23 Ocak 2026 Cuma

Ölüme mecbur

Nefes nefese, 
Koşturuyorsun, 
Durmuyorsun
Yorulmam sanıyorsun. 
Bir yere gelince, 
Gidenler, kayıplar, 
Ansızın çöken yorgunluklar. 
Ömrün muhasebesi, 
Aşkın sevda çilesi
Ölümüne mecburum 
Yangınları, 
Haykırışları... 
Derken;
Anlıyorsun, 
Yalnızca
Ölüme mecbur olduğunu... 


22 Ocak 2026 Perşembe

Asıl hikâye



Ve bulmak, 
kavuşmayı kuşanamayınca 
başlıyor asıl hikâye... 





21 Ocak 2026 Çarşamba

Siteril Merhamet



Akşam yine aynı saat.
Haber bülteni tam kıvamında:
Ne fazla acı, ne iz bırakacak kadar gerçek.
Sunucu dudaklarını silerek konuşuyor,
kelimeler tok, şehirler aç.
Bir sofra kuruluyor bir yerde,
öbür tarafta yerle bir ediliyor bir ev.
Çatalın sesiyle
kemik sesi birbirine karışmıyor,
çünkü mesafe var;
çünkü vicdan artık
coğrafi bir mesele.
Orada çocuklar büyümüyor,
yalnızca uzuyorlar.
Boyları değil,
suskunlukları artıyor.
Bir annenin saçında beyaz,
bir bebeğin avucunda ölüm tarihi.
Toprak,
üzerine düşeni artık ayırt edemiyor:
tohum mu,
beden mi?
Her şey aceleyle gömülüyor.
Bazıları yüksekten bakıyor dünyaya.
Rezidans camlarında gün batımı,
arka planda Mozart,
ön planda steril bir merhamet.
“Çok yazık” diyorlar,
şarabın tanenini tartışırken.
Romantizm umresi bu:
acıya değmeden arınmak.
Seküler aklın defterinde
bu sadece bir istatistik.
Yuvarlanmış sayılar,
yumuşatılmış başlıklar.
Bir tırnak kırığı kadar can sıkıcı,
bir sonraki gündeme kadar dayanıklı.
Ama orada
bir baba kapıyı kilitlemeden çıkıyor,
nasıl olsa dönecek ev kalmadı.
Bir kadın ekmeği bölmeden önce
gökyüzüne bakıyor;
bugün uçaklar mı var,
yoksa yalnızca dua mı?
Çocuklar su taşıyor,
ama su hafızayı temizlemiyor.
Kefenler beyaz değil artık,
çünkü beyaz vakit yok.
Zaman,
orada sürekli kan kaybediyor.
Biz ne yapıyoruz?
Koltukta biraz kıpırdanıyoruz.
“İnsanlık nereye gidiyor?” diye sorup
televizyonun sesini kısıyoruz.
Sonra
tatlı geliyor.
Oysa bu suskunluk
nötr değil.
Bu rahatlık
masum değil.
Bu görmezlik,
aktif bir iştir.
Bir gün bu çağ
kendi arşivini açacak.
Kim neyi gördü,
neyi bilip sustu,
neyi fon müziğine çevirdi
tek tek dökülecek.
Ve bir yer olacak orada,
başlığı sade, içeriği ağır:
“Burada insanlık
konforu seçti.”
O şehir hâlâ ayaktaysa,
bu mucize değil.
Bu bir direnç biçimi.
Bu,
ölümle pazarlık etmeyi reddetmek.
Bilinsin:
Hiçbir zulüm
sonsuz yayın yapamaz.
Bir gün ekran kararır,
ışık yanar.
Ve hakikat
bu kez kesintisiz konuşur.

Kanarya Banu Dağ





19 Ocak 2026 Pazartesi

Ben geldim anne / Aşk nefesi

Ben geldim anne

Anne ben geldim...
Bütün dar kuyularında Yusufların
Melul iç çekişlerinde hüsranların
Sonbaharlarında mevsimlerin
Ağlamaklı, dolu dolu bulutların
Yorularak her köşe başında
Kendime hazin rastlamalarım...
Ben geldim anne.

Sırtımda dünya denilen o dilsiz kambur,
Ruhumda yankılanan kırık bir aynanın sesiyle geldim.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken gençliğim,
Her adımda biraz daha kendinden eksilen,
Kendi gurbetinde yabancılaşan o çocukla geldim.
Gömleğim arkadan yırtık, kalbim bin yerinden;
Züleyha’nın vaatlerinden değil, dünyanın sahteliğinden kaçıp geldim.

Bakışlarımda donmuş bir zemherinin soğukluğu,
Ellerimde tutunamadığım rüzgârların yorgunluğu var.
Ben ki; gökyüzünü bir avuç toprağa değişenlerin arasında,
Maviye olan inancımı senin dualarında sakladım.
Şimdi her köşe başı bir uçurum, her yüz bir maske;
Kendi içimin labirentlerinde kaybolmuşken,
Senin merhametinin o ince sızısına tutunup geldim.

Biriktirdiğim sessizlikleri odanın duvarlarına as,
Yorgunluğumu seccadenin bir kenarına bırak.
Çünkü dışarısı; insanın insanı gurbet kıldığı bir yer.
Çünkü dışarısı; kalbi olanın nefes alamadığı bir mahşer.
Gözlerindeki o kadim şefkati sür yaralarıma,
Karanlık pusuları dağıtan o beyaz tülbendini sar ruhuma.

Yusuf kuyuda ölmedi ama ben her gün öldüm anne,
Kervanlar geçti üstümden, kimse beni satın almadı.
Bir senin sevdan paha biçilemezdi şu çürümüş çarşıda,
Şimdi bütün yollarım sana çıksın, bütün kapılarım sana kapansın.
Eksik kalan yanlarımı tamamla, dağılan parçalarımı topla;
Tükendim, bittim ve nihayet kendime rastladım...
Ben geldim anne.

Şerife Şahan ✍️


Aşk Nefesi

Sen,
mim’in rahminde gizlenen su,
nun’un karnında uyuyan sır,
elif’in omurgasında doğrulan sabır.

Ey bakışımı içerden yıkan ses,
adın anılınca
zamanın dizleri çözülür.

Dünyayı dinle…
Toprak nefes alsın,
taşlar zikre dursun,
gölge gölgesini tanısın.

Güneşe sus öğret,
yağmura edep,
aklıma aşk.

Kirpiklerini çek kalbimden,
gece titremesin artık.
Bir bakışın
yedi kapı kapatır içimde,
sekizincisi yokluk.

Ruhumu erit,
harf harf in derinime.
Kaf ile nûn arasında
bir âlem düşür önüme.
Oku fırlat,
savaş bitsin:
kanımda ben kalmasın,
canımda adım.

Her yerimden taşıyor aşk;
taşmıyor,
sızıyor.
İnci gibi diziliyor içimde
sessiz harfler.

Susamıyorum,
çünkü içtiğim şey su değil.
Okyanus korkuyor benden,
taşacak diye değil,
kendini unutacak diye.

Hava sen kokuyor;
rüzgâra mı verdin gülüşünü?
Estikçe bahar,
estikçe secde.

Ne yana dönsem
bir bayramın eşiği;
ayakkabılar kapıda,
kalpler içeride.

Gökyüzü iki göz ödünç almış,
bakıyor bana.
Çocuksun,
çünkü kirlenmemişsin.
Masumsun,
çünkü bilerek yakıyorsun.
En çok da aşk…
çünkü öldürmeden diriltiyorsun.

Zamanın kulağına eğildim,
“akma” dedim.
Ziller sustu,
saatler yetim kaldı.
Kuşlar uçtu,
ama varacak yerleri unuttu.

Diller kapandı,
eller kalplere konuştu.

Aşk toprağa inerken
ben doğdum.
Gözümü açtım,
ışık ağır geldi.
Bu yüzden kör oldum.

Aşk bu:
yaşarken yaşanmıyor.
Çok sevdim.
O yüzden
çok ölüyorum.
                                             Harf an’da
Şerife Şahan ✍️


18 Ocak 2026 Pazar

Uzaklarlarda tutsaklar

Uzaklar
Hep sustular
Konuşturulmadılar
İçlerine attılar
Attıkça yandılar
Buna nasıl dayandılar
Dayandı sananlar aldandılar
Uzaklar
Aslında hep yakındılar
Yakından da yakındılar
Bitti sananlar yanıldılar
Uzaklar
Aslında hiç susmadılar
İçlerinde yaşadılar
Bir sarılmaya susadılar
Hâl bilmezler anlamadılar



17 Ocak 2026 Cumartesi

Uzaklarda bir nefes

Biliyoruz
Biliyorduk
Bu dünyada kayıptık
Yok yere 
Cümleleri yorduk
Kelimeleri ağlattık
Biz hiç bir olmadık
Kokulu sarılamadık
Ne kavuştuk
Ne ayrıldık
Ne küstük
Ne barıştık
Biliyorduk
Uzaklarda bir nefes belki
Ufuklarda özleyen bir yüz... 




16 Ocak 2026 Cuma

Kuzman niyeti!


Size çok önemli, mihenk taşı olacak tarihi bir olayı kısaltarak nakledeceğim. 

Malumunuz Uhud savaşı esnasında  Ashabdan biri “Ya Resûlullah! Şu yiğidi görüyor musun ne kahramanca savaşıyor! O senin halanın oğlu Abdullah’tır” deyince, Hazreti Peygamber (sav), “İnşallah o cennetliktir” diye buyurur.

Sahabe meydanın diğer tarafına bakar. Bu defa başkası, “Ya Resulallah, şu da Hâris’in oğlu Kuzman’dır. Dokuz müşriki yere sermiş ve yaralı halde hâlâ çarpışıyor. Bu ne yiğitçe bir vuruşmadır ey Allah’ın Resulü” derler. Fakat Peygamberin mübarek yüzünün rengi değişir, kaşlarını çatarak “O cehennemliktir” diye cevap verir!..

Sahabe, Hazreti Peygamberin bu sözlerinin hikmetini anlamadıkları için bir hayli şaşırır. Savaşın sonunda, İbni Katade ağır yaralı haldeki Kuzman’ın yanına vardığında “Ey Kuzman, sana müjdeler olsun. Bu meydanda Allah ve Resulü uğrunda kılıç sallayıp vuruştun, ne mutlu sana, eğer ölürsen inşallah cennetlik olacaksın” sözleriyle onu müjdeler.

Fakat Kuzman, o vakte kadar kalbinde sakladığı niyetini şu sözlerle açığa çıkarır: “Ey İbn-i Katâde, beni buraya getiren ne Allah’ın dini ne de Muhammed’in (sav) şerefiydi; Ben buraya sadece Medine’nin hurmalıklarını savunup korumak için gelmiştim” der. Bir de savaşa gitmiyor diye kadınlar Kuzman'a;"Senin bizden farkın ne?" demeleri gururuna dokunmuştu. 

Nihayet o çok ağır yaralı durumda çektiği acılara dayanamayan Kuzman bir ok alıp kendi kalbine saplayarak intihar eder! 

Allah’ın, açığa vurulanı da sinelerde gizleneni/niyetleri de bildiği ayetlerde beyân edilir. (Neml/74, Al-i İmrân/29, Kasas/69, Mülk/13-14 )

"Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz; fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar." hadisini de hatırladıktan sonra...(Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9) 

 Medine'yi/ülkesini kurtarmak için savaşa gelen Kuzman'ların ortak özelliği,şu şekilde özetlenebilir:
"Savaşırım, lider, son padişah olurum. Savaş kazanılınca, idareyi ele geçirip ülke rejimini, yasaları dilediğim gibi değiştirir, Peygambere uyumlu yasaları dönüştürürüm. 
Öyle bir eğitim sistemi temellendiririm ki, benden sonra yüz yıllar da geçse bana ve getirdiğime itaat aynen ben hayattaymışım gibi devam eder! Onların Kuzman'ı, kahramanları olduğum için, beni ve yapıp ettiklerimi sorgulayanlar azınlıkta kalır ve birbirleriyle fikri çatışma içinde yaşarlar! Öyle hale gelirler ki, Peygamberlerinden önce benim getirdiklerimi dikkate alırlar! Beyinlerini çok iyi yıkadığım için, kutsallarına hakaretlerimi bile görecek halleri kalmaz". 

Kıyamete kadar dünya, Abdullah'lar ile Kuzman'ları görecektir. Bir yerde Firavunlar, diğer hak safında Hz. Musa'lar (as) olacaktır. Bunların arasında da Firavun düzeni için çalışan Müslüman kılığındaki kripto münafık Übey b. Selül'ler... 


15 Ocak 2026 Perşembe

Yangın

Sonra düz yollar bile yokuş oldu
Sabahlar, göz açıp kapa akşam... 
Yumuşacık sesinin kokusu ruhumda, 
Yokluğun yüreğimde yangın oldu... 



14 Ocak 2026 Çarşamba

Hâyâl

Révi / Hâyâl

Varlığını kabul ettiğim bir resimsin sadece,
İçimin duvarlarında asılı...
Sesinin ahengi vurmuş renklerine.
Öylece resmetmişim seni öylece...
Özlem denizinde yüzüyorum.
Ama sevgilim;
- Ama ben yüzme bilmiyorum.
Tutuyor kollarımı rüzgar 
Boğuyor çığlıklarımı martılar...
Gözlerimde endişeden bir sahil,
Vuruyorum, vuruyorum defalarca
Tut diyorum!
-Tut ellerimden
Duy diyorum!
- Duy yüreğimin sesinden
Bir parça, tek bir resim asılı
İçimin duvarlarındasın sen...
Hani sallansam düşer misin diye 
Gecelerce duruyorum...
Öylece varlığın bana çarpsın diye,
Günlerce bekliyorum,
Zaman seni benimle çırpsın diye.
Özlemek, özledim diyorum.
Yüksek sesle susuyorum bunu,
İçimden içine defalarca iletiyorum.
Duy diye!
Duysun diye tüm alem.
Gözyaşımda büyütüyorum...

Süeda



13 Ocak 2026 Salı

Gönlüm ah gönlüm

Gönlümün seherine bir şiir değil, bir ateş düştü... 
İçim kendimin kuraklığına bir daha küstü... 
Gönlümün seherinden bir yusufçuk havalandı, 
Bizde dünyalık dert sandıkları hep maveradandı aşksızlıktandı... 
Gönlüm Yusuf' yüzlü, Mustafa sözlü sevdalarda arlandı... (as) 
Gönlüme derman yine kendi derdi dermandı...

(*) Yusufçuk kuşu, kardeşin kardeşe yaptığı haksızlığı gören kumrunun acısı hiç dinmemiş ve o günden beri hep “Yusuf'u tutun, Yusuf'u tutun” diye ötmeye devam etmiş. Bu nedenle de bu haksızlığa ötüşüyle isyan eden bu kuşun ismi Urfa yörelerinde "Yusuf'u tutan" olarak bilinirmiş.



Sonunda razı oluyorsun

Haberlerden haberdar olmanın insanı berhudar eylemediği zamanlardı ve biz yaralarımızı acıya bandırılmış müziklerle sarıp, sarmalamayı bir yaşam biçimine döngü kılmıştık...Elbette üzerine sos kabilinden şiirler dökmesek ayıp olurdu... 

Belki de değil, kesinlikle, 
bilerek/ bilmeyerek, kendi psikolojik/melankolik hastalığımızı kendimiz üretmiş ve bundan da şikâyetçi olmak yerine, bilakis memnun ya da razı ruhlardık. 

Kelimelerin arasında, kıyısında aradığımız bir şey vardı ve dokunmak kadar yakın, görmek kadar uzaktı... 



12 Ocak 2026 Pazartesi

Duygusal/mantıksal zeka meselesi

"bana bunu diyecek kadinla evlenirdim" ile ilgili bu videoya göz atın https://share.google/fdr6PeuiVQVNcgLxg

"Bir belagat, özne koy, yüklem koy. Sen formel bir adamlasın."

Çok doğru şeyler söylemiş. İlk dakikada son söyleyeceğini ifade etmiş sevgili profesörümüz. 
Kısaca erkeği korkutma, panikletme, karakterini tanıyorsun demiş. Gönderen okuruma çok teşekkür ediyorum. 

Konuyla ilgili gelirse, buraya eklerim. 


11 Ocak 2026 Pazar

Şeb-i yelda

Ömrümün en zor 
En uzun gecesiydi 
Giden ama hiç geçmeyen
Hep içimde büyüyen kederi
İkibinyirmibeşi... 




Bir kaç konu

Nasıl bir şiirdi, 
Şiire ilham olan..
Düş mü gerçek mi, 
Hâyâlin resmini 
Rüya da buluşturan? 
Ey sonsuzluğun güneşi
Ruhumu ısıtan... 
Olmaz ki 
Olmasın yakınlığa uzağın 
Bir ben var 
Benden huzura dokunan.

Bitter
-Mevlâna esintisi var bu şiirde. Çok güzel... İyi ki gönderdiniz, teşekkürler... 
"Kanalınızdaki bütün Murat Mesut şarkılarını indirmeye devam, süpersiniz."
- Est. Teşekkür ediyorum. Bir yerde yavaşlayıp durmam lazım artık. Ama o yer nerede henüz onu bulamadım:)

*

"Gerçekten bu yıl ufukta evlilik yok mu? Yardımcı olabilirdim 😍"
- Buradan baktığımda ben göremiyorum da istemiyorum da... O konuyu niçin paylaştığımı yazmıştım... Tabii kaderin sahibi ne takdir eder, bilinmez. Çok şakacısınız, teşekkürler:) 

*

"En çok 'Göğsünde uyut beni' ve 'Hadi ben kaçtım' favorim..Keşke rap fazla olsa.."

- Bir kaç favori şarkılsrımda ilk 5te Göğsünde uyut beni, var bende de... Tarzım slow seviyorum, rap ve 4 yabancı çeşit olsun diye vardı...İlginize teşekkür ediyorum. 

*

“Başkasından nefret eden bir insan
hiçbir zaman yalnız değildir. 
Nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır.“
Cesare Pavese

- Böylelikle kişi kendi kalbini üzmüş olur. O kişi nefret edilmeye bile layık olmayacak seviyeye indirilmeli.  Unutuş ve susuş... Ne muazzam bir cezadır muhataba... 

*

"Güzelliğini güzellerin yüzünde gösterdin. Ve aşıkların gözünden kendi güzelliğini seyrettin." 
Ruşeni Ömer Dede


10 Ocak 2026 Cumartesi

İnsanca yaşamak

Gökkuşağı kadar 
Bir lahza da olsa
Gösterirdi yüzünü sevinçler... 
Giden yılla birlikte, 
Onlar da çekip gittiler... 


Aşağıdaki link, eski blog arkadaşım sevgili Bilâl, namı diğer Karamsar Korkuluk'a ait. (Blog ismi, İnsanca Yaşamak olmuş.) 
Kanalını/bloğunu öneririm. 
👇


9 Ocak 2026 Cuma

Bir şiir yaz

Bir şiir yaz; içimiz ısınsın
Çocukluğum yollara düşsün
Bahçede sardunyalar
Kuş seslerini de sakın unutma... 

Bir şiir yaz; annem koltukta otursun
Yumuşacık ellerine eğilsin dudaklarım... 
Hiç gitmemiş, hep bizimleymiş gibi
Aynı sıcak şefkatiyle yüzüme baksın

Bir şiir yaz; özlediğim kim varsa, 
Bahçenin bir köşesinden çıkıversinler
Ruhları hanımeli yasemin kokulu
Sanırsın bir cennet sabahı... 



8 Ocak 2026 Perşembe

7 Ocak 2026 Çarşamba

Gölgenle dans

Daha önce hayalinle kavga ediyorduk, şimdi gölgenle dans... 



O kadar eminler ki

Bazı insanlar yaşadıkları her olayda nefislerinin kefili olarak kendilerinden, fikirlerinden, davalarından haklı olduklarından o kadar emindirler ki; zerrenin dahi hesabının sorulacağı esas mahkemede haksız çıkabileceklerine zerre ihtimal vermezler! 

Bu ölçüyü her şeye vurabilirsiniz... 
Ateistinden, deistine... 
Mezhepsizinden, kemalistine... 

Şahsi çıkarı için, yaşadığımız hayatın mahkemelerindeki davacı oluşlarına kadar aklınıza ne gelirse... 
Burada davacı olanların hiç mi akıllarına gelmez İlahi Mahkemede Hakimler Hakiminin huzurunda kendileri davalı konumunda kaybedebilecekleri ihtimali..! 

Dünya hayatı çok çabuk biter! 
Kimseye zulm etmeden, kul hakkı yemeden gitmeli!.. 



6 Ocak 2026 Salı

Hasbihal ve

"Yılın son günlerinde insanlar yeni yıl için yeni kararlar alırlar.Tabii çoğu hatta hiç biri uygulanmaz ve unutulur gider... " demiştim 31 Aralık 2025 tarihli yazımda. 

O, haftada en az 3 gün uzun yürüme kararımın arasındaki dosyalar arasında kaybolmuş. Ben unuttum ama okur soruyor, düğün davetiyesini ne zaman göreceğiz diye... 

Ah! Olabilirdi de haydut devletin kibirli başının Venezuela'ya çökmesi moralimi bozdu. Bu yıl o iş olmaz artıken...

Yahu o yazı zaten özel bir sebepten ötürü yazılmıştı. 
Yalnız ve özgür... 
Bu düzenimi niye yok yere bozayım. 

Bu konuyu tamamladığımıza göre sizi güzel bir şiir ve şahane bir İstanbul görseliyle başbaşa bırakabilirim. Filiz hanım fotoğrafçılıkta usta oldunuz... 

"Gökyüzü bu kadar mavi miydi?
Neden mis kokuyor sabahlar
Altından elmalar gümüşten bardaklar,
Uyumak bu kadar sıcak mıydı?
Neden sarmalıyor rüyalar?
Niye yoktu tüm bunlar?
Seni tanımadan önce...
Korkusuzluk kolay mıydı böyle?
Açlık ve hiçlik arkadaş
Niye tokuz sürekli ilgiye
Gökyüzü bu kadar huzur muydu?
Ve rüyalar bu kadar güzel
Ellerin ve gözlerin bu kadar benim miydi?
Olasılıklar içinde ismin bana denk gelir miydi?
Seni tanımadan önce...
Demiş ya şair;
'Mevsimleri hep kaçırdım.
Çiçek açan yaprak döken
Resim yapmayı sevdim,
Denizin mavisinin,yaprağın yeşilinin her mevsim değiştiğini
Bilemedim.
Seni tanımadan önce'...
İşte öyle bir şey seni sevmek,
İşte öylece..."

Süeda

5 Ocak 2026 Pazartesi

Ruhumun dizleri çözülüyor

Eskimiş ve belki de zorla eskitilmiş bir masalı, 
kendime tekrar tekrar dinletiyorum; usanç beklerken, 
her defasında o aynı sönümlenmeyen çocuk masumluğundaki duygusallık yok mu...
Ruhumun dizleri çözülüyor... 






Yalancı ayna

Usancıma yalancı bir ayna arıyorum... 
Beni utandırmayan, 
güzel yalanlarla mutlu edebilecek parlak bir ayna... 


4 Ocak 2026 Pazar

Sesler azalıyor

Dışımda sesler azalıyor, 
Bilinmez bir seslenişe doğru sessizce akıyorum... 
Hüzünlü bir akış bu, çok hüzünlü...
Durdurulamaz, kaçınılamaz... 

3 Ocak 2026 Cumartesi

Bir yudum şey!

Annemden sonra ki, hâlâ sonrasında mıyım belli değil! 
Hadi biz öyle söyleyelim, sizin de fark ettiğiniz gibi sözlerimi şarkı yapar oldum. (Seri üretim!) 
Bu benim için zevkli bir iş mi peki? Hayır! Sadece beni oyalıyor...
Bilakis daha çok üzülüyorum. 
Doldur, boşalt! 
Yaz dinle, dinle inle! 
Bir acıdan başka bir acıya kaçmış oluyorum aslında...
Meselim meclisten dışarı; uyuşturucu gibi bir şey..!
Ben ona daha nahif bir şekilde bir yudum teselli diyorum. 
Belki de bir yudum uyuşturucu, bilmiyorum!.. 


2 Ocak 2026 Cuma

Kardelen

Kardelenler bile yılda bir, 
Bir kaç ay da olsa görünüp, 
Dünyaya yüzlerini gösterirlerken,
Sen, gülümsemelerini
Onca yıl kime sakladın? 
Çık artık gün yüzüne, 
Acele et! 
"Tükenmeden nakdi ömrün"
Güneşle tanış, 
Güneş de görsün gün yüzünü, 
Gün yüzünde aşkın rengini... 



Kısa kısa

✔️ Bu miladi yılın son gecesi de geleneğim değişmedi. Saat 23: 00 gibi yatağa... Ne havaya giden paralardan (siz fişek deyin) ne de bu soğukta meydanlarda saatlerce bekleşenlerden habersiz, masum bir çocuk gibi uyudum... (Yeni yıla gece 00:00'da giren yazım mı, planlı olduğu için kurma saat gibi vakti gelince kendi otomatik yayına giriyor.) 

Saat 02:00 gibi uyanıp, adetim üzere gökyüzüne baktım, yine dünkü gibiydi. Dünyanın etrafını uydularla kirletenler, henüz gökyüzünü kirletemiyorlar, hiç değilse geceleri... Ay ile berrak bir şekilde selamlaştık. Ecele biraz daha yaklaşmanın habercisi 2026'ya yüz vermeden rutinimize döndük... 

✔️ Geçen bir konuya dahil olmuştum. Kadın 50'sinde ama hâlâ menapoza girmemiş. Evlenip çocuk sahibi olmak istiyormuş! Şuna torun sahibi olmak desene. Nasıl mı? Kısaca izah edeyim. 

O yaşlarda çocukları olan ebeveynleri, çocukları okulun bahçesine yanaştırmıyordu..! 
Arkadaşları alay etmişler, ninen ile deden geldi, oğlum annen baban niye gelmiyor, bu zavallı yaşlı insanları yoruyorsun, diye. Çocuk o gün bugündür neredeyse lanet okuyormuş evde! 

Eğer anne babası erken yaşlarda vefat ederlerse çocuk akrabalarına muhtaç, geç vefat ederlerse, bakıma muhtaç, belki biraz bunamış ebeveynlerinin kederi ile üniversiteye hazırlanacak! Yani neresinden bakarsanız bakın herkes gibi normal bir hayata başlayamamış olacak. 

Çocuk sevgisi bu değil! Bunun adı egoizm, bencillik... Sen, kendi çocuk isteğin anneliğini tatmin için...oysa ileriki yıllarda o yavruyu bu hayatta yapayalnız bırakıp öleceksin. Buna hakkın var mı? 
Her şey yerinde ve zamanında güzel. 

✔️ Yeni yıl dileklerinize teşekkür ediyorum. Yeni yıl kararıma sevinen dostlar olduğu gibi, vazgeçeceğimi düşünenler de var, ilk delilleri de o yazıda kullandığım sulu gözlü kedi resmi:) 

✔️ Yok görücü usulü kız görmeye 🤭 başka şehirlere gidemem, yollar ömür törpüsü. Bir kere gitmeyeceksin ki, defalarca ve kalan ömürde. Yok hiç çekemem. Aynı şehirde olmalı. Hatta yürüme mesafesinde dermişim 😅 Çok espirik başladım yeni miladi yıla.. Çarşı az karıştı ama bana da yazık değil mi, böyle ev hapsinde nereye kadar..? 
- Hayıır! Hazırda biri yok, bırakın artık senaryo yazmayı... 

✔️ Ve tavsiye: Bir şey bitti demişseniz, bitmiş gibi tavır alın! Sürünceme ilişkiler süründürür! 




1 Ocak 2026 Perşembe

Hiç bitmez gibiydi


Hiç bitmez
Hiç gitmez gibiydi
Gidilmez oldu

Hiç susmaz 
Hep konuşuruz gibiydik
Diller lâl oldu

Hiç kimse bilmedi
Hep gibiydi
Hiçlik bize yar oldu

Hiç bitmez
Hiç gitmez gibiydi
Gidilmez oldu

Hiç bitmez gibiydi
Hiç bitmez gibiydi... 

*

"Aşkımız bitmiş olabilir
ama unutma, 
ayrılığımız devam ediyor sevgilim"
S.Kömürcü