. Yoksa kaybetmelere aşinayım, face nedir ki... 

Başka hesap aç üstad diyenler çoğalıyor, onu ayrıca düşünürüm. Nasılsa düşüp düşünüp kalkmaya da aşinayız:) 

Youtube'de ilk sildiğim videoyu kanal telif melif deyip engelledi! Aynı şiiri arkadaşım farklı video formatıyla ama o engellenin aynısı olarak gönderdi, bu defa kanal short yerine video olarak yayınladı! Kendi prensipleriyle çelişen yapay zeka alt edilmiş oldu, bir usta elin yeni düzenlemesiyle... (Her soruya detaylı cevap vermek zorunda hissetmek de ayrı bir aşk çilesi)) 

"Yazık ettin kendine…
Rüveyda diye diye…
Aşk bu değildi… "

Bu kısmı çok sardı beni. Tam şiirlik tema:) 
Meczuplara da öyle der akılla yaşayanlar; yazık etti kendine... 

Ve itirazım; yaşadım ben aşkı hem de ruhumun iliklerine kadar...
Heybem boş değil, ziyan olan bir şey yok. Aşk vuslat değil, aşk ruhsat ile azimet arasında bir yolculuk. 
Varamadıkça eksilmedim, çoğaldım, biriktim... 

Ve ömrümün en güzel oruç ayını geçirdim. İnzivanın zirvesinde, kendi fildişi kulemde...Güzel olan şeyler çabuk bitiyor... 

Oradan bakınca acıklı bir hikâyenin acınası bir dilencisi gibi görünüyorsam, söyleyin bu halime de ayrıca ağlayayım.:) 

Değerliydi mektuplarınız, teşekkür ediyorum. 


Bahsi diğer

Aslında aniden, akşamdan sabaha olmadı yolculuklarım, yani veda edişlerim... 
Önce içimde başladı, yavaş yavaş mesafeler çoğalmaya... 
Sonra gözbebeklerimdeydi izdüşümü...Dolu dolu... 
Derken bakışlarım çok net bir gidişi haykırıyordu, görebilene!.. 
Ve sesimdeki buğulu, o grisi çok tonlama, finalin altını kalınca çiziyordu, duyabilene!.. 
Bedensel vedaysa artık bahsi diğer!..

22 Mart 2026 Pazar

Face hesabım açılmıyor!

Ben mi?
Hep aynı noktada, hep aynı şarkıda, yani o hep bildiğin çıkmaz sokakta...

*
Bunu bir yere yazmışım kalmış. Burada yayınladım mı bilen söylerse siler yerine başka bişi uydururum...


Can sıkıntısı blog mutfağına gireyim dedim. İnternational olmak da zor be... Dünya beni izliyor 😎 16:29 itibariyle te böle, daha artar bu 😅
(Bu kısım haset eden dost (!) sana gönderme... Bak millet bayrama gitmiyor, bu adamı okuyor. Sen çatla hahaha) 

*

Ve bayramda gelirim nasipse (dondurduğum facemi) açarım demiştim, Ramazan iznine çıkarken... 
Açılmıyor arkadaşlar! 
Bildirdim, henüz dönüş yok! 
Yoksa face de mi çekemiyor beni 🙃 ya matah bişi olsam bari... 
Belki de böylesi hayrımızadır. 
Bakcez artıken... 


Solgun


Anonim imiş ama derin. Hissiyatımıza sözcü... 

İnsan, yaşadıklarıyla, bir yerden sonra, s/olgun ruhu ile bir çok şeye karşı böyle oluyor... 

Vazonun, yani elde kalanların eski önemi kalmıyor. Ruh solunca, yaşama sevinci kaybolunca, dünya senin olsa neye yarar... 

Farklı açılardan ve uzunca bir yazı çıkardı da, malum ruh solgun ve yorgun olunca, uzun uzun yazmanın da bir önemi kalmıyor... 




21 Mart 2026 Cumartesi

Nefesten kanatlar

Keşke manimiz yalnızca uzaklıklar olsaydı... 
Nefesten kanatlarımızla alt ederdik ayrılıkları... 




20 Mart 2026 Cuma

Her gün arefe

Sensiz ilk bayram sabahım diye ne seni, ne sevdiklerimi ne de bayramı üzmeyeceğim... 
Bugün kimse gözlerimde yaş göremeyecek... 
Senden sonra bana her gün arefe... 
Kavuşunca yaparız bayramımızı anne... 


Yine bir roman denemesi

"Belki de ölmeden önce kendimle barışırım, affederim kendimi..." diye içinden geçirdiği anda gözleri pencereden gözüken gökyüzüne ilişti...
Kaçamak bakışlardı bunlar, biraz ürkek, çokçası mahsun, belki de bir suçlunun yorgun fakat umut dolu bakışlarıydı... 
Sonuçta Kur'anı Kerim, "Allah'tan ümidi ancak kâfirler keser" buyurmakla kalmıyor, "Allah, bütün günahları affeder." ümidi, şefkati ile kullarını kuşatıyordu. 
Kul yeter ki pişmanlığında samimi olsun ve aynı günahlara dönmemek için azimli, kararlı olsun... 
Allah teala, kendisine dönüp, boyun büken, gözyaşı döken nadim kullarının bu tevbekâr hallerine çok sevinir, memnun olurmuş. Bunu da Sevgili Peygamberimiz (sav) ashabına anlatmıştı. 
Son nefese kadar ümit kapısı açık. 

Bunlar aklından geçince, yerinden doğruldu, pencereye yaklaştı, tülün arkasından uzun uzun ve huzurla bulutların şekillerinde anlam aradı... 
Ve kararını verdi; bu bayram sabahı, ilk önce kendisiyle barışıp, bayramlaşacaktı. Annesiz ilk bayramında yapacaktı bunu... 

19 Mart 2026 Perşembe

Zor bir soru!

"Murat Hocam sizden bir istirhamım olacaktı..
Kabul buyurursanız şayet ..
Mübarek gün bu aciz kula şifa olabilirseniz  mutlu kılarsınız biz sözde bilmiş ama teoride  sınıfta kalmış cahil kulunu…
(Herkeste kendini kurtarmanın peşinde)
Şöyle ki yakın bir dostum var bu konuyu kimseyle paylaşamayacak kadar içine kapanık bir dert ki azap kıvrandırıyor…
Ne bilsin elalem dört duvar içini..
O da öyle bi çare suskunluğa gömmüş hislerini…
Ne yapsın bu kadın siz onu tanımazsınız ..
Bir yabancı belki anlar dedim danışayım…
Her konuda engin bilginiz olduğu aşikâr..
Yıllardır takipçinizim…
Fakat bu konuda hiç bir makalenize rastlamadım okumadım…
Ve lütfen fikren hür cüzi iradenizle cevaplamanızı sizden rica ediyorum…
Bir erkeğin gözünden merhamet duyarak değil 
Bir kadının sabrından söz ediyorum…
Üstelik evliliği sevgi üzerine değilse
Kardeşçe bir evde yaşamak doğru mudur?
Dinimiz bunu mu emrediyor…
Bu aciz kulu aydınlatırsanız Mutlu oluruz…
(Hani hocaya soruyu soran kişi ismi lazım değil )
Hah ona işte bu cevabınız…
Günahsa bana da günah öyle değil mi?
Haklarıma ihlâl…"

Estağfurullah...
İtimadınız ve iltifatınız için teşekkür ediyorum. 
Biraz fıkıh, dini bilgim varsa da fetva verecek bir hoca değilim. Kıymayın bana! Çok zor bir soru ve vebali büyük! 
Benzer bir soruyu Sorularla İslâmiyet sitesine bir kadın sormuş. Uzunca şöyle bir cevap vermişler: 


Tabii ki dinimiz karı kocanın kardeşçe yaşamasını emretmez, bilakis bunu zulüm olarak görür. Evlilik, hayatı aynı pencereden, elele, gözgöze, gönül gönüle seyredip, birlikte yaşamak ve konuşarak paylaşmaktır. 

Sizin ve eşinizin yaşını bilmiyorum. 50 üstüyseniz cinsellik zaten hormonel seviye ile orantılı düşecek ama... Cinsellik ille de o son nokta değildir. Ruhsal, dokunsal olarak, ilgide azalma olmadan bir ömür devam edebilir, etmelidir. 
Yaşınız 40'ın altındaysa ve çocuk da yoksa evde eş olması gereken kişiyle kardeş gibi yaşamanın da bir anlamı yok... 

Her zaman söylediğim gibi, cinsellik para gibidir, her şey değildir ama çok şeydir. 
Onsuz evlilik düşünülemez. 
Gençseniz size yazık, yaşınız varsa eşinize de yazık. 

Zannedersem bahsi olmadığına göre şiddet ve çeşitleri yok. Fiziksel ya da psikolojik aşağılama vs. 

Adamlar boşanınca hiç bir yere sığamıyorlar. Kadınlar öyle değil, sosyal hayatları şahane devam ediyor. 

Ömrümün merhametinin çoğaldığı demlerdeyim, (tabii hayatımda hak etmeyen kişilere merhametim sebebiyle çok zarar, keder görmüşlüğüm de olmuştur!) bayramüstü duygusallığım had safhada... 
Benden boşanın diye bir tavsiye beklemeyin. Zaten verdiğim link sorunuzu cevaplıyor.

En iyi fetvayı kalbiniz verecektir... 


18 Mart 2026 Çarşamba

İki mesele

Ramazanı şerifle ilgili iki zorluk ve nasip... 
Onların yanında açlık susuzluğun lafı bile olmaz;
Ramazan ayı nasipli talibini dönüştürür...(Geliş gayelerinden biri budur.) 
Bundan zoru da o dönüşümü, yani ruhun kazanımlarını, kuvvet bulmasını, manen zenginleşmesini bir sonraki ramazanı şerife kadar muhafaza ederek yaşayabilmektir...Bir ay boyunca tamir ve tadilat evresi bitip, ruhu tedvin safhası başlar. 

Bu ayın gelişine sevinen ve hürmet eden insanlara kalan ömründe uçabilsin diye bu kutlu ayda bir çift kanat takarlar, pek çoğumuz o kanatları kısa sürede düşürüp kaybederiz... 

Her yeni gelişinde, giderken bıraktığı gibi bulmak ister bizi. 

*

Namazı eda ve namazı ikâme etme meselesine de işaret edersek;
Namazı vakti içinde kılmak yani eda etmek büyük bir nasip iken, yine o eda esnasında bir çift kanat takarlar ve bu miracı manevi olur. 

Yine pek çoğumuz o kanatları diğer vakit girene kadar kaybederiz! Çünkü namazı eda ile ikâme etmek arasındaki anlam ve hayat farkını bilmeyiz. Namazı, vakti girince belli fıkhi şartlara uyarak eda etmek sanırız. Kur'anın "namazı ikâme ederler" mealli ayetlerinin- merak edip- tefsirine bakmak hiç aklımıza gelmez. (Bugün bak olur mu?) 

Namazı ikâme etmek, namazlar arası ve son nefese dek sürecek olan büyük nefis cihadıdır ki, namazları vaktinde eda da ancak bu şekilde yerini, manasını bulur.
Namazı ikâme etmek, bir ömür sürecek sınavda agâh olmak ve nefse yüz vermeme disiplinidir. Kuldan beklenen ahlaki olgunluk/ güzelleşme, dürüstlük ancak o zaman mümkündür. 

Not: Orucun yeri ayrı, namazın yeri ayrı; günlük yaşamın yeri ayrı dediğin anda, bu konuyu anlamaktan zerrece nasibin yok demektir! 

14 Mart 2026 Cumartesi

Haklı sitemler

"Daha, önce de yazmıştınız, sonunda gitti güzelim şarkılar. Eski Facebook hesabınız için de bir dediniz, iki...derken silmiştiniz. Bize de zorunlu saygı duymak düştü, üzgün ve kızgın bir saygı tabii. "


- Buna benzer kendince haklı tepkilere ben de saygı duyuyorum. Eski facemi silmeyip dondurabilirdim, haklısınız. 
ama güçlü sebebim vardı... 
Annemin ardından boşluğu doldurma çabalarından bir çabaydı diyelim. 

Asıl daha kötüsünü haber vereyim mi..? 
Geçen gün, bloğumu silmeyi düşündüm. Blog mutfağına girdim "Blogu kaldır" butonuyla gözgöze geldik! Nasıl haykırıyor, yılların emeklerine acımıyorsun, onca dostu, okuru üzmeyi göze alabilecek misin... 
Dedi de dedi... 
Neüzübillah deyip çıktım... 
Galiba unutulmuşluğa karışasım var. 
Bayramda faceme dönerim diye bir aylığına dostlara veda etmiştim ama sanki biraz daha uzatasım var tatili... 

13 Mart 2026 Cuma

Bayram

Birileri bayram geliyor diye seviniyor, 
Birileri de "bayram" bitiyor diye üzülüyor!.. 

11 Mart 2026 Çarşamba

Güle güle Suno!

Yukarıdaki mail Suno'dan...
Sözler bana ait olunca tüm haklar bana ait ama... 
Suno'nun kullandığı/ klonladığı ses gerçek bir sanatçınım birebir sesi olursa... Ki Suno bu konudaki sorumluluğu anlaşma uyarınca tamamen biz amatörlere yüklüyor, yani asla sorumluluk kabul etmiyor! 
(Kendisi de yıllık 300 milyon dolarlara varan voleyi vuruyor!) 

Bu işe emek verip, ekmek yiyen şarkıcılar ve ekipleri Suno gibi yerlere ve şarkı üreyen hesaplara davalar açmaya başlamışlar bile... (Çünkü gelecekleri, meslekleri hızla eriyor!) 
Ve tabii Adli Bilimler Enstitüsü gibi yerler ses tespit işinde davacılara yardımcı... 

Sözün özü dostlar! 
Siz de benim gibi üzüleceksiniz ama kanalımdaki tüm şarkılarımı kalıcı olarak sildim!.. (Önce kendime kalsın diye silmedim, "gizli" yapmıştım. Youtube yapay zekası niyetimi anlamış gibi ikaz etti. Silmedikçe, sizden paylaşanlarda video gözükecektir, ikazı ile kalıcı sildim) 

Şayet buradan, Facebook'tan  İnstagramdan ya da kanalımdan (Youtube)  indirmiş, herkese açık paylaşım yapıyorsanız, sorumluluk kabul etmediğimi bilin ve videlarımı 
( mp3 vb) silin derim... 

Hüznüme iyi bir teselliydi sanki bu uğraş. Farklı bir deneyimdi, teşekkürler Suno...


Yaren Leylek kadar olamadık!

Onlar 15.kez kavuşmuşlar... 
Biz 1 kere bile kavuşamadık Rüveyda... 
Demek birimize bir çift kanat gerekiyordu, 
O da bizde yoktu... 


10 Mart 2026 Salı

Gecenin İçinden Geçen Su

Kar yağıyor üsareye, sırrını döküyor tüm aynalar.
Şehirde Meryemi sükût, 
herkes kendi kalbinin kapısını içeriden kilitliyor.
Hatıralar tablo gibi asılı
duvarı olmayan her evde, yarım bırakılmış bir tuval!
Yüzümde kuruyor yıllar.
Annem söylüyor; 

"İnsan kendi kalbini taşırken yoruluyor. İşte o zaman suya bakmalı."

Onun için ben suya bakıyorum
bazı geceler.
Dağ başı kadar yalnız oluyor insan.
İntizar, kurak bir kuyuda bekleyen suya benziyor.
Üryan bir kabuğun kırılışı bu, dinmek bilmeyen gece sisi.
Yeryüzünün eski hikâyeleri dolaşıyor zihnimde.
Harut ile Marut’un gölgesi değil
insan kendi hilelerinde tâlim ediyor büyüyü.
Öyle ince tuzaklar kuruyor ki
Şeytan bile, yanında toy!

Bir söz dolaşıyor iki kalbin arasında
Şüphe ve gölge!
Daha dün su olan iki insan
şimdi kezzap birbirine.
Aşkın hezimeti başlıyor
gözler gözlere değmeden döşeniyor gurbet rayları.
Şehirler uzak değil
insan hayın, yollar mayın.
Bozuk saatler işliyor
boğuk bir nağme dolaşıyor sokaklarda.
Herkesin içinde notasız makam, çöken akşam.

Kendi hikâyesine inanmayan bir kalp çarpıyor.
Eller el oluyor kendi ellerine.
Kimse kimseyi tutmuyor
Ah herkes kendi düşüşünün tanığı.
Koşuyoruz, Burak sandığımız umutların ardından.
İnsan, bir ceylanın karnındaki miski bile kirletiyor.

Hatıra odunları, gözyaşlarından kör kütük ıslak!
Tutuşmuyor esrik hülyalarda,
kül bile sâdık değil ateşe.

Suyu bırakıyorum
Karı bırakıyorum
Dağ başlarını bırakıyorum
İçimde bir şey kalıyor
Bozuk saatler gibi işliyor
Boğuk bir nağme gibi sürüyor
Notasız bir makam gibi çöküyor.

İnsan ne dost, ne hasım.
Yalnızca iki büyünün arasında kalan
yaralı bir kalp.
Kar yağıyor üsareye
Su hâlâ akıyor
Gözlerimde ceylanın ürkekliği
Her fısıltı bir yara
Her bakış külliyat
Bir ölüm gerçek
Bir ölüm!

Ve ben çıkıyorum aynalardan.

Kanarya Banu Dağ


9 Mart 2026 Pazartesi

Anlaşılır belki!

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da:
"Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu; yaşamadığı için büyümedi hiç." der... 

2025 bu adamın ölüm yılı oldu... 
Annem ve ütopyam benim dolu dolu hayata tutunma sebebim oluyorlardı. 
Annemi öteye, Rüveyda'yı da mektupların arasına uğurladığım hakikati bir şarapnel parçası gibi kalbime saplanınca; ortada ne bir gaye, ne bir yaşama sebebi/sevinci kalmamıştı... 
Şimdi anlaşılmıştır 2025 için niçin öyle dediğim... 


8 Mart 2026 Pazar

Biri üzmek isterken, güldürdü!

"Marifet iltifata tabidir derler üstadım, acaba eskisi gibi uğrayan yok diye yazma şevkiniz kaçmış olmasın!? Özür dilerim kırdıysam"

- Güldürdünüz beni... 
Ve hiç tanımadığınız çok belli... 
Burası öncelikle kendim için, kendime meşgale, kendime teselli, kendimden kendime anlayacağınız. 
Bu arada değer verip (face insta gibi aktif takip imkanı olmadığı halde) yıllardır unutmayıp takip eden kendime kadar okurlarım da var, sağolsunlar. Hem de dünyanın nerelerinden, hadi bir bakalım:)



7 Mart 2026 Cumartesi

Çok önemsediğim bir şey değil!

Kibir olmasın, 
Muhatabım merakta kalmasın, 
Üzülmesin diye cevap verdiğim mailler olabiliyor. Tabii genelde buradan cevabı tercih ediyorum ki soru üstüne soru yazışma uzamasın. Zaten emin olun bu sebepten olsa gerek eskisi gibi çok mail almıyorum. 

Herkes kendi dünyasında çabalıyor ki dünya dediğimiz de şaşkın ve sarhoş, ne zaman nerede ne olacağı belli değil. 
Gerzek, sapkın liderler başa geçmiş, bolca huzursuzluk üretip, kan içiyorlar! 
- Şarkılarımı ya dizi izlenme ya da uyku zamanı yayınlamam doğru değilmiş! 
Yahu benim beğeni sayısıyla ilgilendiğim nerede görülmüş. Şarkılarımı önce kendim için yapıp yayınlıyorum ve sonra severek dinleyen, hatta indiren bir kaç gönlü güzel için... Ne zaman eserse yayında yani... 

Bingo! 
O tespitiniz doğru tabii. 
Facemi Ramazanı şerif tatiline aldığım gün burada da bir ay sessizlik olacaktı, başta dediğim sebeplerden "yıkılmadım ayaktayım!" anlamında arada bi (ce) diyorum işte... Yoksa şiirimsi şeyler sanmam ki zuhur eylesin. Ne istek var ne de ilhamiyenin bu taraflara uğradığı... 



5 Mart 2026 Perşembe

Yorgunum Rüveyda

Yıllarca kendimi, kendim sandığım bir şeyi belki bir ukdeyi, sevdayı tekrarladım durdum... 
Ne ben yazmaktan usandım, ne sizler okumaktan... 
Yazdıklarım nesirdi ama şiir diyemem, hüznümün kırıntıları... 

*

Yorgunum Rüveyda! 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 

*
 
Nadas mı bu yazmayışım, yazamayışım, final mi, ben de bilmiyorum...
Yorgunum... 
Ramazanı şerif iyi geliyor yorgunluklarına, usancıma, doymuşluğuma... Annemsiz ilk ramazanı şerifim ve sonuncu olur inşallah...
Merak ediyorsunuz diye bu satırlar. 
Hele geçen gün, şarkılarımı kaldıracağım dediğimde onlarca mail, bir dövmediğiniz kaldı:) Korkudan vazgeçtim:) 

Yorgunum Rüveyda, 
Gelmeyişine, gelemeyişine, hiç gelmeyecek oluşuna... 
Bir denizkızı gibisin... 
Bir hayalden öte, bir hayalden yakın... 
Çok yakın... 
Nefesime karışacak, ruhumun sokaklarında dolaşacak kadar... 
Gözlerinin içinde kalsaydı gözlerim. 
Ellerimin içinde kalsaydı ellerin. 
Birlikte aynı denize, aynı ufka bakıp, 
Aynı şeylerin hayalini yüzdürseydik. 
Ömür geçiyor Rüveyda! 
Azımı çok anla... 
Beni düşünme, 
Sen mutlu yaşa...