Ben geldim anne
Anne ben geldim...
Bütün dar kuyularında Yusufların
Melul iç çekişlerinde hüsranların
Sonbaharlarında mevsimlerin
Ağlamaklı, dolu dolu bulutların
Yorularak her köşe başında
Kendime hazin rastlamalarım...
Ben geldim anne.
Sırtımda dünya denilen o dilsiz kambur,
Ruhumda yankılanan kırık bir aynanın sesiyle geldim.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken gençliğim,
Her adımda biraz daha kendinden eksilen,
Kendi gurbetinde yabancılaşan o çocukla geldim.
Gömleğim arkadan yırtık, kalbim bin yerinden;
Züleyha’nın vaatlerinden değil, dünyanın sahteliğinden kaçıp geldim.
Bakışlarımda donmuş bir zemherinin soğukluğu,
Ellerimde tutunamadığım rüzgârların yorgunluğu var.
Ben ki; gökyüzünü bir avuç toprağa değişenlerin arasında,
Maviye olan inancımı senin dualarında sakladım.
Şimdi her köşe başı bir uçurum, her yüz bir maske;
Kendi içimin labirentlerinde kaybolmuşken,
Senin merhametinin o ince sızısına tutunup geldim.
Biriktirdiğim sessizlikleri odanın duvarlarına as,
Yorgunluğumu seccadenin bir kenarına bırak.
Çünkü dışarısı; insanın insanı gurbet kıldığı bir yer.
Çünkü dışarısı; kalbi olanın nefes alamadığı bir mahşer.
Gözlerindeki o kadim şefkati sür yaralarıma,
Karanlık pusuları dağıtan o beyaz tülbendini sar ruhuma.
Yusuf kuyuda ölmedi ama ben her gün öldüm anne,
Kervanlar geçti üstümden, kimse beni satın almadı.
Bir senin sevdan paha biçilemezdi şu çürümüş çarşıda,
Şimdi bütün yollarım sana çıksın, bütün kapılarım sana kapansın.
Eksik kalan yanlarımı tamamla, dağılan parçalarımı topla;
Tükendim, bittim ve nihayet kendime rastladım...
Ben geldim anne.
Şerife Şahan ✍️
Sen,
mim’in rahminde gizlenen su,
nun’un karnında uyuyan sır,
elif’in omurgasında doğrulan sabır.
Ey bakışımı içerden yıkan ses,
adın anılınca
zamanın dizleri çözülür.
Dünyayı dinle…
Toprak nefes alsın,
taşlar zikre dursun,
gölge gölgesini tanısın.
Güneşe sus öğret,
yağmura edep,
aklıma aşk.
Kirpiklerini çek kalbimden,
gece titremesin artık.
Bir bakışın
yedi kapı kapatır içimde,
sekizincisi yokluk.
Ruhumu erit,
harf harf in derinime.
Kaf ile nûn arasında
bir âlem düşür önüme.
Oku fırlat,
savaş bitsin:
kanımda ben kalmasın,
canımda adım.
Her yerimden taşıyor aşk;
taşmıyor,
sızıyor.
İnci gibi diziliyor içimde
sessiz harfler.
Susamıyorum,
çünkü içtiğim şey su değil.
Okyanus korkuyor benden,
taşacak diye değil,
kendini unutacak diye.
Hava sen kokuyor;
rüzgâra mı verdin gülüşünü?
Estikçe bahar,
estikçe secde.
Ne yana dönsem
bir bayramın eşiği;
ayakkabılar kapıda,
kalpler içeride.
Gökyüzü iki göz ödünç almış,
bakıyor bana.
Çocuksun,
çünkü kirlenmemişsin.
Masumsun,
çünkü bilerek yakıyorsun.
En çok da aşk…
çünkü öldürmeden diriltiyorsun.
Zamanın kulağına eğildim,
“akma” dedim.
Ziller sustu,
saatler yetim kaldı.
Kuşlar uçtu,
ama varacak yerleri unuttu.
Diller kapandı,
eller kalplere konuştu.
Aşk toprağa inerken
ben doğdum.
Gözümü açtım,
ışık ağır geldi.
Bu yüzden kör oldum.
Aşk bu:
yaşarken yaşanmıyor.
Çok sevdim.
O yüzden
çok ölüyorum.
Harf an’da
Şerife Şahan ✍️