12 Ağustos 2026 Çarşamba

Gittik mi

Gittin mi, eceliyle ölmüş biri gibi gideceksin!.. 
Ümidin zerresini ardına düşürmeyeceksin... 
Keçiden daha keçi olacak, 
Ketumiyet, inat denildi mi, 
Alemde akla ilk senin ismin gelecek. 
Gittin mi, ardına bakmayı unutacaksın. 
Anıları toptan dağ gibi üstüste dizip, çakacaksın kibriti... 
Duman duman göç edecek hatıralar yüreğinden... 
Gönlünde izden eser kalmayacak. 
Gittin mi, yarım yamalak, ayak sürçerek gitmeyeceksin! 
Onun gözleriyle karşılaşırsam diye
Aynalara bakmaktan korkmayacaksın... 
Şarkı da dinleyeceksin, şiir de okuyacaksın, 
Hiç birinden o seslenemeyecek sana... 
Gittin mi, bittim değil, bitirdik, nasip, kader, kısmet diyeceksin. 
Şimdi aç bir şarkı, geç aynanın karşısına, 
Gözbebeklerinin ta içine bakarak, 
Yüksek sesle kendine sor:
Gittik mi? 




[ Şarkının tamamı buraya boyut olarak sığmadığı için hep böyle biraz... ]


11 Ağustos 2026 Salı

Hiç vazgeçmedik

Biz hiç vazgeçmedik
Geçemedik
Sevmekten... 

Kıskandık, 
Kızdık, 
Küstük
Gitmiş gibi yaptık, 
Yitmiş gibi ağladık, 
Bitmiş gibi ayrıldık... 

Biz hiç vazgeçmedik
Geçemedik, 
Sevmekten... 




10 Ağustos 2026 Pazartesi

Dilek Ağacı / Düğüm


Gökyüzünü kararırcasına kaplıyor bulutlar,
Ortalığı saran derin gürültüyle,
İçime inat.
Öyle ışıklı ki ortalık,
Ruhumu aydınlatıyor gündüzün eşiğinde.
Yağmur öylesine yağıyor ki,
Anılarımı süpürürcesine...
Paydaş gökyüzüne inat,
Gizliyorum beni,
Aldığım nefesi unutuyorum bazen.
Her seferinde aklımda buluyorum seni.
Yağmurlu hayaller kurmuyorum artık,
Bir sahil kenarı bir kulübe evi,
Kırık dökük düşlerim yoklar
Verilen sözlere edilen yeminlere yabancılar.
Gecenin karanlığı engel olamıyor yağmurun kokusuna,
Senin gibi hasret gibi
Ayrılık gibi kokuyor damlalar.
Sıcak toprağa düşüyor her damla,
Baharda iz bırakan cemre gibi...

Ne diyordu Ahmet Telli,
Ayrılık Ayracı şiirinde:
"Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın."
Saksıdaki değil yürekteki çiçek kurudu.
Uzuyordu sessizlik,
Veresiye gibiydi zaman.
Hızla geçiyordu.
Altı çizili cümlelerim silinmişti.
Gökyüzü delinmişti.
Rahvan atlar bucaksız kırlarda.
Ölesiye koşuyordu.
Susamıştı.
Ama yine de su içmiyordu.
Dilek ağacına bağlanan bezler gibiydi sözler,
Umudu kesilmiş insanlara anı olarak kalıyordu...
Göğsümde sakladıklarım,
Ebediyete kadar yürüyordu benimle,
Elimde tek tesellim,
Sonu gelmeyen şiirlerimdi.
Türkçe biliyordum aslında...
Seni okuyamıyordum.
Okunması zor olan içinde yabancı kelimelerle doluydun sen,
Bitirdiğim ve çok sevdiğim bir kitap gibi
Koklayıp,
Tertemiz kapattım seni...

Süeda


DÜĞÜM

Gözyaşım,
Kalbimin toprağına düşüyor sürekli.
Hani ellerin,
Hani gözlerin.
Nerede beni sarmalayan sözlerin.
Geçmişi kendime, su edindim.
İçiyorum doya doya...
Gelmedin.
Karanlık gecelerimde,
Uykusuz saatlerimde,
Acılarımda
Yarınlarımda, yoktun.
Çok mu geciktin bana.
Beni çok mu unuttun...
Nefesim düğüm düğüm.
Ömrüm eriyor günbegün.
Yokuştayım.
Elimi tut.
Düşmezsem beni sev,
Düşersem seni unut!
Sevdiğim,
Varlığının yokluğu hasta.
Bensizliğin bana yasta.
Kurumadan gönül bağım.
Aşkınla beni sula...
Sevdiğim,
Affeyledim seni,
Geleceğim telaşla.
Sakın beni bırakma.
Gel, kalbini kalbime yasla...

Süeda


 "Bunlar da benim doğum günü hediyem olsun. Sevgilerimle. Süeda"


An gelecek 21

An gelecek, 
Tüm yaşananlar bize, 
Yaşanamayanlarla birlikte, 
Bir hayal gibi gelecek... 



9 Ağustos 2026 Pazar

Bu doğum günleri de pek sık gelir olurdu!

Önce çocukluğumla erken vedalaştım... 
Sonra doyamadan, Üsküdar ile... 
Geldiğimiz yere sığamadım, 
Her fırsatta Üsküdar'a kaçtım. 
Çare yoktu, alışacaktım!.. 
Alışmış gibi yaptım!.. 
Yazacak çok şey var... 
Film şeridi gibi aksa da mazi
Susacaktım... 
Kim içini dibine kadar dökebilmiş ki... 
Vedalar ve hüzünler... 
Hayatımızın her yerindeler... 
Sessizce bizi izlerler  
Ve canımızın sıkıldığını gördüklerinde, 
Derhal devreye girerler! 
İşte üstteki satırdan, 
Dibindeki virgülden bile veda ettim. 
Böyleyken vedaların şu vefası niçin insanda azdır? 
Bir şehre veda etmeye benzer mi
Sevdiğiniz bir cana veda..? 
İçinizde binler şehir yanar yıkılır da
O gidenin vedasına denk olmaz... 
Çocukluğum erken vedama bir küstü, 
Bir daha da büyümeme imkân tanımadı... 

İyi ki doğmuşum, 
Yoksa insanlık ne yapardı (!) 
Bir okurumun mektubu ile noktalayalım:

"Bu kadar kadın boşuna yazmıyorlar sana... 
Her birinde izin var 
Yazdıklarınla, 
Adınla…
Bir şeyler bırakmışsın... 
Boşuna yazılmıyor bu mektuplar şiirler..
Sen Rüveyda'nın Murat’ı 
Hiç birimizin değilsin…"

Önce teşekkür mü edeyim, geçen sene söz aldığım halde yine doğum günü hediyesi gönderdiğin için sana kızayım mı can dostum? 
Hediyeleşmek güzeldir de ben karşılık veremiyorsam, bir yerde mahcubiyet ötesi ezilmektir! 
Üzüldüm, bilesin... 

Kardeşim de mini el radyosu almış, dinlerken kolay dalıyorum diye...(Seviyorum radyo dinlemeyi...İnsanı hapsetmez radyo, ister işine devam et, istersen kapa gözlerini, çalan şarkının ardına düş ve de ki hayat zaten bir düş...) 
Neyse ki kardeşime abilik haklarımı kullanarak zorla parasını verdim.:) Çünkü ben hemen herkesin doğum gününü, ölüm günümü düşünmekten unutuyorum! 
Bir de hediye vermeyi çok seviyorum, almak sanki karşımdakine külfet, zahmet gibi, mahcup oluş vs. 

Bu vesileyle gelen maillerinize en içten sevgilerimle teşekkür ediyorum. (Bazılarını bir önceki yayına ekleyeceğim.) 
Berhudar olun. 

*

"Sen Rüveyda'nın Murat’ı 
Hiç birimizin değilsin…"

Yıllardır bunu da anlatamadım. Aşk adına biricik hakkını kullanmış bir adamdan hâlâ aşk ummak, hâlâ onu tanımamak demek değilse nedir...(Kızın ama kırılmayın!) 

Evet kendimin bile değilim... 
Mutlu yıllar(!) 


Amin. Allah razı olsun. 
Hepinize çok teşekkür ediyorum. 

8 Ağustos 2026 Cumartesi

Sevdiğim kadar sevilirsem!..

Sevgili Murat, 
Hayat Arkasında İz Bırakmadan Geçip Giderken,
Gönlünün Aynasındaki Samimi Görüntünü Kaybetme...
Ruhun Kafesinden Salıverilmiş Bir Kuş Gibi Özgür,
Sabaha Uyanışların Hep Aydınlık Olsun...
Umut Yüklü Sevinç Damlacıkları,
Gönül İklimine Baharı Yaşatsın,
Hayallerini,
Umutlarını Yeşertsin...
Kendi Sıcaklığının İçinde Değil,
Sıcak Bir Kucakta Sarıp Sarmalanman,
Kaçırdığın Duyguları Yakalaman,
Elini Uzattığında Sıcacık,
Sevgi Dolu Bir Yüreğe Dokunabilmen,
Gökkuşağının Yedi Rengini Yaşayabilmen,
Gönlünün Kaybolmuş Kilidini Bulabilmen,
Yarınlara Açılan Kapıda,
Tatlı Bir Telaşın Eşiğinde,
Huzur İçinde Dinlenebilmen,
Kurgulanmış Bir Hayat İçinde Değil,
Yaşamak İstediğin Hayatı Yaşayabilmen,
Yeni Yaşında,
Yeni Bir Güne,
Yeni Bir Yaşama Merhaba Diyebilmen Dileklerimle... 


Sahi yarın sabaha karşı yine doğacağım değil mi? 
Doğum günü ile ilgili  gelen maillerden bazıları...
Allah razı olsun, teşekkür ediyorum. 
Yeni bir yaşam artıken berzahta inşallah... 
Burada hem eskidik hem eskittik... 
Hem yorulduk, hem de yorduk... 
Hem ümit ettik hem de ümitleri yaktık!.. 

Özel günlerle barışamadan göçüp gideceğim şu dünyadan. 

*

Ya o değil de ağır ateşte yapmama rağmen patates yemeğim neden az daha dip tutup bazı yerleri bronzlaşmış:) Esas mesele bu😎 
Zannımca yanlış tencere sebep buna. 

*
"Gören de yaş 70 iş bitmiş sanacak. Biraz hayata dön yahu!"

*

Bir de kargo ile hedaye gönderen sevgili arkadaşım var!.. Bunun devamı yarın nasipse... 

*
"Yüreğini ıssızlığın ortasında bırakma. 
Seni bu kadar seven, sana değer veren bunca dostun ve arkadaşın varken kalbini yalnızlığa mahkûm etme güzel adam. 
Ayaz vurur sonra dallarına… 
Bırak kendini, sevgiyle ikinci baharını yaşa.
Yedi sene oldu seni tanıyalı. "İyi ki tanıdım" dediğim nadir insanlardan birisin. 
Saman alevi gibi anlık parlayan bir Aslan burcu olsan da; o yumuşacık, şefkatli ruhun ve duygusal, sevgi dolu yüreğin iyi ki var.
Sevmek çok güzel bir duygu ama bir süreden sonra insanı yorar… 
Çünkü kalp sadece sevmek değil, sevilmek de ister. 
Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen.
Yeni yaşın sana sağlık, huzur ve hak ettiğin o kocaman mutluluğu getirsin. İyi ki doğdun, iyi ki varsın!

Dip not/ Küçükte olsa hediye göndermeyi çok isterdim ama ......"

*

Ama saman alevi olsun istemezsin;) 
Ayaz vurmuş olabilir baharıma... 
Benim için en güzel hediye değer görmek, bunı hissetmek. Paha biçilmez cümlelerinize binler teşekkürler. 

Ve

"Bu yüzden dileğim; sevdiğin kadar sevilmen."

Sevdiğim kadar sevilirsem yeryüzünde anarşi çıkar, kaos olur;) 

*
"Önce sağlık,sonrası hep güzellik olsun,yeni yaşın kutlu olsun beyzadem..."

*

"Rabbim yeni yaşını gönlüne huzur,
hayatına bereket, ömrüne sıhhat afiyet ve
yoluna hayırlar nasip ederek güzelleştirsin 
İyi ki doğdun Dostcanım"

*

"Hey Şair! 
Hep mutlu hep umutlu ol ❤"

*

"Kalan ömrünüz, geçenden daha hayırlı daha bereketli olsun duasıyla sevgili üstadım. Dua eder, dua isterim. "

*

"Doğum gününü unuttum sanma bir haftadır aklımdasın. 
İyi ki doğdun iyi ki seni tanıdım iyi ki varsın iyi ki ömrüme gönlüme dokundun🫂🥰💗
Sen bitanesin, canımsın, değerlimsin.
Seni çok seviyorum bunu unutma. 

Bu hayatta en iyi dost en güzel arkadaş en sevecen en merhametli insan kim deseler tanıdıklarım içinde sen derdim inan!
Sana sımsıkı sarılıyorum yanında değilsem de her zaman kalbimdesin!
Varlığın daim olsun bir ömür, sana huzurlu sağlıklı ve benli uzun ömürler diliyorum :)"

*

Dün çok önemli tarihi bir gündü!

İnsan enteresan bir varlıktır. 
Sürekli ve yakınında olanları,  zamanla görmez olur. 
Erişimi kolay ya da mütevazı olanı fazla önemsemez. 
Kıymet hükmünü daha ziyade uzakta, yabancı olandan yana olumlu kullanmaya meyyaldir. 

Yakın olmak çoğu zaman risklidir. Bu, bazen padişahın veziri vb için; bazen de cevherden gaflete düşme hatası için elverişlidir! 
Balığın deryadan habersiz oluşu gibi. 

Yakın hakkıyla görülse, kavimleri peygamberlere (as) zulm etmezlerdi. 

Yakınlarımız bizi görmezler, değil komşu, kardeşleri Hz. Yusuf as görseler, görebilselerdi, değil kuyuya atmak, çukur yollara set olur onu tozdan bile korurlar, saygıda kusur etmezlerdi
Yusuf as yalnız Züleyha'nın huzurunda mı parmak kestirecek kadar güzeldi, hayır... 
Peki kardeşleri niçin o güzelliği göremediler, kalplerini perdeleyen şey neydi? 

Ebu Cehil, alemlerin efendisine Peygamberimize (sav) :"Senden daha (haşa) çirkin yüzlü görmedim!" deme nasipsizliğinden habersiz daha sonra gelen
Hz Ebubekir (ra) : "Ya Resulallah, ne kadar güzelsiniz, güneş gibi parlıyorsunuz" dedirten şey neydi? 

Tarih şahittir ki, önemli şahsiyetler, genel olarak yaşadıkları devirde idrak edilip, anlaşılamamış, (hatta hadre uğramışlar) kıymetleri öldükten çok sonra anılır olmuştur. 

Not: İlginç bu yazı kaç gündür taslakta duruyordu. Bugün 7 Ağustos 2026 ve dünyada büyük ses getiren büyük bir olay oldu! 
Türkiye, Arabistan ve Pakistan Mekke antlaşmasını imzaladılar. Yani Erdoğan, İslam natosunun temelini attı. Birileri rüşvet, uyuşturucu, fuhuş çarkında boğulurken, birileri de yaklaşmakta olan siyonist-yunan ittifakına/savaş senaristlerine ters köşe yaptı. Yunanistan'ı bize saldırtmak için hazırlıyorlarken, onlara ummadıkları bir sürpriz yaptık. 
İnşallah bu 3 devlete zaman içinde katılanlar olacak ve bir daha kimse Müslümanlara zulm edemeyecektir. Tabii bunun için bu antlaşmaya imza atanların, imzalarının arkasında sonuna kadar durabilme dirayetini göstermeleri gerekiyor! 




7 Ağustos 2026 Cuma

SEN GÜLÜNCE


İki kaşın iki tepe, 
Safa-Merve arasından koşuyor zamantı nehri
Gözlerinin ravzasında açıyor şakayıklar 
Koklamak bana kalıyor 
Sen gülünce...

Doluyor boş testiler
Çukurova'da bayram sabahı Allahu Ekber!
Kör kuyulardan fışkırıyor zemzem
Şeker niyetine pamuklar topluyorum yanaklarından, 
Sen gülünce...

Bir toygar yakalıyor avını en büyüğünden
Bölüşüyor kardeşleriyle kavgasız!
Bir şahin bağışlıyor gözlerini dünyaya, 
Bir kervan yaklaşıyor Acemden hediyeler dolu
Develeri dişi 
Develeri gürbüz
Develeri sütlü
Sen gülünce...

Mecnun koşuyor Leyla iline
Nâmurad olanlara, bermurâd kararı çıkıyor yüce divandan.
Mahyalar geriliyor kandilleri ışıl ışıl 
Tellallar dört nala sürüyor atları muştulu.
Seven sevdiğine yâr oluyor, 
Sen gülünce...

Göç takvimini unutuyor leylekler
Göğsümün ğöğü karargâh oluyor 
Ve güneş sarı tülbentli huri. 
Gölgeleri boyuyor deliler
Herkes mutlu, şen, ölümsüz gibi şehrimde, 
Sen gülünce...

Kekik kokuları taşıyor rüzgar, 
Köyüm oluyorsun.
Harman yerine kuruluyor açık hava sineması 
Fakir oğlan-zengin kız yok
İnanıyor herkes sevdaya
Mutlu son; 
Sen güvey ben gelin oluyoruz ve hasımlar dost...
Sen gülünce...

Bire on veriyor başaklar bereketli
Sağa sola savruluyor ekinler
Hedikler, keşkekler kaynatılıyor kazanlarda
Yemeden doyuyorum 
Dağıtıyorum rıza-i lillâh...
Sen gülünce...

Sen gülünce 
Gülünce sen,
Yıldızlar fener alayı nöbet tutuyor
Güneşe ninni söylüyor ay.
Ay ondördünde pürnur pürheves
Med-cezir oynuyor deniz
Dalgalar kartopu çarpıyor yüzüme 
Yengeç dansını öğreniyorum, 
Sen gülünce...

Sen gülünce minnet öğreniyor diken güle
Gül, vaslına gün sayıyor baharın
Birden ahal tekesi oluyor yılkı atım
Harran'dan Yemen'e koşuyor, 
Sen gülünce...

Nur hüzmesi bir şey bu
Adem'den kaç cüz!
Tûr'a ve Hira'ya inenle aynı 
Ayet ayet 
Sûre sûre 
En büyük mucizeyi görüyorum,
Sen gülünce...

Kanarya Banu Dağ


Kuytucuk

      Görseldeki söz bana ait değil. 

Kendine sor :
Bu yaşadığın hal/hayat, gerçekten  sandığın gibi kendinden mi, senin tercihin mi? Yoksa kader mi? Geçici bir durum mu? 

Kendine dair bir ümidin mi yok? 
Hayata dair niçin içinde güzel, olumlu ümitli şeyler beslemiyorsun? 
Senden çok daha zor imtihanlar içinde yaşayanları görüp, bilip dururken hem de... 
Yakışıyor mu bu miskin savruluş sana! 
Neyse ki şikayet etmiyorsun, razısın. 

Ama
İstesen hayatına birini alır, bu yalnızlığa, asosyalliğe son verebilirsin. Neyin cezası bu kendine!? 
İnsanlara faydalı bir organizasyonun içinde pekala yer alabilirsin. 
Kurslara katılabilirsin... 
Yeter ki iste, ki istemelisin. 
Böyle çürüyorsun ve bunu umursamıyorsun! 

Allah'ın ihsanı ile donattığı bir canı ümitsizlik kuyusuna atmış, suyun yükselmesini bekliyorsun, yapma! 



6 Ağustos 2026 Perşembe

Kraker

"Sevdiğiniz kadında aradığınız 5 kriter nedir diye sorsam?"

1. Aptal insan pek yoktur da çabuk kavrasın, leb demeden leblebiyi anlasın. Bir şeyi izah etmek yorgunluğu olmasın. (Dilce değil gözce gönülce de konuşabilmeliyiz.) 

2. Temiz ve dürüst olsun. Yalanını yakaladığım an konu bitmiştir benim için. Diyelim sürse de öylesine olur! Gönlümdeki sultanlığı son bulur! 
Pis pasaklı ve müsrif olmamalı, her konuda ama...Keçi inadı da olmamalı. 

3. Maneviyata çok önem vermeli, hürmetli olmalı ve yaşamak için çabalı ve yardımcı olmalı...Bu dünyanın geçici olduğunu unutmamalı, unutturmamalı. 

4. Onunla her konuda konuşabileceğim kapasitede olup, hayatın her karesini paylaşıp, analiz yapabilmeliyiz. Sohbet şey kadar önemli... Şey işte! 

5. Güzel, işveli ve eğlenceli olursa da nurun ala nur...İnsanda stres olmaz;) 


Geçen gün anneciğimin yaşça daha genç arkadaşına rastladım. Canım ya elindeki poşetleri yere koydu, kan ter içinde... Hal hatırı hızlıca geçip;  "1 yıl geçti, artık sana hatun bakıyoruz! "demesin mi. 
Bu yazı hazır yayınlanmış olsaydı, ona bu "Kriterleri"okusam.
Muhtemelen:"Merak etme ben sana çubuk kraker gibi ince birini bulurum"😅 derdi  . 

Ay yine çok sempatikim. 
Anneme derdim, beni mıncırarak "Ay hiç sorma" der, tatlı tatlı gülüşürdük.... 



5 Ağustos 2026 Çarşamba

Benim hüznümde herkes yüzemez!

"Yaşandı bittiler …
Devr-i alem de…
Yaşamak yorgunluğu bu sende ki
Bir de sevinçler uçup gidince…
Öylesine işte vakit dolduruyorsun 
Bir yudum tesellilerle…. "

*

"Çabuk öğrendim'e bayıldım. Tamamını dinlemek isterdim. "

“ İçime sustuğum yalnızlıklarım var
Kim demiş konuşmuyor dilim lal”

*

"Biliyorum, 
İçinde Biriktirdiğin Çok Şey Var... 
Kendine Sakladığın, 
Tek Başına Sırtladığın, 
Altında Ezilmemek İçin Debelenip Durduğun... 
Bilmediklerin Sana Düşman, 
Bildiklerinle Kavgalısın... 
Yüzünde Çizgiler, 
İçinde Biriktirdiğin Acılar, 
Avuç İçinde Gizlediğin Kederler Var... 
Bende Biliyorum, 
İnsanlara Güvenmek İsteyip de Güvenememenin, 
Birilerine İhtiyacın Varken, 
Bir Omza Yaslanıp Ağlamayı İsterken, 
Gözyaşlarını İçine Akıtmanın Ne Kadar Zor Olduğunu... 
İçindeki Yorgunluk Kendine Kestiğin Ceza Olmamalı...Şiirlerinde Üşüyen Adam! Görmüyor musun Ruhunun Aynasındaki Rutubeti?"

*

"Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Ne boş manasız uğraşlarla geçiriyoruz ömrümüzü 
 Bize kalan iyilikler 
Ne aşk 
Ne meşk 
Ne seviyormuş gibi görülen samimiyetsizlikler
Ne değer verişler
Ne alış -verişler
Ne geride bıraktıklarımız
Ne de yanımızda sandıklarımız…
Sen gözlerine bakarken yalanlarla göz kaçırışları izlersin 
Onlar samimiyetsizlik denizinde boğulurken utanmayı marifetmiş gibi haykırmayı seçerler..
Yalan ve yalancı Dünya…
Boş Dünya…"

4 Ağustos 2026 Salı

3 Ağustos 2026 Pazartesi

Çabuk öğrendim

Çabuk öğrendim,
Özlemekle nasıl koyun koyuna 
yaşandığını,
Ayrılıkları her gece 
hasretlere sarıp da uykulara kaçmayı...

Çabuk öğrendim,
Bir resme bakıp da 
dokunamamanın ızdırabını,
Sessizliğin içinde seni aramayı,
Vurgun yemiş günlerin 
peşine takılmayı...

Çabuk öğrendim, 
Senli kelimelere sarılmayı,
Her şarkıda yeniden ahlamayı...
Çalmayacak kapılara bakmayı,
Gri bir ömürde 
seni sensiz  yaşamayı...



2 Ağustos 2026 Pazar

Ayfer Vardar dinliyordum

Aylar sene olur,. 
Seneler ömür olur da 
Geriye dönüp bakarsan, 
Derin bir keder olur... 





Kendime sordum

- Bundan sonraki hayatında ne yapacaksın? 
- Özleyeceğim... 






1 Ağustos 2026 Cumartesi

An'da ruhumda neler vardı

Kahvaltıda, TV açıktı, sunucu film seçenekleri sundu, Sen ihtimali, ismi izlemem için yeterliydi. (Şiir yazmak için de ayrıca kışkırtıcı.) Filmi not ettim, sonra bisikletle biraz açıldım. Bir iki malzeme ve kuruyemişçiye uğradım. 
Evdeki işimi halledip duş aldım. 
Filmi açtım ama kuruyemiş ile seyredilecek türden olmadığını biliyordum.  
Film ve konusunu anlatmayı sevmem bilirsiniz, merak eden bakar. 
Sen ihtimali (The Idea of You) 
Romantik, komedi, drama... 
Komedisini ben niçin göremedim de izlerken derin derin iç çektim ki. 
Neyse kendime dedim ki;
Şarkıya gelmezsin, şiire gelmezsin. 
Film dedik, o da uymadı. 
Saza niye gelmedin türküsü sana gelsin öyleyse... 

Filmin, mesajları, verdiği dersleri de yazacak halim yok. Daha akşam için pilav yapacağım. 
An'da ruhumun hali böyleydi sayın seyirciler. 






Diyecektim ki...

"14 yıl burada; öncesinde Blogcu vardı, sonra Google Plus...
Tumblr, 1000 kitap, Facebook ile yazı serüvenim bugünlere geldi. 
Bir bu bloğumdan vazgeçmedim." 

"Günlüğüm, anılarım, dostlarım, arkadaşlarım, sancılarım, ağlanmalarım ve tebessümerimle içimin kırıntılarının bir kısmı burada toplanmış oldu..." 

"Sizler, siz kıymetlilerim, 
Modası çoktan geçmiş, klasikler arasında yer almış bloğumu, takip bildirimi olmadığı halde, sadıkane okumaktan hiç vazgeçmediniz. 
Gerektiğinde bana yazdınız, dertleştik, sorular sordunuz... 
Meşrebimiz ve kabiliyetimiz kadar, edebiyat yolculuğunda bir de kitap çıkartma sebebim oldunuz." 

"Burada olmak, edebiyat adına vasat bir yazar, şiir adına müteşair bir kalem olarak, cidden ruhuma terapi oldu." 
"Sanki bir işim varmış gibi, sizlere karşı sorumlu davrandım. İşimi ciddiye aldım. Sizleri her zaman çok önemsedim. Özelden cevaplamasam da maillerinizi özen ve önemle okuyup, dikkate aldım. Gerektikçe de burada sizden gelenler etiketi altında sakladım." 

"Sizler de üç gün bir şey paylaşmasam hemen merak eden mailler yazdınız. Gözlerden uzak, çok güzel bir gönül bağımızla, iyi bir aile/can olduk." 

"Tanınmayı, bilinmeyi, ünlü olmayı hiç bir zaman arzu etmedim. Yoksa radyoculuktan, dergiciliğe, gazetede makaleye... önümde fırsatlar vardı. 
İyi ki de böyle kaldım. 
Yunus'un:"Şöyle garip bencileyin"dizesi misali..."

"Aslında yazarlar, şairler ölünce emekli olurlar ama ben hakkıyla yazar ve şair olmadığım için, ölmemi beklemeyelim de bilmeyelim de... 
Ben de sizi bilmeyeyim." diyecektim ki... 
Yukarıdaki paragraflardan sonra gelen iki paragraf ve değiştirdiğim yazı başlığı FİNAL olacaktı ve veda helalleşme faslı, tabii onları sildim. 

Küçük beyaz yalan filminde geçen bir cümle: "Bütün yazarlar bunalım takılırlar!" diyordu. Tavuk mu yumurtadan...meselesi. 
Belki de bunalımlı dünya insanlarının içinden bazıları, işbu bunalımlarını yazarak hafifletmek isterken koyulaştırıyorlardır...

Bencil diyeninden, telefonu yere çalasım geldi diyenine..nasihat ve tavsiyeler ile vazgeçirdiniz. 

Ruhumun hüzün kırıntıları(şiir diyorsunuz) dışında, bloğumdan çok şeyler öğrendiğinin altını kalınca çizen samimiyeti de dikkate aldığım için madem günlük gibi ucundan azıcık içimi dökmeme sizler katlanmaya razısınız, Allah, sağlık verdikçe son günüme kadar burada olmaya çalışacağım inşallah. 
Hepinize gönül dolusu sevgiler, teşekkürler... 


31 Temmuz 2026 Cuma

31 Temmuz'u son kez yazdım


Her insan gibi annem de istemezdi hastalandığında hastanede yatmayı. Hele yoğun bakımı... 

İlk zaman evde hasta yatağında beslenmesi mümkün olmaktan çıkana kadar, bu isteğine sadık kalmaya çalıştık. 
Sonrasında  mecburduk. 
....................... 
Pazartesi, çarşamba ve cuma günleri, gün geçtikçe bilinci daha çok kapanan, bir sürü komplikasyonlar ile durumunun ağırlaştığına şahitlik günleri. 

Bu konuyu son defa yazarken yine yaşıyorum ve okuyanın bu durumu anlaması zor. 
Allah yaşatmasın da... 
En sevdiğiniz, gözünüzün önünde gidiyor!.. 

Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz'un son günü mutat olmayan saatte doktor aradı... 
.......................
Hastane imamının: "İyi bakın, nasıl da güzel tebessüm ediyor. Böyle öleni binde bir görürüm." sözleriyle anneme bakıyoruz. 

En yakınlarından görmek isteyenlerle birlikte son bakış... 

Haftalar sonra dayımın kızına annemin rüyada söylediği: "Keşke daha önce gelseymişim buraya. Buralar daha güzelmiş."deyişi bir yudum tesellimiz.  

1 Ağustos 2025 cuma namazından sonra annemizi toprağa verdik. Beni dünyaya getirdiği ayda gitti... 
Rüyada görenlerimiz, konu komşu hep güzel gördüler cömert annemi. 

Seni özledikçe odana girip yatağına dokunuyorum anne... Okumam bitince aynı senin gibi, senin öptüğün yerden öpüyorum senden bana kalan mushafı şerifini... 
.......................
Senden sonra burada yapacak bir işim kalmadı anne. 
Kimselere yük, üzüntü olmadan gelirim inşallah tez vakitte... 
 
Tüm gidenlerimizin ruhuna fatiha... 










30 Temmuz 2026 Perşembe

Boşluk

Dolmayan
Çok büyük bir 
Boşluk!.. 
O boşluğun içinde, 
Kollarımı kanat gibi açmış, 
Düşüyor, düşüyorum... 


Aşk ayrı


Biriniz Aşk eski bir yalan isimli ilk kez dinlediğim bir şarkı göndermişsiniz, diğeriniz -her zaman anlamanın çok kolay olmadığı- düşünür şair İsmet Özel... 
İki sevgili okuruma teşekkür ettikten sonra... 



Zannımca üstat bizim aşk dediğimize sevgi diyor. İnsanlar arzularına, tutkularına, şehvetlerine aşk elbisesi giydiriyorlar.

Sevgiler korkutucu ve yorucuysa Üstat buna aşk demiyor. Belki de heves diye ifade ediyor. Biri dünyacı, seküler; diğeri yani aşk uhrevi renkler kuşanarak gönül havzamızda kanat çırpıyor...Duyuyor musun? Duy! Nasıl da ahenkli bir musiki gibi... 

Üstadın kastettiği aşk, tasavvufun bize anlatmaya çalıştığı aşk olmalı.O yormaz, sarhoş gönlü. Onu da herkes fark edemez. Yok yok! İnsanı aşan bir şey. Onun tarifi yok, kalem aciz ve idrake sır perde! Bir kere, bir yudum tadan, bir ömür tekrarı için bir ömür vermek ister. 

Böyle büyük ustalara itiraz etmeyi de pek severim bilirsiniz. İşte geliyor:

       Bence aşk, ürkütmeli ürpertmeli insanı... 
Aşık insan aşkını kaybedecek diye, aşkına karşı hata yapacak diye, aşkına halel gelecek diye ürkmeli ve bu düşünce onu ürpertmeli... 

Sevgiler ürkütsün seniden kastı belki içinde menfaat olan, gelgeç ilişkilerdir onlara karşı uyanık ol demek istiyor olabilir. Temkinli, güven sorunu olan bir ilişkiyi kim ister? 
Mesela birbirinizi sevdiğinizi düşünüyorsun, nikah masasına giderken gündeme evlilik sözleşmesi geliyor. Ne kadar güzel değil mi (!) Bu sevgiden ürkerken, sözleşmeyi isteyenden mi sözleşmeye imzayı atarken içinden geçirilenlerden mi? 
Güvenin, ama kuşkudan azade yüzde yüz tam güvenin olmadığı sevgilerden ürkmeyelim, kaçalım. 
Herkes herkesi seviyor (!) evet. Menfaatler çatışmadıkça bu sevgi sürebiliyor. 

Ama onlar Allah'ı bize cennet ikram edecek ya da cehennemle tedavi edecek diye sevmemişler. Onlar Allah'ı sıfatlarında, eserleri ve tecellilerinde tanıyıp, sonsuz kudretinin, kereminin hayranı olarak, Zatı uluhiyeti için, varlığından haberdar ettiği için; Onu bilmekten kaynaklanan, tarifsiz keyfiyet sebebiyle AŞIK olmuşlar. 

Yani bizim branşımızın (!) çok üstünde bir mevzu hocam. 

"
Muhakkak bu konu üstada sorulmuş röportaj yapılmıştır, araştırma yapmadım yapan olursa gönderirse aşağıya ilave ederim. 

*
Aşağıda İsmet Özel ile yapılan TV programını göndermiş bir sevgili okurum. Çok teşekkür ediyorum. 
Sunucu ile frekansları uyuşsa lezzetli bir söyleşi olabilirmiş. Ama yayının sonuna doğru üstadın aşk için söylediği, şükür ki yukarıda yazdıklarımla paralel olması -ki aksini beklemezdim- teyid etmiş oldu.