27 Ekim 2026 Salı

Ah yâr!


Ah yâr!
Mısra mısra saçlarını çözmek, 
Çözüp de 
Çözülmek vardı da
Kaderin cilvesi mi dersin, 
Bizim beceriksizliğimiz mi? 
Biz bir kördüğüme, 
Körkütük dolanıp kaldık... 

[2020]




26 Ekim 2026 Pazartesi

Ben hâlâ

Ben hâlâ yokluğunun ertesindeyim. 
Buralar bildiğin gibi değil, 
Bilme de zaten... 
Ne gidişin soğur, ne yaşananlar unutulur... 
Ben hâlâ varlığının gönüllü esiriyim. 
Sonbahar sarısı bir şarkı çalar, 
Her günümün doğumu ve batımında... 
Taze bir hüzündür ki, 
Bayatlamaya yol aramaz. 
Sesin şiir okur daha çok seveyim diye... 
Aynı nihavendi birlikte söyler, 
Aynı sıcaklıkla ısıtırız ıssız gecelerin ayazını... 
Daha çok özleyip daha çok çırpınayım diye. 
Ben hâlâ yokluğunun ertesindeyim. 
Ne gidişin soğur, ne yaşananlar unutulur... 
Ellerinin sıcaklığı içimi avutur... 
Bu devran, yani benim devranım, 
Böyle döner varır son günüme... 
Buruk bir tebessüm kalır benden ertesime... 
Ben hâlâ varlığının gönüllü esiriyim.
Ben hâlâ bıraktğın serseriyim... 


25 Ekim 2026 Pazar

Lambada titreyen alev

Sen, "lambada titreyen alev"in türküsünü duymuşsundur Rüveyda... 
Aşkla titreyen, alev gibi üşüyen bir kalbi 
hiç bir zaman bilmedin, bilemedin Rüveyda... 





24 Ekim 2026 Cumartesi

Menfaat

Bazı insanlar sizi değil, 
sizden elde ettikleri 
menfaatleri severler. 
Siz, sizi sevdiklerini sanırsınız!.. 



23 Ekim 2026 Cuma

Bu kitaba doyamadım

Tabii ki kitabım geldi ve bir nefeste bitiverdi, doyamadım. Daha tekrar okurum nasipse. 

İçinde anlatılan sırlara, acaip hallere, başka velilerin hayatlatından zerre de olsa vakıftım. Tereddütsüz inanıyor ve biliyordum. Hiç garipsemedim. 

Bu, maddi hacmi küçük, 100 sayfayı bulmayan kitap, bizlerle paylaştıklarıyla manada hacimsiz bir derya...Allah makamını âli eylesin, Mustafa Devati hazretleri kuddise sirruh, bu kitabı yazmakla biz avama büyük lütufta bulunup, kerem eylemiş. Büyük bahşiş doğrusu. 

Hani Hazreti Mevlana gibi zatların hayatlarını dışarıdan biraz biliriz ya...

Herhalde her insan, onların iç dünyalarında yaşadığı manevi halleri sırları merak ediyordur...

İşte bu kitap ona kapı aralıyor...
Nasıl bambaşka bir dünyada bambaşka şeyler yaşadıklarına şahit oluyor adeta yaşıyorsunuz. 

Şunun altını kesin olarak çizeyim: Fantastik/epik filmlerde gördüğümüz, bazılarımıza saçma gelen o olağanüstü şeylerin hepsi gerçekte var olan/olabilecek şeyler...Çünkü olmayacak bir şeyi Allah insana hâyâl ettirmez. Hâyâl ettiğimiz her şeyin, (her sözün, fiilin) başka bir alemde mutlaka karşılığı var... 

El İbriz kitabından sonra, manevi halleri bu derece açık eden ikinci bir eser bu oldu benim için. 
Hani onları gözleri kapalı görüyoruz ya, onlar o anda müşahede aleminde geziniyorlar. 
Ve hergün hatta her an ya mürşidleri, ya Sevgili Peygamber sav Efendimiz ya da Alemlerin Rabbi'nin hitabıyla mânâ aleminde seyrü sefer yaparak ruhlarının kemalatı tamamlatılıyor. Bunları kitapta görebilirsiniz. 

Allah dostlarına mesafe, zaman, mekân bizim gibi değil! Boyut değişiyor. Ruhun, o eğitimden sonra var olan kabiliyetleri açığa çıkıp, ruh bedenin yükünden, kafesinden dilediği zaman, -Allah'ın lütfuyla- kurtulup, müşahede aleminin okulunda okurken sınıf atlıyor. 
Öyle bir noktaya geliyor ki dünya içindeki olaylara ya da bir insana tasarruf edebilme kudreti veriliyor. 
O Hz.Mevlâna'ların kapısında talebeler boşuna boyun bükmüyorlar. Ve o pirler de o yetkinliğe erişmeseler, onca insanın derdine derman olamazlardı... 

Bu meydanda söz çok. Zaten söz bizde, işin aslını yaşamak onlarda. Biricik sermayemiz: "Kişi sevdiği ile birliktedir." hadisi şerifinin müjdesi. Onları çok seviyoruz. 


Sitemimiz kıymetlidir

✔️Bizim sitemimiz kıymetlidir, 
kıymet hükmümüzdür ve ancak kıymetlilerimize gönderdiğimiz gönül mektubumuzdur. 
Onlar bu mektubumuzu ya alır başgöz üstüne der ya da buruşturup ayak altına atarlar... 

✔️Senin hatalarındandır; 
Senin baktığın pencereden, 
Senin gördüğünü asla göremeyecek 
olanlarla, hayata dair bir şeyi tartışıyor olman... 

✔️Sitem sevilene yapılır. Naz sevilene... Sakın gönlünde yer verme bunu göremeyen nadan kişilere...




22 Ekim 2026 Perşembe

Kalbime Mektuplar [17]


Kalbim!
Tekrarlanmış vedalarla seni ölmeden önce, defalarca öldürdüğüm için beni affet!

Bahtına hep uzaklar düştü. Hicran düştü, hasret düştü!
Uzakları sevmek düştü, uzaktan sevmek düştü!
Uzaklardan sevilmek..!

Kalbim!
Bu geceyi sana adıyorum. 
Sana ağlıyor, sana acıyorum!
Yüzünü şefkatle okşuyor, silinmez izleri kalsa da göz yaşlarını siliyorum! 

Hadi kapa gözlerini acılara, hasretlere ve uyu bu gece...






21 Ekim 2026 Çarşamba

Sevdimseni (Kusura bak TDK!)

Sevdimseni 
Ve iki kelimenin arasını ayıramadım. 
(Kusura bak TDK!) 
Ayırsam kıskanırdım o boşlukta olamazsam diye... 
Ayrılık gibi gelirdi o boşluk, 
Sanki araya şehirler, başka şeyler girermiş gibi... 
Sanki ellerimden kayıp, gidermişsin gibi... 

Sevdimseni 
Beklentisiz, öncesiz, istikbalsiz... 
Sevdimseni 
(Aşka bak TDK!) 
Sana varamayan yollarda, 
Yalnız akşamlarda, 
İçimin çığlıklarında... 

Ben hergün bu saatlerde, 
Seni sevmelerimi bir gün daha çoğaltırım... 
Yüzünü sevdim dileklerimle... 
Gözlerine bakamadım ağlamaktan, 
Öpmek için çöller gibi 
Yandı dudaklarım da öpemedim... 
Çokça saçlarını taradım, 
Tel tel hayallere daldım... 

Şarkılar seni anlatır susmazlar, 
Ben yıkıldım da yıkılmadı duvarlar!.. 

Sevdimseni 
Ve seni sevdiğim zaman
Pişmanlık yaratılmamıştı... 
 

20 Ekim 2026 Salı

İyi niyetinden vurulacaksın...

Her defasında
Onca yaşanmışlığa rağmen, 
İyi niyetinden vurulacaksın... 
Düşeceksin, 
Yaraladıkları kalbinin kırıklığı, 
Biraz pıhtılanınca, 
Yine çocuksu halin ve
İyi niyetinle, 
Hayata karışmaya, 
İnsanlara iyilik yapmaya, 
Koşacak, 
Eskiyi unutacaksın... 
İşte tam o unuttuğun yerden, 
İyi niyetinden, 
Yine yeni, yeniden vurulacaksın! 
Yine kırgın, 
Yine melül, 
İçine kaçacaksın... 
Ne sen, 
Ne onlar, 
Değişmeyeceğiniz için, 
Her defasında
İyi niyetinden vurulacaksın... 
İyi niyetinden vuracaklar seni... 


19 Ekim 2026 Pazartesi

Bahane




Bir bahanesi olmalıydı gidişimizin, 
Bize sebep değil, bahane lazımdı!
Sanırım sonunda bulduk!.. 
Bulduğumuz neyse, onunla avunduk... 
Bir daha sorgulamadık, 
Avuntumuz, savunmamız oldu, 
Savunmamız da avuntumuz..!

Bir bahanesi olmalıydı gidişimizin
Bize sebep değil, bahane lazımdı!
Sanırım sonunda bulduk!.. 
Bulduğumuz neyse, onunla avunduk
Bir daha sorgulamadık, 
Avuntumuz savunmamız oldu, 
Savunmamız da avuntumuz... 











İyi ki doğdun Duygu Sena

Biliyorum, mutluluktan ağlayacaksın. 
Ve burada bu şekilde ilk defa birinin doğum  gününü kutluyorum. 

Sevgili Yasemin ve Rüveyda gibi kelimelerime kıymet verip fan hesabı açanlardansın... Orada yokken bile facende şiirlerime yer verdin, vefan hiç azalmadı. Çok kıymet verdin. 
Senin kalbini kırmışlığım da oldu. Hakkını helal et, belki bu aynı zamanda özür beyanı. 

Tanıdığım güzel insanlardansın, bugün doğmuşsun, iyi ki doğmuşsun. O iki güzel iyilik dolu prenslerinle mutluluk ve afiyet dolu nice yıllar diliyorum.
Doğum günün kutlu olsun arkadaşım. 

🌹

Emekli

- Ne iş yapıyorsunuz? 
- Emekliyim. 
- Nereden? 
- Aşktan!.. 

Aşktan ve insanlardan... 
Yalnızlığın bana kattığı o muhteşem rengi seviyor ve ona ihanet etme ihtimalinden bile korkuyorum... 

Allah ile... 
Kendimle... 
Kendi kendimle... 
Konuşmanın tadının tarifi yok... 
Bu konuşmaların hiç birinde riyadan bir şube yok... 
En mahrem dualarda şeytan duymasın diye dili kımıldatmak yok... 
Kısacası dünyadan emekli olma hevesinde, ertesindeyim... 






18 Ekim 2026 Pazar

Soru- cevap

-Evet, bazen insan, istemese de karşısındakinin iyiliği için kırıcı olabiliyor! (Çünkü normal izah onu ikna etmeyebiliyor.) 

- Evet, erkekler, kadınlardan farklı düşünür. Detaylara odaklananı azdır ve çoğu detayları konu etmez, edilmesini de sevmez. (Onlardan biri de bu satırların yazarı. Hele bu detay konuşma biçimini almışsa!) 

- Evet, akıllı kadın, erkeği detaylarla boğup yormayandır. Hayat detaylarla kısaltılacak kadar uzun değil. (Kaldı mı artuk öyle kadın dermişim. Devir Kraçile/Patron kadınlar devri. Onların yönetmediği evlilik yok hükmündedir, sürdürülemez.) 

- Evet, o klasik söz; "Kaçan kovalanır"  Ama genel kural değil. Hiç kimse kaçanın niçin kaçtığını konu edinmez mesela ve hiç kimse kovalanmak için kaçmaz. Hayat sokak arası çocuk oyunu değil! (Kaç-kovala gibi saklambaç/aşk oyunları ilk öğrenim hatıraları olabilir.) 

-  Evet, 16-33 yaşları, az düşünüp, çok hareket çağlarıdır. Hatalar da en çok bu dönemde olacağından, iyi niyetli, güvenilir, bilgili birilerine, önemli işlerde danışmak kişiyi bütün ömrünü kaplayacak zararlardan koruyabilir. (14'ümdeyken arkadaşlarım benden ikişer, üçer yaş büyüktüler. Öğrenerek büyüdüm.) 

- Evet, bazı şeyler vardır ki, erkeğe asla söyleyip, başını belaya sokmamak kadının çok dikkat etmesi gereken noktadır. (Hele yan baktın cinayetlerinin kolayca işlendiği şu zamanda! Tekerrür etmeyen sözlü taciz gibi. Sert dur ve ikaz edip engelle.) 


16 Ekim 2026 Cuma

Kendileri gitti, yazıları kaldı!

Kendileri gitti, yazıları kaldı, onları da hatırlayıp arşivden kim okuyacak! Belki çok yakınları, sevenleri... 
Hıncal Uluç ve Engin Ardıç'tan makaleler okudum... 

Hıncal Uluç, yazmayı çok seven, adeta yazı şehvetine tutkuyla bağlı, uzun yazıları, detaylarla yazmayı üşenmeyen bir yazardı. "Benim manzaram insan." der ve insanı yazardı... 

Engin Ardıç, amiyane tabirle, argoyu, laf çakmayı çok iyi yapardı yazılarında. (TV.'de anahaber sonrası yorumculuk geçmişi de vardı.) 
Denk geldiğim makalesinde 70'i geçtiğini, unutkanlığını, iğne olduğunu ve bahardan, Yaren leylekten söz ediyor, 2033'ü göremem diyor ama 2028'den ümitliydi. 27 Mayıs 2021'de 71 yaşında dünyasını değiştirdi. 
O da her fani gibi unutuldu gitti. 
Hıncal Uluç, 83 yaşında 20 Kasım 2022'de vefat etti. 

71'e de varsan, 83'e de varsan, 110'da olsan o mutlak netice illa her canlı gibi başa gelecek!.. 
Ölüm hiç bir canlıyı, mikroorganizmalara kadar asla unutmuyor! 
Hüzünle okudum onları... 
Ölüm merakı, ölüm korkusu sızıyordu bazı satırlarından... 

Ahmet Kaya'nın "Şafak türküsü"nde dediği gibi: 
" Ölmek ne garip şey anne! "

Şükür ki iman etmişiz, en büyük nimet nasip. Bu iman ile ümitliyiz... 
Bu iman ile sonunda cennetteyiz. 
Sevdiklerimizleyiz. 

İman etmeyenler için aslında cehennem, aslında azap bu dünyada başlıyor. Neronların ışıltısı, şöhret, zenginlik, kapatamıyor o içerdeki yalnız zifiri ve umutsuz korkuyu karanlığı... 

İman etmek ne güzel şey anne... 
Sana kavuşabilmenin, iman ettiğim şeyleri görebilmenin biricik anahtarı... 

Ben ölünce, bloğum kalırsa, (yani blogger bu uygulamayı kapatmazsa) ardımsıra özleyip okumaya gelenler olacak mı? Arama motorundan, farklı ülkelerden farklı insanların şu an geldiği gibi... 

İnsan galiba, unutulmaya razı olmuyor. Vefa istiyor, bekliyor. Oysa nice sultanlar, cengaverler, ünlüler geldi geçti. Kemikleri bile kalmadı. Namları unutuldu. Malları binlerce kez el değiştirdi. 

Gökkubede nice sedalar, hıçkırık ve nedamet makamında deveranda... 

Madem Ahmet Kaya'yı da andık. Sesinden anonim bir dörtlükle bitirelim. 






15 Ekim 2026 Perşembe

Herkes gittiğinde

Kendi nefesini dinleyeceksin
Herkes gittiğinde... 
Kendin söyleyip kendin dinleyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Belki bir pişmanlık yankılanacak  duvarlardan! 
Belki bir isim dolanacak diline;
Ona güvenilirdi, o iyi biriydi diyeceksin, 
Herkes gittiğinde... 

Kendinle hesaplaşacaksın
Herkes gittiğinde... 
Savcı da sen hakim de sen, 
Geçmişi susturamayacaksın! 
Hükümlerden hüküm seçeceksin
Herkes gittiğinde... 

Yalnızlığın uğultusu karışacak, hıçkırıklarına, 
Delişmen günlerin gelecek aklına, 
Gençliğin tebessüm edecek, 
Tozlu albümlerden
Günler çok uzun, 
Geceler sağanak olacak, 
Herkes gittiğinde... 

Herkes gittiğinde
Sen de gitmiş olmayı dileyeceksin... 




Orijinali 4:11'di. Buraya 100Mb'yi aşan videolar yüklenmediği için baştan sondan keserek eklemiş oldum. 
Kendimden kendime... 




14 Ekim 2026 Çarşamba

Boş yere üzme o hassas kalbini

Kimsenin kimsenin yarasına merhem olmadığı, nankör ve vefasız bir çağ bu... 
Yakınmak yerine alışsan, senin için iyi olur... 
Dün yanında olanlar bugün yok mu? 
Demek ki aslında dün de yoklardı, sen var sanıyordun! 
Ki, yarınında da olmayacaklar, bunu kabullen ve boş yere üzme o hassas kalbini... 





Üsküdar notları 5

Deniz karşımda dalga dalga çırpınıp dururken, 
Gökler masmavi sonsuzluğa uzanmışken, 
Neden gözlerim son nefesini vermekte olan bu küçüğe takılı kaldı..? 
Ağacın altı insan kaynıyordu ve  o insanların o ağacın sekeratından haberleri yoktu! 

* 

Bazen arkadaşlarla Üsküdar'dan Beykoz'a kadar bisikletlerimizle gider gelirdik. Acıkınca sahilde oturur, yanımızda götürdüğümüz kayıntılarımızı yerdik. 

Üsküdar'a her gidişimde anılar karşılar beni... 
Sancısı, acısı kurumuş anılar... 

Balıkpazarına da mutlaka uğrar, annemin siparişlerini; balık/kıyma, kıvırcık salata vb alıp eve götürdüğüm zamanları yaşarım. Balıkpazarı da yıllar içinde değişti. Balık lokantaları çoğalınca o eski ışıltılı düzen yok oldu! 

Doğancılar parkı, Üsküdar lisesi yıllarımın, içinde sessiz bir köşe aradığım ayrı bir sayfa... 

Çabuk büyümüştüm bu şehirde... 
Ben istemeden, bana sormadan büyütmüştü hayat beni, vaktinden çok önce... 
Galiba zayıf omuzlarıma erkence binen ağır sorumlulukların yorgunu olarak, şimdilerde yalnızca kendi sade, küçük yaşantımın sorumlusu olarak, yalnızlığımın sefasını sürüyorum. 

Güzeldi uzun aradan sonra Üsküdar'ı solumak... 

*

Yardım derneği iban kısmını niçin kaldırdığımı merak eden olursa; kadim prensibim geldi aklıma: "Akçalı işlerden uzak dur, aracı, kefil olma." 


13 Ekim 2026 Salı

Üsküdar notları 4

Onun hayatını nasıl olsa internet üzerinden uzun uzun okuyup öğrenebilirsiniz. Ben en çarpıcı kesitleri buraya alacağım. 

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin (kuddise sirruh) en seçkin halifelerindendir. 

Mustafa Devati Hazretleri (kuddise sirruh) tasavvuf yoluna girmeden önce rüyasında kendisini yanarken gördüğünü ve "Âlemde bir mürşid-i kâmil bulamadım ki benim derdime derman olsun" diye üzüldüğünü belirtir.

Rüyasında, Resulullah Efendimiz'in (sav) imamlığında gece namazı kıldığı bir mecliste, Efendimizin (sav) kendisine şöyle buyurduğunu: 
"Senin derdine derman ve ulu Mevla'ya vuslatına çare Üsküdarlı Ahmed Efendi'ndendir. (ks) ".

Bu işaret üzerine Mustafa Devati hz. Üsküdar Hüdâyî Âsitânesi'nde bulunan Muk'ad Ahmed Efendi'ye (ks) intisap etmiştir.

Kendi eseri olan Tuhfetü's-sûfiyyîn (*) adlı kitabında manevi hallerini anlatan Mustafa Devati Hazretleri, bir manevi açılış anını-rüya değil- şu şekilde nakleder:

"Orada âlem bana açıldı ve Kabe-i Mutahhara önüme geldi. Altın oluğun altında Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) oturmuşlardı. O anda elime bir kitap verip buyurdular ki: 'Makamından ayrılma!' ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v. gelip o kitaptan fakire ilmi ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim."

Mustafa Devati Hazretleri, mürşidi Muk'ad Ahmed Efendi'nin kendisine seyr-u süluk hırkasını ve irşad anahtarını teslim ettiği o manevi anı anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile tarikatın piri Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri'nin (ks) ruhaniyetlerinin orada hazır bulunduğunu belirtir. 
O esnada kendilerine hitaben şu müjde verilmiştir:

"Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdâyî ile Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ruhaniyetleri gelip: 'Bundan sonra bu kapıda her kim mânâ talep ederse cevap bulacaktır.' deyip emaneti teslim eylediler. Ben de o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum."

Bizlere de ancak onları kabirlerinde ziyaret ve fatiha okumak nasip oldu. Ümit ederiz ki o mânâ pınarından biz mücrimlere de serpeler. 

Ruhlarına fatiha hediye edelim. 

(*) Kitabı ısmarladım. İşte yine bilmek (çaba) ve anlamak (nasip) farkı...
Onca yıldır giderim, kitabı nasipse yeni okuyacağım.

12 Ekim 2026 Pazartesi

Üsküdar notları 3

Üsküdar'da, eski olmayan bir yapıda, küçük bir dairem olmalıydı.
Özledim seni şehir dedikçe içim, koşup gelmeli, günlerce kalıp, İstanbul'u gezmeliydim. 
Paşalimanı, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadolu Hisarı, Kanlıca'ya kadar olan semtlerden birinde olabilirdi. E sahil şeridinde denizi de gören bir yer olsaydı, olmuşken... 

Şehirlerin, yoğunluğu semtlere taksim sinmiş ruhları vardır. Bazıları ruhunuza öyle iyi gelir ki...ya da tersi... Çoğu kez insan bunun farkında olmaz. 

İnsandan huy, şehirlerin semtlerinden ruh geçişi vardır.

Baskın olan, edilgen/zayıf olana sirayet eder. 

Nasıl ki  uzun süre sahipleri ile birlikte yaşayan ev hayvanları ile sahipleri birbirlerine benzemeye başlıyorlarsa, şehirlerdeki insanlar da yaşadıkları şehre benzemeye başlarlar. Tek farkla ki iyiler iyi semtlerin ruhunu kötü mizaçlılarsa kötü semtlerin zulmetini yansıtırlar.

Üsküdar gezimde ikindi ezanını -gelmeden önce olmazsa olmazlarımdan- beklerken bir melekle karşılaştım... 

Camii avlusunda, şadırvanın solmuş yazılarını altın sarısıyla tekrar yazanları izlerken, 10-12 yaşları arasında bir kız çocuğu, yakınımdaki kadınlara elindekini göstererek bir şeyler söyledi. Onlar almayınca beni geçip başka insanların yanına gitti. 

Yine o insanlarda almayınca dayanamadım çocuğun yanına gittim. Geldiğim taraftakileri işaret ederek onlardan sonra bunu satmak için neden benim yanıma da gelmedin dedim. "Aslında gelirdim amca ama o kadın...(duraksadı, ben ee deyince) beni tersleyince uzaklaştım oradan!"dedi. 
Bunu söylerken sesi öyle bir ağlamaklı olmuştu ki, belli ki gururu  kırılmış, çok incinmişti. 

Halinde yaşından büyük bir vakar vardı. "Nerelisin?"dedim "Filistin, Gazze" dedi, burada okula başlamış çok iyi Türkçesi vardı annem hâlâ Türkçe bilmiyor dedi. 

Ev yapımı reçel satıyordu. Onun üzüntüsünü gidermeye çalışarak ayrıldım. 

Suriyeli de olabilirdi.Filistinli Gazze'li de olmayabilirdi bunun hiç önemi yok. 

Tabii kadınlara neden kızı terslediniz diye soracak halim yoktu. Onlar benim doğruca o meleğe gittiğimi zaten gördüler! 

Vedduha suresi geldi aklıma: 
10.ayeti meali:

"El açıp isteyeni de sakın azarlama!"

Son  dakika notu: Önceki Üsküdar 2'de bahsettiğim Sığınağım Yardım Derneği'ne sevgili okurlarım da göndermeye başlamış. Hatta dekont göndereniniz bile var. Bir güzelliğe birbirimize sebep olarak ortak olmak mutluluk verici. Allah razı olsun. 




11 Ekim 2026 Pazar

Üsküdar notları 2

Doğup büyüdüğüm yer... 
Oraya ait olduğum demek ki her halimden belli; iki kişiye adres tarifi bilem yaptım:) 

Birçok sivil toplum kuruluşlarının ortak düzenliği harika bir Filistin etkinliğinin içinde buldum kendimi... 
Kermesten tatlımı yedim, çayımı içtim. 
İnsan parasının hayra katıldığını görünce mutlu oluyor. 
 

    Kitapların sunulduğu sergiden