Gülüşün dindirirdi sahranı, yanık gönle gülşen olurdu
Sinede gizlenen o sessiz nâr, himmetinle nur olurdu
Dile mühürlenen o kadim lâl, çözülür de zikir olurdu
Sonra, sonra beni küllerimden, savursan da olurdu..
Nazarın dindirirdi hicranı, Mansur’a nurlu dâr olurdu
Zulmetin ortasında her bir put, yıkılır da har olurdu
Alnıma kazılmış o kara yazı, silinir bahar olurdu
Sonra, sonra beni aşkın oduyla, yandırsan da olurdu..
Nefesin dindirirdi nefsi, rüzgâra muti râm olurdu
Karanlıkta kalan şu dar kuyu, Yusuf’a makam olurdu
Kalbime saplanan her diken ucu, vuslatta bayram olurdu
Sonra, sonra beni dilsizce, sustursan da olurdu..
Hayalin dindirirdi perdeleri, miraçta Burak olurdu
Sidre-i Münteha’da bu garip can, menzile durak olurdu
Ruhuma dokunan her acı zehir, elinde bal olurdu
Sonra, sonra beni zemheride, dondursan da olurdu..
Sözün dindirirdi kâl-ü belayı, ruha ezelden ses olurdu
Katrede saklanan o koca derya, taşar da tek nefes olurdu
Gözüme çekilen o kesif perde, aralanır da fer olurdu
Sonra, sonra beni ıssız yollarda, unutsan da olurdu..
Cemalin dindirirdi sürgünleri, bekā yurdu ayan olurdu
Şu virane gönlümün tek virdi, seninle vuslatın tadı olurdu
İçimde inleyen bu yaralı ney, üflenir de sükût olurdu
Sonra, sonra beni bir hiçliğin koynuna, daldırsan da olurdu..
Lütfun dindirirdi cehennemleri, İbrahim’e serinlik olurdu
Aşkınla tutuşan her bir zerre, meleklerin neşesi olurdu
Zamanın durduğu o kutsal an, ebediyetin penceresi olurdu
Sonra, sonra beni bir lahzada, öldürsen de olurdu..
Hükmün dindirirdi her isyanı, rızaya beraat olurdu
Aklın dar kalıbı kırılır baştan, kalbe binbir kanat olurdu
Ayrılık denen o taşınmaz yük, visal yolunda rahat olurdu
Sonra, sonra beni ebedi garipliğe, mahkûm etsen de olurdu..
İsmin dindirirdi harareti, çölde vaha, tende kar olurdu
Yıkık dökük bu harabe gönül, sayende yeniden imar olurdu
Ten kafesinde çırpınan şu kuş, uçar da hür-ü var olurdu
Sonra, sonra beni bir başıma, sahipsiz bıraksan da olurdu..
Gidişin dindirirdi bütün renkleri, kainat tek bir boya olurdu
Varlığın o devasa raksı, seninle en kâmil ahenk olurdu
Ruhumun bu son seferi, vuslatınla nihayet denk olurdu
Sonra, sonra beni toprak altında, çürütsen de olurdu..
Vuslatın dindirirdi kıyameti, mahşerde sükûn olurdu
Kaf Dağı’nın ardındaki o sır, kalbe aşikâr kün olurdu
Can kuşum ten kafesinden çıkar, sende ölür de gün olurdu
Sonra, sonra beni varlığından, silsen de olurdu..
Varlığın dindirirdi benliğimi, bende "O"ndan gayrı ne olurdu
Aynaya baksam sen görünürdün, suretim aşkınla fena bulurdu
İki cihanın kavgası biter, sende ölmek bekā olurdu
Sonra, sonra beni hiçliğin içinde, yok etsen de olurdu..
.
Sonra, sonra beni mevsimsiz...
Soldursan da olurdu..
"Kes'tim" soluğumu
Şerife Akarsu Şahan ✍️
MAHŞER-İ SEVDA
Mecnunun gözüyle / Leyla’ya baktım,
Deli divaneyim / çöl bana ne etsin?
Kerem’in harına / Aslı’ca düştüm,
Tel tel yakan ateş / beni de bulsun.
Yürekte biriken / bu kadim sızı,
Kurutur deryayı / görse bu közü,
Kül olmayı seçen / o arsız arzu,
Eserse fırtına / yel bana ne etsin?
Ferhat’ın gürzüyle / indi her vuruş,
Dağlar yarılsa da / bitmedi yokuş,
Kaderim aşk ile / olmuşsa sarhoş,
Zindan olsa dünya / dar bana ne etsin?
Gözünün karası / bir ömür hapis,
Tenin güneş bana / gayrısı nefis,
Viran gönlüm artık / tutmaz ki meclis,
Baharlar gelse de / kar bana ne etsin?
Yollar biter elbet / sızım hiç bitmez,
Senden başka hayal / bu akla yetmez,
Aşkın mührü candan / ölse de gitmez,
Diller sussa bile / ah bana ne etsin?
Saçının teline / gurbet sinmişse,
Her bir adımın ki / cennet demişse,
Vuslatın müjdesi / cana inmişse,
Toprak beklese de / yer bana ne etsin?
Mühürdür yüreğe / kazıdım seni,
Giderken bıraktın / viran bu teni,
Mahşerde seninle / görsem gölgeni,
Narlar yansa bile / kül bana ne etsin?
Kalemim kağıda / derdimi yazar,
Gönül bu sevdada / mezarın kazar,
Dostun imzasında / saklı bir nazar,
Dünya fani ise / hal bana ne etsin?
Kerem-i Vuslat & Mecnun-i Feryat
Şerife Akarsu Şahan