9 Nisan 2021 Cuma

Bana İstanbul'u sorma!

''dur ! 
bırak !
kaynasın kahvenin suyu...
bana İstanbul’u anlat nasıldı?
bana boğazı anlat nasıldı?'' 
Cem Karaca



yorgundu İstanbul!
özlemekten,
beklemekten,
gereği gibi sevilememekten..!

ağlıyordu İstanbul!
çocukluğun saklı, 
bir kaç anı parçasına,
siliyordu gözyaşlarını!

Toptaşı eski Toptaşı değildi!
yazlık Gül sinemasının, 
üzerine dikilen mezar taşı gibi,
kocaman apartmanlar dikilmişti!
berber Ruhi amca öleli uzun yıllar olmuştu! 
Karacaahmet eskilerin sohbetine doymuştu!

bana İstanbul'u sorma!
sorup da ağlatma!
içimdeki birikmişimi dağlama!
Zeynep Kâmilin duvarlarına yaslatma!
içimin seslerini yeni doğan seslere karıştırma!

eski Beyoğlu'nu soruyorsun!
gençliğimiz gibi değil! 
değişti, dünya gibi karıştı!
yeşilçam sokağı göçenlerinin 
ardına düştü, 
aklı karıştı!

Mihrimah Sultan hüzünle bakar,
Gülnuş Valide sultanın gözlerine..!
okunurken bir kızılca ikindide,
selatin ezanları...

Üsküdar, Kuzguncuk, Çengelköy
Eyüp, Balat, Fatih... 
vefa yüklü kadim semtler...
gelmez artık çağ kapatıp açan o koca Fatih!

bana İstanbul'u sorma!
sorup da ağlatma!
şair Zati'nin adı kaldı!
köşede toplaşan gençler bir bir azaldı!

Kızkulesi'nin canı sıkkın!
intihar ederdi belki,
Galata Kulesi ona yarenlik etmeseydi!
Şemsi Paşa, Salacak bunalmış!
Çifte Kayalar sizlere ömür!
Sefa tepesi hâlâ muhteşem!
Süleymaniye'ye hayran el sallar!

bana İstanbul'u sorma!
sorup da ağlatma!
Üsküdar Lisesinden geçtim dün!
anılar hep birden el salladı!
Doğancılar parkı zayıflamış!
Hazreti Hüdayi'de nefes alabildim!
çöktüm dizlerimi
büktüm boynumu...
sustum, sustum, sustum!

bana İstanbul'u sorma!
sorup da  dilime Rüveyda'yı dolatma!
aşkın kokusuna yandırma!
bana İstanbul'u sorma!
sorma, sorma işte!
 

8 Nisan 2021 Perşembe

Aylar sonra Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinde idim!

Gerek Hüdayi hazretleri, gerekse hocası Üftade hazretlerinden daha önce burada bahsettiğim için, dünkü anlardan kareleri sizlerle paylaşmış olayım. 

Şunun altını bir kere daha çizmem şart: ''Edeple gidene Allah dostlarının -ki onlar Rableri katında hep diridirler- lütufları inanın gecikmiyor... Onların kerametleri dünyalarını değiştikten sonra da devam ediyor. Bizzat şahidiyim demekle iktifa edeyim. Sevin onları, sevin ki ''sevdiğinizle olun!'' Onları sevmek, menkıbelerini okumak kalpleri diri tutar. 



Dünkü yani bir önceki yazıma gelen maili de burada saklamak güzel olur, Allah razı olsun güzel bir katkı oldu: 

“Bu meşet Allah yolundakilerin cesetlerinin ve  ruhlarının toplandığı yerdir. 
Azizim; buraya edeple gir. 
Burası Hüdai’nin pâk türbesidir. 
Ey gönül; eğer ilâhi zevki tahsil edeyim dersen böyle yap. 

Hüdai’nin kapısından giren elbet nasibini alacaktır.”
...

“Destur Yâ Hazreti Pîr !” 

Bu makamın bitkileri, ağaçları, çiçekleri, kedileri, hayvanları bile inanın saadet içindedirler. Yeter ki görecek kalp gözümüz olsun. 


Sanki bu günahkâra özel bir ikramı ilahi oldu. Sanki Hazretin türbesi şahsıma özel kapatılmış da, ''Gir dilediğince dua et ve bol bol resim çek!'' denilmiş gibi... İlk kez böyle sakin içerde olmak nasip oldu. 
Anlık bir olay biliyorum. Çünkü dışarısı kalabalıktı. 
Beni götüren aile taksimiz, güzel kardeşim bile ''Abi ne güzel bir koku var!'' dedi daha bahçe kapısından girerken. Ben de ona ''bu kokuyu duymak herkese nasip olmaz, sevinelim!'' demiştim. 


Güya hiç bir şey yazmayacaktım. Gezi yazılarını, kulakları çınlasın Berrin Gök arkadaşımın muhteşem blog yazılarından okumak keyifliydi, Sonra o da bıraktı sosyal medyayı ve belki de iyi yaptı. Selam olsun biliyorum takip ettiğini. 


İmkânı olan mutlaka gitsin bir fatihaya ne vaatleri var Hazreti Pirin bir görsün. Hiç bilgisi olmayan okurlarıma tavsiyem arama motorlarından  açın hayatlarını okuyun. 









Yalnızca Hz.Üftade (kuddise sirruhu) hazretlerinin bu fotoğrafını bana ait değil.